May
08
2010
0

Söz Açınca (Sait Faik)

Fırtınaları ayağınıza
Meltemleri saçınıza yollayacağım.
Yakamozlar tırmanacak göğsünüze
Martılara söyleyeceğim gelsinler.
Sivriada’nın boz tavşanları
Kulağınıza fısıldayacak.
Sandalsız balıkçılar da gelecek.
Ay ışığını
Martının sırtından alıp
Akşam üstlerini
Kordela balığından
Karabataklardan karanlığı
Ben alıp getirsem…

Nisan yağmurları yağmış Levent’e
Onlar tanıklık etsinler olmazsa.
Nisan yağmurları tane tane.
Benden yana konuşacaklar bakın
Cümle balıkçılar
Karidesler, pavuryalar, böcekler
İstakozlar.

Akdeniz adalarına haber yolladım
Sardunya Adası benden yana çıkacak
Yırtık yelkenler benden yana.
Benden yana bu yas dökülmüş sandallar
Medarı Maişet, Şemşiri Hücum, Maksut Kaptan
Ceylanı Bahri, Denizkızı, Bereket motorları benden yana.

Ama ben yine de tavşanları
Sivriada’nın boz renkli tavşanlarını
Kimselere değişmem.
Onları göndereceğim kulağınıza
Fısıldamaya
Meramet yapan Ermeni kadınları var ya Kumkapı’da.

Arslan gibi kadınlar
Memelerinden sert balıkçılar süt emmiş
Ak düşmüş saçlarına erkek yürekleri açılmış.

Meramet yapan kadınlar
Onlara da açtım bu sevdadan.
Hepsi
Marmara
O canım su
Sivriada
O yalnızlık, kimsesizlik, balıkçının hürriyet heykeli.

Dülger balığı
O canavar görünüşlü
O uysal balık.
O sandallar, o tavşanlar, o motorlar
Hepsi hepsi gelecekler.
Deniz diplerinden yakamozlar
Dikenleri batan süngerler
Hepsi hepsi gelecek.
Benim için konuşmaya, dinlersen
Onlara da açtım bu sevdadan.

SAİT FAİK

May
05
2010
0

Adabeyi’nden… (Z. Yalçınpınar)

Ben bu tekel bayiinde insan sarrafı oldum ve her türlü berduşla karşılaştım. Dilencileri, sahtekârları, delileri iyi tanırım, hepsinin nasıl davrandığını bilirim. Ama bu adam bir başkaydı, sanki deli olarak doğmuş ama sonradan, bir şekilde, akıllanmıştı.
Esnafın sevmeyeceği tipten, dükkânı ve seni meşgul eden müşterilerdendi bu adam. Bütün şarapları ve içkileri tek tek inceleyip fiyatlarını öğrenir, yeni çıkan markaların, içkilerin ayrıntılarını sorardı. Rafların önünde sanki bir kitapçıda geziyormuş gibi davranır, içkilerin fiyatlarına ve özelliklerine bakar, bunları tek tek elindeki deftere notlar alırdı. Gariptir ki her malın üstünde yazan her şeyi ezberlemem gerektiğini düşünüyordu. Örneğin, eline bir paket soslu fıstık alırdı ve fıstığın sosundaki baharatların neler olduğunu bilip bilmediğimi yoklardı. Bir içki hakkında bir şeyler bilmediğimi söylediğimde “Niye? Sen bu dükkânın sahibi değil misin, bu içkileri, bu malları satmayacak mısın?” diye çıkışırdı. Ayrıca, hangi tip müşterinin hangi içkiyi tercih ettiğini de merak ederdi.
Tam olarak anlayamadığım bir şey bu; bir çingene kadar üçkâğıtçı, hesaplı ve cimri görünürdü. Ama aslında öyle değildi. Bir akşam alışveriş sonrasında hesap hatası yapıp para üstünü kendisine fazla verdiğimi hatırlıyorum, inanılamayacak kadar dürüst bir tavırla evinin kapısından geri dönüp “Fazla para üstü verdin.” diyerek çıkmıştı karşıma.  Bazen evine şarap sipariş ederdi. Siparişi ona ulaştıran çocuğa şarap parası kadar bahşiş verdiğini de biliyorum. Çocuğun dediğine göre “Sakın şarap içme bu parayla!” diye onu sürekli uyarırmış.
Yere bakarak yürürdü hep. Sokakları ve kaldırım diplerini incelerdi, yürürken sık sık başkalarına çarptığı olurdu. Hatta bir gün dükkândan çıkıp köşeyi döndüğünde, dalgın dalgın yürüyen başka bir adamla çarpıştığını ve adama “Benden özür dilemelisin!” diye bağırdığını hatırlıyorum. Ona, neden sokakları incelediğini ve yere bakarak yürüdüğünü sorduğumda, “Tüm bu kaldırımlar ve sokaklar aslında büyük bir yüzün kırışıkları gibidir, ” dedi. “Ben insanları değil de bu yüzün çizgilerini, girinti ve çıkıntılarını, hatta gölgelerini incelemeyi severim.” diye cevaplamıştı beni. Anlamamıştım. Hâlâ da anlamıyorum.
Dedim ya, sevmeyeceğim türden bir adamdı, ama gene de çok ilginçti. O içeri girdiğinde üzerime garip bir tedirginlik yapışıyordu. Bir gün bana dönüp “Sen şairlerin kralısın ama şiir yazdığın için değil. Tekel bayii işlettiğin için…” demişti. Ben tam kahkahayı basacakken, o durup ciddileşti, sanki bu söylediği kendisi için büyük bir hata ya da utançmış gibi suratını astı.  Acaba şairleri, sanatçıları ve içkicileri tanır mıydı, yazarçizer miydi, sorunları var mıydı? Bilmiyorum.
Dediğim gibi, bu adam bir başkaydı, sanki deli olarak doğmuş, sonradan, bir şekilde akıllanmıştı.
İşte sen şimdi onun peşindesin, eğer bir şeyler toparlarsan,  gel bana da anlat…

