Haz
08
2007
0

NO Edebiyat Sanat Seçkisi’nin ilk sayısı yayımlandı!

Üç ayda bir okurla buluşacak olan yeni No Edebiyat Sanat Seçkisi‘nin Baharsonu sayısı yayımlandı. Şiir, öykü, oyun, deneme, inceleme, mektup, gezi yazısı gibi tüm edebi türlere açık olan No’yu yayına Turgay Kantürk hazırladı, tasarımını ise Savaş Çekiç gerçekleştirdi.
No’nun bu ilk sayısında Selim İleri, Sina Akyol, Jale Sancak, Orhan Alkaya, Haydar Ergülen, Seyhan Erözçelik, Oğuzhan Akay, Metin Cengiz, Altay Öktem, Gültekin Emre, Özden Çiftçi, Serdar Koçak, Enver Topaloğlu, Deniz Durukan, Levent Tülek, Kadir Aydemir, Uygar Asan, Levent Karataş,  Zafer Yalçınpınar, Anita Sezgener, Onur Behramoğlu, Pelin Onay, Erkut Tokman, Mustafa Işık, Onur Tekin,  S. Aylin Antmen, İ. Cem Doğru ve Turgay Kantürk ürünleriyle yer alıyorlar. Geçtiğimiz Nisan ayında yaşamını yitiren Kurt Vonnegut bir söyleşiyle No’da. No’da ayrıca Meksika Kısa Öyküsü üzerine özel bir bölüm yer alıyor; Bulut Tarakçının çevirileriyle Hector Perea, Maria Antonio Campos, Jesus Gardea, Monica Lavin ve Rosa Bertran bu bölümün konukları. Nonun bu ilk sayısında Temür Koran desenleriyle yazarlarımıza eşlik ediyor.

Nonun amacı, yalnızca edebi ürünlere değil, yazı yoluyla anlam bulabilecek tüm sanatsal türlere bir zemin hazırlamak olacak. Çünkü bu sayfalar yazıda ifade bulan her sanatsal disipline açık. Artık (belki de) kanıksadığımız dayatmacı, hiza belletici, alabildiğine kirli, kollamacı (sözde yenilikçi ve güncel) ortama küçük de olsa bir delik açmak; bir nefes payı yani!Edebiyatı olduğu kadar, diğer sanatsal disiplinleri de içine alan bu rekabetçi kaos ortamından sıyrılma yolunda bir çaba belki de No; zor ama olanaksız değil! Sayılarla konuşan okurlara, yazarlara, şairlere, dergi yöneticilerine, eleştirmenlere yeniden! yeniden! yeniden! sözcüklere dönmemiz gerektiğini hatırlatma çabası belki de No.

Haz
06
2007
1

Bilmece II: Kabzımal

Edebiyatımıza Strazburg’dan katılan, “kabzımal” lâkabıyla tanınmış şiir ihracatçımız kimdir?

Haz
04
2007
1

Bilmece: Ağıl’da Yetişen Bülbül…

Ağılda bülbül beslemeye/yetiştirmeye çalışan, “Ağıl Ağızlı” lâkabıyla tanınmış Türk şairi kimdir?

 

Haz
03
2007
0

Şair Doğan Ergül’ü Kaybettik… (taşladıkça taşıyor deniz)

   

Dostumuz, Şair Doğan Ergül’ü kaybettik. Şiir içinde yatsın. 

(…)

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz

taşladıkça taşıyor deniz

çocuklar oyunda hile yapan arkadaşlarına

ceza olarak bir parça bu denizden veriyorlar

akasyalar ve barbunlar bir aradalar

ortaçağ anlatıları satıyor uzun yol şoförleri

mola yerlerinde…

durup ay’a bakıyor kediler ve köpekler

dolunay akşamları…

mardinli bir gece istiyor aşıklar haftaiçleri

ve haftasonları italyan rönesansı hakkında konuşuyorlar…

mahalle bakkalı yaşlı adam boyuna bir ağacı yontuyor

anlıyoruz ki aşk soyunan bir şehirdir

 

