Nis
08
2026
--

Başlarken… (Girizgâh)

www.zaferyalcinpinar.info⁠ adresinde maddeler hâlinde sunacağım metinler aracılığıyla, kronolojik sürekliliğe dayanan klasik otobiyografi anlatısının yerine, parçalı bir öz-anlatı oluşturmayı amaçlıyorum. Doğrusal, tanımlı ve formülize edilmiş bir çizgi ya da eğri boyunca yaşamımı anlatmak yerine; onu zihin haritamda konumlanan yaşantı parçalarına, kavramlara, çağrışımlara, alan derinliğine, olaylara, olgulara, dizelere —belleğimin tüm mihenk noktalarına— dağıtarak eşzamanlı ele almayı tercih ettim. Böylece maddeleşecek her kelime, tümce, kavram, olgu veya tarih; bütünlüklü bir yaşam anlatısının bir bölümü olmaktan çok, kendi başına işleyen bir mikro-anlatıya dönüşecek. Bu mikro-anlatılar birleştiğinde ise tamamlanmış bir otobiyografi değil; dolaşıma açık, yeniden sıralanabilir ve çoğul bir benlik kavrayışı ortaya çıkacak, diye hesaplıyorum.

Bu tercih, yaklaşık yirmi küsur yıl önce oluşturduğum ve hâlen sürdürdüğüm evvel.org kapsamındaki (buradaki) deneyimlerimle de doğrudan ilişkili…

Yıllar önce şöyle demişim: “Sonsuz retoriklere ve kozmopolit yaşama karşın çelişkisiz bir bütün olmak çok zor artık. (…) Günümüz metinlerinde dizge, kurgu ve kronoloji yavaş yavaş değerini, işlerliğini yitiriyor. (…) ‘Çağrışımlar’ ve ‘yan anlamlar’la ilerleyen, anlatmak yerine sezdirmeyi yeğleyen, ‘öncesi’ ile ‘sonrası’ yitmeye yüz tutmuş; nedensellik, planlama ve mühendislik güdüsü azaltılmış —hatta yok edilmiş— bir şeyler (betik) oluşturulmalı…” 

Bu paragrafta dile getirdiğim arayış, zaferyalcinpinar.info adresinde kurduğum alfabetik öz-anlatının düşünsel zeminini de oluşturuyor aslında. Yani okuyucuya sunacağım otobiyografi, başlangıç ve sonuç arasındaki kapalı bir hat olmaktan çıkacak; kesintiler, geri dönüşler, boşluklar ve yan anlamlar arasında dolaşan açık bir anlatı alanına dönüşecek, diye düşünüyorum:- Zaten yaşam da böyle bir şey değil midir…

Her bir madde, bir şeyin kronolojik kaydı olmaktan çok; belleğimdeki bir mihenk noktasını, bir imgeyi, bir duygu durumunu, bir deneyimi işaret ediyor. Okuyucu bu anlatıya A harfinden girebileceği gibi ilgisine ve merakına göre herhangi bir harften de başlayabilir; çünkü burada amaç doğrusal bir anlatı kurmak değil. Kelimeler, tümceler ve yaşantı parçaları boyunca genişleyen bir alan derinliği —çok boyutlu bir anlatı ağı— oluşturmaya gayret ediyorum. Bu tercihin, yaşamımı bir hikâye olmaktan çıkarıp bir sözlük, bir arşiv ve aynı zamanda alan derinliğinde dolaşılabilir bir zihinsel harita hâline getireceğini sanıyorum.

Basitçe özetlersek; A’dan Z’ye maddeler hâlinde yaşantımı —geçmişten son âna kadar uzanan, edimsel olanla zihnimde kalan arasındaki tüm izleri kapsayacak biçimde— kayda geçirmeyi amaçlıyorum. Bunu, nefes aldığım sürece genişletmeyi; ölümümle birlikte kapanacak —belki de kapanmaz, dostlarım beni anlatmaya devam eder, bilemiyorum— bir anlatı alanı olarak yıllara yaymayı planlıyorum. Bu nedenle söz konusu alfabetik öz-anlatıyı tamamlamanın, kendi adıma, başlı başına yeterli bir yazınsal uğraş oluşturduğu çok açık. Bu maddeleri sürdürmek ve derinleştirmek dışında, bilinçli olarak başka bir kapsamlı yazınsal girişime yönelmeyi —şimdilik— düşünmüyorum. A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar maddeleri, tekil bir kitap ya da kapalı bir metin değil; yaşamımın özüyle birlikte ilerleyen, genişleyen ve ancak yaşamımın sonuyla tamamlanabilecek (!?) “yeterli bir söz” oluşturur —oluşturacaktır.

Okumakta olduğunuz bu girizgâh yazısında, parçalı anlatım meselesini sözlük, fragman ve kavramsal maddeler üzerinden ele alan ustalara da açık bir selâm vermem gerekiyor: Gündelik yaşamın mikro-kayıtlarını ansiklopedik kırıntılar biçiminde düzenleyen yaklaşımıyla Georges Perec; benliği kavramsal parçalar hâlinde kuran metinleriyle Roland Barthes; açık uçlu kurgu yapıları ve sıçramalı anlatı biçimleriyle Julio Cortázar; tarihsel fragmanları lirik, kısa parçalarla sunan metinleriyle Eduardo Galeano; şiiri nesneler ve şehirler —özellikle de İstanbul— üzerinden ansiklopedik bir anlatı alanına dönüştüren İlhan Berk; tarihi ve özneyi parçalı, çağrışımsal bir sözlük gibi inceleyen Ece Ayhan ve ansiklopedik parodi ile fragman tekniğini anlatının merkezine taşıyan Oğuz Atay… Bu isimler arka planda sessizce devinen edebî yakınlıklarımı işaret ediyor: Böylece, bir etkilenme/esinlenme beyanından çok, anlatıyı parçalayarak yeniden kurma arzusunun ortak bir düşünsel iklimde buluştuğunu —belki de geleceğin nesillerinin zihninin bu şekilde çalışacağını— ‘tahmin ediyor ve kabulleniyorum’ desem, yeridir.

