Haz
03
2018
--

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Yeni Dönemi


Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yeni başkanı: “Ali Koç”
Bkz: http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=60585



Kongre’de evvel.org ekibi olarak Ali Koç‘u destekledik…



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

May
30
2018
--

Ece Ayhan’ın Ortodoksluklar’ı 50 Yaşında…

Ece Ayhan’ın Ortodoksluklar’ı 50 Yaşında…


742 no’lu nüsha bende…” (Zy)


“Ortodoksluklar Ece Ayhan’ın üçüncü kitabı. 27 parça düzyazısal şiirden oluşan kitap, Memet Fuat yönetimindeki “de Yayınevi” tarafından yayımlanışından elli yıl sonra, Ahmet Soysal, Sezer Tansuğ, Ender Erenel’in kılavuz yazılarıyla özel bir baskıya kavuştu.

1960’larda Divan şiirine, Yunan mitolojisine, toplumsal olgulara, folklora, güncel siyasete yönelen şiirimizde aykırı bir yol tutar Ece Ayhan. Protopop Avvakum’un Hayatım (1946), Metin And’ın Bizans Tiyatrosu (1962) gibi kaynaklardan beslenen, göndermelerle yüklü, yoğun, karanlık ve politik sertlikler taşıyan bir şiir koyar ortaya. Türk şiirinin marjlarını oluşturan Ortodoksluklar, “konuşmaların uzun saltanatlısı”, elli yıldır sürüyor.”

Tanıtım Metni’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
30
2018
--

#gezi5yaşında: “Karanlık gider, Gezi kalır!”

Çizim: Aslı Alpar


“Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinini 5. yılında basın açıklaması yaptı. Gezi sırasında hayatını kaybedenlerin ve yaralananların faillerinin bulunamadığına vurgu yapılan açıklamada; “Gezi 5 yaşında. Karanlık gider, Gezi kalır” denildi.”

Haberin tam metni için: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/05/29/taksim-dayanismasi-karanlik-gider-gezi-kalir/


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/taksim-gezi-parki

May
26
2018
--

Rüzgâr (Eduardo Galeano)

RÜZGÂR

Tohumları saçar, bulutları yönlendirir, denize açılmışlara meydan okur.
Bazeb temizler havayı, bazen de kirletir.
Bazen uzakta olanı yakınlaştırır, bazen de yakınındakini yzaklaştırır.
O görünmez, dokunulmaz.
Okşadığı olur seni ya da çarptığı sana.
Şöyle dediği söylenir:
“İstediğim yere eserim.”
Sesi fısıldar ya da kükrer, ama ne dediği anlaşılmaz.
Gelecek olanı haber verir mi?
Çin’de zamanı önceden haber verenlere rüzgârın aynaları diyorlar.

Eduardo GALEANO
“Hikâye Avcısı”, Çev: Süleyman Doğru
Sel Yayıncılık, 1. Baskı, 2017, s.15


Ayrıca bkz; Rüzgâr Defteri; http://evvel.org/ilgi/ruzgar-defteri


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Eduardo Galeano” başlıklı ilgilere http://evvel.org/?s=eduardo+galeano adresinden ulaşabilirsiniz.

May
25
2018
--

Ece Ayhan’ı Ararken… (Doğan Kemancı)

“İkinci Yeni!  ikinci Yeni!  diye
burnundan getirdiler adamların,
şimdi kıymete bindi.”
Murathan Mungan’dan aktaran Ece Ayhan

“ECE AYHAN’I ARARKEN…”
Yazan: Doğan Kemancı

1969 yılıydı. Türkiye İşçi Partisi Kadıköy İlçesi, Altıyol otobüs durağının arkasındaki binanın dördüncü katındaydı. Biz on beş, on altılık liseliler özellikle TKP davasından yatıp çıkmış Şevki Akşit’in diyalektiği, materyalizmi, ‘çıt usul İsa asi olmuş’u anlatan derslerini büyük ilgiyle izlerdik. Üsküdar İlçesi’nde ise Doğu Perinçek’i görmüştük ilk kez. Din ve Marksizm diye bir konferans vermişti. Işıl ışıl parlayan gözleri vardı. Dışarıda ezan başlayınca konuşmasını kesip beklemişti bitene kadar.

Biz küçükler partiye üye olamazdık ama her tarafa gönüllü koşar, yakalanırsak Sirkeci’de, Sansaryan Hanı’nın en üst katındaki ‘K’ masasına götürülürdük. Boş kalınca da ilçe örgütündeki kitapları okuyup ‘bilinçlenmeye’ çalışırdık. Edebiyat dergilerini karıştırırken ise en çok, Yeni Dergi’lerin her sayısında şiiri çıkan Ece Ayhan’ı şahsen çok merak ederdim. Bu şiirleri yazan nasıl birisi acaba diye düşünürdüm.

