Oca
20
2018
--

“Çimen” (Carl Sandburg)

CARL SANDBURG
Çeviren: Duygu Gündeş
Üvercinka Dergisi, Sayı:39, Ocak 2018

Oca
12
2018
--

Temaşa 2017

Sağolsun, Ahmet Yıldız, gercekedebiyat.com adlı web sitesi kapsamında 2017’nin kültür-sanat aurasını değerlendirmek niyetiyle -ve ayrıca, temaşa yaratmak maksadıyla- bir kültür-sanat soruşturması düzenledi. Soruşturmanın tam metnine http://gercekedebiyat.com/haber-detay/azerbaycan-ve-turkiyeden-yazarlara-yeni-yilda-edebiyat-sorusturmasi/3050 adresinden ulaşabilirsiniz. Bendeniz Zafer Yalçınpınar’ın soruşturmaya verdiği cevaplar ise aşağıda yer alıyor.

İyi okumalar dileriz…


Gerçek Edebiyat: “2017 yılında Türkiye’de sanat ve edebiyat ortamını nasıl değerlendirirsiniz?”

Zafer Yalçınpınar: “Ben karamsarım. Son 15 yıldaki düşüş yöneliminin 2017’de de -bu sefer daha keskin inişlerle, bir uçurumda- devam ettiğini görüyorum. Edebiyat ve sanat ortamındaki aktiviteler vasatî bile değil. Bırakın geleceğe uzanan ve yenilik içeren bir vizyona ya da kilometre taşlarına ulaşmayı, geriye gidildiğine ve yozlaşmanın büyük bir hızla zirve yaptığına inanıyorum. Günahım kadar sevmediğim şu FMCG(hızlı tüketim pazarı-süpermarket) dergileri bile icra ettikleri popülizme rağmen zerre kadar bir başarı elde edemeyecek derecede zayıfladılar, yozluğun boyalı afişlerini oluşturdular: Edebiyat-sanat ortamında müthiş bir içerik ve töz sorunu var. Enflasyonist ekonomi ortamı gibi, gerçekte bir karşılığı olmayan girişimlerle, yalanlarla ve sahici olmayan, tözsüz içeriklerle kendilerini var kılmaya çalışıyorlar… 2017’de olumlu gördüğüm tek şey; neoliberal çığırtkanların ve emperyalist işbirlikçilerin azıcık geri çekilmesi, sahipsiz kalması ve bu çığırtkanların -Nihat Genç tarafından vurgulanan hikâyedeki gibi- birer ‘boş bidon’ olduğu vahametinin bilinçli okur tarafından anlaşılmasıdır. Ama bu durumsal avantaj ve geçici konumlandırma da yeterli değil. Edebiyat-sanat aurasında içerik gelişimi ile kalb ve vicdan yolundaki hakikat mücadelesinin artması gerekiyor. Dilbilim felsefisine, dilbilimsel çalışmalara yoğunlaşıp edebi açılımları ve çeşitlemeleri geliştirmek, ‘boş bidonlar’ın zarar verdiği, yok etmeye çalıştığı edebiyatımıza ve sanat auramıza saygınlığını geri kazandırmak gerekiyor. Bunun da tek yolu okumak, anlamak, araştırmak ve düşünmektir!”

G.E.: “Şiirimiz, romanımız, öykümüz ne durumdaydı?”

Z.Y.: “Şiir alanında, bunca yaşanan olaya ve ifşaata rağmen, yeni sinsiyet tipolojisi ve masonik oligarşi hâlâ tahakküm enstrümanlarını rahatça kullanabiliyor; hâlâ yüzsüzce ve utanmazca sağda solda, mikrofon arkalarında, kamera önlerinde, gazetelerin sayfalarında büyük manşetlerle endam gösterebiliyorlar, gerdan kırabiliyorlar… Bu sinsi tipoloji nedeniyle en çok yozlaşan, umarsızlaşan, duygusuzlaşan, en uyduruk, en içeriksiz ve en etkisiz kitapların üretildiği edebiyat alanı -maalesef- şiirdir… (Hâlbuki tam tersi olmalıydı; çünkü şiirin ve sözün erdemi bizim coğrafyamızla, felsefemizle ve tarihimizle birlikte kadimdir, yücedir, kutludur.) Romanda -zaten- vahşi piyasa koşulları geçerli; sıcak para için yazılan, yapılan içeriksiz ve tuhaf işler… Neresinden bakarsanız bakın büyük bir çevre kirliliği; kâğıt israfı, gereksiz enerji veya yakıt kullanımı, fazladan karbon salınımı ve zehirli kimyasal atıklar… (Bununla birlikte, bazı büyük yayınevlerinin hakkını yememek lazım; 2017’de çeviri roman alanında özel bir gayret ve başarı görüyorum. Bu senenin çeviri romanları dilimiz için güzel ve sıkı kazanımlardır.) Öykü alanındaki gayretleri –bir iktisadı olmasa bile- ise en samimi gayretler olarak fark ediyorum. Öykünün bugünü ve geleceği şiir kadar karanlık değil. Hâlâ umut veya güç var öyküde… Yeni ve genç öykücüler fena insanlar değil, en azından vizyon sahibi olmaya çalışıyorlar, emek veriyorlar.”

G.E.:2018 için bir öneriniz var mı?”

Z.Y.: Eşyaya benzememek; okumakta, düşünmekte ve anlamakta ısrar etmek! Emek vermek; insan olmak, insan kalmak! Ayrıca, içerisinde yaşadığımız coğrafyanın ve tarihin haysiyetini ön-plana çıkarmamız çok önemli… Edebiyatın ve sanatın haysiyetini sürekli aklımıza getirmemiz gerekiyor! Haysiyetsizlerle, kendisine, coğrafyasına ve tarihine saygı duymayan sinsi emperyalist işbirlikçilerle her alandaki mücadele artmalı ki kültürel auradaki içerik ve bağlam sorunu düzelebilsin; insanlık -silkinip- son 10-15 yılda yaratılan neoliberal illüzyondan uyansın, ayılsın ve kendine gelebilsin… Bu son söylediğim, ivedi ve elzemdir!

3 Ocak 2018
gercekedebiyat.com


Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın özgeçmişine http://bit.ly/zykimdir adresinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca, Yalçınpınar’ın tüm kitapları ise şu adreste yer alıyor: http://zaferyalcinpinar.info

Oca
11
2018
--

Afrika dahil: “Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması” (9 Ocak 2018, CKM-Kadıköy, Tam Metin)

Zafer Yalçınpınar
Cemal Süreya Anma Etkinliği, 9 Ocak 2018
Caddebostan Kültür Merkezi-KADIKÖY


Konuşmanın pdf dokümanı biçimini
http://bit.ly/cemalsureya2018 adresinden arşivleyebilirsiniz.


“Çok daha kalabalık toplulukların karşısında hiç heyecanlanmadan çeşitli konuşmalar gerçekleştirmiş olmama rağmen bugün, burada, son derece heyecanlıyım. Demin, sizin oturduğunuz koltuklardayken bu durumun nedenini düşündüm.  Çünkü, Cemal Süreya -tıpkı Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ece Ayhan gibi- çok büyük bir şairdir! İnanmasanız da fark etmeseniz de büyük ve küçük şairler vardır! Böyle bir ayrım vardır! Cemal Süreya büyük bir şair olduğu için, bugün, burada, çok heyecanlıyım!