A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar anlatısını annem Zeynep Meral Yalçınpınar’a ithaf ediyorum. Çünkü yaşamı, yaşamayı —ve hatta ölümü bile— bana o öğretti. Bu alfabetik öz-anlatının her maddesinde onun bana öğrettiği sabrın, sezginin ve direncin izlerini bulabilirsiniz. Kendimi parçalı bir anlatı olarak kurabilme cesaretini, hayatın çelişkileriyle birlikte eksik —belki de tutarsız— olmayı ve bu durumu kabullenmeyi annemden öğrendim. Burada başlayan anlatı yalnızca kendime dair bir tutanak değil; aynı zamanda bana hayatın dilini öğreten anneme duyduğum minnettarlığın kalıcı bir kaydıdır.

İşbu cehennemvari betiğin yıllara yayılacak ilerleyişini sabırla izleyecek, otobiyografik maddeler arasında dolaşıp ‘parçalı öz’e eşlik edecek okurlara -şimdiden- bir teşekkür borçluyum. Çünkü, buradaki maddelerin tamamlanması yalnızca benim gayretimle değil; zaman içinde okuyan, geri dönerek ‘parçalı öz’ü yeniden anlamlandıran dikkatli okurların varlığıyla mümkün. Bu nedenle A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar anlatısının görünmeyen ortaklarından biri de, onu sabırla takip edecek olan okurun kendisidir.

Yani, sizlersiniz…

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
24 Mart 2026

Nis
02
2026
0

(Baharın) Gelişine…


BAHARIN GELİŞİ İÇİN DİĞER ŞİİRLER:

一 茶, Erik, Çiçek, Cehennem ve Van Gogh
https://upas.evvel.org/?p=1579

Meyvesiz Erik Ağacı (Zahrad)
https://evvel.org/meyvesiz-erik-agaci

Gelişine (Yalçınpınar)
https://zaferyalcinpinar.com/s58.html

Mosmor Salkım (Yalçınpınar)
https://evvel.org/mosmorsalkim

Akordiyon ile İlkbahar Şarkısı (Yalçınpınar)
https://zaferyalcinpinar.com/akordiyon2.jpg

12 Telli Şiir İçin Bahar Akordu (Yalçınpınar)
https://evvel.org/12-telli-siir-icin-bahar-akordu-2




Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
01
2026
0

“Nisan” taifesi ve neşriyatları…


2010 yılından bu yana her Nisan ayında, “Nisan” dergisini ve yayınevini hatırlatmakta “sıkı/sahici edebiyat” kavramını hatırlatmak kadar fayda ve önem buluyorum. Efsanevi “Nisan” dergisi ve yayınevi hakkında aşağıdaki bağlantılar incelenebilir;

Nisan Dergisi/Yayınevi Hakkında
https://evvel.org/nisanda-nisan-dergisi-ve-yayinevi

Nisan Dergisi/Yayınevi’nin Kapak Tasarımları
https://zaferyalcinpinar.com/nisankapaklari.pdf

EVV3L’in “Nisan Dergisi/Yayınevi” İlgileri
https://evvel.org/ilgi/nisan-dergisi


Mar
21
2026
--

Şiirimiz güncel değildir abiler, dom! (Zafer Yalçınpınar)

Açıkça ifade etmekte fayda var: 1950’ler ve ikinci yeni sonrasındaki girişimlerin yaşamdaki şiirselliği yüceltme veya imgesel alan derinliğini kullanarak dilin sınırlarını genişletme kapsamında başarılı olduğunu düşünmüyorum. Bir ara (90’ların ortasında) postmodern şiir anlayışı belirgin bir çıkış yapar gibi göründü, sonrasında etkili teorilere dayanan avangart çalışmalar da (2000-2010 arasında) icra edildi ve fakat tüm o çıkışlar ve gayretler neoliberal popülizmin içerisinde sönümlendi, yitti gitti, dibe vurdu.

Tüm dünyada sosyoloji ve psikolojinin kilit açıcı rolü 2000’ler öncesindeki gibi etkin değil. Öncelikle bunu kabullenmeliyiz. Günümüz şairleri neoliberal popülizm denen şeyin son derece sinsi işleyen bir fikirsizlik/hayalsizlik alanı olduğunu, onun kapitalizm 2.0 olduğunu anlaması gerek artık… Bireyin kendini performans öznesi olarak sahnelenebilir, sergilenebilir (veya instagramlanabilir) bir konumda görmesi, bireyin kendini -doğuştan- kendi performansıyla sınaması… Müthiş bir karakter deformasyonu, müthiş bir zihin amorflaşması… Popüler aşırılıkların yücelmesi; sınırsız bir erdemsizlik, her alanda ahlaki çöküş… Bunların daha çok işlenmesi gerek bence; çünkü yeni nesil hapishaneler bireylerin zihninde ve gündelik yaşayışında kuruluyor artık; yani duvarlara, tel örgülere gerek yok! Mesela, beyaz yakalı olmanız, maaşa, komisyona veya bordroya bağlanmanız yeterli insanlığınızı kaybetmeniz için… Her şey daha da canavarlaşmak için tıkır tıkır işliyor coğrafyamızda!

