Ağu
29
2009
0

“Kendini Anlatan”


NERDEN BAKSAK KENDİNİ ANLATIYOR HER ŞEY. (İLHAN BERK)

Fotoğraf: Zafer Yalçınpınar-2009

Diğer Zafer Yalçınpınar fotoğraflarına https://zaferyalcinpinar.com/kendinianlatan/kendinianlatan.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca Bkz: https://www.gumuslukakademisi.org/1/index.php?option=com_content&view=article&id=268%3Adzelerden-objektfe-fotoraf-yarimasi-sonuclandi-&catid=45%3Aedebiyatevi&Itemid=54&lang=tr

İlhan Berk “Dizelerinden Objektife” Fotoğraf Sergisi’ne https://72.29.80.235/~gumusluk/1/index.php?option=com_joomgallery&func=viewcategory&catid=15&Itemid=79&lang=tr  adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
28
2009
0

İLHANBERKİĞNE

Ben senin gözlerine dönmek istiyorum. Sonra da… Sonra diye bir şey yoktur. Tarih dışıdır, sonra.
Şeylerin yalnız adı var. Ve: ‘Ad evdir.’(Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda.

(…)

NERDEN BAKSAK KENDİNİ ANLATIYOR HER ŞEY.

Adlar onu izledi. Adlandırılınca, her şey sıkıcı oldu. Sessizlik bozuldu. Büyük sessizlik…
Unutmam her şey dünyanın bir ucundan tutuyordu. Baktım zaman adını alınca tanınmaz oldu.Adını bir türlü usunda tutamıyordu bir kuş. Sıra dağlara geldiğinde adlarını bilmiyordu hiçbiri.
Otlarla konuşmaktan geliyordum. Ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak, sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak, bir de partal kuş yürüyorduk. Bir atlı karıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.

İlhan Berk
“Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum.”, Adam Yayınları, 1993

Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/ilhanberkigne.pdf

Ağu
26
2009
0

Gökyüzü

(…)
Dilenciler gibi çıplak,

Yeryüzünde, gökyüzüne bürünmüşler,

(…)

Bir Japon şiirinden…

Ağu
24
2009
0

İmkânsızın Dili

Umberto Eco’dan bir çizimdir.

Ağu
23
2009
0

Evvel Fanzin, Sonrasızlık Fanzin, Puşt Ahali Tarifesi ve Puşt Ahali Edebiyat Platformu’na dair duyurudur.

2003 yılının Mayıs ayında, Kadıköy’de -100 adet basılarak ve dağıtılarak- yayın hayatına başlayan, sekiz sayı çıktıktan sonra 2006 yılında -blog sistematiğinin yaygınlaşmasıyla birlikte- internete taşınan “SONRASIZLIK” adlı “aksak kolaj”,  23 Ağustos 2009 tarihinde adını “EVVEL” olarak değiştirmiştir.

Hamiş:  Ağustos 2009 itibariyle “Puşt Ahali Tarifesi (P.A.T!)” adlı e-dergi ve “Puşt Ahali Edebiyat Platformu” adlı e-posta grubu kapanmıştır. P.A.T!’ın tüm sayılarına https://zaferyalcinpinar.com/pat.rar adresinden ulaşabilirsiniz. (P.A.T’ın içeriğine yönelik indekse ise https://zaferyalcinpinar.com/2007pat2009indeks.pdf adresinden ulaşılabiliyor)

Ayrıca bkz: Puşt Ahali Edebiyat Platformu’nun Kapanışı Üzerine Söyleşi

Ağu
16
2009
0

Sıkı Gitarist: Yavuz Çetin

Karga Mecmua‘nın Ağustos-Eylül 2009 tarihli 30. sayısında yer alan “Sıkı Gitarist: Yavuz Çetin” adlı yazıma https://zaferyalcinpinar.com/k13.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
15
2009
0

Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı

Sıkı gitarist Yavuz Çetin’in ölümünün ardından sekiz sene geçmiş…

Bundan bir ay önce Batu Mutlugil’in katkılarıyla efsanevi “Blue Blues Band”in bazı canlı performansları gün ışığına çıktı. TRT arşivlerinde yer alan bu performanslar benim için büyük bir değer ve aynı oranda da önem taşıyor. Her şeyden önce Kerim Çaplı ve Yavuz Çetin’i birlikte seyretmek/dinlemek, onlardan yayılan “dehayı ve ruhu” sezmek ya da hatırlamak, günümüzün “dandik” müzik endüstrisine karşın büyük bir kazanımdır; akkor bir deneyimdir. Örneğin “Led Zeppelin-Moby Dick” cover’ındaki davul solosu -ki bence bu soloda Kerim Çaplı, D. Chambers’ı geçmiştir- çok önemli bir belgedir.  Ardından, “Led Zeppelin –Rock’n Roll” adlı parçada, davul kadar vokalde de başarılı ve sıkı bir Kerim Çaplı’yla karşılaşıp tarif edilemez bir şaşkınlık ve hayranlık içine düşebilirsiniz…Dikkatli baktığınızda -kafanızı çalıştırdığınızda-  Ece Ayhan ya da Kuzgun Acar ile Kerim Çaplı arasında bulunan teknik ve yaşamsal benzerlikleri  -üzülerek- fark edersiniz… O akkorluğu görebilirsiniz.