Aralık ayının ortalarında bir gün, Behramoğlu kardeşlerin en küçüğü Turan’la Kadıköy İlçe binasında oturuyorduk. Benden dört yaş büyüktü, üniversiteliydi Turan. Ya, ne kadar çok Stalinci olduğundan sözeder ya da dakikalarca, sessizce boşluğa bakardı. İkimiz de parkalı, postallıydık. Benimkiler Osmanağa Camii’nin yanındaki bit pazarından alınma ucuz Türk malıydı. Turan’ınkiler gıcır gıcır Amerikan PX’inden çıkmaydı! O  gün, öğleden sonra çok acı bir haber geldi. Faşistler Yıldız Teknik’te devrimci bir arkadaşımızı, Battal Mehetoğlu’nu vurmuşlardı. Turan’la ben, hemen Beşiktaş’a doğru yola çıktık. Yıldız Teknik’in önünde devrimciler kapıyı tutmuş, kontrol etmeden kimseyi içeri almıyorlardı. Turan, ‘Ataol’un kardeşiyim’ deyince hemen kenara çekilip bizi de içeri aldılar. Battal’ın cenazesi iki gün sonra Sirkeci’den büyük bir törenle Malatya’ya uğurlandı. Annesi İnsaf Ana’ya bir gazeteci neler hissettiğini sorunca o da, “Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler” demiş. İşte Ece Ayhan’ın ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiiri bu yanıttan çıkmıştı…

Ece Ayhan ve Doğan Kemancı

1970’in ilk aylarında, tam Milli Demokratik Devrim çizgisinin doğru olduğuna karar verdiğim bir sırada MDD’ciler de ikiye bölündü! Ne garip bir tesadüftür ki, Proleter Devrimci Aydınlık’ın 3-17. Sayısındaki Şahin Alpay’ın müthiş didaktik ‘İşçi Sınıfı ve Milli Demokratik Devrim’ yazısını okuyup, ölene kadar (beyaz) Aydınlıkçı olmaya karar verdim! Gene o senede, bir gün Cağaloğlu’ndan aşağı inerken Vilayet Han’ın ikinci katındaki De Yayınları’na çıkıp Memet Fuat’a sormuştum; ‘Ece’yi nerede bulabilirim?’diye. ‘Bilmiyorum’ demişti. Ne Çengelköy’den, ne de Üsküdar’dan söz etmemişti.

1980’de artık epey büyümüş, Aydınlık Gazetesi’nde çalışıyordum!  Nezih Coş, Sanat Sayfası’nı hazırlardı. Bir gün gidip Cemal Süreya’nın yazısını almamı istemişti. Cemal Süreya’nın yeri Çemberlitaş’taydı. Yazısını aldıktan sonra ‘Hiç eski Papirüs kaldı mı?’ dedim. Bir de ‘Ece’yi nerede bulabilirim?’ diye ona da sordum.  Gizemli bir ‘bakarım…’ kelimesi çıkmıştı ağzından.

Ertesi gün gazeteye geldiğimde içi Papirüs dolu koca bir paket masamda duruyordu. Saat dört civarında da Nezih Coş telefonu uzatıp ‘Ece Ayhan… Seninle konuşmak istiyor,’ demişti. Büyükada’da kalıyormuş Ece. ‘Ben de Heybeli’de oturuyorum’ dedim.

‘Başkent’ Sirkeci’de buluştuk. Kolunda tuttuğu kalın yeşil paltosu vardı. Mayıs’ın başıydı. Çok heyecanlanmıştım. Yanımda yürüyen, işte o inanılmaz, pırlanta gibi şiirleri yazan, kafamda şiir sihirbazı diye canlandırdığım Ece Ayhan’dı. Bir süre şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırdığımı hatırlıyorum. Bir şeyler söylemiştim, o da,‘bu tarafıma geç, o kulağım duymuyor,’ demişti. Sanki uzun zamandır görmediğim abimle, bir yakınımla yeniden buluşmuş gibi hissetmiştim kendimi… Ne kadar arkadaş, kardeş, sıcak ve alçak gönüllüydü. Vapurun Heybeli’ye bu kadar çabuk geldiğini hiç hatırlamıyorum. Yol boyunca anlatmıştı; ‘Ut’ şiirinde Karagöz’ü unutmuş, hâlâ ukdeymiş içinde, niçin Hacivat demiş de Karagöz dememiş… Meğerse ilk şiiri 1954’te Türk Dili’nde değil de 1953 yazında Siirt’te, ‘Siirt’in Sesi’nde çıkmış… Ve insan toplumuyla ilgili ‘doldurulmaz derin kuyuların kuşkulara, kuşkuların düşünceye dönüşmesi’… Ya da yeni keşfedip övünerek söylediği Şeyh Bedrettin’le olan akrabalığı…

Ece, Büyükada’da, eski bir köşkte, Mustafa Irgat ve Teoman Taylan’la birlikte kalıyordu. Teoman için,‘her sene kitaplarını vapurdan indirip eşeğe yükler buraya getirir’ demişti adalı arkadaşlar. Ece’nin de çok hoşuna gidiyordu o kadar kitabın olduğu bir yerde kalmak. Oğlu Ege de gelmişti. Onun için de çok mutluydu. Herhangi bir öğleden sonrası, Büyükada’nın Çankaya, ya da 23 Nisan Caddesi’nde Ece’yle Ege yanyana yürürken görülebilirdi. O yaz, bir sene sonra, 1981’de kaybettiğimiz hikâyeci Ayhan Bozfırat da Büyükada’daydı. Ece’yle birbirlerine epey arkadaşlık ettiler.

