
“Vatoz Kuşları”, 2009, Zafer Yalçınpınar
(…)
“ardıardınaiçilmişbinsigaranınbirbirinedağlanışıgibi
körler alfabesiyle yazılmış bir şiirdi
büyük ve açık bir kalbe benzeyen
avuçlarımıza ilişti”
(…)
Hamiş: “Kör Yürüyüş” adlı şiirimin tamamına https://zaferyalcinpinar.com/s75.html adresinden ulaşabilirsiniz.
Yatmadan önce sarısı ağır basan bir resim yaptığımı anımsıyorum. İçi görünen bir kadın. Delik bir kadın demek istiyorum. Fırçayı sarıya bandım, başımı başka bir yere çevirerek çizdim. Çizdiğim sürece bakmadım. Çalakalem gibi çalafırça. Tuvale yüzümü döndüğümde şaşırıp kaldım. El, akıldan da gözden de daha iyi biliyor işini.
(…)
Leyla’nın başka biri olduğunu gördüm o zaman. Kendine ne kadar da az benziyor! Boş rakı şişelerine dayamış sırtını. Gene de bizim yakadan biri.
(…)
Ama iyi bir resim çıkardı mı hiç olmazsa on beş gün ortalık günlük güneşlik. Elektrikler yanıyor, sular akıyor, odalar sıcak, marketten taşıdığı erzak ağır değil, saçları kanarya sarısına boyalı şişman karıların arasında bile güzeller var, dostlara güvenebilirsin, kapılar pencereler saat gibi, kolayca aç kapa, anahtar dönüyor yuvasında, bakkalın tırnakları temiz, kaldırımda piyasaya çık yürü… Bolluk.
(…)
Oktay Rifat
“Bay Lear” adlı romanından…

By Rad
*
Gerçeklikler dille sınırlandırılamıyor. (1967)
(…)
Şiir imgeyle ‘kurulur’. Onsuz bir şey anlatılamaz. Felsefe de anlatılamaz, başka herhangi bir şey de anlatılamaz. (…) Sanatın özü sessiz çekilmesidir. Türkiye’de şiir sessiz çekilir. (…) Şiir öylesine iyi örülmeli ki eklem yerleri, teğeller gözükmesin. Bir yapıda da karkas kendini göstermez. (1970)
(…)
Yalnız şu var ki, ustalıkla taşeronluğu, alıntıyla çalıntıyı birbirine karıştırmayacağız. Kimyaya çalışanlar bilirler, karbonun iskeletiyle elmasınki aynıdır. (1973)
Ece Ayhan
(..)
Kara şiirler denebilir bu yazdıklarıma. Çünkü kara alayın da ötesinde bunlar. Gaddarca bakışları saptıyorum ben. (…)
İmge aslında anlam. Anlam taşıyıcısı. Şiirin birimi. Ama bir başına da değeri var yalnızca araç değil. (…) Biliyorsun ‘kurgu’nun ilkesi ‘üçleme’dir. Bir şeyin yinelendiğini belirten ilk sayı üçtür. (…) Gençler siyasal şiire yöneliyorlar doğrudan doğruya. Onlar için söyleyebileceğim şey: ‘ Yek beyza vü sadhezar dâva’ – ‘Yüz bin gürültü ve sonunda bir tek yumurta’- Ama civcivler sevimlidir sevilir. (…) Şiir de zorlanacak doğallıkla. Şiirin de başka şeyleri zorlaması için. Eski bir sefine gelip hesap sorabilir, baştan ayağa beyaz giyinmiş adamlara.
Ece Ayhan
Ağustos 1970
EDUARDO GALEANO’YLA YENİ KİTABI “AYNALAR” HAKKINDA YAPILMIŞ BİR SÖYLEŞİ
“Aynalar” için ‘Neredeyse Evrensel Bir Tarih’ derken neyi kastediyorsunuz?