Her şeyden önce, Cemal Süreya’nın Ece Ayhan ve Sezai Karakoç’la birlikte 1950’li yılların ortasında Türk Şiiri’ndeki aurayı değiştiren ve ‘İkinci Yeni’ ismini verdikleri yenilikçiliğin kurucusu olduğunu hatırlatmak, yani Cemal Süreya’nın ve arkadaşlarının Türk Dili üzerinde yeni bir duygu-durum, yeni bir şiirsellik oluşturduğunu söylemek, vurgulamak gerekiyor. Bu yeniliğin hem okurda hem de diğer -küçük, büyük- şairlerde karşılığı olmuştur ve söz konusu yenilik bir şiir akımına dönüşmüştür. Bu yeni şiirin özellikleri nelerdi… Neden bu kadar sevildi… Neden hâlâ çok büyük bir içtenlikle ve samimiyetle takip ediliyor! Bu büyüklüğü iyice düşünmek ve analiz etmek gerekiyor…

Cemal Süreya ve kendisinin “Güvercin Curnatası” olarak tanımladığı ikinci yeni akımı ne yaptı, neyi değiştirdi… 1950’li yıllarda dünya şiirinden çeviriler yaparak 2. Dünya Savaşı sonrası dünyada oluşan yeni hümanizmin duygu-durumunu, yeni şiirsel dili anlamaya ve Türkçe’ye aktarmaya başladılar. O dönemde Türkçe’de garip akımı kasırgası esiyordu. Garip akımı şiire sadeleşme ve imgede basitleşme getirmişti. Bu durum hikâyelemeci ve biraz da kuru bir şiir ve söylem ortaya çıkarmıştır. Cemal Süreya ve arkadaşları bu sade şiir dilini daha sofistike bir hâle çevirmek, şiir dilini ileriye taşımak için imgelemin güçlenmesini sağladılar. İmgelemin özgürlüğüne inandılar. Karmaşık bir yapıydı bu, ancak imgesel olarak dili geliştiren, Türk Dili’nin imgesel alan derinliğini arttıran ve genişleten bir söyleyiş, bir tını buldular. Zarif, tabii ki modern ve çok ama çok kuvvetli bir şiir oluşturdular. Öyle ki 80’lerin ve 90’ların şairleri bu akımın gölgesinde kalmışlardır! İkinci yeni öyle güçlüdür ki 80’lerin ve 90’ların şairlerini gölgede bırakmıştır! Bugün, 60 sene sonrasında bile bu hakikati görmeliyiz, kabul etmeliyiz artık!

İkinci yeni şiiri geleceğe uzanan, güçlü bir şiirdir! Bir zamanlar, bir edebiyat soruşturması kapsamında bir çakma profesör çıkıp ikinci yeni akımının etkisini kaybettiğini mırıldanmış, bir zamanlar… Bu mutat zevat hiçbir bilimsel açıklamaya, dahası poetikaya değinmeden niyet belirtmeye veya kendince, kendi çetesine ümit vermeye kalkmıştır. Bu komediyi gördüğümde emin oldum: 80’lerin, 90’ların bu şair profesörleri ve bağlı çeteleri acz içinde, ikinci yeninin büyük şiirinin gölgesinde kalmıştır! Çakma şairler acz içindedir bugün…

Sonuçta, hâlâ, burada, bu toplulukta, Türkçe’ye baktığımızda, zamanların sonunda, Cemal Süreya ve arkadaşlarının şiiri, yürürlükte olan baskın ve en güçlü şiir akımıdır… Geleceği belirlemektedir ve geleceğe uzanmaktadır. İkinci yeni şiiri yürürlükteki dili imgesel olarak geliştirmekte, tahayyül gücüne güç katmakta ve şiir dilini etkilemektedir; son derece de kuvvetlidir, etkindir ve insanlığı sürekli geliştirmektedir! Cemal Süreya’nın “Üvercinka” adlı şiirinde ifade ettiği gibi: “Afrika dahil!”

Zafer Yalçınpınar, 9 Ocak 2018
Cemal Süreya Anma Etkinliği Konuşması’nın tam metni…

Caddebostan Kültür Merkezi-Kadıköy



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Poetika Çalışmaları’na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
01
2018
--

Sait Faik Araştırma Atölyesi ve Bilişsel Haritalama // Altıncı Bölüm // ‘Şimdi Sevişme Vakti’ şiirleri üzerine… // 7 Aralık 2018 Pazar // NHKM, Kadıköy

Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına dair yeni bulgular ile bakış açıları elde etmek amacıyla, Sait Faik Müzesi çevresince gönüllülük esasında yürütülen “Sait Faik Araştırma Atölyesi” çalışmalarının altıncı bölümü 7 Ocak 2018 Pazar günü, Kadıköy-Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde devam ediyor…

7 Ocak’ta, 14.00-18.00 saatleri arasında, Kadıköy-Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde yürütülecek atölye çalışmalarında, Sait Faik’in “Şimdi Sevişme Vakti” adlı şiir kitabı kapsamında bir oturum gerçekleştirilecek ve elde edilen bulgular ile kavramsal ilişkiler, Sait Faik Odaklı Bilişsel Harita ve diğer türev haritalara eklenecektir.

Türkiye’de, edebiyat alanına yansıyarak Sait Faik odağında gerçekleştirilen ilk “Bilişsel Haritalama” çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgilere http://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Moderasyon: Şükret Gökay


Bilişsel Haritalama; belli bir konuyu odak alan öznel algıların birleşimi ile kavramlar, olgular, unsurlar arasında kurulan nedensellik ilişkilerini (nedenselliğin derecesini ve etkileşim yönünü) ortaya çıkarmaya yarayan bir grafik temsil/analiz yöntemidir.

Atölye çalışmaları kapsamında, şu ana kadar 33 katılımcının ortak uygulamalarıyla hazırlanan dört adet bilişsel harita taslağı bulunmaktadır. Çalışmalar sonucu elde edilen kavramlar ve kavramlar arası ilişkiler, yaklaşık 200 unsurdan oluşan ve atölye katılımıyla birlikte sürekli genişleyen/büyüyen Sait Faik Odaklı Bilişsel Harita’ya eklenmektedir.

Üzerinde çalışılan bilişsel haritaların listesi aşağıdadır.

  • Sait Faik Odaklı -büyük- Bilişsel Harita (200 kavram/unsur)
  • ‘Lüzumsuz Adam’ Hikâyesi Ekseninde Bilişsel Harita (36 kavram/unsur). Haritaya http://bit.ly/luzumsuzadambh linkinden ulaşabilirsiniz.
  • ‘Papaz Efendi’ Hikâyesi Ekseninde Bilişsel Harita (23 kavram/unsur). Haritaya http://bit.ly/papazefendibh linkinden ulaşabilirsiniz.
  • ‘Mektup’ Hikâyesi Ekseninde Bilişsel Harita (51 kavram/unsur). Haritaya  http://bit.ly/mektupbh  linkinden ulaşabilirsiniz.
  • ‘Son Kuşlar’ Hikâyesi Ekseninde Bilişsel Harita (33 kavram/unsur). Haritaya http://bit.ly/sonkuslarbh linkinden ulaşabilirsiniz.

