Efemeratik edebiyatın ve sahafiye tutkusunun özü şu sanıyorum: Bir eserin veya efemeranın zaman içindeki yolculuğunu, yaşadığı çeşitli değişiklikleri, o öğenin kendi tarihindeki salınımıyla -eşsiz farklarla birlikte çeşitlenmesiyle- takip edebilmek… Yani, eserin taşıdığı yaşamsal izleri ya da varoluşsal hafızayı biriktirebilmek, kayıt altına almak, geleceğe taşımak ve korumak…
Benim için, John Steinbeck’in hayatı ve kitapları taşıdığı eşsiz özellikler açısından efemeratik birer anıta dönüşüyor her geçen gün: İngilizce orijinal adıyla “East of Eden”, şaşılacak kadaryeni ve güçlü bir nirengi noktası oluşturdu hem yaşamımda, hem koleksiyonumda, hem de zihnimde!
Steinbeck’in 1952’de Amerika’da yayımlanan ünlü romanının Türkçe’deki bibliyografik yolculuğunu takip ettiğimde, karşıma önce “Cennet Yolu” ismi çıkıyor. Vahdet Gültekin çevirisiyle Türkiye Yayınevi tarafından 1953 yılında basılan ilk edisyon; ardından Güven Yayınevi baskıları, Altın Kitaplar baskıları, başka tarihler, başka kapaklar, başka ciltler, başka şömizler…



Nihayetinde East of Eden‘ın aynı metni 1982 yılında -gene Vahdet Gültekin çevirisiyle- ilk kez orijinal adına sadık kalınarak “Cennetin Doğusu” başlığıyla yayımlanıyor. Bu isimle gerçekleşen ilk popüler baskı -ciltli ve şömizli olarak- Altın Kitaplar tarafından (Nobel Serisi kapsamında ‘N’ ibaresiyle) 1982 yılında çıkıyor.


Aslında, çok ilginç bir ayrıntıdır ki, gene 1982 yılında Nur Akarsu’nun etkileyici kapak tasarımıyla Anıt Yayıncılık (Çemberlitaş, Piyerloti Cad. No.13/10, İstanbul) tarafından Cennetin Doğusu adıyla yayımlanan bir başka baskı daha var. Fakat, söz konusu baskının künyesinde ‘ikinci baskı’ yazıyor. Anıt Yayıncılık’ın bastığı kitabın kapağında Cennetin Doğusu (daha büyük olarak) ve Cennet Yolu (parantez içine alınarak, alt-başlık şeklinde) birlikte yazılmıştır ve bu iki ismin kapakta bir arada göründüğü tek baskı da bu nadir nüshadır aslında… Bu durum, Anıt Yayıncılık’ın 1982 baskısının Altın Kitaplar’daki 1982 baskısından daha önce gerçekleşmiş olabileceğini düşündürdü bana. (Peki, buradaki gerçeği -1982 yılında iki yayınevi arasında ne olduğunu, ne yaşandığını- kim bilebilir? Anıt Yayıncılık romanı kaçak veya izinsiz olarak mı bastı, yoksa Gültekin’in yayınevi tercihi mi değişti birden bire, ne yaşandı, ne olup bitti bilemiyoruz.) Ardından -on yıl sonra, 1992’de- East of Eden, Nuriye Yiğitler’in çevirisiyle Oda Yayınları Dünya Klasikleri dizisinden bir kez daha basılıyor. Bu kitabın künyesinde de birinci baskı yazması ‘yayıncılık tarihi’ açısından çok ilginç gerçekten! 1990’lı yılların sonunda ise Altın Kitaplar tarafından gene Vahdet Gültekin’in çevirisiyle yayımlanmış çok çeşitli -bazıları iki cilt olmak üzere- East of Eden baskıları falan da var. Neyse…
2000’lerdeki duruma baktığımızda East of Eden, Türkçe’de Cennetin Doğusu adıyla hâlâ yeni baskılarını gerçekleştiriyor ve yayıncılık adına hâlâ etkili bir dolaşımı var. Kitap, önce Eylül 2004’te Remzi Kitabevi tarafından Derin Çizer ile Ömür Candaş’ın ortak çevirisiyle yayımlanmış ve 2012’de altıncı basıma ulaşmış. Sonrasında Sel Yayıncılık tarafından Roza Hakmen çevirisiyle 2017’den itibaren yayımlanan baskıların ardından İletişim Yayınları da aynı çeviriyi 2021’de yayımlamaya başlamış ve kitap Eylül 2026 tarihinde 10. baskısını gerçekleştirmiş. Böylece 1950’lerin Cennet Yolu’ndan bugünün Cennetin Doğusu’na uzanan çizgide, yalnızca kitap adı değil, çevirmenler ve yayınevleri de değişerek East of Eden’ın Türkiye’deki bibliyografik varoluşu da çeşitlenmiş oluyor. Eski nüshaların biçimsel özelliklerine (kapak tasarımı vb.) bakınca; güncel baskılarla aynı metnin yeniden ve yeniden yayımlanması, kitabın varoluşsal hafızasını da diri tutuyor bence… Bir de tabiî, tüm bunlar East of Eden’ın önemli bir efemeratik edebiyat arşivi ve koleksiyon öğesi olma niteliğini de üssel olarak arttırıyor!