Ece’yle yaptığım röportaj Aydınlık’ta yayınlandı. Evinde doldurduğum üç saatlik kasetler için ‘bunları çözmek zor, sen bana soruları ver ben sana yazarım’ demişti. Röportaj fazla ses çıkarmadı. Ama gazetede üç kişi Nezih Coş’u ve beni acil bir yargılama toplantısına çağırdılar. Sanıklar, Ece Ayhan’la röportajı yapan ben ve sayfada yayınlayan Nezih Coş’tu. Yargıçlarımız da Celal Üster, Cenap Nuhrat ve Nur Deriş’ti. Ece’yle ilgili, artık suyu çıkmış saçma sapan suçlamaları, iftiraları, dedikoduları bir kere daha tekrar ettiler. Deliymişmiş de falan filanmışmış da… Hiç bir aydına yakışmayacak bir seviyesizlikle saldırdılar. Ece’nin yaşayan en etkili birkaç Türk şairinden biri olduğunu, yaptıkları suçlamaların onu çekemeyen kabiliyetsizler tarafından uydurulduğunu, kendilerinin de böyle yalanlara alet oldukları için utanmaları gerektiğini başım dik suratlarına söyledim. Onları ikna etmek gibi bir derdim de yoktu zaten. Gerçek şiiri ve şairi sahtesinden ayırmak da bir yetenek meselesiydi doğallıkla… O da pek herkeste olmuyor ne yazık ki!

Aslında röportajı önce Sanat Olayı’na götürüp Alpay Kabacalı’ya vermiştim. Ülkü Tamer yayınlamak istememiş. Ece’nin hatırladığına göre, Aydınlık’ta çıkınca Oruç Aruoba’nın dikkatini çekmiş. Kesip Enis Batur’a vermiş. Ece’nin ilk kez açıkladığı fikirleri vardı yazıda.

O yaz Türkiye İşçi Köylü Partisi, Büyükada’da bir gece düzenledi. Ece de gelmişti. Doğu Perinçek’le kucaklaştılar, en önde oturup izlediler geceyi… Ve sonra meşum 1980 Eylül’ü geldi. Kitaplarımız torbalara doldurulup, eşimiz, kardeşimiz GMC’ye konup Deniz Harp Okulu’na götürüldüler. Ekim’de, Mustafa Irgat İstanbul’a dönünce Ece’ye Adalar’da ev aramaya başladık. Ama o Eceabat’a gitti. Arada bir İstanbul’a geliyor ya Sirkeci’de hasır şapkasıyla aniden karşımda beliriyor ya da bana, Milliyet’e uğruyordu.

1984-1985. Kızıltoprak’ta Nilgün Marmara ve Beyoğlu’nun arka sokaklarında Bilsak’ın iki sokak aşağısında Manço Apartmanı’nın arka odalarında Mustafa Irgat günleriydi. ‘Tezgâhı kurdum’ diyordu Ece her gördüğümde. Arada Mustafa’yı eleştiriyordu. İki avuç fasulye ıslatıyormuş Mustafa. Çok diyordu. Bir avuç yeterdi. Bolluğa alışmış diyordu.

Ece Ayhan ve Cemal Süreya

Nilgün’ün evi hepimizin buluşma yeri olmuştu. Bir çeşit Ece’yi sevenler derneği gibiydi. Rakısını alan geliyordu. Başta Cemal Süreya… Bir Pazar günüydü, hadi Edip’i arayalım dediler. Nilgün’ün kocası Kaan çevirdi Edip Cansever’in numarasını, karşısına eşi Mefharet çıktı, biraz konuşup Cemal Süreya’ya verdi telefonu.

-‘Beni tanımadınız mı?… Cemal… Mefharet değil misin sen?… Ben Cemal Süreya… Edip televizyon mu seyrediyor şimdi kuzu kuzu?… Gelsin de bir hesap sorayım ben ondan…’

Ardından Edip Cansever geldi telefona.  Hastalandığını ve hastalığının adını anlatmaya çalıştı Cemal Süreya’ya.

-‘Ne? Faranjit mi oldun? Adını bile bilmem ağbi, hastalık mı o?… Hepsinin benzerlerini hepimiz geçirdik…. Ayakla ne ilgisi var?… Yapma yahu sen gut olmuşsun gut… Ağbi o zaman o başka hastalıktır o. Öyle küçük isimlerle geçiştirmeye kalkma…’

Ardından Ece konuşmak istemişti.

-‘Edip, çok matrak yahu. Televizyon izlediğin doğru mu?… Hasta mısın?… O zaman yarın geliyorum sana.’

Telefonu kapattıktan sonra Cemal Süreya, Cansever’i ufaktan çekiştirmeye başladı.

-‘Bir gün Edip sevgililerinin birinden ayrılmış, geldi bizim eve, ‘ben Türkçe’yi senden öğrendim’ dedi. N’olacak yahu ben de Melih Cevdet’ten öğrendim diyorum. Ne var bunda? Edip’i yeni şiirle ben tanıştırdım.’

Sonra da Ece’ye döndü.

-‘Sen Kudüs Fareleri’ni getirip bana okutmuştun’ dedi.

Ece inkâr etti.

-‘Yapma Cemal, Şubat’ta Ankara’da değiliz ki okul tatil… Şiir Şubat ayında çıktı ben seni Mayıs ayında tanıdım yahu.’

Cemal Süreya üsteledi.

