Ağu
06
2018
--

“Rüzgâr” veya “Rüzgâr Defteri” kaç yaşında? 5,4,3..?

Rüzgâr Defteri‘nin Bozcaada’da kaleme alınmasının üzerinden 5 yıl, e-kitap olarak yayımlanmasının üzerinden 4 yıl, matbuat nüshası olarak yayımlanmasının üzerinden de 3 yıl geçmiş… Rüzgâr Defteri’nin içerdiği anlam-arayış, bir yazar-şair olarak savunduğum(veya koruduğum) imgesel alan derinliğini en iyi işaret eden örneklerden biridir. Bunca ‘tuhaf zamanlar’ sonrasında okuyucuyla defterin tekrardan buluşmasını (veya defterin okuyucuyla paylaşılmasını) istemek, dahası, bu paylaşımı gerçekleştirmek hakkımdır, sanıyorum… Sonuçta, Rüzgâr Defteri’nin tam metnini http://bit.ly/ruzgardefteri2014 adresinden okuyabilirsiniz.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar


Önemli Bir Hamiş: Rüzgâr Defteri, Ağustos 2018’de -gene Bozcaada’da- “Bağ Defteri” olarak yazılmaya/örülmeye devam edecek… (14 Ağustos’ta Bozcaada’yız!) Rüzgâr Defteri’ndeki alegoriye dair –Uğur Yanıkel‘le birlikte- sıkı bir söyleşi de gerçekleştirmiştik ve söz konusu söyleşi çeşitli platformlarda yaygınlaşmıştı; “Rüzgârı Şiirlemek” başlıklı söyleşinin tam metnini de http://bit.ly/ruzgarisiirlemek adresinden okuyabilirsiniz. (Gerçi, her zaman yaptığınız gibi “okumayarak” işbu önemli söyleşiyi yok saysanız da, olur… Sıkıntı yok!)


Standart Hamiş:

Zafer Yalçınpınar’ın tüm eserlerine ve edebi çalışmalarına http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz. EVV3L kapsamında yayımlanan “Rüzgâr Defteri” başlıklı ilgilerin tümünü http://evvel.org/ilgi/ruzgar-defteri adresinden okuyabilirsiniz.

Tem
28
2018
--

Yunanistan’daki yangın faciasında Theo Angelopulos’un evi ve arşivi de yandı!


“Yunanistan’da yüze yakın kişinin ölümüne neden olan yangın faciasında yanan evlerden birinin de 2012’de yaşamını yitiren Yunan yönetmen Theo Angelopulos’un evi olduğu ortaya çıktı. Evle birlikte Angelopulos’tan geriye ne kaldıysa yandı. Yönetmenin eşi Fivi İkonomopulu-Angelopulu eşinden kalan tüm belgelerin, kitapların ve gün ışığına çıkmamış tüm entelektüel üretiminin evle birlikte yandığını söyledi.” (soL Haber Portalı)

Bkz: http://haber.sol.org.tr/dunya/angelopulosun-evi-ve-ondan-kalan-tum-belgeler-yandi-243803



Theo Angelopulos’un yanan evinden görüntüler…


Tem
25
2018
--

Yavaştan başlıyoruz: UPAS, neşriyat!


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla UPAS neşriyatı oluşturduk! Sözün özü şu: Dijital yayıncılık alanındaki serüvenimize başlıyoruz. Detaylar için upas.evvel.org adresini ziyaret edebilir, şiirsel materyallerinizi ve kitap dosyalarınızı upasnesriyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

İlk kitaplarımız ile UPAS~zine‘in ilk sayısı, Eylül 2018‘de (pdf dokümanı biçeminde) yayımlanacak. Bakalım neler olacak! Tüm gelişmeleri instagram hesabımızdan (@upasyayin) takip edebilirsiniz.

Son olarak, şunu unutmayın; “ŞİİR, herkesi sevmek zorunda değildir!”

Görüşmek üzere…

Zafer Yalçınpınar
7/7/2018


Tem
25
2018
--

“Eski Oda” by “AFRODEO”

“Sessizliğin dilbilgisinden
imgelemin özgürleşmesine
incelen bir viraj, gam…” (Zy)


Afrodeo’nun “Eski Oda”sı yayımlandı… Dinlemek için;
https://robonimarecords.bandcamp.com/album/eski-oda

Tem
22
2018
--

İskender Savaşır’ın ardından…

17 Haziran 2018’de vefat eden İskender Savaşır için 18 Haziran 2018 tarihinde Açık Radyo/Açık Dergi programı kapsamında gerçekleştirilen özel yayına http://acikradyo.com.tr/podcast/208251 adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
21
2018
--

William Butler Yeats’in çalınan mektupları bulundu…

“William Butler Yeats’in 70’li yıllarda çalınan mektupları Princeton Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulundu. Durumu fark eden, yıllarını Keats’in metinleri üzerinde çalışmaya veren akademisyen John Kelly oldu.

İrlanda’nın -ve belki de edebiyat tarihinin- en önemli şairlerinden Yeats’in mektupları, yakın zamanda, kahverengi bir paketin içinde, anonim bir şekilde kütüphaneye yollandı.

Paketin içindeki, daha önce yayımlanmamış 17 adet mektup, 1908-1910 yılları arasında kaleme alınmış. Bu dönem, usta şairin yaşamı hakkında pek çok soru işaretinin olduğu bir zaman periyoduna denk geliyor. Mektuplar, Yeats’in o zamanki yayıncısı Arthur Bullen’a yazılmış.”

Kaynak: http://www.sabitfikir.com/haber/yeatsin-calinan-mektuplari-kutuphaneye-paketle-yollandi

Tem
12
2018
0

Gördüm, gördüm, gördüm: “Gerçeklikte gemiler terketmektedir fareleri.” (Ece Ayhan)

eceanma2


12 Temmuz 2002’de vefat eden sıkı şair
Ece Ayhan’ı saygıyla anıyoruz…


“Beni kafakola alamıyorlar. Şu anda bile -ki 60 yaşındayım- kafakola alamıyorlar.
Bir beklentim yok. Bir şey istemiyorum. Ev istemiyorum, rüşvet istemiyorum,
para istemiyorum, ödül istemiyorum.” Ece Ayhan


EVV3L’in Ece Ayhan İlgileri İndeksi (2007-2017)
http://bit.ly/eceindeks


Ece Ayhan Web Sitesi:
http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html


Zafer Yalçınpınar’ın İnceleme Yazıları

1/ Ece Ayhan Hakkında Bilinmeyenler (2016)
Okumak için: http://bit.ly/eceayhanbilinmeyenler

2/ Ece Ayhan’ın İktidar Karşıtlığı (2017)
Okumak için: http://bit.ly/eceayhaniktidarkarsitligi

3/ Ece Ayhan Çağlar Adası (2012)
Okumak için: http://bit.ly/eceayhanadasi


Tem
05
2018
--

“Abidin Dino’dan Fikret Mualla’ya bir vefa kitabı” (Şule Tüzül)

Şule Tüzül‘ün kitaba ilişkin olarak “Edebiyat Haber” adlı web sitesi kapsamında kaleme aldığı inceleme yazısını http://www.edebiyathaber.net/abidin-dinodan-fikret-muallaya-bir-vefa-kitabi-sule-tuzul/ adresinden okuyabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Abidin Dino” başlıklı ilgileri tümüne http://evvel.org/ilgi/abidin-dino adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Tem
05
2018
--

Lefter Küçükandonyadis… hep seni seveceğiz….