Doğan Ergül

Aşkın ve Suların Öğleni, Babil Yayınları, 2005, s.84

Haz
01
2007
1

Lale Müldür’e İmzalı Kitaplar: Arslanbenzer ve Serkan Ozan Özağaç

Dün sahafları gezerken bir sahafta bazı kitaplar gördüm. İlgili sahaf Lale Müldür’ün kütüphanesindeki “işe yaramaz kitaplar”ı sattığını söyledi. Kitapları inceledim, kitapların içinde Hilmi Yavuz hazretlerinin Lale Müldür’e imzaladığı kitap da vardı. Belediye şairi Hilmi Yavuz beni pek ilgilendirmedi.Ancak, Lale Müldür’e imzalanan kitaplar arasında iki ilginç isim vardı: HAKAN ARSLANBENZER ve SERKAN OZAN ÖZAĞAÇ… Tarikatçı Arslanbenzer’in  dergâh yayınlarından çıkmış “Şehidet’in Erken Günlerini Anarak”  adlı kitabı Lale Müldür’e imzalıydı ve  2 Ytl’ye satılıyordu. İçinde bulunduğum durum beni güldürdü. Bu işten kâr çıkarılabileceğim ortadaydı ve kitabı satın aldım ve şu an gittigidiyor’da satışa sundum, şu adresten kitabı satın alabilirsiniz:

https://www.gittigidiyor.com/main/urun.php?id=5017378

Serkan Ozan Özağaç’ın Lale Müldür’e imzaladığı kitap ise tarikatçı arslanbenzer olayından çok daha ilginçti:  ”Ağrılar Kitabı” adlı kitap Serkan Ozan Özağaç tarafından Lale Müldür’e imzalanmıştır. Lale Müldür zamanında Serkan Ozan Özağaç’a kitapta yer alan “Marie Sophie” bölümüyle ile ilgili bir “çalıntı” suçlamasında bulunmuştur. Bu olay C Yayınları’nın sahibi rahmetli Cenk Koyuncu ile Lale Müldür arasında bir tartışmaya neden olmuştur. Tartışma basına ve gazetelere yansımış ve Cenk Koyuncu, Lale Müldür için “Lale Devri kapanmıştır.” demiştir. Kitapta bazı yerler ve sayfalar Lale Müldür tarafından işaretlenmiştir. Kitap 1-50 numaralı satışdışı kopyanın 41 numaralı olanıdır. Bu kitabı da GittiGidiyor’da satışa sundum:

https://www.gittigidiyor.com/main/urun.php?id=5017433

May
28
2007
0

DERGİ: Göğe Bakma Durağı

Yılmaz Cemgil’in Mersin’de çıkardığı Göğe Bakma Durağı adlı derginin 5. sayısı yayımlanmıştır.

May
20
2007
0

Satış

GittiGidiyor adlı web sitesi üzerinden satışa
sunduğum ve koleksiyonumda
bulunan bazı kitapları göstereyim/sunayım istedim.
Kitapların GİTTİGİDİYOR tanıtımlarına ve fotoğraflarına aşağıdaki
bağlantıdan ulaşabilirsiniz: 
https://www.gittigidiyor.com/main/search.php?aramasatici=zafer_yalcinpinar

Nis
17
2007
0

“Şiir göndermeyin kardeşim!” (Varlık,Nisan 2007)

Varlık Dergisi’nin Nisan 2007 sayısında Enver (Paşa) Ercan gene “inciler”
dökmüş ortaya… Birçok “laga luga” söylemden sonra dergisine gelen yazıları
ve şiirleri okuyamadığını, yeterince değerlendiremediğini
söyleyip çokça yazı ve şiir geldiğinden yakınıp durmuş. Şu eski teraneyi
tekrar etmiş… (Bu numara ,aslında, dergisine itibar sağlamak için bir
editörün uyguladığı en klasik en beylik numaradır ya, her neyse geçelim)…

Bu noktada, kendisine burdan bazı “yeni” kavramları hatırlatalım;

-Zaman Yönetimi
-Değişim Yönetimi
-Süreç Yönetimi (Süreç İyileştirme Takımları)

Yukarıdakileri uygularsa(çalışırsa), “Selim İleri” gibi “suluboya” adamlara
“kutlama”lar tertip etmezse ve destekçilerine “mikro iktidar” numaraları
çekmezse, yarışmalarda jüricilik ve TYS’de başkancılık oynamazsa
pekala dergisine gelen yazıları, şiirleri okuyabilir ya da ehl birkaç kişiye
okutabilir. Hikâye bu kadar basittir.
(Zaten, kuşlar bana, Enver Ercan’ın bir şiirin ilk dizesini okuyup bu ilk
dizeyi beğenmezse şiirin geriye kalanını okumadığını, direkt
sildiğini söylediler. Eh, tabii ki bunu da şiiri gönderen saf ve iyi niyetli
insanlara açıklayamayacağı, yazıyı gönderene cevap veremeyeceği açıktır.)

Yazıda -utanmadan- şuna benzer laflar da etmiş: “Bize yazı gönderenler
kendilerinden yazı isteyip istemediğimizi, bize şiir göndermelerini isteyip
istemediğimizi düşünüyorlar mı hiç?”
Yani, dolaylı yoldan, “Göndermeyin kardeşim, yazı, şiir falan göndermeyin
kardeşim!” diyor.