-‘Şiirlerini bana getirmiştin. 1954’te şiirlerini bana getirmiştin. Getirmek şu, arkadaşına şiirini getirmiştin. Şimdi bak Kudüs Fareleri’ni çıkmadan önce bana okudun ağbi.’

Ve bu böylece devam etti gitti, ta ki Ece zar zor kendisini dinletip tartışmaya değişik bir boyut getirene kadar;

-‘Yılını hatırlamıyorum, 1973 olabilir, Refik’te oturuyoruz Tünel’de, benim sağımda Ömer Uluç solumda Doğan Hızlan oturuyor. Cemal sen de yuvarlak masanın bu tarafındasın yani doğal bir şekilde. Ömer de çın çın gülüyor böyle çok şeyde… Sen alındın… Ben de dedim ki; ‘ya Cemal okuldayken senin dişlerin çok güzeldi’ dedim. Gerçekten okuldayken esmer bir adamsın dişlerin pırıl pırıl bembeyaz esmer olunca daha da belirgin oluyor şeyinde… Şimdi Cemal sen, Ömer Uluç boyuna gülüyor ya çın çın alınmışın, ‘ya acaba bana mı gülüyor’ şeyinde. O günlerde sen de dişlerini yaptırıyormuşsun, ne bileyim ben… Ondan sonra sen bana dedin ki, şimdi Ömer Uluç da gülüyor ya kendi şeyinde,‘sen şiirlerini bana gösterirdin’ dedin birdenbire. Ben de sana ‘Cemal’ dedim, ‘bu tabak uçar o oyuncak gemi batar’ dedim. Sen de bana ‘herkes oyuncak gemi’ dedin ve konu kapandı… Ben daha sonra Ankara’ya gittim, 1980 yılının sonunda orada sırtının güzel olmasıyla övünen bir kız var Ayla Kurşunlu… Yaptırmışın dişlerini, Ankara’da Ayla Kurşunlu’ya böyle yapmışsın….’ deyip, Ece işaret parmağının tırnağını ön dişlerine tıklatarak Cemal Süreya’nın taklidini yaptı…

Tam burada Cemal Süreya başladı anlatmaya;

-‘Hayır efendim bu yanlış bak ben sana söyleyeyim, sadece Ayla Kurşunlu’ya değil o sırada herkese evlenme teklif ediyordum. Benim bir tutkum vardı, nihilizm üzerine, herkese evlenme teklif ederdim, evlenme nihilizmi yapıyordum. İnanmadan yani. Yalnız o kadın bana öyle demedi hiçbir zaman. Ama birine demiş ki, o daha dramatiktir benim için ‘ya şu Cemal Süreya niçin dişlerini yaptırmıyor?’ demiş. Çünkü oyuklarla geziyordum ağbi. Çünkü eski dişlerim güzeldi ya üstüme alınmıyordum. Ayrıca başka bir şey söyleyeyim Ayla Kurşunlu benle o gün evlense evlenirdim, bugün de evlense evlenmem artık çünkü şimdi bayan Nihayet var…’

-‘78’de Erzincan’dayım,’ diye devam etti Cemal Süreya, ‘memleketim gibi bir yer, aslında memleketim değil ama… Bak ne oldu biliyor musun? Bir profesör kız vardı orada. Ona bir mektup yazdım, Ece Ayhan’ın bir mısraını koydum içine… ‘Ay kin tutmuyor’… Orada düşündüm, ulan kin mi tutmuyor, kir mi tutmuyor? Altında imzam yok ama benden geldiğini anlamıştır…’

-‘Hani bir de’ dedi Ece, ‘Vapur batsın da, Bandırma’dan dönen vapur, karım ölsün kızım kurtulsun… O kadar bunalmış…’

-‘Vapur değil ama sandal benimki,’ diye devam etti Cemal Süreya. ‘İlk evlilikte hep şunu düşünürdüm. Tanrım diyordum, tanrıya da inanmıyordum… Beraberlik kesintilerle bir buçuk yıl sürdü ama on yıl evli kaldık. Ayrılamadım yani o da bende büyük kompleks yarattı. Kendimi hep nasıl düşünüyordum biliyor musun? Kalamış’tan sandala binmişiz karım, ben ve çocuğum, bir yaşında kızım… Cup diye karım düşüveriyor diye görürüm rüyalarımda. Arıyorum yok… Memnunum tabii… Çocuğumla kurtuluyorum. Tabii bu ilerleseydi ben onu iterdim bir gün…’

Nilgün’ün kaygan parkelerinde birileriyle dansettikçe Cemal Süreya, Ece oturduğu yerden kıs kıs gülerdi.

En son 1986’nın Temmuz’unda Kızıltoprak’da oturup konuşmuştuk Ece’yle. Ben, Devrimci Gençlik Birliği yöneticiliğim sırasında yayınladığımız bir bildiriden yargılanmış, 141/2’den yedi buçuk sene ceza almıştım. Yargıtay’da onanmış ve aranmaktaydım. Yurt dışına gitmek üzere olduğumu söyleyince, ‘gitme, dönmen zor olur’ demişti bana.

