Şub
07
2010
0

Gözümüzden Kaçtı Sanılmasın-III

Gözümüzden kaçtı sanılmasın diyedir;

Hz. Müptezel (Ali Enver Ercan), Varlığ Dergisi’ndeki “Yeni İmzalar” adlı “suni yem”leme mekânından dezenformasyon icra etmeye devam ediyor.  Duyduğuma göre, son olarak, saçma sapan bir “suni bağlam” aracılığıyla Hilmi Yavuz’u ve Ece Ayhan’ı aynı cümle içinde kullanmaya, sanki birbirlerine benzer birileriymiş gibi göstermeye çalışmış… Yemezler.

Hilmi Yavuz, patetik bir belediye şairidir ve kötülük toplumu denen “cüruf”a eklemlenmiş sıradan biridir.  Ece Ayhan ise “haklılığın inadı”dır ve “sıradan, halay takımından” değildir. İkisinin bu hayatta kesiştikleri tek yer de Ece Ayhan’ın Hilmi Yavuz’a “Belediye Şairi” lakabını takmasıdır. Durum budur.

Ayrıca, köylü kurnazlığının doruklarında gezen Ali Enver Ercan, F.H. Dağlarca üzerine de kerametlerde bulunmuş… Madem öyle, Hz. Müptezel’e şu gerçek hikâyeyi hatırlatmak gerekiyor:

“Birgün Dağlarca’nın evindeki kombi ya da termosifon bozuluyor. Dağlarca, hemen bizim Ali Enver Ercan’ı arıyor ve evine çağırıyor. Kaynakçılık, termosifon ya da kombi tamiri işlerinden iyi anlayan Ali Enver Ercan, Dağlarca’nın evindeki bu tesisat bozukluğunu tamir ediyor. Dağlarca, Enver Ercan’ın bu konudaki becerisini gördüğünde şöyle diyor:

– Yahu Ali Enver Ercan, sen şair değil de tesisatçı olmalıymışsın…”

Şimdi, sonuçta,  Dağlarca doğru söylemiş. Çünkü Enver Ercan’ın Varlığ Dergisi üzerinden yapıp ettikleri de bir tür tesisatçılıktır, şebekeciliktir, halaycılıktır. Yani tüm bu “Genç/Yeni İmzalar” ayakları, şairlik filan değildir, düpedüz esnaflıktır.

Oca
31
2010
0

Konuşuyoruz, söyleşiyoruz; “Neyse O!” (6 Şubat)

Konuşuyoruz, söyleşiyoruz. Her şey üzerine; “Neyse O”
İşimize bakmıyoruz, göğe bakıyoruz…
Gelmeyecek olanı -hâlâ- bekliyoruz. Bekleriz de.

Not: Etkinlikte kısa metrajlı bir “Ece Ayhan” sunumu gerçekleştirilecektir. Katılımcılara, “parola” karşılığı kitap ve dergi hediye edilecektir. Parola, “Evvel Fanzin”dir.

Yer: Deniz Müzesi, Beşiktaş-İstanbul
Zaman:6 Şubat 2010 Cumartesi / Saat: 14:30

Facebook Etkinlik Bağlantısı: https://www.facebook.com/event.php?eid=283167771303

Oca
31
2010
0

Çımacı ve Kayıkçı

Çımacı:
-Baba yorulma al ipi bağla.
Kayıkçı:
-Eyvallah evlâdım başka vakit, bugün işim aceledir.

Teodor Kasap’ın çıkardığı “Çıngıraklı Tatar” adlı derginin 26. sayısından bir karikatür…

Oca
29
2010
0

Ömer Uluç’la “Sıkı Resim” Üzerine…

Ömer Uluç‘un Eserlerinden İki Örnek

***

Sıkı ressam Ömer Uluç ile Ece Ayhan tarafından yapılan bir söyleşiye https://zaferyalcinpinar.com/omerece.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. İşbu söyleşi önce 1988 yılında Gösteri Dergisi’nde yayımlanmış, daha sonra da YKY’den çıkan “Hay Hak! Söyleşiler” adlı kitapta yayımlanmıştır.

