Eki
24
2024
--

“Şiirin projelendirilecek türden endüstriyel bir varoluşu yoktur.” (Zafer Yalçınpınar, 2014)

(…) Zafer YALÇINPINAR: Şiirin projelendirilecek “pro-eject” türden ‘endüstriyel’ bir varoluşu yok. Bir ideolojiyi, büyük bir mücadeleyi çevreleyen şairler, şiirler için hiçbir zaman da olmamış zaten… Bu şairlerde -kendileri farkında olmasalar da -ve bu ifadeyi ben pek sevmesem de- iktidar ve gaddarlık karşıtlığı ekseninde tarihsel bir ‘konsept’ oluşuyor. Örneğin, Nâzım Hikmet’in “Kurtuluş Savaşı Destanı” veya “Memleketimden İnsan Manzaraları” bir kitap bütünlüğü olmaksızın yayımlansalardı, okuyucu ve kuşaklar üzerinde böylesi süreğen bir etki bırakamazlardı. İşin kökünde dilsel ve çok önemli bir faktör daha var: Şiir, bir üst-dil -aşkın dil- türüdür. Bunun nedeni de düzyazı gibi bütünüyle “t” ânında ‘semantik’ bir duruşu olmamasıdır. İmge yoğunluğu ya da imgesel alan derinliği düzyazıdan fazladır şiirin… Yani sadece “t” ânındaki “t anlamları”na yaslanmaz. Gerçekte, ‘geleceğin dili’ olarak kendini ve yaşamı yeniler. Ya da şöyle diyelim; “t” ânında “t’nin artı eksi x anlamlarının tümüne” yaslanır. Bu nedenle, bugünden o dilin kimyasını, bir şiir kitabının kimyasını okuyucunun ‘konsept’ olarak kafasında oluşturması “t” ânında, eşanlı olarak, pek mümkün değil. Bu söylediğim açının da en güzel örneği Ece Ayhan ve kitaplarıdır: “Kınar Hanım’ın Denizleri” ve “Bakışsız Bir Kedi Kara”. Bir 30 sene kadar Ece Ayhan’ın iktidar ve gaddarlık karşıtlığı üzerine kurduğu imgesel alan derinliklerini okuyucu da eleştirmen de editör de anlamamış. Ece Ayhan poetikası “t+30” ânında kendini göstermiş. Şimdilerde Ece’nin ‘konsept’i anlaşıldı ve konuşma dilinde -hatta siyasette bile- yerini aldı. Aslında tüm İkinci Yeni şiirinde bu üssel başarı vardır. Bununla birlikte, söylediklerimi hem doğrulayan hem de geçersiz kılan bir İkinci Yeni şairi var: İlhan Berk. Bazı kitapları gerçekten de “kitap projesi” bütünlüğü taşımıyor. Yani aslında bir kitap projeksiyonu yok o bazı şiirlerin… Ama bazı kitaplarında da tam tersidir: “Mısırkalyoniğne”, “Pera”, “Galata”, “Kül”, “İstanbul”… Bir de sanırım, insanlık üzerinde müthiş bir endüstriyel etki, pragmatik baskı var. Yani biliyorsun, bir tür mühendislik ve matematik baskısı. Bu baskıyla ve strateji hastalığıyla insanlar konuları, olayları, tarihi, diğer insanları, kısacası her şeyi unsurlarına ayırmaya ya da birleştirip ele almaya çalışıyorlar. Bir lego oyuncağı gibi, sök tak, uydu uymadı, oldu olmadı vs… Şiir böyle bir şey değil, olmamalı. Buradaki fabrikasyon tehlike görülmeli. (…) Şiirin ve şairin varoluş ya da yok oluş tanımları -veya tüm bu meselelerin tanımlanamazlığı, tanım tutmayışı- en az iki bin yıldır süren ve felsefi boyutta tartışılan ontolojik bir konu… Dilsel, tarihsel, toplumsal olarak çok büyük, çok önemli bir kapsamı, etkisi var. Ama bugünün, yakın tarihimizin şairleri -ideolojik mücadele verenlerden bazılarını özellikle sözlerimin dışında tutarak ifade ederim ki- konuyu iktisadi bir varoluş biçimi haline getirdiler. Yani, kitapları çok okununca, çok satınca, tanıtım dergilerinde, televizyon programlarında, köşe yazarlarının ağzında çeşitli atıflarla boy gösterince şairliklerinin, şiirlerinin hem toplumsal hem de edebi olarak “tescillendiğini” sanıyorlar. Yani bu zevatlar, betiklerine bir iktisadi tanınırlık yüklediklerinde, edebi anlamda bir tescile, başarıya kavuştuklarını düşünüyorlar. Aynı pragmatik iktisadi tavrı, yazar örgütleri ve yayıncı birlikleri de yükleniyor. Yazar örgütü, kendisine üye olan yazar sayısını arttırdıkça varoluşunu anlamlandırdığını, üye yazarlarını ve şairlerini de edebi olarak tescillediğini sanıyor. Yayıncı birlikleri de -üyelik anlamında- yayın sayısını, yayınevi sayısını ve yayınevlerinin kârlarını arttırdıkça, edebiyatın gelişiminde aynı oranda bir katkı oluşacağını düşünüyorlar filan… 19. yüzyıldan beri bir “iktisadi çerçeve” oluşturmaya çalışıyorlar edebiyat ve şiir için… Bu çerçeveyi, aslında, devlet düzeneği de istiyor: Modellenebilir, kontrol edilebilir, denetlenebilir, ödüllendirilebilir ve tabiî ki cezalandırılabilir bir “edebiyat çerçevesi” istiyorlar… Dilin, kültürün, edebiyatın ve tahayyül gücünün sınırlarını belirlemek istiyorlar. Ece Ayhan’ın hayatından biliyorum, sıkı şiirin ve sahici edebiyatın bu topraklarda, bir iktisadı ya da maliyesi yoktur. Mülkiyesi de yoktur! İktisadi kapsamda çok açık söylüyorum ki devletle bir işi de yoktur, olamaz da. Çünkü -dilbilimsel açıdan bakıldığında- yazılı kültürün okuyucusu veya sözlü kültürün dinleyicisi, bir meta tüketicisi türü değildir. Yaşamın tözünü kavramaya ve bu tözün gelecek salınımlarını tahayyül etmeye çalışan insanlardır sadece… Sahici insanlık diyelim buna: İktidarı ve gaddarlığı yok eden bir dilin nasıl örüldüğünü anlamaya, görmeye, zihninde resimlemeye, imlemeye çalışan sahici bir insanlık… Geleceğin dilini, yaşamın tözünü ve hakikati zihninde yerlemlemeye çalışan bir insanlıktır bu…” (…)