Moderasyon: Şükret Gökay

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi şurada;
https://goo.gl/maps/4thmKj8YpJq

Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/174659899799231/

6 Ocak 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden kupür…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
23
2017
--

Araştırma/Makale: “Sait Faik’in Şiirlerine Dair Önemli Bulgular” (Zafer Yalçınpınar)

2014 yılından günümüze ‘Sait Faik Araştırma Atölyesi’ kapsamında Sait Faik’in yaşamına ve eserlerine dair çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu doğrultuda Sait Faik’in kaleme aldığı şiirlere ilişkin bazı bulgulara ulaştık ve söz konusu bulguları Sait Faik okuyucusuyla/araştırmacısıyla paylaşmaktan gurur duyuyoruz.

İlkin, Sait Faik’in şair yönüne ilişkin birkaç ifadeyi öncül olarak dikkate almak gerekiyor. Ece Ayhan, birçok yazısında Sait Faik’ten “Çakır Hikâyeci” olarak bahseder. [1] ‘Çakır Hikâyeci’ benzetmesinin ardındaki birincil anlamın Sait Faik’in bakışları ya da göz rengiyle/yüz ifadesiyle -ve sürdüğü bohem yaşamıyla- sürekli çakırkeyif bir görüntü sergilemesi olduğu düşünülebilir. Ancak, Ece Ayhan bu benzetmeyi Sait Faik’in ‘yarı hikâyeci-yarı şair’ olduğunu iddia ederek açıklamıştır. Bununla birlikte, Ece Ayhan, ikinci yeni şiir akımının tümünü ima ederek, Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’(1954) adlı kitabı ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’(1940) adlı kitabından doğduklarını söylemiş, bu iki esere verdiği önemi kendi varoluşuyla ve ikinci yeni şiir akımının poetikasıyla vurgulamaya çalışmıştır. Gerçekten de Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabındaki hikâyelerin anlatım tarzı son derece şiirseldir: Bu hikâyeler neredeyse ‘düzyazı şiir’ olarak tanımlanan biçemle eşleşecek kadar yoğun bir şiirsel dil ve imgesel alan derinliği içerir.

 


“Şimdi Sevişme Vakti”, Sait Faik, Yenilik Yayınları, 1. Baskı, 1953

 

‘Şimdi Sevişme Vakti’, Sait Faik’in yayımlanmış ilk ve tek şiir kitabıdır. Kitap, ilkin 1953 yılında Yenilik (Aylık Fikir ve Sanat Gazetesi) çevresinin kurduğu Yenilik Yayınları tarafından basılmıştır. (Yenilik Yayınları o yıllarda Nurullah Ataç, Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Salâh Birsel’in eserlerini yayımlamaktadır.) ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin ilk baskısının Varlık Yayınları’ndan değil de Yenilik Yayınları’ndan gerçekleşmesi Sait Faik’in özellikle “şiir” konusunda Yaşar Nabi Nayır’la ayrışmasının önemli bir göstergesidir. Sait Faik, şiirlerini yayımlatmak için Varlık Dergisi’ne ve Yaşar Nabi Nayır’a güvenmemektedir. Bu güvensizliğin ardında birçok sebep vardır ancak en önemlisi Yaşar Nabi Nayır’ın ‘Güdümlü Edebiyat’ başlığını savunarak yenilikçi genç şairlere, yazarlara ve yeni neslin fikirlerine karşı takındığı olumsuz, itici ve statükocu tavırlardır. Zaman zaman Oktay Rifat’in ve Orhan Veli’nin de işbu tavırlarından ötürü Yaşar Nabi Nayır’ı kınadığı ve bir süreliğine Varlık Dergisi’nden -Sait Faik’i de ikna ederek, birlikte- uzak durduğu bilinmektedir.[2] Daha sonraki yıllarda Yeditepe Dergisi ile Seçilmiş Hikâyeler Dergisi çevresi, Varlık Dergisi-Yaşar Nabi Nayır’ın statükocu tavırlarına karşı kesenkes ve şiddetli bir cephe oluşturmuştur. [3]

Sait Faik’in 11 Mayıs 1954 tarihindeki vefatının ardından, 1954 yılının Temmuz ayında yayımlanan Varlık Dergisi’nin 408. sayısı, “güdümlü edebiyat” tarihimizin kötücüllüğü açısından çok önemli bilgiler ve belgeler taşımaktadır. Yaşar Nabi Nayır, kendisine gelen eleştirilere ve baskılara dayanamamış, zorunlu açıklama mahiyetinde “Sait Faik İçin Notlar ve Sait Faik’in İlk Şiirleri” başlığı altında uzun bir yazı kaleme almıştır. Yazıda, Sait Faik’in Yaşar Nabi Nayır’a gönderdiği ilk şiirler olumlu-olumsuz yönlerden eleştirilmekte ve Sait Faik’in mektubuyla birlikte paylaşılmaktadır. İşbu yazı kapsamında paylaşılan Sait Faik şiirleri, “Evime Dönüyorum” ile “Hasretimin Bittiği ve Başladığı Yer” adlı şiirlerdir. Her iki şiir de ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin 1953’ten günümüze uzanan baskılarında bulunmamaktadır.[4] Yaşar Nabi Nayır, Temmuz 1954’teki söz konusu yazısında Sait Faik’in yaşantısını ve mizacını da çokça eleştirmektedir.

 


Varlık Dergisi, Temmuz 1954, Sayı:408, s.5

 

Bununla birlikte, Varlık Dergisi’nin Temmuz 1954 tarihli 408. sayısını asıl önemli kılan şey, dergide ilk kez yayımlanan “Yarı Belimiz” [5] adlı şiirdir. “Yarı Belimiz”, ancak Sait Faik’in vefatından sonra yayımlanabilmiştir! Bu şiir, Yaşar Nabi Nayır’ın Sait Faik hakkındaki yazılarından ayrıksı olarak derginin 5. sayfasında yer almıştır. Şiirin editöryal olarak Yaşar Nabi Nayır tarafından bir süre “bekletildiği-ötelendiği” anlaşılmaktadır! Daha da önemlisi şudur; “Yarı Belimiz” adlı şiir (çok büyük bir ihtimalle Sait Faik’in isteği/vasiyeti dışında!) ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin 1958 yılında Varlık Yayınları tarafından gerçekleştirilen 2. baskısında yer almakta ve günümüze uzanan 1970-2000 yılı Bilgi Yayınevi baskıları ile 2014 ve sonrası İş Bankası Kültür Yayınları’nın  yeni baskılarında da (hiçbir editöryal not ya da uyarı içermeden) bulunmaktadır! Üstelik, ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin Varlık Yayınları’ndan gerçekleşen 1958 yılındaki 2. baskısının hiçbir yerinde “2. Baskı” gibi bir ifade de yazmamaktadır! Şimdi Sevişme Vakti, Varlık Yayınları tarafından -Sait Faik’in ölümünden yaklaşık 4 yıl sonra- ilk kez yayımlanmış gibi sunulmuştur! Bu durum, tıpkı Sait Faik’in ölümünün ardından Sait Faik Öykü Ödülü’nün icat edilmesi gibi son derece talihsiz bir durumdur; güdümlü edebiyatın kötücül hilelerinden biridir!

