Eyl
23
2022
--

Meçhul Sanatçı Anıtı’nı ziyaret ettik: 17. İstanbul Bienali’nde eleştirel mesajımızı ateşledik!


20 Eylül 2022’de Kadıköy-Müze Gazhane‘deki Meçhul Sanatçı Anıtı‘nı ziyaret ederek mesajımızı İstanbul Bienali’ne ilettik! Bugüne dek sanat için emek vermiş, çabalamış ama hak ettikleri ilgiyi tam görememiş tüm gerçek sanatçılara selam olsun! Müze Gazhane’de Bienali gezen tüm sanatçı ve izleyicileri, eski baca bölümünde bizim gibi poz vermeye, isimleri ile #MechulSanatciAniti hashtagini kullanmaya ve yer bildiriminde bulunmaya çağırıyoruz!

Fatih Balcı tarafından temellük yöntemi kullanılarak tasarlanan çağdaş sanat eyleminin ayrıntıları şurada: http://evvel.org/fatih-balci-temelluk-yontemiyle-atesliyor-mechul-sanatci-aniti

Eyl
12
2022
--

Duygu Gündeş için Ağıt: ÖLÜMCÜL DEFTER’in basılı nüshası yayımlandı…


Ölümcül Defter, Zafer Yalçınpınar
Duygu Gündeş (1976-2019) için Ağıt…
Plüton Yayın, Mayıs 2022, 60 Sayfa


basılı nüshayı satın almak için:
https://www.shopier.com/ShowProductNew/products.php?id=12049427


Çevirmen Duygu Gündeş (1976-2019) için Zafer Yalçınpınar tarafından kaleme alınan Ölümcül Defter, insanlığı hakikate mıhlayan, modern bir ağıt olma özelliğini taşıyor… 26 Ocak 2019 tarihinde Kadıköy’de yaşamına son veren Duygu Gündeş’in bilinen tüm çevirileri ve yazıları duygugundes.info adresinde bulunmaktadır.


Ağu
24
2022
--

“Rüzgâr Defteri” 7 yaşında!

Zafer Yalçınpınar​, “Rüzgâr Defteri”
YAYINPasaj69.org, Ağustos 2018, 2. Edisyon, 34 Sayfa

Okumak için: http://zaferyalcinpinar.com/ruzgardefteri2.pdf


(…) “Rüzgârı düşünüyorum” deseydim, inanır mıydın buna? Örneğin, rüzgârın resmi nasıl çizilir, nasıl boyanır? Evet, eğilmiş ağaçlar, uğuldayan tepeler, dolgun yelkenler, sallanan yapraklar, vuran kapılar, kepenkler, toz bulutları: Hızla büyüyen sarmaşıksı bir duygu. Ancak, hiçbirisi rüzgârın anlamını karşılamıyor: Bunlar rüzgârı algılamamızı sağlayan imgeler, göstergeler; yani, gördüklerimiz: Rüzgârla -rüzgârın etkisiyle- devinen şeyler bunlar, rüzgâr değil. (…)


Deftere dair Uğur Yanıkel’le birlikte gerçekleştirdiğimiz
“Rüzgârı Şiirlemek” başlıklı söyleşiyi http://zaferyalcinpinar.com/ruzgarisiirlemeksoylesi.pdf 
adresinden okuyabilirsiniz.

Ağu
14
2022
0

Yavuz Çetin’i çok özlüyoruz…

15 Ağustos 2001′de vefat eden sıkı gitarist Yavuz Çetin’i, saygıyla anıyoruz…


 yavuzcetin

“Yavuz Çetin, ‘soundcheck’ yaparken… “

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

*

“(…)Her şeyden önce Yavuz Çetin’i “sıkı gitarist” yapan şeyin ondaki eşsiz “tuşe” olduğunu -tüm ağırlığıyla- ortaya koymalıyız. Tuşe; bir şarkının, bir melodinin ya da bir müzikal tipolojinin ruhunu/özünü dinleyiciye aktarabilmedeki ustalıktır. Bir tür içtenliktir.  Senelerini gitar tekniğini güçlendirmekle harcamış biri, evet, her türlü şarkıyı çalabilir, gitar üzerinde her türlü akrobasiyi yapabilir, fakat çaldığı şeyin ruhunu içselleştiremeyip ömrü boyunca tuşesiz bir gitarist olarak kalabilir de… Böylesine sportmen bir gitaristin çaldığı her şey saman gibi gelir dinleyiciye.  Yavuz Çetin ise bastığı her notayı içselleştirebilen nadir gitaristlerdendi. 1998 yılının kış aylarından birinde Yavuz Çetin’in “İLK” adlı albümünü “ilk” kez dinlediğimde, albümü hemen beğenmemin nedenlerinden biri de -sanırım- bu güçlü tuşeydi. Özellikle de şarkılardaki blues rifflerinin zamanlamasından, yerlemlerinden ve şarkının armonisine pürüzsüzce eklemlenebilmiş olmalarından dolayı çokça etkilenmiştim. Albümü defalarca dinledim ve albümdeki dinginliğin nasıl olup da bu kadar “enerji dolu” olduğunu, olabildiğini düşündüm, durdum. Hatta bu kimyayı -kendimce- matematiksel (modal/makamsal) olarak hesaplamaya bile çalıştım. O zamanlar cevabı bulamamıştım fakat şimdi, bugün, özellikle de gitar için düşündüğümüzde bu sorunun cevabının Blues Ruhu’yla açıklanabileceğini biliyorum.(…)”

Zafer Yalçınpınar, 2009
“Sıkı Gitarist; Yavuz Çetin”, “kargamecmua müzik yazıları (2007-2011)”,
G Yayın, Geniş Kitaplık, 2011, s. 62

Not: Yazının tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/k13.html adresinden ulaşabilirsiniz.


yavuzcetin2

“Bend’e çıkarken Yavuz Çetin…”

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

*


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
02
2022
--

Görüngü: “Çekingen”


“Çekingen”, Zafer Yalçınpınar, 2022

Çekingen‘in tam görüngüsüne http://upas.evvel.org/?p=2064 adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
25
2022
--

