Şub
05
2008
0

Bildiri: “SUÇLU AYAĞA KALK”

“Gaste” adlı sıkı derginin Ocak 2008 sayısında “Suçlu Ayağa Kalk!” başlıklı bir bildiri yayımlanmıştır.

Bildiriyi  https://zaferyalcinpinar.com/suclu_ayaga_kalk.jpg adresinden okuyabilirsiniz.

Oca
25
2008
1

BİLDİRİ: “TYS, bir halay takımının çalgısı olmamalıdır!”

Bugün TYS’den bana bir mektup geldi. (İşbu 2 sayfalık mektup https://zaferyalcinpinar.com/tysden1.jpg ve https://zaferyalcinpinar.com/tysden2.jpg adreslerinden indirilebilir ve okunabilir.)

Salih Bolat, beni TYS yönetim kuruluna bir dilekçeyle şikayet etmiş. TYS de benden “özür” bekliyormuş, beni kınıyormuş. Özür dilemez isem beni “disiplin kurulu”na sevk edeceklermiş vs.

Etsinler.

Şimdi, işbu dandik meseleye iki yönden bakmak lazım:

1.Salih Bolat’a ilişkin açı;

Salih Bolat’ın benim söylediklerimi anlaması için aynı şeyleri kaç kere daha tekrar etmem gerekiyor? Veya sağa sola dilekçe vermekle, edebiyat anlamında bir yerlere varılabilir mi? Salih Bolat, bana sataşmanın bir “kariyer basamağı” ya da “kilometre taşı” olmadığını -bunca olaydan sonra- hâlâ anlayamamış mı? Ve ayrıca ödül alan bir insanın “üzerinde ‘dünya güzeli’ yazan bir kuşakla sağda solda kırıtması” da bir edebiyat başarısı değildir… Kaldı ki ödülün alınması da verilmesi de bir başarı kıstası değildir bence.Salih Bey’e bunları anlattık, ama bir türlü anlamıyor. Bu nedenle Salih Bolat’ı bir kalemde geçiniz. Ne bu dilekçeyi TYS üzerinden sağa sola göndermekle, ne de ödül almakla çok önemli bir şey yapmadı, yapamaz. Çünkü onda öylesine bir derinlik, öylesine bir şiirsel kuvvet yok. Bunu kendisi de biliyor. Debelenip duruyor işte… Mesele bundan daha fazla bir şey değildir, yani bu kadardır.

2.TYS’ye ilişkin açı (Yani Enver Ercan, Mustafa Köz ve avanesinin açısı);

Ben bu Hz. Müptezel’le yani Enver Ercan’la davamı kapatmıştım ama anlaşılan o, söylediklerimden ve yaptıklarımdan falan ders almamış hiç…

Şimdi, bugünkü haliyle TYS denen oluşum, herkesin bildiği gibi Enver Ercan ve avanesinin, statüko veya saygınlık cukkalamak için kullandığı bir merci/makam haline gelmiştir. Yani bundan ibarettir. Mustafa Köz ve Enver Ercan’ın halaybaşı olduğu, kendi kendine çalıp oynayan bir taife…

Beni “disiplin kurulu”na vereceklermiş ki en çok buna güldüm. “Beni sendikadan ihraç etseler de rahatlasam” diye düşünüyordum zaten. Bu Salih Bolat’ın dilekçesi bir vesile olmuş olur. İyi de olur, çünkü TYS ile ilgili söyleyeceklerimi, orada yaşadığım gerçekleri daha rahat anlatırım böylece…

Şimdi Mustafa Köz’e, yani “Enver Ercan’ın fikir babası” meselesine özellikle gelelim. Çünkü işbu dandik dilekçeler vs onun başının altından çıkıyor. Geçenlerde Son Gemi’de Vecdi Çıracıoğlu ile birlikte oturuyorduk. Mustafa Köz bir ara yanımıza uğrayıp, Vecdi Abi’yle selamlaşıp şöyle demişti:

“Tys toplantısından, dershane toplantısından geliyorum.”

Sonradan, o kadar güldüm ki bu söze. Aklınca, Mustafa Köz, TYS üzerinden bana ders verecek… Önceleri “Su Resimleri” adlı kitabına duyduğum saygıdan dolayı çekiniyordum, ama artık ona da, Mustafa Köz’e de sözüm açıktır;

“Mustafa Köz, gitsin önce kendisine ders versin, kendi dükkanının önünü süpürsün. Ne bileyim, gitsin, bir danışmanlık kuruluşundan “bir kurumun nasıl yönetileceği üzerine dersler” falan alsınlar: “Zaman Yönetimi, Stratejik Planlama, Performansa Dayalı Bütçeleme ve Kalite Kavramları” gibi dersler alsınlar. Öyle, meyhanelerde “Dershane toplantısından geliyorum” vs söylemleriyle bir kurum yönetilmez, bir yere varılamaz. Mustafa Köz kendini bir “stratejiysen” zannedip, bana böyle komikliklerle gelmesin. İşine, dalgasına baksın ve dükkanının önünü süpürsün.”

Sonuç olarak da şu aşağıdaki tümceyi -ayağa kalkarak- söyleyebiliriz;

TYS, bir halay takımının çalgısı (enstrumanı) olmamalıdır.

ZAFER YALÇINPINAR – 18 Ocak 2008 – Erenköyü

Ayrıca, bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=261 (Hz. Müptezel’le İkinci Karşılaşma)

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Oca
17
2008
0

Kelimenin Yüzü’ne ilişkin Söyleşiler

Son günlerde “Kelimenin Yüzü” adlı kitabıma ilişkin 2 adet söyleşi yaptık…

“G. Sesil Sar” ve “Davut Yücel”in benimle yaptıkları bu son söyleşilere ve ayrıca bugüne kadar verdiğim tüm söyleşilere https://zaferyalcinpinar.com/dilinkemigi.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
09
2008
3

Ali Enver Ercan(Hz. Müptezel) ile İkinci Karşılaşma!

