May
18
2026
--

evvel.org 23 yaşında!

Okumakta, takip etmekte bulunduğunuz bu büyük betiği (aksak kolajı) yayımlamaya/oluşturmaya başlamamın üzerinden tam 22 yıl geçmiş…

Bu kadar retoriğe ve kozmopolit yaşama karşın çelişkisiz bir bütün olmak çok zor artık. Bunu kabul etmeliyiz. Günümüz metinlerinde dizge, kurgu ve kronoloji yavaş yavaş değerini, işlerliğini yitiriyor. En başta bunu hissettim. Sonra da kendimi şurada buldum;  “çağrışımlar” ve “yan anlamlar”la ilerleyen, anlatmak yerine sezdirmeyi yeğleyen, “öncesi” ile “sonrası” yitmeye yüz tutmuş, nedensellik, planlama ve mühendislik güdüsü  azaltılmış -hatta yok edilmiş- bir şeyler (betik) oluşturulmalı… Ancak tümüyle de saçmacılık oynayamayız; yani “aksak” da olsa üç aşağı beş yukarı bir tını, bir duruş olmalı, sezdirilmeli… “Parçalar” olmalı ve araya “sus”lar konmalı… Bu garip betik, hangi edebiyat akımından ya da yazınsal türden, hangi eserden olursa olsun sadece fragmanlar tarafından oluşmalı… Metinler ve onların oluşturduğu kolaj, İlhan Berk’in deyişiyle “bir cehennem provası” gibi işlenmeli, seçilmeli… Bir adım daha ileri giderek, oluşturulan bu kolajın fragmanları da aksamalı, serbestleşmeli, yeni metinlerle, geribildirimlerle ve kesitlerle büyümeli, stokastik süreçler gibi, bir sarhoşun bir çizgi doğrultusunda yürümesi -aslında yürüyememesi- gibi ilerlemeli ve bütününe bakıldığında atonaliteye benzer bir şeylere (betik) ulaşılmalı…

İşte, okuduğum, dinlediğim ve yazdığım metinlerin  arasından tuttum, “parçalar” aldım. Bunlar benim “yazın” sezgilerime ve  kafama  göre güzel “şey”ler; deyişler, söylemler, olaylar, dizeler, tümceler, haberler, karakterler… Sonra da onları buraya -bu blog sitesine- kaydettim. Aynı zamanda benim için büyük bir “alıntı defteri” varoldu. “Aksak Kolaj” fikri böyle çıktı; bir büyük “betik” oluşturmanın coşkusu –belki de özgürlüğü- tüm bunlar…  Ve bir akıl karışıklığı, bir yandan da “kayıt altına alma güdüsü”…

Daha önce (2003-2006) bu işi “sonrasızlık” adında basılı bir fanzin yayımlayarak gerçekleştiriyordum. Fanzin İstanbul/Kadıköy’de 100 adet basılıyor ve dağıtılıyordu. 2006’da internet üzerindeki yeni teknolojiyle (blog sistemiyle) birlikte  “sonrasızlık” adını verdiğim/dikiş attığım bu “aksak kolaj” daha büyük, sınırsız ve işlek hale geldi… Geribildirimlerin, yan metinlerin, açılımların da eklenebileceği bir “cehennem yeri” oldu.

Şu an okumakta, takip etmekte bulunduğunuz bu büyük betiği (aksak kolajı) yayımlamaya/oluşturmaya başlamamın üzerinden tam 22 yıl (2003-2025) geçmiş…

Poetika çalışmalarımı, efemeratik koleksiyon arşivimi, değinileri, duyuruları, anlatıları, şiirleri, dizeleri, ifşaatları, lobutları, buluntuları, Ece Ayhan, İlhan Berk, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Oktay Rifat, Kuzgun Acar, Kerim Çaplı, Yavuz Çetin, Sait Faik, Oruç Aruoba, Bedri Rahmi, Abidin Dino, Nâzım Hikmet ARAŞTIRMALARIMIZ‘ı (sonrasında Uğur Yanıkel, Duygu Gündeş, Özge Dirik gibi erken kaybettiğimiz sıkı dostlarımız için saygı çalışmalarımızı) alıntıları, etkinlikleri, tartışmaları, incelemeleri, fotoğrafları, çağdaş-kavramsal ve saf sanatı, gerçeküstücülüğü, dadacılığı, Kadıköy’ü, bağımsız müziği, blues, caz ve rock’n roll’u, söyleşileri, izlenimleri, deneyimleri, eski-yeni-nadir-imzalı kitapları, sahafları, e-kitapları, UPASı, dergileri, sokak sanatını, dilbilimi, felsefeyi, paylaşımları, mücadeleleri ve tüm bunların etrafında yer alan insanları (ve aksine insan olamayanları) kısacası her şeyi -ama her şeyi- aklıma getirdiğimde söz konusu 23 yıl bana 230 yıl gibi geliyor…

Bu kalabalık beni yoruyor ama mutsuz etmiyor. Aksine umut veriyor, zinde tutuyor… Ve bu yükün insanı insan eden akkor sahiciliğini yaşamım boyunca taşımaya, çoğaltmaya devam edeceğim.

Sonuçta, ölene kadar yazmaya kararlıyım, ama bunu kimseye önermiyorum.

Zafer Yalçınpınar
2003-2026


Yankı Odası’nın özel yayınından…
(3. Bölüm, 26 Mayıs 2024)
Özel yayının tamamını https://youtu.be/NjkJSSn-CCc 
adresinden izleyebilirsiniz.


“EVVEL.ORG” ŞiARLARI

1/ evvel.org,  bir efemeratik edebiyat, kültür, sanat ve koleksiyon arşividir. Yaşamsal ilgileri doğrultusunda kapsamlı ve heveskârdır.

2/ evvel.org içeriği ve taifesi, “açık kaynak” ile “özgür neşriyat” kavramlarını ve uzgörüsünü benimsemiştir. Bununla birlikte, binlerce yıldır süre gelen yayın ahlâkına da saygılıdır.

3/ evvel.org ve taifesi,  edebiyat-sanat oligarşisi ile bu oligarşinin yarattığı “Yeni Sinsiyet” tipolojisine, ödüllendirme sistematiğinin tüm bileşenlerine, yayıncılık istismarlarına ve retorik arsızlıklarına karşıdır.

4/ evvel.org’un poetika çalışmaları “imgelemin özgürleşmesi” kavramının alan derinliğinde yürür.

5/ evvel.org ve taifesi, her devr-i daim, hakikat yolundaki kalb ve vicdan arayışına inanır. Haklılığın inadını (hak dirayetini) kendine mihenk edinmiştir. Kapsama alanındaki hiçbir gaddarlığa sessiz kalmamayı kendine şiar edinmiştir.

6/ evvel.org taifesi, “eşya değildir ve insan olmaya çalışır.”

evvel.org (2014-2026)


Yankı Odası’nın özel yayınından…
(3. Bölüm, 26 Mayıs 2024)
Özel yayının tamamını https://youtu.be/NjkJSSn-CCc 
adresinden izleyebilirsiniz.


UPAS YAYIN VE EVVEL.ORG
ÜZERİNE SÖYLEŞİLER

Zeynep Meriç: Upas Yayın’ı kurmaya ne zaman karar verdiniz? Bu oluşumda sizi tetikleyen en önemli olay veya olgu nedir?

Zafer Yalçınpınar: Tahakkümlerden ve ezberlerden uzak bir özgür yayıncılık projesi oluşturmayı yıllardır düşünüyordum. 15 yıldır evvel.org kapsamında çeşitli edebiyat çalışmaları gerçekleştiriyorum. Çevremdeki dostlar, özellikle şiir ve poetika kapsamında evvel.org’un çok değerli bir arşiv ihtiva ettiğini, bununla birlikte fazlasıyla kişisel olduğunu sürekli dile getiriyorlardı. Haklılardı. En başından beri evvel.org’u kişisel not defterim, edebiyat ve şiir kapsamında tutulmuş bir not defteri olarak tasarlamıştım. Tuhaftır, okuyucunun ilgisini çekti falan… Neyse… 2018 yılında, evvel.org’un sub-domain’i olarak “upas” başlığını kullanmaya ve burada özgür bir şekilde dijital kitaplar yayımlamaya karar verdim. Balzac’ın bir kitabında ‘Upas’ ismiyle ve ‘Upas Ağacı’nın hikâyesiyle karşılaşmam, çok belirleyici ve tetikleyici oldu. Şu an Türkiye’de, Upas’ın dışında, şiiri, poetikayı ve imgelemin özgürleşmesi gibi kavramları yayın politikasının orjinine yerleştiren, şiiri öncelikli gören, bu kapsamda elini taşın altına koyan sadece bir-iki yayınevi var. Çünkü şiir -özellikle de sıkı şiir- iktisadi bir varoluş sergileyemiyor, satmıyor, okuru ve takipçisi az… Anlayanı ve ilgileneni de az… Bu duruma, böylesi bir çaresizliğe ve imkânsızlığa -kendimce- bir son vermek istedim.

Zeynep Meriç: Upas’ın poetikaya öncelik veren özgür bir yayın girişimi olduğunu belirtiyorsunuz. Peki, Upas’ta sadece şiir mi yer alıyor, diğer edebi türlere yer veriyor musunuz? Okurların arzuları mı size ışık tutuyor?

Zafer Yalçınpınar: Upas Yayın’da yer alan eserlerin özünü şiir ve poetika oluşturuyor. Bizim mihenk taşımız da turnusol kâğıdımız da şiirdir. Şibolet gibi… -Araştırın bakalım ‘Şibolet’ ne demekmiş- Sonuçta, öyküler, roman parçaları, roman karakterleri, polisiye, mizah, popüler kültür falan bizim dışımızda. Bizim önceliğimiz şiir… Sıkı şiir… Deneysellik, avangard, dada, gerçeküstü, letterizm, görsel şiir gibi kavramları kapsam-içi görüyoruz. Bu konuda azıcık katıyız. Sıkı şiiri ve imgelemin özgürleşmesini dert edindik. Yaşamdaki şiirselliğin arttırılması, şiir birikiminin arttırılması, şiir dilinin geliştirilmesi, sezgisel ve bilişsel bir auranın yaratılması, şiirin dilimizdeki sürdürülebilirliği, şiirsel yükün ihtiva ettiği kalp, vicdan ve hakikat duygusu bize yol gösteriyor. Tabiî ki okurumuzu da önemsiyoruz: Sıkı, olgun, güçlü ve geleceği belirleyen bir şiir dilini ve poetikayı okura sunarak, böyle yaparak okurlarımızı önemsiyoruz.

