Kas
16
2017
--
Kas
14
2017
--

“İstanbul Kitap Fuarı neden İstanbul’da değil?” (Orhan Gökdemir)

Orhan Gökdemir, TÜYAP Kitap Fuarı’na ve konumuna dair sıkı bir eleştiri yazısı kaleme almış… Yazının tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/yasli-bir-cahilin-fuar-anilari-217031 adresinden ulaşabilirsiniz.


Kas
14
2017
--

UPAS

 

UPAS

bana gel
ceza olarak gel
bana gel bana yakınsa
tüm zamanların sınavı bende

yaklaştıkça benimle öl
sayısız kez öldün işte
benden gidemezsin artık
gidemez kimse

Zafer Yalçınpınar
Kasım 2017


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
14
2017
--

EVV3L İlgileri İndeksi 10 Yaşında!


Efemeratik edebiyat, sıkı şiir ve araştırmacısı için 2007 yılından günümüze…
11 başlık altında yaklaşık 700 küsur maddeden oluşan “EVV3L İlgileri İndeksi”
10. yılını kutluyor! İndekse http://bit.ly/evvelindeksi adresinden ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar, bulgular ve çıkarımlar dilerim.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar


Hamiş: EVV3L ilgileri toplamda 30 başlık altında yaklaşık 3900 küsur maddeden oluşuyor… İşbu anakütleden sadece 11 başlık-700 küsur maddeyi indeksleyebilmişim.

Kas
13
2017
--

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nden YKY’na Açık Mektup (Son Güncelleme: 17 Kasım 2017)

“NHKM, Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık A. Ş. Yönetim Kurulu’na ve Nâzım Hikmet’in vârislerine hitaben bir açık mektup yayımladı. Mektupta, “Nâzım Hikmet’in Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” romanının 25 yerde sansürlü olarak yayımlanmasının sürdürüldüğü vurgulanarak, Nâzım’ın romanının uzun yıllardır sansürlenerek yayımlanmasının sürdürülmesi konusunda bir açıklama yapılması ve sürdürülmekte olan sansürcü yayıncılığa derhal son verilmesi istendi.”(12 Kasım 2017)

Mektubun tam metnini http://haber.sol.org.tr/toplum/nazim-hikmet-kultur-merkezinden-acik-mektup-216816 adresinden okuyabilirsiniz.


Güncelleme: YKY’nın 17 Kasım 2017 tarihli Kamuoyu Açıklaması aşağıdadır.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
08
2017
--

Sergi: “Sert Zeminde İdman” (Elif Yıldız)


“Sert Zeminde İdman”, Elif Yıldız
14 Kasım – 9 Aralık 2017 / ARTE SANAT
Mutlukent Mah. Hekimköy Sit. 1920. Cad. No: 59
Çayyolu / ANKARA

Bkz: http://artesanat.org/sergi-18.html



“Sert Zeminde İdman”, Elif Yıldız
14 Kasım – 9 Aralık 2017 / ARTE SANAT
Mutlukent Mah. Hekimköy Sit. 1920. Cad. No: 59
Çayyolu / ANKARA

Bkz: http://artesanat.org/sergi-18.html


Kas
07
2017
--

“Gerçekliğin uysal noterlerine karşı…” (Giovanni Papini)

(…)
Aşırı anarşik, insanlara ve dogmalara açık seçik saygısızlık besleyen bu ruh hâli geçmişe, sabit, şanlı, disipline ve düzene sokulmuş olana karşı bir tepki değildiyse neydi peki? Çılgınlığa ve absürde olan tutkum banalliğe, sıradanlığa, iyi niyete ve ortak hislere duyulan bir tiksinti değildiyse neydi? Peki ya etik kuralları, iyi terbiyeyi, popüler idolleri, bilgece metotları ve burjuva değerlerini küçümseyişim, lanet olası ve değişmez olguya, tüm ilişkilere, tüm bağlara ve tüm inançlara duyulan bıkkınlık değildiyse neydi?