Ali Enver Ercan (namı diğer Hz. Müptezel) ile bugün, yani 9 Ocak 2008 tarihinde, gene karşılaşmış bulunmaktayım. Meğer ben ne kadar temiz yürekli bir adammışım ve şu dünya da ne kadar küçükmüş… Bugün yaşadığım şeyler, bugünkü karşılaşma bunu kanıtlıyor.

Hemen anlatayım:

Bugün, çeşitli işler için saat 17:30 sularında Kadıköy’deydim. 19:00’da işyerinden Kadıköy’e dönecek olan eşimi beklerken, zaman öldürmek için sahafları gezmeye karar verdim. Uzun zamandır uğramadığım Ün Sahaf’a uğradım ve 2 Ytl’ye satılan şiir kitaplarını incelemeye başladım.Kitapların arasından Ali Enver Ercan’ın “Eksik Yaşam” adlı kitabı çıkmaz mı… Ün sahaf’ın sahibini yanıma çağırıp, kitabı ve kitabın arkasındaki resmi gösterip beraberce güldük… (Kitapların arasından Mesut Aşkın’ın ilk şiir kitabı olan  “Çocuk Gülünce” adlı kitap da çıktı.) Her iki kitabı ve bulduğum bazı diğer kitapları da satın alıp dükkandan çıktım. “Som Gemi” adlı mekâna gittim ve orada Mesut Aşkın’la karşılaştık, sahaftan bulduğum kitabı Mesut Aşkın’ın kendisine imzalattım. Enver Ercan’ın “eksik yaşam” adlı kitabını ve kitabın arkasındaki o ünlü fotoğraf ile yazıyı  da Mesut Aşkın’a ayrıca gösterdim, güldük. Sonra, biraz daha sohbet ettik ve Son Gemi’den çıkıp beni Starbucks’da (eski postanenin yakınlarında, yeni açılan yerde)  bekleyen eşimin yanına doğru yollandım. Starbucks’a girmiştim ki bir de baktım, karşımda Ali Enver Ercan… Beni tanımamazlıktan geldi ve hemen Starbucks’dan çıktı. Eşimin oturduğu masaya, elimdeki kitapları ve kafamdaki şapkayı bıraktım, paltomun önünü açtım, “Eksik Yaşam” adlı kitabı da yanıma alarak Enver Ercan’ın peşine düştüm. Enver Paşa, Starbucks’ın yanında ufak bir girişi olan Seyhan Müzik’e girdi. Arkasından ben de girdim. Gene beni tanımamazlıktan geldi. Sonunda dayanamayıp: “Enver bey!” dedim. Döndü. Elimdeki “Eksik Yaşam” adlı kitabı(yani Enver Ercan’ın o meşhur kendi kitabını) ona, bizzat uzatarak “Ben Zafer Yalçınpınar, bunu alın!” dedim. Sinirlendi ve “Ben senin gibi bir adamdan bir şey almam!” dedi. Güldüm ve kitabı ona yeniden uzatarak “Şimdi, bu kitabı alıyor musunuz, almıyor musunuz?” diye sordum. Seyhan Müzik’in alt katındaki herkes bize bakıyordu. “Alayım bari!” dedi, kitabı aldı ve şöyle devam etti:

“Bak, sen terbiyesizsin… Edebiyat dünyasında kötü üne kavuştun…  Ayrıca o kız benim sevgilim falan değil, Almanya’da yaşıyor…” dedi.

Ona hafifçe gülümsedim ve çektim gittim; Enver Ercan’ı, elinde “Eksik Yaşam” adlı ilk kitabıyla, çeşitli haysiyet çelişkileriyle ve tüm bu yaşananların ağırlığıyla başbaşa bırakıp gittim. Orada öylece kala kaldı.

Sonra, eşimle birlikte eve geldik. Ve zamanında babamın Gökçeada’dan satın aldığı yıllanmış bir el yapımı şarabı açıp, içtik.

Kendi kendime şöyle dedim:

“Eh, Hz. Müptezel’in kendi dandik gerçeğini, onun kendi eline de verdik… Enver Ercan işi, bu dandik dava da halledilmiştir. Daha fazlasına gerek yok… ”

Biliniz ki şu an, kimse benden daha mutlu olamaz.

Zafer Yalçınpınar 9 Ocak 2008, Saat “22:09”

Ara
30
2007
0

2007 Zafer Yalçınpınar Oto-Almanağı

2007 Zafer Yalçnpınar Oto-Almanağı’na

https://zaferyalcinpinar.com/almanak2007.html

adresinden ulaşabilir ve 2007 yılının olaylarını inceleyebilirsiniz.

Ara
24
2007
0

Birgün Gazetesi: “Ece Ayhan çağının vicdanıydı!”

Ece Ayhan/Poelitika hakkında Eren Barış’la gerçekleştirdiğimiz söyleşiye https://zaferyalcinpinar.com/bbkara/hayhakkinda.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
30
2007
0

KİTAP: Bir Bienal, Bir Bilanço…

Kitap birbirinden bağımsız bir grup duyarlı sanatçı, aydın, yazar ve entelektüelin analitik/eleştirel teorik bildirimler biçiminde sanat ortamına sundukları yazılar, bakışlar, düşünceler toplamından oluşuyor. Kitaptaki yazılar son yıllarda sanat ortamını ahtapot gibi sarmalayan küratöryel sistem ve sanatın özgün, bağımsız ve özgür kimliğini, üretkenliğini karanlık odakların hizmetlerine teslim etmek isteyenlere karşı muhalif duruşa sahip bir hakikat yolculuğu denemesidir.