Merak ediyorum, bununla birlikte, Enver Ercan, Varlık dergisini çıkarırken
şunu düşünemiyor mu:
Okur, Selim İleri’yi dergi kapağı olarak görmek, içsiz, tözsüz dosyalar ve
tekrarlanmış ağırbaşlılık retorikleri, didaktik numaralarla donatılmış bir
“varlık dergisi” okumak, böyle bir şeyi kitapçılarda görmek ister mi hiç?

Mar
22
2007
1

P’enis Batur mu?

Sabah Gazatesi / 22-3-07

P’enis Batur mu?

Edebiyat çevreleri, normalden büyük penise sahip bir adamın hayatını anlatan “P’ENİS” isimli romanı, ünlü eleştirmen ve yazar Enis Batur’un yazdığını iddia etti. 

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “P’enis” isimli romanın yazarının ünlü yazar ve eleştirmen Enis Batur olduğu öne sürüldü. Penisinin boyu 32.5 santimetre olan bir adamın başından geçenlerin anlatıldığı romanın kapağında çok büyük bir “P” harfi bulunuyor. Bu harfin hemen altında ise “ENİS ROMAN” yazıyor. Harfler birleşik söylendiğinde ise kitabın ismi “Penis Roman” olarak okunuyor. Ama edebiyat çevresi büyük P hariç tutulduğunda okunan “Enis Roman” kelimelerinin “Enis Batur” a gönderme yapmak için özellikle seçildiği fikrinde birleşiyor.

Röportajı çıkmıştı 
Edebiyat çevreleri de, kitabın Enis Batur’a ait olduğu iddialarıyla çalkalanıyor. Yıllardır sayısız kitabı çıkan Batur’un, bir türlü en çok satanlar listesine girmemesine içerleyip, çevresindekilere, “Bir gün öyle bir popüler
kültür romanı yazacağım ki, yer yerinden oynayacak” dediği öne sürülüyor. Bu sözler, kitabın yazarının Batur olduğu savına kanıt olarak gösteriliyor. Tartışılan kitap çıktıktan sonra, yazarı isim vermeden bir gazeteciye verdiği röportajda, kitapta yaşananların normalden iri penise sahip olan bir kişinin hayatı olduğu izlenimi verilmişti. Röportajda, kitabın yazarı adının Enis olduğunu da öne sürmüş, penisinin iriliği nedeniyle hayatının zorlaştığını anlatmıştı. Yazar, “Bu kitap tamamen kurgu mu, yoksa otobiyografik yanları da var mı?” sorusunu ise şöyle yanıtlamıştı: “Otobiyografik yanları var. İyi bir esin kaynağım vardı diyelim, bana çok ‘büyük’ bir ilham verdi…” Kara mizah olarak nitelenen “P’enis Roman”, Okuyan Us yayınlarından çıktı.
Oca
22
2007
2

Yasak Meyve 24 ya da “Bana Cüneyt Arkın derler..”

12 Ocak 2007 akşamında “Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi” altıncı yılını tamamlayacaktı. Bunu -her sene olduğu gibi- bir yemek organizasyonuyla kutlayacaktık. Yemeğe katılmadan önceki boş zamanımı Kadıköy’deki Mefisto Kitabevi’ne uğrayıp yeni çıkan dergilere ya da dergilerin yeni sayılarına göz atarak geçirmeyi düşündüm. Kitabevinde dergileri incelerken içeri Enver Ercan girdi. Elinde koca koca iki büyük siyah torba vardı. Sakalları uzamıştı ve üstü başı da bakımsız görünüyordu. Belli ki, Yasak Meyve Şiir Dergisi’nin yeni  sayısının dağıtımını elden yapıyorlardı. Bir süre kasadaki adamla hesaplar üzerine tartıştılar. Enver Ercan işini bitirip kitabevinden çıkacağı sırada yanına yaklaştım ve “Ben, Zafer Yalçınpınar.” dedim.”Aaa, Merhaba…” dedi ve bana elini uzattı. Buna şaşırmıştım, çünkü Enver Ercan ve Nalan Barbarosoğlu ile aramızda birçok tatsız mektuplaşma, telefon görüşmesi olmuştu. Elini sıktım ve manidar bir şekilde “Size çalışmalarınızda başarılar dilerim.”  dedim. Biraz düşündü ve “Sağol…” dedi. O sırada, kasada hesaplarla uğraşan kitabevi sorumlusu, “Sizin adınız neydi, deftere kaydedeceğim de…” diye Enver Ercan’a seslendi. Durumu garipseyen Enver Ercan, “Bana Cüneyt Arkın derler!” diyerek kasadaki adamın yanına yöneldi. İhtimal, Enver Ercan, Mefisto’daki bakkal defterine benzeyen “dergi hesapları defteri”ne kendi adını yazdırırken, ben de kitabevini terk ediyordum. Yasak Meyve’nin 24. sayısıyla ilk karşılaşmam bu şekilde olmuştur. Hayat, işte…

Oca
12
2007
0

YAPIKREDİKOÇ’un şiir yasağına karşı ŞİİRDİR!