Ben pozitivizme karşı, pozitivistler yalnızca gerçekliğin uysal noterleri olduklarını iddia ettikleri için savaşıyordum; idealizmle hararetleniyor ve onu, o her şeyi ruha verme ve bedensel var oluştan dahi şüphe duyma hâli tuhaflık ve paradoks koktuğu için uç noktalara taşıyordum. Şimdiye duyduğum nefret yüzünden birkaç ölü dâhiye sığınıyordum; var olana duyduğum nefret yüzünden kendimi hayallere bırakıyordum; insana duyduğum nefret yüzünden doğanın yalnızlığını ve bitkilerin sessiz dostluğunu arıyordum. O zamanlardaki favori kelimem özgürlük idi. Ondan ve bundan; şimdiden ve sonradan, buradan ve oradan özgür olmak: Her şeyden özgür olmak.
(…)

Giovanni Papini
“Bitik Adam”, Çev: Sinem Carnabuci, Monokl Yay., 2012, s. 113-114

Kas
03
2017
--

imgelemin özgürleşmesi için bir ‘Livar’ ve imzası…


2011 yılında Kadıköy Görme Engelliler Kütüphanesi için Livar‘dan imzalamışım. EVV3L’in dostlarından Gözde Eldemir, geçenlerde işbu imzalı nüshayla karşılaşmış ve imzalı sayfanın görüntüsünü bana gönderdi. O günkü ithafım ve yazdıklarım çok hoşuma gitti ve Livar’ın 10. yılı kapsamında EVV3L’in tüm dost ve takipçileriyle paylaşmak istedim… (Zy)


Hamiş: Livar’ın tam metnini pdf dosyası biçeminde- http://bit.ly/livar2007 adresinden okuyabilirsiniz. Yalçınpınar’ın tüm şiir kitaplarına ve poetika çalışmaları http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
02
2017
--

Yelken Dergisi, Sait Faik Müzesi’nde..

Yelken Dergisi‘nin 1963’te yayımlanan 79. sayısında Sait Faik’in “Bir Zamanlar” adlı şiirinin eski Türkçe bir elyazması bulunuyor. (Bu şiir, Sait Faik’in ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiir kitaplarının tüm baskılarında yer almaktadır.) 2014 yılında vefat eden Rasih Nuri İleri‘nin Sait Faik’e ilişkin çok önemli birkaç anısını da kapsayan işbu dergiyi Burgazada Sait Faik Müzesi‘ne armağan ettim. Bu paylaşıma vesile olan Gürkan Şakrak‘a ve Burgazada Sait Faik Müzesi yöneticilerine minnettarım.

Yelken Dergisi’ni ve söz konusu buluntuyu http://bit.ly/saitfaikyelken adresinden inceleyebilirsiniz.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar


Önemli Bir Not: Önümüzdeki günlerde, Sait Faik Araştırma Atölyesi kapsamında Sait Faik’in şiirlerine dair gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ile elde ettiğimiz sonuçları bütünleyen bir yazı kaleme alacağım ve paylaşacağım.


İncelemek için; http://bit.ly/saitfaikyelken


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
02
2017
--

Çeviri/Şiir: “Yazmak Hazzı” (Wislawa Szymborska)

Nereye koşuyor yazdığım ormanın içinde, şu yazdığım ceylan?
İçmek için mi şu yazdığım suyu
burnunun karbon kağıdı gibi kopyasını çıkaran?
Neden başını kaldırıyor, bir şey mi duydu?
Gerçek hayattan ödünç alınan dört ayağının üstünde
doğrulmuş, kulaklarını dikiyor arasında parmaklarımın.
Sessizlik, evet, bu sözcük bile hışırdıyor kağıdın üzerinde
ve aralıyor “orman” kelimesinden doğup çatallanan dalları.

İşte ellerinden asla kurtulamayacağı
kötü eşleştirilmiş harfler, izini süren cümleler,
beyaz sayfanın üzerinde pusuya yatmış
üzerine atılmak için yolunu gözlemekteler.

Epey nişan almış avcı bulunur bir damla mürekkepte,
bir gözlerini kapatmış beklerler, elleri tetikte
doğrultulan kalemin ucundan dökülmek için,
ceylanın etrafına mevzilenip ateş etmek isteğiyle.

Bunun hayat olmadığını unutuyorlar ama.
Başka kanunlar işler burada, beyaz üzerine kara.
Bir göz açıp kapamak yalnızca benim istediğim kadar sürer
ve sayısız kurşunun havada durup beklediği
küçük sonsuzluklara bölünebilir bu süre.
Ben olur demeden asla bir şey olmaz burada.
Tek bir yaprak bile düşmez benim isteğim dışında,
tek bir tutam ot bile ezilmez bir toynağın altında.