 


“Şimdi Sevişme Vakti”, Sait Faik, Varlık Yayınları, 2. Baskı, 1958

 

Sait Faik’in ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiir kitabının eski baskılarında(Yenilik, Varlık, Bilgi, İş Bankası Yay. baskılarında) yer almayan iki şiirin daha farkına vardık. Bu şiirlerden ilki “Sanki Burda Değilim” [6] adlı şiirdir. Şiir, Muzaffer Uyguner’in 1988 yılı Sait Faik Müzesi arşiv-envanter tasnifine göre 99 numaralı kayıttır. Varlığının farkına vardığımız ancak henüz tam metnine ulaşamadığımız bir şiir ise “Aleko”[7]dur. Sait Faik’in ‘Aleko’ adlı şiiri, en eski İstanbul meyhanecilerinden biri olan ‘Aleko’ya ithafen kaleme aldığı düşünülmektedir. Bu şiirin, Sait Faik tarafından -kendi imkânlarıyla- yayımlanan ‘Semaver’ adlı öykü kitabının 1936 yılındaki ilk baskısının kapağında bulunduğu tahmin edilmektedir.

Sonuçta, Sait Faik’in şiirlerine ve şairane yaşamına dair araştırmalarımız sürüyor… Sait Faik’in tüm dostlarını ve sıkı şiir/sıkı edebiyat okurunu araştırmalarımıza destek vermeye davet ediyoruz.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
Kasım 2017


[1] “Ece Ayhan-Şiirin Bir Altın Çağı”, YKY, 1993, ss.124-128

[2] Olumsuzlama ifadesi, Oktay Rifat tarafından Yeditepe Dergisi’nin yayın yönetmeni olan Hüsamettin Bozok’a gönderilen mektuplarda (1953-1955) açıkça görülmektedir. (Bkz: “Oktay Rifat İçin”,  Sempozyum+Belgeler, Hazırlayan: Güven Turan-Yücel Demirel, Temmuz 1999, YKY)

[3] Tahir Alangu’nun hazırladığı “Sait Faik için” adlı armağan/derleme kitap 1956 yılının Nisan ayında Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Bununla birlikte, ‘Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’ de 1955 yılında Sait Faik için iki cilt oylumunda özel sayı yayımlamış ve Varlık Dergisi ile Yaşar Nabi Nayır’ın ‘Güdümlü Edebiyat’ adına icat ettiği Sait Faik Öykü Ödülü’nü kapsamlı olarak eleştirmişlerdir. Sait Faik Öykü Ödülü/Yarışması günümüzde hâlâ sürdürülmektedir.

[4] 2003 yılında Sevengül Sönmez’in yayıma hazırladığı ve YKY tarafından yayımlanan “Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri” adlı kitapta, söz konusu iki şiir “Diğer Şiirler” bölümünde yer almaktadır.

[5] “Yarı Belimiz” adlı şiirin önemini vurgulayan, işaret eden ve araştırma atölyesi kapsamındaki bulgulara ulaşmamızı sağlayan Şükret Gökay’a çok teşekkür ederim. Ayrıca, Varlık Dergisi’nin Temmuz 1954 tarihli yazısını vurgulayan, işaret eden ve hikâyeci Mahmut Makal ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştiren Tekin Deniz’e de çok teşekkür ederim.

[6] Bkz: “Sait Faik-Bitmemiş Senfoni”, Hazırlayan: Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi, 1988, s.127. (2003 yılında Sevengül Sönmez’in yayıma hazırladığı ve YKY tarafından yayımlanan “Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri” başlıklı kitapta, “Sanki Burda Değilim” adlı şiir “Diğer Şiirler” bölümünde yer almaktadır.)

[7]  Bkz: “Sait Faik-Karganı Bağışla”, Mektuplar, Hazırlayan: Sevengül Sönmez, YKY, 2003, s. 63


Hamişler:

1/ Makalenin -pdf dosyası biçemini- http://bit.ly/saitfaiksiirleri adresinden arşivleyebilirsiniz.

2/ EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
28
2017
--

Andrew Topel’in -Yeni- ‘Görsel Şiir’ Çalışmaları

“İskelet” serisinden… (by Andrew Topel)
Bkz: http://visualpoetryrenegade.blogspot.com.tr/2017/10/andrew-topel_26.html


 

‘Şiirin Renkleri’ serisinden… (by Andrew Topel)
Bkz: http://visualpoetryrenegade.blogspot.com.tr/2017/12/andrew-topel_3.html

 


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Görsel Şiir” başlıklı çalışmalara http://evvel.org/ilgi/gorsel-siir adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
26
2017
--

Dilin Kemiği Yoktur: “Konuşmalar/Söyleşiler 2006-2017” (Zafer Yalçınpınar)

“2006’dan günümüze 80 (A4) sayfa kadar konuşmuşum.
Dil, edebiyat ve şiire dair tüm meramım bu dokümandan okunabilir…” (Zy)

Okumak için: http://bit.ly/dilinkemigi

 


Hamiş: Yalçınpınar’ın yayımlanan tüm kitaplarına ve poetika çalışmalarına -pdf dosyası biçeminde- http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz. Zafer Yalçınpınar kimdir? sorusunun cevabı da şurada; http://bit.ly/zykimdir

Kas
25
2017
--

Hikâye: “Kan” (Orhan Veli Kanık)

Ekim 1947 tarihli Seçilmiş Hikâyeler Dergisi‘nde Orhan Veli Kanık tarafından kaleme alınan “Kan” adlı hikâyenin tam metnini https://www.cafrande.org/se%c2%adcil%c2%admis-hi%c2%adkaye%c2%adler-kan-orhan-veli-kanik/ adresinden okuyabilirsiniz.

Kas
24
2017
--

Söyleşi: “Şiirsel Konumlandırma Gayretlerine Dair…” (Özge Aksoy Serdaroğlu & Zafer Yalçınpınar)

Başkent Üniversitesi’nde “Yeni Türk Edebiyatı” kapsamında akademik çalışmalar sürdüren Özge Aksoy Serdaroğlu ile birlikte “şiirsel konumlandırma” başlığını irdelemek için bir söyleşi gerçekleştirdik. İşbu söyleşi, Eylül 2015’te Uğur Yanıkel’le tamamladığımız “Rüzgârı Şiirlemek” adlı poetika çalışmasının  ardında -yaklaşık iki yıl sonrasında- yer alan ilk söyleşidir. Özge Aksoy Serdaroğlu’na içtenliği, zorlu/sıkı soruları ve “şairleri poetikalarıyla birlikte analiz etmek” yönündeki güçlü yaklaşımı için çok teşekkür ederim. (Zy)


Not: 2005-2017 yılları arasındaki tüm söyleşiler http://bit.ly/dilinkemigi adresinden -pdf dosyası biçeminde- okunabilir.


Özge Aksoy Serdaroğlu: Anlatılarınızda, şiirinizde karşı çıktığınız güdümlü edebiyat ortamı yerine daha sahih, dürüst ve gerçek yazınsal estetik eylemlerine odaklanmış bir edebiyat ortamı içine doğmuş olsaydınız bir şair olarak sizi şiir yazmaya iten şey ne olurdu?