Yazarlar; Rafet Arslan, Nazan Azeri, Erkan Doğanay, Müfit İşler, Ekrem Kahraman, Cavit Mukaddes, Özcan Türkmen, Zafer Yalçınpınar, Feyyaz Yaman

Çekirdek Sanat Yayınları

Online Satış ve Ayrıntılı Bilgi İçin:

https://www.cekirdekshop.com/pinfo.asp?pid=619

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler: ,
Kas
25
2007
2

Kelimenin Yüzü – Zafer Yalçınpınar

ZAFER YALÇINPINAR – Kelimenin Yüzü

Bir iç-sözlük… 

54 Sayfa, 2007, Çekirdeksanat Yayınları (https://www.cekirdeksanat.com)

“Kelimenin Yüzü”nde, anlam ile arasındaki hesaplaşmayı sürdürüyor Yalçınpınar. Ve bakarken gördüğü imgeleri belli belirsiz dizgelerle –kırık dizgelerle- okuyucuya sunuyor. Bir şairin sözlük yazması hiç bu kadar çetin olmamıştı. Ve bir sözlük hiç bu kadar çok “bakışlı” olmamıştı. (Davut Yücel)

“Şair: Boşluğun efendisi.  Boşluk çoğaltan.”
Şiirin gücü aynı kelimeler ile herkesin zihninde ayrı ayrı resimler bırakabilmesindedir. Bu resimler şiirin yapıtaşlarıdır. Zafer Yalçınpınar, “Kelimenin Yüzü”nde 210 kelimesinin resmini yapmış ve okura içsesiyle sesleniyor. “Livar”dan tanıdığımız bu içses, bizi şiirindeki ironinin canlılığına götürüyor.
Boşluğun Efendisi iç-sözlüğündeki boşlukları kendi resimlerimizle doldurmaya çağırıyor. (Vedat Kamer)

 Online Satış: 

İDEEFİXE: https://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=QDIF37K3NY2YV49LZABC 

GİTTİGİDİYOR:https://www.gittigidiyor.com/main/urun.php?id=6902569   

PANDORA: https://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=157027 

KİTAPYURDU:https://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=126724 

ÇEKİRDEKSHOP: https://www.cekirdekshop.com/catinfo.asp?cid=121

 

 

Kas
03
2007
1

Sonunda, geri geldi! Poelitika ECE AYHAN

POeLİTİKA,  ECE AYHAN   ÇIKTI!

Hazırlayan: Eren Barış

204 sayfa, Ortadünya Yayıncılık,  Ekim 2007, Ankara.

İÇİNDEKİLER

Girizgâh
9 Ece Ayhan’ı Okumak…, Eren Barış

Ece Ayhan’a Metinler
15 “Çok Eski Adıyla” Yeni Bir Tarih, Ahmet Orhan
32 Ece Ayhan…E Ayhan…Ce Ayhan…Ceeeeee! Ragıp Duran
33 Sinema ve Ece Ayhan, Uygar Asan
36 Ece Ayhan, İzzet Yasar
37 Ece Ayhan, İlhan Berk
39 Ece Ayhan: Korkusuzca Konuşan, Göçebe Karaşın, Eren Barış
49 Aykırı Dalın Gölgesi, Abdülkadir Budak
50 Ece Ayhan: Yaşamış Biri, Yorumsuz, Mahmut Mutman
52 Biz Bir Şairi Şiir Yazsın İçin Ölümle Korkuturuz Dom!  Zafer Yalçınpınar
53 Ayhan: Ayna, Dışarıda, Utku Özmakas
73 Ece Ayhan, İbrahim Yılmaz
75 Benim Hâlâ Umudum Var!  Altay Öktem
79 Müziğimiz Karadır Abiler!  Ali Ece
83 Ece Ayhan, K. Celal Gözütok
84 Şeyinde Canım… ya da Benim Meramım Başka, Seyhan Erözçelik
87 En Arka Sıradaki… Evrim Alataş
89 “Aynı Lakerda”, Süreyya Berfe
91 İçuzayımdaki Ece ya da Kara Kolaj, Rafet Arslan
95 Ece Ayhan Şiirinde Öznenin Halleri ya da Vurulan Bir Şiirin Ayak Değiştirmesi, Sabahattin Umutlu
108 Tarih Atlasları Parçalanıyor…, Onur Akyıl
111 İktidar Neden Sarışındır? Akif Kurtuluş
113 Ece Ayhan, İsmail Beşikçi
114 Karaşın, Eren Barış
116 Hay Hak! Sonrasızlık Fanzini
118 Ece Ayhan Sözlüğü, Ender Erenel
133 Ece Ayhan “Çok Eski Adıyladır” Sözlüğü, Orhan Alkaya – Kemal Yalgın

Ece Ayhan’a Sözler
140 Muzaffer İlhan Erdost ile Söyleşi, Eren Barış
144 Enis Batur ile Söyleşi, Eren Barış

Ece Ayhan
149 Biyografi ve Eserleri – Eren Barış
171 Belgeler: Mektuplar, Günlükler, Fotoğraflar, Elyazmaları, Kartpostallar

Görsel İşler
192 “Tarihi Düzünden Okumaya Ayaklanan Çocuklar İçin Yerleşilebilecek Topraklar”, Burak Delier
193 Kara Öfke, Serhat Köksal (2/5 BZ)

194  Katkıda Bulunanlar

Yayınevi İletişim Adresi: Ortadünya Yayıncılık, Kızılırmak Sokak, No: 35/9, Kızılay/Ankara.