Eduardo Galeano: Bilmiyorum, ‘evrensel bir tarih’ ya da bunun gibi bir şey demek bana fazla vakur ve ciddi geldi. Ben tarihçi değilim. Bu kitap çok deli bir projeydi. Zaman ve harita sınırlarının ötesine geçmeye çalışmak çılgınca bir maceraydı. Görünmeyenler üzerinden insanlık tarihini yeniden keşfetmeye, yeniden inşa etmeye çalışan, ırkçılık ve maçoluk, militarizm, elitizm ve başka bir çok ‘izm’lerin oluşturduğu, yeryüzündeki gökkuşağını yeniden keşfetmeye çalışmak için 600 kısa öyküden toparlandı. Kitabın amacı nihayetinde, hiç kimse olamamışların ağzından hiç kimse olamayanları anlatmaktı.
Son yıllarda neden kısa öyküler ve denemeler tarzına yöneldiniz? Büyük hikâyeleri anlatmak için neden bu biçim?
E.G.: Enflasyona karşı savaşıyorum; parasal enflasyona değil de sözcüklerin yarattığına. Hiçbir şey anlatmayan bir dolu sözcük… Daha az sözcükle daha çok şey anlatmaya çalışıyorum. Bu bir meydan okuma. Bu yüzden, orada bulunmayı gerçekten hak eden, sessizliğe tercih edeceğim sözcükleri bulana dek, anlattığım hikâyeleri belki on-on beş kez yeni baştan yazıyorum.
Venezüella başkanı Chavez, ABD başkanı Obama’ya Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nı hediye ettiğinde ne düşündünüz?
E.G.: O an bilmiyordum. Kısa süre önce ölen köpeğim Morgan’la rutin yürüyüşümüze çıkmıştık; o olaydan sonra öldü, bu da bizim son yürüyüşlerimizden biriydi. Komşum, “Tebrikler Eduardo. Çok satarsın artık. Çok satan bir yazar olacaksın Eduardo” deyince çok şaşırdım. Dehşete düşmüştüm. Çok satmak mı? Satmak istemiyordum. Neydi bu şimdi? Korkunç bir şey olmuştu herhalde. “Tebrikler, çok başarılı oldun” da ne demekti? Başarılı olmak istemiyordum. “Ne? Piyasada mı başarılı oldum yani?”
“Evet, dünyanın en çok satan adamı sensin şimdi. Dünya seninle gurur duyacak.”
Ama bu benim için kötü bir haberdi. Piyasanın en iyisi olmak istemiyordum. Sadece yazarak insanlarla iletişim kurmak istiyordum.
Eh, Chavez de yeni Oprah oldu sayılır. Bildiğiniz gibi bunu Noam Chomsky için yaptığında, o da çok satanlar listesine girdi. Şimdi de size aynı şeyi yaptı…
E.G.: Aslında, çok cömert bir davranış. Gerçekten de kitap sembolik bir anlam kazandı.
Ama o kitaptan bu yana üslubum çok değişti. Artık çok farklı bir şekilde yazıyorum, tekrara düşmeyi sevmem, ‘no estoy arrepentido’, hiç sevmem, tek bir virgülde dahi.
Aslında, zenginlikle yoksulluğun, özgürlükle köleliğin birbirine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermesi açısından önemli bir kitaptır. Yani, herhangi türden bir yoksulluk karşısında masum sayılabilecek hiçbir zenginlik yok; aynı şekilde, kölelikle ilgisi olmayan hiçbir özgürlük yok.