Açık konuşmak gerekirse benim koleksiyonumda yer alan 1953 yayın tarihli Cennet Yolu nüshası sadece ilk baskı bir Steinbeck kitabı veya sıradan bir koleksiyon unsuru değil. Eşsiz bir efemera olarak görüyorum onu: İlk sayfasında -emin olamasam da- Vahdet Gültekin’in ıslak imzası var. ‘Emin değilim’ diyorum çünkü açık dijital noktalarda ve bilebildiğim nadir kitap arşivlerinde Gültekin’in doğrulanabilir bir imza görseline rastlayamadım. Fakat imzanın tarihini, el yazısı karakterini, mürekkebi ve derinlikli ithafın kitabın içeriğiyle kurduğu ilişkiyi düşündüğümde imzanın Vahdet Gültekin’e ait olduğunu hissediyorum. Ayrıca imzalı sayfadaki bu gizemli varoluş, bir efemera olarak onun kıymetini daha da arttırıyor zihnimde. Benim elimdeki nüshayı bu yüzden sıradan bir “eser” gibi değil, efemeratik arşivimde ve koleksiyonumda yer alan tarihsel bir tanıklık, bir “sahicilik belgesi” gibi görüyorum. Kitabın 1953’teki ilk baskısının üzerine, 31.7.1954 tarihinde düşülen ithaf yazısı şöyle: “Acaba hangi yoldur? Allah daima doğru yolda rehber versin.”
Efemeratik incelemelerde ve arşivde -hatta, diyebilirim ki evvel.org’un tamamında- yapmaya çalıştığım şey şu aslında: Bir esere kuru kuruya sahip olmak değil; onun hakikatinin özünü anlamak, bir duygunun koruyucusu veya taşıyıcısı olmak! Bunca yıl sonra -çekinmeden, açıkça- ifade ediyorum ki; evvel.org kapsamında yaşantılara veya bir eserin ânlarına dair bir hafıza alanı yaratarak, onları korumaya çalışıyorum.
Cennetin Doğusu’nun büyüklüğünü -kendi kendime- irdelemeye çalıştığımda kitabın bir koleksiyon değeri taşımasının yanı sıra, John Steinbeck’in hayatındaki belirleyici konumunun da öne çıktığını görüyorum. Steinbeck, 1951’de romanı yazmaya başlarken, editörü ve dostu Pascal “Pat” Covici’ye yazdığı notlarda, “Belki de şimdiye kadar yazdığım tek kitap bu!” diyor. Aslında Steinbeck’in “tek kitap” söylemindeki bu ısrarını poetik bir duruş olarak da tanımlayabiliriz: Çünkü Kaliforniya eyaletinin Salinas kasabasında geçen East of Eden, Steinbeck’in hayatının, ailesinin, çocuklarının, çektiği hakiki acıların büyük bir bütününü oluşturuyor. Bir de işin daha eski, daha derinde bulunan Habil-Kabil mitolojik katmanı var. Ezeli kardeşler çatışması, romandaki Trask ailesinin içine yerleşiyor; babanın sevgisi, kardeşler arasındaki rekabet, seçilme ve reddedilme, suçluluk ile kötülük tanımları eserle bütünleşmiş durumda.