Temmuz 2022 Fotoğrafları


“Bodrum, Bostancı, Suadiye, Kalamış, Moda…”
Zafer Yalçınpınar, Temmuz 2022

Tüm fotoğraflar:
http://zaferyalcinpinar.tumblr.com

Tem
10
2022
--

Makedonca’da; “En Uzun Geceden” ve “En Kısa Gündüzden” (Zafer Yalçınpınar)

Makedonya’nın en köklü edebiyat, kültür ve sanat dergisi STREMEJ‘in Aralık 2021 tarihli nüshasında “en uzun geceden” ile “en kısa gündüzden” adlı şiirlerim Filiz Mehmetoğlu‘nun özel çevirisiyle Makedonca olarak yayımlanmıştı. Derginin ilkeleri gereği ilgili sayfaları ve çevirinin tam metnini altı aydır paylaşamamıştım. Sağolsun, STREMEJ’in editörü Gabriela Stojanoska-Stanoeska, bugün bana hediye olarak tam çeviri metinleri gönderdi. Filiz’e ve Gabriela’ya çok teşekkür ederim: Yabancı dile çevrilen ilk edebi metinlerimin Kiril alfabesiyle olması -İngilizce olmaması- beni sonsuz mutlu kılıyor. Bu iki eşlenik (ve kritik) şiirimin tam çeviri metinlerini aşağıda paylaşmaktan gurur duyuyorum. (Zafer Yalçınpınar)


(En Uzun Geceden)
ОД НАЈДОЛГАТА НОЌ

Болката ја пушам
до моите ириси
под снегот,
зборовите закопани.

Што може да се направи
во дното на морето,
најголемите бродови
___закопани.

и ова искачување не е добро.

магнолијата се спрема за умирање,
сѐ ќе заврши ноќва.

во воздухот закачен чад
непопустливи дрвја
река раскажувајќи го животот
зборлив галеб
наутро!

морајќи,
моето небо го воспоставувам
со твојата
___линија
на работ на усните.
од најдолгата ноќ.


(En Kısa Gündüzden)
ОД НАЈКУСИОТ ДЕН

болката ја оставам
на небесните длабочини
над дрвјата,
зборовите одат.

како може
во планинскиот врв,
најголемите камења
__стојат.

не се лоши мерките на оној тунел.

се спремат птиците за раѓање,
утре наутро ќе почне сѐ.

во воздухот закачен облак
почвата закажена од живот
бесконечнa хоризонтна линија
крајот на една река
навечер!

морајќи,
своето ништо си го чувам
во твоите ириси
__со смрт
од најкусиот ден.

Zafer Yalçınpınar
STREMEJ Dergisi, Aralık 2021
Makedonca’ya Çeviren: Filiz Mehmetoğlu

May
31
2022
--

Ustamız Oruç Aruoba’yı saygı ve özlemle anıyoruz…


Oruç Aruoba (14 Temmuz 1948 – 31 Mayıs 2020)
(Fotoğraf: Zafer Yalçınpınar8 Mayıs 2011)


(…)
Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:

Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman…

Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.

Oruç Aruoba
“De Ki İşte”, Metis Yayınları, 2001, s.44



Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
(Özel eklentilerle genişletilmiş, bahar nüshası!)


Usta Defteri‘nin Upas Yayın kapsamında yayımlanan
pdf biçimli tam metnine bit.ly/ustadefteri
adresinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.


Usta Defteri‘ne dair gerçekleştirilen
özel bir söyleşiye http://upas.evvel.org/?p=1628
adresinden ulaşabilirsiniz.


EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4

May
07
2022
--

TÜM ŞİİRLERİMİ DERLEYİP TOPARLAMA DENEMESİ (Zafer Yalçınpınar)

Bilindik anlamıyla -şiir kitabı normlarına uygunluk açısından- baktığımızda, 2007-2018 yılları arasında beş şiir kitabım yayımlandı. Bu şiir kitaplarımın ilk ikisi (Livar-2007 ve Meydansız-2009) ISBN standartlarında (uluslararası yayıncılık uygunluğuyla) indekslendi. Son kitaplarım ise ISBN standartlarıyla uyumluluk göstermiyor fakat Çalmayan-2014 ile Kötü-2018 adlı kitaplarım Avrupa Birliği çerçevesinde kullanılan Creative Commons (CC) Lisansı kapsamında yayımlandı. Tarihinsancısı-2017 adlı kitabım ise hiçbir uluslararası uygunluğa sahip değil.

Beş şiir kitabımda toplam 107 şiir, ortalama olarak A5 ebatlarına yakın toplam 283 kitap sayfasında yer bulmuş. (32 şiirim ise dışarıda kalmış; henüz “şiir kitabı” normunda bütünlenmemiş ve kâğıda geçmemiş.) Sanıyorum, şiir kitabı formunda olmayan diğer kitaplarıma serpiştirilmiş şiirlerimle, eski dergilerde yayımlanan şiir deneylerimle, çok eski defterlerde, kâğıt parçalarında ve internetin dehlizlerinde kalanlarla filan birlikte düşündüğümüzde; 180’e yakın şiirden oluşan bir yazım hayatım olmuş-oluyor, diyebiliriz. Okuyucular, yayımlanmış olan şiir içerikli tüm eserlerime, diğer edebiyat çalışmalarıma ve edebiyat hayatım kapsamındaki özgeçmişime http://zaferyalcinpinar.info adresinden ücretsiz olarak erişebiliyor.

Başta ifade ettiğim -şiir kitabı normlarına uygun- beş şiir kitabımda yer alan tüm şiirlerim için -okuyucu/takipçi isteklerini dikkate alarak- bir indeks oluşturdum. İndeksi kromatik olarak aşağıda detaylıca paylaşıyorum. Daha ne olsun! Şiiri seven, şiiri arayan, şiirden anlayan ve şiir okumak isteyenler için büyük bir hizmet…

İyi okumalar dilerim.