Zafer YALÇINPINAR
Kasım 2014


Hamiş: Yukarıdaki metin 13 Kasım 2014 tarihinde, 
Eren İnan Canpolat ile Zafer Yalçınpınar‘ın gerçekleştirdiği
konuşmadan bir alıntıdır. Konuşmanın tam metnini okumak için https://zaferyalcinpinar.com/dilinkemigiyoktur.pdf adresini
ziyaret edebilirsiniz.

Eki
20
2024
--

YANKI ODASI // 12. Bölüm // 20 Ekim 2024 // Zafer Yalçınpınar // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası’nın 12. Bölümü, 20 Ekim 2024

Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’nı takip ediniz ve abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Eki
11
2024
--

AÇIK RADYO susturulamaz!

Açık Radyo’nun karasal yayın lisansı RTÜK tarafından resmi olarak iptal edildi.

“Türkiye’de ve belki de dünyada en geniş çapta ses ve ifade biçimlerine muazzam bir alan açmış radyomuz tamamiyle bürokratik ve teknik bir gerekçeyle ifade özgürlüğünden mahrum bırakılıyor. Oysa milyonlarca dinleyicisinin kolaylıkla şahitlik edebileceği gibi Açık Radyo bunca yıldır yaratmış olduğu toplumsal etki sayesinde susturulamaz. (…) Bundan tam bir ay sonra 30. yayın yılına girecek olan Açık Radyo, bugüne dek layık görüldüğü sayısız ödülün de gösterdiği gibi çevre ve iklim mücadelesinden halk sağlığına, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çok-kültürlülüğe pek çok alanda sivil sesler için megafon işlevi görmüş; sadece radyo frekanslarıyla da sınırlı kalmayıp tasarımdan edebiyat ve sosyal bilimlere, sahne sanatlarından plastik sanatlara uzanmış bağımsız bir mecra olarak bundan sonra da görevini sürdürecektir” Duyurunun tam metni şurada: https://acikradyo.com.tr/duyuru/kamuoyuna-duyuru-acik-radyonun-karasal-yayini-kapatiliyor

Eki
06
2024
--

Sergi: RAKUN (12 Ekim-10 Kasım 2024 // Kadıköy Karikatür Evi)

Genç yaşta kaybettiğimiz sanatçı Rakun’un (Burak Metin Yurdakul’un) arkadaşları, sanatçının eserlerini koruma, arşivleme ve geleceğe aktarma konusunda büyük bir özveriyle çalışmalarına devam ediyorlar. Rakun’un eserleri 12 Ekim – 10 Kasım 2024 tarihleri arasında Kadıköy Karikatür Evi‘nin sergi salonunda…

(Ayrıca bkz: https://instagram.com/rakunart)


Rakun’un EVV3L kapsamında yer alan bazı eserlerine
https://evvel.org/?s=Rakun adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan sokak sanatı başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
30
2024
--

Fenerbahçe bir kupa daha kaybetti!


37. Erkekler Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda Anadolu Efes ile karşılaşan Fenerbahçe Beko Erkek Basketbol Takımımız, mücadeleden 82-83 mağlup ayrıldı :https://www.fenerbahce.org/haberler/basketbol-erkek/2024/9/fenerbahce-beko-82-83-anadolu-efes


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
28
2024
--

28 Eylül 2024: Gerçek FENERBAHÇE sokakta; #ALİKOÇİSTİFA (Yoğurtçu Parkı, KADIKÖY)

Galatasaray derbisi sonrası çağrı yapan Fenerbahçe taraftarları, Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda Ali Koç’un istifasını talep ettikleri yüksek katılımlı bir protesto düzenledi. Protestoda Ali Koç ve Acun Ilıcalı’nın fotoğraflarının olduğu “Size muhtaç değiliz” afişleri, stadyum çevresindeki duvarlara yapıştırıldı.

Fenerbahçeli taraftarlar, Başkan Ali Koç ve yönetimi için istifa yürüyüşü düzenledi. Yoğurtçu Parkı’nda buluşan Fenerbahçeli taraftarlar, ‘Ali Koç istifa, Yönetim istifa’ sloganları ile yürüyüş gerçekleştirdiler. Yürüyüşün tüm videoları şurada: https://www.odatv.com/spor/fenerbahceliler-sokakta-ali-koc-istifa-yuruyusu-120065465



Yürüyüş için toplanan Fenerbahçeliler, stada yürümek istedi. Bu yürüyüşe polis izin vermedi. Protestoya katılan taraftarlardan Aras Yazıcı, “Bu aslında sadece Ali Koç’a değil yaşadığımız son 10 seneye, son 6 seneye karşı bir ayaklanma. Çünkü Fenerbahçe taraftarı uzun süredir bekledi, Fenerbahçe taraftarı uzun süredir sabretti ama artık yeter. Ali Koç’la bu iş yürümeyecek belli oldu.” dedi. (Haberin tam metni için: https://www.gercekgundem.com/guncel/fenerbahceliler-sokakta-ali-kocun-istifasini-istediler-acun-ilicali-detayi-dikkat-cekti-487654)