Zafer Yalçınpınar
Adabeyi’nden…

Nis
30
2010
0

Turgut Uyar, Mermer Adası’nda…

Turgut Uyar’ı yakından görüp tanışamadım. Dört yıl kadar evvel Marmara Adası’nda uzaktan gördüm. Başka bir ozan arkadaşım onun Turgut Uyar olduğunu söyledi. Orta boylu, sarışınla kumral arası genç bir insan. Ağır ağır yürüyor ve çevresiyle pek ilgilenmiyordu. Her halinde ozan olduğu belliydi. (…)

Baki Süha Ediboğlu
“Bizim Kuşak ve Ötekiler” adlı kitabından… (1968)

Nis
18
2010
0

Ece Ayhan Adası

Adalara, gemilerin binde bir uğradığı, insan ayağının binde bir bastığı adalara benzer Ece ayhan. Bir de Ortacağ kalelerine, şatolarına, o surlar, hendekler, kuleler, mazgallar, asma köprülerle çevrili, nerden ve nasıl gidileceği belli olmayan, bu yüzden de yanına pek yaklaşılmayan ancak karşıdan görülen, bakılan Ortaçağ kalelerine, şatolarına. Gerisinde yol iz bırakmamıştır çünkü, görünmek yetmiş gibidir. Hem niçin bıraksın? Kendisi de öyle gelmemiş midir buraya. Kimsenin elini tutmadan, kimseye yaslanmadan, yalnız kendi külünü yaka yaka. Kapısını onun için kolay kolay açmaz. (…)
Bir sözcük adamı değil midir? Ondan önce sözcüklerin kokuları, renkleri, biçimleri, aşk işleri bilinmiyordu.Yalnız sözcüklerin mi? (…) Ya bin yıllık tümceleri yerinden kim etti?

Resimlerde bıyıkları uzundur, hep sorular soruyor gibidir (Yanıtlar geçerliklerini yitirdi! mi diyordur).

İlhan Berk
Requiem, YKY, 2004, s.108-109

***

Yoksulluğunu hep unuturdu. Sanki karnı hep tok, parası, işi gücü varmış gibi yaşardı. Pek söz etmedi denebilir yoksulluğundan.
Bir defasında yoksulluğunun üstüne basa basa; onu görmüyormuş gibi konuştu: ‘Ben zenginim’ dedi.
Öyleydi, elbet.
Bu giderek bir onur oldu onun için.
Yeryüzündeki yerine öyle baktı.
Haklı da çıktı.

İlhan Berk
“Ben İlhan Berk’in Defteriyim.”, Alkım Yay., Mart 2004,s.193

Nis
16
2010
1

ADA (Oruç Aruoba)