Kaderini benim belirlediğim bir dünya da var o zaman?
İşaretlerden zincirlerle bağladığım bir zaman da var?
Benim buyruklarımla işleyen sınırsız bir hayat da var?

İşte yazmak hazzı.
Kalıcı yapma şansı.
Ölümlü bir elin intikamı.

Wislawa Szymborska, 1967
Çeviren: Bülent Kale, newalaqasaba, Ekim 2017


Bkz: https://newalaqasaba.wordpress.com/2017/10/31/bir-siir-yazmak-hazzi-wislawa-szymborska/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları”na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
29
2017
--

“Yaşamamalarda” (Fazıl Hüsnü Dağlarca)

İlk burgaçta yok olur
Sandalların çoğu
Kırmızı çizgilerle açılır
Kapalı boş avuçlarımız

(Boşluk, s.14)


O en uzak
En iri gezegenler var ya
Belki de sıcak değildir
Bendekinden

Evrenin
Kendini döndüğü
Uzun değildir
Benim kendimi döndüğümden

(Uzun Dede, s.19)


Elimle sundum yavaş yavaş
İşitiliyordu otların içindeki özsu
Neden sonra gözlerim kamaştı?
Yanıt:
Işığın sesinde değil aradığımız
Sesin ışığında

(Karanlığa Başlamak, s.24)


Yok olmuş evlerin kapısında asılıdır ormanın yangını

Yokluğumuz aramaktadır ilk yokluğumuzu bizim

(Boş Salı, s.40)


Bütün doğa köprüdür
Ulaştırır beni sana
Ulaştırmıştır çünkü
Gökyüzünü yeryüzüne

(Köprülerimiz, s.42)


Dengesi bozulmaz güzelliğin
Daha kırmızı açılır zakkumlarımız
Karanlığı eksilir karanlığın

(Günlerden Düşen Yaprak, s.46)


Bir sürüdür yinelenen sözcükler
Ağızları açık yaradılışa
Oluşturur ilk özneleri, ilk dizeleri

Nereye gitseler
Çobanı ararlar ayakları birer bakış
Yeraltını da görürler öbür gökyüzünü de

(Aydınlatma, s.50)


Sokak lambaları bekler
Yarını değil
Dünü bekler

Kışın kıyılarda sandallar
Tersine çevrilmiş yüzüdür
Göğün

(Adı Konmamış Yaratıklarla Yüz Yüze, s.67)

 

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
“Yaşamamalarda” (Kaçaklar-3), YKY, Ekim 2017


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
28
2017
--

Gertrude Stein’ın ‘Üç Yaşam’ adlı kitabı ve ilginç bir Pablo Picasso hikâyesi…

Gertrude Stein, “Üç Yaşam”, Delidolu Kitap, Ekim 2017
Bkz: http://www.delidolu.com.tr/uc-yasam/


“Modernist edebiyatın öncü isimlerinden Gertrude Stein, hayata tutunmaya çalışan üç kadın karakterin hikâyesini, dönemin toplumsal gelişmeleriyle harmanlayarak anlatıyor. Gertrude Stein’ın, edebiyatın kilometre taşlarından biri olarak görülen ve birçok yazara ilham veren Üç Yaşam adlı kitabı, kültleşmiş bir ilk eser. Deneysel yazılarıyla, Kübizmin resimde gerçekleştirdiğini edebiyatta var etmek isteyen Stein’ın bu kitabı, yayımlandığı dönem büyük bir ilgiyle karşılandı ve olağanüstü bir gerçekçilik ürünü olarak nitelendirildi. Başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş olan Gertrude Stein, bu üç öyküyle hayata dair parçaları değil hayatı olduğu gibi ortaya koyarken, kendi yazınına dair ipuçları barındıran, benimsediği yenilikçi eğilimleri yansıtan, sanatının izini sürebileceğimiz kusursuz bir metin sunuyor.” (Tanıtım Metni’nden…)


picasso-y-el-cubismo-version-inglesa-17-728
Gertrude Stein ve Picasso’nun resmettiği Gertrude Stein portresi… (1906)