Ayrıca Bkz
1/ https://www.cumhuriyet.com.tr/spor/yuruyus-gerceklestirildi
-fenerbahcede-ali-koca-istifa-tepkisi-2252405
2/ https://www.facebook.com/share/v/od2t76MQqJDreaFi/?mibextid=jmPrMh
3/ https://tele1.com.tr/fenerbahce-taraftarindan-ali-koc-istifa-eylemi-1148581/amp/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe ilgilerine https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
24
2024
--

Albüm: DAĞLARCA (Banu Kanıbelli)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
12
2024
--

ÜZÜNTÜLÜ BİLGİLENDİRME: Arşivimizde yer alan bazı İLHAN BERK söyleşilerini yayından kaldırmak zorunda kaldık… (12 Eylül 2024)

Okuyucularımıza ve takipçilerimize üzüntüyle duyururuz:

11 Eylül 2024, saat 17:00’da, Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık Tic. ve San. A.Ş.’nin (YKY’nın) yasal temsilcisi olan Ünal–Kıraner–Aydemir (UKA) Avukatlık Ortaklığı’nın tarafımıza gönderdiği e-postada ‘Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ gerekçe gösterilerek, sitelerimizde arşiv çalışması olarak yayımlanan bazı İlhan Berk söyleşilerinin sitelerimizden kaldırılması talep/ihtar edilmiştir. İşbu talep/ihtar kapsamında 12 Eylül 2024 saat 02:00’da yayından kaldırılan İlhan Berk söyleşilerinin listesi ve yayından kaldırılan linkler aşağıdadır.


YAYINDAN KALDIRILAN İLHAN BERK SÖYLEŞİLERİ
VE BAĞLANTI ADRESLERİ
(Son Güncelleme: 12/9/2024, 12:01)

1) NTVMSNBC.COM İlhan Berk Söyleşisi (2006)
https://evvel.org/sairlerin-hayati-hep-boyledir-kim-okur-kim-sever-bilmezsiniz-ilhan-berk-2006

2) Yaratım Dergisi, No:6, Mayıs-Haziran-Temmuz 2004, s.2-7
https://evvel.org/soylesi-ya-sizin-sozunu-ettiginiz-umut-mu-onu-da-umutsuzluk-sevgili-umutsuzluk-buyutecek-ilhan-berk-2004

3) Hürriyet Gazetesi Kitap Eki, 25 Ekim 2002, ss. 28-29
https://evvel.org/soylesi-dunyada-benden-gizli-bir-siir-yazilamaz-ilhan-berk-2002

4) Cumhuriyet Gazetesi, 14 Mart 2004
https://evvel.org/soylesi-sairler-sozcuklerin-golgeleriyle-yazarlar-ilhan-berk-2004

5) E Dergisi, Kasım 2002, Sayı: 44, ss. 29-31
https://upas.evvel.org/?p=2794

6) E Dergisi, Kasım 2001, Sayı: 32, ss. 10-16
https://evvel.org/herkes-kendini-sair-sanir-turkiyede-ilhan-berk-2002

7) Gösteri Dergisi, Ekim 1992, Sayı: 143, ss. 14-16
https://evvel.org/wp-content/uploads/2023/12/ilhan-berk-siirinyeri-1.jpg

8) Sesimiz Dergisi, Ekim 1979, Sayı: 123
https://zaferyalcinpinar.com/ilhanberk1979.jpg

9) Meydan Dergisi, Mart 1965, Sayı:8, ss.15-16
https://zaferyalcinpinar.com/ilhanberkmeydan.jpg

10) Kitap-Lık Dergisi, Mart-Nisan 1995, Sayı: 14
https://zaferyalcinpinar.com/iberkmustafairgat.jpg


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan İlhan Berk arşiv çalışmalarımıza https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
07
2024
--

Yeditepe Dergisi’nin Kurucusu Hüsamettin Bozok’tan İlhan Berk’e Mektup (1960)

YENİYAZI’ Kültür ve Edebiyat Dergisi, Sayı:11, Güz 2011, s. 43
(Mektubu büyüterek okumak için görselin üzerine tıklayınız…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşiv çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden, Yeditepe Dergisi başlıklı ilgilere ise https://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi ulaşabilirsiniz.

Ağu
24
2024
--

İlhan Berk’in Kitaplarında Bulunmayan Çeşitli Söyleşileri Hakkında Açıklama (ZAFER YALÇINPINAR)

İlhan Berk şiirlerindeki nüveleri korumak için sürekli poetikasının özelliklerini açıklamak zorunda kalmış ve bizatihi bu nedenle de yaşamı boyunca birçok söyleşi gerçekleştirmiştir. Bu söyleşiler toplu olarak iki kaynakta yer alır.

İlk kaynak “Yaşantı” alt-başlığıyla ilk baskısı 1994 yılında YKY’dan gerçekleşen “Kanatlı At” adlı kitaptır. (İlhan Berk’in söyleşilerini topladığı bu kitaba ‘Kanatlı At’ -Yunan mitolojisindeki karşılığıyla ‘Pegasus’- ismini vermesindeki yaklaşımın ‘Söz uçar, yazı kalır’ söylemiyle ilişkili olduğunu ve İlhan Berk’in kendi söyleşilerini “uçan sözler” olarak nitelendirdiğini tahmin ediyorum.) İşbu kitabın 2. baskısı 2005 yılında bazı yeni söyleşiler eklenerek gene YKY’dan gerçekleşmiştir. (2. baskı sırasında İlhan Berk hayatta olduğundan, 2. baskının da ilk baskı gibi İlhan Berk’in içerik tercihlerine göre biçimlendiğini söylebiliriz.)

Söyleşilere dair ikinci kaynak ise T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından Aralık 2004’te yayımlanan  “Kendi Seçtikleriyle İlhan Berk Kitabı” adlı eserdir. Ahmet Kot’un projelendirdiği ve M. Harun Tan’ın sanat yönetmenliğini gerçekleştirdiği bu kitapta da İlhan Berk’in -özellikle 2000 sonrası gerçekleştirdiği ve Kanatlı At’ta yer almayan- birçok söyleşisine yer verilmiştir. Kitabın üst-başlığındaki “Kendi Seçtikleriyle” ifadesinden anlaşılacağı üzere bu kitapta yer alan görseller, metinler ve söyleşilere dair içerik tercihlerinde -Kanatlı At’ın 2. baskısındaki gibi-  İlhan Berk müdahil olabilmiştir.