Şairlerin varoluş biçimini düşünmeye çalışıyorum kaç zamandır… Bu problematiği tutarlı bir yöntemle -örneğin soyağacı yaklaşımıyla- irdeleyemiyorum, bir akrabalık sınıflaması da yapamıyorum. Fakat, imgelemin özgürleşmesi açısından bir yakınsama-ıraksama durumundan veya konumlanma yaklaşımından söz edebilirim. En azından, benim için, Türkçe’de; Ece Ayhan ve İlhan Berk’in poetikası yakınsadığımı düşündüğüm bir imgesel alan derinliğini ihtiva ediyor. Eh, bu alan derinliğinin sezgisel gücünü bilenler, ıraksadığım şeylerin de neler olduğunu tahmin edebilirler. Birkaç örnek vereyim: Yığışımlardan, popülizmden, mevcut (cukkacı) belediyecilik zihniyetinden ve diğer (arpacı ve uzun) halay takımlarından uzak duruyorum. Rantçılardan, hızlı tüketimsel endüstri kültüründen ve bu kültürün yarattığı satışçı, pazarlamacı, vitrinci ve mağazacı yaklaşımların tamamından nefret ediyorum desem, yeridir. Bana göre kapitalizmin yarattığı en büyük ve iğrenç kötülükler bunlardır. 

İyi şair kim? Bu soruya verilecek cevapların çoğu sığ olacaktır. Ama gene de kendi formülümle cevaplamaya çalışayım: İmgelemin özgürleşmesini sağlayarak dilin sınırlarını genişletebilen, yaşamı şiirleyen (Almancası: Dichten) veya yaşamdaki şiirselliği bulup insanlığa sunan… Bir de sanırım, ‘iyi şair’ gibi doksozofi içeren bir tanımın yerine ‘sıkı şair’ ifadesi daha doğru, benim zihin haritamda…  Sıkı bir şiirle veya dizeyle karşılaştığımda çok heyecanlanıyorum. Ona ‘yaşamsal (İngilizcesi: Vital) bir buluntu’ gözüyle bakıyorum. Onda fark ettiğim şeyi dağlara taşlara yazmak, bulutlara denize yazmak istiyorum. Yüce, kutsal (İngilizcesi: Sacred) bir duygu hissediyorum açıkçası… Çok tuhaf… 

Dünya edebiyatından, dünya dillerinden çeviri eserlerin zihnimdeki yansıması nasıldır, diye düşünüyorum: Enikonu İngilizce biliyorum, İngilizler’de en sevdiğim şey ironi… İroninin tüm türlerini İngiliz Edebiyatı’nda bulabilirsiniz. Felsefede ve dilbilimde Almanca çeviriler çok işime yarıyor. Rusça bence tam ve eksiksiz psikolojik bir kurgu dili… Düzyazı anlatılarda, özellikle -büyülü gerçekçilik akımı nedeniyle- Güney Amerikalı yazarlardan çevirileri çok önemsiyorum. İspanyolca’ya hayranlığım daha az… Fransızlar’ın imgesel gücü yadsınamaz. Yunanca’nın mitolojisi çok etkileyici ve fakat İskandinav mitolojisini daha çok seviyorum. Şiirde Farsça çok kuvvetli… Uzak doğu dillerinde de Japonca. John Steinbeck dışında Kuzey Amerikalılar benim için bir şey ifade etmiyor.   

Ben kendimi bir zümrede konumlandıramıyorum. Bir yerde, birileriyle birlikte yerleşmiş değilim. Belki de yoldayım, yolculuktayım hâlâ… Ya da dışarıdayım, dışlanmış durumdayım… Bilemiyorum. Zaten herhangi bir zümre tarafından ‘içerilmeye’ gerek de yok. Özellikle güncel neoliberal eksenlere göre şiirin zümreleşmesi, statikleşmesi, yerleşim birimlerine veya kamplara, şapellere ayrılması falan iğrenç şeyler…Misal; edebiyat dergileri… zombileştiler! Maalesef edebiyat dergileri tedavülden kalktı ve bir anlamları da kalmadı. Hepsi ‘marka değeri’ kafasıyla çalışıyor ve ‘statüko cukkalama mecrası’ olarak kullanılıyor. Aynı tas aynı hamam, çalan aynı oynayan aynı… Bu tip bir zavallı devamlılığın sahici bir varlığı da yok aslında: Göz alıcı, parlak bir mezarlık düşünün! Çok yazık, çok üzülüyorum…

Peki, şiirin geleceği var mı, gelecekte neler olacak? Bunu kapitalizm sonrası ‘yeni insanlık’ tanımının çerçevesi belirleyecek… O güne kadar neoliberal popülizm -zaman zaman değişik krizlerle beslenerek, otoriterleşme dozu zaman zaman azalarak veya artarak- devam eder. Çünkü, kapitalizmin işe yarar (geçer akçe, çarkı/sistemi döndürür) başka bir formülü yok şu ân gelecek için… Fakat, sosyalizmvari yeni bir zihniyet gelirse, belki her şey topyekûn değişir.

Sonuçlayarak, tarihe bakıp olanı biteni anlayarak -gerçi anlamasak da pek bir şey değişmeyecek- 2025’in Mart ayında hep bir ağızdan şunu söyleyebiliriz: Şiirimiz güncel değildir abiler, dom!

Zafer YALÇINPINAR
2 Mart 2025


Hamiş: Bayram Zıvalı’ya ve gerçekleştirdiği Güncel Türk Şiiri başlıklı araştırmaya/soruşturmaya minnettarım: Bu söylemleri düşünmemde ve bütünlememde bir tür tetikleyici olduğu için…

Mar
20
2026
--

YANKI ODASI // 24. Bölüm // Dünya Şiir Günü 2025 Özel Yayını (Hilmi Yavuz için Temellük Eylemi) // 21 Mart 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 24. Bölümü’nde…
2025 Dünya Şiir Günü için özel yayın!
Kötü edebiyat, kötü şiir nedir? Kötü şair kimdir?
Hilmi Yavuz‘a dair bir temellük eylemi!
Ve gerçek bir dünya şiir günü bildirisi!


25. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Mar
19
2026
--

“O Korkak Geyik Yavrusu Bayram Arifesi” (Fethi Naci, 1959) (Dünyanın En Güzel Arabistanı ve Turgut Uyar’a dair…)


Dost Dergisi, Sayı: 22, Temmuz 1959, ss. 27-31
(Tam metni büyüterek okumak için sayfaların üzerine tıklayınız…)



Turgut Uyar Arşivi için: https://evvel.org/?s=Turgut+Uyar

Şub
23
2026
--

Necati Tosuner vefat etti…

“Saye” kelimesinin “gölge” anlamına geldiğini Necati Tosuner’in kitaplarından öğrenmiştim. Vefatı nedeniyle üzgünüm çok…(Zy)


“1944 Ankara doğumlu Osman Necati Tosuner, dört yaşında geçirdiği bir kaza sonucu sırtında kambur kaldı. Bu fiziksel durum, yazarın eserlerinde işlediği temel temalardan biri haline geldi.
İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlayan Tosuner, lise eğitimini İstanbul Pertevniyal Lisesi’nde aldı. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak yazarlık yaşamına yöneldi. Lise yıllarında kaleme almaya başladığı metinlerle edebiyat dünyasına adım attı.

Öykü, roman, deneme ve çocuk kitapları türlerinde üretken bir kalem olan Tosuner, insanın iç dünyasını, yalnızlığını ve modern yaşamın kırılganlığını yalın, derin ve özgün bir anlatımla aktardı. Yarım yüzyılı aşkın edebiyat serüveninde farklı kuşaklara ilham veren yazar, çağdaş Türk edebiyatının en özgün seslerinden biri olarak kabul edildi.

Eserleri Türkiye Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Attila İlhan Roman Ödülü ve Erdal Öz Edebiyat Ödülü gibi prestijli ödüllere değer görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye ve Reklam Yazarları Derneği üyelikleri bulunan Tosuner, ilk dönem öykülerinde çevresindeki “küçük insanları” zaman zaman mizahi bir dille anlatırken, sonraki yıllarda daha içe dönük ve yoğun metinlere ağırlık verdi. Öykücülük anlayışını bir söyleşide “Benim için dert yanma işi olmuştur öykü anlatmak” cümlesiyle özetlemişti.”

Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com/yazar-necati-tosuner-hayatini-kaybetti-1003549h.htm


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “İmzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
18
2026
--

Yavuz Çetin’in Bodrum (Beyaz Ev) Kayıtları

Albümü spotify’da dinlemek için:
https://open.spotify.com/intl-tr/album/05jwTfDpVJmxvaXeBr7SLf


“Türk rock ve blues müziğinin efsanevi gitaristi Yavuz Çetin, 14 Şubat 2026 tarihinde hayranlarıyla buluşan özel bir albümle bir kez daha anılıyor. Çetin’in daha önce hiç yayımlanmamış canlı performans kayıtları, The Bodrum Sessions adıyla müzik platformlarında ve dijital müzik servislerinde yayımlandı. Bu yeni çalışma, sanatçının Tanju Eksek‘le beraber Bodrum’daki canlı performanslarından derlenen parçalardan oluşuyor ve sanatçının sahnedeki doğallığını, güçlü gitar tekniğini ve blues’a getirdiği özgün yorumu yeniden hatırlatıyor.

The Bodrum Sessions albümü, sanatçının 1990’lı yıllarda Muğla’nın Bodrum ilçesinde özellikle Beyaz Ev isimli mekânda verdiği performanslardan seçilmiş kayıtları içeriyor. Albüm Groovie London Studio etiketiyle yayımlanırken, toplamda yedi şarkıdan oluşuyor ve yaklaşık 27 dakika uzunluğunda bir müzik deneyimi sunuyor.

Albümde yer alan parçalar arasında Living Next Door to AliceStand By MeProud MaryPhotographs & MemoriesHard to HandleRocking to the Free World ve Cocaine gibi cover performansların yanı sıra Çetin’in sahne yorumuyla zenginleşen eserler bulunuyor. Bu seçki, sanatçının sahne enerjisini ve gitar virtüözlüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yavuz Çetin, 1990’ların önemli blues-rock müzisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Samsun doğumlu sanatçı, özellikle Blue Blues Band ve solo projeleriyle Türk rock müziğine damga vurmuş; kendine has gitar stili ve sahne duruşu ile geniş bir hayran kitlesi edinmişti. Çetin’in Bodrum’daki bu performansları, uzun yıllar boyunca müzik çevrelerinde “efsane” olarak söz edilse de daha önce resmi kayıt olarak yayımlanmamıştı. İşte bu albümle birlikte bu özel kayıtlar, müzikseverlerle resmî olarak buluşmuş oldu.

Müzik eleştirmenleri, The Bodrum Sessions’ı hem nostaljik hem de yeni dinleyiciler için önemli bir çalışma olarak değerlendiriyor. Albüm, Çetin’in müzikal mirasını günümüz dinleyicisiyle daha doğrudan buluştururken, genç kuşaklara da gitar ve blues kültürüne dair güçlü bir pencere açıyor. Özellikle Çetin’in doğaçlamacı yaklaşımı, sahnedeki içten performansı ve blues’a getirdiği duygusal derinlik, bu kayıtlarda yeniden canlanıyor.