KUŞBAZDIR

yana taralı saçı fazla nizamiye tek düşmanı rüzgar, bankacıdır

ölü aynaların karşısına kurar tezgahını veya sabah makyajı tamam –ki o tıraşlar hayatıdır:

1. “olmaz ya da olabilir” bir toplantı masasının hâkimidir.

2. kişiliği yaka kartından ibaret sanır ya da büyükbaş mevduat.

3. aklını yan cebinde toplamıştır ve deliksiz ve gediksiz.

4. grafik duruşuyla uzanır paranın aybaşılı yatağına.

5. ikide bir ağzını düzeltip sayıklar:

“çok paramız var abiler, ona göre!”

 

https://zaferyalcinpinar.com/s14.html

Oca
02
2007
0

Videopoem

Geof Huth’un “Videopoem”adlı görsel şiirine

https://www.poetikhars.com/bloglar/serkan_isin/videopoem_geof_huth

adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
19
2006
0

Monokl / BlogAşırı

Monokl Deneysel Sanat Dergisi’nin, taifesinin tartışma ve paylaşım platformu açılmıştır. Blog sistematiği üzerinden çalışan site aşağıdaki adresten ziyaret edilebilir. Edilmelidir de.

https://monokl.net/blogasiri

Ara
19
2006
0

Pamuk Prens’in Babası’nın Bavulu’na karşı…

Pamuk Prens Nobel Konuşması’nı “Babamın Bavulu” diye metinleştirmiştir. Buna karşı olarak “Hangisi” adlı anlatıyı aşağıdaki adreste okuyabilirsiniz…

https://zaferyalcinpinar.com/a10.html

Ara
03
2006
0

İlhan Berk / Defter Kapakları Sergisi

Yapı Kredi Kültür Merkezi Sermet Çifter Salonu, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden İlhan Berk’in Defter Kapakları, adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. 24 Kasım–30 Aralık tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergide İlhan Berk’in şiir çalıştığı ve not tuttuğu onlarca defter ile bu defterlerin kapaklarına yaptığı soyut resimler ve kolajlar yer alıyor.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Kas
05
2006
1

Cukkalanmış Saygınlık Projesi

1 Kasım 2006 Çarşamba akşamı Şeref Bilsel’in Yaşamradyo’daki söyleşisini dinlerken onun kurduğu cümleleri ve yakın geçmişte olanı biteni düşündüğümde taşlar yerine oturdu; bir tipolojinin uygulamaya geçirdiği “proje” zihnimde berraklaştı. Ben de, tutup, hem Şeref Bilsel’in söylediklerini aktarmak(1) , hem de bir kesimin tavrını ortaya koymak amacıyla, kısıtlı olan zamanımdan feragat ederek oturdum, bu yazıyı yazdım.(2)Cukkalanmış Saygınlık Projesi’nin amacı adından da belli olduğu gibi “saygınlık” ve “tanınmışlık” elde etmektir. Projenin tek bir uygulama yöntemi vardır; o da her şeyi ve herkesi “araç” olarak kullanabilmektir. Proje için risk, zaman ve maliyet yönetimi de yoktur, tüm sınırlamalar göz ardı edilmiştir. Tüm hesap kitap; “hesapsızlık”, “kitapsızlık”, “fırsatçılık”, “külhanbeyi retoriği”, “retorik arsızlığı” ve “edebiyat kâhyalığı” üzerine kurulmuştur. Şimdi projenin bâzı faaliyet adımlarını gözden geçirelim;

1. Bundan üç sene önce günlerden bir gün, Şeref Bilsel Tüyap Kitap Fuarı’nda kendisinin dâhil olmadığı(konuşmacı olmadığı) bir oturumda konuşmacı masasına sarhoş bir şekilde yanaşıp, salonun içinde sigarasını yakıp, konuşmacıları rahatsız eder bir tavırla onlara dik dik bakmıştı.

2. Başka günlerden bir gün Yazı Kitabevi’nde oturuyordum. Şeref Bilsel’in Halim Şafak’la tartıştığını öğrendim. Sonra Şeref Bilsel geldi ve “Halim Şafak’ı gidip döveceğim, telefonda da küfürleştik dün akşam…” dedi. Hatta bu olay, telefondaki o küfürleşmeler dergilere de yansımıştı. Yanlış hatırlamıyorsam, Kaçak Yayın’da konuyla ilgili bir şeyler yazılmıştı.