Zafer Yalçınpınar
3 Mayıs 2022


Livar, tam metin pdf:
http://zaferyalcinpinar.com/livar.pdf


Meydansız, tam metin pdf:
http://zaferyalcinpinar.com/meydansiz2009.pdf


Çalmayan, tam metin pdf:
http://zaferyalcinpinar.com/calmayansiir.pdf


Tarihinsancısı, tam metin pdf:
http://zaferyalcinpinar.com/tarihinsancisi.pdf


Kötü, tam metin pdf:
http://upas.evvel.org/kotu.pdf


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm edebiyat çalışmalarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
27
2022
--

Karanlık (Zafer Yalçınpınar)



Hamiş: Zafer Yalçınpınar‘ın tüm şiirlerine, şiir kitaplarına ve edebiyat çalışmalarına http://zaferyalcinpinar.info adresinden ücretsiz olarak pdf dosyası biçeminde ulaşabilirsiniz.

Nis
06
2022
--

Oruç Aruoba, Usta Defteri’nin Bahar Nüshası 1 Yaşında…


Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
Satın almak için tıklayın…



Usta Defteri‘nin Upas Yayın kapsamında yayımlanan
pdf biçimli tam metnine bit.ly/ustadefteri
adresinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.


Usta Defteri‘ne dair gerçekleştirilen
özel bir söyleşiye http://upas.evvel.org/?p=1628
adresinden ulaşabilirsiniz.



EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4

Mar
31
2022
--

“Toprağın doğumunu düşünüyorum.”


Ölümcül Defter‘in 3. edisyonu yayımlandı.
Ağıt deftere 4 sayfa eklendi.
Pdf olarak okumak/arşivlemek için:
upas.evvel.org/olumculdefter.pdf


Hamiş: Upas Yayın kapsamında yayımlanan tüm eserlere upas.evvel.org adresinden ücretsiz pdf olarak ulaşabilirsiniz.

Mar
13
2022
--

Kar Fırtınası’nda Körler Ülkesi’nden Görüntüler (11-13 Mart 2022, Kadıköy)


Aybar Kar Fırtınası’ndan…
11-13 Mart 2022, Kadıköy
Fotoğraflar: Zy


Tüm fotoğraflar için:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

Mar
12
2022
--

Kar Fırtınası’nda, Kadıköy’de, Dağlarca…


Yediyordu Elif kağnısını
Kara geceden geceden
Sanki elif elif uzuyordu inceliyordu
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar
İnliyordu dağın ardı yasla (…)

F.H. Dağlarca

Aybar Kar Fırtınası, Kadıköy, Mart 2022
Fotoğraf: Zafer Yalçınpınar


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca ilgilerine http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
04
2022
--

GECENİN ŞİİRİ

uyuyorum
düş görmüyorum
hava kapalı
yağmur yağmıyor

Zafer Yalçınpınar
Mart 2022


Tüm şiirler: http://bit.ly/zypsiir

Mar
01
2022
--

1 Mart 2022 (#8)


TARİH BAŞA SARIYOR, İYİ DÜŞÜNÜN!

Ukrayna-Rusya savaşının özeti şöyledir: Neo-liberalizm’in 2000-2020 yılları arasında taksonomisini kurarak piyasalandırmaya (ve tutundurmaya) çalıştığı “yeni insanlık” şovu her açıdan çökmüştür.

Bu tip durumlarda tarih başa sarar ve “kandırmacalı/sahte parçaları” yeniden kalb, vicdan ve hakikatle nakşeder. Şu an o nakışa şahit oluyoruz: Yalın gerçeklerle yüzleşilen özel bir “karar verme dönemi” başlamıştır, diyebiliriz.

Bununla birlikte, Rusya’nın ve kurmaylarının -tek başlarına- uluslararası/küresel paradigmada gerçek bir “oyun değiştirici” olduğunu da kabullenmek zorundayız.

Yılmaz Özdil‘in Zeleski‘yi tanıttığı ve savaşın nedenlerini, öncesini-sonrasını basitçe anlattığı köşe yazısına halkımız kızıyor. Fakat, Yılmaz Özdil haklı: “Ukrayna yazık etti Ukrayna’ya”

Böylesi tarihsel geçiş/hamle dönemlerinde yanlış karar veren halklar, kendilerine yazık ederler. Herkesin -özellikle de solculuk oynayan güdümlü liberal tipolojinin- takkesini önüne koyup düşünme zamanı gelmiştir.

Televizyon karşısında dizi seyrederken, haber kanallarında ölüm sayılarını, uluslararası ekonomik yaptırımları, müzakere açıklamalarını, göç koridorlarını, askeri söylemleri ve çift taraflı dezenformasyon hamlelerini takip ederken… ya da sosyal medyada histerikleşip sağa sola bilinçsizce sallarken doğru bir düşünme sürecinin gerçekleşmeyeceği -tarihle sabit olarak- aşikârdır. (Bu hallerin yerine, satranç oynadığınızı, satranç tahtasının başında olduğunuzu filan varsayın, mesela…)

Hezeyanlardan uzaklaşıp iyi düşünmek zorundayız: Karar verme sürecinin gerçek yaşamımızda geleceğimizi ve varoluşumuzu gerçekten belirleyecek şekilde olacağını unutmamalıyız.

Çünkü yaşam -sonuçta- bir oyun değil.

Ve tarihin yeni nakışlarının da hiç şakası yok.


Zafer Yalçınpınar / 1 Mart 2022


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm köşe yazılarını http://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar adresinden okuyabilirsiniz.

Şub
21
2022
--

VELHASIL

ölen ölene…
küller küllere
soğuk soğuğa
toprak toprağa
_____sular sulara
bulutlar gökyüzüne
ağaçlar yeryüzüne
ekleniyor.

Zafer Yalçınpınar
Şubat 2022


Tüm şiirler: http://bit.ly/zypsiir

Şub
20
2022
--

20 Şubat 2022 (#7)


“HAP YAP, PARA KAP” YA DA
TARKAN’IN İYİLEŞTİRİCİ ŞARKISI: GEÇÇEK

Büyük bir sosyolog ve düşünür olan popçu Tarkan, “geççek” adında yeni bir şarkımsı sürmeseydi piyasaya -veya halkımız olanca süratle onu bir devrim kahramanı olarak görmeseydi- kendimle konuşmalar başlıklı işbu yazılarıma devam edemeyecektim.

