Eyl
29
2026
--

Efemeratik İnceleme: “Cennet Yolu’ndan Cennetin Doğusu’na…” (John Steinbeck’in ‘East of Eden’ Adlı Romanı) (Zafer Yalçınpınar)

Efemeratik edebiyatın ve sahafiye tutkusunun özü şu sanıyorum: Bir eserin veya efemeranın zaman içindeki yolculuğunu, yaşadığı çeşitli değişiklikleri, o öğenin kendi tarihindeki salınımıyla -eşsiz farklarla birlikte çeşitlenmesiyle- takip edebilmek… Yani, eserin taşıdığı yaşamsal izleri ya da varoluşsal hafızayı biriktirebilmek, kayıt altına almak, geleceğe taşımak ve korumak…

Benim için, John Steinbeck’in hayatı ve kitapları taşıdığı eşsiz özellikler açısından efemeratik birer anıta dönüşüyor her geçen gün: İngilizce orijinal adıyla “East of Eden”, şaşılacak kadaryeni ve güçlü bir nirengi noktası oluşturdu hem yaşamımda, hem koleksiyonumda, hem de zihnimde!  

Türkiye Yayınevi, 1953
(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)

Steinbeck’in 1952’de Amerika’da yayımlanan ünlü romanının Türkçe’deki bibliyografik yolculuğunu takip ettiğimde, karşıma önce “Cennet Yolu” ismi çıkıyor. Vahdet Gültekin çevirisiyle Türkiye Yayınevi tarafından 1953 yılında basılan ilk edisyon; ardından Güven Yayınevi baskıları, Altın Kitaplar baskıları, başka tarihler, başka kapaklar, başka ciltler, başka şömizler…

Nihayetinde East of Eden‘ın aynı metni 1982 yılında -gene Vahdet Gültekin çevirisiyle- ilk kez orijinal adına sadık kalınarak “Cennetin Doğusu” başlığıyla yayımlanıyor. Bu isimle gerçekleşen ilk popüler baskı -ciltli ve şömizli olarak- Altın Kitaplar tarafından (Nobel Serisi kapsamında ‘N’ ibaresiyle) 1982 yılında çıkıyor.

Aslında, çok ilginç bir ayrıntıdır ki, gene 1982 yılında Nur Akarsu’nun etkileyici kapak tasarımıyla Anıt Yayıncılık (Çemberlitaş, Piyerloti Cad. No.13/10, İstanbul) tarafından Cennetin Doğusu adıyla yayımlanan bir başka baskı daha var. Fakat, söz konusu baskının künyesinde ‘ikinci baskı’ yazıyor. Anıt Yayıncılık’ın bastığı kitabın kapağında Cennetin Doğusu (daha büyük olarak)  ve Cennet Yolu (parantez içine alınarak, alt-başlık şeklinde) birlikte yazılmıştır ve bu iki ismin kapakta bir arada göründüğü tek baskı da bu nadir nüshadır aslında… Bu durum, Anıt Yayıncılık’ın 1982 baskısının Altın Kitaplar’daki 1982 baskısından daha önce gerçekleşmiş olabileceğini düşündürdü bana. (Peki, buradaki gerçeği -1982 yılında iki yayınevi arasında ne olduğunu, ne yaşandığını- kim bilebilir? Anıt Yayıncılık romanı kaçak veya izinsiz olarak mı bastı, yoksa Gültekin’in yayınevi tercihi mi değişti birden bire, ne yaşandı, ne olup bitti bilemiyoruz.) Ardından -on yıl sonra, 1992’de- East of Eden, Nuriye Yiğitler’in çevirisiyle Oda Yayınları Dünya Klasikleri dizisinden bir kez daha basılıyor. Bu kitabın künyesinde de birinci baskı yazması ‘yayıncılık tarihi’ açısından çok ilginç gerçekten! 1990’lı yılların sonunda ise Altın Kitaplar tarafından gene Vahdet Gültekin’in çevirisiyle yayımlanmış çok çeşitli -bazıları iki cilt olmak üzere- East of Eden baskıları falan da var. Neyse…

Anıt Yayıncılık, 1982

2000’lerdeki duruma baktığımızda East of Eden, Türkçe’de Cennetin Doğusu adıyla hâlâ yeni baskılarını gerçekleştiriyor ve yayıncılık adına hâlâ etkili bir dolaşımı var.  Kitap, önce Eylül 2004’te Remzi Kitabevi tarafından Derin Çizer ile Ömür Candaş’ın ortak çevirisiyle yayımlanmış ve 2012’de altıncı basıma ulaşmış. Sonrasında Sel Yayıncılık tarafından Roza Hakmen çevirisiyle 2017’den itibaren yayımlanan baskıların ardından İletişim Yayınları da aynı çeviriyi 2021’de yayımlamaya başlamış ve kitap Eylül 2026 tarihinde 10. baskısını gerçekleştirmiş. Böylece 1950’lerin Cennet Yolu’ndan bugünün Cennetin Doğusu’na uzanan çizgide, yalnızca kitap adı değil, çevirmenler ve yayınevleri de değişerek East of Eden’ın Türkiye’deki bibliyografik varoluşu da çeşitlenmiş oluyor. Eski nüshaların biçimsel özelliklerine (kapak tasarımı vb.) bakınca; güncel baskılarla aynı metnin yeniden ve yeniden yayımlanması, kitabın varoluşsal hafızasını da diri tutuyor bence… Bir de tabiî, tüm bunlar East of Eden’ın önemli bir efemeratik edebiyat arşivi ve koleksiyon öğesi olma niteliğini de üssel olarak arttırıyor!

Açık konuşmak gerekirse benim koleksiyonumda yer alan 1953 yayın tarihli Cennet Yolu nüshası sadece ilk baskı bir Steinbeck kitabı veya sıradan bir koleksiyon unsuru değil. Eşsiz bir efemera olarak görüyorum onu: İlk sayfasında -emin olamasam da- Vahdet Gültekin’in ıslak imzası var. ‘Emin değilim’ diyorum çünkü açık dijital noktalarda ve bilebildiğim nadir kitap arşivlerinde Gültekin’in doğrulanabilir bir imza görseline rastlayamadım. Fakat imzanın tarihini, el yazısı karakterini, mürekkebi ve derinlikli ithafın kitabın içeriğiyle kurduğu ilişkiyi düşündüğümde imzanın Vahdet Gültekin’e ait olduğunu hissediyorum. Ayrıca imzalı sayfadaki bu gizemli varoluş, bir efemera olarak onun kıymetini daha da arttırıyor zihnimde. Benim elimdeki nüshayı bu yüzden sıradan bir “eser” gibi değil, efemeratik arşivimde ve koleksiyonumda yer alan tarihsel bir tanıklık, bir “sahicilik belgesi” gibi görüyorum. Kitabın 1953’teki ilk baskısının üzerine, 31.7.1954 tarihinde düşülen ithaf yazısı şöyle: “Acaba hangi yoldur? Allah daima doğru yolda rehber versin.”