Ece Ayhan (Mayıs 1981)

İstanbul’da boş ve kocaman bir apartman dairesinin sadece küçük bir odun sobasının ve bir yatağın olduğu arka odalarından birinde, her an gitmeye hazır, yatağında oturmuş düşünürken hatırlıyorum Ece’yi… Yani hep atının üzerindeydi. ‘Atı da şiiri gibi çok güzeldi. Öldükten sonra da tersine yarıştı’. Sonradan demişti ya: ‘Cemal Süreya otuz, ben elli ev değiştirmişim’ diye.

***

Hakiki şiirden anlayanı hemen içine alan bir şiirdir Ece’ninki. Kaynağı başka bir şiir olmayan, taklidi imkânsız, omurgası sağlam, tarihsel perspektifi olan bir şiir…

Çok eskiden öğrenmiştik; Marksizmin özünü, esasını çıkar, geriye herkesin kabul edebileceği ekonomik bir teori kalır. İkinci Yeni’nin içindeki çekirdek, ‘öz, esas’ Ece’ydi. Ece’dir.

Sezai Karakoç’suz ve özellikle Ece Ayhan’sız bir İkinci Yeni düşünülemez…

***

‘İlk kez Muzaffer Erdost, Temmuz 1956’da Pazar Postası’nda ‘İkinci Yeni’ demişti.. Gene Muzaffer Erdost’un bastığı, Ece Ayhan’ın ilk kitabı Kınar Hanım’ın Denizleri’ndeki 26 şiirden 23’ü Pazar Postası’nda çıkmıştı.

***

Gençler mi?.. Kötülüğe karşı hep dayanışma içinde oldular Ayhan abileriyle!..

DOĞAN KEMANCI
Üvercinka Dergisi, Mayıs 2018

 


Hamişler:

1/ Yazının pdf biçemine http://bit.ly/eceayhanararken adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
21
2018
--

Yağmur… Devrim… Zaman… Çocuk…

(…)
“İşte sana, El-Katif’te satılmak üzere göndereceğim yüz deve. Onları sen götür ve kendi hesabına sat. Daha fazlasını da bağışlayabilirdim ama sadaka gökten düşen rahmet gibidir: Hep aynı yere düşecek olursa, yarardan çok zarar getirir; buna karşın, damlalara ayrılırsa ve yağmur olarak yayılırsa, tüm ülkeyi verimli kılar.” (s.23)

(…)
Oysa altı aylık bir süre, bir halkın sevincini azaltmak bir yana, en mutlu sonuçlara ulaşmış bir devrimden bile soğutmaya yeter -zaten hiçbir devrim vaat ettiği mutluluğu tümüyle getirmez, tersine, bir “başka türlü oluş” biçimi getirir, buysa aslında her zaman, içinde iyilikle kötülüğü birlikte barındırır. Yüreği iyilik dolu, çocuğunun ona verdiği umutla gurur duyan bir baba, onun olağanüstü yazgıları yaşamak için dünyaya geldiğini düşünür, oysa çocuk büyür ve öteki insanlar gibi bir insan olup çıkar.”

Jan Potocki
“Hafız’ın Yolculuğu”, Çev: Aykut Derman
YKY, 4.Baskı, 2014, s.23,25

May
20
2018
--

SERGİ: “Sandığın 3 Gözü” (Adekan, Cins, Ares)

25 Mayıs-6 Temmuz 2018
Kasa Galeri / Beyoğlu-İstanbul


“İstanbul’da 2000’li yılların ortalarından itibaren kamusal alandaki aktif yaratıcı müdahaleleri ile tanınan sokak sanatçılarından olan ADEKAN, ARES ve CİNS, “Sandığın 3 Gözü” ile Kasa Galeri’nin mimarisini ortak bir anlatım zeminine dönüştürüyor. Sanatçılar, Kasa’yı mimari hafızası, yeraltına inen merdivenleri ve birbirine bağlanan 3 odalı mekansal formuyla hikayelerin saklandığı bir sırlar sandığı olarak ele alıyorlar. Her bir sanatçının kendi evrenini bir odaya sığdırdığı etkili müdahaleleri ile mekan, birbirinden ayrılırken aynı anda ortak bir anlatım kurgusu aracılığıyla birbirine bağlanan “yol”lar ortaya seriliyor. Odaları birbirine bağlayan yollar, ADEKAN, ARES ve CİNS için “görsel akrabalık” kavramı üzerinden bireysel evrenleri arasındaki geçiş sağlayan bir araca dönüşüyor. Görsel akrabalıklar kuran bu “yol”lar, sanatçıların görünmeyen hikayelerini, bu hikayeleri sokaktan alıp bir sandığın içerisine saklamaya yönelik tavırlarını ve kullandıkları bağımsız görsel dilin kesişen, ayrışan ve çarpışan yanlarını izleyiciye aktaran birer kılavuz patikalar olarak işliyor.”


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

May
19
2018
--

Yanıcı

(…) Üzerinde kalın, flanel bir gömlek vardı. Tek bagajı ufacık bir valizdi. Belçika gümrük memurları geçerken bavulunu açtığında içinde sadece yedek bir plastik yakalık ve bir deste Merz yayını vardı. Yakayı gümrükçülerden birine tutarak yüzünde bir gülümsemeyle Almanca: “Bu yanıcıdır!” dedi ve kitaplarını işaret ederek, “Muhtemelen bunlar da.” diye ekledi. Hiçbir şey anlamayan gümrük memuru omuzlarını silkti ve uzaklaştı. (…)

E.L.T. Mesens
(Kurt Schwitters’e Övgü”den…)

Kurt Schwitters, “Üç Öykü ve diğer küçük şeyler”
Çev: Deniz Kurt, Sub Yayın, 2018, s.29

Ayrıca bkz: http://evvel.org/kurt-schwitters-kimdir

May
13
2018
0

61 Yıldır Yeniden Ölen Adam: Sait Faik

S.H. Dergisi: Sait Faik sağ olsaydı, kendi adına kurulan bu armağanı üç yıldan beri kazananlar için ne derdi?