Zeynep Meriç: Upas’ın varoluşunda İlhan Berk ve Ece Ayhan’ın önemi nedir? Bu doğrultuda şiirsel çizginizden ödün verdiniz mi hiç? ‘Dilin imkânlarının genişletilmesi’ gerekliliğinden mi yanasınız sürekli?

Zafer Yalçınpınar: Şiirsel çizgimizden ve şiirsel maksadımızdan ödün vermeyiz. İlhan Berk ve Ece Ayhan da taviz vermemiştir. Sıkı şairlerin en büyük özelliği budur. Tarihsel varoluş, yazgı veya lanetimiz böyledir maalesef… Ece Ayhan ve İlhan Berk’in önemi, Dünya’daki 1950 şiir hareketinden yola çıkarak 2020’lere uzanmayı başaran dilsel uzgörü çizgilerini Türkçe’de oluşturabilmelerinde gizlidir. Felsefi bir boyut, yaşama alan derinliği katan dilsel bir sınırsızlık… Türkçe’deki şiir dilinin günümüze uzanan en başarılı motiflerini bu iki şairin zihnindeki bilişsel harita belirlemiştir. Dikkat ederseniz ‘İkinci Yeni’ akımı demiyorum. 1950 şiir hareketi diyorum. Ve bu durumu derinlemesine araştırmayı sizlere bırakıyorum.

Zeynep Meriç: Basılı nüshalarınızın olmadığını söylemiştiniz. Peki, ilerleyen süreçte bu mümkün mü? Basılı nüshaya geçiş için Upas’ta büyük değişiklikler olabilir mi?

Zafer Yalçınpınar: Olabilir. Fakat şu an böyle iyiyiz. Gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz. Ne kendimizi ne de şiir okurunu ekonomik bir külfet altına sokmak istemiyoruz. Şiiri neo-liberal sisteme sokmak istemiyoruz. Dijital yayıncılığın, yeni nesil yayıncılığın güzelliği de budur zaten… Şiire neo-liberal girişimci bir tavır yüklemek isteyen muhteris tipolojiden de yıllardır -açıkça söylüyorum- nefret ediyoruz.

Zeynep Meriç: Okurlarınız yayınlarınıza nasıl ulaşabilir? Sitedeki etkinlikleri nasıl takip edebilir?

Zafer Yalçınpınar: Cevap sorunuzda bulunuyor zaten… Cep telefonunuzdan, tabletinizden veya bilgisayarınızdan upas.evvel.org adresini ziyaret etmeniz yeterli… Tek tıklamayla kitaplarımızı, tüm paylaşımlarımızı ücretsiz olarak indirip pdf biçeminde okuyabiliyorsunuz, arşivleyebiliyorsunuz. Sosyal medyada da çok aktifiz. Duyurularımız da etkinliklerimiz de… Kısacası, her şey bir tık uzağınızda… Daha ne olsun. Büyük hizmet!

Zeynep Meriç: Bilginin bu denli karmaşık ve kirli olduğu dönemde basılı yayının azalmasını ve dijital yayınların çoğalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu durum yayımlanan eserlerin değerini arttırıyor mu, azaltıyor mu?

Zafer Yalçınpınar: Vallahi, bizim yayınladığımız eserler Mars gezegeninin dilinde yazılmıyor. Türkçe yazıyoruz… (Gülüyor) Aynı harfler, aynı dil… Kâğıdın üzerinde veya kitabın içinde olsun ya da ekranda dijital kitap biçeminde olsun son derece özenli ve titiz çalışıyoruz. Şiir dili, redaksiyon, mizanpaj ve diğer tasarımsal öğeler konusunda basılı yayınların çoğundan özenliyiz. Belki, koleksiyonerler için bazı basılı deneylerimiz de olacak gelecekte… Bakacağız.  

Zeynep Meriç: Upas’ı bundan sonra nerede göreceğiz?

Zafer Yalçınpınar: Upas Yayın’ın poetikası bir fısıltı gibi yayılır. Hiç ummadığınız bir anda bizim yayınlarımızla veya bizatihi bizimle karşılaşabilirsiniz. Fakat şunu söyleyebilirim; kitap fuarlarında, mikrofon arkalarında ya da ışıltılı podyumlarda birer dünya güzeli veya doksozof gibi kırıtmayacağımız kesin!

Zeynep Meriç: Devam eden veya başlayacağınız yeni bir proje var mı? Son olarak neler söyleyeceksiniz?

Zafer Yalçınpınar: Birçok gayretimiz var. Şiir aurasına, şiirsel alan derinliğine görsel ve işitsel eklemler sağlamak istiyoruz yakın gelecekte… Sıkı şiiri desteklemeye ve şiire öncelik vermeye devam edeceğiz. Son olarak, ne diyeyim, gözünüz, kulağınız upas.evvel.org’da olsun. Ve tabiî ki bu çevik söyleşi için de sana çok teşekkür ederim.

Ekim 2019


Emin Karabal: Öncelikle Evvel Fanzin kendini ilk bakışta nasıl tanımlar? Bir şeylerin platformu mudur; öyleyse “neyin” veya “kimin” platformudur? Evvel Fanzin’in eklem noktaları nelerdir?

Zafer Yalçınpınar: “Bakış” dedin ya, aslında çok güzel bir yerden yaklaştın… Evvel’i, geçmişin sıkı değerlerine yani geleceğe uzanan, uzanmakta olan değerlere doğru yaşamsal bir bakış olarak tasavvur etmek gerekiyor. Bu bakışı bir “anlamlandırıcı”, “sezinleyici” ya da “değerleyici” olarak ifade edebiliriz. Evvel’in bakışı ve süzülümü boşluğu rahatsız ediyor. Paul Valéry’nin çok sevdiğim bir dizesi vardır; “Boşluk, bakışlarımın biçimini taşıyor.” (Sessizlik…) Neyse… Sorduğun soruya fazlaca mistik yaklaştığımı fark ettim. Sonuçta Evvel -birincil olarak- edebiyat, yazar, şiir, şair ve sanat efemeraları ile belgelerini derleyerek insanlarla paylaşan, insanların edebiyat-sanat buluntularına erişebilecekleri bir platformdur. Kısacası Evvel, bazı konuların ve insanların “fan”ıdır. Edebiyat ile şiir konusunda son derece ilkeli, derli toplu, kendine güvenen, yerinde ağır ve poetik bir mekândır. Farklı sanat disiplinlerinde kendilerini kanıtlamış, ancak yaşantılarına bakıldığında içsel açıdan kardeş olan Ece Ayhan, Kerim Çaplı ve Kuzgun Acar ilk aklıma gelen isimler… Sait Faik, Bilge Karasu, Oruç Aruoba, İlhan Berk de Evvel’in önem verdiği isimler arasında… Bu insanlara ait her türlü efemerayı, şiiri, buluntuyu, dergilerde kalmış yazıları, kaynakları paylaşıyoruz. Evvel’e “fanzin” dememiz de bu noktadan kaynaklanıyor. Bununla birlikte, Evvel’in özellikle ilgilendiği birçok konu başlığı da var; dilbilim felsefesi, caz, sokak sanatı, fanzinler, bağımsız sinema, sahaflar, imzalı kitaplar, özgür neşriyatlar, adalar kültürü ve Marmara(Mermer) Adası, İstanbul-Kadıköy Kültürü, Fenerbahçe Spor Kulübü tarihi, koleksiyonerlik kültürü, eski ve yeni edebiyat dergileri, edebiyat ve sanat oligarşisine karşı verilen mücadeleler, ikinci yeni şiir akımı… Peki, tüm bu konular ve ilgiler kimin için… Duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmayan, eşyadan çok insana benzeyen herkes için.

E. K.: “Evvel”, “Sonrasızlık” ve “P.A.T.”, daha da geriye gidersek “Kuzey Yıldızı” ile nasıl bir ilişki içinde? Bu dönüşüm süreçlerine, en çok da Evvel dönüşümüne etkeyenler nelerdir?

Z.Y.: Bu oluşumların ortak yanı şiir ve hakikat arayışıdır. Bu yolda çaba göstermek, inanç ve inattır. Kafamda sürekli çınlayan iki imge var. İlki kimin dizeleriydi şimdi hatırlamıyorum; “yıldızlara yakın olmak isteyenler, kasabalarını uçurumlara kurarlar.” İkincisi ise Nâzım Hikmet’in  dizelerinden… Demin de atıfta bulundum; “duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmamak / eşyadan çok insana benzemek”. Bu iki imgelem ve duruş çok önemli… Bu duruş bir evrilme gerektiriyorsa, Evvel de evrilir.

E.K.: Evvel sadece internet tabanlı bir yapıya mı sahip yoksa bir baskı uzantısı var mı?

Z.Y.: Evvel, bilinçli olarak interneti kendine medya olarak seçmiştir. Edebiyat, şiir araştırmaları, arama, atıf, takip imkânları, arşivleme, tasarım ve maliyet avantajları, söylem-bağlam analizi kolaylığı, pdf paylaşımı ve özgür neşriyat düşüncesi, tenkit-cevap hızı açısından ve tüm editöryal enstrümanlarıyla internet çok verimli ve kuvvetli bir zemindir. Ben internet yayıncılığı için yaftalanan olumsuz düşüncelere katılmıyorum. İnternet yayıncılığının olumlu gelişmelere vesile olacağını düşünüyorum. Bakın, internette yazılanlar Marsça yazılmıyor! Yazanlar da Marslı değil! Tıpkı diğer medyalarda, matbu dergilerde olduğu gibi internette de kötü yazarlar, kötü eleştirmenler, üleştirmenler, kötü şiirler, cukkacılar, statükocular, sahici olmayan şairler filan var. Ama bunun tersi de yani iyileri ve sıkı olanları da var. Ve bence Evvel gibi platformlar arttıkça sahici edebiyat ve sıkı şiir, imgelemin özgürleşmesi adına çok önemli birer mihenk taşı haline gelecektir.