Telefon: 0 312/ 419 22 87

E-posta: ortadunyayayincilik@gmail.com ya da  sizomelankolye@gmail.com

ARKA KAPAK’tan:

Kitabın genel okuması itibariyle ezilenlerin safından bakacak olursak tarih, kişilerin ve düşüncelerinin değil, bu kişi ve düşüncelerin de üzerinde yükseldiği “sınıf mücadelelerinin tarihi” olarak açıklanır. Ece Ayhan için bu mücadelede unutulan ve unutulmak istenen etik’i sahiplenmek elzemdir: ” Ama insanın etik olarak sağlam olması lazım. Yüzyıllardan beri etik olarak sağlam olmanın kavgası var.” İşte o zaman insanın ne pahasına olursa olsun onurlu yaşayabileceğini işaret eder. Belki de şairlikten önce etikçiliği, devrimden önce muktedir olmayan devrimci etiği öne çıkarmak istemesi de bundan kaynaklanır ve yola koyulmanın zamanı gelmiştir: ” Adeta yengeç gibi yan yana yürütülüyoruz! Tarihteki ‘ayağa kalkmak’, belki de gündelik ‘ayağa kalkmak’la karıştırılıyor olabilir bakın! Ya da eski günlere bakarken de, yerinde kıpırdamamak için ve olaylar uzak diye, dürbün kullanmak nasıl bir aymazlık ve yanlışlıktır! Böyle davranmakla, çocukların ve gençlerin gelecekleri adına, hem tehlikeli hem de insanın kendisini aldatıcı bir iş yapılmış olmuyor mu? Çünkü; ‘ayağa kalkmak’ tek başına bir şey göstermez. Bu gösterge değildir. Gerçek ‘ayağa kalkmak’, ancak kimi şeyleri ‘göze almak’la olur, olabilir. Yani, kimi şeyleri göze almak pahasına! Evet, paha olmadan hiçbir şey olmaz! ”

Bizim Ece Ayhan’a sahip çıkışımız, nutkumuz ve nefesimiz yettiğince onun üzerine bir şeyler söylemeye çalışıyor oluşumuz Türkiye’de yine Ece Ayhan’ın deyimiyle ‘tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar’ın geleneğine, düşüncesine, yok sayılan vicdanına sahip çıkışına denk düşmüyor mu? Ece Ayhan’ın dilindeki ‘kapalılığa’ rağmen bu kadar çok okuyucusunun oluşu ve onun düşüncesiyle yataylaşan farklı alanlardan insanların bulunuşu bu topraklar için bir değişimin işareti mi sahiden? Aslında, Ece Ayhan’ın poetikasını eşeledikçe ve onun mirasıyla hesaplaşmaya başladıkça kendimizle, toplumla, politikayla, edebiyatla, sanatla hesaplaşmaya başladığımızı fark ettik. Kitabın ismini POeLİTİKA olarak belirleyen de bu süreç oldu zaten. Bu kitabın en güzel ve özel yanı ise, sevdiğimiz bir yazarın izini sürerken yollar içinde başka yollara revan olmamızdır.

iletisim: ortadunyayayinclik@gmail.com
kizilirmak sokak 35-3 ankara

Kas
01
2007
0

Kendi kendine konuşan adam…

“Yayıncı bir arkadaşım anlattı, onu en son iki görüşünden birincisinde
mekan tramvaymış ve arkasında kendi kendine durmadan abuk sabuk
konuşan, ha bire bir şeylere söylenen bir adam varmış… Arkadaşım arkasını dönüp bakmış ki, kimi görsün…

“vah vah!” demiş arkadaşım kendi kendine…
İkincisi daha yakın zamanlı, yani dün olan bir şeymiş. Yine arkadaşım
anlattı. Sultanahmet civarında dolaşırken, dükkanların vitrinlerine
bakarak kendi kendine konuşan bir adam dikkatini çekmiş. Bir de bakmış
ki yine adamımız olmasın mı?
Sonuç olarak, adamın artık kendine bile hayrı kalmamış, yazıktır yahu!
Bizim toplumumuzda yaşlılara, hastalara ve çocuklara iyi davranılır
diye biliyorum… ”

“Narkhos”(narkhos@gmail.com)

 

On puanlık uzman sorusu: Yukarıdaki paragrafta bahsedilen ve kendi kendine konuşan adam kimdir?

Eki
24
2007
0

Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur!

Emine Sevgi Özdamar, YKY, 2007

Sevgi Özdamar’ın Ece Ayhan anıları…  Derleyen: Gültekin Emre

Eki
21
2007
0

GÖRSEL ŞİİR DOSYALARI: Bir Geçiştirme Operasyonu…

Son bir hafta içinde Yasakmeyve şiir dergisindeki Görsel Şiir dosyasını okudum ve kitapçığı  inceledim. Ayrıca Varlık Dergisi’ndeki kültür gündemi yazılarını “A.Budak, Metin Cengiz, Veysel Çolak vs”nin Görsel Şiir hakkındaki yazılarını, söylemlerini de okudum. Üstüne üstlük Serkan Işın’ın “Vasatlık İdeolojisi” adlı karşı yazısını da okudum. (Davut Yücel’e gösterilen tavırları vsyi de bizzat tecrübe ettim.) Şimdi, -tüm bunların üzerinde-  durmadan Görsel İş yapan bir adam olarak son aylardaki Görsel Şiir dosyaları hakkında bir şeyler söyleme vakti geldi de geçiyor:

Taktik olarak;

1. Enver Ercan hazretleri küçük ve dandik bir baskıyla Görsel Şiir seçkisini çıkarmış yani geçiştirmiştir.

2. Enver Ercan, A.Budak ve Metin Cengiz gibi işbu görsel meselelerden anlamayan, konuya uzak insanlara yazılar yazdırarak Görsel Şiir’in prestijine ve kendisine zararlar vemiştir.