Bkz: http://evvel.org/?s=lefter


Lefter Küçükandonyadis kimdir?

“İstanbul Büyükada’da 25 Aralık 1925 tarihinde doğan Lefter Küçükandonyadis, 2 yıl Taksimspor forması giydikten sonra 1947’de Fenerbahçe’ye transfer oldu. 1951-1952 sezonunda İtalya’nın Fiorentina ve 1952-1953 sezonunda Fransa’nın Nice takımlarında oynayan Lefter Küçükandonyadis, 1964 yılına kadar Sarı-Lacivertli forma altında 615 maçta 423 gol attı. İstanbul Ligi’nde 1953-1954 sezonunda gol krallığına ulaştı.

Futboldaki ustalığından ötürü ‘Ordinaryüs’ lakabıyla anılan Lefter Küçükandonyadis, kariyeri boyunca 832 gol atarak rekor kırdı ve üstün golcülüğü dolayısıyla, “Ver Lefter`e, yazsın deftere” sloganı ile Türk futbol tarihinin unutulmazları arasına girdi.

Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 50. milli maçını oynaması nedeniyle “Altın Şeref Madalyası” ile ödüllendirilen ilk futbolcu olarak tarihe geçen Lefter Küçükandonyadis, 46 kez A, 1 kez B, 3 kez 21 yaş altı olmak üzere toplam 50 kez milli formayı giydi. A Milli Takım’da 21 golle en çok gol atan oyuncu unvanını uzun yıllar elinde tuttu, 9 kez de Milli Takım kaptanlığını yaptı. 1954 FIFA Dünya Kupası’nda forma giyen efsane oyuncu, turnuvada 2 de gol attı.

Lefter Küçükandonyadis, 1964 yılında Fenerbahçe formasıyla jübile yaptıktan sonra Yunanistan’ın AEK Egaleo ile Güney Afrika’nın Johannesburg takımlarında antrenör futbolcu olarak görev aldı. Daha sonra ise Samsunspor, Boluspor, Orduspor ve Mersin İdman Yurdu takımlarında teknik direktör olarak çalıştı. Uzun yıllar spor yazarlığı yapan ve 3 Mayıs 2009`da Kadıköy`de Kuşdili Parkı’na heykeli dikilen Lefter Küçükandonyadis, 13 Ocak 2012 tarihinde aramızdan ayrıldı.”



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
26
2018
--

Karga Mecmua’nın yeni yayın süreci…

Körler Ülkesi Kadıköy’de, KargaBAR ve KargART ekseninde; 2007 yılında yayın hayatına başlayan Karga Mecmua Haziran 2018 tarihli 127. sayısıyla birlikte yeni bir yayıncılık sürecine yöneliyor; dönüşüyor. Tayfun Polat‘ın 127. sayıda kaleme aldığı “O zaman, görüşürüz…” başlıklı yazı, yeni sürecin ve dönüşümün özelliklerini anlatıyor…

Tayfun Polat’ın yazısını okumak için tıklayınız…

Karga Mecmua’nın 11 yıldır sürdürdüğü yayın serüvenine, ağırlıklı olarak 2007-2013 yılları arasında yayımlanmış 25 betikle (bkz: http://bit.ly/kargaca) katılmaktan onur duyduğumu ifade etmeliyim. Bu süreçte Tayfun Polat ile Utkan Çınar‘a -sahici/sıkı insan oldukları için- ne kadar teşekkür etsem azdır: Beni, metinlerimi, şiirlerimi ve evvel.org‘u hiçbir zaman, hiçbir sıkıntıda yalnız bırakmadılar… Her daim sağolsunlar, varolsunlar.

Yeni süreçte, dönüşümde tüm taifeye başarılar diliyorum.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar

Haz
25
2018
--

“25 Haziran Türkiyesi’nde umudu kaybetmemek…” (Güven Gürkan Öztan)

“24 Haziran seçimleri hem 16 Nisan referandumuyla kurulmak istenen tek adam rejiminin kurumsallaşması hem de ona direncin kendini test etmesi açısından kritik bir dönemeç olarak şimdiden tarihe geçti. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İktidarın güç odaklarıyla kurduğu ilişkinin biçimi değişecek, onunla mücadele etme yöntemleri de dönüşecek. Çok daha çetin bir döneme girilecek. (…)”

Güven Gürkan Öztan‘ın makalesinin tam metnini https://www.birgun.net/haber-detay/25-haziran-turkiyesi-nde-umudu-kaybetmemek-220721.html adresinden okuyabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Haz
22
2018
--
Haz
14
2018
--

İmgelemin gücünü vurgulayan sıkı bir sergi; “SANDIĞIN 3 GÖZÜ”


“Çalışmalarına gerek sokaklardan gerekse galeri sergilerinden aşina olduğumuz sokak sanatçılarından Adekan, Ares ve Cins, “Sandığın 3 Gözü” adlı sergi ile Kasa Galeri’de güçlerini birleştiriyor. ”

Burcu Ezer‘in “ArtfulLiving” adlı web sitesi kapsamında Ares, Adekan ve Cins’le gerçekleştirdiği sıkı söyleşi ile sergiden görüntülere http://www.artfulliving.com.tr/sanat/sokagin-asi-ruhu-galeriye-tasiyor-i-15688 adresinden ulaşabilirsiniz.



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
13
2018
--

Yakın(ın)da: “UPAS”

Hazırlanın… UPAS size geliyor!

http://upas.evvel.org


ŞİİR, herkesi sevmek zorunda değildir!
UPAS, “yeni bir özgür-şiirsel neşriyat” fikridir.
UPAS, “poetikaya öncelik veren özgür bir yayınevi” hazırlığıdır.
UPAS, ‘imgelemin özgürleşmesi’ni amaçlayan bir poetika hamlesidir!


upasnesriyat@gmail.com


 

Haz
12
2018
0

E V V E L, 15 yaşında!