(…)
Gosol’da ortaya çıkan bir tifo salgınından kaçarak Paris’e dönen Picasso, Gertrude Stein’ın portresinin önünde çakılır ve modelini bir daha görmeye gerek duymadan silmiş olduğu başını bir çırpıda yeniden çizer.
Bir maske taslağı. Avignon’lu Kızlar’ın payandaları. Yeni bir sanatın taslakları: Kübizm.
(…)
Fleurus Sokağı, no. 27. (…)
Stein’lar orada oturuyorlar. (…)
Şöminenin önünde duran asık suratlı, iri yarı adam Braque’tır. Hoşnut değildir, çünkü şöminenin üstüne yerleştirilmiş olan resimlerden biri dumandan kararmıştır. Ve yanında bulunan Cézanne’ın iki tablosu da kararmıştır. Braque homurdanmaktadır ve kendisine bir daha tablo asma işi verildiğinde (en uzun boylu olan Braque olduğundan tabloyu o tutar ve kapıcı da çiviyi çakar) resminin başka bir yere asılmasını isteyecektir. (…)
Picasso o gün Orsel Sokağı’ndaki arkadaşıyla aynı durumdadır: öfke içindedir. Duvarlara asılmış iki tuvalini farketmiştir: görünümleri değişmiştir ve çok fazla parlamaktadır bunlar: Gertrude Stein parlatmıştır bunları. Bu kadın kesinlikle parlayan her şeyi çok sever…
Max Jacob dostuna açıklamalar yapmaya çalışır. Başaracaktır bunu: Picasso salondan ayrılmaz ama haftalarca Fleurus Sokağı’na adım atmayacaktır.
Gözleri Fernande Olivier’yi ararken bir yabancı yaklaşır ve ressamın Gosol’da bitirdiği tabloyu gösterir:
“Gertrude Stein mı?
-Evet.
-Ona benzemiyor portre…”
Picasso omuz silker:
“Hiç önemi yok: Sonunda Stein resme benzeyecektir.”
(…)

Dan Franck
“Bohemler”, Çev: İsmail Yerguz, Sel Yay., 2009, ss. 102-104


stein_050712_620px
Gertrude Stein’ın Sürücü Belgesi (1940)


Francis Picabia‘nın Gertrude Stein Portresi (1933)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
26
2017
--

Karınca Sokak’ta…


Karınca Sokak’ta… Karaköy, 2017
(Fotoğaflar: Z. Yalçınpınar)


 

 


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
25
2017
--

Şiir: “Sıra Bekleyenlerin Şarkısı” (Zafer Yalçınpınar)


Hamişler:

1/ Şiirin pdf dosyası biçemine http://bit.ly/bekleyenler adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Zafer Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve edebiyat çalışmalarına http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
25
2017
--

Felsefi Bir Anı: “Yaşamın Anlamını Dinliyorlardı.” (Âşık Veysel ile Oruç Aruoba)

Sözden Müziğe Şairler ve Bestecileri (Salı Toplantıları 2009)
Hazırlayan: Hasan Ersel, YKY, 2010, ss. 83-89


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden, “Ece Ayhan” başlıklı ilgilere ise http://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, EVV3L’in “Poetika Çalışmaları” başlığını incelemekte de fayda var:
http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari

Eki
21
2017
--

Pablo Neruda’nın Ölümü

Renato Gattuso’nun “Neruda’nın Ölümü”adlı eseri…


“1973 yılında Şili’de sosyalist Salvador Allende’nin iktidarını faşist bir darbeyle deviren diktatör Pinochet’in darbesinden 12 gün sonra ölen ve resmi ölüm şeklinin “prostat kanserinden” olduğu açıklanan dünyaca ünlü şair Pablo Neruda’nın kanser nedeniyle ölmediği uzmanlarca açıklandı. Santiago’da düzenlenen basın toplantısında konuşan uluslararası adli tip uzmanlardan oluşan heyet, incelenen kalıntılarında patojenik bir bakteriye rastlandığı ve şairin ölümüne muhtemelen bu bakterinin sebep olduğu belirtildi. Uzmanların yaptığı açıklamada, bundan sonraki süreçte söz konusu patojenik bakteriyi tanımlamaya çalışacaklarını ifade ettiler. Pablo Neruda’nın eski şoförü Manuel Araya, şairin gizli servis tarafından zehirlendiğini açıklamıştı.”