Oca
28
2010
0

Wittgenstein’ı Sevmek İçin 50 Neden (R. Jaccard)

Nedenleri Roland JACCARD sıralamış…
Cogito Dergisi’nin “Sessizliğin Grameri: Wittgenstein” konulu 33. sayısında yer alan yazıya https://zaferyalcinpinar.com/witt50.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
27
2010
0

Dionysos-Dithyrambos’lar (F. Nietzsche)

Nietzsche’nin “Dionysos-Dithyrambos”ları –şiirleri… Oruç Aruoba’nın işbu şiir çevirileri “Yazı” adlı derginin 1978 yılında yayınlanan 3. sayısında yer almıştır. Şiirlere https://zaferyalcinpinar.com/dionysos.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
20
2010
0

Ahmet Hamdi Tanpınar ve Narmanlı Yurdu

Tanpınar’ın Narmanlı Yurdu’ndaki günlerini Haldun Taner kaleme almış. Milliyet Sanat’ın 1980’de yayımlanan yeni dizisinin 14-15 numaralı ortak sayısındaki işbu yazıya https://zaferyalcinpinar.com/ahmethamdi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
19
2010
0

İkibinler, yanlış bir hayatın doğru yaşanamayışıdır.

Bildiğiniz gibi Karga Mecmua taifesi, 33. ve 34. sayılarında edebiyat, müzik, sinema, tiyatro, plastik sanatlar, spor ve tv dizileri üzerine bir 2000’ler dosyası oluşturdu. İşbu özel hafızaya aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz;

edebiyat:  https://www.kargamecmua.org/?d=32,13,6
müzik:   https://www.kargamecmua.org/?d=32,19,7

tiyatro, sinema, plastik sanatlar, tv dizileri:
https://zaferyalcinpinar.com/2000ler2.jpg

spor:   https://www.kargamecmua.org/?d=32,6,3

Oca
18
2010
0

Kerouac, On The Road…

Jack Kerouac’in orjinal rulo metniyle yayımlanan “YOLDA” üzerine… Şenol Erdoğan‘ın yazısına https://www.kargamecmua.org/?d=32,36,16 adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
16
2010
0

Jaques Prévert’in Kolajları (René Bertelé)

Milliyet Sanat Dergisi’nin 1980’deki yeni dizisinin 2. sayısında yer alan “Özgürlüğe Kavuşan Görüntüler” adlı yazıya https://zaferyalcinpinar.com/prevert.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
René Bertelé’nin işbu yazısı,  j. Prévert’in kolajları üzerinedir…

Oca
08
2010
0

Nietzsche: Temel Görüşü, Temel Kavramları—– (Oruç Aruoba)

Oruç Aruoba’ nın  “Nietzsche: Temel Görüşü, Temel Kavramları” başlıklı metnine https://zaferyalcinpinar.com/nicetemelkavramlar.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. İşbu önemli  yazı, “Yazı” adlı derginin 1978 yılında yayınlanan 3. sayısında yer almıştır.

Oca
01
2010
0

İlgilerin Gidişi

Buruk bir ezgi seziliyordu içlerinde
kinleri gibi renk renk
ölmüş atlarını bırakıp
tahta pabuçlarıyla gittiler
gözlerinde frank krallarının eski hüznü

(…)
kumsalda kocaman izlerini siliyor deniz.

Ece Ayhan Çağlar, 1956

Hamiş:  1959’da Kınar Hanım’ın Denizleri’nde yer alan “Kötü İlgilerin Gidişi” adlı şiire Ece Ayhan, önce,  “İlgilerin Gidişi” adını vermiştir ve bu adla “Yeni Ufuklar” dergisinin 1956 tarihli 35. sayısında yayımlamıştır. Sonradan,  1959’da şiirin ismini “Kötü İlgilerin Gidişi” olarak değiştirmiştir.

