2026’nın 18 Nisan’ında… Sıkı/hakikatli -onun tabiriyle ‘canım’- dost Cenk Erdoğan’ın albümleri LP olarak yayımlandı. Koşa koşa Cihangir’e gittik, imzalaştık, iki lafın belini kırdık, eski -ortaokul- günlerimizin esaslı dostluğunu yâd ettik… ve uyuyan çiçekleri de ‘kara(nlık) giderleri’ de ustaca selâmladık. (Çok ama çok acayip -nasıl bilemezsiniz- mutlu olduk…) Cenk Erdoğan iyi ki var, iyi ki yaşamdan sahici müzik ve izler damıtmaya devam ediyor: İyi ki yaşamı anlatıyor! (Zafer Yalçınpınar)
“Türk rock ve blues müziğinin efsanevi gitaristi Yavuz Çetin, 14 Şubat 2026 tarihinde hayranlarıyla buluşan özel bir albümle bir kez daha anılıyor. Çetin’in daha önce hiç yayımlanmamış canlı performans kayıtları, The Bodrum Sessions adıyla müzik platformlarında ve dijital müzik servislerinde yayımlandı. Bu yeni çalışma, sanatçının Tanju Eksek‘le beraber Bodrum’daki canlı performanslarından derlenen parçalardan oluşuyor ve sanatçının sahnedeki doğallığını, güçlü gitar tekniğini ve blues’a getirdiği özgün yorumu yeniden hatırlatıyor.
The Bodrum Sessions albümü, sanatçının 1990’lı yıllarda Muğla’nın Bodrum ilçesinde özellikle Beyaz Ev isimli mekânda verdiği performanslardan seçilmiş kayıtları içeriyor. Albüm Groovie London Studio etiketiyle yayımlanırken, toplamda yedi şarkıdan oluşuyor ve yaklaşık 27 dakika uzunluğunda bir müzik deneyimi sunuyor.
Albümde yer alan parçalar arasında Living Next Door to Alice, Stand By Me, Proud Mary, Photographs & Memories, Hard to Handle, Rocking to the Free World ve Cocaine gibi cover performansların yanı sıra Çetin’in sahne yorumuyla zenginleşen eserler bulunuyor. Bu seçki, sanatçının sahne enerjisini ve gitar virtüözlüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.
Yavuz Çetin, 1990’ların önemli blues-rock müzisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Samsun doğumlu sanatçı, özellikle Blue Blues Band ve solo projeleriyle Türk rock müziğine damga vurmuş; kendine has gitar stili ve sahne duruşu ile geniş bir hayran kitlesi edinmişti. Çetin’in Bodrum’daki bu performansları, uzun yıllar boyunca müzik çevrelerinde “efsane” olarak söz edilse de daha önce resmi kayıt olarak yayımlanmamıştı. İşte bu albümle birlikte bu özel kayıtlar, müzikseverlerle resmî olarak buluşmuş oldu.
Müzik eleştirmenleri, The Bodrum Sessions’ı hem nostaljik hem de yeni dinleyiciler için önemli bir çalışma olarak değerlendiriyor. Albüm, Çetin’in müzikal mirasını günümüz dinleyicisiyle daha doğrudan buluştururken, genç kuşaklara da gitar ve blues kültürüne dair güçlü bir pencere açıyor. Özellikle Çetin’in doğaçlamacı yaklaşımı, sahnedeki içten performansı ve blues’a getirdiği duygusal derinlik, bu kayıtlarda yeniden canlanıyor.