Türkiye Yayınevi, 1953
(Zafer Yalçınpınar Koleksiyonu’ndan…)

Efemeratik incelemelerde ve arşivde -hatta, diyebilirim ki evvel.org’un tamamında- yapmaya çalıştığım şey şu aslında: Bir esere kuru kuruya sahip olmak değil; onun hakikatinin özünü anlamak, bir duygunun koruyucusu veya taşıyıcısı olmak! Bunca yıl sonra -çekinmeden, açıkça- ifade ediyorum ki; evvel.org kapsamında yaşantılara veya bir eserin ânlarına dair bir hafıza alanı yaratarak, onları korumaya çalışıyorum.

Cennetin Doğusu’nun büyüklüğünü -kendi kendime- irdelemeye çalıştığımda kitabın bir koleksiyon değeri taşımasının yanı sıra, John Steinbeck’in hayatındaki belirleyici konumunun da öne çıktığını görüyorum. Steinbeck, 1951’de romanı yazmaya başlarken, editörü ve dostu Pascal “Pat” Covici’ye yazdığı notlarda, “Belki de şimdiye kadar yazdığım tek kitap bu!” diyor. Aslında Steinbeck’in “tek kitap” söylemindeki bu ısrarını poetik bir duruş olarak da tanımlayabiliriz: Çünkü Kaliforniya eyaletinin Salinas kasabasında geçen East of Eden, Steinbeck’in hayatının, ailesinin, çocuklarının, çektiği hakiki acıların büyük bir bütününü oluşturuyor. Bir de işin daha eski, daha derinde bulunan Habil-Kabil mitolojik katmanı var. Ezeli kardeşler çatışması, romandaki Trask ailesinin içine yerleşiyor; babanın sevgisi, kardeşler arasındaki rekabet, seçilme ve reddedilme, suçluluk ile kötülük tanımları eserle bütünleşmiş durumda.

Samuel Hamilton (1830-1904)

Tabiî ki, romanda ahlâki vicdanı ve saf insan erdemini tek başına sırtlayan Samuel Hamilton karakterini de unutmayalım: Steinbeck’in kendi öz dedesinden -ki gerçek hayattaki adı da Samuel Hamilton’dır- ilhamla var ettiği bu İrlanda kökenli yaşlı aile ferdi, verimsiz topraklarda kuyu açan, sessizce işe yarar icatlar yapan, yoksul ama ruhu çok güçlü bir bilge karakterdir. Trask ailesinin karanlık durumuna her temas ettiğinde orayı aydınlatan, sarsılmaz adalet ve hakikat arayışıyla romanın mihenk noktasını oluşturan Samuel, adeta emeğin ve kadim bilgeliğin sesidir. Kendi köklerine, o İrlandalı damarına dair romanda dile getirdiği, “İrlandalılara soru sorma çünkü sana cevap verirler!” sözü ne olursa olsun hakikati ifade etmenin yüceliğini işaret eder. İrlandalı Samuel’in varoluşu, yalanın ve günahın ortasında hile yapmadan durabilmenin, hakiki erdemin ta kendisidir. Bu nedenle East of Eden’ı, kutsal bir anlatıdan damıtılmış ve modern zamanlara geçirilmiş bir Kabil-Habil varyasyonu olarak okurken, Samuel Hamilton’ı da o trajedinin ortasındaki yegâne karakter olarak konumlandırmak elzemdir. Samuel Hamilton karakteri zihnimde -erdem kavramıyla birlikte- var oluyor hep, unutulmaz bir şekilde! Ayrıca, East of Eden odağında Steinbeck’in gerçek hayatındaki ‘kasaba yaşamı’na dair  büyük bir tartışma bulunuyor. East of Eden yayımlandığında Salinas’ın bazı sakinleri Steinbeck’i yadırgamışlar. Çünkü kitapta yalnızca hayalî Trask ailesi yok; Steinbeck’in kendi ailesi, çocukluğunun Salinas Vadisi, tanıdığı insanlar, yerel alışkanlıklar ve kasabanın gündelik hayatı da romanın içine sızmış. Özellikle Hamiltonlar, Steinbeck’in anne tarafından ailesinin edebî bir yansımasını oluşturuyor. Steinbeck, East of Eden’ı yazarken eski Salinas gazetelerini karıştırmış, doğumları, ölümleri, evlilikleri, kilise haberlerini, yerel söylentileri ve sosyal hayatın küçük ayrıntılarını toplamış, kendi öz kasabasının efemerasını romanın hammaddesine dönüştürmüş. Sonra, kitap yayımlanıyor ve bazı insanlar romandaki yerlerini, hakiki yansımalarını fark ediyorlar. Özellikle yerel kasaba hayatının, kasaba ahlâkının ve o dönemde yaşayan bazı kişilerin veya ailelerin tanınabilir biçimde yer almasının Salinas’taki gerçek halka rahatsızlık verdiği çok açıktır. Steinbeck’in East of Eden’la kasabanın sırlarını açığa çıkardığını düşünenler oluyor ve Steinbeck’e karşı büyük bir tepki doğuyor falan… Mantıklı düşünelim: Aslında Steinbeck onların hayatını icat etmemişti ki; onların yaşantılarını da içeren bir roman kaleme almıştı sadece… Neyse…

Orjinal Afiş, 1955, ABD

East Of Eden’ın varoluşunu uzamsal olarak düşündüğümüzde sinema tarihine adını kazıyan -ve hızlı yaşayarak genç yaşında ölen- efsanevi aktör James Dean’e de temas ediyoruz: Elia Kazan’ın 1955 tarihli East of Eden filmiyle Steinbeck’in romanı başka bir maddî ve görsel biçime kavuşuyor. Cal Trask artık yalnızca romanda değil; James Dean’in o hırçın, melankolik yüzünde -ve oyunculuğunda da- yaşamaya başlıyor. Biraz derin tahayyül edersek, East of Eden belki de James Dean’in ölüm ânında bile etkili olmuştur, olabilir de! Çünkü James Dean, 30 Eylül 1955 tarihinde (henüz 24 yaşındayken) yeni satın aldığı Porsche 550 Spyder arabasıyla -Steinbeck’in romanında mekân olarak işlediği- Salinas kasabasında gerçekleştirilecek özel bir spor araba hız yarışına (Bkz: 1st Annual Salinas Optimist Club Road Sports Car Races) giderken yolda (Cholome mevkiinde) korkunç bir kaza sonucu ölüyor!

James Dean’in öldüğü kazanın olay yeri fotoğraflarından biri… (1955)

Şimdilerde – bu yazıyı tamamlamamdan yaklaşık iki gün sonra, 1 Ekim 2026 tarihinde- East of Eden bu kez Netflix’te yedi bölümlük bir dizi olarak yayımlanacak. Dizinin yaratıcısı, senaristi ve yapımcısı Zoe Kazan, James Dean’in oynadığı filmin yönetmeni olan Elia Kazan’ın öz torunu! Yani Steinbeck’in hikâyesi önce dedenin zihninden geçip yetmiş bir yıl sonra da torunun senaryosu sayesinde yeni nesil izleyicilerle buluşacak. Uluslararası kaynaklardan okuduğum kadarıyla East of Eden‘ın hikâyesi de genişliyormuş; yedi bölümlük bu yeni uyarlamada romanın bütününe daha fazla alan açılıyormuş ve özellikle Cathy Ames karakteri merkezde olacakmış. Florence Pugh’nun canlandıracağı Cathy, Steinbeck’in o eski Kabil-Habil anıştırmasının içinden bugüne doğru yeniden çıkmaya hazırlanıyormuş…

Bir köşede Kabil ve Habil mitolojisi; başka bir köşede Trask ailesi ve onun yanı başında Samuel Hamilton’ın sarsılmaz erdemi; bir başka yerde James Dean’in hırçın yüzü; sonra Vahdet Gültekin’in ilk sayfaya bıraktığı o hakiki ithaf; en sonunda aynı hikâyenin yetmiş bir yıl sonra başka bir Kazan’ın elinde yeniden kurulacak olması… İşte size sahici bir şiir ve “imgesel alan derinliği!”