Oca
01
2010
0

Buluntu: “İnfanta” ve “Paydos” (Ece Ayhan)

“geceyazısı” adlı derginin 2006’da yayımlanan 9. sayısında iki adet Ece Ayhan şiirine daha rastladım. İşbu şiirler de Ece Ayhan’ın şiir kitaplarında ve “toplu şiirler” baskısında yer almamışlar… Şiirleri aşağıda paylaşıyorum. (ZY)

Ara
29
2009
0

Nietzsche: Şair-Filozof

Oruç Aruoba’nın şair ile filozof arasındaki  geçişkenliği -Nietzsche üzerinden- tanımladığı önemli bir yazı… İşbu yazı, “Yazı” adlı derginin 1978 yılında yayınlanan 3. sayısında yer almıştır. Yazıya https://zaferyalcinpinar.com/sairfilozof.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
28
2009
0

Türk Şiirine Bakmak (İlhan Berk)

İlhan Berk, Türk Şiirine Bakıyor…

“Yeni Ufuklar” adlı derginin Aralık 1964’te yayımlanan 151. sayısındaki  İlhan Berk yazısına https://zaferyalcinpinar.com/turksiirinebakmak.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Uçbeyi İlhan Berk’in sınırlarını çizdiği işbu şiir coğrafyası hâlâ geçerlidir ve sahicidir.

Ara
27
2009
0

2000’ler Edebiyat Soruşturması

KargaMecmua, Aralık 2009 tarihli 33.  ve Ocak 2010 tarihli 34. sayılarında “2000’ler” üzerine bir değerlendirme dizisi gerçekleştiriyor…  KargaMecmua’nın Aralık sayısında yer alan “2000’ler Edebiyat” soruşturmasına https://zaferyalcinpinar.com/2000ler.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Sahicilikle/ Zafer Yalçınpınar

Ara
24
2009
0

Abidin Dino’dan İlhan Berk’e Mektup

Kitap-Lık Dergisi’nin Haziran 1996 tarihli 21. sayısından bir efemera… Galata üzerine…
Mektuba https://zaferyalcinpinar.com/abidinberk.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
21
2009
0

La Révolution surréaliste (1924-1929)

***

(…)Kendi bedenlerimizde yüzmemize izin verin,
ruhlarımızı ruhlarımıza terk edin. (…)

Antonin Artaud
La Révolution surréaliste, Sayı: 3, Nisan 1925

***

L. Aragon’dan A. Artaud’a mektup…

***

La Révolution surréaliste’nin yayımlanmış sayıları…

Ara
20
2009
0

Yaşayan Anılar

Galeano’nun “Kucaklaşmanın Kitabı” adlı eseri için çizdiği özel desen…


(…)

Aslı Pelit: Siz, hafıza ve tarih hakkında yazıyorsunuz, ve diyorsunuz ki; Latin Amerika’nın en büyük problemi amnezi, bununla ne söylemek istediğinizi açıklar mısınız?

Eduardo Galeano: Hafıza beni çok ilgilendiriyor. Ama müze gezmek gibi değil, yani, o eski sakin geçmişin pasif ve estetik vizyonu beni ilgilendirmiyor. Beni yaşanan tarih, o anılar ilgilendiriyor. Geçmişi bugünden kurtarmak, gelecek günlere doğru, geleceğe doğru bakmak. Bir yerli geleneği var ki, sadece Amerika’nın bazı bölgelerinde devam ediyor hâlâ, mesela Kanada ve ABD sınırındaki adalarda.

AP: Yeni İskoçya tarafında mı?

EG: Evet, o adalardan bazılarında. Ve aynı zamanda, Meksika’nın Maya bölgesinde, Chiapas’da. Bu çok ilginç bir yerli geleneği ve “yaşayan anılar” terimini anlatmak için çok uygun: Kabilenin yaşlı seramikçisi, usta, artık gözleri bulutlanıp elleri titrediği için emekli olmadan önce, bir tören yapar. O törende usta son ve en önemli şaheserini yapar, mükemmel bir çanak. Ve o çanağı en genç seramikçiye verir. Ama genç o çanağı, odasında yüksek bir yere koyup da her sabah bakmak için almaz,  eline aldığı anda yere fırlatıp onu kırarak binlerce parçaya böler! Daha sonra o ufacık parçaları toplar ve kendi yapacağı çanağa ekler yavaş yavaş. Bu tip anılar, hayatın devam etmesine yarayan anılardır.