İyi oldu, iyi geldi harbiden… Kendime geldim.

Geççek‘in video klibini -sesi kapatarak- izledim ve şarkı sözlerini çeşitli haberlerden okudum. Evet, şarkıyı “dinlemedim” çünkü geçtiğimiz on yıllar sonucunda, Tarkan’dan dinlenecek bir şey çıkmayacağını öğrendim, biliyorum artık. (Enayi değilim sonuçta: Bu benimkisi kulak ve beyin, boru değil yani…) Neyse…

Tarkan hep “dalgalandırıcı” (sansasyonel) bir karakter oldu, gene aynı haller filan…

Konunun/olayın özeti şu: Tarkan kendini yeterince parasız/ünsüz hissetmiş, sağa sola sallayarak kendine yeni para/ün katlamak istemiş. “Herkesler birilerine, bir şeylere sallayıp para kapıyor, ben de sallıycam, benim neyim eksik,” demiş… “Daha önce ‘kuzu kuzu’ ve ‘şıkıdım şıkıdım’ kendi kendime salladım. Şimdi halkım için sallıycam.” demiş. Olay bu kadar: Tarkan sallıyor, ortam yıkılıyor. Kent kültüründen, çalışmaktan filan bunalmış olan halkımız da -tabiî, hazır ve nâzır olarak- konunun özünü yanlış anlıyor.

Sanırsın, Tarkan CHP’den milletvekili olacak, ülkeyi ve dünyayı kurtaracak filan… Bir dakika… Olur mu olur, uyar mı uyar! Tam bir CHP tipi kültür-sanatçı Tarkan! Daha önce türkücüler CHP’den milletvekili oldu, Tarkan niye olmasın, megastar sonuçta…

İyi oy toplar! İyi para kapar… İyi sallar!


Zafer Yalçınpınar / 20 Şubat 2022


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm köşe yazılarını http://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar adresinden okuyabilirsiniz.

Şub
14
2022
--

“Allah taksiratını affetsin…”

Salih Bolat‘ı sevmezdim. İki nedenden dolayı sevmezdim:

1/ Herkesi sevmek zorunda değilim.
2/ Salih Bolat’ın son 20 yılda şiirimizde/edebiyatımızda oluşturulan kötücül ödüllendirme sistematiğinde -jüri üyesi olarak, özellikle- payı büyüktür.

Ödüllendirme sistematiğine karşı yoğun mücadele verdiğim ilk zamanlarda -2008 yılının ilk aylarında- Salih Bolat beni TYS’ye (Türkiye Yazarlar Sendikası‘na) şikayet etmiş ve Enver Ercan‘la birlik olup beni TYS disiplin kuruluna sevk ettirmişti. (Şimdi düşünüyorum da, aslında adam bana iyilik yapmış: Bendeniz, TYS’nin disiplin kurulunun verdiği “üyelik askılama” kararı sonrasında TYS’yi terk ederek, ödüllendirme sistematiğinden ve benzeri tipolojiden iyice uzaklaşmış oldum. 2008 yılından beri TYS’yle hiçbir ilişki kurmadım. Ve şimdi geriye dönüp baktığımda, bu “terkediş”in benim edebiyatıma TYS’nin kendisinden ve çevresindekilerden çok daha fazla fayda sağladığını düşünüyorum. Salih Bolat’a ve Enver Ercan’a benim ayağımı TYS’den kestikleri için ne kadar teşekkür etsem azdır.)

Salih Bolat’ı en son 9 Kasım 2017 tarihinde Tüyap İstanbul Kitap Fuarı‘nın vip salonunda görmüştüm. Salonun baş tarafında bacak bacak üstüne atmış, dört kişilik geniş bir koltukta krallar gibi yalnız başına oturuyordu. İçeriye girdiğimizde bizi farketti ve alaycı bir şekilde bize gülümsedi. Bu tavırdan müthiş rahatsız olup vip salonundan çıktık ve konuşmacısı olduğumuz panel saatine kadar başka bir yerlerde beklemek/takılmak zorunda kaldık. (Aslında adam gene bana iyilik yapmış: Bu olaydan sonra, yani 2017’den günümüze Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’na ne ziyaretçi, ne de konuşmacı olarak ayağımı atmadım. Çünkü genel olarak baktığımda, Tüyap İstanbul Kitap Fuarı gibi organizasyonlar tamamiyle anlamsız… Bu çıkarıma ulaşmamda bana yardım ettiği için Salih Bolat’a teşekkür etmem gerekir aslında…)

Ece Ayhan vefat ettiğinde Hilmi Yavuz, hızını alamamış ve “ölünün ardından konuşmak” başlıklı kötücül bir yazı yazmıştı. Şimdi, bugün, kimse daha fazlasını beklemesin benden! Ben öyle biri değilim! Daha önce de söyledim: “Onlara benzemezsek, onlar gibi olmazsak bize yeter de artar!” Ayrıca, Ece Ayhan’ın, Onat Kutlar’a ilişkin olarak Enis Batur’a yazdığı bir mektupta ifade ettiği şu sözü de çok önemsiyorum: “Bu dünyanın kavgası bu dünyada kalır!” Ben en fazla şunu söyleyebilirim: “Allah taksiratını affetsin…” Diyeceğim budur!