3. Gene günlerden bir gün, Şeref Bilsel’in polislerle kavga ettiğini öğrendim. Sebebini bilmiyorum. Başka bir gün de “hesap” yüzünden bir meyhanede kavga ettiğini duydum…

4. Askerden döndüğümde Metin Cengiz ile Şeref Bilsel arasında geçen tartışmaları, laflaşmaları okudum. Ve asıl o zaman “Yazık!” dedim kendi kendime…

5. Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi 11. sayısını “Özge Dirik” şiirlerine ayırdığında Şeref Bilsel bize “Ölü edebiyatı yapıyorsunuz!” olumsuzlamasıyla çıkışmıştı.(3)Hatta Şiir Defteri 2006’da Kuzey Yıldızı’nın 11. sayısını göz ardı etmişti. Sonra, aynı Şeref Bilsel, fırsatını bulunca, Özge Dirik üzerine Yasakmeyve’de müntehir şairler dosyasına yazı yazdı. Bu çelişkidir!(4) . Şeref Bilsel için, dergileri ciddi bir “pusuculuk”la takip etmek, antoloji hazırlamak, fırsatları değerlendirmek, edebiyat mikro iktidarı oluşturmak, edebiyat kâhyası olmak ve fırsatları değerlendirmek artık bir tipoloji haline gelmiştir ve stratejiktir. Eserleriyle değil de bu tip toplama, zorlama ve süzme işlerle “saygınlık sağlamaya çalışmak”, aslında, “saygınlık cukkalamaya çalışmak”tan başka bir işe yaramaz.

6. Bu tipolojinin tek uğraşısı, dalgalandırıcı(sansasyonel) ifadelerle yapay gündem yaratmaya çalışmaktır. Şeref Bilsel, söz konusu radyo programında şu cümleleri kurmaktan çekinmemiştir;

“Hakiki gerçeğin önündedir.”

“Dilin bekçisiyim. Şairlerin köpeği olacağıma dilin köpeği olurum.”

“Benim arkadaşlarım zaten iyi şairlerdir.”

“Bana kalsaydı, Şiir Defteri 2006’da sadece yirmi şair yer alırdı.”

“Görsel Şiir mevsimseldir.”

“Yeni kitabım en kötü ihtimalle bizim Kadir’in(5) yayınevinden yayımlanır.”

“Zafer Yalçınpınar, zengin ve yakışıklı bir çocuktur.”

“Hoşça kal halkım!”

Sonuç olarak, yukarıda örneklediğim faaliyet adımları incelendiğinde, tüm bunların (Şiir Defteri’nin, dergilerdeki mahlas yazılarının, Özge Dirik hakkındaki yazının, radyo programının, muhafazakârlığın, küfürleşmelerin, kavgaların ve dil köpekliklerinin) saygınlık cukkalamak ya da eleştirmencilik oynamak adına ilerleyen başıbozuk bir projenin parçaları olduğu aşikârdır. Ben bu tip işlere hiç girmedim ve kısacası, ben –artık- bu numaraları yemem. Edebiyat dünyasındaki külyutmazlar da bu numaraları yemeyecektir. Edebiyat dünyasının bir “çiftlik” ya da bir “Karadeniz kahvehanesi” olmadığını birinin çıkıp söylemesi, hatırlatması gerekiyor. Maalesef bu ifşaatı her seferinde, “kerhen”, ben gerçekleştirmek zorunda kalıyorum ve yıpranıyorum.

—————

(1)Ki aslında o sözlerin pek tartılacak bir yanı yok. Çünkü Şeref Bilsel’in tüm sözleri ve “ayak”ları, çelişkisiz temellendirmelerden yoksun ve hatta gerekçesizdi. Bu tip durumlara “zırva” denir ama benim dilim –hâlâ- varmıyor bunu söylemeye…
(2)Bu yazıyı, gerçekten çok kısıtlı bir zamanda, işlerimin en yoğun olduğu anda yazıyorum.
(3)Biz böyle bir şey yapmıyorduk, Kuzey Yıldızı’na omuz veren bir dostumuza vefa borcumuzu ödemeye ve sözümüzü tutmaya çalışıyorduk.
(4)Zaten beni çileden çıkaran da bu “çelişki”dir. Dostumun böylesine bir projede “araç” olarak kullanılmasıdır.
(5)Kadir Aydemir

Kas
02
2006
0

Görsel Şiir Kitabı

Zinhar ve taifesi Kasım 2006’da Poetik Hars Görsel Şiir Kitabı’nı iftiharla sunacaktır…

ayrıntılı bilgi için: https://www.poetikhars.com ve www.zinhar.com adreslerine bakabilirsiniz.