Son olarak, 2001 yılında hayata veda eden Yavuz Çetin’in bugüne kadar resmî yayımlanmamış performanslarının albüm haline getirilmesi, Türk müzik tarihine düşülen değerli bir not olarak görülüyor. The Bodrum Sessions’ın yayınlanmasıyla birlikte, Çetin’in sanatsal mirası yeni bir döneme taşınmış oldu.” (17 Şubat 2026, banliyo.org)


Bkz: https://banliyo.org/yavuz-cetinin-bodrum-kayitlari-the-bodrum-sessions-ismiyle-yayinlandi/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan yavuz Çetin başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
10
2026
--
Şub
09
2026
--

“Tezahür” (Rafet Arslan)

“Tezahür”
Rafet Arslan
Artbook, Şubat 2026, 38 Sayfa
okumak/izlemek için: upas.evvel.org/tezahur.pdf


Rafet Arslan, varoluşun devridaimini hissetmek ve ‘sessizliğin -sessizlikle- cevabı’nı duymak için teknolojiden -ve diğer yapay edimlerden- arınmış bir şekilde (30 Mayıs-2 Haziran 2025 tarihleri arasında, doğanın kalbinde) üç tam gün geçiriyor. Varoluşunun içsel yolculuğunu hissetmek için benliğinin tüm hatlarından, duyuların tüm yanılgılarından vazgeçiyor ve bu çileli yolculuğun sonunda kendisini bir kirpinin, bir bulutun ya da bir ağacın parçası olarak fark ediyor. Rafet, o üç gün boyunca kalben hissettiği her şeyin tüm zihin haritasını -doğanın aklıyla birlikte- durmadan yazıyor, resmediyor, şiirliyor! (Şiirlemek: Alm. Dichten, Bkz: Ludwig Wittgenstein, Tractacus Logico-PhilosophicusÇev: Oruç Aruoba)

Arslan’ın arınma sürecinden çıkarsadığı işitim-görsel ötesi ‘tezahür’ elbette ki kendisinde saklıdır. Kimse bilemez, anlayamaz! Fakat, orijinal biçimiyle takipçilerimize sunduğumuz bu eserdeki sanatsal uzamın zihinlerde eşsiz bir nakış izi bırakacağını düşünüyoruz.

Önemli Not: Eseri fotoğraflayan Ayberk Çimen ile fotoğrafları kırpıp-harmanlayan Gökhan Çiçek’in el emeklerine müteşekkiriz.


Rafet Arslan’ın Upas Yayın kapsamındaki diğer eserlerine https://upas.evvel.org/?tag=rafet-arslan adresinden ulaşabilirsiniz.


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Şub
08
2026
--

“Dedikodu” (Fikret Muallâ, 1955)

(Resmi büyüterek görmek için üzerine tıklayınız)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan imzalı ilgileri https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden inceleyebilirsiniz.

Şub
07
2026
--

“Peysaj” (Fikret Muallâ, 1947)

(Resmi büyüterek görmek için üzerine tıklayınız)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan imzalı ilgileri https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden inceleyebilirsiniz.

Written by in: Buluntular (Efemeralar) | Etiketler:
Şub
06
2026
--

“Deniz Kabuğu ve Yengeç Fosili” (Eren Burhan)

“Deniz Kabuğu ve Yengeç Fosili”
Eren Burhan
Upas Anlatı, Ocak 2026, 13 Sayfa
okumak için: upas.evvel.org/kabukyengec.pdf


Eren Burhan“Deniz Kabuğu ve Yengeç Fosili”nde ölü doğanın iki ‘kıyı eskisi’ karakterini kullanarak sihirli, gerçeküstü (ve etkili) bir anlatının güncesini resimliyor…


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Şub
04
2026
--

YANKI ODASI // 20. Bölüm // KUZGUN ACAR’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 13 Şubat 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 20. Bölümü’nde ‘sıkı yontucu (heykeltraş) Kuzgun Acar’ı saygıyla andık ve evvel.org arşivinin içinde gezindik…


21. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Şub
04
2026
0

Kuzgun Acar’ın tüm yontularında “çığlık” vardır.

4 Şubat 1976′da vefat eden
sıkı yontucu Kuzgun Acar’ı özlem ve saygıyla anıyoruz…


EVV3L kapsamında yayımlanan Kuzgun Acar ilgilerinden bazılarının bağlantı adresleri aşağıdadır:

Tiyatro Dergisi: Kuzgun Acar Özel Sayısı (Mayıs, 1976)
https://evvel.org/tiyatro-dergisi-kuzgun-acar-ozel-sayisi-mayis-1976

YANKI ODASI // 20. Bölüm // KUZGUN ACAR’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 13 Şubat 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar
https://evvel.org/yanki-odasi-20-bolum-kuzgun-acara-saygi-ozel-yayin-13-subat-2025-youtube-canli-yayin-tekrari-zafer-yalcinpinar

Kuzgun Acar Özel Sayısı (Milliyet Sanat, 13 Şubat 1976)
https://evvel.org/kuzgun-acar-ozel-sayisi-milliyet-sanat-13-subat-1976

Kuzgun Acar sanatını anlatıyor… (TRT Arşivi’nden)
https://evvel.org/kuzgun-acar-sanatini-anlatiyor-trt-arsivinden

1967’den 1988’e Kuzgun Acar’ın Türkiye Rölyefi
https://evvel.org/1967den-1988e-kuzgun-acarin-turkiye-rolyefi

Kuzgun Acar’a İşaret Etmek İçin 16 Neden
https://zaferyalcinpinar.com/k10.html

Kuzgun Acar hakkında kupürler…
https://evvel.org/kuzgun-acar-hakkinda-kupurler

Kuzgun Acar Portresi (Burhan Uygur)
https://evvel.org/kuzgun-acar-portresi-burhan-uygur

KUZGUN ACAR’IN ESERLERİ SATIŞA ÇIKARILMASIN!
https://evvel.org/kuzgun-acarin-eserleri-satisa-cikarilmasin

Kuzgun Acar’ın “Haşim İşcan” Heykeli
https://evvel.org/kuzgun-acarin-hasim-iscan-heykeli