65548_439767729436222_1190308438_n

E V V E L’in geçmişi! hakkında çeşitli bilgiler:

2003 yılında, Kadıköy’de… “Sonrasızlık” olarak sokaklara çıkıp Ağustos 2009 itibariyle adını “EVVEL” olarak  değiştirdiğim ve şu an okumakta, takip etmekte bulunduğunuz bu büyük betiği (aksak kolajı) yayımlamaya/oluşturmaya başlamamın üzerinden tam 15 yıl geçmiş…

Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi günlerinin ardı sıra Sonrasızlık Fanzin’i, Puşt Ahali Edebiyat Platformu’nu, Puşt Ahali Tarifesi’ni (P.A.T!’ı), 491’i, poetik bildirileri, Taş Uçak’ı, görsel işleri, değinileri, duyuruları, anlatıları, şiirleri, dizeleri, ifşaatları, lobutları, buluntuları, efemeraları, Ece Ayhan, İlhan Berk, Kuzgun Acar, Kerim Çaplı, Yavuz Çetin,  Sait Faik, Oruç Aruoba, Bedri Rahmi, Abidin Dino, Nâzım Hikmet gibi hususi ilgileri,  alıntıları, etkinlikleri, tartışmaları, incelemeleri, kitapları, Kadıköy’ü, söyleşileri, izlenimleri, deneyimleri, sahafları, e-kitapları, dergileri, sokak sanatını, dilbilimi, paylaşımları, mücadeleleri ve tüm bunların etrafında yer alan insanları (ve aksine insan olamayanları, o muhterisleri) kısacası her şeyi -ama her şeyi- aklıma getirdiğimde söz konusu 15 yıl bana 150 yıl gibi geliyor…

Bu kalabalık beni yoruyor ama mutsuz etmiyor. Aksine umut veriyor, zinde tutuyor… Ve bu yükün insanı insan eden akkor sahiciliğini yaşamım boyunca taşımaya, çoğaltmaya devam edeceğim.

Sonuçta, ölene kadar yazmaya kararlıyım, ama bunu kimseye önermiyorum. (Zy)


“EVVEL.ORG” ŞiARLARI

1/ evvel.org,  bir efemeratik edebiyat, kültür, sanat ve koleksiyon arşividir. Yaşamsal ilgileri doğrultusunda kapsamlı ve heveskârdır.

2/ evvel.org içeriği ve taifesi, “açık kaynak” ile “özgür neşriyat” kavramlarını ve uzgörüsünü benimsemiştir. Bununla birlikte, binlerce yıldır süre gelen yayın ahlâkına da saygılıdır.

3/ evvel.org ve taifesi,  edebiyat-sanat oligarşisi ile bu oligarşinin yarattığı “Yeni Sinsiyet” tipolojisine, ödüllendirme sistematiğinin tüm bileşenlerine, yayıncılık istismarlarına ve retorik arsızlıklarına karşıdır.

4/ evvel.org’un poetika çalışmaları “imgelemin özgürleşmesi” kavramının alan derinliğinde yürür.

5/ evvel.org ve taifesi, her devr-i daim, hakikat yolundaki kalb ve vicdan arayışına inanır. Haklılığın inadını (hak dirayetini) kendine mihenk edinmiştir. Kapsama alanındaki hiçbir gaddarlığa sessiz kalmamayı kendine şiar edinmiştir.

6/ evvel.org taifesi, “eşya değildir ve insan olmaya çalışır.”

evvel.org
17 Ocak 2014


EVVEL ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

Emin Karabal: Öncelikle Evvel Fanzin kendini ilk bakışta nasıl tanımlar? Bir şeylerin platformu mudur; öyleyse “neyin” veya “kimin” platformudur? Evvel Fanzin’in eklem noktaları nelerdir?

Zafer Yalçınpınar: “Bakış” dedin ya, aslında çok güzel bir yerden yaklaştın… Evvel’i, geçmişin sıkı değerlerine yani geleceğe uzanan, uzanmakta olan değerlere doğru yaşamsal bir bakış olarak tasavvur etmek gerekiyor. Bu bakışı bir “anlamlandırıcı”, “sezinleyici” ya da “değerleyici” olarak ifade edebiliriz. Evvel’in bakışı ve süzülümü boşluğu rahatsız ediyor. Paul Valéry’nin çok sevdiğim bir dizesi vardır; “Boşluk, bakışlarımın biçimini taşıyor.” (Sessizlik…) Neyse… Sorduğun soruya fazlaca mistik yaklaştığımı fark ettim. Sonuçta Evvel -birincil olarak- edebiyat, yazar, şiir, şair ve sanat efemeraları ile belgelerini derleyerek insanlarla paylaşan, insanların edebiyat-sanat buluntularına erişebilecekleri bir platformdur. Kısacası Evvel, bazı konuların ve insanların “fan”ıdır. Edebiyat ile şiir konusunda son derece ilkeli, derli toplu, kendine güvenen, yerinde ağır ve poetik bir mekândır. Farklı sanat disiplinlerinde kendilerini kanıtlamış, ancak yaşantılarına bakıldığında içsel açıdan kardeş olan Ece Ayhan, Kerim Çaplı ve Kuzgun Acar ilk aklıma gelen isimler… Sait Faik, Bilge Karasu, Oruç Aruoba, İlhan Berk de Evvel’in önem verdiği isimler arasında… Bu insanlara ait her türlü efemerayı, şiiri, buluntuyu, dergilerde kalmış yazıları, kaynakları paylaşıyoruz. Evvel’e “fanzin” dememiz de bu noktadan kaynaklanıyor. Bununla birlikte, Evvel’in özellikle ilgilendiği birçok konu başlığı da var; dilbilim felsefesi, caz, sokak sanatı, fanzinler, bağımsız sinema, sahaflar, imzalı kitaplar, özgür neşriyatlar, adalar kültürü ve Marmara(Mermer) Adası, İstanbul-Kadıköy Kültürü, Fenerbahçe Spor Kulübü tarihi, koleksiyonerlik kültürü, eski ve yeni edebiyat dergileri, edebiyat ve sanat oligarşisine karşı verilen mücadeleler, ikinci yeni şiir akımı… Peki, tüm bu konular ve ilgiler kimin için… Duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmayan, eşyadan çok insana benzeyen herkes için.

E. K.: “Evvel”, “Sonrasızlık” ve “P.A.T.”, daha da geriye gidersek “Kuzey Yıldızı” ile nasıl bir ilişki içinde? Bu dönüşüm süreçlerine, en çok da Evvel dönüşümüne etkeyenler nelerdir?

Z.Y.: Bu oluşumların ortak yanı şiir ve hakikat arayışıdır. Bu yolda çaba göstermek, inanç ve inattır. Kafamda sürekli çınlayan iki imge var. İlki kimin dizeleriydi şimdi hatırlamıyorum; “yıldızlara yakın olmak isteyenler, kasabalarını uçurumlara kurarlar.” İkincisi ise Nâzım Hikmet’in  dizelerinden… Demin de atıfta bulundum; “duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmamak / eşyadan çok insana benzemek”. Bu iki imgelem ve duruş çok önemli… Bu duruş bir evrilme gerektiriyorsa, Evvel de evrilir.

E.K.: Evvel sadece internet tabanlı bir yapıya mı sahip yoksa bir baskı uzantısı var mı?