Bunlarla birlikte, her iki kaynak eserde de yer almayan İlhan Berk söyleşilerinin var olduğunu biliyoruz; Örnek olarak, 2001 ve 2002 yıllarının Kasım aylarında E Dergisi’nde yayımlanan iki İlhan Berk söyleşisi ya da ntvmsnbc.com’da yayımlanan söyleşi gösterilebilir veya 2005 yılında Özel Bodrum Hastanesi’nin Aspirin adlı sağlık dergisindeki ilginç söyleşi de dikkate alınabilir…

evvel.org’un İlhan Berk arşiv çalışmaları kapsamında -önümüzdeki günlerde eksiklikleri giderilmek üzere- yazının başında ifade ettiğim iki kaynak eserde de yer almayan İlhan Berk söyleşilerinden şu âna kadar tespit ettiklerimi bir liste olarak şiir ve poetika araştırmacılarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.

İyi bakışlar dilerim!

Zafer Yalçınpınar
17 Ağustos 2024


Yazıda bahsi geçen ve İlhan Berk’in kitaplarına girmeyip dışarıda kalan söyleşilerin listesi aşağıdadır ve sürekli güncellenmektedir. Son güncelleme 12 Eylül 2024’te gerçekleşmiştir: Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayıncılık Tic. ve San. A.Ş.’nin yasal temsilcisi olan UKA Avukatlık Ortaklığı‘nın 11 Eylül 2024 tarihli talep/ihtar e-postası doğrultusunda, arşivimizde yer alan bazı söyleşileri 12 Eylül 2024 tarihinde kaldırmak zorunda kaldık. Okuyucularımıza ve takipçilerimize üzüntüyle duyururuz. (Bkz: https://evvel.org/bilgilendirme-arsivimizde-yer-alan-bazi-ilhan-berk-soylesilerini-yayindan-kaldirmak-zorunda-kaldik)

  1. “NTVMSNBC Söyleşisi” (Ekim 2006)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  2. “İlhan Berk ile Bodrum ve Şiir Üzerine…” (2005)
    (Hâlâ yayında…)
  3. “Ya, sizin söz ettiğiniz ‘umut’ mu? Onu da umutsuzluk
    (sevgili umutsuzluk!) büyütecek! (Haziran 2004)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  4. “Şairler sözcüklerin gölgeleriyle yazarlar.” (Mart 2004)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  5. “Dünyada benden gizli bir şiir yazılamaz.” (Ekim 2002)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  6. “Şairlerin yeri cehennemdir,
    cenneti düşünenlerse hiç olmamıştır” (Kasım 2002)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  7. “Sait Faik’in İstanbul’u… (Eylül 2002) (Hâlâ yayında…)
  8. “Herkes kendini şair sanır Türkiye’de” (Kasım 2001)
    (12 Eylül 2024 tarihinde arşivimizden kaldırmak zorunda kaldık.)
  9. “Şiir sanatı üç ilkeye bağlıdır.” (Kasım, 1988) (Hâlâ yayında…)

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşiv çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
23
2024
--

İLHAN BERK Portreleri (Şamil Potur, 2003)

Şamil Potur’un İlhan Berk Portreleri
“Le poéte travaille (şair çalışıyor)” Dergisi, Nisan 2003, Sayı: 6, ss.13-23
(Görselleri büyüterek incelemek için üzerlerine tıklayınız…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşiv çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
22
2024
--

YANKI ODASI // 11. Bölüm // TURGUT UYAR VE TOMRİS UYAR, MARMARA ADASI’NDA… // ÖZEL YAYIN // 22 Ağustos 2024 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar & H. Can Yücel

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 11. Bölümü’nde Tomris ve Turgut Uyar’ın Marmara Adası’nda geçirdiği tatil zamanları ile Marmara Adası’nda kaleme aldığı eserleri inceleyen özel bir yayın gerçekleştirdik. Canlı yayında adalar kültürü araştırmalarıyla tanınan H. Can Yücel konuğumuz oldu ve Uyar ailesinin arşivinde yer alan birçok efemerayı bizlerle paylaştı. 

evvel.org arşivinde yer alan Turgut Uyar başlıklı paylaşımlara https://evvel.org/?s=Turgut+Uyar adresinden ulaşabilirsiniz.


Yaz döneminde olmamız sebebiyle canlı yayınlarımız seyrekleşecek. Ekim 2024’e kadar 10 veya 15 günde 1 canlı yayın gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ekim 2024 itibariyle ise her Pazar, 23.00’da canlı yayında olacağız. Yaz dönemindeki canlı yayın tarihlerimizi ve saatlerimizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmenizi önemle rica ediyoruz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Ağu
18
2024
--

İlhan Berk’in Vefatına Dair 29 Ağustos 2008 Tarihli Gazete Haberleri

(Kupürleri büyüterek okumak için üzerlerine tıklayınız…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşiv çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
04
2024
--

Söyleşi: “Şiir sanatı üç ilkeye bağlıdır.” (İlhan Berk, 1988)


15 Kasım 1988, Milliyet Gazetesi
(Metni okumak için görselin üzerine tıklayınız…)

Hamişler:

1/ Bkz: İlhan Berk’in Çeşitli Söyleşileri Hakkında Açıklama
(Zafer Yalçınpınar, 17/8/2024)

2/ EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşivine
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
04
2024
--

YANKI ODASI // 10. Bölüm // TURGUT UYAR’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 4 Ağustos 2024 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 10. Bölümü’nde Turgut Uyar’ın 97. doğum gününü özel bir yayınla kutladık… evvel.org arşivinde yer alan Turgut Uyar başlıklı paylaşımlara https://evvel.org/?s=Turgut+Uyar adresinden ulaşabilirsiniz.