Latin Amerika’nın Kesik Damarları’nın amacı buydu, daha önce ayrı ayrı anlatılan tarihler ve tarihçilerin, ekonomistlerin ve sosyologların kullandıkları kodlanmış anlatımlar arasında bağlantılar kurmaya çalışmaktı. Bu nedenle, herkesin okuyup keyif alabileceği bir türde yazmaya çalıştım. Casa de las Americas Ödülü’nü de bu yüzden alamadı zaten, jüri kitabın ciddi olmadığına hükmetti. O zamanlar solcu entelektüeller bir şeyin ciddi sayılması için sıkıcı olması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden, sıkıcı değilse ciddi de değildi. Daha sonra, talihime bakın ki, askeri diktatörlük kitabı çok ciddi bulup yaktı. Benim en iyi reklamım ve pazarlamam da bu oldu.
“Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabından Obama’nın ne öğrenmesini istersiniz?
E.G.: Kimseye bir şey öğretmek istemiyorum. Asla. Aslında, Obama ve ABD hükümeti, ya da halkı, ‘liderlik’ sözcüğünü ‘dostluk’ sözcüğüyle değiştirirlerse çok memnun olacağım. Çünkü liderlik, birinin başkaları üstündeki tahakkümünü ifade ediyor. Gerçek insan ilişkileri yataydır, dikey değil; yardımseverlik yerine dayanışma vardır ve başkalarının dayattığı hiçbir sınır ya da sınıf yoktur. Dünyanın kuzeyi, Tanrı onları güneyin öğretmenleri olsun diye yaratmışlar gibi davranıyor ve sürekli sınava çekme halindeler. Mesela, Venezüella demokratik bir ülke mi? Biz karar vereceğiz, çünkü demokrasi öğretmenleri biziz. Bu demokrasi öğretmenleri de askeri diktatörlüğün fabrikaları aslında. Yani ABD, aslında sadece ABD de değil, bazı Avrupa ülkeleri de- askeri diktatörlük yönetimini tüm dünyaya yayıyorlar. Demokrasi öğretmeye muktedir olduklarını sanıyorlar. Bu yüzden kimseye hiçbir şey öğretmek istemiyorum. Tek istediğim, anlatılmayı hak eden hikâyeleri anlatmak. Hepsi bu.
(…)
Ölüm gelinceye dek vakit öldürmek için.
İçerim, Tanrıların huzurunda, cigara.
Siz didinin yarınki zavallı iskeletler;
Ben, gökyüzüne doğru kıvrılan mavi ırmak,
Uyurum bir hudutsuz dalgaya kapılarak,
(…)
Cennetteyim, çiçek açmış rüyalar aydınlık,
Tuhaf, garip valsler içinde karma karışık;
Sivrisinek korolarıyla bir fil akını.
(…)
Jules Laforgue
Çeviren: Orhan Veli
Son zamanlarda bizim Hz. Müptezel’e (Ali Enver Ercan’a) “tutundurma” desteği verenlerin sayısı artıyor… 3 Aralık 2009 tarihli Cumhuriyet Kitap’ta Selçuk Altun, bizim Hz. Müptezel’e koltuk çıkmış… İlgili kupür aşağıdadır:

Bu garabet parçasını okuduktan sonra, güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. İçimden şöyle demek geldi: “Enver ve Selçuk, ben dün akşam, ikinizi birden düşündüm.”
Hamiş: Hz. Müptezel’in kim olduğuna, neler yaptığına ve aramızdaki husumetin ayrıntılarına şu adresten ulaşılabiliyor: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=463
Görülmüyor ya
çığlık atan Martı
halbuki gündüzdür…
Kıpırtısız ya
ancak yansıdan belli
Martı Deniz’de
Oruç Aruoba
“Ne” , 6:45 Yayınları, 1999
Orada, dört tarafı su ile çevrili yerde insanların büyük, sağlam dostluklar, sağlam adaleler, namuslu günler ve gecelerle birbirlerine sokulduklarını, yardımlaşmalarını buyuran rüzgârlar, fırtınalar, deniz canavarları, kayaları günlerce, aylarca döven dalgalarla ancak tabiatın buyurduğu şekilde yaşanabileceğini, sıkı, sağlam adalelerin çelimsizlere yardım için, keskin aklın daha kör, daha mülayim, daha gürültüsüz ve yavaş akla, hatta akılsıza arkadaşlık için verildiğini, çorbanın çorbasızlara taksim edilmek içinmiş gibi koktuğunu öğreten, belki de öğretmeden öyle iyi, öyle mübarek anadan doğulduğunu hayal ettiren bir düşünce ile haritalardaki maviliğin ortasında, kocaman kıtaların kenarındaki büyük denizlerin bir tarafına kondurulmuş adalara bakar kurar dururum.