Z.Y.: Evvel, bilinçli olarak interneti kendine medya olarak seçmiştir. Edebiyat, şiir araştırmaları, arama, atıf, takip imkânları, arşivleme, tasarım ve maliyet avantajları, söylem-bağlam analizi kolaylığı, pdf paylaşımı ve özgür neşriyat düşüncesi, tenkit-cevap hızı açısından ve tüm editöryal enstrümanlarıyla internet çok verimli ve kuvvetli bir zemindir. Ben internet yayıncılığı için yaftalanan olumsuz düşüncelere katılmıyorum. İnternet yayıncılığının olumlu gelişmelere vesile olacağını düşünüyorum. Bakın, internette yazılanlar Marsça yazılmıyor! Yazanlar da Marslı değil! Tıpkı diğer medyalarda, matbu dergilerde olduğu gibi internette de kötü yazarlar, kötü eleştirmenler, üleştirmenler, kötü şiirler, cukkacılar, statükocular, sahici olmayan şairler filan var. Ama bunun tersi de yani iyileri ve sıkı olanları da var. Ve bence Evvel gibi platformlar arttıkça sahici edebiyat ve sıkı şiir, imgelemin özgürleşmesi adına çok önemli birer mihenk taşı haline gelecektir.

E.K.: Evvel’in deyimiyle “Aksak Kolaj”ı iskeletlendiren, tam dağınık bir cisim bırakmayan öğeler tam olarak nitelendirilebilir mi? Blog üzerinden yayın yapan Evvel’in biçimini bu “Aksak”lık mı oluşturuyor?

Z.Y.: Bu biçimi ve türevlerini benimsedim, göze aldım. Tıpkı müzikte, caz davulcularında ve caz cümlelerinde olduğu gibi… “Anlam”ın coşkusuzluğunu böylesi bir biçimle ve “aksak”lıkla azaltabilirsiniz ancak… Post-endüstriyel dönemin en önemli karakteristiğidir bu fragmante biçim… Evvel’de yer alan kılavuzda söz konusu fragmante yapının gerekçelerini uzun uzun yazdım, oradan okunabilir. Fakat şunu da ilave edeyim hemen; Evvel’in karakterini “standartlaşma, azamileşme, senkronizasyon, uzmanlaşma, yoğunlaşma ve merkezileşme” gibi endüstriyel aksiyonlardan kaçınması hatta bunlara karşı durması belirliyor… Belirleyecek de.

E.K.: Eski platformlardan bu yana gelen okuyucuları dışarıda bırakırsak Evvel, yeni okuyucuyu nasıl görüyor, kendisini nasıl göstermek istiyor? Önceki soruda sorduğum öğelerle yeni okuyucunun geneliyle arasında bir ilişki kurmak mümkün mü?

Z.Y.: Evvel, okuyucusunu ciddiye alan, önemseyen özenli bir platformdur. Okuyucusu da Evvel’i ciddiye alır, önemser, Evvel’e özen gösterir… (Sessizlik…) Tekrar edeyim; Evvel’in takipçileri ile destekçileri “kültür endüstrileri” karşıtı bir mizaçla sahici edebiyatı ve şiiri arayacak,  yeni sinsiyet tipolojisine ve kifayetsiz muhterislere karşı duracak, bazı değerleri “gözleri gibi” koruyacak özenli ve sahici insanlar olacaktır.

E.K.: Evvel’in statik olmaktan çok, eleştirileri ve bildirileriyle yeni bir arayış içinde olduğunu varsayıyoruz… Evvel, kendisinin ileride el vereceği teşkilin nasıl olduğunu sezinleyebiliyor mu?

Z.Y.: Evvel ve çevresi -senin de  ifade ettiğin gibi- durağan ya da etrafı çitlerle çevrilmiş bir oluşum değil. Evvel, kendini sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışan, imgelemin özgürleşmesi için mücadele eden, korkusuz, ilgilendiği konulara ya da insanlara karşı sorumluluğunun ve yükünün bilincinde olan, yayımladığı poetik bildirilerde ve tenkitlerde hakikati arayan, mutat zevatların muhteris tipolojisi ile yeni sinsiyet’in retorik arsızlığına karşı olan, en önemlisi de sahici edebiyatın, sıkı şiirin, poetikanın ve sanatın haysiyetine -o “kalb ve vicdan” boyutuna- yerden göğe kadar inanan bir platformdur. Gelecekte de bu değerlerini, özelliklerini ve ilkelerini koruyacaktır. Söz konusu ilkeler kimde, nasıl tezahür olur, orasını bilemem. Kimse de bilemez. Ama tahminim, gene, yani gelecekte de “eşyadan çok insan olanların, insana benzeyenlerin” Evvel’i takip edeceğidir.

29 Temmuz 2011


 

Mantıklı olanı yapıp indeksleri birleştirdik
ve bütünleşik Evvel Fanzin İndeksi‘ne ulaştık:

http://bit.ly/evvelindeksi

Evvel Fanzin’in takipçilerinden bazıları, zaman zaman, Evvel Fanzin’in odaklarındaki (ilgilerindeki) içeriğe erişmekte -aradığını bulmakta- zorlandıklarını ifade ediyorlar… Haklılar da. 2006′dan bu yana Özellikle “Ece Ayhan”, “İlhan Berk”, “Nâzım Hikmet”, “Sait Faik”,  “Kuzgun Acar”, “Oruç Aruoba”, “Ludwig Wittgenstein” gibi bazı evvel fanzin ilgilerinde birçok paylaşım gerçekleştirdik: Evvel Fanzin, bazı ilgilerde/konularda internetteki -ve hatta bazı açılardan matbu/basılı platformları da geçercesine- en birikimli ve kalabalık edebiyat/sanat/felsefe efemerası arşivi haline dönüştü. Bu nedenle Evvel Fanzin kapsamındaki ilgilerin indekslerini oluşturmak efemera meraklıları ve edebiyat/sanat/felsefe araştırıcılarına büyük bir kolaylık olacak…

E V V E L fanzin ilgileri kapsamında yayımlanan “Ece Ayhan”, “İlhan Berk”, “Kuzgun Acar”, “Sait Faik”, “Nâzım Hikmet”, “Oruç Aruoba”, “Ludwig Wittgenstein”, “Bedri Rahmi”, “Abidin Dino”, “Oktay Rifat” başlıklarındaki paylaşımların (ilgilerin, efemeraların, buluntuların, haberlerin ve diğer gayretlerin) indeksine http://bit.ly/evvelindeksi adresinden ulaşabilirsiniz.