Ece Ayhan:
Sait Faik sağ olsaydı, herhalde; “Yahu teselli mükafatı mı bu?” derdi.


Mart-Nisan 1957 tarihli “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yer alan “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyayı tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Salim Şengil’in yönettiği “Seçilmiş Hikâyeler” adlı derginin Mart-Nisan 1957 tarihli 62. sayısı çok önemlidir. Önemlidir çünkü modern edebiyat tarihimizde ilk kez kayda değer şekilde -dimdik durarak, topluca ve ayağa kalkarak- bir edebiyat yarışmasının(armağanının) sonucuna ve dağıtımındaki haksızlığa karşı çıkılmıştır. Salim Şengil ve “Seçilmiş Hikâyeler” dergisi çevresinde yer alan yazarlar, 1957 yılının “Sait Faik Hikâye Armağanı”nın adil bir şekilde dağıtılmadığına işaret etmişlerdir; derginin 62. sayısı “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” adında oylumlu bir dosyaya ayrılmıştır. Salim Şengil ve arkadaşlarının iddiası; 1954-57 yılları arasında Sait Faik Hikâye Armağanı’nın Varlık Dergisi çevresindeki yazarlara haksız bir şekilde dağıtıldığı yönünde eleştirel bir bakış içeriyor. Dosyanın başında Salim Şengil’in açıklaması ve Seçilmiş Hikâyeler dergisi çevresinin “Sait Faik Hikâye Armağanı”ndan çekilişinin, ayrılışının öyküsü ile açık/sert bir mektup yer alıyor. Ardından konuya ilişkin olarak Attila İlhan‘ın “İş İştir”, Burhan Arpad‘ın “Sait Faik Adına Saygı Gerekir”, Tevfik Çavdar‘ın “Varlık Sanat Tekeli” ve Orhan Duru‘nun “Maskeli Balo” adlı ağır eleştiri yazıları yer almaktadır. Ciddi haksızlıklara karşı yayımlanan bu dosyada kısa bir soruşturma da gerçekleştirilmiş… Soruşturmaya Fikret Otyam, Ece Ayhan, Çetin Altan, Suat Taşer, Tarık Buğra, Mehmed Kemal, Sabahattin Batur, Vüs’at O. Bener, Baki Kurtuluş, Nezihe Meriç, Muzaffer Erdost, Güner Sümer, Tarık Dursun K., Orhan Duru, Tevfik Çavdar, Celâl Vardar, Sevgi Batur, Şükran Özkutlu, Can Yücel, M. S. Arısoy, Mahmut Makal ve Tektaş Ağaoğlu cevap vermiş. Soruşturma cevaplarının çoğu Sait Faik Hikâye Armağanı’nda yaşanan haksızlığı işaret ediyor…

Seçilmiş Hikâyeler dergisinin 1957’de sergilediği “karşı duruş ve haklı tepki” bize şunu göstermektedir: “Günümüzdeki hakkaniyetsiz edebiyat yarışmaları, edebiyat oligarşisi, edebiyat kâhyaları, üleştirmenler ve ödüllendirme sistematiği arasındaki habis birliktelik “yeni” bir şey değil… Yeni olan şey, söz konusu  habis birlikteliğe tepkisiz kalışımız…”

Sonuçta, Evvel fanzin kapsamında (sözkonusu edebi ayaklanmadan tam 61 sene sonra, yani 2018 yılında) herkese ibret olsun diyedir, “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinin “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyasını tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar

Hamiş: 61 yıl sonra, günümüzde, hâlâ aynı yerde saydığımızı görmek beni üzüyor.

May
12
2018
--

Blues Derneği kuruldu…

“Türkiye’de blues kültürünün desteklenmesi ve tanıtılması amacıyla müzisyenlerden oluşan bir grup, Blues Derneği’ni kurdu.

Müzisyenlerle müzikseverlerin bir araya gelmesini hedefleyen dernekte, hem yerel hem de uluslararası platformlarda projeler hayata geçirilecek.

Derneğin öncelikleri arasında Blues müzikle ilgili projelere fon, fikir ve iletişim desteği vermek, müzisyen jenerasyonları arasında köprü oluşturmak, kadınların blues müzikteki yerini güçlendirmeye yönelik çalışmalarda bulunmak, Türkiye ve dünya müziğine katkı sağlamak yer alıyor.”

Haberin tam metnine https://www.birgun.net/haber-detay/turkiye-blues-dernegi-kuruldu-215342.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
12
2018
0

Çakır Hikâyeci Sait Faik’i saygıyla anıyoruz…

(…)  Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak (…) İlk çağlardaki canavar halini bulacak.

Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiçbir firsatı kaçırmayacağız.