En baştaki iddiamı -bu kısa yazıya sonuç olarak- tekrar etmekte fayda görüyorum: Efemeratik edebiyatın ve kitap koleksiyonu heveskârlığının özü şudur: Büyük anlatıların ve ideolojilerin kendisini değil, onların yaşama temas ettikleri benzersiz -ve belki de biricik- ânları biriktirmek, saklamak ve korumak!

‘Şiir’in Ece Ayhan tarafından ‘tarihsel bir avadanlık’ olarak tanımlanmasının sebebi de budur aslında: Çünkü “Ancak tarihtir ki yeniden yazılabilir!”

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
29 Eylül 2026


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan John Steinbeck ilgilerine htps://evvel.org/ilgi/john-steinbeck adresinden, Z. Yalçınpınar’ın tüm edebiyat ve inceleme yazılarına ise https://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşablirsiniz.

Eyl
28
2026
--

ELİMİ UZATTIĞIMDA (Zafer Yalçınpınar)

ELİMİ UZATTIĞIMDA
-dengesiz bir şiir-

bulutlarla denkleşiyorum
rüzgârsız bir ân yok yüksekte
sesiyle buluşuyorum bu gece
______________yağmurun
on altıncı katın balkonundan
______________elimi uzattığımda

zihnimin yelkenlerini açıp
kuşlarla birlikte kanatlansam eğer
ışık hüzmesinin içinden
şiirlerden, resimlerden geçsem
-aylanın halesine dokunsam-
uzansam üç saniyeliğine aşağıya
gerçekliğin kütlesiyle buluşsam
_____________dünyanın yeryüzünde

ve kendi yükleriyle geride kalsa:
asansörler, kablo kanalları, giderler,
su ve elektrik tesisatları, menteşeler,
iç ve dış kapılar, perdeler, çerçeveler,
dolaplar, anahtarlar, kornişler, pencereler
kablolar, kulplar, korkuluklar, tencereler,
menteşeler, duş başlıkları, raflar, sineklikler,
beyaz eşya, ızgaralar, dijital sistemler,
ebeveyn banyoları, süpürgeler, kilitler

geride kalsa kendi yükleriyle
___________________yukarıda

-ağaçların yapraklarına dokunsam-
________________uykumda yürürken
ellerimle ayaklarım yer değiştirse
çatılar aşağıda olsa şimdi
_________elimi uzattığımda

Zafer Yalçınpınar
17 Mayıs 2026


Hamiş: Z. Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına https://www.zaferyalcinpinar.info/tum-siirleri-ve-siir-kitaplari-pdf/ adresinden ulaşbilirsiniz.

Eyl
22
2026
--

“PORTAL: AI Çağında Aklın Yitimi” (Rafet Arslan)

“PORTAL: AI Çağında Aklın Yitimi”
Rafet Arslan
Anlatı, Eylül 2026
okumak için: https://upas.evvel.org/?p=3539


Rafet Arslan’ın yeni kitabı “PORTAL: AI Çağında Aklın Yitimi”, insanın, dilin, bilincin, teknolojinin ve iktidarın iç içe geçtiği çağımıza dair parçalı ama birbirini tamamlayan bir düşün atlası sunuyor. Felsefeden edebiyata, bilimden mitolojiye, distopyadan gündelik hayata uzanan bu denemeler; yapay zekânın dönüştürdüğü dünyada insan olmanın, düşünmenin ve anlam aramanın sınırlarını sorguluyor. PORTAL, kesin cevaplardan çok yeni soruların peşine düşen, çağımızın zihinsel ve toplumsal dönüşümüne içeriden bakan bir döngüsel denemeler bütünü.


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenini sürdüren UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Eyl
21
2026
--

“Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.” (1999-2026 Fotoğrafları)

2026 / 2025 / 2024 / 2023 / 2022-(II) / 2022-(I) / 2021 / 2020 / 2019
2018 / 2017 / 2016 / 2015 / 2014 / 2013 / 2011-2012 / 2005-2007 / 1999-2004


1999’dan bugüne ânları görüntülüyorum, vizörden bakıp deklanşöre basıyorum. Yaşamı ânlamak için yapıyorum bunu ve hâlâ ilk ândaki gibi heyecan duyuyorum. Fotoğraf konusundaki ustam -dünyayı sırtında taşıyan- Tunç Üvendire‘dir. Fotoğraftan hiçbir zaman para kazanmadım. (Yalnız bir kez, Gümüşlük Akademisi’nde İlhan Berk adına düzenlenen bir fotoğraf yarışmasına katıldım ve üçüncü seçildim falan… Tahmin edebileceğiniz gibi ödülü reddettim, umursamadım tabiî ki…)

Fotoğraf sanatındaki ilkelerimi İlhan Berk’in şu dizesi bütünlemiştir; “Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.” Yaşamı dinlemek, ânlamak için fotoğraf çekiyorum. Dokuları ve duygudurum tuşelerini çok önemsiyorum. Ne daha fazlası, ne de daha azı…

foto.zaferyalcinpinar.info adresinde yıllara tasnif edilmiş şekilde en sevdiğim fotoğraflarımdan oluşan bir dijital galeriyi fotoğraf sanatı meraklılarının ilgisine sunuyorum.

Seyircilere iyi ânlamalar dilerim.

Zafer Yalçınpınar
Eylül 2026


Notlar:
-Şüphesiz, yeni teknolojilerle birlikte yeni nesiller çok daha iyi görüntüler elde edeceklerdir ki zaten öyle olması gerekir; bu durum tevazuyla kabulümdür.
-Web sitelerime teknik desteğini ve yardımını esirgemeyen Sn. Akın Demirci‘ye (yerden göğe kadar) teşekkür ederim.
-Meraklısı için, aşağıda en sevdiğim birkaç fotoğrafım bulunuyor.



Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın yaşamına ve eserlerine dair her şey https://www.zaferyalcinpinar.info adresinde bulunuyor.