“Hiçbir insan bir ada değildir” diye başlar John Donne, ünlü (Hemingway’i de esinlendirmiş) “çanlar kimin için çalıyor” konulu vaazına.
Doğrudur. Bir ada değildir hiçbir insan; yapayalnız, tek başına, değil – ama, bazı insanlar, adalı kişilerdir – ve yalnızdırlar…
İsmet Değirmenci de onlardan biri; bir adalı ressam; ama burada, gözlerini söze çeviriyor, şiir yazıyor.
Bir adada – bir adadan – yazılan şiirler hangi temellere dayanır?
Herşeyden önce, Deniz’e: Deniz çevreler Ada’yı – Ada, Deniz’in içindedir – O’nunla birlikte; ama O’ndan dolayı, yalnız… Ada’ya gelenler, Deniz’den gelirler; gidenler de, gene, Deniz’e
– Deniz’den – gideceklerdir.
Ada’da kalan yalnız kişi ise, gene, Deniz’e bakar, bekler – ya beklenen birisinin gelmesini; ya da, tabii, o gelmeyeceğine göre, kendi, çekip gitme zamanın gelmesini – gene Deniz’e –Deniz’den…
İsmet Değirmenci de öyle yapıyor: – Adalıların uğraşlarıyla, ilişkileriyle oluşan Ada yaşamını çerçevelerken, onun içine bir kişiyi özleyen yalnız bir kişi koyu – yor – bekletiyor, çantasını alıp gidene dek, Ada’dan – Deniz’e…


Oruç Aruoba

İsmet Değirmenci’nin “Gemi Ne Zaman Gelecek” adlı şiir kitabının tanıtım yazısından…

Bkz: https://www.kitapturk.com/books/Kitap/66704/Gemi_Ne_Zaman_Gelecek.htm

Hamiş: İsmet Değirmenci, Mermer Adası’nda (Marmara Adası’nda) yaşamaktadır.

Nis
16
2010
0

Adalar (Salâh Birsel)

24 Nisan 1980

Samanlı Dağları hafif bir sis içinde
Ada kıyıları da puslu.
Bu, biraz da güneşin denize vuruşundan.
Adalar şimdi havalanıyor.
(…)
Gökyüzü açık.
Pendik üstünde bir iki beyaz bulut.
Adalar siyaha kaçan bir kahve.
Yere yıkılmış bir dinozorüs.
Deniz açık mavi.

25 Nisan

(…)
Saat 19,30.
Güneş batmak üzere.
Deve Adasıyla Kınalı önlerinde pembe bir gerdanlık.

26 Nisan
(…)
Gökyüzü ile deniz arasındaki bütün renkler kaldırılmış. Kolayca denizden gökyüzüne, gökyüzünden de denize geçiliyor.
Bulutlar ince danteller halinde. Onlar da gökyüzü içinde erimiş.
(…)
Saat 19.
Adalar neftiye çalıyor.
Evler de Bostancı’ya atladı, atlayacak.
Heybeli ve Burgaz silik.
Deniz çarşaf gibi. Açık krom sarısı.

Salâh Birsel
“Yaşlılık Günlüğü”, Ada Yay., 1986, ss. 16-17

Oca
04
2010
1

Anlatı: “Can” (Z. Yalçınpınar)

Babam’a,
Erikli bir oğul mektubu…

Öndeki iki ağaç, mürdüm ve can erikleriyle salkım salkım dolu… Ağaçların dalları -yüklerinin ağırlığına rağmen- iki katlı evin çatısını aşmış ve erikler gökyüzüne uzanmışlar. Evin arkasındaki “sarıerik” -ki bahçedeki en genç ağaç bu-  bile sahilden bakıldığında evin kendisinden daha çok dikkat çekiyor.
Babam bu ağaçların ve bahçenin çocukluğunu biliyor. Ağaçların hepsini kendi elleriyle dikmiş çekirdekten, sonra boylanmış, büyümüş ağaçlar zamanla, onların gelişimini izlemiş babam, sabah akşam, otuz yıl sürmüş. Geçen otuz yıl tek bir gün gibi gelmiş babama…
Mürdüm ağacı yorulmuş biraz, erikleri büyüteyim ve gökyüzüne uzatayım derken yaşlanmış, gövdesi genişlemiş ve bazı yerleri kurumuş. Sonra, ustalıkla budanmış. Nihayetinde en yüksek ağaç mürdüm. Dışı siyahla mor arası, içi bal bal… Mürdümden reçel de yapılıyor. Annem mürdüm reçelinin ustası…

***

Bahçenin önünden geçen herkesin gözü eriklere ilişiyor. Hatta “Birkaç tane erik toplayabilir miyiz?” diye soranlar bile var. Babam “Tabii…” diyor, “Buyurun, istediğiniz kadar toplayın. Allah’ın ağacı, isteyen toplar.”
Babam, büyük bir adam…

***

Can eriği ise salkım salkım, kırmızı kırmızı çoğalıyor. “Yaşamanın kanıtıdır can eriği, tıpkı istavrit ve hamsi gibi.” der babam.
Dedim ya, büyük adam.

(…)

“Can” adlı anlatımın devamına https://zaferyalcinpinar.com/a18.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Sahicilikle / Zafer Yalçınpınar

Eyl
22
2009
0

1. Marmara Adası Tırmanış Şenliği

19-22 Eylül 2009 tarihleri arasında Yüksek İşler taifesi tarafından  1. Marmara Adası Tırmanış Şenliği gerçekleştirildi.