E.K.: Evvel’in deyimiyle “Aksak Kolaj”ı iskeletlendiren, tam dağınık bir cisim bırakmayan öğeler tam olarak nitelendirilebilir mi? Blog üzerinden yayın yapan Evvel’in biçimini bu “Aksak”lık mı oluşturuyor?

Z.Y.: Bu biçimi ve türevlerini benimsedim, göze aldım. Tıpkı müzikte, caz davulcularında ve caz cümlelerinde olduğu gibi… “Anlam”ın coşkusuzluğunu böylesi bir biçimle ve “aksak”lıkla azaltabilirsiniz ancak… Post-endüstriyel dönemin en önemli karakteristiğidir bu fragmante biçim… Evvel’de yer alan kılavuzda söz konusu fragmante yapının gerekçelerini uzun uzun yazdım, oradan okunabilir. Fakat şunu da ilave edeyim hemen; Evvel’in karakterini “standartlaşma, azamileşme, senkronizasyon, uzmanlaşma, yoğunlaşma ve merkezileşme” gibi endüstriyel aksiyonlardan kaçınması hatta bunlara karşı durması belirliyor… Belirleyecek de.

E.K.: Eski platformlardan bu yana gelen okuyucuları dışarıda bırakırsak Evvel, yeni okuyucuyu nasıl görüyor, kendisini nasıl göstermek istiyor? Önceki soruda sorduğum öğelerle yeni okuyucunun geneliyle arasında bir ilişki kurmak mümkün mü?

Z.Y.: Evvel, okuyucusunu ciddiye alan, önemseyen özenli bir platformdur. Okuyucusu da Evvel’i ciddiye alır, önemser, Evvel’e özen gösterir… (Sessizlik…) Tekrar edeyim; Evvel’in takipçileri ile destekçileri “kültür endüstrileri” karşıtı bir mizaçla sahici edebiyatı ve şiiri arayacak,  yeni sinsiyet tipolojisine ve kifayetsiz muhterislere karşı duracak, bazı değerleri “gözleri gibi” koruyacak özenli ve sahici insanlar olacaktır.

E.K.: Evvel’in statik olmaktan çok, eleştirileri ve bildirileriyle yeni bir arayış içinde olduğunu varsayıyoruz… Evvel, kendisinin ileride el vereceği teşkilin nasıl olduğunu sezinleyebiliyor mu?

Z.Y.: Evvel ve çevresi -senin de  ifade ettiğin gibi- durağan ya da etrafı çitlerle çevrilmiş bir oluşum değil. Evvel, kendini sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışan, imgelemin özgürleşmesi için mücadele eden, korkusuz, ilgilendiği konulara ya da insanlara karşı sorumluluğunun ve yükünün bilincinde olan, yayımladığı poetik bildirilerde ve tenkitlerde hakikati arayan, mutat zevatların muhteris tipolojisi ile yeni sinsiyet’in retorik arsızlığına karşı olan, en önemlisi de sahici edebiyatın, sıkı şiirin, poetikanın ve sanatın haysiyetine -o “kalb ve vicdan” boyutuna- yerden göğe kadar inanan bir platformdur. Gelecekte de bu değerlerini, özelliklerini ve ilkelerini koruyacaktır. Söz konusu ilkeler kimde, nasıl tezahür olur, orasını bilemem. Kimse de bilemez. Ama tahminim, gene, yani gelecekte de “eşyadan çok insan olanların, insana benzeyenlerin” Evvel’i takip edeceğidir.

Temmuz 2011


2011 yılında dipdalga ve taifesi, edebiyat alanında uzun yıllardır kimsenin cesaret edemediği türden  bir içeriği ve kapsamı yüklenmiş görünüyordu… Taife, https://dipdalga.net adresinde (edebiyat ve şiir yayıncılığı üzerine sıkı bir soruşturma ve derlemle birlikte) yola çıkmıştı. İşbu soruşturmanın, fanzinlere ve fanzin kültürüne ilişkin kısmına  “evvel.org” bağlamında katıldım. 2011 yılında soruşturmaya verdiğim cevapların tam metni aşağıdadır:

Dipdalga: Bir fanzinin doğuşuna neden olan motivasyon nelerdir? O fanzine ilgi gösteren kişi neleri gözetir? Fanzin ilgi gösteren kişide neler uyandırır?

Zafer Yalçınpınar: Bence yazınsal, daha doğrusu sanatsal açıdan, insanın içinde tutamadığı bir şeylerin -bir farkındalığın, bir düşün, bir dizenin, bir olayın, bir sezginin, bir fikrin, bir sorunun, bir nedenselliğin, bir imgenin, yani ne yaşanıyor ise onun yarattığı duygudurumun- “dile getirilmesi”, “tınıması”, kişinin “konu” uzayındaki bir noktanın duygudurumsal bir “itki” ya da “ilgi”yle birlikte önemsenmesi, tezahür etmesi sonucunda fanzin doğar… Kısacası, duygudurumsal arkaplan açısından “özel” olan bir “ilgi”nin tezahürüdür fanzin… Özel bir ilgi, retorikten arı bir şekilde fanzinle somutlaşır, diyebiliriz. Yani, öncelikle kişisel ağırlığı olan, kişinin kendisine yönelimini, duygudurumsal olarak kendisini sınamasını, kendisini sorgulamasını mimleyen bir “ilgi” hâlidir bu tezahür… Gariptir ki bu tezahür, “medya” tanımıyla çelişir: -ama gene de yazarı, okuyucusu ya da çoğaltıcısı için “özel bir ilgiler medyası”dır aslında, fanzin…

D.D.: Fanzinler ve toplumsal mücadeleler ilişkisi nasıldır? Sovyet Devrimi’nde fanzinlerin önemine ilişkin bazı değinmeler gördüm. Türkiye’de fanzin geleneği için 1990’ların başına tarih veriliyor olsa da, -yeni olsa da- bu ilişki nasıl biçimlendi?

Z.Y.: Bu konuda belirginleşmiş bir izlenimim yok. Çünkü sorunuzun içerdiği tarihçeyi bütünüyle bilmiyorum. Zaten fanzinlerin bulanık bir geçmişi vardır. Türkiye’deki fanzin kültürünün -başlangıçta, ilk örneklerinde, ilk kez “fanzin” adının telaffuz edildiği zamanlarda- ideolojilerle sınırlanmış olduğunu ya da ideolojilerin sınıflandırdığı toplumsal mücadelerle, işbu mücadelelerin retoriğiyle, diliyle filan bir ilişkisinin olduğunu sanmıyorum. Aksi bir durumla başlamıştır her şey… Türkiye’deki fanzin kültürü, kendini “toplumsal” olanın dışında hissedenlerin kendileriyle (birkaç benzeriyle) yalnız kalmak, biraz kafa dinlemek istemesi ve “diğerleri”ni -bütünüyle- umursamamak yönünde başlamış olsa gerek… İlk dönemlerde, fanzin söz konusu olunca “diğerlerinden kendini soyutlamak” çok önemsenmiş gibi geliyor bana…

D.D.: Popüler ürünlerin yarattığı bilince karşı fanzinler nasıl bir imkân sunuyor?

Z.Y.: Sahici sanatın biricik olanı sezdirme becerisini etinde ve kemiğinde hisseden bir insan evlâdı, o “popüler ürün” dediğiniz şeylerle karşılaştığında büyük bir “pazar/ekonomi/iktisat” bulantısı yaşıyor. Oysa ki “Yeni Kapitalizm”in hilebaz ve sinsiyet içeren tipolojilerinden, piyasadan uzaklaşmak, biricik olana yakınlaşmak, biricik olandaki tözü sezmek ve endüstriyel olandan kurtulmak içindir sanat da fanzin de… Fanzinlerde yer alan konuya, kişiye, olaya, esere, şiire “ilgi” duyuş biçiminin bir iktisadının olmaması en önemli şeydi bence… Bu  durumda “imgelemin özgürlüğü” biçimlenebiliyordu. (Sıkı şiirde bu imkân hâlâ geçerlidir.) Bir ilginin, bir içeriğin, bir imgelemin, bir şiirin iktisadı oluşmuşsa eğer, emin olun ki o artık büyük ihtimalle sahiciliğini, tözünü ve sıkılığını kaybetmektedir. Çünkü piyasalandırılmıştır.

D.D.: Fanzin sayısının son yıllarda azaldığından bahsediliyor. Nedenleri nelerdir? Fanzincinin isyan etme gerekçeleri mi azaldı? Kültür-sanat tekellerinin iyice semirdiği, yayınlarda aynı isimlerin döndüğü bir ortamda; yaşamın nabzını tutan fanzinlerin söyleyecek daha çok sözü olması gerekmiyor mu?

Z.Y.: Panoptik gözetleme altında yaşayan sessiz yığınlar ve o yığınların devasa gölgesi… Giderek, insandan çok eşyaya benzemenin Kafkavari hâli, anatomik suskunluğu, cansızlaşması… Kendi yokoluşunun ağıtını hafifçe mırıldanan bir keşmekeş, binbir türlü yabancılaşma, anlamdışı bir kariyerizm, karakter aşınması, retorik arsızlığı ve uzgörüsüzlük, fikir kelliği tipolojisi…  Mesailer, mesailer, mesailer… Yöneticiler, yöneticiler, yöneticiler… İşler, müşteriler, küresel ağ kapitalizmi filan… Toplum mühendisliğine maruz kalanların saflığı, öğrenilmiş çaresizlik duygusu… Bugünlerde, Yeni Kapitalizm’in Kültürü’nün içerisinde ne tuhafız yahu!

D.D.: İnternetin gelişimi fanzini nasıl etkiledi? Fanzin arşiv projeleri bu geleneğin devamlılığına nasıl bir etkide bulunabilir? Elektronik ortamdaki fanzin arşivleri, fanzinin fotokopi kokan aurasını zedeler mi? Ne tür önlemler alınabilir?