Untitled-1

E V V E L ‘in issuu alanında yer alan neşriyatların
bağlantı adreslerini ve indeksini (pdf) indirmek için:
http://evvel.org/issuuindeksi.pdf


“Aksak Kolaj Nedir, Niyedir?”
ya da
“Tarihçe”

Çünkü,

bu kadar retoriğe ve kozmopolit yaşama karşın çelişkisiz bir bütün olmak çok zor artık. Bunu kabul etmeliyiz. Günümüz metinlerinde dizge, kurgu ve kronoloji yavaş yavaş değerini, işlerliğini yitiriyor. En başta bunu hissettim. Sonra da kendimi şurada buldum;  “çağrışımlar” ve “yan anlamlar”la ilerleyen, anlatmak yerine sezdirmeyi yeğleyen, “öncesi” ile “sonrası” yitmeye yüz tutmuş, nedensellik, planlama ve mühendislik güdüsü  azaltılmış -hatta yok edilmiş- bir şeyler (betik) oluşturulmalı… Ancak tümüyle de saçmacılık oynayamayız; yani “aksak” da olsa üç aşağı beş yukarı bir tını, bir duruş olmalı, sezdirilmeli… “Parçalar” olmalı ve araya “sus”lar konmalı… Bu garip betik, hangi edebiyat akımından ya da yazınsal türden, hangi eserden olursa olsun sadece fragmanlar tarafından oluşmalı… Metinler ve onların oluşturduğu kolaj, İlhan Berk’in deyişiyle “bir cehennem provası” gibi işlenmeli, seçilmeli… Bir adım daha ileri giderek, oluşturulan bu kolajın fragmanları da aksamalı, serbestleşmeli, yeni metinlerle, geribildirimlerle ve kesitlerle büyümeli, stokastik süreçler gibi, bir sarhoşun bir çizgi doğrultusunda yürümesi -aslında yürüyememesi- gibi ilerlemeli ve bütününe bakıldığında atonaliteye benzer bir şeylere(betik) ulaşılmalı…

İşte okuduğum, dinlediğim ve yazdığım metinlerin  arasından tuttum, “parçalar” aldım. Bunlar benim “yazın” sezgilerime ve  kafama  göre güzel “şey”ler; deyişler, söylemler, olaylar, dizeler, tümceler, haberler, karakterler… Sonra da onları buraya -bu blog sitesine- kaydettim. Aynı zamanda benim için büyük bir “alıntı defteri” varoldu. “Aksak Kolaj” fikri böyle çıktı; bir büyük “betik” oluşturmanın coşkusu –belki de özgürlüğü- tüm bunlar…  Ve bir akıl karışıklığı, bir yandan da “kayıt altına alma güdüsü”…
Daha önce (2003-2006) bu işi “sonrasızlık” adında basılı bir fanzin yayımlayarak gerçekleştiriyordum. Fanzin İstanbul/Kadıköy’de 100 adet basılıyor ve dağıtılıyordu. 2006′da internet üzerindeki yeni teknolojiyle (blog sistemiyle) birlikte  “sonrasızlık” adını verdiğim/dikiş attığım bu “aksak kolaj” daha büyük, sınırsız ve işlek hale geldi… Geribildirimlerin, yan metinlerin, açılımların da eklenebileceği bir “cehennem yeri” oldu.
Olsun da.

Not: “Sonrasızlık Fanzin”, Ağustos 2009′da adını “Evvel” olarak değiştirmiştir.

Vurgu Hamişi:
Kısacası, tüm dediklerim bir yana, büyük bir “betik” oluşturmak düşüncesinin coşkusu yüzünden oldu her şey.

*

Zafer Yalçınpınar (2003-2018)


POETİKA ÇALIŞMALARI

Bkz: http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari

        

Bkz: http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari


2011 yılında dipdalga ve taifesi, edebiyat alanında uzun yıllardır kimsenin cesaret edemediği türden  bir içeriği ve kapsamı yüklenmiş görünüyordu… Taife, http://dipdalga.net adresinde (edebiyat ve şiir yayıncılığı üzerine sıkı bir soruşturma ve derlemle birlikte) yola çıkmıştı. İşbu soruşturmanın, fanzinlere ve fanzin kültürüne ilişkin kısmına  “evvel.org” bağlamında katıldım. 2011 yılında soruşturmaya verdiğim cevapların tam metni aşağıdadır:

Dipdalga: Bir fanzinin doğuşuna neden olan motivasyon nelerdir? O fanzine ilgi gösteren kişi neleri gözetir? Fanzin ilgi gösteren kişide neler uyandırır?

Zafer Yalçınpınar: Bence yazınsal, daha doğrusu sanatsal açıdan, insanın içinde tutamadığı bir şeylerin -bir farkındalığın, bir düşün, bir dizenin, bir olayın, bir sezginin, bir fikrin, bir sorunun, bir nedenselliğin, bir imgenin, yani ne yaşanıyor ise onun yarattığı duygudurumun- “dile getirilmesi”, “tınıması”, kişinin “konu” uzayındaki bir noktanın duygudurumsal bir “itki” ya da “ilgi”yle birlikte önemsenmesi, tezahür etmesi sonucunda fanzin doğar… Kısacası, duygudurumsal arkaplan açısından “özel” olan bir “ilgi”nin tezahürüdür fanzin… Özel bir ilgi, retorikten arı bir şekilde fanzinle somutlaşır, diyebiliriz. Yani, öncelikle kişisel ağırlığı olan, kişinin kendisine yönelimini, duygudurumsal olarak kendisini sınamasını, kendisini sorgulamasını mimleyen bir “ilgi” hâlidir bu tezahür… Gariptir ki bu tezahür, “medya” tanımıyla çelişir: -ama gene de yazarı, okuyucusu ya da çoğaltıcısı için “özel bir ilgiler medyası”dır aslında, fanzin…

D.D.: Fanzinler ve toplumsal mücadeleler ilişkisi nasıldır? Sovyet Devrimi’nde fanzinlerin önemine ilişkin bazı değinmeler gördüm. Türkiye’de fanzin geleneği için 1990’ların başına tarih veriliyor olsa da, -yeni olsa da- bu ilişki nasıl biçimlendi?

Z.Y.: Bu konuda belirginleşmiş bir izlenimim yok. Çünkü sorunuzun içerdiği tarihçeyi bütünüyle bilmiyorum. Zaten fanzinlerin bulanık bir geçmişi vardır. Türkiye’deki fanzin kültürünün -başlangıçta, ilk örneklerinde, ilk kez “fanzin” adının telaffuz edildiği zamanlarda- ideolojilerle sınırlanmış olduğunu ya da ideolojilerin sınıflandırdığı toplumsal mücadelerle, işbu mücadelelerin retoriğiyle, diliyle filan bir ilişkisinin olduğunu sanmıyorum. Aksi bir durumla başlamıştır her şey… Türkiye’deki fanzin kültürü, kendini “toplumsal” olanın dışında hissedenlerin kendileriyle (birkaç benzeriyle) yalnız kalmak, biraz kafa dinlemek istemesi ve “diğerleri”ni -bütünüyle- umursamamak yönünde başlamış olsa gerek… İlk dönemlerde, fanzin söz konusu olunca “diğerlerinden kendini soyutlamak” çok önemsenmiş gibi geliyor bana…

D.D.: Popüler ürünlerin yarattığı bilince karşı fanzinler nasıl bir imkân sunuyor?