Eyl
15
2026
--

“Sonrasız bir gecenin tam eşiğinde duruyoruz.” (Zafer Yalçınpınar)

SON SÖZ

yavaş yavaş hatırlayamayacağız
________tarihin büyük döngüsünü
ve son bir kez -belki de ilk kez-
dünya yenileyemeyecek kendini
özünün son sözünü
söylemeyerek
____tek bir âna dönüştürecek zaman
_______toprağın çürümesini

başlayacak
sonrasız veya ufuksuz
sessizliğinde
______geleceğin
____________ölümü

çünkü akıl verdi insanlar kötülüğe
hakikatin dokuma tezgâhlarını
___________________durdurarak
son verecek bu yaşamın son gücü
kendi
___örgüsünün
_________özüyle

kendisine

Zafer Yalçınpınar
Ağustos 2026


“Zaman durdu ve sonrasızlık başladı.” Yüzyıllık Yalnızlık’ta Macondo kasabasının kurucusu José Arcadio Buendía’nın, zamanın ilerlemeyi bıraktığını ve her günün “pazartesi” olduğunu fark edip bir kestane ağacının altında sonrasızlığa teslim olduğu o ân, ‘Son Söz’ adlı şiirimdeki asıl çağrışımı oluşturuyor. (Zy)

CEM SAYIZ: Takip ettiğim kadarıyla, kısa, minimalist ve iddiasız görünen şiirler yazıyorsunuz son yıllarda… ‘Son Söz’ adlı şiirinizde de durum aynı… Fakat görüyorum ki şiirinizde yapısal bileşenleri bilerek ayrıştırmışsınız. Dize kesmeler, boşluklar ve alt çizgiler okuyucunun zihinsel ve görsel konforunu tamamen bozuyor. Bu tekinsiz biçim ve sesle ilgili şeyleri bir kenara bırakırsak; şiirinizde felsefi bir derinlik arayışı da var galiba… Son Söz’ün arkasındaki felsefi yaklaşım nedir? Sizin bu dizelerinizi okuyan biri ne düşünmeli? İnsanlığın bilgiyi ve aklı kötülükle birleştirerek yaşamın o kadim tezgâhını durdurduğunu söylüyor, büyük bir kozmik iddiada bulunuyorsunuz! Öyleyse, kendi sonumuzu hazırlayan bir çöküş çağını yaşıyoruz demektir sizin için… Peki bu kurduğunuz karanlık atmosferde şiirinizi nasıl okumalıyız gerçekten?

ZAFER YALÇINPINAR: Son Söz şiirimde kurmaya çalıştığım şey, insanlığın uygarlığını mihenk noktasından yakalayan bir varoluşsal kara delik duygusu… Çünkü şiir dili, zamansal bir donuk ân veya konum çerçeveleyebildiği ölçüde felsefi anlam katına erişiyor. Ben bu erişimi ‘imgesel alan derinliği’ olarak kavramsallaştırmaya gayret ettim hep… Neyse… Aslında şiirde Son Söz başlığının altına bir alınlık olarak, Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ adlı efsanevi -ve büyülü- eserinde geçen şu cümleyi kullanmalıydım: “Zaman durdu ve sonrasızlık başladı.” Yüzyıllık Yalnızlık’ta Macondo kasabasının kurucusu José Arcadio Buendía’nın, zamanın ilerlemeyi bıraktığını ve her günün “pazartesi” olduğunu fark edip bir kestane ağacının altında sonrasızlığa teslim olduğu o ân, şiirdeki asıl çağrışımı oluşturuyor. Şiirde “tek bir âna dönüştürecek zaman / toprağın çürümesini” derken, aslında insanlığın bizzat kendi elleriyle yarattığı o büyük felci, dilsizliği, sonrasızlığı, hiçliği anlatmak istedim. Bununla birlikte ustamız Oruç Aruoba’nın Yürüme adlı eserindeki “yer, yön, yol” yaklaşımı da hep zihnimdedir. Orada Aruoba insanın sürekli yolda olan, hep yürüyen bir varlık olduğunu ifade eder. Yürümek -ve düşünmek- hayatla kurulan en sahici bağ gibidir… İşte insanlar ne zaman ki “akıl verdi kötülüğe”, yani zekâyı, rasyonaliteyi, algoritmaları ve teknolojiyi sadece sömürmek, doğayı talan etmek ve kapitalist güç kazanmak için araçsallaştırdı; işte o ân zamanın tezgâhı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan arayışı kırıldı. İnsanlığın yürüyüşü durdu. Yol bitti. Zaman ileriye akan bir nehir olmaktan çıkıp, kendi içine çöken durgun bir göle, hatta bir kara deliğe dönüştü. Böyle hissediyorum ben. Çünkü bence bugünün dünyasında ‘anlam’ın kendisi de yoruldu: Olayların, olguların ve nedenselliğin dikişleri bu kadar söküldüğünde, bu kadar retorik içerisinde dil de artık hakikati taşıyamaz hâle geliyor ve insan kendi içine kilitleniyor, düşünce felce uğruyor. Aruoba’nın bahsettiği o en uç varoluşsal sınıra, yani “sustuğun yerde başlayan o devasa dilsizliğe” çarpıp bitecek gibi her şey. Bu bir tahayyül meselesi…. Márquez’in romanının sonunda, soyun son üyesi el yazmalarını okuyup kendi geçmişini ve geleceğini çözdüğü ân, kasaba devasa bir kasırgayla yeryüzünden silinir ya; işte benim şiirimdeki “özünün son sözünü söylemeyerek” ifadesi tam da o ân… Yaşamın doğası -ta kendisi- artık bu çıkar odaklı ve açgözlü insanlığa dair yeni hiçbir şey söylemek istemez. Yaşam şiirselliğini kaybeder! Dizeler, imgeler, her şey biter, kapılar kapanır ve ebedi bir sonrasızlık başlar. Dünyanın sonu uzaydan bir göktaşıyla gelmeyecek. İnsanlık, kendisini kalb, vicdan ve doğanın adaletinden kopardığı gün kendi sonunu ilmik ilmik örmeye başladı bence. “Son verecek bu yaşamın son gücü / kendi örgüsünün özüyle kendisine.” Bizler şu ân, sonrasız bir gecenin tam eşiğinde duruyoruz. Öyle görüyorum ben. Kimse bu karanlığın akkorluğunun kusuruna bakmasın!

13 Eylül 2026


Hamiş: ‘Son Söz’ adlı şiir ilk kez 31 Ağustos 2026 tarihinde banliyo.org kapsamında yayımlanmıştır. (Bkz: https://banliyo.org/son-soz-zafer-yalcinpinar/) Yalçınpınar’ın tüm şiirleri ve şiir kitapları https://www.zaferyalcinpinar.info/tum-siirleri-ve-siir-kitaplari-pdf/ adresinden tam metin pdf dosyası biçeminde okunabiliyor.