Z.Y.: Bakın, ben bu internet olumsuzlamalarına katılmıyorum. Blog sistematiğiyle yayımlanan yazılar, şiirler Marslılar tarafından, Marslıların alfabesiyle yazılmıyor! Çizilen resimler, çekilen fotoğraflar filan Marslıların fırçasından, objektifinden çıkmıyor. Gözün ve sözün ucunda insanın zihni var, insanın hakikati var, olmalı, olacak! İnternette de kaleminin, gözünün, sözünün ucunda kalb ve vicdan taşıyanlar var, olmalı, olacak! İnternette kullanılan imgelem başka evrenlerin filan imgelemi değil. Zaten, bence, sıkı fanzincinin fotokopi kokan bir aurası da yok artık. O fotokopi işleri 90’ların sonunun ve 2000’lerin başının medyasıydı, çoğalım tekniğiydi. Bugünün medyası, çoğalım tekniği, internet üzerindedir…

D.D.: Mevcut kültür-sanat eleştirmenliği, edebiyatın sektörleşmesinde nasıl bir tahakküm yaratıyor? Bu sistem yeni seslere hangi ölçülerde açık?

Z.Y.: Ben, titizlikle ve özenle  icra edilen bir kültür-sanat eleştirmenliği filan göremiyorum ortada… Ne yapısal, ne de post-yapısal olarak hakikat ihtiva eden, aydınlatıcı bir eleştirmenlik göremiyorum, yok. Kısacası, ortalıkta “eleştiri” yok, “üleştiri” var. Bugün, Yeni Sinsiyet tipolojisinin çeşitli oligarşik söylemlerini, menfaat çeşitlemelerini, cehaleti ve hodbinliği primlendirişini, yandaş/paydaş etkileşimlerini, tüm o “karakter aşınması”nı filan “eleştiri” diye okuyoruz. Tarihi bir hatadır, tarihi bir ilüzyondur bugün yaşanan şu “eleştiri” dansözlükleri, kıvırtmaları… Edebiyatın, sanatın özünü terketmesi ve endüstrileşme sürecine  yönelmesidir bu… Yeni Kapitalizm’in kendine yeni “çıkar yollar” bulma çabasıdır tüm o “eleştiri/üleştiri” numaraları…

D.D.: Düzensiz de olsa uzun yıllar yayımlanmış fanzinler var mı? Fanzin eyleminin uzun soluklu olmayışının nedenleri neler?

Z.Y.: Tözle, sahici olanla süreğen bir ilişki kuramazsın. Yanarsın… Kül olursun Kerem gibi… O noktaya geldiğinde, ya sahte bir tavırla “yola devam” diyeceksin ya da yayını, bahsettiğin o fanzin eylemini durduracaksın, dinleneceksin. Her şeyi yeniden düşüneceksin, göğe bakacaksın bir süre… Bu böyledir. Fakat, düşün ki sahtecilikle, statüko arayışıyla, yalanla dolanla 70 yıl boyunca yayın hayatını sürdüren “soluksuz, yaşamsız, içsiz kalmış” bazı “mezarlık dergiler” var tarihimizde… “Bir çöplüğe dönüşmektense varlığımı noktalarım” diye düşünüyor olabilir fanzin ve çevresi… Haklı da.

D.D.: Sokak şairleri, sanatçıları fanzincilerin ruh ikizleri mi? Ortaklıklar nelerdir?

Z.Y.: Benzerliğin kökeni, hakikat yolunda kalb ve vicdan arayışıdır: “Eşya olmak” yerine “insan olmak” arzusudur. Şiir ve şair özelinde başka benzerlikler de vardır; örneğin “imgelemin özgürleşmesi” açısından içsel olarak kardeştirler…

D.D.: Metropollerde (İstanbul, Ankara, İzmir) ve dışında, kültür-sanat endüstrisine karşı duruşunu önemsediğiniz bandrollü yayınlar var mı? Varsa, isim verebilir misiniz?

Z.Y.: Kültür-sanat endüstrisine karşı veya yancı duruşuyla olmasa da bazı özel ilgilerim nedeniyle önemsediğim ve takip ettiğim bandrollü yayınlar var. Ama isim vermek istemiyorum.

D.D.: Kültür-sanat endüstrisine mesafeli bazı muhalif dergiler, dağıtım şirketlerinin istediği yüksek fiyatlar nedeniyle bu ağdan çekildi. Bu durum fanzin kültürünün özgünlüğünün ve fanzinci duruşunun bir onayı olarak görülebilir mi?

Z.Y.: Görülür… Ama çevrimsel ya da iklimsel, yani “geçici” bir onaydır bu aslında… Bak, bir şeyi açıkça ortaya koymalıyız; “dağıtımdan çekilmek” dediğin şey, “yeni kapitalizmin kültüründen çekilmek” anlamı taşımıyor. Aslında, tersine, bu “çekilme” olayı okuyucu profiline ilişkin bir kapristir, şovdur hepi topu… Misal, dağıtımdan çekildiğini söyleyen dergilerin kaçının etiket fiyatı yarı yarıya azalmış? Eminim ki çok azdır…  Yani bu “çekilmek” hikâyesi sahici bir tavır değildir. Yarın öbürsü gün, dağıtımcılara ya da benzer bir “Yeni Kapitalizm” sistemine “Eyvallah” diyeceklerdir sanıyorum, eli kulağındadır. Görürsün…

D.D.: Bildiğimiz kadarıyla fanzin eylemi, kültür-sanat aleminin dışında konumlanmayı; günlük hayatın gerçeklerinden yola çıkarak, sisteme isyanı ve direnişi ifade eder. Hiç bu öze aykırı tutumlarla karşılaştınız mı, fanzinin bir basamak olarak görüldüğü durumlarla?

Z.Y.: Evet, defalarca böylesi şeylerle karşılaştım… Özellikle de 2009-2011 arası bu konuda çok belirleyiciydi, çok kritikti. Ama en üzücüsü şuydu bence: “Yeraltı Edebiyatı” denilen söylemin bir basamak ve menfaat enstrümanı olarak kullanılmasına, alt-kültür dilinin ve imgeleminin endüstrileşmesine (yani “imgelemin özgürleşmesi” yolundan çıkarak Yeni Kapitalizm söylemlerinde erimesine) böylelikle de o alt-kültürün anlamsızlaşmasına şahit oldum. Son 2-3 yıl içerisinde “Yeraltı Edebiyatı” denen şey fabrikalaştı…

Aralık 2011


2007-2026 EVV3L İndeksi için tıklayın:
https://evvel.org/evvelindeksi.pdf

May
16
2026
--

“İmgesel Alan Derinliği” (Zafer Yalçınpınar)

Zafer Yalçınpınar: “(…) Yazarın otoritesi de okurun iradesi de -poetika bağlamında düşündüğümüzde, her denge noktasında veya aşkın dil yaklaşımında- şiirin imgesel alan derinliğini belirliyor ki bu gezinti -veya sınırları zorlama hâli- benim 2018 yılında İlhan Berk Sempozyumu kapsamındaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi ‘dilin sürdürülebilirliği’ni mümkün kılıyor. Ancak burada sürdürülebilirlik, dilin kendini yinelemesi değil; aksine, kendi imkân koşullarını sürekli aşındırarak yeniden üretmesi anlamına geliyor benim zihnimde… Yaklaşık 20 yıldır buna ısrar ediyorum, bunu anlatmaya çalışıyorum ben. Şiir, dilin kendini tüketmeden yenileyebildiği nadir alanlardan biridir. İmgesel alan derinliği, sabit bir anlam katmanı olarak değil, şairin kurucu jesti ile okurun çoğaltıcı müdahalesi arasında sürekli yeniden kurulan bir ilişki olarak ortaya çıkmalı… Başka yolu yok! Dolayısıyla şiir, ne yalnızca yazara ait bir niyetin taşıyıcısı ne de okurun sınırsız yorumunun boş bir yüzeyi olarak kavranabilir. Çünkü şiir dili, kendi sınırlarını ihlal edebildiği ölçüde canlı kalır; anlamı sabitlemek yerine onu sürekli erteler, çoğaltır ve dönüştürür. Buna mecburuz… Hareketlilik, imgenin temsil işlevini aşarak yeni –veya eşsiz- bir karşılaşma alanı kuruyor. Ece Ayhan bir beyanında üç aşağı beş yukarı şöyle diyor: “Bir şey hareketli değilse, tamamlanmamıştır, eksiktir.” Bütün ikinci yeni için böyledir bu; imge artık yalnızca bir gösterme biçimi değil, aynı zamanda anlamın henüz kurulmakta olduğu bir eşiğin kendisidir. Sonrası bizleriz… Nihayetinde şiirin imgesel alan derinliği, yazar ve okur arasında kurulan bir uzlaşının değil, bu iki özne arasındaki verimli gerilimin ürününe dönüşmeli bence. Yani şiir dili, tam da bu gerilim hattında, kendini koruyan değil, kendini dönüştürerek sürdüren bir varlık kazanmalı. İşte bu varlığın yaşamsallığı, hareket etmesi falan -çok acayip, nasıl desem bilemiyorum- ötekinin ta kendisi oluyor benim zihnimde! (…)

“Şiirle Düşünmek…” adlı söyleşiden…
(Ceren Avşar & Z. Yalçınpınar, Mayıs, 2026)


Söyleşinin tam metnini https://upas.evvel.org/?p=3436 adresinden okuyabilirsiniz.


Z. Yalçınpınar’ın tüm söyleşileri ve poetika çalışmaları https://www.zaferyalcinpinar.info/poetika-calismalari-soylesiler-konusmalar/ adresinde bulunuyor.

May
15
2026
--

ÖTEKİ (Emrah Sönmezışık)

(…)
Çıktığım kıyının az daha ötesinde
çürümez diye unuttuğum
bütün sözlerin
oyduğu o boşlukta
paslı bir kılıcı
biledikten sonra

Dağılmaz karanlığında anıların
küt bakışlı bir taşın dibinde
diyelim ki koparılacak çiçekler vardı daha
(…)

Emrah Sönmezışık‘ın “Öteki” adlı şiirinin tam metnini https://upas.evvel.org/?p=3459 adresinden okuyabilirsiniz.

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
May
14
2026
--

Söyleşi: “ŞİİRLE DÜŞÜNMEK…” (Ceren Avşar & Zafer Yalçınpınar)

SÖYLEŞİ: ŞİİRLE DÜŞÜNMEK…
(Ceren Avşar Zafer YalçınpınarMayıs 2026)

Zafer Yalçınpınar: “Ses, Gövde, Zihin” adlı yeni şiirinizde deneyimlenmiş yaşantıların -ve tabiî ki duygulanımların- şiir dili aracılığıyla yeniden kurulduğu özel bir hat görüyorum; sizin için bu şiirin özü bir temsiliyet mi içeriyor, yoksa bir eylemsellik mi kuruyor? Şunu sormaya çalışıyorum aslında; “Ses, Gövde, Zihin” adlı eseri şiir yolculuğunuzda bir ‘kırılma ânı’ olarak görüyor musunuz yoksa bir devam halkası olarak mı ördünüz onu?