Önemli Not: Aşağıda, Salih Bolat’ın beni TYS’ye şikayet edişine, Enver Ercan’ın beni TYS disiplin kuruluna sevk edişine ve TYS disiplin kurulunun “üyelik askılama” kararına dair 2008 yılında tarafıma gönderilen resmi yazılar bulunuyor. Resmi yazıların ilk ikisindeki “TYS Yönetim Kurulu” imzası Enver Ercan’a aittir. Kararı içeren resmi yazıdaki imza kime ait bilmiyorum. Allah, taksiratlarını affetsin…

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
14 Şubat 2022


Oca
26
2022
--

“Werner Herzog’un Bakışının Biçimini Taşıyan Bir Yolculuk” (Zafer Yalçınpınar)

herzogbuzdayuruyus

Alman sinema ekolünün sıkı yönetmenlerinden Werner Herzog’un 1974 yılında kaleme aldığı “Buzda Yürüyüş” adlı günlükler, Şubat 2016’da Jaguar Kitap’tan yayımlandı. Ali Bolcakan tarafından dilimize çevrilen kitap, Werner Herzog’un bir ceket, bir pusula ve gerekli kamp malzemeleriyle birlikte 23 Kasım 1974 tarihinde Münih’ten yola çıkıp Paris’te ölüm döşeğindeki eleştirmen dostu Lotte Eisner’e yaya olarak erişmeye çalışmasının günlük notlarından ve yolculuk esnasındaki görüngülerden oluşuyor. Yürüyerek Paris’e ulaşabilirse Lotte Eisner’in hayatta kalacağına dair tuhaf bir gerçeklik katmanı ya da inanç Herzog’un zihninde yer almasaydı eğer, imgesel açıdan göz kamaştıran bu ilginç betik okuyucuyla buluşamazdı. Werner Herzog yürüyüşünün ilk gününde yolculuğunun amacını şöyle tanımlıyor:

“(…)Kendime dair derin düşüncelere dalmak dünyanın geri kalanının uyum içinde olduğunu açığa çıkarıyor.(…)Her şeye ağır basan tek bir düşünce var: Buradan uzaklaşmak. İnsanlar beni korkutuyor. Eisner’imiz ölmemeli, ölmeyecek, buna izin vermeyeceğim. Şu an ölüyor değil çünkü ölmüyor. Şimdi değil, hayır, buna hakkı yok. Kararlı adımlarımın altında yer sallanıyor. Dinlendiğimde bir dağ istirahata çekiliyor. (…) Paris’e vardığımda hayatta olacak. Ölmemeli.”

Herzog-1

Herzog’un Münih-Paris hattında 21 gün süren yürüyüş notları, birbiri ardına sıralanmış gerçek yaşantı parçaları olarak tuhaf bir varoluşa sahip: “Buzda Yürüyüş” esnasındaki gerçek yaşantı parçalarının betikte sinematografik bir yöntemle bütünlendiğini görüyoruz. Werner Herzog, Münih’ten Paris’e doğru çizdiği yürüyüş rotasını bir film şeridi olarak düşünüyor ve tutuğu günlük notlar -tıpkı sinema sanatında olduğu gibi- çeşitli ham görüntülerin, olayların, duygulanımların ve çevresel faktörlerin hızla devinmesini sağlıyor. Herzog, yolculuğu süresince yaşadıklarının anlatımını sinema duygusu veren özel, keskin ve ‘dış ses’ benzeri bir dile taşıyarak metnin akışkanlığını, canlılığını yönetiyor. İnsan zihninin algısal yeteneklerini kullanarak önce bir tür ‘alan derinliği’ni harekete geçiren Herzog, zaman zaman kadraj içerisindeki ilgisiz odaklanmalara yönelerek okuyucunun konumunu ‘edilgen bir izleyici’ye dönüştürüyor:

(…)Ormanın ilerisine doğru bakıyorum. Çamlar birbirlerine doğru sallanıyor, kargalar rüzgâra karşı uçuyor ve hiç ilerleyemiyor. Tüm köy bir buğday tarlasına kurulmuş, her buğdayın üzerinde bir ev. Evler sapların üzerinde görkemli bir biçimde sallanıyor, tüm köy eğilip bükülüyor. Bir karaca yola atlıyor ve asfaltta kayıyor, sanki asfalt yeni cilalanmış bir parke zeminmişçesine.(…)Yol kenarındaki sigara paketleri çok ilgimi çekiyor, özellikle de ezilmedikleri zaman; o zaman hafifçe şişip bir cesede benziyorlar, köşeleri artık o kadar sivri olmuyor ve nemin soğukta su damlacıklarına dönüşmesi yüzünden etraflarındaki naylon içeriden buğulanıyor.

Herzog, yürüyüş sırasında geçtiği köyleri, gördüğü nesneleri, yaşadığı doğa olaylarını, bedensel değişimleri, çeşitli zorluk ve kolaylıkları kısa cümlelerle, dolaysız ifadelerle sürekli ve hızlı bir şekilde betimliyor. Betimlemelerin zaman zaman eğretilemelere dönüşerek şiirsel bir boyut kazandığını ve zenginleştiğini de hissediyoruz.

Yolculuktaki en ilginç ânlar yolda karşılaşılan insanların içinde olduğu kadrajlardır. Herzog’un insanlarla karşılaştığı (kesiştiği) her mekânda önce bir yabancılaşma-çekince-gerilim ânı oluşuyor, ardından karşılaştığı insana ilişkin Herzog’un zihninde keskin bir izlenim dile geliyor ve umarsızlık duygusuyla sonlanan yaşantı parçasının hızla geçip gittiği izliyoruz:

(…)Yol hemen karla kaplanıyor. Tipide bir traktör tarlaya saplanıyor, farları yanıyor ve ilerleyemiyor; çiftçi yanında pes etmiş, ne yapacağını bilemez bir hâlde duruyor. Biz, iki hortlak, birbirimize selam vermiyoruz.(…)Benzincideki adam bana öyle gerçek dışı bir bakış fırlattı ki aynaya bakıp kendimi hâlâ insan gibi gözüktüğüme ikna edeyim diye hemen tuvalete koştum. (…)

Gerçek yaşamın ya da kurgusal edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlandığını biliyoruz, böylesi çalışmalarla çok karşılaştık, ancak objektifleşmiş ya da kadrajlaşmış bir insan zihni ile zorlu bir yolculuğun hayata uyarlandığını ilk kez görüyoruz. Werner Herzog’un 1974’te gerçekleştirdiği Münih-Paris yolculuğunu edebiyata -hatta, yaşamın ta kendisine- uyarlanmış bir sinema filmi olarak düşünebiliriz. “Buzda Yürüyüş” adlı kitapta yaşam, Werner Herzog’un bakışının biçimini taşıyan bir yolculuğa dönüşüyor.

Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Kitap, Sayı: 214, 27 Mayıs 2016, s.5


Herzog-3


Hamişler:

1/ Yazının ‘pdf’ biçemine http://bit.ly/herzogbuzdayurur adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.


Ayrıca Bkz:

-John Berger’in Şiirlerindeki Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/johnbergersiirler
Aydınlık Kitap, Sayı: 243, 30 Aralık 2016

-Nilgün Marmara’nın Kâğıtları’ndaki İmgelem
Tam metin pdf: http://bit.ly/nilgunmarmarakagitlar
Aydınlık Kitap, Sayı: 241, 9 Aralık 2016

-Oktay Rifat’ın Dışarıda Kalan Şiirleri
Tam metin pdf: http://bit.ly/oktayrifatdisarida
Aydınlık Kitap, Sayı: 235, 28 Ekim 2016

-Ingeborg Bachmann ve Dil Felsefesi
Tam metin pdf: http://bit.ly/bachmanndilfelsefesi
Aydınlık Kitap, Sayı: 220, 8 Temmuz 2016

-“Nicanor Parra’nın ‘Karşışiir’leri”
Tam metin pdf: http://bit.ly/nicanorparrakarsisiir
Aydınlık Kitap, Sayı: 216, 10 Haziran 2016

-Julio Cortázar’ın zihninden; “Küba Devrimi’nin Başlangıç ‘Buluşma’sı”
Tam metin pdf: http://bit.ly/cortazarbulusma
Aydınlık Kitap, Sayı: 211, 6 Mayıs 2016

-Alfred Jarry’den “Günler ve Geceler” Ötesi Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/alfredjarrygunlergeceler
Aydınlık Kitap, Sayı: 202, 4 Mart 2016

-MŞŞ’nin ‘Yalnızlık Çölü’nde; “Sayıklayanlar”
Tam metin: http://evvel.org/m-s-s-nin-yalnizlik-colunde-sayiklayanlar-z-yalcinpinar-aydinlik-kitap-2682016
Aydınlık Kitap, Sayı: 226, 26 Ağustos 2016

-ECE AYHAN ile ‘KARA GERÇEK’
Tam metin: http://zaferyalcinpinar.com/bbkara/eceayhanilekaragercek.jpg
Aydınlık Kitap, Sayı: 195, 15 Ocak 2016

Oca
23
2022
0

Şiir: “Karda”

suskunluk —ne güzel çelişki
sabırla bir araya gelen sessizlik
____________ donması suyun suyla
kendisine birleşmesi düşüncenin
karların ağırlığımı yüklenmesi
boruların duvarları dönmesi
yaslandığım camın yüzü
geceyi beyazlatan kar
kendini bulan öz
ne güzel çelişki—

(…)

Zafer Yalçınpınar
“Çalmayan”, Kendi Yayınları, Eylül 2014

Oca
19
2022
--

Yabancı dile çevrilen ilk edebi metnim… (Zafer Yalçınpınar)


Bugün çok mutluyum. Yabancı dile çevrilen ilk edebi metnimin Kiril alfabesiyle olması -ve İngilizce olmaması- bana müthiş bir heyecan veriyor… Makedonya’nın en köklü edebiyat, kültür ve sanat dergisi STREMEJ’in (GERÇEK’in) Aralık 2021 tarihli son sayısında, en uzun geceden ile en kısa gündüzden adlı şiirlerim Filiz Mehmetoğlu‘nun özel çevirisiyle Makedonca olarak yayımlandı. Derginin ilkeleri gereği ilgili sayfaları ve çevirinin tam metnini önümüzdeki günlerde paylaşacağız. (Zafer Yalçınpınar)


Ayrıca bkz: http://evvel.org/?s=en+uzun+geceden

Ara
13
2021
--

Şiirde Yenileşim, Yeni Nesil Okur ve Şiirimizin Bozuk Toprakları! (Zafer Yalçınpınar)


Üvercinka Dergisi, Sayı:85, Kasım 2021

ŞİİRDE YENİLEŞİM, YENİ NESİL OKUR
VE ŞİİRİMİZİN BOZUK TOPRAKLARI!