Eyl
11
2026
--

John Steinbeck Romanları’nın Eski Baskılarından Şömizler ve Ciltler Seçkisi (1961-1987)

(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)


EVV3L kapsamındaki John Steinbeck Arşivi:
1/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck
2/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck/page/2


Ak Kitabevi, 1963

(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)


Güven Yayınevi, 1961
Güven Yayınevi, 1961

Güven Yayınevi, 3. Baskı, 1968


EVV3L kapsamındaki John Steinbeck Arşivi:
1/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck
2/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck/page/2




(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)

Altın Kitaplar, 1977
Halk Kitabevi, 1967
Halk Kitabevi, 1967
Cennetin Doğusu, Altın Kitaplar, 1982

EVV3L kapsamındaki John Steinbeck Arşivi:
1/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck
2/ https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck/page/2


Güncelleme Tarihi: 6 Eylül 2026
Oluşturulma Tarihi: Şubat 2025

Eyl
10
2026
--

Banliyö Şiir-Sanat’ta; Öküz’lemeler (Ece Ayhan, 1997)

Ece Ayhan’ın 2004 yılında yayımlanan ÖKÜZ’LEMELER
adlı kitabının tam metni BANLİYÖ Şiir-Sanat’ta!
Okumak için: https://banliyo.org/ece-ayhan-okuzlemeler/


Ece Ayhan, Öküz’lemeler
Sel Yayıncılık (Geceyarısı Kitapları No:26), 1. Baskı, 2004

(Görselleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız…)


Ece Ayhan’ın Son Günceleri (1997-2000)

Ece Ayhan’ın Öküz Dergisi’nde yayımlanan diğer yazılarının bir kısmına “Ece Ayhan’ın Son Günceleri” başlığı altında https://evvel.org/ece-ayhanin-son-gunceleri-1997-2000 adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: “Ece Ayhan” başlıklı arşiv ve araştırmalara https://www.zaferyalcinpinar.info/ece-ayhan-arsivi-ve-arastirmalari/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
10
2026
--

SON SÖZ (Zafer Yalçınpınar)

yavaş yavaş hatırlayamayacağız
________tarihin büyük döngüsünü
ve son bir kez -belki de ilk kez-
dünya yenileyemeyecek kendini
özünün son sözünü
söylemeyerek
____tek bir âna dönüştürecek zaman
_______toprağın çürümesini

başlayacak
sonrasız veya ufuksuz
sessizliğinde
______geleceğin
____________ölümü

çünkü akıl verdi insanlar kötülüğe
hakikatin dokuma tezgâhlarını
___________________durdurarak
son verecek bu yaşamın son gücü
kendi
___örgüsünün
_________özüyle

kendisine

Zafer Yalçınpınar
Ağustos 2026


Hamiş: ‘Son Söz’ adlı şiir ilk kez 31 Ağustos 2026 tarihinde banliyo.org kapsamında yayımlanmıştır. (Bkz: https://banliyo.org/son-soz-zafer-yalcinpinar/) Yalçınpınar’ın tüm şiirleri ve şiir kitapları https://www.zaferyalcinpinar.info/tum-siirleri-ve-siir-kitaplari-pdf/ adresinden tam metin pdf dosyası biçeminde okunabiliyor.

Eyl
09
2026
0

Gördüm, gördüm, gördüm: “Gerçeklikte gemiler terketmektedir fareleri.” (Ece Ayhan)


Sıkı şair Ece Ayhan‘ı saygıyla anıyoruz…
(10 Eylül 1931 – 13 Temmuz 2002)



“Beni kafakola alamıyorlar. Şu anda bile -ki 60 yaşındayım- kafakola alamıyorlar.Bir beklentim yok. Bir şey istemiyorum. Ev istemiyorum, rüşvet istemiyorum, para istemiyorum, ödül istemiyorum.” Ece Ayhan



Ece Ayhan’a dair video arşivine https://youtube.com/playlist?list=PL-xdB10oBNDXU6wkU5PgEecyyg1BePwuh adresinden ulaşabilirsiniz.


YANKI ODASI’NDA
ECE AYHAN’A SAYGI ÖZEL YAYINLARI

12 Temmuz 2025, 3. Kısım

25 Temmuz 2024, 2. Kısım

13 Temmuz 2024, 1. Kısım


EVV3L’in Ece Ayhan İlgileri İndeksi (2007-2026)
https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf


EVV3L’in Ece Ayhan Arşivi
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/2
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/3
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/4
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/5
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/6
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/7
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/8
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/9
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/10
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/11
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/12
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/13
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/14



Ece Ayhan Web Sitesi:
https://www.zaferyalcinpinar.info/ece-ayhan-arsivi-ve-arastirmalari/



Zafer Yalçınpınar’ın İnceleme Yazıları

1/ Ece Ayhan Hakkında Bilinmeyenler (2016)
Okumak için: https://bit.ly/eceayhanbilinmeyenler

2/ Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı (2017)
Okumak için: https://bit.ly/eceayhaniktidarkarsitligi

3/ Ece Ayhan Çağlar Adası (2012)
Okumak için: https://bit.ly/eceayhanadasi


Eyl
06
2026
--

Necdet Kurdakul’un Köşe Yazılarında Marmara Adası (1973)

(Köşe yazılarını büyüterek okumak için üzerlerine tıklayınız…)


Necdet Kurdakul‘un (1916-1998) Dünya Gazetesi’nde kaleme aldığı bu köşe yazılarını arşivimizle paylaşan Sn. Tekin Deniz‘e çok teşekkür ederiz. EVV3L kapsamında yayımlanan “Marmara Adası” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/mermer-adasi adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
05
2026
--

Müzik: “Çalgıdönümler” (Önder & Yalçınpınar)


YouTube’da playlist olarak dinlemek için:
https://youtube.com/playlist?list=PLbHTd5h525P4



Önemli Not: Temmuz 2026’da “Çalgıdönümler” başlığı altında yayımlanan şarkı deneyimleri, Sn. Erdener Önder’in müzikal bilgisi ve kod/komutlarıyla (Suno ve Logic yapay zekâ algoritması kullanılarak) gerçekleştirilmiştir. Bu özverili çalışmaları sonucunda şiirlerimi/sözlerimi şarkı olarak duyma imkânı sağladığı için Sn. Erdener Önder‘e çok teşekkür ediyorum. (Zy)

Eyl
01
2026
--

SILAYA ÇAĞIRDIM ZİHNİMİ BU SABAH GURBETTEN (Uluer Aydoğdu)

On bir Temmuz iki bin yirmi altı
günlerden Haş-r
Cumartesi diyor çoğunluk
ücrada, kuytuda
ters dönmüş zirve, dipte
aha cem, aha miting, aha öbekleşme
neşriyata teşne çoktan.

Samanyolu Gökadası hakkında bir ada
Güneş Sistemi’nin
kaybolmasın deyü deyü
bir yörüngeye oturtup şimdi burada kıldığı tümsektir dünya
ters dönmüş o çukurda
kuş kuşayız ya hu
hiç hiçe
zen zene.

Sılaya çağırdım zihnimi bu sabah gurbetten
bir kuşu karşılayıp
kucakladım onu balıklamasına
ve okşadım saçlarını uzun uzun
(…)

Uluer AYDOĞDU
Temmuz 2026


Şiirin tam metnini https://upas.evvel.org/?p=3523 adresinden okuyabilirsiniz.

Ağu
28
2026
--

İLHAN BERK yaşıyor!