Zafer Yalçınpınar: Güzel bir soru… Bir kere her şeyden önce bu simülatif yaklaşım için çok teşekkür ederim. İnanmayacaksınız ama bahsettiğiniz güdümlü edebiyat sistematiğine -bütün o ödüllere, ışıklı sahnelere, mikrofon arkasından sallayanlara, yemlenen gençlere, danışmanlık, jürilik kisvesiyle para cukkalayanlara- yani proje üretme niteliği bile olmayan masonik edebiyat kâhyalarına, oligarşik ahbaplara, işbu çetevari görünümün devasa kötücüllüğüne karşı şiirlerimde çok ama çok az söz söyledim. Dört kitabımda bulunan tüm şiirleri düşündüğümde sadece Meydansız’daki birkaç şiirde onlara doğrudan dokunuyorum, tokat atıyorum. Fakat bununla birlikte, evet, büyük bir karşı duruş ya da yüzleşme var şiirlerimde… Bu karşı duruş, yaşamın yüceliği ile dilin haysiyetini savunmak adına yeni sinsiyet tipolojisine ve onun mutat hilebazlarına karşı duruşudur, binyıllık bir direniştir, mücadeledir. Bu mücadele hem beni hem de temsilcisi olduğum dilbilimsel felsefeyi ve doğrudan da poetikanın geleceğini zinde tutan bir edimdir. Dediğiniz gibi hijyen bir edebiyat aurasına doğsaydım, gene de beni şiir yazmaya yönlendiren itkiler çokça değişmeyecekti: Dilin sınırlarını zorlamak, dilin söylem ya da tahayyül alanını genişletmek ve imgelemin bir birim, bir zerre kadar bile olsa alan derinliğini arttırmaya, nihayetinde dilin yaşamını yüceltmeye çalışacaktım. Tabiî ki bahsettiğiniz gibi bir simülasyonda da hijyen faktörleri veya mutat gerçekliği değiştirmeye gayret ederdim. Şiirin görevi de varoluşu da böyledir. Lanetli bir durumdur bu… İki uçurumun birbiriyle yüzleşmesi gibidir, çelişkindir ve korkunçtur. Misal, koskoca Türk Şiiri’nin ödül almamış tek şairi Ece Ayhan’dır. Böylesi bir hakikatle ödüllendirilmiştir! Ve aslında gerçekte, kara gerçeğimizde herkes -yüksek sesle dile getirmeseler bile- şu hakikati sezer: İkinci Dünya Savaşı sonrası Türk Şiiri’nin zirve noktası Ece Ayhan’dır! Aslında, tüm bu simülasyonun dışında benim kaderimde olan biten şey şu: Söz konusu edebiyat oligarşisi -o kifayetsiz muhterisler- işi gücü bırakmış beni okurlara hatta en yakın dostlarıma bile yanlış tanıtmaya cehd ediyorlar ve sürekli yalanlar, çarpıtmalar demagojik retorikler ortaya atarak beni itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu zevatlar ölüm döşeğindeyken bile bu kötücül yöntemlere cehd ediyorlar, böylesi bir hırsın ve sinsi yöntemin kurbanı oluyorlar, tek çareleri bu! İyi ki onlara şiirlerimin imkânlarıyla saldırmamışım ve iyi ki şiirime onları bulaştırmamışım! Sıkı bir dostum bu oligarşi için şöyle demişti: “Tek amacımız onlara, o oligarşiye benzememek olmalı! Onlara benzemezsek bize yeter!” Yetiyor da… İnanın bu söylediğime, onlara benzememek bize yetiyor…

Özge Aksoy Serdaroğlu: İmgesel anlam derinliği ve tarihi gerçeklere önem veriyorsunuz. Bunun için de haliyle “sıkı” okura yazıyorsunuz. Peki, “sıkı” okurların yetişmesi onların şiire ısınması amacıyla da olsa şiirlerinizdeki alt metinleri açıklamaya çalışan bir inceleme yapılmasını ister miydiniz?

Zafer Yalçınpınar: Alan derinliği demek yerine ‘anlam derinliği’ demeniz çok hoşuma gitti. Evet, sığ sular yüzmeyi bilmeyenler içindir. Şiirlerimin imgelemi için derinlemesine bir inceleme yapılmasını ister miydim… Hem de nasıl! Çok ama çok isterdim böylesi bir çalışmayı… Biri çıksın da sorsun, Tarihinsancısı’ndaki şu şiirin şu dizesinde hangi tarihsel olayı anlatıyorsunuz, Meydansız’daki şiirlerin alt metinlerindeki toplumsal olaylar nedir, sizi etkileyen şu muydu, şu dizede şu mu anlatılıyor, Çalmayan’daki şiirlerde eleştirilen tipoloji kimdir, nasıldır, Çalmayan ne demek… Köstekbüken nedir vs… Gerçekten bunlar hakkında tek tek konuşmayı isterdim. Bu bana çok heyecan ve feyz verir. Sanırım gelecekte böyle şeyleri -kimse sormasa da- ben çeşitli vesilelerle dile getirmeye başlayacağım. Geçenlerde geri dönüp, hesaplayıp baktım da Livar adlı şiir kitabımın yayımlanışının üzerinden 10 yıl geçmiş… Biraz gevezelik, iyi olabilir günümüzün suskusunu, sessizlik suikastini dağıtmak için…

Özge Aksoy Serdaroğlu: Türkçenin sınırlarını genişletiyorsunuz; yani aslında özerk anlamlar, yeni ve farklı bağdaştırmalar, imgeler yaratıyorsunuz, bu özerk anlamlara okurunuzun erişmesi için emek harcaması gerekiyor. Sonuç olarak bu tavrınızla eleştirdiğiniz seçkinciliğe dahil olduğunuzu düşünüyor musunuz? Kelimenin Yüzü adlı sözlüğünüzü kendi poetikanız bağlamında genişletmek ister misiniz?