SAİT FAİK
“Dülger Balığı’nın Ölümü” adlı hikâyesinden…


EVV3L kapsamında yer alan
‘Sait Faik İlgileri ve Çalışmaları’ (2007-2018)

http://evvel.org/ilgi/sait-faik
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/2
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/3
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/4
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/5
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/6


EVV3L kapsamında yer alan Sait Faik Buluntuları’nın tümüne
https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015

adresinden ulaşabilirsiniz.


1954 yılında İlhan Berk’in Sait Faik
için yazdığı “requiem”lerden biri…

(Bu şiir öncelikle “Yenilik” Dergisi’nde,
ardından Seçilmiş Hikâyeler’de yayımlanmıştır.)


EVV3L kapsamında yer alan Sait Faik Buluntuları’nın tümüne
https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015
adresinden ulaşabilirsiniz.


May
12
2018
--

Çizgi: Zafer Yalçınpınar (by Zafer Temoçin)

Sıkı karikatürist -ve ‘iğneli fırça’- Zafer Temoçin‘in
çizgileriyle Zafer Yalçınpınar (2018)

 

May
11
2018
0

Buluntu: “Sait Faik Armağanı Üzerine Yaşar Nabi’nin Tuhaf Cevapları” (1955)

sanatlar1

Haziran-Temmuz 1955 tarihli “Sanatlar” dergisinde yer alan
“Armağan Masalı” başlıklı tepkisel dosyayı tekrardan yayımlıyoruz.
Dosyanın tam metnine http://bit.ly/saitfaikarmagani1955 adresinden ulaşabilirsiniz.


EVV3L ve taifesi olarak, çok uzun zamandır, ödüllendirme sistematiğine karşıyız. Bugün “edebiyat ödülleri müessesesi” tarafından sergilenen kötücül/kalitesiz/yalancı tavırların tümü haklılığımızı teyit ediyor. (Bkz: Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir?) Peki, bu tip hadiseler, haksızlıklar geçmişte yaşanmadı mı? Yaşandı. Yerden göğe kadar yaşandı hem de…  1950’lerin sonunda Sait Faik Armağanı’na ilişkin olarak süren tartışmaların bir bölümünü Mart-Nisan 1957 tarihli “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yer alan “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyada açık açık görmekteyiz.

Şimdilerde, Sait Faik Armağanı’na ilişkin çok önemli bir dosyaya daha ulaştık. Sait Faik Armağanı’nın ilk kez düzenlendiği 1955 yılında da çok büyük bir tartışma yaşanmış; Celal Hoşgör tarafından İstanbul’da yayımlanan “Sanatlar” Dergisi, Haziran-Temmuz 1955 tarihli 3. sayısında tartışmayı dikkatlice ele almış, çok önemli bir “tepki” koymuş ve dosya kapsamında Yaşar Nabi‘ye çeşitli sorular sormuş. Yaşar Nabi‘nin verdiği cevaplar ise tuhaf… Sanatlar Dergisi’nde, 1955 yılında yayımlanan tepkisel dosyanın tam metnine http://bit.ly/saitfaikarmagani1955 adresinden ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar dileriz.

Sahicilikle
Zy


 

S.H. Dergisi: Sait Faik sağ olsaydı, kendi adına kurulan bu armağanı üç yıldan beri kazananlar için ne derdi?
Ece Ayhan: Sait Faik sağ olsaydı, herhalde; “Yahu teselli mükafatı mı bu?” derdi.


Mart-Nisan 1957 tarihli “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yer alan “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyayı tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  mb.)adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

May
10
2018
--

Kurt Schwitters kimdir? “Merz” nedir?


 Kurt Schwitters kimdir?
Bkz: http://www.e-skop.com/skopbulten/
dadanin-100-yili-kurt-schwitters-merz-dada/3073


“MERZ”, Kurt Schwitters’ın Almanya-Hannover’da 1923-1932 yılları arasında çıkardığı dadacı bir dergidir. Schwitters, “MERZ” adlı dergisini ve bu bağlamda oluşturduğu tekniğini “her şeyi kullanmanın ilkesi” olarak tanımlar. Dada’nın ayrıksı isimlerinden olan Schwitters’ın dergisi Dada akımının etkisini kaybettiği bir dönemde yayımlanmaya başlamıştır.

1915’te F. Picabia’nın akıma katılmasıyla “karşıtlık” ruhu hızlanan Dada’nın, 1920’de “Uluslararası Dada Fuarı”yla zirveye ulaştığı, Winter Birahanesi rezaleti sonrası Max Ernst’ün çekip gitmesiyle, 1922 yılı dolaylarında kendi sonunu açıkladığı düşünülmektedir. 1922’de Bauhaus’ta Hans Arp ve Tristan Tzara, Dada üzerine ağıtvari bir söylev çekerler. Bu söylev sonradan MERZ’de yayımlanmıştır.

MERZ adlı derginin bazı sayıları şu adresten incelenebiliyor:
http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/merz/index.htm


Merz Konstrüksiyonu’nun 1933 yılındaki görüntüsü.