Yaz döneminde olmamız sebebiyle canlı yayınlarımız seyrekleşecek. Ekim 2024’e kadar 10 veya 15 günde 1 canlı yayın gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ekim 2024 itibariyle ise her Pazar, 23.00’da canlı yayında olacağız. Yaz dönemindeki canlı yayın tarihlerimizi ve saatlerimizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmenizi önemle rica ediyoruz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Ağu
01
2024
--

Söyleşi: “Bugün Bodrum’u düşündüğümde sıcağı beni ürkütüyor. (…) dünya bu kadar ısınmıyordu. Ya da biz fark etmiyorduk. ” (İlhan Berk, 2005)

2005 yılında Özel Bodrum Hastanesi’nin yayımladığı “Aspirin” adlı yerel dergide İlhan Berk‘le gerçekleştirilen bir söyleşi bulunuyor… Fevzi Demirtaş ve Berrin Tuna tarafından gerçekleştirilen söyleşide İlhan Berk, Bodrum’u, Bodrum’a yerleşme nedenlerini ve Bodrum’un yerel halkıyla birlikte yaşama sürecini dile getiriyor….

(Söyleşiyi okumak için görsellerin üzerine tıklayınız…)


Hamişler:

1/ Bkz: İlhan Berk’in Çeşitli Söyleşileri Hakkında Açıklama
(Zafer Yalçınpınar, 17/8/2024)

2/ EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşivine
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
31
2024
--

Genco Erkal yaşamını yitirdi…

Usta sanatçı Genco Erkal, 86 yaşında yaşamını yitirdi. Erkal’ın ölüm haberi kendisinin sosyal medya hesabından Nâzım Hikmet’in “Veda” şiiriyle duyuruldu: https://haber.sol.org.tr/haber/genco-erkal-yasamini-yitirdi-394418

Tem
27
2024
--

İlhan Berk Portresi (Nuri İyem, 1943)

Nuri İyem’in İlhan Berk Portresi
Cumhuriyet Kitap Eki, Sayı: 911, 2 Ağustos 2007
(Görseli büyütmek için üzerine tıklayınız…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “İlhan Berk” başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
27
2024
--

İlhan Berk İçin… (Zafer Yalçınpınar, 2016)


Üvercinka Dergisi, Eylül-Ekim 2016, Sayı: 23-24, ss. 12-13
(Yazıyı büyüterek okumak için görselin üzerine tıklayın..)

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk arşiv çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
21
2024
--

Ferit Edgü 88 yaşında vefat etti…

Ferit Edgü’nün vefatı üzerine, kendisinin kaleme aldığı Do Sesi adlı hikâyeyi düşündüm öncelikle… Ada Yayınları’nın kültür-sanat, edebiyat ve şiir alanında etkisi büyüktür; Ada Yayınları’nın eserleri bize “koleksiyon değerinde/niteliğinde kitap yayınlamayı” öğretmiştir. Zamanında Ece Ayhan’a çok yardımı da dokunmuştur, sanıyorum #FeritEdgü’nün… Ama tabiî sonuçta kimse melaike değil! Bu gerçeğin de farkındayım. Ve fakat “bu dünyanın kavgası bu dünyada kalır!” demişti Ece Ayhan bir mektubunda…  Allah rahmet eylesin, taksiratını affetsin. (Zy)


(…)

89/ Unutma, ne kadar koşarsan koş, duracaksın.

(…)

91/ Adımlarını sayarak varacağın yere varamazsın.

(…)

105/ Baltasız kul olmaz.

106/ Saat kulesinden zaman görülmez.

107/ Unutma 9, 8’den sonra değil 10’dan önce gelir.

(…)

Ferit Edgü
“Aforizmalar”, Sel Yay., 2003


Zafer Yalçınpınar Arşivi’nden…


Ayrıca bkz: https://www.birgun.net/haber/usta-edebiyatci-ferit-edgu-yasamini-yitirdi-546509

Tem
20
2024
--

“Rüzgâr Defteri” 9 yaşında!

Zafer Yalçınpınar​, “Rüzgâr Defteri”
YAYINPasaj69.org, Ağustos 2018, 2. Edisyon, 34 Sayfa

Okumak için: https://zaferyalcinpinar.com/ruzgardefteri2.pdf


(…) “Rüzgârı düşünüyorum” deseydim, inanır mıydın buna? Örneğin, rüzgârın resmi nasıl çizilir, nasıl boyanır? Evet, eğilmiş ağaçlar, uğuldayan tepeler, dolgun yelkenler, sallanan yapraklar, vuran kapılar, kepenkler, toz bulutları: Hızla büyüyen sarmaşıksı bir duygu. Ancak, hiçbirisi rüzgârın anlamını karşılamıyor: Bunlar rüzgârı algılamamızı sağlayan imgeler, göstergeler; yani, gördüklerimiz: Rüzgârla -rüzgârın etkisiyle- devinen şeyler bunlar, rüzgâr değil. (…)


2015 yılında Uğur Yanıkel’le birlikte ‘Rüzgâr Defteri’ adlı metnimi orjin alarak başladığımız, ardından da ‘İmgelemin Özgürleşmesi’, ‘Ece Ayhan’ ve ‘İkinci Yeni’nin şiirsel alan derinliğine doğru genişlettiğimiz söyleşiden bir bölüm aşağıdadır. Bu söyleşinin özel bir öneme sahip olduğunu dile getirmeliyim: Bu söyleşi, yazdığım bir metnin imgesel imkânlarının yanı sıra semantik etkileşimlerini de sınayan, beni yeni düşünce merhalelerine götüren, kendi metnimin anlamını daha tutarlı bir şekilde görebilmemi sağlayan tam bir ‘poetika çalışması’ oldu. Uğur Yanıkel’e ne kadar teşekkür etsem azdır… (Zy)