Kaynak: Gazete Manifesto, 21 Ekim 2017

Adli Tıp Uzmanları ve Basın Toplantısı’nın Görüntüsü


Eki
20
2017
--

Taylan Kara, edebiyat ödüllerinin ‘Utanmazlık Büstleri’ni ifşa ediyor…

Yıllar boyunca yaşananlara baktığımızda, Türkiye’de üleştirilen edebiyat-şiir ödüllerinin (hem düzenleyiciler hem seçiciler hem de katılımcılar için) “Utanmazlık Büstleri” olduğunu görürüz. Tekrar etmekte fayda var: “Ödüller insansızdır!” Yıllardır envanterini tutuyoruz bu insansızlığın… (Şuradan takip edebilirsiniz: http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir)

Taylan Kara, soL portal’da yer alan 20 Ekim 2017 tarihli yazısında edebiyat ödüllerinde endam eden ‘Utanmazlık Büstleri’ni bir kez daha analiz ediyor ve çok önemli bir soru soruyor: “Bir hâkim, “ben dava dosyalarını okumadan karar veriyorum” deseydi ne düşünürdünüz?” Taylan Kara’nın sunduğu eleştirinin tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/zeynep-oralin-itirafi-piyasa-edebiyati-sahtekarliklari-ve-utanmazlik-214092 adresinden ulaşabilirsiniz.



Eki
18
2017
--

Haydar Özay’ın “Gezi Resmi” CKM’de…

Taksim Gezi Parkı olaylarını anlatan “Gezi Resmi”
Kadıköy-Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM’de) sergileniyor.
Haydar Özay‘ın yaklaşık 50 metrekare büyüklüğündeki
eserini görmenizi ve incelemenizi öneriyoruz.”

Eki
17
2017
--

Duygu Gündeş’in Edebiyat Çalışmaları (Şiirler, Çeviriler, Anlatılar…)


“EVV3L’in sıkı dost ve takipçisi çevirmen Duygu Gündeş‘in 2000’li yılların başından günümüze kadar gerçekleştirdiği edebiyat çalışmalarını içeren arşiv sitesi duygugundes.info adresinde yayın hayatına başladı. Duygu Gündeş’in yazılarının yanı sıra, William Blake, Emily Dickinson, John Milton, George Eliot, Pablo Neruda, W. B. Yeats, Andrei Voznesenski gibi çağdaş şairlerden şiir çevirilerinin yer aldığı siteyi duygugundes.info adresinden incelemenizi öneriyoruz. İyi okumalar dileriz.” (Zy)



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan tüm Poetika Çalışmaları’na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
16
2017
--

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kadıköy-Kalamış Parkı’nda alternatif bir şiir buluşmasıyla yâd edildi…

Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, ölüm yıldönümü olan 15 Ekim’de Kadıköy-Kalamış parkında yer alan Dağlarca Heykeli’nin önünde alternatif bir şiir buluşmasıyla yâd edildi. Buluşma kapsamında şair Hüseyin Alemdar, Memet Zeki Gündüz, Rasim Savak, Furkan Berber ve Zafer Yalçınpınar, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın kişiliği, yaşamı ve poetikasına ilişkin kapsamlı bilgileri katılımcılarla paylaştılar: Dağlarca şiirinin Türkçe’yi korumak ve geliştirmek açısından önemi ile Dağlarca’nın onurlu tavrı, yurtseverliği ve haysiyet mücadelesi değişik anılarla/örneklerle dile getirildi.

Yaklaşık iki saat süren etkinlikte, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın vasiyetine aykırı ve hatırasına saygısızlık olarak Beşiktaş Belediyesi tarafından üç yıldır düzenlenen Dağlarca Şiir Ödülü’ndeki çelişkili, yakışıksız tavırlar, hem konuşmacılar hem de katılımcılar tarafından eleştirildi. Geçtiğimiz yıllarda bu ödülün her aşamasındaki çelişkili tutumlara dair çeşitli eleştirel edebiyat soruşturmaları ulusal basında yankılanmıştı. Tüm eleştirilere rağmen Beşiktaş Belediyesi, büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın vasiyetini çiğneyerek bu yarışmanın üçüncüsünü düzenledi.

Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşı gerçekleştirilen eleştirel edebiyat soruşturmalarının tam metinlerini aşağıdaki adreslerden okuyabilirsiniz:

2015: http://bit.ly/sorusturma
2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2017
--

Fazıl Hüsnü Dağlarca Kitap Kapakları Seçkisi

Okumak/izlemek için: http://bit.ly/daglarcakitapkapak


“Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca‘nın poetikasını saygıyla anmak ve yayımlanan şiir kitaplarının kapak tasarımları ile imgesel alan derinliğine katkılarını işaret etmek amacıyla koleksiyon öğeleri taşıyan kısa bir seçki hazırladık. Fazıl Hüsnü Dağlarca Kitap Kapakları Seçkisi’ne http://bit.ly/daglarcakitapkapak adresinden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz. İyi okumalar/izlenimler dileriz…” (Zy)



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
14
2017
--

“Neoliberal Yağmaya Karşı Özerkliği Savunmak” (Sarah Brouillette)

Bkz: http://www.e-skop.com/skopbulten/neoliberal
-yagmaya-karsi-ozerkligi-savunmak/3543


“Neoliberal ideolojinin üniversitelerde test edilip meşrulaştırılan unsurlarından biri de yaratıcılık anlayışıdır; buna göre yaratıcılık, doğuştan gelen bir “buluş yapma” kabiliyetini satılabilir eşyalara dönüştürmek üzere yetiştirilmiş esnek ve kendi kendini yöneten kişilerin vasfıdır. Yaratıcı etkinlikle ilgili bu anlayışın neticeleri yaygın şekilde kaydedilmiştir. Örneğin, üniversiteler satılabilir fikrî mallar yaratan veya ekonomik açıdan faydalı uygulamaları olan çalışmaları desteklemekle birlikte, belli bir buluşun toplumsal sonuçlarını değerlendirmeye pek hevesli değillerdir. Ayrıca, araştırmacıların ve öğrencilerin fikrî mülkiyet haklarını denetlemeye çalışır; eğitimi her şeyden önce iş hayatına hazırlık olarak görür; ve seçkin akademisyen kadrolarını ‘gerçek çalışma’larından –yani, derslere girmek ve üniversitenin idari işlerini yürütmek gibi sıradan işlerin engellediği o zorlu fikrî mülkiyet yaratımı işinden– alıkoyacak görevlerden uzak tutarlar.

Yaratıcılığın sermayeden bağımsız ifade araçlarını geliştirme ve sağlamlaştırma mücadelesi olarak tanımlanan özerkleşme, bugün üniversite kurumu için acilen ele alınması gereken bir meseledir. Acildir çünkü bizzat neoliberal ideoloji ve pratikler, estetik faaliyetle ve bu faaliyetin dayandığı saiklerle ilgili düşünce tarihini yağmalamaktadır.

(…) Yönetim kuramları işçiyi estetik çerçevesinde tahayyül ederken, verimli çalışma koşulları yaratma meselesini ele almak için de bilhassa estetiğe odaklanıyor. Şirketler nicedir çeşitli sorunlara çare olarak sanat ve kültürden medet umuyor. Prestijli sanat koleksiyonları iyi birer yatırıma dönüştü; işyerinde sanatın ve sanatçıların varlığının çalışanları memnun eden bir şirket kültürü yarattığına inanılıyor; ve estetik deneyimlerin, çalışanlara esenlik ve üretkenlik kazandırmaya yardımcı olduğu düşünülüyor. Ancak, şirket kültürü ile sanat kültürü arasındaki bağlantılar son yıllarda büsbütün sıkılaşmaya başladı. Yönetim kuramı artık çalışma deneyiminden, tıpkı sanat gibi, kâr amacı güden herhangi bir teşebbüsle bağı koparılabilecek, kendi içinde ve kendi başına iyi bir şey olarak söz ediyor.