M. Aksoy’un “İnsanlık Anıtı” ve K. Acar’ın “Türkiye” Rölyefi
https://evvel.org/m-aksoyun-insanlik-aniti-ve-k-acarin-turkiye-rolyefi

Kuzgun Acar’ın desen defterinden…
https://evvel.org/kuzgun-acarin-desen-defterinden

Kuzgun Acar’ın Maskları Satıldı!
https://evvel.org/pes-ozgur-tiyatro-bugun-490000-tl-ediyor

Kuzgun Acar’ın İlk Yapıtı, Bir Yorum, Bir Soru ve İki Not!
https://evvel.org/kuzgun-acarin-ilk-yapiti-bir-yorum-bir-soru-ve-iki-not

Kuzgun Acar’ın Yontuları
https://evvel.org/kuzgun-acar-heykelleri

Allah’ın Kuzgun Bir Kuludur.
https://zaferyalcinpinar.com/s54.html

Kuzgun Acar’ın Maskları
https://evvel.org/kuzgun-acarin-masklari

Kuzgun’un Yeri (1972)
https://evvel.org/kuzgunun-yeri-1972

Marmara Adası ve Kuzgun Acar
https://evvel.org/marmara-adasi-ve-kuzgun-acar


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Kuzgun Acar” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kuzgun-acar adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
04
2026
--

“Kuzgun Acar’a İşaret Etmek için 16 Neden” (Zafer Yalçınpınar)


Karga Mecmua, Şubat 2009, Sayı: 24
(Görseli büyütmek ve okumak için üzerine tıklayın…)

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Kuzgun Acar başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/kuzgun-acar adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
02
2026
--

EVVEL DÜKKÂN’da; Kuzgun Acar Arşivi


shopier.com/evveldukkan


Koleksiyonumdan bazı eserleri (kitapları, belgeleri, efemeraları ve objeleri) “kıymet bilen” veya “kıymet veren” insanlara -yani, yeni koruyucularına- devretmeyi amaçlıyorum. Hepsi bu… (Zafer Yalçınpınar)

Şub
01
2026
--

Sediri Kestiler Dolunayda (M.Ş.Ş.)

“Sediri Kestiler Dolunayda”
M.Ş.Ş.
Upas Şiir, Ocak 2026, 50 Sayfa
okumak/izlemek için: upas.evvel.org/sedirikestiler.pdf


Kargo adlı rock grubundan efsanevi şarkı sözleriyle tanıdığımız M.Ş.Ş.’nin (Mehmet Şenol Şişli‘nin) altıncı şiir kitabı yayımlandı. M.Ş.Ş. şiire sadakatin varoluşsal açıdan en zorlu -ya da sorumlu- biçimini irdeleyerek ‘kent ozanlığı’ kimliğine yeni bir ‘cesaret ve kopuş’ perspektifi ekliyor: “Dolunayda… ya şair ya da sedir!”


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.


BASLI NÜSHA, İMZALI ÖZEL NÜSHA…

Eserin, Plüton Yayın tarafından kitaplaştırılan basılı nüshası https://www.kitapyurdu.com/kitap/sediri-kestiler-dolunayda/744347.html adresinde online satışa sunuldu. M.Ş.Ş.’nin isme özel -sınırlı sayıda imzalayacağı- koleksiyon nüshaları ise https://mehmetsenolsisli.com/dukkan/sediri-kestiler-dolunayda-isme-ozel-mss-imzali/ adresinden talep edilebilir.


YA ŞAİR YA DA SEDİR…
“Birinin felâketi bir diğerinin başlangıcı.”

Hangi şaire sorulmuş; “Seni mi asalım yoksa sediri mi keselim?” diye… Hiçbirine…
Sedire sorsalar kendiliğinden tutuşurdu.
Dile gelirdi ormanın sesi. Öyle bir ayna ki hem her şeyi gösteriyor hem de hiçbir şeyi.
Kimim ben? Bir şair mi yoksa bir ağaç mı?
Eğilmedim mi fırtına çıktığında? Çekilmedi mi suyum? Silahımı gömmedim mi? Neden ellerinde meşalelerle, urganlarla toplanmış halk? Kime verilecek ilk konuşma hakkı? Herkes mal varlığını açıklasın, hiçbir şeyi olmayan bir adım öne çıksın! İlk o konuşacak… İlk o linç edilecek…

“Açılınca kitabın konusu
anlayınca nasıl yazacağını
yan yana birer harf gibi duran insanlar
bir araya gelince bir kelime etmiyorlar,
kimden geçtiysem
kendim oldum sonunda
yani bana ait olmayan
tek kişilik bir oda,
içinde binlerce kitap
elimde çakılmaya hazır bir kibrit,
duvarda bir ayna.”

Şimdi topla bohçanı, hazırlan uzun yola çıkmaya, cilalanmış sedir gibi sakla içinde nemli zamanları, görünen büyük bir kandırmacadan ibaret değil mi? Unutma: Acının yüzü gülümseyen bir kuzuya benzer.

M.Ş.Ş. (Tanıtım metninden…)

Oca
13
2026
--

Liberal solun yalan söyleme rahatlığı – Şairin 124. doğum gününde bir polemik… (Kaya Tokmakçıoğlu)

Nâzım Hikmet’in 124. doğum gününde, onun kavgasını hatırlamak ve hatırlatmak, salt bir anma değil; bugüne bir savaş ilanı. Birikim’in özel sayısı, Belge, Koçak ve Keser’in yazıları üzerinden, Nâzım’ı tarihsel olarak tutsaklaştırmak, kavgasını parçalamak ve liberal-estetik bir figüre indirmek istiyor. Bunu görmezden gelmek mümkün değil. Bu, sadece edebi bir tartışma değil, bugünkü politik kavganın da ta kendisi.