Son olarak, 2001 yılında hayata veda eden Yavuz Çetin’in bugüne kadar resmî yayımlanmamış performanslarının albüm haline getirilmesi, Türk müzik tarihine düşülen değerli bir not olarak görülüyor. The Bodrum Sessions’ın yayınlanmasıyla birlikte, Çetin’in sanatsal mirası yeni bir döneme taşınmış oldu.” (17 Şubat 2026, banliyo.org)
Yankı Odası‘nın 32. Bölümü’nde İstanbul’un efsane rock-blues müzisyenleri Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı‘yı saygıyla andık. Özellikle, 1990’ların sonu ile 2000’lerin ilk yıllarına dair Kadıköy gece hayatı (Shaft sahnesi) kapsamında çeşitli hikâyeler/tanıklıklar/tripler paylaştık…
Kerim Çaplı Band’in Shaft Sahnesi’ndeki Canlı Performans Şarkı Listesi , 2001 (Kerim Çaplı’nın kendi elyazısıyla…)
33. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)
Blues türünün bu topraklardaki en önemli temsilcilerinden Blue Blues Band’in hikâyesini dinlemek, trajik şekilde hayata veda eden iki ismin, Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın yaşamlarına yakından bakmak anlamına geliyor. Röportajlar ve arşiv görüntüleriyle müzik tarihimizde etkileyici bir yolculuk…
Belgesel, 90’ların Türkiye’deki sosyo-kültürel yapısını ve ruhunu yansıtması bağlamında, odağa aldığı müzisyenlerin eserleriyle ve dünyayla kurdukları ilişkileri temelinde önemli ve derin referanslar içeriyor. Belgeselde kimlerle röportaj yapıldığına dair: Akın Eldes, Ayhan Sayıner, Aylin Aslım, Barış Özgen Şensoy, Batu Mutlugil, Batur Yurtsever, Bobby Dick, Burak Güngörmüş, Bülent Özdemir, Cenap Oğuz, Cenk Taner, Çağlan Tekil, Defne Halman, Demirhan Baylan, Deniz Arcak, Didem Berkes, Dom DoMieri, Ekrem Özkarpat, Emre Noyan, Ercan Saatçi, Ercüment Vural, Erkan Oğur, Esra Uygun, Fethi Taner, Galip Tekin, Gerhard Joost, Göksel, Gültekin Kaçar, Gür Akad, Güven Erkin Erkal, İskender Paydaş, Jake Gerber, Mehmet Demirdelen, Melis Danişmend, Metin Kalaç, Mine Erkaya, Murat Beşer, Murat Meriç, Nejat İşler, Ömer Ahunbay, Özlem Kumrular, Perin Konyalıoğlu Erk, Selim Öztürk, Sunay Özgür, Sururi Demirtaş, Taner Öngür, Tanju Eksek, Tarkan Mumkule, Taylan Dedeoğlu, Teoman, Volkan Başaran, Volkan Öktem, Zafer Yalçınpınar, Zafer Şanlı. Popüler isimlerin de içinde yer aldığı uzun listede Çetin ve Çaplı’ya dair düşüncelerle 90’ların evreninde gezineceksiniz.
Yönetmen: Mehmet Sertan Ünver Senarist: Mehmet Sertan Ünver, Suzan Güverte Görüntü Yönetmeni: Nil Kara, Gökhan Kalan Kurgucu: Mehmet Sertan Ünver Yapımcı: Suzan Güverte Yapım Şirketi: Güverte Film
“Türk rock grubu Peyk’in solisti İrfan Alış, beyne pıhtı atması sonucu 53 yaşında hayatını kaybetti. Haber, Peyk’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamayla duyuruldu. Grubun açıklamasında Alış’ın ölüm nedeni paylaşılmazken ”İrfanımızı bu sabah kaybettik” denildi. (…)
İrfan Alış, 1991 yılında kurulan Peyk grubunun solisti olarak tanınıyor ve aynı zamanda grubun şarkı sözlerini de yazıyordu. Grup, geçen yıl sahneye konulan ‘Hamiyet’ müzikaliyle büyük ses getirmişti. Alternatif müzik sahnesinin en sevilen isimlerinden biri olan Alış, COVID-19 salgını döneminde müzisyenlerin yaşadığı zorlukları ve müzik sektöründeki telif hakları sorunlarını gündeme getirmesi ile dikkatleri üzerine çekmişti. (…)
Zafer Yalçınpınar, Karga Mecmua, Ağustos 2009, Sayı: 30 (Görseli büyüterek okumak için üzerine tıklayın…)
“Yavuz Çetin, ‘soundcheck’ yaparken… “ Fotoğraf: Z. Yalçınpınar 1999, Shaft Blues Club-Kadıköy
SIKI GİTARİST YAVUZ ÇETİN
Sıkı gitarist Yavuz Çetin’in ölümünün üzerinden yaklaşık olarak sekiz yıl geçmiş. Demek ki Yavuz Çetin hakkında bir şeyler yazmaya ancak sekiz yıl sonra cesaret edebiliyorum.