Yeni nesil üzerine düşünmemizin, derinlemesine araştırmalar gerçekleştirmemizin zamanı geldi. Yeni nesil okuru herhangi bir kavramsal sentezin şekillendirebileceğine ya da buluşlu dahi olsa bir kavramsallığın yeni nesil üzerinde uzun süreli etki yaratacağına inanmıyorum, inanamıyorum pek… Yeni nesil -kısa süreli cazibe odakları ve kısa süreli iştahlar dışında- devamlılık gösteren bir kümelenmeye sahip olmak istemiyor. Bu çok tuhaf bir bilinç yapısı… Şöyle açıklamaya çalışayım: Yeni nesil kendini -herkesten çok- zamanın sonunda hissediyor; yani kronolojik olarak ‘zamanın sonunda bulunmak’ yeni nesil için hem acılı bir yük, hem de bir tür birikimli avantaj veya serbesti… Yeni nesil kendini ‘insanlık tarihinin ve yaşamın biricik kilidi, son çaresi ya da aksine, insanlığın son çaresizliği’ olarak görüyor. Bu noktada tuhaf, tepkisel ve riskli bir kopuş ortaya çıkıyor. Tarihsel açıdan bir tür reddiye hattı oluşuyor: Öyle tuhaf bir şey ki bu, eskisi gibi kuşaklar birbirleriyle çatışmıyorlar bile! Yani bizim ‘kuşak çatışması’ dediğimiz şey değil bu! Yeni bir tepkisellik… Yeni nesil kendinden önceki tüm insanlık tarihini topyekun reddediyor ve kendini ‘İnsanlık 2.0’ şeklinde nitelendiriyor. Bu yük, tabiî yeni neslin zihinselliğini de olumlu-olumsuz birçok noktadan ilkesel veya matematiksel değil de durumcu bir şekilde etkiliyor; yeni neslin zihinselliğinde sürekli anlam kaymaları, zik-zaklar ve çapraşık nedensellikler oluşuyor. Yani, yeni neslin zihnindeki bilişsel harita son derece karmaşık ve hareketli… Yeni nesildeki anlam arayışların ve belki de anlamı bulamayışların haritası da öyle. İmgesel seçeneklerin fazla olması yeni neslin kafasını karıştırıyor ve son derece çapraşık bir mantık işlemeye başlıyor. 1940’lardaki yapay sinir ağları çalışmalarındaki başarısızlıklara benzer bir durum, tuhaf bir kodlama problemi çıkıyor ortaya… Nasıl oluyorsa, ileri beslemeli mantık, benzersiz ve özgün hatalar üretmeye başlıyor. Peki, sıkı şiir bu çapraşık haritanın neresinde? Bir kere, sıkı şiirin oluşturduğu imgesel alan derinliği, kolaylaştırıcı bir unsur veya avadanlık değil. Sıkı şiirde, okurun anlama ulaşması kolay değil. En zoru bu hatta… Sıkı şiir, okurun araştırma icra etmesini gerektiriyor; okur, sıkı şiirin içerdiği tarihsel, sosyolojik ve imgesel arka-planı bulmak, çapraşık zihinselliğiyle ilişkilendirmek ve bir tür şiirsel derinlik oluşturmak zorunda… Yani, dilin sınırlarının genişletilmesi, marjinal imkânların -anlamlandırılarak- içselleştirilmesi gibi bir ön-koşul var. Bu durum yeni neslin çapraşık zihin yapısı için elverişli değil ve anlam arayış sürecinin herhangi bir aşamasında “İnsanlık 1.0” kodları baskın gelirse, zaten, yeni nesil okumayı veya çabalamayı kesinkes bırakıyor. Yapay sinir ağları modelleri, ileri beslemeli ve geriye yayılımlı öğrenme adaptasyonları gibi, bir ‘yapay zeka’ gibi çalışıyor yeni neslin zihni! Analitik yapısı buna benziyor. Ve fakat, sıkı şiir hâlâ güçlü: Şöyle ki analitik açıdan tükenen veya içselleştirilmeyen, vazgeçilen her şey, etkisini o kadim ‘sezgisellik’ noktasında bulmaya çalışıyor. Okur, sonuçta, günün sonunda bir insan… Sezgileri, duyguları, rüyaları olan bir insan… Bence, yeni şiirin bu noktayı iyi kullanması gerek, gerekiyor… Bilgisayar literatüründen bir analoji yaparak anlatmaya çalışayım: Eğer şiir ve teknoloji yenilik getirmek açısından birleşecekse, donanım, alet, makine vb’den önce söz konusu yazılım güncellemesini yapması gerek! Bu noktada Bergsoncu bilgi teorisi üzerinden buluşlar ve alaşımlar oluşturmak elzem…