Zafer Yalçınpınar: Seçkincilik eleştirinize katılmıyorum. Bakın, açıkça söyleyeyim: Ben iyi, yüce, ayrıksı ya da seçkin bir şair değilim. Daha doğrusu, günümüzdeki şairane konvansiyona -hele de bugünlerde ödül alanları, öne çıkan şairleri filan düşününce- iyi bir örnek değilim. Yani onlar iyiyse ben kötüyüm. Onların tam karşısındayım, bu vasatî yapının tam karşısındayım. 40-50 yıl öncesini düşünün; ‘ortalama zekâ’ diye bir şey yoktu. Popülizm yoktu, hızlı tüketim malları pazarı ve dergileri yoktu, şiir yazmaya çalışan yapay zekâ algoritmaları yoktu. Fakat gökyüzü vardı. Hâlâ da var. Bunca imkâna ve teknolojiye rağmen kimse Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan daha başarılı bir şekilde gökyüzünü imleyemedi, hiçbir bilgisayar mühendisi, mekatronik uzmanı ya da kendini yenileyen yapay zekâ algoritması göğün şiirini yazamadı. İlhan Berk bir kitabında şöyle der: “Ağaçlardan arkadaşlarım oldu. Hâlâ da var.” Bundan 40-50 yıl önce hakikatin tezahürüyle aranıza giren bugünkü gibi trilyonlarca retorik, teknoloji, marka, reklâm, kalite söylemi veya gösteri arsızlığı yoktu. Göstergeler tecavüzünün, kavram karmaşasının ya da saldırısının içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Dahası yaşamı ‘şiirlemeye’ çalışıyoruz. Bugün, sıkı şair dediğimiz tipoloji okumak, araştırmak, sezmek, anlamak, bilmek ve nihayetinde şiirini ve okurunu geliştirmek, hakikatin tezahürünü dile getirmek zorunda… Şiir her yerdedir, tamam, ama aynı zamanda şiir her yer ve her şeyle gizlenmiştir de! Ve şairin görevi onu bulmak, dile getirmektir. Bugün -şiir yazan biri olarak- hakikate ulaşmak için, dilin özündeki biricikliğin suretini imlemek, tini, tözü içselleştirmek ve ona felsefi bir önerme katmak, yani ‘şiirlemek’ için çok büyük bir emek vermelisiniz. Ateşin kendisiyle yanması gibidir bu emek… Bir yalımın diğerinden ayrılması ve aynı zamanda kendisiyle birleşmesidir bu gayret… Eh, okur da bunca emeğe, felsefeye, tarihe ve acıya karşın birazcık gayret etsin. Ayrıca şöyle bir şey de var: Ben okurdan uzay mekiği icat etmesini ya da çift katmanlı integral çözmesini beklemiyorum. Yazdığım şiirler de Marslılar’ın alfabesiyle, başka dünyalardan bir kriptoyla filan yazılmıyor. Bildiğiniz kelimeler, bildiğiniz harfler yahu! Okurun, sıkı şiir okurunun azıcık ‘gözü açık’ olsun, okur azıcık ‘anlam arayışı’ içinde ve araştırıcı olsun, azıcık ‘külyutmaz’ olsun bana da şiirlerime de yeter. İnanınız ki çok bir şey istemiyorum.

 


Zafer Yalçınpınar

 

Özge Aksoy Serdaroğlu: Şiirin kadim yurdu Doğu’dan da okumalar yapıyor musunuz?

Zafer Yalçınpınar: Farkında değilsiniz -belki de farkındasınızdır, bilemiyorum- ama “Göğe bakıyor musun?” ya da “Sessizlik nerede?” diye soruyorsunuz… Sırf inat olsun diye Ortadoğu’dan, Anadolu beşiğinden ya da İran’dan okuduğum mutasavvıfların, erdemli insanların külliyatını saymayacağım! O gençlik, yani o hazine bende kalsın… Bir de, aklıma bir soru geliyor: “Oruç Aruoba doğulu mu batılı mı?” Japon şiirinin taşıdığı tini ve biçemleri çok seviyorum. Japon şiirinde en sevdiğim şair Koyabaşi İssa… Doğu olarak kabul eder misiniz bilmem ama Latin Amerika şairlerini ve yazarlarını -ve gene doğu olarak kabul eder misiniz bilmem ama- siyahî ozanları, caz ve blues betiklerini hem müzikal hem de poetik olarak çok önemsiyorum ve takip ediyorum. Yeni, bugünden olanları da…

Özge Aksoy Serdaroğlu: Okurlarınızın şiirlerinizi okuduktan sonra siyasi görüşünüze dair fikir sahibi olup olmadığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zafer Yalçınpınar: Bilemiyorum… Benim olanaklı, tutarlı, hakkaniyetli ve insani bulduğum tek siyasi görüşün partisi Türkiye’de yıllardır 60-70.000 kişinin üzerinde oy alamadı. Aslında, siyaset pek bana göre değil sanırım. Adaletin bin yıldır olmadığı bir yerde hukuk nutukları çekemem, adalet satamam, örneğin… Üretimin ve insan haklarının olmadığı bir yerde kalkınma ekonomisi retorikleriyle insanları kandıramam. Sonuçta siyaset bana göre değil. O kadar yalanın ve yalancının içerisinde herhalde birkaç dakikada ölürüm ben! Bu durumda mezar taşıma şöyle yazarsınız: “Zafer Yalçınpınar… Parasızlıktan, işsizlikten, kanserden, solunum yetmezliğinden veya kalp krizinden filan değil bildiğiniz yalandan, yoğun yalan zehirlenmesinden öldü!”

Özge Aksoy Serdaroğlu: Sizce bir şair döneminin güdümlü edebiyatını yapmadığı için ya da güdümlü edebiyat yapanlara karşı çıkan bir edebiyat yapmadığı için apolitik bir şair olarak da değerlendirilebilir mi? Değerlendirilebilirse neden? Değerlendirilemezse neden?

Zafer Yalçınpınar: Bu sorunuza çok berrak bir cevap vermek istiyorum. Eğer neo-liberal odaklar bir şairi ‘kullanışlı ahmak’ olarak görüp ondan faydalanmak istiyorlarsa, ellerindeki en işlevsel enstrüman güdümlü edebiyat ve ödüllendirme sistematiğidir. Bu sistematiği anlamak ve ondan kaçınmak gerekir. Neo-liberalizmin kısa ve yakın tarihinden şunu biliyoruz; Şili’den günümüze neo-liberal odaklar önce kullanışlı ahmaklar ve kifayetsiz muhterisler bulur, onlara olmayan potansiyeller etiketler, onları ödüllendirir, söylemsel alanda onlardan faydalanır, sonunda da onları terk eder! Bugün Türkiye’ye yatırımcı veya girişimci olarak gelen kültürel sermaye odaklarının ve düşünce kuruluşlarının stratejik olarak ilk planladığı kritik konu şudur: “Türkiye’den ne zaman ve nasıl çıkacağız!”

Özge Aksoy Serdaroğlu: “Ampirik olanla ahlaki olan arasındaki ayrım, gerçek ile kurmaca arasındaki farkla aynı değildir.” Eagleton’ın bu sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zafer Yalçınpınar: Terry Eagleton’ın ifade ettiği bu analojik söylem, içinde bulunduğumuz çevrimsel coğrafyanın niteliklerine dair bir özüt içermiyor. Ben şunu görüyorum: Dünya genelinde yapısalcı analiz zayıflıyor, post-yapısalcı veya eklektik eleştiriler güçleniyor. Dolayısıyla, Eagleton’ın analojik yöntemi de yavaş yavaş anlamını yitiriyor. Şiir ve dil, yeni bir zihinsellikten geçmekle, yeni bir zihinselliğin oluşumuyla, poetikaya yeni imkânlar katmakla yükümlü… Bilişsel bir yenileşim sürecinin içerisindeyiz. Bu yük, üzerinde yaşadığımız coğrafyada çok ağırdır. Bu coğrafyada şiir… sefalet, kan ve gözyaşıyla yazılmıştır. Eagleton’ın ‘farkların benzeşimi, ayrışımı’ yönündeki ikinci dereceden, türev yapısalcı analizleri bu coğrafyanın hakikatini anlatmakta tutarsız kalıyor olabilir. En azından şiirde, şiir türü için…

KASIM 2017


Hamişler/Adresler:

1/ Zafer Yalçınpınar’ın 2006-2017 yılları arasında gerçekleştirdiği tüm söyleşiler http://bit.ly/dilinkemigi adresinde yer alıyor.