Ceren Avşar: Öncelikle anlamlı tespitiniz için teşekkür ederim. Ses, Gövde, Zihin deneyimlenmiş yaşantılar ve duygulanımların yeniden kurulması tabiî ama deneyim kimin deneyimi, duygudan çok düşüncelerden mi ibaret diye düşündüm sorunuzu irdelerken. Kendi deneyimimden çok evrensel deneyimler şiirselleşti. Bireyden yola çıkıp tanrıya, tanrıdan yola çıkıp bireye vardığım bir şiir oldu. Bireyden yola çıkıp topluma, toplumdan yola çıkıp bireye vardığım bir şiir de aynı zamanda. Kendimden yola çıkıp diğerine, diğerinden yola çıkıp kendime vardığım da. ‘İkilikler’ üzerine düşünürken yaşadığım kırılma ânı Ses, Gövde, Zihin’de kendine yer buldu. Şiirin özündeki bu hat, hem bir temsilin ağırlığını taşıdı hem de o temsili yıkarak kendi eylemini yarattı. Yaşantıların şiire sızması kaçınılmaz bir temsiliyet tabiî ama o yaşantıyı şiirle yeniden kurmak benim için eylemsellik de. Ses, Gövde, Zihin’i şiir yolculuğumda nereye koyduğuma gelirsem onu ne keskin bir kopuş ne de sıradan bir sürdürüş olarak tanımlayabiliyorum. Daha çok, önceki temalarımın ve arayışlarımın birleşip daha gövdeli daha analitik bir yapıya büründüğü bir eşik olduğunu söyleyebilirim. Geçmişten gelen seslerin yankısını taşıyan yani bir devam halkası olan ama o yankıyı yeni bir söz dizimiyle, daha kararlı bir kırılmayla karşılayan bir durak. Hem devamlılığın aşinalığı hem de yeni bir yönelişin heyecanıyla yazdım Ses, Gövde, Zihin’i. 

Z.Y.: Burada, sanıyorum, deneyimin parçalanarak yeniden kurulması; lirik—hatta imgesel—olanın düşünsel bir düzlemde yoğunlaştırılması ve şiirsel olanın sabit bir yapıdan ziyade geçişler içinde tanımlanması durumu ortaya çıkıyor. Örneğin, Dipsiz Göl adlı kitabımda da böylesi bir merhale ve onu izleyen bir geçiş hattı belirgindir: Dipsiz Göl’e girişte tematik bir bütünleniş kurulurken, çıkışta bu bütünün çözülmesi ve aşılması gerçekleşir. Bu nedenle -tek bir şiir olarak baktığımızda- Dipsiz Göl, klasik anlamda diyalektik bir karşıtlık düzeni kurmaktan çok, daha geçirgen, daha akışkan bir eşik tasarımına sahip. Yani, anlatmaya çalıştığım eşikte, şiirsel olanın içerdiği yaşantı parçaları bir tasavvur ile tahayyül arasında gerilimli bir alan oluşturuyor. Söz konusu gerilim, yalnızca estetik bir tercih değil; giderek felsefi bir meseleye dönüşen, düşünce ile şiir arasındaki sınırı yeniden kuran bir sorgulama biçimi benim için. Şimdi, bu kadar geçişken -ve eşik olarak tanımladığınız- bir hacmin içinde okur zorlu bir nokta da mı konumlanıyor? Mesela ben çoğu kitabım için böyle olduğunu düşünüyorum. Okurdan ‘Ses, Gövde, Zihin’  şiirini “anlamasını” mı, yoksa o şiirle birlikte düşünmesini, duygulanmasını mı bekliyorsunuz? Dahası, şiirdeki ‘sezgisellik’ bilinçli bir hedefleme gibi duruyor bence. Okuru konumlandırdığım yeri zorluktan ziyade bir davet olarak görüyorum. Geleneksel şiir anlayışı okuru genellikle bitmiş, sınırları çizilmiş bir anlamın ortasında bekletiyor sanki. Oysa o eşik, okuru şiirin içine değil, şiirin oluş sürecine dâhil ediyor bence.

C.A.: Ses, Gövde, Zihin özelinde konuşursam okurun bu şiiri bir bulmaca gibi çözmesini ya da tek bir anlama hapsetmesini beklemiyorum, aksine şiire dahil olmasını, şiirle birlikte düşünmesini istiyorum, benimle beraber düşünmesini. Hatta mümkünse duygulanmasını da tabiî. Şiir burada bir nesne değil, bir deneyim alanı bana göre. Eğer şiir, metnin içindeki o geçişkenliği okurun zihninde de yaratabiliyorsa şiir asıl işlevini o an yerine getirmiş demek gibi geliyor bana. Yani beklediğim şey anlaşılması değil, o şiirsel akışın içinde bir hizalanma hâli. Okuyan akılla ve kalple beraber yaratmak şiiri bana yazmanın en keyifli gelen kısmı ve okurla hizalanma hâli dediğim de bu. Sezgisellik konusundaki tespitiniz de ne güzel. Benim için sezgi, aklın bittiği yerdeki bir bulanıklık değil, aklın tam kalbine nüfuz etmeye çalışan, düşünceden daha keskin bir anlama biçimi. Bu bilinçli bir hedef ve umarım yaklaşabiliyorumdur biraz olsun bu hedefe. Şiirdeki sezgisellik, okuru rasyonel sınırların dışına çıkarıp, imgelerin ve sesin yarattığı o eşikten geçmeye zorluyor bence. İğne deliğinden geçen ip gibi ama elbette ki o eşikten geçip geçmemek okurun tercihi. Okurun, bu şiirsel hacmin içinde zorlanacağı bir noktada değil, aslında özgürleşeceği bir noktada konumlanması tercihim olurdu yine de. Klasik diyalektiğin sunduğu hazır karşıtlıklar yerine, akışkan bir eşikte durmak okura kendi yaşantı parçalarını o boşluklara yerleştirme imkânı tanıyor çünkü. Bu, okuru zorlayan bir süreç olabilir, ondan hazır bir anlamı tüketmesini değil, kendi tahayyülünü şiirin tasavvuruyla çarpıştırmasını beklediğim için bence zorlayan bir süreç haline gelebilir. Şiir, benim için düşünce ile sezgi arasında kurulan bir ince tel. Okur o telin üzerinde cambazlık yaparken aslında kendi içindeki eşiklerden geçiyor. (…)


Söyleşinin tam metnini https://upas.evvel.org/?p=3436 adresinden okuyabilirsiniz.


Z. Yalçınpınar’ın tüm söyleşileri ve poetika çalışmaları https://www.zaferyalcinpinar.info/poetika-calismalari-soylesiler-konusmalar/ adresinde bulunuyor.

May
11
2026
0

Çakır Hikâyeci Sait Faik’i saygıyla anıyoruz…

Yankı Odası‘nda…
Sait Faik Özel Yayını
(10 Mayıs 2025)


(…) Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak (…) İlk çağlardaki canavar halini bulacak.

Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız.

SAİT FAİK
“Dülger Balığı’nın Ölümü” adlı hikâyesinden…


(Heykel: Çağdaş Erçelik)

EVV3L kapsamında yer alan
‘Sait Faik İlgileri ve Çalışmaları’ (2007-2026)

https://evvel.org/ilgi/sait-faik
https://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/2
https://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/3
https://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/4
https://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/5
https://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/6


Şimdi Sevişme Vakti
tam metin pdf olarak indirmek için:
https://upas.evvel.org/simdisevismevakti.pdf

Sarnıç
tam metin pdf olarak indirmek için:
https://upas.evvel.org/sarnic.pdf


1954 yılında İlhan Berk’in Sait Faik
için yazdığı “requiem”lerden biri…

(Bu şiir öncelikle “Yenilik” Dergisi’nde,
ardından Seçilmiş Hikâyeler’de yayımlanmıştır.)

Okumak için: https://upas.evvel.org/?p=2684


Nis
27
2026
--

“Hürriyetin Yolu Topraktan” (Uygar Ayhan)


“Hürriyetin Yolu Topraktan”
Uygar Ayhan
Anlatı, Nisan 2026, 42 Sayfa
okumak için: upas.evvel.org/toprakyol.pdf


Uygar Ayhan“Hürriyetin Yolu Topraktan” adlı ilk kitabında sahici bir uyarıda bulunuyor: “Sistem, modern insanın zihnini bir kuşatma altına almıştır. Bu kuşatma o kadar estetize edilmiştir ki, mahkûmlar duvarlarını boyamakla ve pencerede onlara gösterilen manzarayı izlemekle meşgul olduklarından, parmaklıkların varlığını unutmuşlardır. Yıldızların yeniden gözlenebileceği ve ormanların hür bir biçimde göklere uzanacağı günlerin umuduyla…”


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenini sürdüren UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Nis
25
2026
--

“Nâzım Hikmet’in Vasiyeti” (Osman Başdemir)

“Nâzım Hikmet’in Vasiyeti”
Osman Başdemir
Tıpkı Basım-Anlatı, Nisan 2026, 48 Sayfa
okumak için: upas.evvel.org/vasiyet.pdf


Osman Başdemir‘in 1964 yılında sanık olduğu -ve 1965 yılında beraat ettiği- basın davasına dair bu efemeratik kitapçık, ateş ve su gibi: 1968 kuşağının anti-emperyalist ve sosyalist karakterini yansıtan bir zaman kapsülü niteliğinde…


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenini sürdüren UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Nis
25
2026
--

Dayanışmaya çağrı: KÜBA’YA GÜNEŞ TOPLUYORUZ

Jose Marti Küba Dostluk Derneği‘nin Küba Cumhuriyeti devleti ile yapmış olduğu protokol ve Türkiye’deki resmi makamlardan aldığı izin (06.2026.4513 no’lu Ankara Valiliği izni) kapsamında “Küba’ya Güneş Topluyoruz” sloganıyla bir dayanışma kampanyası başlattıldı.