Uğur Yanıkel: Oyun Yayınevi tarafından geçtiğimiz ay yayımlanan Rüzgâr Defteri, adalarda ‘örülmüş’  bir anlatı, zaten kitabın giriş kısmında da bunu açıkça dile getiriyorsun. Kitabı okuduğumda şunu fark ettim; evet, ada kültürünün etrafında yoğun bir şekilde ‘dolaşıyorsun’ ancak bir şeyi ‘yakalıyorsun’, rüzgârı… Rüzgârı yakalıyorsun ve rüzgâr üzerinden derinlemesine bir sorgulama, analiz sürecine girişiyorsun. Ancak, burada bahsettiğim sorgu ve analiz, duyusal alan üzerinden ilerliyor. Bu süreçten sonra da rüzgârı adeta modelliyorsun. İfade etmeliyim ki bahsettiğim bölüm, beni en çok heyecanlandıran, etkileyen bölümdü. Çünkü rüzgârın işlevini, oluşumunu biliyoruz ve tüm bunların doğaya ve canlılara yansımasını görebiliyoruz, ancak kendisini göremiyoruz somut bir şekilde. Görünmeyeni görünür kılman beni heyecanlandırdı açıkçası. Ayrıca bu modellemeyi yapabiliyor olmanda imgelem gücünün yanı sıra geçmişteki eğitim sürecinin ve çalışma hayatının da etkisi olduğunu düşünüyorum. Sen bu konuda neler diyeceksin?

Zafer Yalçınpınar: Ne diyeyimtutarlı, doğruya yakınsayan sözler bunlar… Sorduğun soruda ‘analiz ve modelleme’ diyerek tespit ettiğin durumun nedeni, Rüzgâr Defteri’ni yaşarken -ya da ‘rüzgâr’ denen şeyi düşünürken- elde ettiğim bulguları, görüngüleri alegorik bir dille işlemeye, örmeye çalışmamdır. Bu alegorik dilin bir tür eksiltme hareketi sonucunda oluştuğunu söyleyeyim: Defterin başlangıçtaki, yaşandığı ândaki gerçekliğini değiştirerek ‘rüzgâr’ olgusunun işaret ettiği düşünsel alanı daha belirgin, göz önüne getirilebilir ve nihayetinde ‘sorgulanabilir’ kılmaya çalıştım. Yani, matematikle özdeşleştirerek ifade edersem; yazdığım metnin sürekli olarak türevini aldım ve ‘rüzgârın anlamı’ diyebileceğimiz alegorik bir katmana ulaştım. Bahsettiğim bu işlek kulağa zor, karmaşık, saçma ve tuhaf geliyor olabilir. Basitleştirirsek; ‘rüzgâr’ denen şeyi önce anlayıp sonra da anlatmaya çalıştım. Bunu da metindeki düşünselliği ve imgeselliği dengeleyerek kotarmaya gayret ettim. Aslında, Rüzgâr Defteri’ndeki işleğin ne olduğunu anlatmak için Almanca’da güzel bir fiil vardır: ‘dichten’. Oruç Aruoba bu kelimeyi “şiir olarak kurmak” şeklinde çevirir. Ludwig Wittgenstein bir yazısında “Felsefenin aslında şiir olarak kurulması gerekir.” diyor. Ben de bunu yapmaya çalıştım. ‘Rüzgâr’ olgusunu şiirlemeye, rüzgârın varoluşunu ‘şiir olarak kurmaya’ gayret ettim. Rüzgâr Defteri’nin adalar kültürü ve geçmiş çalışma hayatımla olan ilgisinden önce, bu bahsettiğim ‘şiir olarak kurmak’ meselesi çok daha belirleyici ve önemli… Bunun üstünde durmalıyız sanırım. Bütün bu sözlerimden ve açıklamalarımdan ne anlaşılıyor? Sence nedir Rüzgâr Defteri? Felsefi bir metin mi, şiir mi? Nedir sence?

Uğur Yanıkel: Aslında tüm bu bahsettiklerinin bir çıktısı olarak şunu söyleyebilirim, Rüzgâr Defteri tek tığ ile örülmemiştir. Yani, oluşma, örülme evresindeki ilerleyiş, izlenen yol, yöntem bakımından baktığımızda ve bunun yanında kitabın içeriğindeki rüzgârı anlamaya yönelik sorulan soruların yönlendiriciliği bakımından felsefi bir ‘tığ’ kullanılmış diyebilirim. İkinci tığ ise senin de bahsettiğin ‘şiir olarak kurmak’  fiilinden de yola çıkarak erişilen şiirsellik ya da içeriğinde şiirsel bir tını barındıran imgelem. Tüm bu söylediklerimden de anlaşılacağı üzere Rüzgâr Defteri için yalnız başına bir ‘felsefi metin’ ya da bir ‘şiir’ diyemem. Rüzgâr Defteri, yazarının gördükleri, yaşadıklarının bir sonucudur en nihayetinde, dilin kendine özgü bir biçimde kullanılmasından dolayı yine bu temel üzerinden tanımlanabilir, diye düşünüyorum. Zaten, Rüzgâr Defteri dahilinde ve haricinde de böyle düşünüyorum. Yani mesela, bugün artık, ‘şiir’ kavramını gördüğümüzde ya da duyduğumuzda ‘kafamızın içinde’ ne kendini gösteriyor? Bu çok önemli. Şiirin ‘dinamik öz’ diyebileceğim ya da kavramlar üstü bir ‘şey’ olduğunu düşünüyorum. ‘Dinamik öz’ dememi şöyle bir örnek vererek açıklamaya çalışayım: Ateş böcekleri geceleri parıldayan bir böcek türüdür, yani gündüzleri ışık saçmazlar, hâl böyleyken gündüz bir ateş böceğini -tanıyıp- gördüğümüzde, gözümüzü kapatıp elde ettiğimiz ‘karanlık’, ateş böceğinin parıldamasına neden olmaz. Üstelik ateş böceğini de göremeyiz. Bu örnekte bana göre asıl ‘şiir’ ateş böceğidir. Yani o ‘dinamik öz’ dediğim kısıtlandırılamayan, ‘gözümüzü kapattığımızda’ görünmeyen ‘şey’dir.  Buradan hareketle şiirin alışılmış bir biçime(forma) artık gerek duymadığını söyleyebilirim. Bana kalırsa şiir bunu aşan tek türdür; bir biçime(forma) ihtiyaç duymadan varlığını sürdürebildiği için… Bu bağlamda dilin ve kelimelerin göz önünde olmadığı ‘şeylere’ bakalım; yanmış bir filmi banyo ettiğimizde elde ettiğimiz görüntü, ufak bir çocuğa oyalanması için verilen kâğıt ve kalem ile çocuğun yaptığı çizim -ki çocuk genelde o kâğıdı rastlantısal olarak karalar yani ‘rüzgâr’ı çizer-. Verdiğim örnekler çoğaltılabilir elbette. Ancak bu verdiğim örneklerin ve daha fazlasının kişisel sezme yetimiz ile farkında olabiliriz. Rüzgâr Defteri’nin benim için asıl önemi, senin bahsettiklerini saklı tutarak söylüyorum, buradan geliyor. Çocukken hepimiz rüzgârı ‘modellemişizdir’ ancak bunun rüzgârı görünür kılıyor olduğunu bilmeden, farkında olmadan. Rüzgâr Defteri ile şahsen bu farkındalığı kendime kazandırdım. Peki, sen, Rüzgâr Defteri’ni oluştururken, ‘rüzgârı keşfettin’ diyebilir miyiz? Eğer öyleyse, bu keşfin Rüzgâr Defteri dışında bir yansıması oldu mu sende?