Sait Faik
“Son Kuşlar” adlı kitabından…
(…)
HEPSİ— (Koro halinde) Evet, evet omlet, bol bol omlet!
Devinim ve gürültü birden kesilir. Jak’ın güçsüz bir sesle şöyle söylendiği duyulur:
JAK—Karamsarlar!
HEPSİ— (Gücenmiş) Efendim? Nasıl cesaret ediyor? Ne oluyor buna? Hep o! Hiç memnun olmaz!
Kendisine yaklaşırlar. Gergin bir sessizlik.
JAK— Hiçlikçiler, yadsımacılar!
ROBER BABA— Demiştim ben, buna güvenilmez.
JAK BABA— (Oğluna) İnancını mı yitirdin sen?
ROBER ANNE— İnancı yok!
JAK BABA— (Oğluna) Haydi, söylesene, ne istiyorsun?
JAK— Bir ışık pınarı, akkor su, buzdan ateş, ateşten karlar istiyorum.
(…)
Eugene IONESCO
“Jack ya da Boyuneğme”, Çev: P. Caporal-İ.Denker, Ataç Kitabevi, 1964, s.59
***
27 Kasım 2009’da yayımlanan Denizaltı Edebiyatı Bildirisi‘nin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/denizaltiedebiyati.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
Sahicilikle / Zafer Yalçınpınar
(…)
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsim, rüzgârı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
(…)
Melih Cevdet Anday
Melih Cevdet Anday’ın 1946’da yayımlanan “Rahatı Kaçan Ağaç” adlı kitabındaki Abidin Dino desenleri…

Bildiri No:4
(27 Kasım 2009)
Denizaltı Edebiyatı
_1. Yeni yer yoktur. (Oruç Aruoba)
__1.1. Yerler bitmiştir.
___1.1.1. Yeraltı bitmiştir.
___1.1.2. Yeryüzü bitmiştir.
__1.2. Yeni yol vardır.
___1.2.1. Yol denizin altındadır.
_2. Şiir denizin altındadır.
__2.1. Bir denizaltıdır.
___2.1.1. Sait Faik bir denizaltıdır.
___2.1.2. Oktay Rifat bir denizaltıdır.
____2.1.2.1. İlhan Berk bir denizaltıdır.
___2.1.3. Bilge Karasu bir denizaltıdır.
____2.1.3.1. Oruç Aruoba bir denizaltıdır.
___2.1.4. Ece Ayhan bir denizaltıdır.
____2.1.4.1. Ben bir denizaltıyım.
_2.2. Denizin altında “mülkiyet” yoktur.
_2.3. Denizin altında basınç vardır.
___2.3.1. Şiir, derinde çoğalır.
_3.Sıkı şiirde iktisat yoktur.