Her şeyden önce Yavuz Çetin’i “sıkı gitarist” yapan şeyin ondaki eşsiz “tuşe” olduğunu -tüm ağırlığıyla- ortaya koymalıyız. Tuşe; bir şarkının, bir melodinin ya da bir müzikal tipolojinin ruhunu/özünü dinleyiciye aktarabilmedeki ustalıktır. Bir tür içtenliktir. Senelerini gitar tekniğini güçlendirmekle harcamış biri, evet, her türlü şarkıyı çalabilir, gitar üzerinde her türlü akrobasiyi yapabilir, fakat çaldığı şeyin ruhunu içselleştiremeyip ömrü boyunca tuşesiz bir gitarist olarak kalabilir de… Böylesine sportmen bir gitaristin çaldığı her şey saman gibi gelir dinleyiciye. Yavuz Çetin ise bastığı her notayı içselleştirebilen nadir gitaristlerdendi. 1998 yılının kış aylarından birinde Yavuz Çetin’in “İLK” adlı albümünü “ilk” kez dinlediğimde, albümü hemen beğenmemin nedenlerinden biri de -sanırım- bu güçlü tuşeydi. Özellikle de şarkılardaki blues rifflerinin zamanlamasından, yerlemlerinden ve şarkının armonisine pürüzsüzce eklemlenebilmiş olmalarından dolayı çokça etkilenmiştim. Albümü defalarca dinledim ve albümdeki dinginliğin nasıl olup da bu kadar “enerji dolu” olduğunu, olabildiğini düşündüm, durdum. Hatta bu kimyayı -kendimce- matematiksel (modal/makamsal) olarak hesaplamaya bile çalıştım. O zamanlar cevabı bulamamıştım fakat şimdi, bugün, özellikle de gitar için düşündüğümüzde bu sorunun cevabının Blues Ruhu’yla açıklanabileceğini biliyorum.
1998’in yazında Kadıköy’ün cafe-barlarından birinin tüm masalarında Yavuz Çetin ve grubunun tanıtım broşürünü gördüm. Bu tanıtım broşürleri aynı zamanda da indirim biletleriydi. Yavuz Çetin ve grubu Çarşamba akşamları “Kallavi Bar” diye bir yerde çalıyordu ve indirim biletleri bu barda geçerliydi. Biletlerden birkaç tane aldım ve ilk Çarşamba gününün gelmesini bekledim.
(Yazıda bahsedilen indirim kuponu, Shaft Blues-Jazz Club’ın ilk yeri Kurbağalıdere’nin yanında bulunan Kallavi Fasıl/Meyhane’nin bodrum katıydı. Zy)
Söz konusu ilk Çarşamba gecesi Blues tutkunu bir arkadaşımla birlikte soluğu Kallavi Bar’da aldık. Barı gördüğümüzde çok şaşırdığımızı itiraf etmeliyim. Kallavi Bar, Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın yanında, Kurbağlıdere’ye paralel olarak inşa edilmiş, köşkten devşirme bir yapıydı. Barın “üst” katından bol rakılı fasıl ezgileri filan geliyordu. Kapıdaki görevliye Yavuz Çetin’i izlemek istediğimizi ve fasıl seslerini duyunca şaşırdığımızı söyledik. Görevliden Yavuz Çetin’in ve grubunun “alt” katta çaldığı bilgisini alınca rahatladık. (Aslında rahatlamamalıydık, çünkü gerçekte –yani bu memleketin “kara” gerçeğinde- Yavuz Çetin isimli sıkı gitarist, o köşkün alt katında değil de yandaki stadyumda çalmayı hak eden biriydi.)
Köşkün bodrum dairesine benzeyen alt katına girdiğimizde sahnede Yavuz Çetin ve grubu, Jimi Hendrix’in “Voodoo Chile” adlı şarkısının solo bölümünü çalıyorlardı. Ardından, Cream’den “Sunshine Of Your Love” geldi. Şarkıların sololarında Yavuz, bir nota bile teklememişti. Büyülenmiştik. Daha önce Kadıköy’de hakkını vererek Jimi Hendrix çalan bir grup da görmemiştik. Yavuz, bu eski ve sıkı şarkıyı çalarken şarkının ruhunu kendinde hissediyordu ve bu ruh Yavuz Çetin’den bize doğru akıyordu.