Zafer Yalçınpınar: Doğduğumdan beri her yılın belli bir dönemini adada yaşıyorum. Ada yaşamında, denizin hareketini belirleyen rüzgâr çok önemlidir. İnsan için ‘düşünmek’ ne ise ada için de ‘rüzgâr’ odur. Rüzgâr sürekli yaşamı değiştirir, hemen her şey rüzgâra bağlıdır adalarda… Rüzgâr Defteri’nin yazım sürecini yaşamsal düzlem üzerinden anlatayım o zaman… 2013 yılında Duygu Gündeş’le birlikte Bozcaada’da tatile gittik. Bu tatilde, konaklamak için Bozcaada’nın kıyı şeridinde bulunan popüler mevkilerden birini değil de, daha içrek, adanın kuzeydoğuya bakan tarafında bulunan bağ ve bahçelerin ortasında, salaş diyebileceğimiz bir yer seçtik. Bu mevkide, tatilin ilk ânından son ânına kadar rüzgâr hiç durmadı, sürekli ve kuvvetli olarak kendini hissettirdi. Sürekli esiyor, bir şeyler anlatıyor, sürekli bir şeyleri düşünüyor, düşündürtüyor gibiydi. Bu yaşantı parçasında, Rüzgâr Defteri’nin ilk orjini oluştu; belirleyici kavram, metne eşlik edecek olan odak noktası bu ‘süreklilik’ti. Diğer orjin ‘rüzgârın etkinliği, etkililiği’ydi. ‘Devinim’ olgusuyla birlikte  ‘rüzgârın yaşama düşünce katması’ da defterin temel eğretilemesidir. Bu orjinler ya da ‘mihenk noktaları’ üzerinden defterin örülümü, yazımı bir tam yıl boyunca sürdü. Marmara Adası’nda, 2014 yılında, fırtınalı bir gecede deftere son noktayı koydum. Bu başlangıç ve bitiş arasında oluşan imgelemin, evet, konuşmamızın başında da vurguladığın gibi matematik ağırlıklı eğitim sürecimden, para kazanmak için bir on yıl kadar çalıştığım bilim kurumundan tut da bulanık mantığa veya dilbilim felsefesine olan ilgime ve araştırma çalışmalarıma kadar uzanan bir arkaplanı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, önemli olan defterin yazımındaki tetikleyici kıvılcımlardır. İlk denklemdir. Daha önce de ‘Çalmayan’(Eylül 2014, Kendi Yayınları) adlı şiir kitabımı okuyan bir arkadaş şiirlerimi ‘matematiksel’ bulduğunu ifade etmişti. Sence, şiir ve matematik arasında belirgin bir ilişki var mı? Sembolik anlatım ekolünde, Bilge Karasu’da veya Rüzgâr Defteri’ndeki alegorik katmanda bu türden bir ilişki mecburiyet hâline mi dönüşüyor? Ece Ayhan, bir yazısında, ‘İkinci Yeni logaritmalı şiirdir.’ der. Peki, şimdi ben kalksam, ‘şiirsel önerme’ ya da ‘imgesel önerme’ diye bir şeyler, kavramlar atsam ortaya, bu ifadeleri duyduğunda aklına neler gelir, ilkin?

Uğur Yanıkel: ‘Şiir ve matematik’ dendiğinde akla ilk gelen şey ‘ölçülü şiirler’ oluyor. Ancak buradaki biçim odaklı ilişkiyi bir kenara bırakırsak, sanırım şiir ve matematik arasındaki ilişkinin temel belirginliği soyut düşünce ya da soyut düşünebilme becerisinden geliyor. En genel tabiri ile matematik, evren ve zaman içerisinde bulunmayan ancak akılda varlığını sürdüren, soyut zeminde düşünebilmenin sonucudur. Şiirde de böylesi bir soyut zeminin varlığından söz edebiliriz. Formüleri, sayısal bir dili olsa da bu sayısal dilin çözümlenme süreci analitik düşünceyi ortaya çıkarır, sonrasında da güçlendirir. Bu analitik düşünce hayatla, yaşamla, varlıklarla bir bağ kurmaya yönlendirir insanı. Bu bağ ile imgelem gücünün birleşimi de Rüzgâr Defteri’nde kendini hissettiriyor. İlk başta söylediğin ‘…matematikle özdeşleştirirsem sürekli türevini aldım’ sözü de buna delil olarak gösterilebilir… Şimdi, Rüzgâr Defteri’ndeki alegorik katmanda ise tüm bu ilişkinin mecburiyet hâlinden ziyade kendiliğinden oluştuğunu düşünüyorum, az önceki açıklamalarıma dayanarak. (…)

Eylül 2015


Not: Söyleşinin tam metnini PDF dosyası biçeminde https://zaferyalcinpinar.com/ruzgarisiirlemeksoylesi.pdf adresinden arşivleyebilirsiniz.