Essex Üniversitesi bünyesinde kurulan Yönetim ve Organizasyon Sanatı grubu ve çıkardıkları Aesthesis başlıklı dergi, ayrıca bugüne [2012’ye] kadar düzenledikleri altı uluslararası konferans, yönetim ile estetiğin birbirine ne kadar yaklaştığını gösteren çarpıcı bir emare. Örneğin, gruba üye akademisyenler, bir sanat nesnesinin yapım sürecinden hareketle bir liderlik atölyesinin nasıl kurulacağını tarif ediyorlar. Bir örnekte, katılımcılar “şiir evi” tabir edilen, “görsel yorumlamaları şiirsel metinlerle birleştirip temsil eden, yaratıcısı için özel anlama sahip üçboyutlu nesneler” inşa ediyorlar. Fikir şu: Şiir evleri, “liderlikle ilgili bireysel ve kurumsal deneyimlere dair görsel bir anlatı” sunabilir ve böylece insanların lider olmanın ne demek olduğu üzerine düşünmelerini, çalışanların yaratıcılığının önünü açmak için neler yapılabileceği konusunda kendi fikirlerini geliştirmelerini sağlayabilir. Buna benzer pek çok örnekte, estetik karşılaşmalar hem kendi içinde ve kendi başına amaç, hem de yenilikçi ürün veya sistemlere ulaşmaları gereken işçileri etkili biçimde yönetme aracıdır.
(…)

Estetik özerklik idealinin sürekli bir mücadele alanı olduğunu kabul etmek bugün bilhassa şart, zira kapitalist piyasanın dayatmalarından kurtulmuş bir kültür dünyasına duyulan inanç, yaratıcılığa ve onun politik/ekonomik faydalarına ilişkin yeni dille iç içe geçmiş durumda. Sanatçının bürokratik yönetime ve başka nizamlaştırma biçimlerine karşı koyma yeteneği –o pek yüceltilen yetenek– artık sadece sanatçıya özgü değil. Sanatçılar işe yarar birer model işlevi görüyorsa, bunun sebebi istikrarsız emeğin yeni buluşlara götürmesi değil, sanatçıların da –tıpkı diğer pek çok işçi gibi– kendilerini, sanatın “yadsıma, altüst etme ve antagonizma” mirasını bile tam tersi amaçlar için kullanmaya kadir bir araçsallıkla karşı karşıya olan güvencesiz bir işgücünün parçası olarak görmeleridir. Estetik özerklik ideali işte tam da bu noktada, miadı dolmuş modernizmin bir kalıntısı değil, Nicholas Brown’ın öne sürdüğü gibi bütün kültür üreticileri açısından hayati bir mesele olarak karşımıza çıkıyor: piyasa-karşıtı hamlenin de pazarlanabilir olduğunun, sanatın bizzat karşı çıktığı şeye hizmet edebileceğinin kabul edilmesiyle. Başka deyişle, tam da insanların ve faaliyetlerinin salt faydaya indirgendiği bir zamanda “estetiğin yararsızlığı”nda ısrar etmek, Imre Szeman’ın deyişiyle “her türlü bilme ve toplumsal etkileşim tarzının gaddar faydacılığına karşı Kantçı bir sav öne sürmek” elzem hale geliyor.

Özerk estetik eylem ve deneyimin oluşturduğu çelişkili ideali diriltmek üniversite için de önemli. Mesele sınırsız bir serbest araştırma alanını savunmak değil, kurumlar oluşturmak gibi zorlu bir işe soyunmak üzere zayıf öznellik konumunu terk etmek. Edu-factory Kolektifi, Bilgi Kurtuluş Cephesi (KLF-Knowledge Liberation Front), Göçebe Üniversite (Universidad Nomada) gibi gruplar bu zor işe talip oldular. Özerklik ısrarı burada her türlü anlamın ve değerin mevkii olarak bireyi öne çıkarmak değil. Tam tersi. Özerkleşme temelde toplumsal bir süreçtir. Bilinmeye ve yapılmaya değer şeyleri belirleyen neoliberal piyasanın sınırlarını gözler önüne serecek yaratıcı ve bilimsel faaliyete has araştırma tarzlarının, yaşam biçimlerinin ve örgütlenme yollarının gerekliliğini savunmaktır özerkleşme.”