Z.Y.: Sahici sanatın biricik olanı sezdirme becerisini etinde ve kemiğinde hisseden bir insan evlâdı, o “popüler ürün” dediğiniz şeylerle karşılaştığında büyük bir “pazar/ekonomi/iktisat” bulantısı yaşıyor. Oysa ki “Yeni Kapitalizm”in hilebaz ve sinsiyet içeren tipolojilerinden, piyasadan uzaklaşmak, biricik olana yakınlaşmak, biricik olandaki tözü sezmek ve endüstriyel olandan kurtulmak içindir sanat da fanzin de… Fanzinlerde yer alan konuya, kişiye, olaya, esere, şiire “ilgi” duyuş biçiminin bir iktisadının olmaması en önemli şeydi bence… Bu  durumda “imgelemin özgürlüğü” biçimlenebiliyordu. (Sıkı şiirde bu imkân hâlâ geçerlidir.) Bir ilginin, bir içeriğin, bir imgelemin, bir şiirin iktisadı oluşmuşsa eğer, emin olun ki o artık büyük ihtimalle sahiciliğini, tözünü ve sıkılığını kaybetmektedir. Çünkü piyasalandırılmıştır.

D.D.: Fanzin sayısının son yıllarda azaldığından bahsediliyor. Nedenleri nelerdir? Fanzincinin isyan etme gerekçeleri mi azaldı? Kültür-sanat tekellerinin iyice semirdiği, yayınlarda aynı isimlerin döndüğü bir ortamda; yaşamın nabzını tutan fanzinlerin söyleyecek daha çok sözü olması gerekmiyor mu?

Z.Y.: Panoptik gözetleme altında yaşayan sessiz yığınlar ve o yığınların devasa gölgesi… Giderek, insandan çok eşyaya benzemenin Kafkavari hâli, anatomik suskunluğu, cansızlaşması… Kendi yokoluşunun ağıtını hafifçe mırıldanan bir keşmekeş, binbir türlü yabancılaşma, anlamdışı bir kariyerizm, karakter aşınması, retorik arsızlığı ve uzgörüsüzlük, fikir kelliği tipolojisi…  Mesailer, mesailer, mesailer… Yöneticiler, yöneticiler, yöneticiler… İşler, müşteriler, küresel ağ kapitalizmi filan… Toplum mühendisliğine maruz kalanların saflığı, öğrenilmiş çaresizlik duygusu… Bugünlerde, Yeni Kapitalizm’in Kültürü’nün içerisinde ne tuhafız yahu!

D.D.: İnternetin gelişimi fanzini nasıl etkiledi? Fanzin arşiv projeleri bu geleneğin devamlılığına nasıl bir etkide bulunabilir? Elektronik ortamdaki fanzin arşivleri, fanzinin fotokopi kokan aurasını zedeler mi? Ne tür önlemler alınabilir?

Z.Y.: Bakın, ben bu internet olumsuzlamalarına katılmıyorum. Blog sistematiğiyle yayımlanan yazılar, şiirler Marslılar tarafından, Marslıların alfabesiyle yazılmıyor! Çizilen resimler, çekilen fotoğraflar filan Marslıların fırçasından, objektifinden çıkmıyor. Gözün ve sözün ucunda insanın zihni var, insanın hakikati var, olmalı, olacak! İnternette de kaleminin, gözünün, sözünün ucunda kalb ve vicdan taşıyanlar var, olmalı, olacak! İnternette kullanılan imgelem başka evrenlerin filan imgelemi değil. Zaten, bence, sıkı fanzincinin fotokopi kokan bir aurası da yok artık. O fotokopi işleri 90’ların sonunun ve 2000’lerin başının medyasıydı, çoğalım tekniğiydi. Bugünün medyası, çoğalım tekniği, internet üzerindedir…

D.D.: Mevcut kültür-sanat eleştirmenliği, edebiyatın sektörleşmesinde nasıl bir tahakküm yaratıyor? Bu sistem yeni seslere hangi ölçülerde açık?

Z.Y.: Ben, titizlikle ve özenle  icra edilen bir kültür-sanat eleştirmenliği filan göremiyorum ortada… Ne yapısal, ne de post-yapısal olarak hakikat ihtiva eden, aydınlatıcı bir eleştirmenlik göremiyorum, yok. Kısacası, ortalıkta “eleştiri” yok, “üleştiri” var. Bugün, Yeni Sinsiyet tipolojisinin çeşitli oligarşik söylemlerini, menfaat çeşitlemelerini, cehaleti ve hodbinliği primlendirişini, yandaş/paydaş etkileşimlerini, tüm o “karakter aşınması”nı filan “eleştiri” diye okuyoruz. Tarihi bir hatadır, tarihi bir ilüzyondur bugün yaşanan şu “eleştiri” dansözlükleri, kıvırtmaları… Edebiyatın, sanatın özünü terketmesi ve endüstrileşme sürecine  yönelmesidir bu… Yeni Kapitalizm’in kendine yeni “çıkar yollar” bulma çabasıdır tüm o “eleştiri/üleştiri” numaraları…

D.D.: Düzensiz de olsa uzun yıllar yayımlanmış fanzinler var mı? Fanzin eyleminin uzun soluklu olmayışının nedenleri neler?

Z.Y.: Tözle, sahici olanla süreğen bir ilişki kuramazsın. Yanarsın… Kül olursun Kerem gibi… O noktaya geldiğinde, ya sahte bir tavırla “yola devam” diyeceksin ya da yayını, bahsettiğin o fanzin eylemini durduracaksın, dinleneceksin. Her şeyi yeniden düşüneceksin, göğe bakacaksın bir süre… Bu böyledir. Fakat, düşün ki sahtecilikle, statüko arayışıyla, yalanla dolanla 70 yıl boyunca yayın hayatını sürdüren “soluksuz, yaşamsız, içsiz kalmış” bazı “mezarlık dergiler” var tarihimizde… “Bir çöplüğe dönüşmektense varlığımı noktalarım” diye düşünüyor olabilir fanzin ve çevresi… Haklı da.

D.D.: Sokak şairleri, sanatçıları fanzincilerin ruh ikizleri mi? Ortaklıklar nelerdir?

Z.Y.: Benzerliğin kökeni, hakikat yolunda kalb ve vicdan arayışıdır: “Eşya olmak” yerine “insan olmak” arzusudur. Şiir ve şair özelinde başka benzerlikler de vardır; örneğin “imgelemin özgürleşmesi” açısından içsel olarak kardeştirler…

D.D.: Metropollerde (İstanbul, Ankara, İzmir) ve dışında, kültür-sanat endüstrisine karşı duruşunu önemsediğiniz bandrollü yayınlar var mı? Varsa, isim verebilir misiniz?

Z.Y.: Kültür-sanat endüstrisine karşı veya yancı duruşuyla olmasa da bazı özel ilgilerim nedeniyle önemsediğim ve takip ettiğim bandrollü yayınlar var. Ama isim vermek istemiyorum.

D.D.: Kültür-sanat endüstrisine mesafeli bazı muhalif dergiler, dağıtım şirketlerinin istediği yüksek fiyatlar nedeniyle bu ağdan çekildi. Bu durum fanzin kültürünün özgünlüğünün ve fanzinci duruşunun bir onayı olarak görülebilir mi?