İnanıyorum ki, amnezya bizim durumuzda, yani Latin Amerika’da bir çok örnekte, hatta dünyada, bu bir olgu. Amnezyanın öyle bir etkisi var ki, bizi bugünkü yolumuzda yürümekte zorluyor. Çünkü amnezya, sadece gücün sesini hatırlamamıza yol açıyor, bu sesler hayatı zorlaştıran sesler. Bu tip anılar, kadınlar mesela resmi tarihte yoklar. Daha doğru söylemek gerekirse, varsınız da sadece bir aksesuar olarak, Procer’in gölgesi gibi, kendini kahraman erkeğe adamış kadınlar, ama hiç bir zaman ilk planda değiller ki aslında olmaları gereken yer orası, gerek insanlığın tarihinde gerekse hayatın bütün alanlarında.

Aynı şey küçümsenen ırklar, siyahlar ve yerlilerle ilgili olagelmiş. Onların anıları, sadece bir renkli bir folklor unsuru olarak görülmüş, hiç bir zaman ciddiye alınmadan.

Mesela Amerikalar için, başlangıçtan beri koloniyal hayatın utanç verici anıları reddedilmiştir. Bütün koloniyal tarih bitmek bilmeyen başkaldırışları anlatır. Resmi tarih, gerçek tarihi unutmayı seçmiş. Aynı şey askeri tarih için de geçerli. Onların hikâyeleri de, hep kılıçlarını kaldırmış kahramanlar, ölmeden önce inanılmayacak kadar uzun sözler söyleyerek, daima yeni kuru temizlemeden çıkmış üniformaları ve göğüslerinde sayısız madalyalar taşıyanlarla dolu. Halbuki gerçek tarihte, sivillerin tarihinde bir çok başka zorluk var. Resmi tarih aynı zamanda zenginlerin tarihidir, çünkü onlar bu hakkı taşırlar, bir miras olarak kalmıştır, çünkü tarih bu hakkın bir parçasıdır.

(…)

“Açık Radyo” söyleşisinden… (20 Mart 2007)
Bkz: https://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=17666

Ara
18
2009
0
Ara
18
2009
0

“Edebiyat Sanayi” (E. Aytaç)

Ercüment Aytaç’ın yazın endüstrisi’ne ilişkin bir yazısı… Kitap-Lık Dergisi’nin 1996’da yayımlanan 21. sayısından…
Yazıya https://zaferyalcinpinar.com/edebiyatsanayi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
07
2009
0

Aynalar: ‘Neredeyse Evrensel Bir Tarih’ (Eduardo Galeano)

EDUARDO GALEANO’YLA YENİ KİTABI “AYNALAR” HAKKINDA YAPILMIŞ BİR SÖYLEŞİ


“Aynalar”  için ‘Neredeyse Evrensel Bir Tarih’ derken neyi kastediyorsunuz?

Eduardo Galeano: Bilmiyorum, ‘evrensel bir tarih’ ya da bunun gibi bir şey demek bana fazla vakur ve ciddi geldi. Ben tarihçi değilim. Bu kitap çok deli bir projeydi. Zaman ve harita sınırlarının ötesine geçmeye çalışmak çılgınca bir maceraydı. Görünmeyenler üzerinden insanlık tarihini yeniden keşfetmeye, yeniden inşa etmeye çalışan, ırkçılık ve maçoluk, militarizm, elitizm ve başka bir çok ‘izm’lerin oluşturduğu, yeryüzündeki gökkuşağını yeniden keşfetmeye çalışmak için 600 kısa öyküden toparlandı. Kitabın amacı nihayetinde, hiç kimse olamamışların ağzından hiç kimse olamayanları anlatmaktı.

Son yıllarda neden kısa öyküler ve denemeler tarzına yöneldiniz? Büyük hikâyeleri anlatmak için neden bu biçim?

E.G.: Enflasyona karşı savaşıyorum; parasal enflasyona değil de sözcüklerin yarattığına. Hiçbir şey anlatmayan bir dolu sözcük… Daha az sözcükle daha çok şey anlatmaya çalışıyorum. Bu bir meydan okuma. Bu yüzden, orada bulunmayı gerçekten hak eden, sessizliğe tercih edeceğim sözcükleri bulana dek, anlattığım hikâyeleri belki on-on beş kez yeni baştan yazıyorum.

Venezüella başkanı Chavez, ABD başkanı Obama’ya Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı hediye ettiğinde ne düşündünüz?