3. Enver Ercan, Yasakmeyve ve Varlık’taki dosyalarla Görsel Şiir meselesinin -aslında- kapanmasını istemektedir. Önümüzdeki günlerde bu dosyaları okuyanların vereceği tepkiler derlenip toplanacaktır; grafik tasarımcılar ve göstergebilim duayenleri çeşitli çevrelerde olayla dalga geçecektir. “Yahu bu tipografi, başka bir şey değil” diyerek olayın özünü anlamadan konuyu geçiştirenler de olacaktır..  “Bize fırsat verilmiyor…” diyen Zinhar taifesine karşı Enver Ercan şöyle bir haraket yapmıştır: “Evet, buyrun alın, size fırsat da verdik… Bakın ben de modernim, bakın gerekirse ben de sizi desteklerim…” demiş gibi görünse de aslında Enver Ercan dosyayı kapatmıştır, Enver Ercan dosyayı rafa kaldırmaya çalışmaktadır…. Serkan Işın’da bu numarayı yemiş bulunmaktadır..

Kuramsal olarak;

Pekala, düşünüyorum da bu dosyalarla birlikte Kuram’a ne kadar destek sağlandı… Bu dosyaların kuram üzerindeki marjinal faydası ne kadardır? Değer miydi? Oysa ki kişisel faydalar, ismi faydalar tavana vurdu. :)

Sonuç olarak;

Madem Görsel Şiir dosyaları hakkında bir şeyler söylüyoruz, bu dosyaları eleştirirken de bir “görsel iş” tasarlamak gerekiyordu ve ben de tasarladım. Aşağıda “Görsel Şiir” dosyaları hakkındaki düşüncelerimi/bakışımı işaret eden bir görsel iş bulunmaktadır.

Bir Geçiştirme Operasyonu – Zafer Yalçınpınar – 2007

Eyl
27
2007
0

İyimserlik Kurbanlığı ya da Bienal

“Yaşadığımız çağın en az ortaçağ kadar koyu, veba gibi yayılan fırsatçılık hesaplarıyla ve patronajın dirsek temaslarıyla dolu olduğunu düşündüğümde ‘iyimserlik’ kelimesinin ironisini ya da iğretiliğini fark ettim. Özellikle de İstanbul Bienali çerçevesinde kullanıldığında ‘iyimser’ bakış açılarının saf dilli avuntulardan başka bir şey olmadığı, ayrıca insanları uyuşuk bir eylemsizliğe götürdüğü de ortadadır. Sermaye ya da onun bordroluları, tüm kötülüklerini ve kötülüklerinin türevlerini, ‘iyimserlik’ gibi başlıkları bienallere atayarak (dikişleyerek) düzeltebileceğine inanıyor olabilir. Ama ben buna inanmıyorum ve ben bu numaraları yemem. Savaşların ortasında, sömürünün ve adam harcama kültürünün kalın ve çelikten perçinlerinde, ‘iyimserlik’ söylemiyle yatıştırılan, düzeltilen, Can Yücel’in şiirlerinden birinde ifade ettiği şekilde “garip bir sanat sevici kitlesi” yaratılmaya çalışılıyor.Bienalin reklam panolarında böylesine bir ince hesabı seziyorum. Panoları izleyen, broşürleri okuyan, Bienali ziyaret eden halk ‘iyimserlik kurbanlığı’na maruz kalmıyor mu? Ben iyimserliğin zorlama ve yatışmış pembeliğinin yerine ‘akkor bir başkaldırı’yı tercih ediyorum. Doğrusu da budur. Bu nedenle 10. İstanbul Bienali kapsamında yer alan hiçbir mekânda, hiçbir eseri ziyaret etmemeye karar verdim. Zaten, bienalin reklamları ve söylemleri tarafından dayatılan ‘İyimserlik Kurbanlığı’na yeterince maruz kalmış bulunmaktayım. Bu devirde, ‘iyimserlik’ gibi dalgalandırıcı ve güdümleyici söylemlere itibar edilmez.
Böylesine ‘uyduruk bağlam’lara, zorlama ya da uyuşturucu başlıklara sadece ve sadece maruz kalabilirsiniz ve aslında 10. İstanbul Bienali’nde olan biten de bundan ibarettir.”

Zafer Yalçınpınar

3 Ekim 2007 – Birgün Gazetesi
*Zafer Yalçınpınar*

İyimserlik Kurbanlığı – Zafer Yalçınpınar

—————–

Fatih Balcı’nın eyleminin gerçek gazete kupürüdür.

——–

Janset Karavin’in görsel işidir.

————

Barış Kişin’in bienal karşıtı görsel işidir.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler: ,
Eyl
07
2007
0

“İki”miz “bir”den…

GÖĞE BAKMA DURAĞI 

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

TURGUT UYAR

 

—————————————

duyduk duymadık demeyin:

“ve cumhuriyet’in ilk günleri gibiydi yüzümüz; ikimiz birden sevinebiliriz, göğe bakıyoruz…”

7 Eylül 2007 Cuma 

Zafer ve Sinem YALÇINPINAR

 

 ———————

Ağu
03
2007
0

Cumartesi ŞİİR-29

Enver Topaloğlu tarafından yayıma hazırlanan şiir dergisi “CUMARTESİ”nin 29. sayısı yayımlanmıştır.