Tem
19
2024
--

Yeni Eser: İSTİNORA / SABAH VOLİSİ / Marmara Adası’nda Balıkçılık (H. CAN YÜCEL)


“İstinora” Sabah Volisi, Marmara Adası’nda Balıkçılık
H. Can Yücel, Adalı Yayınları, Temmuz 2024, 526 Sayfa

Satın almak için:
https://adaliyayinlari.com/istinora-sabah-volisi-marmara-adasi-nda-balikcilik/hcan-yucel/adali-yayinlari/95.aspx

“Marmara Adası’nın yerel tarihini didik didik araştıran, 10 yılı aşkın süredir adaya dair bulduğu her materyali bir ipucu olarak değerlendirip tanıklarına ulaşan, titiz bir araştırmacı yazar H. Can Yücel. Bu tanıkların anlatıları kadar, Can’ın bir satır bilgiyi doğrulamak için kimi zaman sahaflarda, kimi zaman kütüphanelerin arşivlerinde geçirdiği saatleri biliyorum. Nihayetinde Marmara Adası’nın balıkçılık abecesi, ilmek ilmek dokunarak hazırlanan bu kitapta vücut buldu. Kılıç avına haftalar önceden hazırlanan adalı balıkçıların heyecanından tutun, Marmara sokaklarının tuzlu balık koktuğu günlere uzanan bir serüven! Avcılığın sünger için olanı da var, ıstakoz için olanı da… Elbette denizi yurdu bilen, haftalarca eve dahi uğramdan denizle hemhal olan yılların emektar balıkçı reisleri de anlattılar Marmara Denizi’nin heybesinde sakladığı bereketli avları, dalgaları ve fırtınadan önceki sessizliği…

Ada köyleri tek tek incelendi. Kahvelerde demli çay, dillerde 1920’lerden günümüze dek uzanan Marmara Adası’nın denizcilik ve balıkçılık hikâyeleri bitmedi. Onlarca tanığın anlatıları, yüzlerce fotoğrafın kitap için arşivlenmesi, sayısı belirsiz efemeranın derlenip kitaba katkı sunacak hale getirilmesi ve saatler süren kayıtların deşifresinden sonra Can’ın 10 yıllık emeği ‘İstinora Sabah Volisi’ kitabı hem Marmara Adası için, hem de Türkiye balıkçılığı için bir başvuru kaynağı olacağı kuşkusuz.” (Mustafa Dermanlı, Arka Kapak Metni’nden… )


” (…) Kısıtlı yaşam döngümüz içinde, profesyonel işimden arta kalan zamanlarda ada ile hemhal olup, 2014 yılında başlamıştım balıkçıların anlattıkları her şeyi not etmeye. Reisler, konserveciler, tuzlamacılar, oltacılar, zıpkıncılar, alamanacılar, gırgır sahipleri, süngerciler, lambacılar ve daha kimler kimler… Onlarca balıkçılık hikâyesini biriktirirken, fotoğraflar, anılar, saatler hatta günler süren kayıtların deşifresi, arşiv taraması, resmi kayıtlar ve neşredilmiş yayınlarda Marmara Adası’nın yüz yıllık balıkçılık geçmişini araştırmış, karanlıkta kalan, bilinen ancak hakkında yazılanlardan tatmin olunmayan konuları mümkün mertebe aydınlığa kavuşturmaya çalıştım.

Yayınlanmış birçok eser ki içlerinde en çok İstanbul Balıkhanesi eski müdürü Karekin Deveciyan’ın Türkiye’de Balık ve Balıkçılık adlı eseri ve Hamdi Arpa’nın Balıkçılık Tarihimizden Notlar adlı araştırmasından faydalanmakla beraber, Marmara Adası özelinde kalmaya ve yerel anlatıları ön plana alacak şekilde ilerlemeye özen gösterdim. Mümkün mertebe bol görselle anıları canlandırmaya, gelecek kuşakların hafızasında yer edecek bir kaynak eser meydana getirmeye çalıştım. Ada merkezi Marmara ile sınırlı kalmayarak Cumhuriyet döneminde balıkçılığı ile adından söz ettiren adanın diğer yerleşimleri; Asmalı, Topağaç, Gündoğdu ve Çınarlı’daki balıkçılarla da görüşerek, balıkçılık faaliyetlerini sisli hatıralardan ve tarihin tozlu sahifelerinden çıkartıp, fotoğraflarla da bezeyerek okuyucunun beğenisine sundum. 526 sayfayı, okuma yazmayı henüz öğrenmemiş çocukların bile ilgi duyup karıştırmasını düşleyerek, dört yüze yakın görsel-fotoğraf ile süsledim. Her konu başlığı birbirinden kıymetli bilgiler içermekte. Yaman Koray’ın Deniz Ağacı romanının Marmara Adası üzerinden çözümlemesi, Kanlı Deniz (1974) filminin ayrıntıları ‘Kılıç Avı’ bölümünü daha da zenginleştirdi. Sanıyorum kitapta en çok ilgi çekecek konulardan biri de Halkevleri ve Köy Enstitüleri’nden bile önce, 1928 yılında Marmara Adası’nda açılmış olan Türkiye’nin ilk Balıkçılık Mektebi’dir. Bu konuda yazılmış en ayrıntılı yazı olduğunu düşünmekle birlikte ilk kez gün yüzüne çıkacak anlatılar olduğunu da belirtmek isterim. Slowfood Marmara Topluluğu’nun kurucusu Ebru Köktürk Koralı’nın önerisiyle kitabın sonuna balık yemeklerini de ekleyerek Marmara Adası’nın balıkçılık kültürünü tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. (H. Can Yücel) (Kitaba dair sunuş metninin tamamını okumak için tıklayın…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “Adalar Kültürü” başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/mermer-adasi adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com