Kampanyayla, Küba’nın güneş enerjisi üretimini arttırmak için sürdürdüğü seferberliğe destek olunacak.

Küba’nın Santa Clara kentinde bulunan Üniversite Hastanesi Ernesto Che Guevara Kardiyoloji Merkezi, Daniel Codorniu Pruna Genel Eğitim Hastanesi ve Freddy Maymura Hurtado Psikopedagoji Merkezi’ne gönderilmek üzere,

•⁠ ⁠Güneş panelleri
•⁠ ⁠İnverterler
•⁠ ⁠Enerji depolama için bataryalar
temin edilecek.

Detaylar ve bağış hesap numaraları için https://kubadostluk.org/kubaya-gunes-topluyoruz/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Nis
18
2026
0

“Büyük Garip” Oktay Rifat’ı saygıyla yâd ediyoruz.

18 Nisan 1988’te vefat eden büyük usta Oktay Rifat’ı saygıyla yâd ediyoruz.


“Samih Rifat Bey’le, Münevver Hanım’ın küçük oğluyum. Eski tarihle 28 Mayıs 1330, yeni tarihle 10 Haziran 1914′te Trabzon’da doğdum. Babam oranın valisiydi. 5-6 aylık İstanbul’a getirmişler. Çocukluğum ve ilk gençliğim Ankara’da geçti. Ankara Lisesi’ni ve Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. 1937 yılında, hukuk doktorası yapmak için, Devlet hesabına, Paris’e gittim. 3 yıl kaldım. Savaş yüzünden hukuk doktoru olamadım. Orhan Veli, Melih Cevdet ve Cahit Sıtkı ile arkadaşlık ettim. Ozanlık dışında her iş bana ikinci derecede bir uğraş göründü. Avukatlık yaparak geçinirim. Parayı pulu sevmem. Bilgisizliği, üstünkörü bilgiye yeğ tutarım. Yalandan, yalancıdan, hele çıkarı için yalan söyleyenden iğrenirim. Sosyalistim. Şiir, sosyalizm ve yalandan sakınma bana kişiliğimin temel direkleri gibi görünür. Bana kalırsa, şiirin bir ayağı toplumda, bir ayağı kişinin içindedir. Her ozan topluma mal olan, başka bir deyimle nesnelleşen şiirle ilgili kural, ilke ve düşünceleri bilmek ve öğrenmek zorundadır. Ozan, başka ozanlardan kendine, kendinden başka ozanlara gide gele pişer ve olgunlaşır. Ozanın kendine varışı kolay olmaz. Uzun bir yoldur bu.”

Oktay Rifat


18 Nisan 2025, Yankı Odası 26. Bölüm



EVV3L kapsamında yayımlanan
“Oktay Rifat” başlıklı diğer ilgilerden bir seçki aşağıdadır:

Oktay Rifat’tan Hüsamettin Bozok’a Mektuplar (1952-1954)

“Oktay Rifat’ın Şiir Çizelgesi” (Cemal Süreya, 1969)

“Oktay Rifat’ın Önemi” (Z. Yalçınpınar)

Kitap: Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler (Oktay Rifat)

Şiir hep bizden önce vardır. (O. Rifat)   /   Akıl ve Şiir (Oktay Rifat)

Aklın dışından, daha canlı, duyuma daha yakın… (O. Rifat)

Garipçiler, Nâzım Hikmet için açlık grevinde… (1950)

“Bir sanat eseriyle karşı karşıya olduğumuzu anlasak,
daha doğrusu anlasalar, bize yetecek.” (O. Rifat)

Oktay Rifat, Samih Rifat ve Marmara Adası  /  Oktay Rifat’ın Resimleri

Eşraf Tekerlemesi (Oktay Rifat)     Elleri Var Özgürlüğün (Oktay Rifat)

Çalafırça  /    Bay Lear…   / SIĞIR  ZAFER


Oktay Rifat’ın çevirdiği şiirlerden bir seçki;

“Bir Karanlık Ayna İçi” (P. Eluard)
https://evvel.org/siir-bir-karanlik-ayna-ici-p-eluard

Öteki Ben (Jules Supervielle)
https://evvel.org/oteki-ben-jules-supervielle

Yaşama Gücü Ölmez (André Verdet)
https://evvel.org/yasama-gucu-olmez-andre-verdet

İki Epigram (Martialis)
https://evvel.org/iki-epigram-martialis


Başlıksız-1
Nis
14
2026
--

“Maruz Kalmak – Tahakküm Kurmak” (Tekin Deniz)

“Maruz Kalmak – Tahakküm Kurmak”
Tekin Deniz
Anlatı, Nisan 2026, 42 Sayfa
okumak için: upas.evvel.org/maruziyet.pdf


Toplumsal bellek ve sahne sanatları kapsamındaki derinlikli arşiv çalışmalarından tanıdığımız Tekin Deniz‘maruz kalmak ile tahakküm kurmak’ edimleri arasındaki gerilimli bağı düşünsel açılımlar sayesinde çok katmanlı olarak sorguluyor.


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenini sürdüren UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Nis
13
2026
--

Oktay Rifat’ın Önemi… CORVİNUS’ta…

Oktay Rifat’in Önemi, CORVİNUS DERGİSİ’nin 3. sayısında…


Dergiyi satın almak için:
https://www.kitapyurdu.com/kitap/corvinus-edebiyat-kultur-ve-sanat-dergisi-3/744351.html


Özel Teşekkürler: Ahmet Ali Uzun & Toprak Tezcan


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Oktay Rifat başlıklı ilgilerin tamamına https://evvel.org/ilgi/oktay-rifat adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
10
2026
--

ELİNLE // Sabahattin Kudret Aksal, 1962 // Desenler: Nurullah Berk


Sabahattin Kudret Aksal, “ELİNLE”
1. Baskı, 1962, Yeditepe Yayınevi
Kapak ve Desenler: Nurullah Berk
(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Yeditepe Dergisi/Yayınevi ilgilerine https://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi adresinden, imzalı ilgilere ise https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
09
2026
--

“Ses, Gövde, Zihin” (Ceren Avşar)


“Ses, Gövde, Zihin”
Ceren Avşar
Şiir Kitabı, Nisan 2026, 66 Sayfa
okumak için: upas.evvel.org/sesgovdezihin.pdf


Ceren Avşar, -yeni şiiriyle birlikte- yokluğun kütlesel ağırlığını ve ruhsallığın boyutlarını hesaplamaya çalışıyor. Ses, Gövde, Zihin‘de bulunan dizeler, devasa bir karabasanın içinde mahsur kalmanın ve yabancılaşmanın korkunç aidiyetsizliğini vurgulayarak ‘hacimsizlik/sınırsızlık arayan bir şiirsel deney’in özgün parçalarını oluşturuyor.


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenini sürdüren UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Nis
08
2026
--

Başlarken… (Girizgâh)

www.zaferyalcinpinar.info⁠ adresinde maddeler hâlinde sunacağım metinler aracılığıyla, kronolojik sürekliliğe dayanan klasik otobiyografi anlatısının yerine, parçalı bir öz-anlatı oluşturmayı amaçlıyorum. Doğrusal, tanımlı ve formülize edilmiş bir çizgi ya da eğri boyunca yaşamımı anlatmak yerine; onu zihin haritamda konumlanan yaşantı parçalarına, kavramlara, çağrışımlara, alan derinliğine, olaylara, olgulara, dizelere —belleğimin tüm mihenk noktalarına— dağıtarak eşzamanlı ele almayı tercih ettim. Böylece maddeleşecek her kelime, tümce, kavram, olgu veya tarih; bütünlüklü bir yaşam anlatısının bir bölümü olmaktan çok, kendi başına işleyen bir mikro-anlatıya dönüşecek. Bu mikro-anlatılar birleştiğinde ise tamamlanmış bir otobiyografi değil; dolaşıma açık, yeniden sıralanabilir ve çoğul bir benlik kavrayışı ortaya çıkacak, diye hesaplıyorum.

Bu tercih, yaklaşık yirmi küsur yıl önce oluşturduğum ve hâlen sürdürdüğüm evvel.org kapsamındaki (buradaki) deneyimlerimle de doğrudan ilişkili…

Yıllar önce şöyle demişim: “Sonsuz retoriklere ve kozmopolit yaşama karşın çelişkisiz bir bütün olmak çok zor artık. (…) Günümüz metinlerinde dizge, kurgu ve kronoloji yavaş yavaş değerini, işlerliğini yitiriyor. (…) ‘Çağrışımlar’ ve ‘yan anlamlar’la ilerleyen, anlatmak yerine sezdirmeyi yeğleyen, ‘öncesi’ ile ‘sonrası’ yitmeye yüz tutmuş; nedensellik, planlama ve mühendislik güdüsü azaltılmış —hatta yok edilmiş— bir şeyler (betik) oluşturulmalı…” 

Bu paragrafta dile getirdiğim arayış, zaferyalcinpinar.info adresinde kurduğum alfabetik öz-anlatının düşünsel zeminini de oluşturuyor aslında. Yani okuyucuya sunacağım otobiyografi, başlangıç ve sonuç arasındaki kapalı bir hat olmaktan çıkacak; kesintiler, geri dönüşler, boşluklar ve yan anlamlar arasında dolaşan açık bir anlatı alanına dönüşecek, diye düşünüyorum:- Zaten yaşam da böyle bir şey değil midir…

Her bir madde, bir şeyin kronolojik kaydı olmaktan çok; belleğimdeki bir mihenk noktasını, bir imgeyi, bir duygu durumunu, bir deneyimi işaret ediyor. Okuyucu bu anlatıya A harfinden girebileceği gibi ilgisine ve merakına göre herhangi bir harften de başlayabilir; çünkü burada amaç doğrusal bir anlatı kurmak değil. Kelimeler, tümceler ve yaşantı parçaları boyunca genişleyen bir alan derinliği —çok boyutlu bir anlatı ağı— oluşturmaya gayret ediyorum. Bu tercihin, yaşamımı bir hikâye olmaktan çıkarıp bir sözlük, bir arşiv ve aynı zamanda alan derinliğinde dolaşılabilir bir zihinsel harita hâline getireceğini sanıyorum.