Dergiyi PDF dosyası halinde şu adresten indirebilirsiniz:

https://zaferyalcinpinar.com/cumartesi29.pdf

Ağu
01
2007
0

Dinar Bandosu: Saykodelikdeşik

2007 Haziran’da ilk albümü “Saykodelikdeşik”i yayınlayan Dinar Bandosu’nun öyküsü 2003 yazında başlar. İlk olarak dünyanın her ülkesinden bir grubun katıldığı Syd Barrett şarkıları toplaması “Have You Got it Yet”te Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden Dinar Bandosu, adını kült yazar Ece Ayhan’dan almaktadır.

2003 yazından sonra üyelerinin çoğu askere alınan Dinar Bandosu, 2005 yılında yeniden kuruldu ve Mart ayında ilk konserini Peyote’de verdi. İlk günden itibaren kabız ve her an krizde olan müzik piyasasının günlük trendlerinin yozlaştırıcı etkisinden uzak durarak Türk indie’si çizgisini geliştirerek sürdüren grup, kısa sürede birçok müzik yazarı tarafından geleceğin en iyi gruplarından birisi olarak gösterildi. Türkiye’nin en iyi müzik yazarlarından Murat Beşer ve Mehmet Atılgan’a göre:
“Dinar Bandosu”, bir yandan yetmişlerin Can, Neu gibi önde gelen Alman krautrock ve doksanlar başlarının efsanevi İngiliz “Creation” plak şirketinden çıkan Primal Scream gibi indie gruplarına özgü bir rock sound’u, diğer yandan ise Erkin Koray’ın öncülüğünü yaptığı bir tür Türk psychedelic rock’undan besleniyor. Altyapılarındaki çeşitliğin müziklerine bire bir ve isabetli bir biçimde yansıdığını gözlemlemek mümkün. Theremin, analog synthesizer gibi erken dönem elektronik enstrümanların yanında kaşık da dahil olmak üzere bir çok yerli perküsyon aletine yer veren grup, kullandıkları enstrümanların zenginliği içerisinde, kakofoniden uzak, tutarlı bir sound elde etmeyi başarmıştır. Sahnedeki rahat ve eğlenceli tavırlarıyla da izleyiciyi ihya ediyorlar.

Vokalde Ali Asaf Sarıca, gitarda Ali Ece, bas gitarda douglasvegas, davullarda Yılma Karatuna ve başta ney, teremin, su boruları olmak üzere birçok marjinal alette Asaf Zeki Yüksel’den kurulu olan Dinar Bandosu’na zaman zaman Baba Zula’dan Murat Ertel başta olmak üzere birçok konuk müzisyen de katılıyor. İlk albümleri “Saykodelikdeşik”in yayınlanması ile beraber bu yaz başta Zeytinli Rock Festivali ve Barışarock festivallerinde sahne alacak.”Saykodelikdeşik” sonrası ikinci albüm çalışmalarına başlayan Dinar Bandosu uzun yıllar çizgisini bozmadan, geliştirerek sizlerle olmayı hedefliyor…

www.dinarbandosu.com

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Tem
26
2007
0

“Güneş’in etrafında 28 defa dönmek” ya da “Canlı bir erkek çocuğu”

“hiçbir temel ilke, hiçbir sadakat, hiçbir yasalar bütününü tanımıyordum; eğer işime gelirse dostuma da, düşmanıma da son derece vicdansızca davranabilirim. iyiliklere kırıcı sözlerle ve küfürlerle karşılık vermem olağan bir şey. utanmaz, küstah, hoşgörüsüz, katı önyargılarla dolu ve katır gibi inatçıyım. kısacası tam anlamıyla tahammül edilmez olan tabiatım benimle her türlü ilişkiyi olağanüstü zorlaştırıyordu. yine de çok seviliyordum; öyle bir cazibe, öyle bir heyecan yayılıyordu ki benden, insanlar kötü yanlarımı affetmeye hevesli görünüyorlardı. bu tavır beni daha da küstahlaştırıyor ve daha da serbestleşiyordum. tanrılaşıyordum ve etim bedenim kelimelerdi. kendime aynada baktığımda cümlelerden örülü bir yüz görüyordum.” Rimbaud

——————————————

Hamiş: “Rahatı Kaçan Ağa甑ın ilk baskısı dünyanın en güzel hediyesidir.

 

 

 

Tem
23
2007
0

Ümmetvekili

 

23 Temmuz 2007 itibariyle” millet” yerini “ümmet”e bırakmıştır.

“Milletvekili” kavramı yerini “ümmetvekili” kavramına bırakmıştır.

Artık ülkemiz karanlıktadır, aydınlık azınlıktadır.

Aydın insanlar olarak, başımızın çaresine bakmalıyız.

 

Tem
15
2007
1

Ali Enver Ercan kimdir?

Yukarıdaki fotoğraf Enver Ercan’ın “Eksik Yaşam” adlı çok eski bir şiir kitabının (belki de ilk şiir kitabının) arka kapağıdır. Arka kapakta Enver Ercan’ın fotoğrafının altında bir de özgeçmişi var:

“1958’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken bazı nedenlerden dolayı okulu bırakmak zorunda kaldı. Şimdi bir şirkette satış elemanı olarak yaşam savaşını sürdürüyor.”

Enver Ercan, yaşam savaşını şu an Varlık Dergisi’nin editörü, Yasakmeyve ve Komşu Yayınları’nın sahibi ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başkanı olarak sürdürüyor.