Z.Y.: Görülür… Ama çevrimsel ya da iklimsel, yani “geçici” bir onaydır bu aslında… Bak, bir şeyi açıkça ortaya koymalıyız; “dağıtımdan çekilmek” dediğin şey, “yeni kapitalizmin kültüründen çekilmek” anlamı taşımıyor. Aslında, tersine, bu “çekilme” olayı okuyucu profiline ilişkin bir kapristir, şovdur hepi topu… Misal, dağıtımdan çekildiğini söyleyen dergilerin kaçının etiket fiyatı yarı yarıya azalmış? Eminim ki çok azdır…  Yani bu “çekilmek” hikâyesi sahici bir tavır değildir. Yarın öbürsü gün, dağıtımcılara ya da benzer bir “Yeni Kapitalizm” sistemine “Eyvallah” diyeceklerdir sanıyorum, eli kulağındadır. Görürsün…

D.D.: Bildiğimiz kadarıyla fanzin eylemi, kültür-sanat aleminin dışında konumlanmayı; günlük hayatın gerçeklerinden yola çıkarak, sisteme isyanı ve direnişi ifade eder. Hiç bu öze aykırı tutumlarla karşılaştınız mı, fanzinin bir basamak olarak görüldüğü durumlarla?

Z.Y.: Evet, defalarca böylesi şeylerle karşılaştım… Özellikle de 2009-2011 arası bu konuda çok belirleyiciydi, çok kritikti. Ama en üzücüsü şuydu bence: “Yeraltı Edebiyatı” denilen söylemin bir basamak ve menfaat enstrümanı olarak kullanılmasına, alt-kültür dilinin ve imgeleminin endüstrileşmesine (yani “imgelemin özgürleşmesi” yolundan çıkarak Yeni Kapitalizm söylemlerinde erimesine) böylelikle de o alt-kültürün anlamsızlaşmasına şahit oldum. Son 2-3 yıl içerisinde “Yeraltı Edebiyatı” denen şey fabrikalaştı…

14/12/2011

E V V E L, sanat ve edebiyat oligarşisine/kâhyalarına karşıdır!
Yeni Sinsiyet’e Karşı Mücadele Etmektedir…

 *

Haz
12
2018
--

Kadıköy halkı, Kuşdili çayırına sahip çıkıyor…

“Kuşdili Çayırı’nın katlı otopark yapılmasına karşı basın açıklaması yapan Kuşdili Platformu bölgede planlanan yağma projesine tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında “Kadıköy’ün tam merkezinde bulunan ve 3. derece doğal sit alanı olan tarihi Kuşdili Çayırı, mahkeme kararlarına, bilim insanlarının ve Kadıköy halkının yoğun itirazlarına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeniden imara açılmak istenmektedir” denirken “Tamamı asfaltlanarak sıradan bir araç parkı görünümüne dönüştürülen 45 dönümlük bu alanın, yeşil alana hasret kentimize yeniden Kuşdili Çayırı olarak kazandırılması yönündeki ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Türkiye’nin en büyük havaalanı kaldırılıp yerine park yapılabiliyorsa, bizim talebimizin gerçekleşmemesi için hiç bir neden yoktur” ifadelerine yer verildi.

Haberin tam metnini şu adresten okuyabilirsiniz: http://haber.sol.org.tr/bu-duzen-degismeli/kadikoy-halki-kusdili-cayirina-sahip-cikiyor-239939


“(…)Eski günlerde Fenerbahçe Stadı ilkel olduğu zamanda Kadıköy’deki futbola meraklı gençler mahalleler asındaki çeşitli arsalarda maçlar yapıyorlardı. O tarihlerde Kadıköy’ün muhtelif semtlerinden: Moda, Kuşdili, Bakla tarlası, Kızıltoprak, Erenköy, Bostancı, Hasanpaşa, İbrahimağa mahallelerindeki çayır ve arsalarda yetişen gençler çoğunlukla Fenerbahçe kulübüne giriyorlardı.

yyalcinpinar6

Yaşar Yalçınpınar
1914-1998

Bu anlamda zaman içinde, Moda’dan; Esat Kaner, Kuşdili’nden; Yaşar Yalçınpınar, Bakla tarlası’ndan; Fikret ile Semih Arıcan ve Bülent Büyükyüksel, Erenköy’den; Fikret Kırcan, Erol Keskin ile Naim Şukal ve Hasanpaşa’dan; Halit Deringör, Müjdat Yetkiner, Sabri Kiraz ve Zeynel Üner temayüz ederek Fenerbahçe’ye gelmişler ve onun şampiyonluklarında emek vermişlerdi. (…)”

FARUK ILGAZ
11 Şubat 2011, Fenerbahçe Gazetesi

Haz
03
2018
--

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Yeni Dönemi


Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yeni başkanı: “Ali Koç”
Bkz: http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=60585



Kongre’de evvel.org ekibi olarak Ali Koç‘u destekledik…



Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

May
30
2018
--

Ece Ayhan’ın Ortodoksluklar’ı 50 Yaşında…

Ece Ayhan’ın Ortodoksluklar’ı 50 Yaşında…


742 no’lu nüsha bende…” (Zy)


“Ortodoksluklar Ece Ayhan’ın üçüncü kitabı. 27 parça düzyazısal şiirden oluşan kitap, Memet Fuat yönetimindeki “de Yayınevi” tarafından yayımlanışından elli yıl sonra, Ahmet Soysal, Sezer Tansuğ, Ender Erenel’in kılavuz yazılarıyla özel bir baskıya kavuştu.

1960’larda Divan şiirine, Yunan mitolojisine, toplumsal olgulara, folklora, güncel siyasete yönelen şiirimizde aykırı bir yol tutar Ece Ayhan. Protopop Avvakum’un Hayatım (1946), Metin And’ın Bizans Tiyatrosu (1962) gibi kaynaklardan beslenen, göndermelerle yüklü, yoğun, karanlık ve politik sertlikler taşıyan bir şiir koyar ortaya. Türk şiirinin marjlarını oluşturan Ortodoksluklar, “konuşmaların uzun saltanatlısı”, elli yıldır sürüyor.”

Tanıtım Metni’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
30
2018
--

#gezi5yaşında: “Karanlık gider, Gezi kalır!”

Çizim: Aslı Alpar


“Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinini 5. yılında basın açıklaması yaptı. Gezi sırasında hayatını kaybedenlerin ve yaralananların faillerinin bulunamadığına vurgu yapılan açıklamada; “Gezi 5 yaşında. Karanlık gider, Gezi kalır” denildi.”