Basitçe özetlersek; A’dan Z’ye maddeler hâlinde yaşantımı —geçmişten son âna kadar uzanan, edimsel olanla zihnimde kalan arasındaki tüm izleri kapsayacak biçimde— kayda geçirmeyi amaçlıyorum. Bunu, nefes aldığım sürece genişletmeyi; ölümümle birlikte kapanacak —belki de kapanmaz, dostlarım beni anlatmaya devam eder, bilemiyorum— bir anlatı alanı olarak yıllara yaymayı planlıyorum. Bu nedenle söz konusu alfabetik öz-anlatıyı tamamlamanın, kendi adıma, başlı başına yeterli bir yazınsal uğraş oluşturduğu çok açık. Bu maddeleri sürdürmek ve derinleştirmek dışında, bilinçli olarak başka bir kapsamlı yazınsal girişime yönelmeyi —şimdilik— düşünmüyorum. A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar maddeleri, tekil bir kitap ya da kapalı bir metin değil; yaşamımın özüyle birlikte ilerleyen, genişleyen ve ancak yaşamımın sonuyla tamamlanabilecek (!?) “yeterli bir söz” oluşturur —oluşturacaktır.

Okumakta olduğunuz bu girizgâh yazısında, parçalı anlatım meselesini sözlük, fragman ve kavramsal maddeler üzerinden ele alan ustalara da açık bir selâm vermem gerekiyor: Gündelik yaşamın mikro-kayıtlarını ansiklopedik kırıntılar biçiminde düzenleyen yaklaşımıyla Georges Perec; benliği kavramsal parçalar hâlinde kuran metinleriyle Roland Barthes; açık uçlu kurgu yapıları ve sıçramalı anlatı biçimleriyle Julio Cortázar; tarihsel fragmanları lirik, kısa parçalarla sunan metinleriyle Eduardo Galeano; şiiri nesneler ve şehirler —özellikle de İstanbul— üzerinden ansiklopedik bir anlatı alanına dönüştüren İlhan Berk; tarihi ve özneyi parçalı, çağrışımsal bir sözlük gibi inceleyen Ece Ayhan ve ansiklopedik parodi ile fragman tekniğini anlatının merkezine taşıyan Oğuz Atay… Bu isimler arka planda sessizce devinen edebî yakınlıklarımı işaret ediyor: Böylece, bir etkilenme/esinlenme beyanından çok, anlatıyı parçalayarak yeniden kurma arzusunun ortak bir düşünsel iklimde buluştuğunu —belki de geleceğin nesillerinin zihninin bu şekilde çalışacağını— ‘tahmin ediyor ve kabulleniyorum’ desem, yeridir.

A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar anlatısını annem Zeynep Meral Yalçınpınar’a ithaf ediyorum. Çünkü yaşamı, yaşamayı —ve hatta ölümü bile— bana o öğretti. Bu alfabetik öz-anlatının her maddesinde onun bana öğrettiği sabrın, sezginin ve direncin izlerini bulabilirsiniz. Kendimi parçalı bir anlatı olarak kurabilme cesaretini, hayatın çelişkileriyle birlikte eksik —belki de tutarsız— olmayı ve bu durumu kabullenmeyi annemden öğrendim. Burada başlayan anlatı yalnızca kendime dair bir tutanak değil; aynı zamanda bana hayatın dilini öğreten anneme duyduğum minnettarlığın kalıcı bir kaydıdır.

İşbu cehennemvari betiğin yıllara yayılacak ilerleyişini sabırla izleyecek, otobiyografik maddeler arasında dolaşıp ‘parçalı öz’e eşlik edecek okurlara -şimdiden- bir teşekkür borçluyum. Çünkü, buradaki maddelerin tamamlanması yalnızca benim gayretimle değil; zaman içinde okuyan, geri dönerek ‘parçalı öz’ü yeniden anlamlandıran dikkatli okurların varlığıyla mümkün. Bu nedenle A’dan Z’ye Zafer Yalçınpınar anlatısının görünmeyen ortaklarından biri de, onu sabırla takip edecek olan okurun kendisidir.

Yani, sizlersiniz…

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
24 Mart 2026

Nis
07
2026
--

Oruç Aruoba, Usta Defteri’nin Bahar Nüshası 5 Yaşında…


Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
Satın almak için tıklayın…



Usta Defteri‘nin Upas Yayın kapsamında yayımlanan
pdf biçimli tam metnine bit.ly/ustadefteri
adresinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.


Usta Defteri‘ne dair gerçekleştirilen
özel bir söyleşiye https://upas.evvel.org/?p=1628
adresinden ulaşabilirsiniz.



EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4

Nis
06
2026
--

Prof. Dr. Yalçın Küçük yaşamını yitirdi…


Türkiye devrimci mücadele tarihinin en önemli aydınlarından biri olan Prof. Dr. Yalçın Küçük, 87 yaşında Ankara’da yaşamını yitirdi.


Bkz: https://haber.sol.org.tr/haber/yalcin-kucuk-yasamini-yitirdi-408185


Prof. Dr. Yalçın Küçük‘ün kitaplarının tam metinlerine
(pdf dosyası biçeminde) ulaşmak için tıklayınız…

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Nis
02
2026
0

(Baharın) Gelişine…


BAHARIN GELİŞİ İÇİN DİĞER ŞİİRLER:

一 茶, Erik, Çiçek, Cehennem ve Van Gogh
https://upas.evvel.org/?p=1579

Meyvesiz Erik Ağacı (Zahrad)
https://evvel.org/meyvesiz-erik-agaci

Gelişine (Yalçınpınar)
https://zaferyalcinpinar.com/s58.html

Mosmor Salkım (Yalçınpınar)
https://evvel.org/mosmorsalkim

Akordiyon ile İlkbahar Şarkısı (Yalçınpınar)
https://zaferyalcinpinar.com/akordiyon2.jpg

12 Telli Şiir İçin Bahar Akordu (Yalçınpınar)
https://evvel.org/12-telli-siir-icin-bahar-akordu-2




Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
01
2026
0

“Nisan” taifesi ve neşriyatları…


2010 yılından bu yana her Nisan ayında, “Nisan” dergisini ve yayınevini hatırlatmakta “sıkı/sahici edebiyat” kavramını hatırlatmak kadar fayda ve önem buluyorum. Efsanevi “Nisan” dergisi ve yayınevi hakkında aşağıdaki bağlantılar incelenebilir;

Nisan Dergisi/Yayınevi Hakkında
https://evvel.org/nisanda-nisan-dergisi-ve-yayinevi

Nisan Dergisi/Yayınevi’nin Kapak Tasarımları
https://zaferyalcinpinar.com/nisankapaklari.pdf

EVV3L’in “Nisan Dergisi/Yayınevi” İlgileri
https://evvel.org/ilgi/nisan-dergisi


Mar
21
2026
--

Şiirimiz güncel değildir abiler, dom! (Zafer Yalçınpınar)

Açıkça ifade etmekte fayda var: 1950’ler ve ikinci yeni sonrasındaki girişimlerin yaşamdaki şiirselliği yüceltme veya imgesel alan derinliğini kullanarak dilin sınırlarını genişletme kapsamında başarılı olduğunu düşünmüyorum. Bir ara (90’ların ortasında) postmodern şiir anlayışı belirgin bir çıkış yapar gibi göründü, sonrasında etkili teorilere dayanan avangart çalışmalar da (2000-2010 arasında) icra edildi ve fakat tüm o çıkışlar ve gayretler neoliberal popülizmin içerisinde sönümlendi, yitti gitti, dibe vurdu.

Tüm dünyada sosyoloji ve psikolojinin kilit açıcı rolü 2000’ler öncesindeki gibi etkin değil. Öncelikle bunu kabullenmeliyiz. Günümüz şairleri neoliberal popülizm denen şeyin son derece sinsi işleyen bir fikirsizlik/hayalsizlik alanı olduğunu, onun kapitalizm 2.0 olduğunu anlaması gerek artık… Bireyin kendini performans öznesi olarak sahnelenebilir, sergilenebilir (veya instagramlanabilir) bir konumda görmesi, bireyin kendini -doğuştan- kendi performansıyla sınaması… Müthiş bir karakter deformasyonu, müthiş bir zihin amorflaşması… Popüler aşırılıkların yücelmesi; sınırsız bir erdemsizlik, her alanda ahlaki çöküş… Bunların daha çok işlenmesi gerek bence; çünkü yeni nesil hapishaneler bireylerin zihninde ve gündelik yaşayışında kuruluyor artık; yani duvarlara, tel örgülere gerek yok! Mesela, beyaz yakalı olmanız, maaşa, komisyona veya bordroya bağlanmanız yeterli insanlığınızı kaybetmeniz için… Her şey daha da canavarlaşmak için tıkır tıkır işliyor coğrafyamızda!

Şairlerin varoluş biçimini düşünmeye çalışıyorum kaç zamandır… Bu problematiği tutarlı bir yöntemle -örneğin soyağacı yaklaşımıyla- irdeleyemiyorum, bir akrabalık sınıflaması da yapamıyorum. Fakat, imgelemin özgürleşmesi açısından bir yakınsama-ıraksama durumundan veya konumlanma yaklaşımından söz edebilirim. En azından, benim için, Türkçe’de; Ece Ayhan ve İlhan Berk’in poetikası yakınsadığımı düşündüğüm bir imgesel alan derinliğini ihtiva ediyor. Eh, bu alan derinliğinin sezgisel gücünü bilenler, ıraksadığım şeylerin de neler olduğunu tahmin edebilirler. Birkaç örnek vereyim: Yığışımlardan, popülizmden, mevcut (cukkacı) belediyecilik zihniyetinden ve diğer (arpacı ve uzun) halay takımlarından uzak duruyorum. Rantçılardan, hızlı tüketimsel endüstri kültüründen ve bu kültürün yarattığı satışçı, pazarlamacı, vitrinci ve mağazacı yaklaşımların tamamından nefret ediyorum desem, yeridir. Bana göre kapitalizmin yarattığı en büyük ve iğrenç kötülükler bunlardır. 