Bütün gece hayranlıkla Yavuz Çetin’i izledik, dinledik, içki içtik. Blues tutkunu arkadaşım, programın sonuna kadar beklemişti ve sonunda sahneden indiğinde Yavuz’un yolunu kesip, onun elini öpercesine;
“Bu sıkı şarkıları bu kadar sıkı çalmaya devam ederseniz size dinozor diyecekler…” dedi.
Yavuz Çetin gülümseyerek:
“Desinler, önemli değil… Bir gün gelecek bugün bana dinozor diyenlere de başkaları dinozor diyecekler. ” diye cevapladı ve içkisini almak üzere bara yöneldi.
Şimdi, bugün, 2009’da, kime “dinozor” diyebileceğimizi bilemiyorum, fakat hangi gitaristlere ve gruplara “geyik” denilebileceğini çok iyi biliyorum. Açıkça söyleyeyim; Yavuz Çetin bugüne kadar sahnede izlediğim en tuşeli ve sıkı gitaristlerden biridir. Belki de birincisidir.
Yavuz Çetin’in ölümünün üzerinden sekiz yıl geçmiş. Bunca zamana rağmen zorlukla –ellerim titreyerek ve kafa karışıklığıyla- yazdığım bu yazıyı, Yavuz Çetin’in şarkı sözlerinden bir bölüm alıntılayarak bitirmek “yerinde” olacaktır:
“Sahil sakin ve sessiz Motel ışıkları durgun deniz Karşıda bir balıkçı teknesi Kırık dökük iskele
Sıcak günlerin yorgunluğu üzerimde Umutsuzluk görünürde Henüz batan güneşin özlemi Ve bu yalnızlık çekilmez gibi”
1/ Kissu: Japonya’nın Batı Müziğiyle Teması (53 sayfa, tam metin, pdf)
2/ Japon Surf Müziği – Eleki Buumu! (79 sayfa, tam metin, pdf)
3/ İkinci Dünta Savaşı Sonrası, Japonya’da Yeraltı Gitar Müziği ve Altkültürleri (173 sayfa, tam metin, pdf)
Tolga Özbey’in kaleme aldığı üç kitaplık bu özel seri, Açık Radyo’da sürdürdüğü Egzotik Yeraltı programına paralel olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’daki kültürel değişimin müzikal yansımaları üzerinde duruyor. Serinin tam metin pdf dosyalarına ulaşmak için https://upas.evvel.org/?p=2710 adresini ziyaret ediniz.
Yarına Ne Kaldı? / Kargo / 1996 Kaset ve Kaset Kapağı
90’ların sonu 2000’lerin başında Türkiye’de en çok dinlenen gruplar arasında yer alan Kargo’ya saygı albümü Kargo☆Yarına Kalan Şarkılar, GRGDN Müzik etiketiyle yayımlandı…
Kargo-Yarına Kalan Şarkılar’ı spotify’da dinlemek için tıklayın…
Kargo-Yarına Kalan Şarkılar‘ı youtube‘da dinlemek için tıklayın…
Kargo☆Yarına Kalan Şarkılaralbümünde yaklaşık 20 sanatçı yer alıyor. Albümde bir araya gelen isimler arasında; Abkountry, Aleyna Tilki, Barış Demirel, Batu Akdeniz, Buray, Cem Adrian, Deniz Tekin, Evdeki Saat, Gece, Gökçe, Jabbar, maNga, mor ve ötesi, Nilipek., Rashit, Sattas, Selin, Simge Pınar, Sufle, Şanışer, TNK, Vega ve Yalın bulunuyor. Şarkılar sırasıyla 19 Ocak, 2 Şubat, 16 Şubat ve 1 Mart’ta beşer single hâlinde dijital platformlarda dinleyiciyle buluştu. Albümün tamamlanmasıyla beraber fiziksel versiyonu double LP olarak yayımlanacak ve en son da Nisan-Eylül 2024 arası grubun orijinal kadrosu ile albümdeki isimlerin de konuk olduğu bir turne düzenlenecek.