Haberin tam metni için: https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/05/29/taksim-dayanismasi-karanlik-gider-gezi-kalir/


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/taksim-gezi-parki

May
20
2018
--

SERGİ: “Sandığın 3 Gözü” (Adekan, Cins, Ares)

25 Mayıs-6 Temmuz 2018
Kasa Galeri / Beyoğlu-İstanbul


“İstanbul’da 2000’li yılların ortalarından itibaren kamusal alandaki aktif yaratıcı müdahaleleri ile tanınan sokak sanatçılarından olan ADEKAN, ARES ve CİNS, “Sandığın 3 Gözü” ile Kasa Galeri’nin mimarisini ortak bir anlatım zeminine dönüştürüyor. Sanatçılar, Kasa’yı mimari hafızası, yeraltına inen merdivenleri ve birbirine bağlanan 3 odalı mekansal formuyla hikayelerin saklandığı bir sırlar sandığı olarak ele alıyorlar. Her bir sanatçının kendi evrenini bir odaya sığdırdığı etkili müdahaleleri ile mekan, birbirinden ayrılırken aynı anda ortak bir anlatım kurgusu aracılığıyla birbirine bağlanan “yol”lar ortaya seriliyor. Odaları birbirine bağlayan yollar, ADEKAN, ARES ve CİNS için “görsel akrabalık” kavramı üzerinden bireysel evrenleri arasındaki geçiş sağlayan bir araca dönüşüyor. Görsel akrabalıklar kuran bu “yol”lar, sanatçıların görünmeyen hikayelerini, bu hikayeleri sokaktan alıp bir sandığın içerisine saklamaya yönelik tavırlarını ve kullandıkları bağımsız görsel dilin kesişen, ayrışan ve çarpışan yanlarını izleyiciye aktaran birer kılavuz patikalar olarak işliyor.”


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

May
13
2018
0

61 Yıldır Yeniden Ölen Adam: Sait Faik

S.H. Dergisi: Sait Faik sağ olsaydı, kendi adına kurulan bu armağanı üç yıldan beri kazananlar için ne derdi?

Ece Ayhan:
Sait Faik sağ olsaydı, herhalde; “Yahu teselli mükafatı mı bu?” derdi.


Mart-Nisan 1957 tarihli “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yer alan “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyayı tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Salim Şengil’in yönettiği “Seçilmiş Hikâyeler” adlı derginin Mart-Nisan 1957 tarihli 62. sayısı çok önemlidir. Önemlidir çünkü modern edebiyat tarihimizde ilk kez kayda değer şekilde -dimdik durarak, topluca ve ayağa kalkarak- bir edebiyat yarışmasının(armağanının) sonucuna ve dağıtımındaki haksızlığa karşı çıkılmıştır. Salim Şengil ve “Seçilmiş Hikâyeler” dergisi çevresinde yer alan yazarlar, 1957 yılının “Sait Faik Hikâye Armağanı”nın adil bir şekilde dağıtılmadığına işaret etmişlerdir; derginin 62. sayısı “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” adında oylumlu bir dosyaya ayrılmıştır. Salim Şengil ve arkadaşlarının iddiası; 1954-57 yılları arasında Sait Faik Hikâye Armağanı’nın Varlık Dergisi çevresindeki yazarlara haksız bir şekilde dağıtıldığı yönünde eleştirel bir bakış içeriyor. Dosyanın başında Salim Şengil’in açıklaması ve Seçilmiş Hikâyeler dergisi çevresinin “Sait Faik Hikâye Armağanı”ndan çekilişinin, ayrılışının öyküsü ile açık/sert bir mektup yer alıyor. Ardından konuya ilişkin olarak Attila İlhan‘ın “İş İştir”, Burhan Arpad‘ın “Sait Faik Adına Saygı Gerekir”, Tevfik Çavdar‘ın “Varlık Sanat Tekeli” ve Orhan Duru‘nun “Maskeli Balo” adlı ağır eleştiri yazıları yer almaktadır. Ciddi haksızlıklara karşı yayımlanan bu dosyada kısa bir soruşturma da gerçekleştirilmiş… Soruşturmaya Fikret Otyam, Ece Ayhan, Çetin Altan, Suat Taşer, Tarık Buğra, Mehmed Kemal, Sabahattin Batur, Vüs’at O. Bener, Baki Kurtuluş, Nezihe Meriç, Muzaffer Erdost, Güner Sümer, Tarık Dursun K., Orhan Duru, Tevfik Çavdar, Celâl Vardar, Sevgi Batur, Şükran Özkutlu, Can Yücel, M. S. Arısoy, Mahmut Makal ve Tektaş Ağaoğlu cevap vermiş. Soruşturma cevaplarının çoğu Sait Faik Hikâye Armağanı’nda yaşanan haksızlığı işaret ediyor…

Seçilmiş Hikâyeler dergisinin 1957’de sergilediği “karşı duruş ve haklı tepki” bize şunu göstermektedir: “Günümüzdeki hakkaniyetsiz edebiyat yarışmaları, edebiyat oligarşisi, edebiyat kâhyaları, üleştirmenler ve ödüllendirme sistematiği arasındaki habis birliktelik “yeni” bir şey değil… Yeni olan şey, söz konusu  habis birlikteliğe tepkisiz kalışımız…”

Sonuçta, Evvel fanzin kapsamında (sözkonusu edebi ayaklanmadan tam 61 sene sonra, yani 2018 yılında) herkese ibret olsun diyedir, “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinin “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyasını tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar

Hamiş: 61 yıl sonra, günümüzde, hâlâ aynı yerde saydığımızı görmek beni üzüyor.

May
12
2018
--

Blues Derneği kuruldu…

“Türkiye’de blues kültürünün desteklenmesi ve tanıtılması amacıyla müzisyenlerden oluşan bir grup, Blues Derneği’ni kurdu.

Müzisyenlerle müzikseverlerin bir araya gelmesini hedefleyen dernekte, hem yerel hem de uluslararası platformlarda projeler hayata geçirilecek.

Derneğin öncelikleri arasında Blues müzikle ilgili projelere fon, fikir ve iletişim desteği vermek, müzisyen jenerasyonları arasında köprü oluşturmak, kadınların blues müzikteki yerini güçlendirmeye yönelik çalışmalarda bulunmak, Türkiye ve dünya müziğine katkı sağlamak yer alıyor.”

Haberin tam metnine https://www.birgun.net/haber-detay/turkiye-blues-dernegi-kuruldu-215342.html adresinden ulaşabilirsiniz.

May
12
2018
0

Çakır Hikâyeci Sait Faik’i saygıyla anıyoruz…

(…)  Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak (…) İlk çağlardaki canavar halini bulacak.

Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiçbir firsatı kaçırmayacağız.

SAİT FAİK
“Dülger Balığı’nın Ölümü” adlı hikâyesinden…


EVV3L kapsamında yer alan
‘Sait Faik İlgileri ve Çalışmaları’ (2007-2018)

http://evvel.org/ilgi/sait-faik
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/2
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/3
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/4
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/5
http://evvel.org/ilgi/sait-faik/page/6


EVV3L kapsamında yer alan Sait Faik Buluntuları’nın tümüne
https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015

adresinden ulaşabilirsiniz.


1954 yılında İlhan Berk’in Sait Faik
için yazdığı “requiem”lerden biri…

(Bu şiir öncelikle “Yenilik” Dergisi’nde,
ardından Seçilmiş Hikâyeler’de yayımlanmıştır.)


EVV3L kapsamında yer alan Sait Faik Buluntuları’nın tümüne
https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015
adresinden ulaşabilirsiniz.


May
12
2018
--

Çizgi: Zafer Yalçınpınar (by Zafer Temoçin)

Sıkı karikatürist -ve ‘iğneli fırça’- Zafer Temoçin‘in
çizgileriyle Zafer Yalçınpınar (2018)

 

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com