Tabiî ki, romanda ahlâki vicdanı ve saf insan erdemini tek başına sırtlayan Samuel Hamilton karakterini de unutmayalım: Steinbeck’in kendi öz dedesinden -ki gerçek hayattaki adı da Samuel Hamilton’dır- ilhamla var ettiği bu İrlanda kökenli yaşlı aile ferdi, verimsiz topraklarda kuyu açan, sessizce işe yarar icatlar yapan, yoksul ama ruhu çok güçlü bir bilge karakterdir. Trask ailesinin karanlık durumuna her temas ettiğinde orayı aydınlatan, sarsılmaz adalet ve hakikat arayışıyla romanın mihenk noktasını oluşturan Samuel, adeta emeğin ve kadim bilgeliğin sesidir. Kendi köklerine, o İrlandalı damarına dair romanda dile getirdiği, “İrlandalılara soru sorma çünkü sana cevap verirler!” sözü ne olursa olsun hakikati ifade etmenin yüceliğini işaret eder. İrlandalı Samuel’in varoluşu, yalanın ve günahın ortasında hile yapmadan durabilmenin, hakiki erdemin ta kendisidir. Bu nedenle East of Eden’ı, kutsal bir anlatıdan damıtılmış ve modern zamanlara geçirilmiş bir Kabil-Habil varyasyonu olarak okurken, Samuel Hamilton’ı da o trajedinin ortasındaki yegâne karakter olarak konumlandırmak elzemdir. Samuel Hamilton karakteri zihnimde -erdem kavramıyla birlikte- var oluyor hep, unutulmaz bir şekilde! Ayrıca, East of Eden odağında Steinbeck’in gerçek hayatındaki ‘kasaba yaşamı’na dair büyük bir tartışma bulunuyor. East of Eden yayımlandığında Salinas’ın bazı sakinleri Steinbeck’i yadırgamışlar. Çünkü kitapta yalnızca hayalî Trask ailesi yok; Steinbeck’in kendi ailesi, çocukluğunun Salinas Vadisi, tanıdığı insanlar, yerel alışkanlıklar ve kasabanın gündelik hayatı da romanın içine sızmış. Özellikle Hamiltonlar, Steinbeck’in anne tarafından ailesinin edebî bir yansımasını oluşturuyor. Steinbeck, East of Eden’ı yazarken eski Salinas gazetelerini karıştırmış, doğumları, ölümleri, evlilikleri, kilise haberlerini, yerel söylentileri ve sosyal hayatın küçük ayrıntılarını toplamış, kendi öz kasabasının efemerasını romanın hammaddesine dönüştürmüş. Sonra, kitap yayımlanıyor ve bazı insanlar romandaki yerlerini, hakiki yansımalarını fark ediyorlar. Özellikle yerel kasaba hayatının, kasaba ahlâkının ve o dönemde yaşayan bazı kişilerin veya ailelerin tanınabilir biçimde yer almasının Salinas’taki gerçek halka rahatsızlık verdiği çok açıktır. Steinbeck’in East of Eden’la kasabanın sırlarını açığa çıkardığını düşünenler oluyor ve Steinbeck’e karşı büyük bir tepki doğuyor falan… Mantıklı düşünelim: Aslında Steinbeck onların hayatını icat etmemişti ki; onların yaşantılarını da içeren bir roman kaleme almıştı sadece… Neyse…