Bkz: https://www.marmaratirmanis.com

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eyl
02
2009
2

BİLDİRİ NO.3 (F Ü G)

Bildiri No:3
(2 Eylül 2009)

F Ü G

1.Ada fügdür.
__1.1.Adalar yeryüzünün ve yaşamın notalarıdır.
_____1.1.1.Bulutlar ve kuşlar gökyüzünün notalarıdır.
_____1.1.2.Tekneler ve balıklar  denizin notalarıdır.
__1.2.Adalar yeryüzünün ve yaşamın “kalb”leridir.
_____1.2.1.Adalar yeryüzünün çocuklarıdır.
_____1.2.2.Adalar yeryüzünün vicdanlarıdır.
_______1.2.2.1.Ece Ayhan bir adadır. (İlhan Berk)
_________1.2.2.1.1.Ece Ayhan bir adabeyidir.
_________1.2.2.1.2.Kuzgun Acar bir adabeyidir.
_________1.2.2.1.3.Kerim Çaplı bir adabeyidir.
__1.3.Her türlü endüstriyel çaba yaşamın “sus”masıdır.
____1.3.1.Ne olursa olsun yaşam susmaz.
______1.3.1.1.Adalar rüzgârlıdır.
_________1.3.1.1.1.Sürüyle düşünce verir ağaca rüzgâr. (İlhan Berk)
_________1.3.1.1.2.Sürüyle düşünce verir denize rüzgâr.
_________1.3.1.1.3.Sürüyle düşünce verir gökyüzüne rüzgâr.
2.Ada addır.
__2.1.Ad evdir. (Kim söylemişti bunu?)
____2.1.1.Ev kaderdir.
3.Şiir bir adadır.
__3.1.Her tarafı kıyılarla çevrilidir.
__3.2.İskeleleri vardır.
__3.3.Ağaçları, bulutları, kuşları, tekneleri ve balıkları vardır.
4.Şiirin varlığı yaşamın varlığının kanıtıdır.

Zafer Yalçınpınar

Diğer poetik bildiriler için;

Bildiri No.2 (Masanın Ayakları): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=93

Bildiri No.1: (Vatoz’un Salınımı): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=81

May
16
2009
0

Burgaz’daydık…

16 Mayıs 2009’da Burgaz Adası’ndaydık…

“Hişt hişt” dedik…

Mar
28
2009
0

Bir Başka Atonalite

“Bir Başka Atonalite” adlı öyküye https://zaferyalcinpinar.com/o21.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Bu öykü “Atonalite” adlı öyküyle birlikte (belki de karşılıklı) düşünülmelidir.

2. Hamiş: İşbu öykü Dr. Erdoğan Kul’a ithaf edilmiştir.

Sahicilikle/ Zafer Yalçınpınar

Ağu
20
2008
1

Marmara Adası ve Kuzgun Acar

(…)
Bayrampaşa Belediye Başkanı, Kuzgun’u Antalya’da Haşim İşcan anıtını yaparken tanımış ve bir sohbet sırasında kendi projelerinden söz ederek Atatürk anıtı düşüncesini açmıştı. Kuzgun, “bir iş bulduk!” diye atlamamış işin üzerine, incecik sormuştu Bayrampaşa Belediye Başkanı’na, “Ben kendi kafamın içindeki Atatürk’ü mü yapacağım, sizin kafanızın içindeki Atatürk’ü mü?” Sonra oturmuş anıtın maketini çıkarmış, başta Belediye Başkanı olmak üzere ortaya çıkan anıt maketine kimse, hiçbir Bayrampaşalı “Hayır” dememişti.
Marmara Adası Belediye Başkanı Ahmet Enön de Antalya Festival gazetesinden Kuzgun’u tanımış ve Kuzgun, bir hafta sonu soluk almak için Marmara Adasına gittiğinde  Kuzgun’a bir heykel için asılmış. Sonunda orada da Bayrampaşa Belediye Başkanı’na sorulan soru sorulmuş, cevap alınmış ve “Balıkçılarla balık ağları çeken” Atatürk anıtı maketi ortaya çıkmıştı.
Kuzgun coşkuyla sıvanmıştı bu anıtlara… Hatta Marmara Adası işini öylesine sevmişti ki “Bu anıt istediğim gibi çıkarsa, en çok bu anıtı özlerim” diyerek yaşamı Marmara Adası’nda kıyıya çekmeyi bile kurmuştu.
(…)

Tanju Cılızoğlu
Tiyatro Dergisi, sayı:32, 1976, s.21-22

Ağu
20
2008
1

“LİVAR” adlı tekne…

Zafer Yalçınpınar -Marmara Adası – 2008

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler: ,

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com