“Kurt Schwitters, o dönemlerdeki en sıkı ve etkileyici eserini 1920’de vermiştir. Evinin içini ve dışını garip malzemelerle kaplayıp adını da “Merz Konstrüksiyonu” koymuştur. “Merz” düşüncesi 1.Dünya Savaşı’nın ardından Schwitters’ın akademide öğrendiği her şeyin işlevini kaybetmesi sonucu oluşmuştur. Savaşın yıkıntı parçalarından, kayıplardan ve acılardan ortaya çıkardığı bileşkelere “MERZ” adını verir. (Merz Konstrüksiyonu, 1943’te bir İngiliz hava saldırısı sırasında yıkılmıştır.)” Zy


Kurt Schwitters,”Üç Öykü ve diğer küçük şeyler”
SUB Yayın, Şubat 2018, Çev: Deniz Kurt
Bkz: https://subyayin.com/yayin/uc-oyku-ve-diger-kucuk-seyler/


 

 

Ayrıca bkz: 491


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstücülük” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

May
09
2018
--

“Kahve Değirmeni” (Marcel Duchamp)

Marcel Duchamp’ın “Kahve Değirmeni” adlı eseri… (1911)

“(…)Kahve Değirmeni – Hareketin estetiği ile Durağan estetik bölümü tembel eylemin ve hareketsizliğin; eylemi, zamanı ve öznelliği yeniden düşünmemize nasıl imkan sağladığını anlamamıza yönelik. Duchamp’ın 1911’de resmettiği küçük ebatlı eser ‘Kahve Değirmeni’ durağan olanla hareketli olan eylemler arasındaki zamansal boyutu göstermesi açısından sanat tarihçilerin ilgisini çekmiş ve Duchamp’ı daha en başta avangartlardan ayıran bir yere konumlamıştır. Bu eserle beraber Duchamp şunu açık olarak söylemiştir: “Benim sermayem para değil zamandır.” Burada bahsettiği şey der Lazzarato, ölçülebilen ve biriktirilebilen zaman değil, aynı anda geçmiş, gelecek ve şimdiyi kuşatan üretimdir. (…)”

Aynur Kulak
Bkz: http://kitapeki.com/marcel-duchamp-ve-isin-reddi/

May
09
2018
--

27 Temmuz 2018: “Joe Satriani”


Gitar virtüözü Joe Satriani, 27 Temmuz 2018’de İstanbul’da…
Mart 2018’de yayımlanan yeni albümü “Beyond the Supernova”nın
dünya turnesi kapsamında 27 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta…


May
08
2018
--

Şiir: “Değerler Yitimi” (Zafer Yalçınpınar)


Okumak için;
http://bit.ly/degeryitim

 


Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına
http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.


May
07
2018
--

Yumruk


“Yumruk” by Rakun & Wfist
Fotoğraf: Zy



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

May
06
2018
--

Yort Savul (Ece Ayhan)

(…)
1. Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!
__En geniş zamanlı bir şiir yazacağız

2. Harbi karşılık verecek ama herkes
__Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:

3. Bir, Yeryüzünde nasıl dağılmıştır
__Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?

4. İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha
__Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?

5. Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır
__Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?

6. Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
__Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
(…)

ECE AYHAN
“Yort Savul” adlı şiirinden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
05
2018
0

“Onat Kutlar’ın Deniz’ler için yazdığı şiir”

(…)
Baba Hıdır İlyas kıssadan hisse söyledi
Darağacına tahta veren çınar bir gün anlar
Bayrağı taşıyan düşerse onu taşırlar
Son yoksul çocuğun yüzü gülünceye kadar.

Onat Kutlar

Hamiş: 6 Mayıs 2010 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde ilk kez yayımlanan bu “sıkı” şiirin tamamına ve şiiri gün ışığına çıkaran Mete Akalın’ın önyazısına http://zaferyalcinpinar.com/onatkutlardenizler.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

May
01
2018
--

Julio Cortázar’ın Ders Notları

“Cortázar’ın Berkeley Üniversitesi’nde verdiği edebiyat derslerinin notları kitaplaştırıldı. Henüz Türkçeye çevrilmeyen kitap çağdaş öykü üzerine düşünmek ve Latin Amerika edebiyatını yakından tanımak için iyi bir fırsat.”

(…) Cortázar’ın hem hayatın kendisine hem de edebiyata dair hissettiği bu güçlü şüphe, 1980 yılında Berkeley’de California Üniversitesi’nde verdiği edebiyat derslerini de şekillendirir. O dönem verdiği sekiz ders ilkin derslerin özgün dili İspanyolcada Clases de literatura (Edebiyat Dersleri) adıyla, ardından İngilizcede Literature Class adıyla derlenip kitaplaştırılır. Derslerin çoğunu Katherine Silver İngilizceye çevirmiş. (…)”

Deniz Gündoğan İbrişim‘in Oggito kapsamında hazırladığı yazının tam metnine https://oggito.com/cortazarin-ders-notlari-kitaplastirildi-04201860596 adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Julio Cortázar” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/julio-cortazar adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
30
2018
--

Kadıköy Sound of “Personal Jesus”

“Personal Jesus” by bangkok bb
Ağaç Ev-Kadıköy, Nisan 2018
izlemek/dinlemek için: http://evvel.org/pjbangkokbb.mp4


“Personal Jesus” by Acil Servis
Ağaç Ev-Kadıköy, Nisan 2018
izlemek/dinlemek için: http://evvel.org/pjacilservis.mp4


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Kadıköy” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/kadikoy adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com