Diyalektik materyalizm bize şunu söyler: Yanlış sorulara odaklanarak doğru cevaplara ulaşamayız. Şiir aurasına baktığımda, son 10-15 senedir yanlış sorulara odaklanarak ilerlenmeye çalışıldığını düşünüyorum. Yani senin ifade ettiğin panellerin, söyleşilerin, soruşturmaların, dosyaların, mikrofon arkası geyiklerin veya podyumlarda, parlak ışıkların altında sergilenen kırıtışların çoğu nafile uğraşılar, ıskarta atışlar benim gözümde… Sanıyorum, her şeyden önce, coğrafyamızdaki şiir tarihinin ‘iktisadi çeşitlemeler ve küresel yayılmacılık için bir taşıyıcı bileşen olmadığı’ gerçeğini kabul etmeliyiz. Ta ki 2000’lere kadar… Yani 2000’lere kadar şiir dünyasında ‘holdingcilik’, ‘masonik hizipler’, ‘kalkınma retoriği’ veya ‘parayı veren düdüğü çalar’ mantığı hâkim değildi. Fakat, 2000’lerin ortasından itibaren biriken -dahası, ekonomik genişlemesi holding medyasıyla planlanan- yayıncılık hamlelerinin neo-liberal girişimcilik mantığıyla ifrat seviyelerine ulaşması, edebiyat ve özellikle de şiir aurasındaki dengeleri bozmuştur. Bu neo-liberal girişimciliğin yücelttiği parlatılmış ‘ifrat akımı’, bireyciliği de, liyakatsızlığı da, promosyon edebiyatını da, hızlı tüketimsel süpermarketçilik (FMCG) mantığıyla çıkarılan popüler dergileri de körüklemiştir. 90’ların sonundan günümüze doğru ‘şair’ dediğimiz tipoloji egosantrik hezeyanlar içerisinde debelenen tuhaf bir görünüme bürünmüştür. Bu durumun nedeni bir tür ‘arz fazlası’dır. Ayrıca tüm sanat dallarında benzeri bir ‘aşırı endüstrileşme, aşırı sürüm’ desteklenmiştir. Altına boyalı ufak farklarla pazarlanan süpermarket ürünleri gibi… Herkes biraz şair, herkes biraz müzisyen, herkes biraz ressam, herkes biraz oyuncu, herkes biraz editör, herkes biraz dergici, herkes biraz yayıncı… Yani, herkes biraz her şey olmuştur! Hele hele ‘sosyal içerme’ kavramı öyle bir tüketilmiştir ki ‘sosyalleşme’ dediğimiz şeyin kendisi bile sanal bir tabana yayılmıştır. Açık havada veya deniz kıyısındaki bir cafede buluşup aynı masada oturan dört genç arkadaşın veya dört genç şairin sürekli cep telefonlarıyla uğraşarak, birbirleriyle hiç konuşmadan ya da doğayı gözlemeden, ya da şiir üzerine konuşmadan zaman geçirdiğini düşünün! Benzeri tablolarla her yerde karşılaşabilirsiniz bugün… Tabiî ki taşıma suyla çalışan endüstrileşmiş değirmenlerin bir sürdürülebilirliği yoktur, olmamaktadır: Herkes karakter aşınmasına uğrayan egosantrik bireylere evrilmiş ve aslında hiçbir şeye dönüşmüştür! Herkes şöyle bağırmaktadır artık: Hepimiz çokkültürlülüğe inanıyoruz şimdi! Sıçrama sağlayacak bir gelişim veya yenileşim icra edilememiştir, çünkü edebiyat endüstrileşmesinin yöneticileri tarafından pazarlama teorisinin ‘yaygınlaşma ve tutundurma fonksiyonları’ kullanılmıştır. Şiirsel içerik zerre kadar gelişmemiş, aksine gerilemiştir. Pazarlama, tasarım ve markalaşma numaralarının yerine, tarih, bilim, sanat ve felsefeyi anlamak, ilerletmek, zenginleştirmek gerekiyordu aslında! Böylelikle şiir, imgesinden, tözünden ve tarihinden uzaklaştırılmaya, parçalanmaya ve popülerleştikçe kıymet kaybeden pazarlamacı bir iktisadi eksene yerleştirilmeye itilmiştir. Fakat, David Harvey’in de işaret ettiği gibi neo-liberalizmin göz alıcı tarihi dünyanın her yerinde -Şili’de de, Lübnan’da da, Ukrayna’da da ve sonuçta Türkiye’de de- çok kısa sürer. İfrat, ikbal avcılığı ve vurgunculuk dönemi -ya da post-truth kapsamıyla ilerleyen siyasal söylemler- her zaman çölleşmeyle, kısırlaşmayla sonuçlanır. Ülkemizdeki tarım veya tohum politikaları gibi… Sorumsuz üretim ile tüketim, mahsulün kalitesini bozmakla kalmaz, toprağı da bozar. Toprak tuhaf kimyasallarla, kötücül yöntemlerle o kadar bozulmuştur ki artık bir süre sonra o topraktan hiçbir şey yeşermez. Şimdi, bu bağlamda ben, ‘yenileşim’ hamlesinin ‘güdümlü edebiyat’ mantığının terk edilmesiyle başlayacağına inanıyorum. Güdümlü edebiyatın güttüğü, parlattığı tipler şiire ve edebiyata öyle bir zarar vermiştir ki şiirin beşiği olan coğrafyamız “şiir yazılmaz, şiir okunmaz, şiirle ilgilenilmez, şiir sevilmez, şair sevilmez” bir yere dönüşmüştür neredeyse… Şimdi, başından beri anlatmaya çalıştığım tüm bu analojik yaklaşımı bilmeliyiz, görmeliyiz ve fakat bir kenara bırakmalıyız. Aslında meseleyi çok da karmaşıklaştırmaya, yüzlerce kablo çekmeye gerek yok; 10-15 yılın yarattığı göz alıcı podyumlarda sürekli kırıtan bu şairler, çeşitli egosantrik hezeyanlarla debelenen aynı isimler, birbirlerini parlatmak için hizipçi bileşkeler kurmuşlardır. Ece Ayhan buna ‘kötülük dayanışması’ der. E tabiî ki böylesi kermesvari kafalardan ya da neo-liberal hizipleşmeden de ‘yenileşim’ falan bekleyemeyiz. En fazla şu olur; dışarıdan bir yerlerden, yabancı dilde bir eserden yenilik veya özgürlük ithal ederler! 2000’li yıllarla birlikte, birbirine, birbirlerinin kitaplarına, birbirlerinin dizelerine rozetler takmakla meşgul, birbirlerine dergi icat etmekle meşgul, egosantrik zihinsellikten beslenen ve süpermarketlerle çoğalan bir ‘Şiir A.Ş.’ kurulmuştur. Bunu kabul edelim artık! Şimdilerde ‘Şiir A.Ş.’ firması batmaktadır, kredisi bitmiştir, zarar açıklamıştır ve kendisine hizmet eden işçilerini firmadan çıkarmak istemektedir! Charles Bukowski’nin bir sözü vardır: ‘Kapitalizm komünizmi yedi. Şimdi kendi kendini yiyor!’ Maalesef neo-liberal dönemin ön-plana çıkardığı şairlerde de durum aynıdır. Şairler kendi kendilerini yemekle, şiire ve yaşamın şiirselliğine zarar vermekle meşguller şu an… O nedenledir ki şöyle dedim bir keresinde; ‘Şiir öldürülüyor, bu kez şairler marifetiyle!’ İşte, bizim coğrafyamızdaki şiirselliğin azalmasının kök-nedeni böylesine kötücül bir süreçtir.

Zafer Yalçınpınar
Kasım 2021


Not: İşbu yazı Emrah Sönmezışık‘la birlikte gerçekleştirdiğimiz Zor/Konuşma‘daki (Ekim 2019, Upas Yayın) temel beyanlardan derlenmiş ve Üvercinka Dergisi’nin Kasım 2021 tarihli 85. sayısında yayımlanmıştır.

Ara
12
2021
--

İmza ve Söyleşi: ORUÇ ARUOBA // Usta Defteri // Kadıköy Buluşması // 11 Aralık 2021


11 Aralık 2021 Cumartesi günü, Kadıköy 6:45 Dükkan‘da buluşup ustamız Oruç Aruoba‘yı saygıyla andık ve Usta Defteri‘ne dair özel bir etkinlik gerçekleştirdik. Katılım sağlayan tüm dostlara teşekkür ederiz. (Zy)



Usta Defteri’ne dair özel bir söyleşi şurada;
http://upas.evvel.org/?p=1628

Usta Defteri’ni -pdf olarak- inceleyebilirsiniz;
http://bit.ly/ustadefteri


Usta Defteri’nin basılı nüshasını
satın almak için tıklayınız…


Hamiş: EVV3L kapsamında gerçekleştirdiğimiz Oruç Aruoba Arşivi çalışmalarına http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com