Eki
13
2006
1

Buyrun

Buyrun buradan yakın; Orhan Pamuk 2006 nobel Edebiyat ödülünü aldı. 1,4 Milyon dolara sahip oldu. Üzerinde “DÜNYA Güzeli” yazan bir kuşağa sahip oldu. Podyumlardaki prestiji arttı.

Eki
11
2006
0

Karga 10. Yıl

26 Ekim 2006 Perşembe – 12 Kasım 2006 Pazar   12:30-20:00

KARGA 10.YIL
Sergi / DJ PROGRAM

*Pazar hariç hergün saat 12:30 – 20:00 saatleri arasında gezilebilir.
*Açılış kokteyli, “Karga 10. Yıl Gecesi” ile ortaklaşa 26 Ekim Perşembe saat 19:00’da gerçekleşecektir.

Karga 10.Yıl Gecesi, 26 Ekim Perşembe 21:00 – 02:00 saatleri arasında gerçekleşecektir.DJ Bahadır.

Kadıköy gece hayatının önemli alternatif müzik ve yaşam merkezlerinden Karga Bar, 2006 senesi ile birlikte onuncu yılını dolduracak. 26 Ekim gecesi, iyi veya kötü birçok olayı barındıran on senesini tamamlayacak olan Karga, yeni bir “on yıl”a ayak basacak. Varlığını sürdürdüğü zaman boyunca müzikal tavrından vazgeçmeyen Karga, bu tavrı hem özel geceleri hem de destek olduğu kardeş kurumu KargART ile yaşam alanına yansıttı. “Karga Bar 10. Yıl” gecesi hem müzikal olarak Karga Bar’ın geçmişine toplu halde bakılacak hem de ister “müdavim” ister” “çalışan” olarak yaşamının bir bölümünü bu çatı altında geçiren herkes Karga’da buluşacak. Kardeş kurum KargART’da aynı gece gerçekleştirilecek olan sergi ise Karga’nın kendine baktığı bir ayna olacak. Bu nedenle, şimdiden Karga Bar’ı tanıyan, bilen ve burada nefes almış herkes davetli…
26 Ekim Perşembe gecesi 10.Yıl…

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
08
2006
0

Papaza Kızıp Oruç Bozmak

Papaza Kızıp Oruç Bozmak(1)
ya da
“Çiftçiye Öğütler”

Başlarken, neden “Şiiri Özlüyorum” matbuatı, onun çıkar(ı)cısı ya da edebiyat ortamında dönen dolaplar, söylediklerimi ve edebiyat camiası hakkındaki negatif düşüncelerimi haklı çıkarmak için bir referansa dönüşüyor sürekli? Ben, birkaç kere de yanılmak isterim… İnsan, yanılmak ister çünkü yanılgılar ardında uyanış, silkinme ve ayılma barındırır. Bana bu zevki neden tattıramıyorlar? Üzülüyorum. Gene papaza kızıp oruç bozacağız, başka bir şey değil; vakit öldürmek bu… (2)

1. Kerhen

Çiftçi, “Şiiri Özlüyorum” matbuatının 18. sayısının 43. sayfasında Serkan Işın ve Poetik Hars için çeşitli göndermeler ve açıklamalar yapmış. Yazının içeriğinden önce sayfa düzenine bakalım:

Sayfanın sol üst köşesinde Çiftçi Bey’in bir portre fotoğrafı var, fotoğrafın üstünde “Şiir Gözü”(3) yazıyor. Fotoğrafın sağında da “Editörden…” yazıyor ve bu sayfa matbuatın 43. sayfası olarak yer alıyor. Şimdi, benim bildiğim, “Editörden…” yazıları derginin başında olur. Çünkü editör derginin içeriğini tanıtır; bu sayıyla birlikte ne yapmak istediğini, bu amaca nasıl ulaşmaya çalıştığını anlatır ve okuyucuya perdeyi açar. Ama Çiftçi, tersini yapıyor. “Editörden…” yazısının derginin 43. sayfasında olmasının iki sebebi olabilir;

a. “Ağalık” ya da “Astsolistlik” taslamak istiyordur.
b. Konvansiyonel Şiiri kendince savunarak “Görsel Şiir Atılımı” üzerinden prim yapmak istiyordur. Tabii bu da bir “Editörden…” yazısı değildir. 43. sayfada yer alan “ayrık” bir şeydir.
c. Derginin içeriğinden bahsedemeyecektir. Çünkü içerik tıkıştırma, toplama, zorlama ve “sayfa doldurma” mantığıyla -fason işlerle- oluşturulmuştur.(4)

Bu bir.