İyi şair kim? Bu soruya verilecek cevapların çoğu sığ olacaktır. Ama gene de kendi formülümle cevaplamaya çalışayım: İmgelemin özgürleşmesini sağlayarak dilin sınırlarını genişletebilen, yaşamı şiirleyen (Almancası: Dichten) veya yaşamdaki şiirselliği bulup insanlığa sunan… Bir de sanırım, ‘iyi şair’ gibi doksozofi içeren bir tanımın yerine ‘sıkı şair’ ifadesi daha doğru, benim zihin haritamda…  Sıkı bir şiirle veya dizeyle karşılaştığımda çok heyecanlanıyorum. Ona ‘yaşamsal (İngilizcesi: Vital) bir buluntu’ gözüyle bakıyorum. Onda fark ettiğim şeyi dağlara taşlara yazmak, bulutlara denize yazmak istiyorum. Yüce, kutsal (İngilizcesi: Sacred) bir duygu hissediyorum açıkçası… Çok tuhaf… 

Dünya edebiyatından, dünya dillerinden çeviri eserlerin zihnimdeki yansıması nasıldır, diye düşünüyorum: Enikonu İngilizce biliyorum, İngilizler’de en sevdiğim şey ironi… İroninin tüm türlerini İngiliz Edebiyatı’nda bulabilirsiniz. Felsefede ve dilbilimde Almanca çeviriler çok işime yarıyor. Rusça bence tam ve eksiksiz psikolojik bir kurgu dili… Düzyazı anlatılarda, özellikle -büyülü gerçekçilik akımı nedeniyle- Güney Amerikalı yazarlardan çevirileri çok önemsiyorum. İspanyolca’ya hayranlığım daha az… Fransızlar’ın imgesel gücü yadsınamaz. Yunanca’nın mitolojisi çok etkileyici ve fakat İskandinav mitolojisini daha çok seviyorum. Şiirde Farsça çok kuvvetli… Uzak doğu dillerinde de Japonca. John Steinbeck dışında Kuzey Amerikalılar benim için bir şey ifade etmiyor.   

Ben kendimi bir zümrede konumlandıramıyorum. Bir yerde, birileriyle birlikte yerleşmiş değilim. Belki de yoldayım, yolculuktayım hâlâ… Ya da dışarıdayım, dışlanmış durumdayım… Bilemiyorum. Zaten herhangi bir zümre tarafından ‘içerilmeye’ gerek de yok. Özellikle güncel neoliberal eksenlere göre şiirin zümreleşmesi, statikleşmesi, yerleşim birimlerine veya kamplara, şapellere ayrılması falan iğrenç şeyler…Misal; edebiyat dergileri… zombileştiler! Maalesef edebiyat dergileri tedavülden kalktı ve bir anlamları da kalmadı. Hepsi ‘marka değeri’ kafasıyla çalışıyor ve ‘statüko cukkalama mecrası’ olarak kullanılıyor. Aynı tas aynı hamam, çalan aynı oynayan aynı… Bu tip bir zavallı devamlılığın sahici bir varlığı da yok aslında: Göz alıcı, parlak bir mezarlık düşünün! Çok yazık, çok üzülüyorum…

Peki, şiirin geleceği var mı, gelecekte neler olacak? Bunu kapitalizm sonrası ‘yeni insanlık’ tanımının çerçevesi belirleyecek… O güne kadar neoliberal popülizm -zaman zaman değişik krizlerle beslenerek, otoriterleşme dozu zaman zaman azalarak veya artarak- devam eder. Çünkü, kapitalizmin işe yarar (geçer akçe, çarkı/sistemi döndürür) başka bir formülü yok şu ân gelecek için… Fakat, sosyalizmvari yeni bir zihniyet gelirse, belki her şey topyekûn değişir.

Sonuçlayarak, tarihe bakıp olanı biteni anlayarak -gerçi anlamasak da pek bir şey değişmeyecek- 2025’in Mart ayında hep bir ağızdan şunu söyleyebiliriz: Şiirimiz güncel değildir abiler, dom!

Zafer YALÇINPINAR
2 Mart 2025


Hamiş: Bayram Zıvalı’ya ve gerçekleştirdiği Güncel Türk Şiiri başlıklı araştırmaya/soruşturmaya minnettarım: Bu söylemleri düşünmemde ve bütünlememde bir tür tetikleyici olduğu için…

Mar
20
2026
--

YANKI ODASI // 24. Bölüm // Dünya Şiir Günü 2025 Özel Yayını (Hilmi Yavuz için Temellük Eylemi) // 21 Mart 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 24. Bölümü’nde…
2025 Dünya Şiir Günü için özel yayın!
Kötü edebiyat, kötü şiir nedir? Kötü şair kimdir?
Hilmi Yavuz‘a dair bir temellük eylemi!
Ve gerçek bir dünya şiir günü bildirisi!


25. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Mar
19
2026
--

“O Korkak Geyik Yavrusu Bayram Arifesi” (Fethi Naci, 1959) (Dünyanın En Güzel Arabistanı ve Turgut Uyar’a dair…)


Dost Dergisi, Sayı: 22, Temmuz 1959, ss. 27-31
(Tam metni büyüterek okumak için sayfaların üzerine tıklayınız…)



Turgut Uyar Arşivi için: https://evvel.org/?s=Turgut+Uyar

Şub
23
2026
--

Necati Tosuner vefat etti…

“Saye” kelimesinin “gölge” anlamına geldiğini Necati Tosuner’in kitaplarından öğrenmiştim. Vefatı nedeniyle üzgünüm çok…(Zy)


“1944 Ankara doğumlu Osman Necati Tosuner, dört yaşında geçirdiği bir kaza sonucu sırtında kambur kaldı. Bu fiziksel durum, yazarın eserlerinde işlediği temel temalardan biri haline geldi.
İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlayan Tosuner, lise eğitimini İstanbul Pertevniyal Lisesi’nde aldı. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak yazarlık yaşamına yöneldi. Lise yıllarında kaleme almaya başladığı metinlerle edebiyat dünyasına adım attı.

Öykü, roman, deneme ve çocuk kitapları türlerinde üretken bir kalem olan Tosuner, insanın iç dünyasını, yalnızlığını ve modern yaşamın kırılganlığını yalın, derin ve özgün bir anlatımla aktardı. Yarım yüzyılı aşkın edebiyat serüveninde farklı kuşaklara ilham veren yazar, çağdaş Türk edebiyatının en özgün seslerinden biri olarak kabul edildi.

Eserleri Türkiye Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Attila İlhan Roman Ödülü ve Erdal Öz Edebiyat Ödülü gibi prestijli ödüllere değer görüldü. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye ve Reklam Yazarları Derneği üyelikleri bulunan Tosuner, ilk dönem öykülerinde çevresindeki “küçük insanları” zaman zaman mizahi bir dille anlatırken, sonraki yıllarda daha içe dönük ve yoğun metinlere ağırlık verdi. Öykücülük anlayışını bir söyleşide “Benim için dert yanma işi olmuştur öykü anlatmak” cümlesiyle özetlemişti.”

Kaynak: https://www.yenicaggazetesi.com/yazar-necati-tosuner-hayatini-kaybetti-1003549h.htm


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “İmzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
18
2026
--

Yavuz Çetin’in Bodrum (Beyaz Ev) Kayıtları

Albümü spotify’da dinlemek için:
https://open.spotify.com/intl-tr/album/05jwTfDpVJmxvaXeBr7SLf


“Türk rock ve blues müziğinin efsanevi gitaristi Yavuz Çetin, 14 Şubat 2026 tarihinde hayranlarıyla buluşan özel bir albümle bir kez daha anılıyor. Çetin’in daha önce hiç yayımlanmamış canlı performans kayıtları, The Bodrum Sessions adıyla müzik platformlarında ve dijital müzik servislerinde yayımlandı. Bu yeni çalışma, sanatçının Tanju Eksek‘le beraber Bodrum’daki canlı performanslarından derlenen parçalardan oluşuyor ve sanatçının sahnedeki doğallığını, güçlü gitar tekniğini ve blues’a getirdiği özgün yorumu yeniden hatırlatıyor.

The Bodrum Sessions albümü, sanatçının 1990’lı yıllarda Muğla’nın Bodrum ilçesinde özellikle Beyaz Ev isimli mekânda verdiği performanslardan seçilmiş kayıtları içeriyor. Albüm Groovie London Studio etiketiyle yayımlanırken, toplamda yedi şarkıdan oluşuyor ve yaklaşık 27 dakika uzunluğunda bir müzik deneyimi sunuyor.

Albümde yer alan parçalar arasında Living Next Door to AliceStand By MeProud MaryPhotographs & MemoriesHard to HandleRocking to the Free World ve Cocaine gibi cover performansların yanı sıra Çetin’in sahne yorumuyla zenginleşen eserler bulunuyor. Bu seçki, sanatçının sahne enerjisini ve gitar virtüözlüğünü net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yavuz Çetin, 1990’ların önemli blues-rock müzisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Samsun doğumlu sanatçı, özellikle Blue Blues Band ve solo projeleriyle Türk rock müziğine damga vurmuş; kendine has gitar stili ve sahne duruşu ile geniş bir hayran kitlesi edinmişti. Çetin’in Bodrum’daki bu performansları, uzun yıllar boyunca müzik çevrelerinde “efsane” olarak söz edilse de daha önce resmi kayıt olarak yayımlanmamıştı. İşte bu albümle birlikte bu özel kayıtlar, müzikseverlerle resmî olarak buluşmuş oldu.

Müzik eleştirmenleri, The Bodrum Sessions’ı hem nostaljik hem de yeni dinleyiciler için önemli bir çalışma olarak değerlendiriyor. Albüm, Çetin’in müzikal mirasını günümüz dinleyicisiyle daha doğrudan buluştururken, genç kuşaklara da gitar ve blues kültürüne dair güçlü bir pencere açıyor. Özellikle Çetin’in doğaçlamacı yaklaşımı, sahnedeki içten performansı ve blues’a getirdiği duygusal derinlik, bu kayıtlarda yeniden canlanıyor.

Son olarak, 2001 yılında hayata veda eden Yavuz Çetin’in bugüne kadar resmî yayımlanmamış performanslarının albüm haline getirilmesi, Türk müzik tarihine düşülen değerli bir not olarak görülüyor. The Bodrum Sessions’ın yayınlanmasıyla birlikte, Çetin’in sanatsal mirası yeni bir döneme taşınmış oldu.” (17 Şubat 2026, banliyo.org)


Bkz: https://banliyo.org/yavuz-cetinin-bodrum-kayitlari-the-bodrum-sessions-ismiyle-yayinlandi/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan yavuz Çetin başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
10
2026
--

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com