İlhan Berk’in kendi el yazısı ile…
“ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM” adlı şiiri…



“Şiirimizin uç beyi” İlhan Berk‘i (1918-2008) saygıyla anıyoruz…


İlhan Berk’in Poetikası (Yayın Tarihi: 18 Ağustos 2024)


YANKI ODASI (16. Bölüm, 17 Kasım 2024)
İlhan Berk’e Saygı Özel Yayını



İLHAN BERK ARŞİV ÇALIŞMALARIMIZ:

https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/2
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/3
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/4
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/5
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/6
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/7
https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/8


İLHANBERKİĞNE, Zafer Yalçınpınar
UPAS Yayın/Anlatı, Ağustos 2018, 20 Sayfa
Okumak için: upas.evvel.org/ilhanberkigne.pdf

Ağu
20
2026
--

“Issızlığın ortasında ilerliyorduk.” (Yu Hua)

(…)

Issızlığın ortasında doğrulup taşı ardımda bırakarak yine ıssızlığın derinliklerine doğru yürümeye başladım. Karla karışık yağmur hâlâ usul usul yağmaya devam ediyor, ama üstüme bir damla dahi düşmüyordu. Yalnızca çevremi sarmalıyor, etrafımda dolanıyordu. Her adımda sulu kar perdesi usulca açılıyordu, arkamı dönüp baktığımdaysa aynı perdenin tekrar kapanmış olduğunu görüyordum.

Hafızamın patikasında, Li Yuezhen’e doğru ilerliyordum.

(…)

YU HUA
“Yedinci Gün”, Çev: Alper Dayıoğlu
Jaguar Yay. 1. Baskı, 2025, ss. 102, 124, 158

Ağu
18
2026
--

‘Çamaşırcının Kızı’ Çizimleri (Agop Arad, 1964)


“Çamaşırcının Kızı”, Orhan Kemal
Hikâye Kitabı, Yeditepe Yayınları, 2. Baskı, 1964

(Görselleri büyüterek incelemek için üzerlerine tıklayınız…)



“İki Kız” adlı hikâye için…

(Görselleri büyüterek incelemek için üzerlerine tıklayınız…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Yeditepe Yayınları ilgilerine https://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi adresinden, imzalı ilgilere ise https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
17
2026
--

Ruhumun Huzursuz Parçaları’ndan; “ŞAİR VE ŞİİR” (Furkan Berber)

(…)
1593. Şair, dili imgesel deneyimleme yoluyla özgürleştirir.
(…)
1595. Biçim, şiirin alımlama kılavuzudur.
1596. Modern şiir, simge ormanlarını tutuşturan imge ateşlerinin keşfedilmesiyle başlamıştır.
1597. Şiir, dilin henüz kirlenmemiş noktaları üzerinden gerçekliği arındırır.
1598. Şiir, dilin bastırılmış özgürlüğünün ayaklanmasıdır.
(…)
1600. Şair, okuyucularını dilin uçurumlarından sarkıtır.
1601. Şair, dile düş kurmayı öğretir.
1602. Cahit Zarifoğlu’nun şiiri, cennetten dünyaya akan bir ırmağın lirik duasıdır.
(…)
1604. Mallarmé’den beri şairler, sonsuzluk güneşinin altında, gölgesiz bir şiiri yazmanın peşine düşmüşlerdir.
(…)
1608. Şiir, sözcükleri kavram belleğinden kurtarıp imge belleğine kavuşturur.
(…)
1611. Dilin uzlaşımsal yönü arttıkça, şiirsel gücü zayıflar.
(…)
1620. Şiir yazmak, sözcükleri yüzlerce yıllık uykusundan uyandırıp düşlerini dinlemektir.
1621. Şiir yapmak, yeniden yazmak değil, sıfırdan yazmaktır.
1622. Şiire girene kadar her sözcük, kördür.
1623. Şiirin konusu, alacakaranlıktır, ilk bakışta seçilemez.
1624. Şiirsel biçim, imgenin özgülendiği yaşamsal ritimlerdir.
(…)
1629. Şiir, imgelerin dil sürçmesidir.
(…)
1634. Dizeler, şairin dalgınlığında mayalanır.
1635. Şiir, şairden bütün gençliğini ister.
1636. Şiir, dilin sınırsızlığı arzulayan uçlarını yeni bir gerçeklikte bir araya getirir.
1637. Eksik girdiğimiz bir şiirden, doygun çıkarız.
1638. Şair, bir gerçekliği soyunup bir imgeyi giyinir.
(…)
1641. Şair, dilin sürgüsüne gönderdiği inceliktir.
(…)
1648. Şair, akıl almaz bir hızla evreni deneyimleyip eskitirken, dili de büyük bir güzellik arzusuyla yeniler.
1649. Şiir, dilin imgelerle eskitilmesiyle yapılır.
(…)
1652. Şiir tarihi, dilin özgürleşmesinin tarihidir.
1653. Dil, gösterdikçe şiirselliğini kaybeder.
1654. Şiir öldükten sonra, tarih yapmak olanaksızdır.
(…)
1661. Şiir dili, biçimsel bir eğim yaratır ve tüm imgeler, bu eğimle ivmelenerek aynı anlam denizine dökülür.
(…)
1670. Şiir, imgelerden anılar devşirme sanatıdır.
1671. Şiir, bütün sanatsal yapıtların ideasıdır.
1672. Dünyanın mutluluğa özlemi, şairlerin yarım kalmış şiirlerinden solmaya başlar.
1673. İyi şiir, diğer sanat yapıtlarının eleştirmenidir.
1674. Şair, dilin olgusallığını kesintiye uğratarak çalışır.
(…)
1676. M. Mcluhan’ın “Taşıyıcı ortam, mesajın kendisidir.” savı, şiir için de geçerlidir: Şiir dili, mesajın kendisidir.
1677. Şiir, varlığa hiçlik katmayı mümkün kılarak evrenin sınırlarını genişletir.
1678. Şair, dilin sınırdurumlarında gezinir.
(…)
1680. Huzura kavuşmuş bir dille, şiir yazılamaz.
1681. Şiir, dilin en maliyetli ar-ge çalışmasıdır.
1682. Has şiir, sözcüklerin imge kapılarını ardına kadar açar.
1683. Şiir, dili acemilik çekeceği özgürlüklerle tanıştırır.
1684. Kötü şiir, ölü imgelerden yapılmıştır.
1685. Şiir, bunayan dilin, evreni yeniden yeniden öğrenmesidir.
1686. Heidegger’in savladığı gibi dil, varlığın eviyse, şiir de varlığı, evin dışına çıkaran meraktır.
(…)
1689. Şair, düşlerin yaşamını dilin ilksel heyecanıyla ifade eder.
(…)
1692. Şiir, yaşamı denenmemiş imgelerle yargılar.
(…)
1718. Sözcüklerin yarattığı çağrışımlar, şiirin anıları olur.
(…)
1720. Bir şiire hep aynı kapıdan girer, her seferinde bambaşka bir kapıdan çıkarız.
(…)

Furkan BERBER
Ağustos 2026


Önemli Not: Furkan Berber, kaleme aldığı binlerce -derinlikli- aforizmadan oluşan “Ruhumun Huzursuz Parçaları” adlı eserinin tamamını önümüzdeki yıllarda yayımlamaya hazırlanıyor! (Lütfen takipte kalınız…)

Furkan Berber’in Upas Yayın kapsamındaki tüm eserlerine https://upas.evvel.org/?tag=furkan-berber adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
15
2026
--

Cemal Kırca: “Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?” (Turgut Uyar)

Cemal Kırca (1918-1995)

(Erzurum Lisesi’nde, 19 Mayıs Töreni’nde..)