Sarah BROUILETTE
“Academic Labor, the Aesthetics of Management,
and the Promise of Autonomous Work” başlıklı makalesinden seçki…
Çeviren: Derya Yılmaz, E-Skop, Ekim 2017


Ayrıca bkz: Neoliberalizm’in Kötü Yolu

Eki
14
2017
--

‘Dağlarca’nın Haysiyeti’ bizim meşru direnişimizdir! (Zafer Yalçınpınar)

2000’li yılların başına kadar edebiyat-şiir ödülleri mütevazı ve gösterişsiz birliktelikler olarak düşünülüyordu. Yazar ve şairler birincil olarak ‘ödül kazanmayı’ düşünmez, varoluşunu, şiirini ya da edebiyatını ‘ödül kazanmak’ üzerinden biçimlendirmezdi. Şair ve yazar için ‘ödül kazanmak’ olsa olsa nahif bir teyitti.  Bu çeşit bir nahif varoluş nedeniyle de ödüller Türkiye’deki edebiyat geleneğinde belli bir oranda saygın, düzgün veya geçerli bir konumlandırmaya sahipti. Ancak, 2003-2006 döneminde, edebiyat-şiir ödüllerinin organizasyonu bir tür masonik yapının eline devredildi. Sorosçu ve ‘sinsi’ bir adamın ‘örgütlemesi’yle hareket eden oligarşi, 2006 itibariyle ortaya çıkıp “Bundan sonra Türkiye’de edebiyat-şiir konularında ödül dağıtma işi bizden sorulur!” demeye başladı. Bir tür çeteleşme yaşandı ve liyakat esaslı olması gereken ödüller, birdenbire çıkar esaslı işleyen, ticari karşılığı olan ve statü dağıtmaya yarayan bir ‘sistematiğe’ bağlandı.

2015’e geldiğimizde, bir mırıldanma başladı: Çoğu insan Türkiye’de edebiyat ve şiir ödüllerinin ne kadar hakkaniyetsiz, ne kadar liyakatsiz ve sonuçta da ne kadar ‘anlamsız’ olduğunun farkına vardı. Sayılar ortadaydı artık! Günümüzde, işbu kifayetsiz muhterisler, utanmadan, sıkılmadan, tüm şaibelerde vites artırıp, yalan sarmallarına dolanıp, her türlü ahlaki ve ideolojik duruşu yok sayıp -tıpkı siyasal iktidarın diğer sahipleri gibi- bir yol izlemeye karar verdiler: “Hesap vermemek için hesabı büyütmek!” Günümüzdeki durum, maalesef, bundan ibarettir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk Şiiri’nin en büyük isimlerinden biridir: Poetikası vatan, ulus, özgürlük, bayrak ve emek kavramlarının yurtseverlik bileşkesinde buluşan evrensel imgesinin devamıdır, belirleyicisidir ve belki de geleceğidir. Yurtsever ve sosyalist düşünceyi birbirini tamamlayan -ayrılmaz- bileşenler olarak gören Louis Aragon, “Parti’m Fransa’nın renklerini verdi bana” diyerek ulusal bayrağı sahiplenmekle nazizme karşı nasıl bir Fransız direniş ruhu oluşturduysa bir benzerini Fazıl Hüsnü Dağlarca savunmuştur.

Yurtseverlik ve sosyalizm, Seçici Kurul sözcüsü Ataol Behramoğlu’nun poetikasında birbirini öteleyen kavramlar olarak tanımlanıyor. Bu aşamada tartışma, ödül hattının çok ötesinde bütün maddi ve manevi değerlerin satıh olarak savunmasına dönüşmüştür. “Dağlarca’nın Haysiyeti” bizim meşru direnişimizdir. Dağlarca’nın kuşatılmasına karşı ölene kadar direneceğim. Ben öldükten sonra da “Dağlarca’nın Haysiyeti”ni dostlarım ve haysiyetli okurlar üstlenip direnecektir. Bunu herkes böylece bilsin.

Zafer Yalçınpınar
15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi


Önemli Not: 8-15 Ağustos 2016 tarihleri arasında Aydınlık Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfalarında yayımlanan ‘2. Dağlarca Şiir Ödülü’ soruşturmasının tam metnine http://bit.ly/daglarcasorusturma2 adresinden pdf dosyası biçeminde ulaşabilirsiniz. 2015‘te (Dağlarca Şiir Ödülü’nün ilk yılında) Üvercinka Dergisi çevresince gerçekleştirilen diğer eleştirel soruşturma da http://bit.ly/sorusturma adresinden okunabilir.


daglarcadirenisimizdir

15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com