Vokalde Koray Candemir, gitarda Selim Öztürk, tuşlu çalgılarda Serkan Çeliköz, bas gitarda Mehmet Şenol Şişli ve davulda Burak Karataş’tan oluşan Kargo, farklı nesil ve müzik türlerinden onlarca müzisyenin katkısıyla dört parça hâlinde yayımlanan bir saygı albümü projesine ilham verdi…
Tam adı, Raif Özkan Uğur’dur. 17 Ekim 1953 yılında İstanbul’da doğdu. Ailenin beşinci çocuğu olan Uğur, Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda okurken mandolin ile tanıştı. Fenerbahçe Lisesi’nde okurken müzik sevdası ağır bastı ve ilk olarak “Atomikler” adında amatör bir grup kurup, dönemin popüler şarkılarını yorumladı.
Müzik hayatına 1970’te birçok ünlü ismin de zaman zaman yer aldığı Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’nda başladı. 1971 senesinde Kızıltoprak’ta tanıştığı Mazhar Alanson ve Fuat Güner ile ilk grubu Kaygısızlar’la profesyonel bas gitaristliğe başladı. O dönem Sadık Kuyaş da grupta bas gitaristlik yapmaktaydı. Bir süre beraber çaldıktan sonra Kuyaş gruptan ayrıldı ve Uğur grubun tek bas gitaristi oldu. Kaygısızlar’ın dağılmasından sonra 1972’de Barış Manço’nun kendisine eşlik etmesi için kurduğu rock grubu Kurtalan Ekspres adlı grubun ilk kadrosunda yer aldı ve Ankara Dedeman’daki ilk konserde yer aldı. İlk plaklarından sonra Barış Manço askere gitti. Grup bir süreliğine dağılınca Özkan Uğur, Aydın Çakuş ve Nur Yenal ile birlikte Ter grubunu kurdu. Grup, o dönem kendi grubunu dağıtmış Erkin Koray ile birleşti ve 1972’de “Hor Görme Garibi / Züleyha” 45’liğini çıkardı.
Barış Manço’nun askerden dönmesiyle Özkan Uğur tekrar Kurtalan Ekspres’e döndü. 1973-1974 yılları arasında bu grupla çalıştı. 2 plak kaydında yer aldı. 1974’te gruptan ayrıldıktan sonra bu dönemden eski arkadaşları Mazhar – Fuat’ın hazırladığı stüdyo albümünde de bas çaldı. Kurtalan Ekspres’e 1976’da kısa süreli bas gitarist, 1978’de bir Anadolu turnesi için de gitarist olarak grupta yer aldı. 1974’te Kurtalan Ekspres’ten arkadaşı Murat Ses ile bir süre Edip Akbayram’ın Dostlar Orkestrası’nda yer aldı. Ancak müzikal anlaşmazlıklardan dolayı ayrıldı. Anadolu Rock’ın başka bir ünlü ismi olan Ersen ve Dadaşlar grubuna Taner Öngür’ün yerine bas gitara geçti. Üç 45’likten sonra dönemin siyasi koşulları nedeniyle Ersen Dinleten ile Dadaşlar’ın yolları ayrıldı. Özkan Uğur bir süre daha Dadaşlar’da kaldı ve Selda Bağcan ile “Selda ve Dadaşlar” adıyla çıkan Türkülerimiz LP’sinde bas gitar çaldı. 1976’da Seyhan Karabay ve Kardaşlar grubunun bir 45’liğinde yer aldı.
1976’da yine Fuat Güner ve Mazhan Alanson ile İpucu Beşlisi’ne geçti. Bir 45’lik yayımlayıp, Seyyal Taner ile çalıştılar. Grubun dağılmasıyla 1978’de Galip Boransu ve Cengiz Teoman ile Grup Karma’yı kurdu. Bu grup ile katıldıkları 1978 Türkiye Eurovision elemelerinde bestesi Galip Boransu’ya ait “İmkansız” adlı şarkıyla 4. olmuştur.