Annem Zeynep Meral Yalçınpınar ve Kırca Ailesi tarafından akrabamız olan şair Cemal Kırca‘yı saygıyla anıyorum. Cemal Kırca’ya dair en kapsamlı arşiv çalışmasını gerçekleştiren Sn. İhsan Tevfik Kırca ile Cemal Kırca şiirinin geleneğe bağlı toplumsal gücünü irdeleyerek -bir kez daha- hepimize hatırlatan Turgut Uyar‘a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. (Zy)


(Sayfaları büyüterek okumak için üzerlerine tıklayın…)

TURGUT UYAR
Bir Şiirden, İyi Şeyler Yay., 2. Baskı, Mart 1999, ss.125-129


“Geçit”, Cemal Kırca Kitabı
Hazırlayan: İhsan Tevfik Kırca
Pervaz Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2004, 350 Sayfa
(İhsan Tevfik Kırca’dan Zeynep Meral Yalçınpınar’a ithafen imzalı…)


(Görselleri büyüterek incelemek için üzerlerine tıklayınız..)

Cemal Kırca’nın Bibliyografyası
“Geçit”, Cemal Kırca Kitabı
Hazırlayan: İhsan Tevfik Kırca
Pervaz Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2004, ss. 359-363


Cemal Kırca’ya dair çeşitli efemeralar…

(Görselleri büyüterek incelemek için üzerlerine tıklayınız..)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan imzalı ilgilere https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden, poetika çalışmalarına ise https://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
14
2026
0

YAVUZ ÇETİN’İ ÇOK ÖZLÜYORUZ…

15 Ağustos 2001’de vefat eden
sıkı gitarist Yavuz Çetin‘i saygı ve özlemle anıyoruz…


YANKI ODASI (32. Bölüm)
Yavuz Çetin ile Kerim Çaplı’ya Saygı Özel Yayını
18 Ağustos 2025



Zafer Yalçınpınar, Karga Mecmua, Ağustos 2009, Sayı: 30
(Görseli büyüterek okumak için üzerine tıklayın…)


yavuzcetin

“Yavuz Çetin, ‘soundcheck’ yaparken… “
Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

SIKI GİTARİST YAVUZ ÇETİN

Sıkı gitarist Yavuz Çetin’in ölümünün üzerinden yaklaşık olarak sekiz yıl geçmiş. Demek ki Yavuz Çetin hakkında bir şeyler yazmaya ancak sekiz yıl sonra cesaret edebiliyorum.

Her şeyden önce Yavuz Çetin’i “sıkı gitarist” yapan şeyin ondaki eşsiz “tuşe” olduğunu -tüm ağırlığıyla- ortaya koymalıyız. Tuşe; bir şarkının, bir melodinin ya da bir müzikal tipolojinin ruhunu/özünü dinleyiciye aktarabilmedeki ustalıktır. Bir tür içtenliktir.  Senelerini gitar tekniğini güçlendirmekle harcamış biri, evet, her türlü şarkıyı çalabilir, gitar üzerinde her türlü akrobasiyi yapabilir, fakat çaldığı şeyin ruhunu içselleştiremeyip ömrü boyunca tuşesiz bir gitarist olarak kalabilir de… Böylesine sportmen bir gitaristin çaldığı her şey saman gibi gelir dinleyiciye.  Yavuz Çetin ise bastığı her notayı içselleştirebilen nadir gitaristlerdendi. 1998 yılının kış aylarından birinde Yavuz Çetin’in “İLK” adlı albümünü “ilk” kez dinlediğimde, albümü hemen beğenmemin nedenlerinden biri de -sanırım- bu güçlü tuşeydi. Özellikle de şarkılardaki blues rifflerinin zamanlamasından, yerlemlerinden ve şarkının armonisine pürüzsüzce eklemlenebilmiş olmalarından dolayı çokça etkilenmiştim. Albümü defalarca dinledim ve albümdeki dinginliğin nasıl olup da bu kadar “enerji dolu” olduğunu, olabildiğini düşündüm, durdum. Hatta bu kimyayı -kendimce- matematiksel (modal/makamsal) olarak hesaplamaya bile çalıştım. O zamanlar cevabı bulamamıştım fakat şimdi, bugün, özellikle de gitar için düşündüğümüzde bu sorunun cevabının Blues Ruhu’yla açıklanabileceğini biliyorum.

1998’in yazında Kadıköy’ün cafe-barlarından birinin tüm masalarında Yavuz Çetin ve grubunun tanıtım broşürünü gördüm. Bu tanıtım broşürleri aynı zamanda da indirim biletleriydi. Yavuz Çetin ve grubu Çarşamba akşamları “Kallavi Bar” diye bir yerde çalıyordu ve indirim biletleri bu barda geçerliydi. Biletlerden birkaç tane aldım ve ilk Çarşamba gününün gelmesini bekledim.

(Yazıda bahsedilen indirim kuponu, Shaft Blues-Jazz Club’ın ilk yeri Kurbağalıdere’nin yanında bulunan Kallavi Fasıl/Meyhane’nin bodrum katıydı. Zy)

Söz konusu ilk Çarşamba gecesi Blues tutkunu bir arkadaşımla birlikte soluğu Kallavi Bar’da aldık. Barı gördüğümüzde çok şaşırdığımızı itiraf etmeliyim. Kallavi Bar, Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın yanında, Kurbağlıdere’ye paralel olarak inşa edilmiş, köşkten devşirme bir yapıydı. Barın “üst” katından bol rakılı fasıl ezgileri filan geliyordu. Kapıdaki görevliye Yavuz Çetin’i izlemek istediğimizi ve fasıl seslerini duyunca şaşırdığımızı söyledik. Görevliden Yavuz Çetin’in ve grubunun “alt” katta çaldığı bilgisini alınca rahatladık.  (Aslında rahatlamamalıydık, çünkü gerçekte –yani bu memleketin “kara” gerçeğinde- Yavuz Çetin isimli sıkı gitarist, o köşkün alt katında değil de yandaki stadyumda çalmayı hak eden biriydi.)

Köşkün bodrum dairesine benzeyen alt katına girdiğimizde sahnede Yavuz Çetin ve grubu,  Jimi Hendrix’in “Voodoo Chile” adlı şarkısının solo bölümünü çalıyorlardı. Ardından, Cream’den “Sunshine Of Your Love” geldi. Şarkıların sololarında Yavuz, bir nota bile teklememişti. Büyülenmiştik.  Daha önce Kadıköy’de hakkını vererek Jimi Hendrix çalan bir grup da görmemiştik. Yavuz, bu eski ve sıkı şarkıyı çalarken şarkının ruhunu kendinde hissediyordu ve bu ruh Yavuz Çetin’den bize doğru akıyordu.

Bütün gece hayranlıkla Yavuz Çetin’i izledik, dinledik, içki içtik.  Blues tutkunu arkadaşım, programın sonuna kadar beklemişti ve sonunda sahneden indiğinde Yavuz’un yolunu kesip, onun elini öpercesine;

“Bu sıkı şarkıları bu kadar sıkı çalmaya devam ederseniz size dinozor diyecekler…” dedi.

Yavuz Çetin gülümseyerek:

“Desinler, önemli değil… Bir gün gelecek bugün bana dinozor diyenlere de başkaları dinozor diyecekler. ” diye cevapladı ve içkisini almak üzere bara yöneldi.