__3.1. Rekabet yoktur.
___3.1.1. Ödüllendirme sistematiği yoktur.
____3.1.1.1. Ödüller insansızdır.
_____3.1.1.1.1. Yükleniciler insansızdır.
_____3.1.1.1.2. Düzenleyiciler insansızdır.
_____3.1.1.1.3. Katılımcılar insansızdır.
_____3.1.1.1.4. Takdimciler insansızdır.
_____3.1.1.1.5. Jüri insansızdır.
____3.1.1.2. Ödüller insansızlıktır.
_____3.1.1.2.1. Şartnameler insansızdır.
_____3.1.1.2.2. Şiltler ve plaketler insansızdır.
_____3.1.1.2.3. Mikrofonlar ve masalar insansızdır.
_____3.1.1.2.4. Ödül törenleri, kurdeleler, kuşaklar ve podyumlar insansızdır.
_____3.1.1.2.5. Toplu fotoğraflar insansızdır.
__3.2. Piyasa yoktur.
___3.2.1. Pazar yoktur.
____3.2.1.1. Paydaş yoktur.
____3.2.1.2. Satıcı yoktur.
____3.2.1.3. Müşteri yoktur.
____3.2.1.4. Dağıtım yoktur.
____3.2.1.5. Güvence yoktur.
____3.2.1.6. Tedarikçi yoktur.
_____3.2.1.6.1. Fatura yoktur.
_____3.2.1.6.2. İade yoktur.
___3.2.2. Projelendirme yoktur.
____3.2.2.1. Zaman yönetimi yoktur.
____3.2.2.2. Maliyet yönetimi yoktur.
____3.2.2.3. Risk yönetimi yoktur.
_4. Şiir tek başınadır.
__4.1. Tek başına yazılır.
__4.2. Tek başına çoğalır.
___4.2.1. Antolojiler ve yıllıklar insansızdır.
__4.3. Tek başına keşif yapar.
___4.3.1. Tek başına icraat yapar.
___4.3.2. Dilin yapıtaşı sözcükler değildir.
___4.3.3. Dilin yapıtaşı “im”lerdir.
____4.3.3.1. İm tek başınadır.
____4.3.3.2. Başkalarının derinliklerine tek başına ulaşır.
_5. Şiir, denizaltı iskelelerine yanaşır.
Zafer Yalçınpınar
Diğer poetik bildiriler için;
Bildiri No.3 (Füg): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=509
Bildiri No.2 (Masanın Ayakları): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=93
Bildiri No.1: (Vatoz’un Salınımı): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=81
Pier Paolo Pasolini’nin “Bir Çadırın Bana Verdiği İlk Ders” adlı yazısına https://zaferyalcinpinar.com/pasolini.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Yazıyı Alp Denizaşan çevirmiş… Yazı, 1988’de çıkan “Sokak” adlı dergide yayımlanmış.
NOCTURNE DE MOGUER
Ağaçlar tek başına değil,
Gölgeleri var,
Ama can yalnız.
Ay nehre
Gümüşten daireler serper.
Kül rengi bağda
Çılgın yıldızlar çiçekler açar.
Çayırlar tek başına değil
Gökleri var.
Ama can yalnız.
Katılır arasına çalgıların da
Islık çalmaya özenir dünya,
Adam ve kadın kucak kucağa dansta.
Deniz kendinden geçer.
Irmaklar tek başına değil
Şarkıları var.
Ama can yalnız.
Juan Ramon Jimenez
Seyrederken sabah serinliğinde
Sislerin kalkışını gölden
Ve havalanan yastıkları pencerelerde
Yüzlerin sıcaklığını bırakan
Kararıverdi ansızın avuçlarımız
Bir uzun geçide girdi tren.
Alp Denizaşan
mart 1977/novara
(…)
Kontrabas, insanın ne kadar uzaklaşırsa o kadar iyi işittiği tek çalgıdır, ki bu da sorunlu bir durumdur. (…)
Çalabildiği kadar yüksek sesle çalar ve kontrabasın uğultusunu bastırmak için bağırır.
…hiç o kadar gürültülü değil, diyeceksiniz, ama şimdi bu Bayan Niemeyer’i de geçip bir üst kata, aşağıya apartman yöneticisine, öteye komşu binaya kadar gider, onlar da daha sonra telefon eder…
Evet. işte budur benim, çalgının vurucu gücü dediğim şey. Pes titreşimlerden ileri gelir. Flüt ya da trompetin sesi daha yüksek çıkar -sanır herkes. Ama doğru değildir. Bunların vurucu gücü yoktur. Yayılımı yoktur.