Not: (Youtube’a erişemeyenler Kerim Çaplı’nın davul solusunu https://zaferyalcinpinar.com/kerimcaplimobydick.flv adresinden arşivleyebilirler.)

 

Ağu
14
2009
0

Sefalet, durmadan sefalet…

Baudelaire’in annesine yazdığı mektuplardandır:
4 Aralık 1847

Son altı ayım acayiplikler, musibetlerle geçti ama ne aklımı, ne de bedenimi yok edebildi. (…) Düşüncesizlik; en basit makul işleri yarıda bırakma; sonuç ise sefalet, durmadan sefalet… İşte size bir örnek:
Kâh çamaşırsızlıktan, kâh odunsuzluktan üç gün yataktan çıkamadığım günler oldu. Ne afyon, ne de şarap para etti; üzüntüyü gideremedi;  bu gibi şeyler insanı oyalıyor ama asla yaşamı tazelemiyor… Zaten kafa tütsülemek bile yine parayla oluyor. Bana on beş frank verdiğiniz o son günden, kırk sekiz saatten beri açtım. Neuilly yolunu durmadan arşınlıyor, M. Ancelle’e bir türlü suçumu açamıyordum. Bilirsiniz ispirtolu içkilerden tiksinirim, midem kavruluyor…(…)

(…)

5 Aralık 1847

Sağolun; hiçbir yardım böyle zamanında yetişemez. İnanın bu paranın kıymetini bileceğim. (…) Birgün gelecek, umarım hepsini ödeyeceğim. (…) Bana yazmak isterseniz, adresim: Babylon 36. Ne kadar yollarsanız o kadarla yetineceğim; çaresiz… Bu paranın değerini anlıyorum; yararlanmasını bilmeliyim.

Not: Adresimi kimseye vermeyin.

Charles Baudelaire Defayis

——————————–
 

29 Haziran 1855

Edebiyatçılar Kuruluna,

Sayın Başkan,

Ekmek paramı çıkardığım gazeteden atılmış bulunuyorum; sizden biraz para isteyeceğim. Kurula başvuruşumda -onsekiz ay önceydi sanırım- isteğim kesinlikle geri çevrilmişti; neden olarak da, kurula 180 frank borçlu olduğum, basılmaya değer romanlar yazmadığım ileri sürülmüştü. Kurulunuzdan para almak için biricik şart kitap basmak olsaydı, gösterdiğiniz neden akla uygun gelebilirdi. Ama bugün yarın, belki de pek yakında M.Godefroy için bir kitapçıdan ya da derginin birinden para almayacağım nereden belli? (…) Kurula borcumu elbette ödemem gerekiyor; kazancı tefrika romanlarına bağlı yazarlar takımından olmadığım için elimden ancak bu kadarı gelir.(…)

C.B.

Baudelaire’in Mektupları, Çev:Bedia Kösemihal, Düşün Yayınevi, 1983

Ağu
11
2009
0

Görsel İş: “Paralelele Mutluluğu”

“Paralelele Mutluluğu”  – Zafer Yalçınpınar – 2009 

Ağu
07
2009
0

Cehalet Günahı…

(…)

Heick, Kapperbrunn’un kendisini bu sözlerle yaraladığının farkında değildi, tam tersine kendisinde güçlü bir üstünlük duyuyordu. Kapperbrunn, aptalı oynuyordu, ama dilediğinden daha da aptaldı. Richard Hieck genellikle her insan önünde duyduğunu, daha az olsa da Kapperbrunn önünde de duymaya başlamıştı: Önemli olan ve dile getirilmesi gereken özü sezmeden, sözcükleri az-çok düzgün bir dil biçimine sokmak konusunda insanoğlunun ifade yeteneği… Cehalet günahı! Bilmemekte direnen dikkafalılık! Bu durum karşısında Heick, nefret dolu bir şaşkınlık hissediyordu.(s.35)

(…)
Bir odadaki ısının her zaman eşit bir biçimde yayılmaya çalıştığı, odanın bir yerinde aşırı sıcak, başka bir yerinde aşırı soğuk olmadığı, ısı kuramının ikinci kuralına göre dünyanın bir anda patlamadığı, güneşin yarın yeniden doğacağı, etlerin kemiklerimizden durup dururken birdenbire ayrılmayışı, beynimizin “normal” olarak adlandırabileceğimiz kurallara göre çalışması üzerinde bir yargıya varmamız mümkün olduğu oranda, tüm bunların inanılmaz bir rastlantının sonucu olduğunu da düşünebiliriz; tüm bunlar kesin değil ama büyük sayılar kuralına göre olasıdır.

Unutulmamalıdır ki, büyük sayılar kuralı da olasıdır ve her an başka bir kural onun yerine geçebilir.

Zira bu kural da insan beyinleri tarafından bulunmuş ve o beyinlerin normal oluşuyla ilgili kesin bir şey söylenemez.(s.44)

Hermann Broch
“Bilinmeyen Değer”, Çev: Gertrude Durusoy, Ada Yayınları, 1988

 

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com