Şimdi, bugün, 2009’da, kime “dinozor” diyebileceğimizi bilemiyorum, fakat hangi gitaristlere ve gruplara “geyik” denilebileceğini çok iyi biliyorum. Açıkça söyleyeyim; Yavuz Çetin bugüne kadar sahnede izlediğim en tuşeli ve sıkı gitaristlerden biridir. Belki de birincisidir.

Yavuz Çetin’in ölümünün üzerinden sekiz yıl geçmiş.  Bunca zamana rağmen zorlukla –ellerim titreyerek ve kafa karışıklığıyla-  yazdığım bu yazıyı, Yavuz Çetin’in şarkı sözlerinden bir bölüm alıntılayarak bitirmek “yerinde” olacaktır:

“Sahil sakin ve sessiz
Motel ışıkları durgun deniz
Karşıda bir balıkçı teknesi
Kırık dökük iskele 

Sıcak günlerin yorgunluğu üzerimde
Umutsuzluk görünürde
Henüz batan güneşin özlemi
Ve bu yalnızlık çekilmez gibi”

Zafer Yalçınpınar, 2009
“Sıkı Gitarist; Yavuz Çetin”, “kargamecmua müzik yazıları (2007-2011)”,
G Yayın, Geniş Kitaplık, 2011, s. 62


yavuzcetin2

“Bend’e çıkarken Yavuz Çetin…”
Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
12
2026
--

“Toprağın doğumunu düşünüyorum…”

NOTLAR:

1/ Ölümcül Defter‘in tam metnini https://upas.evvel.org/olumculdefter.pdf adresinden okuyabilirsiniz.

2/ Defterin basılı nüshası https://www.kitapyurdu.com/kitap/olumcul-defter/617360.html adresinden satın alınabiliyor.

3/ Zafer Yalçınpınar‘ın diğer videolarını YouTube’da izlemek için https://www.youtube.com/playlist?list=PL-xdB10oBNDU7XwOYkmSLSb3gHrMUo-9c adresini ziyaret edebilirsiniz.

Ağu
05
2026
--

Petunyalara Ülke Olacağım (Esra Kuş)

(…)
kan, ter, güç oyunu, koltuklar, muhasebe ve ılık bir yeşil var aramızda,
bedava oku şarkıyı, bedava dinleyeyim,
sondan ikinci turu birlikte tamamladıkların ileride bakmayacaksa yüzüne
ara sıra değiştir yüzünü,
sesin bedava üstüne bahis koydur,
herkese bedava kulak
bedava şarkı
olmaz
(…)

Esra Kuş
Ağustos 2026


Şiirin tam metnine https://upas.evvel.org/?p=3489 adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
04
2026
--

Toplanıp bir odanın / en güzel geçmişine / dünyayı ısıtalım: İyi ki doğdun Turgut Uyar!

Resmi kayıtlara göre 4 Ağustos 1927’de dünyaya gelen
Turgut Uyar‘ı doğum gününde saygıyla anıyoruz…

(…) Şöyle anlatayım: Babam küfretmez, kötü konuşmaz, insanı hiç ama hiç aşağılamazdı. Hani vardır ya, bazı insanlar bakışlarıyla küçümserler karşısındakileri, babam onu hiç yapmazdı. Bir şeye sinirlendiğinde uzun uzun susardı. Bu suskunluğu çevresine dalga dalga yayılırdı tabii, tam manasıyla fırtına öncesi sessizlik dediklerinden. Susmanın artık dayanılmaz olduğu, daha doğrusu ayranının kabardığı eşikte birdenbire masayı devirip kalkar; masa şangur şungur devrilirdi. Sonra yeniden bir sus pus olma hali. İşte şiirlerinde de bu hissi almışımdır, bir şeyler birikir, yoğunlaşır ve aniden patlar. (…)

Semiramis Uyar
“Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız”, Haz: Derviş Aydın Akkoç
İletişim Yay., 2014, 1. Baskı, s. 40


Turgut Uyar’ın SEKA Kimliği
(H.Turgut Uyar Arşivi’nden…)

(Turgut Uyar’ın Aşiyan Asri Mezarlığı‘nda bulunan kabristanı…)


Yankı Odası, Turgut Uyar Özel Yayını (10. Bölüm, 4 Ağustos 2024)

Yankı Odası, Turgut ve Tomris Uyar Özel Yayını (11. Bölüm, 22 Ağustos 2024)


EVV3L kapsamındaki Turgut Uyar Arşivi

1/ https://evvel.org/?s=Turgut+Uyar
2/ https://evvel.org/page/2?s=Turgut+Uyar
3/ https://evvel.org/page/3?s=Turgut+Uyar

Tem
23
2026
--

Lüks, Eğlence, Sahte Sanat ve Aşırılık (Byung-Chul Han)

(…)

Byung-Chul HAN
“Eğlencenin İyisi” (Batı Sanatında Ciddi / Eğlenceli İkiliği)
Çev: Haluk Barışcan, Metis Yay., Ağustos 2023, 2. Baskı, ss. 45-47

Tem
22
2026
--

Ingeborg Bachmann Şiiri Üzerine… (Esra Kuş)

(…) Bazı parçaları çoğu zaman içeriye koyamayız. Bu parçaları bir başkasının da içeriye koyamadığını görmek, bize direnme gücü ve umut verir; bu, tek olmadığımızı, yeniden yola devam etmemizin küçük ama etkili kıvraklığını göstermektedir. Bachmann’da çokça bu parçaların içeriye konulmadığını görürüz; belki bilerek, belki yaşam izin vermediği için, belki de kendi beceriksizliğimizdendir. Ama ne olursa olsun, kavram “zaman” da olsa, mevsimlerin, ağaçların, bahçelerin, yağmurların parçası yine kendine dönen zamandır. Bunu da Bachmann, Sonbahar Manevrası şiirinde, “Unutalım isterseniz geçmişe gönderilip yanıtsız kalan mektupları! Mucizeler yaratır zaman.” mısralarıyla kurduğu yakınlıkta göstermiştir. Onun bu yakınlığı, bugün hem o parçaları anlayışımıza hem de zamandaki kendiliğimizin sancısını kavramamıza olanak tanımıştır. En azından evrendeki parçaları, içsel deneyimiyle, bütün kitap boyunca kendi üzerimizden yoğun şekilde hissetmemize müthiş bir kapı açmıştır. (…)

Esra Kuş
banliyo.org, 21 Temmuz 2026


İncelemenin tam metnine https://banliyo.org/ingeborg-bachmann-siiri-uzerine-kendimizin-siiri-dolaysiz-etkilenisimiz/ adresinde ulaşabilirsiniz.


Tem
14
2026
--

Oruç Aruoba Anma Etkinliği (14 Temmuz 2026)

Ustamız Oruç Aruoba, 78. doğum gününde (14 Temmuz 2026’da) Karamürsel’de bulunan mezarı başında Örsan Öymen, İskender Aruoba ve Vedat Kamer‘in konuşmalarıyla anıldı.

Etkinliğe dair arşive https://photos.app.goo.gl/TwxtK2YEiEorn9HL9 adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Oruç Aruoba arşivine https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com