2. Kerhen

Çiftçi, yazısında “Şiiri Özlüyorum” adlı matbuatın amaçsız olmadığını söylemiş ve amaçlarını

a. Şiir gündeminde tartışmalar açmak
b. Ardı ardına dosyalar düzenleyerek gündem oluşturmak

şeklinde tanımlamış. Bu çabanın yersizliği ortadadır. Çünkü şiir kendisi hakkında söylenen her şeyi yıkma eğilimindedir. Şair de gündelikten kaçar. Şair gündemin, gündeliğin içinde yapamadığı, bu geyiklere inanmadığı için şairdir. Ayrıca, derginin oluşturduğu dosyalar da, tavırlar da, yayımladığı şiirler de, değiniler de yapısal ve duygusal olarak çelişkilidir. Hem de fasondur. Sözgelimi, “Şiiri Özlüyorum”un bir sayısında Hilmi Yavuz konu edilirken, bir başka sayıda Ece Ayhan çıkıp gelebilir karşımıza… Bu gibi çelişik durumları gördükten sonra kimin neye paravan olduğunu düşünelim; “Polemik, retorik arsızlığı, köylü kurnazlığı, pusuculuk, itibar kazanmaya çalışmak…” Başka da bir şey değil. Ben bu numaraları yemem. Her şey ortadadır.

Bu iki.

3. Kerhen

Çiftçi, yazısında benim için “Kendine yazık ediyor, içtenliğin sıkı kumaşıyla konuşamıyor, kendine özgü dinamizmi sergileyemiyor” demiş. Sanırım, külyutmaz karakterimiz, edebiyat kâhyalarına ve edebiyat kâhyası adaylarına karşı tavrımız Nevşehir’e kadar uzanmış. Beğenmiyor ise paketlesin geri göndersin tavrımızı; ben kendimle, İstanbul’umla, içtenliğimle, yaptıklarımla ve yaptıklarımın dozajıyla idare ediyorum. Çiftçilik hizmetine de ihtiyacım yok. Hayatım boyunca da başkalarının üzerinden prim elde etmeye çalışmadım. Çalışmam da. Tekrar ediyorum, her şey ortadadır.

Bu üç.

4. Kerhen

Çiftçi, yazısını Cemal Süreya’nın şiiriyle noktalamış. Şiirde kurt ve köpek karşıtlığı var. Alttan alttan bize köpek, kendisine de kurt benzetmesini yakıştırmaya çalışıyor. Ben ise tarafları “Yumurta ve Taş”a benzetiyorum. Yumurta kendini taşa atsa(gidip kendini taşa vursa) veya taş gidip yumurtaya vursa, sonuçta kırılan gene yumurta olacaktır. Şimdi, buradan, kendisini “Şiir Gözü” olarak ifade eden Çiftçi’ye şu atasözünü de armağan ediyorum:

“Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu.”

Bu dört.

5. Kerhen

Eğer birileri, sizin masanıza gelip, şapkasını çıkarıp, masaya koyuyorsa bilin ki bu “Sen bunları benim külahıma anlat!” demenin Arapçasıdır. Bu da beş.

Hamiş: “Yallah!”

——————————-

(1) Papaza kızıp “beş kere” oruç bozmak

(2) Burada oturup birilerini savunmak amacında değilim. Çiftçi Bey’in çattığı merci (Serkan Işın) zaten kendini hakkıyla savunabilecek kadar zeki, güçlü ve donanımlı birisidir. Konunun kavramsal ve kuramsal boyutlarını çelişkisiz, güçlü bir temellendirmeyle açıklayabilecek kadar bilgilidir. O da kendi orucunu kendince bozacak… Bundan eminim.

(3) Çiftçi, “Şiir Gözü” başlığını kullanarak benim daha önce bahsettiğim “pusuculuk” mantığını da teyit etmiş oluyor. “Şiir Gözü” başlığı bence “pusuculuk” ihtiva ediyor.

(4) Ki Çiftçi, “Editörden…” yazısında derginin içeriğinden bahsetmiyor bile… Ki Murat Üstübal bu durumu “Panorama” benzetmesiyle çok güzel açıklamıştı. “Şiiri Özlüyorum” matbuatı turistiktir, panoromik bir gezinti gibidir. Başka da bir şey değildir.