Nâzım Hikmet’in 124. doğum yılında Birikim dergisinin yayımladığı Nâzım Hikmet özel sayısının bir özel amaca istinaden hazırlandığını peşinen varsaymasak bile, ilgili sayının ufku meşhur İranlı şair Sadi’nin bir sözünü akıllara getiriyor: “Akrebin sokması kininden değil, tabiatındandır.” Birikim dergisi, Nâzım’ı anmaya kalkınca, Nâzım’ı yeniden düşünmekten çok, onu siyasetsizleştirip ehlileştirmeye vardırıyor. Onu komünist bir şair olarak değil, yorulmuş bir ihtiyar, pişman bir estet, ulusal bir alegori ya da apolitik fragmanlar toplamı olarak okura sunuyor.

Birikim çevresi bunu ilk kez yapmıyor. Yaklaşık yarım asırdır aynı işi yapıyor liberaller: düzenden kopma ihtimali taşıyanı yumuşatmaya, kavgayı yoruma, mücadeleyi metne, devrimi hatırata dönüştürmeye çalışıyorlar. Bugün hâlâ Nâzım’a yapmaya çalıştıkları da bu. Şaşırtıcı değil. Ama cevapsız bırakılacak türden hiç değil. Çünkü Nâzım Hikmet geçmişin zararsız bir sesi değil. Bugünün kavgasında şiiriyle, siyasetiyle, hayatıyla hâlâ taraf olan bir yoldaş. Onu şiirinden ayırmaya çalışanlar aslında onu kavgasından koparmaya çalışıyor. (…)

Kaya Tokmakçıoğlu’nun kaleme aldığı eleştirel inceleme yazısının tam metnine https://haber.sol.org.tr/haber/liberal-solun-yalan-soyleme-rahatligi-sairin-124-dogum-gununde-bir-polemik-405327 adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında bulunan Nâzım Hikmet başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
11
2026
--

“Toplumun işi savaşmak, sonra işsiz kalmak” (Fazıl Hüsnü Dağlarca)

(Görseli büyütmek için üzerine tıklayınız…)

Fazıl Hüsnü Dağlarca‘dan Engin Turgut’a,
“Toplumun işi Savaşmak, sonra işsiz kalmak” ithafıyla imzalı (16.10. 1988)
(Engin Turgut’un Facebook Sayfası’ndan…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden, imzalı kitap ilgilerine ise https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
10
2026
--

Başlangıç 2026!

Süper Kupa Finali’nde Fenerbahçe, Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda Galatasaray ile karşı karşıya geldi. Rakibini 2-0 mağlup eden sarı-lacivertliler Süper Kupa’yı müzesine götürdü. Süper Kupa finalinin ardından Avrupa basını da Fenerbahçe ve Galatasaray’ı konuştu. (10 Ocak 2026)

BILD: Yeni transfer, ilk maçında golü attı. Kış transfer döneminde Lazio’dan 28 milyon euro karşılığında transfer olan Matteo Guendouzi, Asensio’nun ortasından seken topu fırsat bilerek ceza sahası kenarından yaptığı şutla skoru 1-0’a getirdi (28′). Bundan sonra maç karşılıklı ataklarla geçti; Galatasaray oyuna daha çok hakim olsa da bir türlü gol bulamadı. Fenerbahçe ise devre arasından sonra Oosterwolde’nin akrobatik volesiyle farkı ikiye çıkararak skoru 2-0 yaptı. Ve stoper oyuncusu daha sonra Galatasaray yedek kulübesinin önünde, doğrudan televizyon kameralarına doğru kışkırtıcı bir şekilde gol sevincini yaşayarak büyük bir olay yarattı. Sonuçta bunun bir önemi kalmadı, çünkü skor Sané’nin takımı lehine 0-2 olarak kaldı. Diğer Alman oyuncu İlkay Gündoğan’ın (72. dakikada Lucas Torreira’nın yerine) oyuna girmesi bile sonucu değiştiremedi.

LEQUIPE: Perşembe günü yaklaşık 30 milyon Euro karşılığında Lazio’dan Fenerbahçe’ye transfer olan Mattéo Guendouzi, yeni takımına hemen uyum sağladı. Yeni kulübüyle ilk maçına çıktığı Cumartesi günü Galatasaray’a karşı oynanan Türkiye Süper Kupası finalinde ilk 11’de başlayan 26 yaşındaki Fransız orta saha oyuncusu, golünü kaydetti. Guendouzi’nin golü Fenerbahçe’nin 2-0’lık galibiyetine katkıda bulundu. İkinci golü ise eski PSG oyuncusu Marco Asensio’nun asistiyle Jayden Oosterwolde kaydetti.

MARCA: Eski Mallorca, Espanyol, Real Madrid ve Paris Saint-Germain oyuncusu Marco Asensio, Fenerbahçe’yi Süper Kupa’da Galatasaray’a karşı oynanan derbi maçında (0-2) zafere taşıdı. Domenico Tedesco’nun öğrencileri, Sané ve Icardi ile maça başlayan ancak Afrika Uluslar Kupası’nda bulunan Osimhen’in yokluğunu derinden hisseden Galatasaray’a 48. dakikada son darbeyi vurdu.

TUTTU MERCAO: Matteo Guendouzi, Fenerbahçe formasıyla rüya gibi bir başlangıç ​​yaptı . Sadece üç gün önce, Fransız orta saha oyuncusu, Lazio formasıyla Olimpico’daki son maçına çıkmaya hazırlanıyordu. Takımına Duygusal bir veda etmişti. Ancak bu akşam Galatasaray’a karşı oynanan Süper Kupa maçında derbide golü buldu ve Türkiye’nin ilgi odağı oldu.


Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/skorer/galatasaray-fenerbahce-super-kupa-finali-avrupada-gundem-oldu-ruya-gibi-baslangic-7518964


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Fenerbahçe başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
09
2026
--

İKİNCİ YENİ VE CEMAL SÜREYA’NIN ÖNEMİ (Zafer Yalçınpınar)

Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması, Kadıköy-CKM, 9 Ocak 2018:

Zafer Yalçınpınar: “Çok daha kalabalık toplulukların karşısında hiç heyecanlanmadan çeşitli konuşmalar gerçekleştirmiş olmama rağmen bugün, burada, son derece heyecanlıyım. Demin, sizin oturduğunuz koltuklardayken bu durumun nedenini düşündüm.  Çünkü, Cemal Süreya -tıpkı Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ece Ayhan gibi- çok büyük bir şairdir! İnanmasanız da fark etmeseniz de büyük ve küçük şairler vardır! Böyle bir ayrım vardır! Cemal Süreya büyük bir şair olduğu için, bugün, burada, çok heyecanlıyım!

Her şeyden önce, Cemal Süreya’nın Ece Ayhan ve Sezai Karakoç’la birlikte 1950’li yılların ortasında Türk Şiiri’ndeki aurayı değiştiren ve ‘İkinci Yeni’ ismini verdikleri yenilikçiliğin kurucusu olduğunu hatırlatmak, yani Cemal Süreya’nın ve arkadaşlarının Türk Dili üzerinde yeni bir duygu-durum, yeni bir şiirsellik oluşturduğunu söylemek, vurgulamak gerekiyor. Bu yeniliğin hem okurda hem de diğer -küçük, büyük- şairlerde karşılığı olmuştur ve söz konusu yenilik bir şiir akımına dönüşmüştür. Bu yeni şiirin özellikleri nelerdi… Neden bu kadar sevildi… Neden hâlâ çok büyük bir içtenlikle ve samimiyetle takip ediliyor! Bu büyüklüğü iyice düşünmek ve analiz etmek gerekiyor…

Cemal Süreya ve kendisinin “Güvercin Curnatası” olarak tanımladığı ikinci yeni akımı ne yaptı, neyi değiştirdi… 1950’li yıllarda dünya şiirinden çeviriler yaparak 2. Dünya Savaşı sonrası dünyada oluşan yeni hümanizmin duygu-durumunu, yeni şiirsel dili anlamaya ve Türkçe’ye aktarmaya başladılar. O dönemde Türkçe’de garip akımı kasırgası esiyordu. Garip akımı şiire sadeleşme ve imgede basitleşme getirmişti. Bu durum hikâyelemeci ve biraz da kuru bir şiir ve söylem ortaya çıkarmıştır. Cemal Süreya ve arkadaşları bu sade şiir dilini daha sofistike bir hâle çevirmek, şiir dilini ileriye taşımak için imgelemin güçlenmesini sağladılar. İmgelemin özgürlüğüne inandılar. Karmaşık bir yapıydı bu, ancak imgesel olarak dili geliştiren, Türk Dili’nin imgesel alan derinliğini arttıran ve genişleten bir söyleyiş, bir tını buldular. Zarif, tabii ki modern ve çok ama çok kuvvetli bir şiir oluşturdular. Öyle ki 80’lerin ve 90’ların şairleri bu akımın gölgesinde kalmışlardır! İkinci yeni öyle güçlüdür ki 80’lerin ve 90’ların şairlerini gölgede bırakmıştır! Bugün, 60 sene sonrasında bile bu hakikati görmeliyiz, kabul etmeliyiz artık!

İkinci yeni şiiri geleceğe uzanan, güçlü bir şiirdir! Bir zamanlar, bir edebiyat soruşturması kapsamında bir çakma profesör çıkıp ikinci yeni akımının etkisini kaybettiğini mırıldanmış, bir zamanlar… Bu mutat zevat hiçbir bilimsel açıklamaya, dahası poetikaya değinmeden niyet belirtmeye veya kendince, kendi çetesine ümit vermeye kalkmıştır. Bu komediyi gördüğümde emin oldum: 80’lerin, 90’ların bu şair profesörleri ve bağlı çeteleri acz içinde, ikinci yeninin büyük şiirinin gölgesinde kalmıştır! Çakma şairler acz içindedir bugün…

Sonuçta, hâlâ, burada, bu toplulukta, Türkçe’ye baktığımızda, zamanların sonunda, Cemal Süreya ve arkadaşlarının şiiri, yürürlükte olan baskın ve en güçlü şiir akımıdır… Geleceği belirlemektedir ve geleceğe uzanmaktadır. İkinci yeni şiiri yürürlükteki dili imgesel olarak geliştirmekte, tahayyül gücüne güç katmakta ve şiir dilini etkilemektedir; son derece de kuvvetlidir, etkindir ve insanlığı sürekli geliştirmektedir! Cemal Süreya’nın “Üvercinka” adlı şiirinde ifade ettiği gibi: “Afrika dahil!”

Zafer Yalçınpınar9 Ocak 2018
Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması

Caddebostan Kültür Merkezi-Kadıköy


Cemal Süreya Arşivi: https://evvel.org/?s=Cemal+Süreya

Oca
06
2026
--

“Epika” (Emir Alisipahi)

“Epika”
Emir Alisipahi
Upas Şiir, Ocak 2026, 20 Sayfa
okumak/izlemek için: upas.evvel.org/epika.pdf


Emir Alisipahi, beş yıl boyunca, şiirinin özünü epik bir düzlemde işledi; büyük bir baltayı -günbegün- sabırla bileyledi, ışıldattı ve hazırladı. Şimdi, Epika‘da yer alan şiirler, geçmişten geleceğe uzanan keskin bir dille zamanın ruhuna etkili bir tarihsellik sağlıyor…


Hamiş: “Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com