1980’lerin başında Özkan Uğur, Mazhar Alanson ve Fuat Güner, ünlü isimlerin de arkasında çalıp para biriktirdiler. 1980-1983 tarihleri arasında Fuat Güner’le birlikte, Ferhan Şensoy’un “Şahları da Vururlar” ve “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” adlı oyunlarında müzisyen ve oyuncu olarak yer aldı. 1984’te MFÖ olarak ilk albümleri Ele Güne Karşı Yapayalnız ile şöhreti yakaladılar. 1985’te Diday Diday Day ve 1988’de Sufi şarkısı ile olmak üzere iki kez Türkiye’yi Eurovision’da temsil etmiştir. Özkan Uğur, MFÖ’de bas gitar çalarken, aynı anda inanılmaz zor derecedeki vokalleri tenor ses rengi ile başarıyla icra etmektedir. Ayrıca sanatçının hiçbir anlama gelmeyen sözlerle yaptığı şarkılar bulunmaktadır. Yayınladıkları birçok şarkıda besteciliğiyle dikkat çekti. “Lay Lili Lili Lay”, “Mecburen”, “No Problem”, “New York Sokaklarında” gibi şarkıların bestesinde yer almış, “Hep Aynı” şarkısının bas performansıyla dikkat çekmiştir. “Bazen”, “Amanın Aman”, “O Neydi O” gibi bestelerinin vokalinde de yer almıştır. “Ali Desidero” ve “İdare Edip Gidiyoruz” şarkılarında ses rengini değiştirerek vokalle düet yapmıştır.
Özkan Uğur, grup üyeleri içinde solo albüme sahip olmayan tek sanatçıdır. İlk yayınladığı solo şarkı Karışık Pizza filminin müziği “Maksat Muhabbet Olsun”dur. G.O.R.A. filmi için yazdığı “Olduramadım” da kendisinin bir klibe de sahip olan ikinci şarkısıdır. Özkan Uğur, müzik dünyasında birçok ismin albümlerinde vokallerde yer almıştır. Bunlardan bazı örnekler Sezen Aksu, Tarkan, Nev, Yavuz Çetin, Baba Zula, Ayhan Sicimoğlu, Asya’dır. Sezen Aksu’nun “Dert Faslı” şarkısının bestecilerinden biridir. Ayşegül Aldinç’in “Bir Kız”, “Ne Güzel”, “Nenni” isimli parçalarının müzikleriyle, Sertab Erener’in “Kera” ve Yavuz Çetin’in “Fanki Tonki Zonki” parçalarının sözleri de ona aittir. En son 2016’da DMC’den “Aynada” single’ını çıkartmıştır.
Öte yandan 1996 yılında Yavuz Turgul’un yönettiği, Şener Şen ve Uğur Yücel’in başrollerini paylaştığı Eşkıya filminde rol almıştır. Atv kanalında yayınlanan İkinci Bahar dizisinde zabıta rolünde oynamıştır. Atv’de yayınlanan Ağırlığınca Altın yarışmasını sunmuştur. Komser Şekspir filminde oynamıştır. Atv’de yayınlanmış olan Yeter Anne dizisinde anne rolündeki Suna Pekuysal’ın oğlunu canlandırmıştır. Alacakaranlık adlı dizide Bedir Büyükdereci rolünü canlandırmıştır. G.O.R.A. filminde Garavel rolünde oynamıştır. A.R.O.G. filminde ise Dimi rolünde oynamıştır. 2009 yapımı olan Yahşi Batı filminde de Kızılderili şefi Kızılkayalar rolüyle beyazperdede Cem Yılmaz’a eşlik etmiştir. 2010 yılında başlayan Türk Malı dizisinde oynamıştır. 2014 yılında Pek Yakında filminde Ejder rolüyle beyazperdeye bir kez daha çıkmıştır.
Tayfun Polat diyor ki; (…) Yılın genel değerlendirmesini de yapmak isterim. Öncelikle bu yıl önceki yıllardan çok daha az yeni isim keşfettim. Aslında çok çok fazla üretim yapıldı ve yayınlandı. Ancak bu üretim hacminin yeni isimleri de barındıran büyük bir kısmı algoritma popu olarak nitelendirdiğim, birbirinin aynısı şarkılardan oluşuyor. Dolayısıyla bir süre sonra ilgimi kaybettim ve yeni çıkan isimleri merak etmeyi de, takip etmeyi de bıraktım. Listelerin büyük bir kısmı zaten takip etmekte olduğum müzisyenlerin üretimleriyle dolu. Ama tabii ki yeni ve heyecan verici isimler bu yıl da var. (…)
Bülent Ortaçgil, müzikle geçen 50 yılı, “Elli buçuk” adlı yeni albümü ve verdiği konser serisi ile kutladı.