Ayrıca Bakınız:

TYS Askısı:

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=284

Ali Enver Ercan dersini almamış;

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=280

TYS, bir halay takımının çalgısı olmamalıdır; https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=264

Hz. Müptezel ile ikinci karşılaşma;

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=261

Tem
11
2007
0

Poelitika: Kötülük Toplumu’ndan Haklılığın İnadı’na

Kötülük Toplumu’ndan Haklılığın İnadına – 11/07/2007 – Ragıp DURAN

https://www.bianet.org/2007/07/11/99122.htm

Çuvalında çocuk ölüsü taşıyan korsan, körfeze öyle bir girdi ki 2002’den beri semaforlar hiperaktif. “Ben şair sayılmam, etikçiyim” derdi ya, dizelerini ezberleyenden çok, savunduğu ahlakı yaygınlaştırmaya çalışanlar var etrafta. Seveceğiz seni hep Ece…

***

Ece başını eğmemiş ama yere bakıyor. Sırtında ekose bir ceket, saçları biraz uçuşuyor rüzgardan.Yaklaşık on basamaklık tribün gibi bir oturma alanı.

Yazlık giysileriyle çoğu kadın, insanlar oturmuş basamaklara. Arka fonda dikenli teller var. Yüksek dikenli tellerin arkasında da askerler duruyor, silahlı. Askeriyede görüşme günü sanki.

Ece’nin tarafı sipsivil, sonra insanlar ardında da dikenli teller ve askerler. Ece’yi, Ece’nin şiirini ve düşüncesini bu kadar iyi anlatabilen, betimleyebilen, sembolleştiren başka bir fotograf görmedim şimdiye kadar.

Bir Ece kitabı

Bu fotograf, galiba Doğan Kemancı çekmiş, yakında çıkacak bir kitapta yayınlanacak: Orta Dünya Yayınları ve tesmeralsekdiz Yayınları adı altında, Eren Barış’ın editörlüğünde, tam da Ece’ye yakışan bir kitap oldu. Son provaları gördüm, sevdim.

Kitabın ilginç bir öyküsü var: Tutku, hatta kimi zaman delicesine tutku, hastalık düzeyinde sevgi ve sadakat olmayınca doğru dürüst bir şey, ilginç bir yapıt doğurmak mümkün değil. Eren sıkı ve kara ve bir Ece Ayhan okuru.

Ankara’da genç bir edebiyat öğretmeni. Bir yandan yüksek lisans yapıyor. Bir yandan da hakiki ve olumlu anlamda alternatif/marjinal işlerle uğraşıyor: Şiir yazıyor, Siyahi dergisine eğitim konusunda dosya hazırlıyor, Derrida okuyor, Foucault içiyor, Deleuze kokluyor.

Dersimli olağandışı genç bir aydın. Heyecanlı mı heyecanlı. Beyni proje deposu. Yüreği azgın Fırat.

Eren oturdu, üşenmedi neler yaptı neler: Milli Kütüphaneye girdi; Ece’yle ilgili ne varsa aradı taradı buldu. İçişleri Bakanlığından Ece’nin Kaymakamlık yaptığı yıllara ilişkin belgelere ulaştı. Ece’ye mektup yazan, Ece’den mektup alan onlarca insanı keşfetti. Yayınlanmamış şiirlerini buldu.

Üniversite kütüphanelerinde gezindi Ece hakkında yazılmış yüksek lisans ve doktora tezlerini gözden geçirdi. Özel Ece fotograflarını gün yüzüne kavuşturdu. Ece’yi tanıyanların yüzde 90’ına ulaştı onlarla bıkmadan usanmadan mailleşti, telefonlaştı. Gerçek bir “euridit” çalışması…

Poelitika

Ben de Eren’le öyle tanıştım zaten. Bir kaç kişi ya da fikir vardır, adı geçince akan seller durur. Ece Ayhan için ben, kim ne isterse yaparım. Anlaşılan bu konuda yalnız değiliz.

Poelitika kitabında kimlerin yazısı yok ki: Mahmut Mutman, Burak Delier, Ahmet Orhan, İlhan Berk, Dinar Bandosundan Ali Ece, Doğan Kemancı, Akif Kurtuluş, Rafet Arslan, Muzaffer İlhan Erdost, Uygar Asan, Utku Özmakas, Özgür Yalçın, Altay Öktem, Seyhan Erözçelik, Onur Akyıl, İzzet Yasar, Zafer Yalçınpınar, Celal Gözütok, İbrahim Yıldırım, Süreyya Berfe, Sinan Fişek, Enis Batur

Bir yılı aşkın süredir bu kitap üzerine çalışıyor Eren ve arkadaşları. Kitap Ece’ye yakışır bir şekilde önümüzdeki aylarda piyasaya çıkacak. Üstelik Eren ve arkadaşları kitabı yayınlamak için gerekli olan finansmanı bir kafede garson ve bulaşıkçı olarak çalışarak topluyorlar. Gerçekten helal süt, ak emekle yapılan bir yayıncılık faaliyeti.

Ece aramızdan ayrılalı tam beş yıl oldu. 12 Temmuz günü Ece’yi İzmir’den Bakunin ve Proudhon’un yanına gönderdik. Eş-dost Spartaküs, Pir Sultan ve Çanakkaleli Melahat’a göndereceği mektupları, taze meyve sepetiyle birlikte Ece’ye vermişti o gün.

“Şair sayılmam, etikçiyim…”

Eren de ben de biraz şaşırdık. Deşince, araştırınca, sağa sola haber salınca ne çok Ecesever varmış, anladık ve tabi ki sevindik. Çünkü mesela bizim şiir dünyasında şeyhliğe özenip mürit toplamak için arka cebini yırtan çok adam vardır da, Ece, sadece yazı ve konuşmaları, alay ve gülümsemeleri ile onlarca, yüzlerce sadık okur yarattı.