2/ Yalçınpınar’ın yayımlanan tüm kitaplarının pdf biçemine http://zaferyalcinpinar.info adresinden, tüm şiirlerine ise http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz. Zafer Yalçınpınar kimdir? sorusunun cevabı da şurada; http://bit.ly/zykimdir

3/ İyi okumalar dileriz.

Kas
23
2017
--

Görsel Arşiv: Yeditepe Dergisi ve Yayınları // Şiir Kitapları // Kapak Tasarımları Seçkisi

seçkiyi incelemek için:
http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi
(pdf, 10 mb.)


Hüsamettin Bozok‘un 1 Nisan 1950 tarihinde kurduğu Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanan şiir kitapları, efemeratik edebiyat kapsamında -özellikle de kapak tasarımları nedeniyle- sıkı bir koleksiyon unsuru oluşturur. 1950-1970 yılları arasında Oktay Rifat, İlhan Berk, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi bazı önemli isimlerin Yeditepe Yayınları’nı tercih etmelerindeki sebeplerden biri de kaliteli ve özenli kitap-kapak tasarımlarıdır.

Hüsamettin Bozok yayınevinin kuruluş aşamasında grafiker A. Arad (Agop Arad) ile kader birliği oluşturmuş, kaliteli ve modern tasarımlar gerçekleştirmek konusunda anlaşmıştır. Yeditepe Yayınları, 1970’li yılların sonuna kadar tasarımsal açıdan kalitesini, liderliğini ve başarısını sürdürmüştür. Yeditepe Yayınları’nın 1950-80 dönemindeki bazı şiir kitapları için tasarladığı kapakların görüntülerini içeren özel bir seçkiyi (59 kitap/kapak) EVV3L takipçileriyle paylaşıyoruz.

Seçkiyi http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi adresinden inceleyebilirsiniz.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar

 

seçkiyi incelemek için:
http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi
(pdf, 10 mb.)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yeditepe Dergisi ve Yayınevi” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
19
2017
--

Hareketli çemberler… Özgürlük ve kader…

(…)
İnsan iradesini kuşatan ve her birinin meşru sebebi olan binlerce koşul olduğunu kabul ediyorum. İrade, bu koşulların oluşturduğuçemberin içerisine hapsolmuştur. Fakat bu çember hareket halindedir, canlıdır, dönüp durur; çevresi ve merkezi her gün, her dakika, her saniye değişir. Bu sebeple, bu çemberin sürüklediği ve içinde kapana kısılan tüm insan iradeleri de karşılıklı oyunlarını anbean çeşitlendirirler; özgürlüğü oluşturan da işte budur.

Özgürlük ve kader iki rakiptir; ama yakından ve uzaktan incelendiğinde bu ikisinin aslında tek bir irade olduğu görülür.
(…)

Charles BAUDELAIRE
“Edebiyat Heveslisi Gençlere Tavsiyeler”
Çev: Alper Turan, Sel Yayıncılık, 2017, 1. Baskı, s.8

Kas
02
2017
--

Çeviri/Şiir: “Yazmak Hazzı” (Wislawa Szymborska)

Nereye koşuyor yazdığım ormanın içinde, şu yazdığım ceylan?
İçmek için mi şu yazdığım suyu
burnunun karbon kağıdı gibi kopyasını çıkaran?
Neden başını kaldırıyor, bir şey mi duydu?
Gerçek hayattan ödünç alınan dört ayağının üstünde
doğrulmuş, kulaklarını dikiyor arasında parmaklarımın.
Sessizlik, evet, bu sözcük bile hışırdıyor kağıdın üzerinde
ve aralıyor “orman” kelimesinden doğup çatallanan dalları.

İşte ellerinden asla kurtulamayacağı
kötü eşleştirilmiş harfler, izini süren cümleler,
beyaz sayfanın üzerinde pusuya yatmış
üzerine atılmak için yolunu gözlemekteler.

Epey nişan almış avcı bulunur bir damla mürekkepte,
bir gözlerini kapatmış beklerler, elleri tetikte
doğrultulan kalemin ucundan dökülmek için,
ceylanın etrafına mevzilenip ateş etmek isteğiyle.

Bunun hayat olmadığını unutuyorlar ama.
Başka kanunlar işler burada, beyaz üzerine kara.
Bir göz açıp kapamak yalnızca benim istediğim kadar sürer
ve sayısız kurşunun havada durup beklediği
küçük sonsuzluklara bölünebilir bu süre.
Ben olur demeden asla bir şey olmaz burada.
Tek bir yaprak bile düşmez benim isteğim dışında,
tek bir tutam ot bile ezilmez bir toynağın altında.

Kaderini benim belirlediğim bir dünya da var o zaman?
İşaretlerden zincirlerle bağladığım bir zaman da var?
Benim buyruklarımla işleyen sınırsız bir hayat da var?

İşte yazmak hazzı.
Kalıcı yapma şansı.
Ölümlü bir elin intikamı.

Wislawa Szymborska, 1967
Çeviren: Bülent Kale, newalaqasaba, Ekim 2017


Bkz: https://newalaqasaba.wordpress.com/2017/10/31/bir-siir-yazmak-hazzi-wislawa-szymborska/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları”na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
25
2017
--

Felsefi Bir Anı: “Yaşamın Anlamını Dinliyorlardı.” (Âşık Veysel ile Oruç Aruoba)

Sözden Müziğe Şairler ve Bestecileri (Salı Toplantıları 2009)
Hazırlayan: Hasan Ersel, YKY, 2010, ss. 83-89


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden, “Ece Ayhan” başlıklı ilgilere ise http://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, EVV3L’in “Poetika Çalışmaları” başlığını incelemekte de fayda var:
http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari

Eki
17
2017
--

Duygu Gündeş’in Edebiyat Çalışmaları (Şiirler, Çeviriler, Anlatılar…)


“EVV3L’in sıkı dost ve takipçisi çevirmen Duygu Gündeş‘in 2000’li yılların başından günümüze kadar gerçekleştirdiği edebiyat çalışmalarını içeren arşiv sitesi duygugundes.info adresinde yayın hayatına başladı. Duygu Gündeş’in yazılarının yanı sıra, William Blake, Emily Dickinson, John Milton, George Eliot, Pablo Neruda, W. B. Yeats, Andrei Voznesenski gibi çağdaş şairlerden şiir çevirilerinin yer aldığı siteyi duygugundes.info adresinden incelemenizi öneriyoruz. İyi okumalar dileriz.” (Zy)



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan tüm Poetika Çalışmaları’na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2017
--

Fazıl Hüsnü Dağlarca Kitap Kapakları Seçkisi

Okumak/izlemek için: http://bit.ly/daglarcakitapkapak


“Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca‘nın poetikasını saygıyla anmak ve yayımlanan şiir kitaplarının kapak tasarımları ile imgesel alan derinliğine katkılarını işaret etmek amacıyla koleksiyon öğeleri taşıyan kısa bir seçki hazırladık. Fazıl Hüsnü Dağlarca Kitap Kapakları Seçkisi’ne http://bit.ly/daglarcakitapkapak adresinden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz. İyi okumalar/izlenimler dileriz…” (Zy)