E.G.: O an bilmiyordum. Kısa süre önce ölen köpeğim Morgan’la rutin yürüyüşümüze çıkmıştık; o olaydan sonra öldü, bu da bizim son yürüyüşlerimizden biriydi. Komşum, “Tebrikler Eduardo. Çok satarsın artık. Çok satan bir yazar olacaksın Eduardo” deyince çok şaşırdım. Dehşete düşmüştüm. Çok satmak mı? Satmak istemiyordum. Neydi bu şimdi? Korkunç bir şey olmuştu herhalde. “Tebrikler, çok başarılı oldun” da ne demekti? Başarılı olmak istemiyordum. “Ne? Piyasada mı başarılı oldum yani?”
“Evet, dünyanın en çok satan adamı sensin şimdi. Dünya seninle gurur duyacak.”
Ama bu benim için kötü bir haberdi. Piyasanın en iyisi olmak istemiyordum. Sadece yazarak insanlarla iletişim kurmak istiyordum.

Eh, Chavez de yeni Oprah oldu sayılır. Bildiğiniz gibi bunu Noam Chomsky için yaptığında, o da çok satanlar listesine girdi. Şimdi de size aynı şeyi yaptı…

E.G.: Aslında, çok cömert bir davranış. Gerçekten de kitap sembolik bir anlam kazandı.
Ama o kitaptan bu yana üslubum çok değişti. Artık çok farklı bir şekilde yazıyorum, tekrara düşmeyi sevmem, ‘no estoy arrepentido’, hiç sevmem, tek bir virgülde dahi.
Aslında, zenginlikle yoksulluğun, özgürlükle köleliğin birbirine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermesi açısından önemli bir kitaptır. Yani, herhangi türden bir yoksulluk karşısında masum sayılabilecek hiçbir zenginlik yok; aynı şekilde, kölelikle ilgisi olmayan hiçbir özgürlük yok.
Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nın amacı buydu, daha önce ayrı ayrı anlatılan tarihler ve tarihçilerin, ekonomistlerin ve sosyologların kullandıkları kodlanmış anlatımlar arasında bağlantılar kurmaya çalışmaktı. Bu nedenle, herkesin okuyup keyif alabileceği bir türde yazmaya çalıştım. Casa de las Americas Ödülü’nü de bu yüzden alamadı zaten, jüri kitabın ciddi olmadığına hükmetti. O zamanlar solcu entelektüeller bir şeyin ciddi sayılması için sıkıcı olması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden, sıkıcı değilse ciddi de değildi. Daha sonra, talihime bakın ki, askeri diktatörlük kitabı çok ciddi bulup yaktı. Benim en iyi reklamım ve pazarlamam da bu oldu.

“Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabından Obama’nın ne öğrenmesini istersiniz?

E.G.: Kimseye bir şey öğretmek istemiyorum. Asla. Aslında, Obama ve ABD hükümeti, ya da halkı, ‘liderlik’ sözcüğünü ‘dostluk’ sözcüğüyle değiştirirlerse çok memnun olacağım. Çünkü liderlik, birinin başkaları üstündeki tahakkümünü ifade ediyor. Gerçek insan ilişkileri yataydır, dikey değil; yardımseverlik yerine dayanışma vardır ve başkalarının dayattığı hiçbir sınır ya da sınıf yoktur. Dünyanın kuzeyi, Tanrı onları güneyin öğretmenleri olsun diye yaratmışlar gibi davranıyor ve sürekli sınava çekme halindeler. Mesela, Venezüella demokratik bir ülke mi? Biz karar vereceğiz, çünkü demokrasi öğretmenleri biziz. Bu demokrasi öğretmenleri de askeri diktatörlüğün fabrikaları aslında. Yani ABD, aslında sadece ABD de değil, bazı Avrupa ülkeleri de- askeri diktatörlük yönetimini tüm dünyaya yayıyorlar. Demokrasi öğretmeye muktedir olduklarını sanıyorlar. Bu yüzden kimseye hiçbir şey öğretmek istemiyorum. Tek istediğim, anlatılmayı hak eden hikâyeleri anlatmak. Hepsi bu.

Bkz: https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=
RadikalEklerDetay&ArticleID=967355&Date=07.12.2009&CategoryID=40

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com