East Of Eden’ın varoluşunu uzamsal olarak düşündüğümüzde sinema tarihine adını kazıyan -ve hızlı yaşayarak genç yaşında ölen- efsanevi aktör James Dean’e de temas ediyoruz: Elia Kazan’ın 1955 tarihli East of Eden filmiyle Steinbeck’in romanı başka bir maddî ve görsel biçime kavuşuyor. Cal Trask artık yalnızca romanda değil; James Dean’in o hırçın, melankolik yüzünde -ve oyunculuğunda da- yaşamaya başlıyor. Biraz derin tahayyül edersek, East of Eden belki de James Dean’in ölüm ânında bile etkili olmuştur, olabilir de! Çünkü James Dean, 30 Eylül 1955 tarihinde (henüz 24 yaşındayken) yeni satın aldığı Porsche 550 Spyder arabasıyla -Steinbeck’in romanında mekân olarak işlediği- Salinas kasabasında gerçekleştirilecek özel bir spor araba hız yarışına (Bkz: 1st Annual Salinas Optimist Club Road Sports Car Races) giderken yolda (Cholome mevkiinde) korkunç bir kaza sonucu ölüyor!


(James Dean’in ölümünden sonraki gösterimler için tasarlanmıştır.)

Şimdilerde – bu yazıyı tamamlamamdan yaklaşık iki gün sonra, 1 Ekim 2026 tarihinde- East of Eden bu kez Netflix’te yedi bölümlük bir dizi olarak yayımlanacak. Dizinin yaratıcısı, senaristi ve yapımcısı Zoe Kazan, James Dean’in oynadığı filmin yönetmeni olan Elia Kazan’ın öz torunu! Yani Steinbeck’in hikâyesi önce dedenin zihninden geçip yetmiş bir yıl sonra da torunun senaryosu sayesinde yeni nesil izleyicilerle buluşacak. Uluslararası kaynaklardan okuduğum kadarıyla East of Eden‘ın hikâyesi de genişliyormuş; yedi bölümlük bu yeni uyarlamada romanın bütününe daha fazla alan açılıyormuş ve özellikle Cathy Ames karakteri merkezde olacakmış. Florence Pugh’nun canlandıracağı Cathy, Steinbeck’in o eski Kabil-Habil anıştırmasının içinden bugüne doğru yeniden çıkmaya hazırlanıyormuş…
Bir köşede Kabil ve Habil mitolojisi; başka bir köşede Trask ailesi ve onun yanı başında Samuel Hamilton’ın sarsılmaz erdemi; bir başka yerde James Dean’in hırçın yüzü; sonra Vahdet Gültekin’in ilk sayfaya bıraktığı o hakiki ithaf; en sonunda aynı hikâyenin yetmiş bir yıl sonra başka bir Kazan’ın elinde yeniden kurulacak olması… İşte size sahici bir şiir ve “imgesel alan derinliği!”
En baştaki iddiamı -bu kısa yazıya sonuç olarak- tekrar etmekte fayda görüyorum: Efemeratik edebiyatın ve kitap koleksiyonu heveskârlığının özü şudur: Büyük anlatıların ve ideolojilerin kendisini değil, onların yaşama temas ettikleri benzersiz -ve belki de biricik- ânları biriktirmek, saklamak ve korumak!
‘Şiir’in Ece Ayhan tarafından ‘tarihsel bir avadanlık’ olarak tanımlanmasının sebebi de budur aslında: Çünkü “Ancak tarihtir ki yeniden yazılabilir!”
Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
29 Eylül 2026
Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan John Steinbeck ilgilerine htps://evvel.org/ilgi/john-steinbeck adresinden, Z. Yalçınpınar’ın tüm edebiyat ve inceleme yazılarına ise https://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşablirsiniz.





























































































































