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
01
2017
--

Ekin Urcan’ın “Zamanlar değişirken…” Çizimleri için…

Ekin Urcan‘ın ‘Zamanlar değişirken…’ başlıklı çizimlerinin içerdiği ifade gücü son derece şiirsel ve etkileyiciydi: Çizimlerdeki poetika, semiyotik açıdan birçok ‘yük’ taşıyordu ve zihnimde çeşitli tahayyüller ile çağrışımlar oluşturuyordu. Bu yüzden, Urcan‘ın çizimlerine birkaç dizeyle eşlik etmekten kendimi alıkoyamadım.”
(Zafer Yalçınpınar)



“yosunların su dansçısı olduğunu gördüm
ve denizle birlikte yaşadım”

 



“rüzgârın tınısı var her yerde
sessizliğin çerçevelediği”

 


“şömineyi anlıyorum
yana yana”

 


“geceye bakıyorum
mürekkep oluyorum”

 


“dağlar kadar sancılı
yürüdüm karanlıkta”

 


“inanmayacaksınız elbette
ben gümüştenim”

 


Hamiş: EVV3L kapsamında gerçekleştirilen “Poetika Çalışmaları” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
30
2017
--

Şiir Çevirisi: “SONBAHAR” (Humbert Wolfe)

SONBAHAR
(Çekilme)

Gel! perdeleri kapatalım birlikte,
______ateşi besle ve otur yanıma.
kıvrılalım beraber alevlerin yanı başına,
______ve onun arkadaşlığını paylaşalım.

Dinle! artıyor rüzgâr,
______ve hava vahşileşiyor uçuşan yapraklarla,
ne yaz akşamları yaşadık beraber;
______şimdiyse öncesindeyiz Ekim’in.

Yüce kayın ağaçları eğiliyorlar öne
______ve soyunuyorlar üzerlerini
_____________tıpkı dalgıçlar gibi. Bizim için
ateşe geri dönmemiz daha iyi olacak
______ve denize yummamız zihinlerimizi,

Gençliğin gemilerinin koşturduğu yere
______rüzgârın ucuna tutunmuş
dolu yelkenlerin önündeki tüm maceralarıyla birlikte
______ve geride sadece yaşlılığı bırakarak.

Aşk ve gençlik ve denizkuşları
______fırtınalı havada buluşurlar
ve parlak bir ışıldamasıyla gülüşlerin
______kenetlenirler beraber karanlığın içine

Gel! perdeleri kapatalım birlikte
______ve diğer şeyler hakkında konuşalım;
ve hemen sessizleşecek hepsi;
______aşk, gençlik ve kanat sesleri.

HUMBERT WOLFE
Çev: Duygu Gündeş

Eyl
22
2017
--

Şiir Kitabı: “BİR ZAMANLAR, BİR” (Tayfun Polat)

Tayfun Polat, bir zamanlar, bir
Eylül 2017, 40 Sayfa, Şiir


Okumak için: http://bit.ly/birzamanlarbir


“EVV3L taifesinin kadim dostlarından Tayfun Polat‘ın yeni şiir kitabı “bir zamanlar, bir” yayımlandı.

Tayfun Polat yeni şiir kitabında, hem parça parça(zerre zerre) hem de bütünsel şekilde(bir, tek) ‘zaman’, ‘zamanlama’ ile “varoluş irdelemeleri” sunuyor; “şiir-düşünsel” bir uzamın ‘ân’larına işaret ediyor. ‘bir zamanlar, bir’de yer alan şiir-düşünsel imgelem boğucu değil; aksine, Tayfun Polat’ın şiirlerinde imgeler kendi ağırlıklarıyla, kendi yükleriyle, retoriksiz:- pırıl pırıl ve pürüzsüz bir berraklıkta, özgürce tınıyarak, sanki, varoluşun hikâyesini, zamanlamasını kurguluyor. Böylelikle, günümüz şiirini kuşatan kitlesel tekinsizlikten, zik-zak kuşağından ve apansızlıktan arınmak isteyen şiir okurları için bire bir şiir kitabı oluşuyor… Sonuçta, şiddetle öneriyorum; ‘bir zamanlar, bir’i okuyun, okuyun, okuyun!

Zafer Yalçınpınar
22 Eylül 2017 Gecesi


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “E-Kitap” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/e-kitap adresinden, “pdf” ilgilerine ise http://evvel.org/ilgi/pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
09
2017
--

Arnna Şiiri (Xanthos Yazıtı)

evlerimizi mezar yaptık
mezarlarımızı ev
yıkıldı evlerimiz
yağmalandı mezarlarımız
dağların doruğuna çıktık
toprağın altına girdik
suların altında kaldık
gelip buldular bizi
yakıp yıktılar,
yağmaladılar bizi
biz ki analarımızın kadınlarımızın
ve ölülerimizin uğruna
biz ki onurumuz
ve özgürlüğümüzün uğruna
toplu ölümleri yeğleyen
bu toprağın insanları
bir ateş bıraktık geride
“hiç sönmeyen ve sönmeyecek olan”

Çev: Azra Erhat

Eyl
02
2017
--

Poem: “Women Rain” (by Ece Ayhan)

Üvercinka Dergisi, Ağustos 2017, Sayı: 34


Hamiş: EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
02
2017
--

Nesillerin İmgesel Kavgası

“Türk Şiiri’nde, imgesel olarak, “sütte kan” nesli ile “birada zeytinyağı” nesli arasındaki kavgayı çok belirgin bir biçimde hissediyorum.” (Zy)


Fotoğraf: Zy


Tüm fotoğraflar için bkz: http://zaferyalcinpinar.tumblr.com


Tem
30
2017
--

Şiir: “GECECİL” (Ruben Dario)

Sizler ki yüreğini dinlediniz gecenin,
bir kapının örtülmesine kulak verdiniz,
uzak arabanın gürültüsüne, derin
bir yankıya, hafif bir sese, belli belirsiz.

O sessizlik anlarında, o gizem içinde
unutulanlar zindanlarından yükseldi mi
ölüler saatinde, dinleniş saatinde,
okuyacaksınız bu kekre dizelerimi.

Birer çömlek ki bunlar doldururum iyice
acısını bin uzak anının, bin ölümün,
çiçek esriği ruhun özlemini bir nice
ve yasını şenliklerden üzgün gönlümün.

(…)

Ruben DARIO
“Çağdaş İspanyol Şiiri”, Hazırlayan-Çeviren: Sait Maden
Çekirdek Yayınları, 2002, s.21

Tem
09
2017
--

“Sütten başka bir şey içmezmiş!” (Charles Baudelaire)

(…)

(…)

Charles BAUDELAIRE
“Şaraba Dair”, Çev: Alper Turan
Sel Yayıncılık, 2016, 1. Baskı, s.17

Tem
09
2017
--

Şiir Kitabı: “Glitchnâme” (Uğur Yanıkel)

Uğur Yanıkel, Glitchnâme
YAYINpasaj69.org, Temmuz 2017, 26 Sayfa, Şiir

Kitabın tam metnini pdf biçeminde okumak için: http://bit.ly/glitchname


PASAJ ekibinin diğer e-kitapları için bkz: http://yayin.pasaj69.org/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan e-kitap ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/e-kitap adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com