O zaten ağalığa, şeyhliğe, müritliğe filan karşıydı. İnsanlar onu okusun, tartışsın, eleştirsin, anlasın, sevgi ve saygı duysun, yeterdi ona. Nitekim de öyle oldu.

“Ben şair sayılmam, etikçiyim” derdi ya, dizelerini ezberleyenden çok, savunduğu ahlakı yaygınlaştırmaya çalışanlar var hala etrafta. Eşcinselliği, anarşiyi, sivilliği, sarışın ve karaşınları, Osmanlıları ve Osmansızları soktu fikrimize, belleğimize, gönüllerimize.

Ermenileri, Kürtleri, Süryanileri başrole çıkarttı dizelerinde. Elinde hep kara bayrak. Fikir okyanuslarında atonal müzik eşliğinde, Cihat Burak’ın kedileriyle, Avrupa’yı Asya’yı cebine koyup, Şeyh Galip’ten girip İdris Küçükömer’den çıktı yazılarında sohbetlerinde.

Son beş yılda Ece’yi çok özledik. Yarın daha da fazla özleyeceğiz.

RAGIP DURAN

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler: ,
Haz
25
2007
0

ŞANS ESERİ: “Ben Ali Enver Ercan, Varlık Dergisi’nin Sahibi…”

Bazen yaşam insanın başına öyle raslantılar (kesişimler) getiriyor ki şaşkınlık içinde kalıyorsunuz ve “Her şey olabilir ya da oluyor” diye düşünüyorsunuz. Yani “Yahu bu kadarı da olmaz!” diye düşündüğünüz her olay başınıza gelebiliyor veya oluyor. Geçenlerde yaşanılanlar buna sıkı bir örnektir:

Yakın editör dostlarımdan biri taşınma telaşı içindeydi. Zorlukla Kadıköy’de kiralık bir ev buldu. Taşınma sırasında yerleşeceği apartmanın kapısının önüne kitaplarını  yığdı. Tam o sırada karşı kaldırımda duran bir adamın kendisine dik dik(bön bön) baktığını fark etti. Önce adamı umursamadı ve kitapları dairesine taşımaya devam etti. Arkadaşım birkaç sefer yaptı, ama kaldırımdaki adam hâlâ yerinden kıpırdamamıştı ve bön bön (dik dik) bakmaya devam ediyordu. Sonunda, kadırımdaki adam arkadaşıma seslendi:

 

-Kaça kiraladınız bu evi?
Arkadaşım:
– 750 YTL…
-Çok vermişsiniz…
-Ne yapalım, ama biz şimdilik memnunuz…
Kaldırımdaki adam, apartman girişine yığılmış kitaplara bakarak:
-Kaç kitap var burada?
Arkadaşım:
-3000 civarında…
-O kadar yoktur…
-İçerdekilerle birlikte 3000 eder… diyor…
Bunun üzerine kaldırımdaki adam:
Benim adım Ali Enver Ercan. Ben “varlık dergisi”nin sahibiyim….Ayrıca, sizin üst komşunuzum, bir de bendeki kitaplara gör sen!
diyor ve aşağılayıcı bir bakış atıyor…
Arkadaşım da kendini tanıtıyor ve editörü olduğu dergiden bahsediyor ve “Zafer Yalçınpınar’la neden kavgalısınız?” diye soruyor.
Ali Enver Ercan:
-Zafer Yalçınpınar’ın psikolojik sorunları var. Ben onunla muhatap bile olmam! diyor.
Arkadaşımın yanındaki başka bir arkadaşım da Enver Ercan’a:
-Zafer Yalçınpınar iyi şairdir… Sizin derginizdeki şairler piyasa adamıdır. diyor…
Ali Enver Ercan da bunun üzerine arkadaşımın mesleğini soruyor ve onun reklâm yazarı olduğunu öğrenince, asıl, arkadaşımın “piyasa adamı” olduğunu söylüyor, bir şeyler daha geveliyor ve çekip gidiyor…
Arkadaşım bana bu olayı anlatınca gülmekten yerlere yatıyorum.
Kendi kendime, “Ulan Zafer, bak, tıpkı Ece Ayhan’a yaptıkları gibi yapıyorlar sana da… Deli diyorlar… Demek ki doğru yoldasın!” diyorum.
Şimdi, Ece Ayhan’ın İlhan Berk’e yazdığı bir mektupta yer alan aşağıdaki sözleri Enver Ercan’a cevap olarak alıntılamakta fayda var:
(…)”Her alanda derin yanlışlık var. (Sözgelimi, düşünüyorum, İstanbul’daki üç fırsatçı ‘yaratık’ […, …, …] aşağı yukarı biliyorum ki ‘aman canım, söyler söyler durur, biz dalgamıza bakalım, koskoca toplum, herkesin de kendi sorunu var üstelik, sonra gerçekleri söyleyen kişiye ameliyatlar geçirmiştir deriz olur biter’ diyebilirler. Acaba kazın ayağı böyle midir? Bir adam kafaca üşütmüş olsa bile, dolaylı yoldan da olsa, gerçekleri söyleyebilir olgusu hiç değilse üç-beş kişice biliniyordur. Ben de amma iyimserim ha, dum dumalığı, bu ilkel topluluğun ilkellik gerçeğini göz önünde   bulundurmadım, yazıyorum sana.(…)Acımasızlık, gaddarlık, ölüsoygunculuk, fırsatçılık kuyuları meğerse ne denli yakınmış bizlere İlhan?”

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com