Eki
01
2006
0

Çelişki

(…) Kendisini tam bir “İslâmcı şair” saymadığım Hilmi Yavuz’un şiirinde bu olgu çok açık biçimde görülebilmektedir. Hilmi Yavuz’de uhrevî öğelerle dünyevî öğeler içiçe geçmiştir. Hilmi Yavuz şiiri “Tevhid”le “sağaltılmayı” ve diriltilmeyi” isterken, Hilmi Yavuz Nev-izade’de eşiyle dostuyla rakı içebilir. Hilmi Yavuz bir kitabında “Narsis, “ Sexualis”, “Psychoathia” diye konuşuyorsa bir başka kitabında “dîl-i mecruh” ve “ser-i kûyûunda”,”ketebe el fakiyr” diye konuşmakta tuhaflık görmez. Her şey iç içe girmiştir. Belki de tevhid’in bir öngereğidir bu. Hilmi Yavuz, söylemek gerekir : İmam Gazzali ile İbn-Rüşt’ü vb. kendisinde birleştirmiştir , yani tasavvufu ve felsefeyi. Tam da bu yüzden “sadakor”, “jorjet”, “zehebî”, “hurufî”, “depresif”, “manik”, “ garanik” , “”tevellâ”, “teberrâ” türünden sözcükler şiirin yüzeyini kaplayabilir. Yavuz, bir sufî olduğunu beyan etmesine rağmen “ben ölürsem yapayalnız kalacak olan Allah’a” diye bir dize yazmaktan bile kaçınmaz. Burada söylediklerim bütün bir Hilmi Yavuz şiirinin eleştirisini öngörmüyor elbette. Ben sadece, bir tuhaflığa dikkati çekmek istiyorum. Hilmi Yavuz’un postmodernist, hatta monden bir İslamcı olduğuna işaret ediyorum. 

Aslında ben “İslâmcı Şiir” nitelemesinin henüz tartışmalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü, Türkiye’deki tartışma ortamına baktığımızda ilkeleri kesinlikle saptanabilecek bir İslam tanımına rastlayamıyoruz. Dahası, çeşitli kişisel şiirseller arasında, daha önce söz ettiğim “geçişkenlik” ve “akışkanlık” olgularını yeterince göz önüne almıyoruz. İslamla flört ettikleri gözlenebilen şairlerin tümüyle modernizmin içinden konuştuğu, modernizmin entelektüel ufku içinde düşündüğü söylenebilir. Modern şiirle çelişyor ya da çekişiyor göründükleri noktalarda bile.( Arif Ay, İhsan Deniz vb. şairleri düşünüyorum). Benim İslâmcı bir şair olarak kabul edebileceğim tek kişi olan Sezai Karakoç bile, en azından düzyazılarının büyük bölümünde modernizmden kopabilmiş değildir. Ama Karakoç’un şiiri, bugünkü gövdesiyle ; izlekleri, yapısı (mesnevi düzeni), dilsel özellikleri açısından İslâmcı bir doğrultuda yer alabilir. Burada, gömlek değiştirir gibi dünya görüşü değiştiren İsmet Özel’i hiç anmıyorum. İsmet Özel, ancak psikopatolojik çerçevede ele alınabilir. Türk Şiiri’nin İsmet Özel diye bir sorunu yoktur. 

(…)

Ahmet Oktay

(Bir söyleşisinden…)

Eyl
21
2006
0

Patricia Barber’ın yeni şiiri…

Caz şairi Patricia Barber yeni albümünü tamamlamış bulunmaktadır.

İlgili bağlantı: https://www.patriciabarber.com/discs/mythologies.htm

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eyl
16
2006
0

Üsküdar’daki Şarap Partisi


AKP’li Üsküdar Belediyesi’nin sahilde, parkta, koruda içki içenlere 132 YTL para cezası kesmesi… Ceza kestiği yurttaşların kimliğini de internet sitesinde teşhir etmesi üzerine Cumhuriyet yazarı Deniz Som dün sütununda dedi ki:
“Şeriat işte böyle usul usul geliyor. Fakat bendeniz bir yurttaş olarak, ülkemi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyenlere artık başkaldırıyorum ve yedi kuşak bir Üsküdarlı olarak meydan okuyorum! Eşimle birlikte, elimde bir şişe şarap ve birkaç plastik bardak olduğu halde 19 Kasım Pazar günü saat 14.00 ile 15.00 arasında Salacak sahil yolunda Kız Kulesi’nin tam karşısındaki büfenin yanında ‘Sahilde içki içmek yasaktır’ yazan tabelanın önünde kadeh kaldıracağım. Eğer zabıta ve polis beni oradan kaldırmaya kalkışırsa direneceğim…
Direnirken de Atatürk’ün Bursa Söylevi’ni okuyacağım:
“Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunun gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, ‘bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır’ demeyecektir. Hemen müdahale edecektir…”
Deniz’le dün konuştuk.. Pek çok okurun da o saatte Salacak’ta olacağını söyledi. Keyifli bir şarap partisi olacak…

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com