(…) Aslı Barış: Size ‘kent ozanı’ ya da ‘şarkı şairi’ deniyor. Ne düşünüyorsunuz lakaplarınız hakkında? “Hangisi Hayat” şarkısında sorunuzun birini, “Ortaçgil der ki bu ne iş?” diye soruyorsunuz. Kendinizi bir ozan olarak görüyor musunuz?
Bülent Ortaçgil: “Şarkı Şairi” tanımını seviyorum. “Ortaçgil der ki bu ne iş” dizesini halk ozanlarına gönderme olsun diye, mahlas gibi kullandım. Kendimi şair olarak değil de şiiri şarkılarda kullanan biri olarak görüyorum. Şiir şarkı sözünden çok çok daha özgür…
A.B.: Pandemi döneminde birçok sanat dalı gibi müzik de bu dönemde yara aldı. Belki de bazı sektörlere göre daha fazla… Albümün akabinde bir konser serisiyle Türkiye’nin muhtelif yerlerinde izleyiciyle buluştunuz. Nasıl değerlendirirsiniz izleyicinin ruh halini?
B.O.: Pandemiyi herkes ilk defa yaşadı. Her sektör için zordu, bizler için daha da zor. Aslında pandemi bitmedi, şimdilik öldürücülüğünü kaybetti sadece. Ne var ki bizler öyle bıktık ki yeniden ciddiye almak istemiyoruz.
A.B.: Müzikteki dijitalleşme hakkında ne düşünüyorsunuz? Bugünlerde pek çok platformda müzisyenler kolaylıkla dinleyici ile buluşabiliyor. Ama algoritmaların yönettiği dinamiklerle bir türlü buluşamayanlar var. Nasıl değerlendirirsiniz bu durumu?
B.O.: Müzik yapmak, kayıt etmek ve yayınlamak kolaylaştı ve ekonomik olarak ucuzladı, bu iyi bir şey. Ama müzisyen becerisine de sekte vurdu. Biz bile kayıt yaparken bir iki hata için başa dönmeyip, “öteki kayıttan alıverirsin” diyoruz teknisyenlere. Ayrıca her ses birbirine benzer ve sentetik oldu. Bırakın ender kullanılan enstrümanları, davulu bile makinalara çaldırıyoruz… Müzikte dijitalleşme derin konu birkaç satırlık bir iş değil. Müzisyenlerin yanı sıra teknik adamların sosyologların daha çok tartışmaları gerek. (…)
Thick as a Brick,Jethro Tull‘ın 1972 yılında yayınlanan ve yaklaşık 43 dakika uzunluğundaki tek bir parçadan oluşan konsept albümüdür. Söz konusu parça sözlerini Gerald Bostock, namıdiğer “küçük Milton” (Ian Anderson’ın kendisi) adındaki hayali bir çocuğun büyümenin zorluklarına ilişkin yazdığı şiirden almaktadır. Hem grubun hem de progresif rock türünün en önemli albümlerinden olup ABD müzik listelerinde bir numaraya kadar yükselmiştir. Albüm kapağı yerel bir gazetenin ön sayfasına benzetilmiş olup şarkının tüm sözlerini içermektedir.
Deep Purple, bundan tam 47 yıl önce, 15 Şubat 1974’te, vokalist olarak (binlerce demo kaset arasından, o ana kadar hiç stüdyoya girmemiş ve bir butikte tezgahtar olarak çalışan) David Coverdale‘i ve basçı olarak ise Glenn Hughes’u kadrosuna alarak Burn albümünü çıkarmıştı. Albüm, blues etkisini en çok taşıyan Deep Purple albümü olup, ilerki yıllarda klasikleşecek iki parça içeriyordu. Bunlar, albüme adını veren Burn adlı parça ve Mistreated’di. Albüm liste başı oldu ve o yıl Deep Purple, yılın grubu seçildi.