(…)
Patrick Süskind
Kontrabas, Çev: Tevfik Turan, Kıyı Yayınları, s.17
Takma Göz, 2009 yılının Kasım ayında çoğaltılmış bir sayılık, bir sayfalık, bir şiirlik, bir fanzindir. Ece Ayhan’ın şiir kitaplarına girmeyen “Takma Göz” adlı bir şiirinden oluşmaktadır. Takma Göz, Yeni Ufuklar Dergisi’nin 1956 yılında yayımlanan 31. sayısında bulunmuştur. Şiiri bulup, buluşturan Zafer Yalçınpınar’dır. Takma Göz, bir Kadıköy tribidir. “Evvel Fanzin” ile “Khalkedonista” işbirliğinin cakasıdır. Copyleft’tir. Fanzine https://zaferyalcinpinar.com/takmagoz.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
***
***

Ece Ayhan’ın Takma Göz adlı şiirinin yayımlandığı Yeni Ufuklar Dergisi

(…)
İlhan Berk: (…) Sen şiiri tersinden yazıyorsun; sende bir gemideki fareler, gemiyi bırakmaz, gemi fareleri bırakır; deniz çekilmez kara bırakır denizi; kuşları tutmaz çocuklar, koyverirler, ama kendileri gelip ceplerine girer çocukların, v.b. ‘Müesses nizam’ı ters yüz etme vardır sende, bunu hep düşünmüşümdür; neden bu başın ayak, ayağın baş olması? Şaşırtmadır şiir, ilk vurucu öğe odur. Bunun için mi bu şiiri tersinden yazman?
Ece Ayhan: Evet, ‘şiiri tersinden yazıyorsun’ diyorlar bana. Terslik merslik yok! (…) 71’de, bir 12 Mart olmuştu hani (o zamanlar Üsküdar’da, Sultantepe’de oturuyordum, denize arkadan ve yukardan bakan bir ev; oraya sen de gelmiştin bir kez). Evet 71 yaz aylarında oradan, İsanbul limanında, bir lekesiz apak gemilerin fareleri bıraktığını gördüm, gördüm ve gördüm! Terslik bunun neresinde yahu? Tüyler ürpertici gerçekleri sergiliyorsam ben ne yapayım (‘aksi adam’,’hırçın adam’, ‘tepen adam’ genel geçerliliğini iliştirmekler isterler bana hep, bunu da biliyorum. Zokayı yutmayacaksın! Kül yutmayacaksın!)(…)Sonra; şiir, bir şaşırtma da değildir bence. Sonuçlar buna buraya varabilirler başka. Okur’lar ‘aykırı bir dal’la karşılaştıklarında, karşılaşınca irkmiş, irkilmiş ya da ürkmüş olabilirler..(…) Sana bu ‘Salavin’in Tezgâhtarları’ bakışları okulunun korkunçluğunu, ilkelliğini ne desem anlatamam. (…) İstanbul’da, tahta tavanında, tersten işlenmiş bir bilmece bulunan bir kahve varmış. Osmanlı İmparatorluğu kapanırken de dururmuş duruyormuş. Müşterilerin boyunları koparmış tavandaki bilmeceli o nakışa bakmaktan; çözülmek istenir çünkü bir bilmece, hele ustası güzel bezemişse… Ama kimsenin aklına bilmeceyi aynadan okumak gelmemiş, gelmez!
Ece Ayhan
Dipyazılar, YKY, 1996, s.30-32

Yeditepe Dergisi’nin 1 Temmuz 1950’de yayımlanan 6. sayısında yer alan bir (Nesrin) İlhan Berk şiiridir… Sıkı buluntudur.
Burada
Her şey
Bir başka
Ağaçların bile
Ateşi
37,6.
Aclan Sayılgan
Yeditepe Dergisi, 1950, Sayı:5
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com