Tem
28
2015
0

Picabia’lardan ‘Yalınız’ veyahut “Sakallı Celal”

Futuristika! taifesinden İma C. Çelik, güzellikli bir çıkarımla Francis Picabia‘nın “Kervansaray” adlı eserinden Sakallı Celal‘in sanat anlayışına uzanmış… İma C. Çelik’in yazısının tam metnine http://www.futuristika.org/sakalli-celal-picabia/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Francis Picabia” ilintilerine http://evvel.org/?s=Picabia adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
12
2015
0

Bir Hediye…

picabiahediye

Francis Picabia‘nın “Kervansaray” adlı eserini dilimize çeviren Ayberk Erkay, EVV3L’in “imzalı” arşivine bir hediye gönderdi. Kendisine çok teşekkür ederiz. Ayberk Erkay, ayrıca L. Aragon’un en önemli gerçeküstücü metinlerinden biri olan “Paris Köylüsü”nün 2015 sonbaharında yayımlanacağı haberini de bize müjdeledi. Merak ve heyecan içerisinde bekliyoruz. (Zy)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstücü” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

May
02
2015
0

Amerika

(…)
“Onları izlemeyi seviyorum, hükmetme arzularını dışavuran enerjik vücutları hoşuma gidiyor. Hep önden gidiyorlar, sokağın köşesinden geçen doları yakalamak için ellerini uzatmış gibiler sanki. Bir tanesi sıfırı çekince bana şöyle demişti: ‘Olsun canım! Dünyada dolanan o kadar fazla para var ki günün birinde elbet bir servete rast gelirim!'”

“Ama Amerika’da yalnızca iş adamları mı var, sanatçıları, düşünürleri yok mu?”

“Çok var onlardan ama kişiliği olana rastlayamazsınız; çok iyi resim yapıyorlar, olağanüstü bir kabiliyete sahipler; Renoir taklit eden birini tanımıştım mesela, ama onu elle taklit etmek fazla kolay olduğundan, ayaklarıyla yapıyordu resimlerini! Amerika’da yüz tane Baudelaire, kırk tane Verlaine, yüzlerce Rodin var ama ne yok asıl biliyor musunuz, Amerikalı!”

“Dalga geçiyorsunuz benimle, nereden çıktı şimdi bu?”

“Fazlasıyla kozmopolit bir ülke orası, bireyselliğin karnı doymaz orada, sanat adını verdiğimiz şeyin sona ermiş bir şey olduğunu bize ilk gösteren orası oldu; sanat, her şeyden önce, bir çağın ihtiyaçlarının bütünü, bir toplumun medeniyetinin temsilidir. Bütün toplumların kaynaşacağı gün, insanlık için sanat diye bir şey var olmayacak, eserlerimizin bütünü yalnızca Mars gezegeninin sakinlerinin ilgisini çekecek. (…)”

Francis Picabia
“Kervansaray”, Çev: Ayberk Erkay, YKY, 2015, s.67

Nis
28
2015
0

Şiir: “BURUNSUZ”

(Francis Picabia için…)

(…)

burunsuz bir nesiliz geliyoruz yukarıya
___________taytlarımızı sıkı sıkıya kuşandık
burunlu medeniyetlerden hızla aşağıya
___________gidiyoruz kendimizi bıraktık

Ey insanlık!
_____aralar diktik
_________birbirimize
_____________susuyoruz

Ey insanlık!
______hep bir ağızdan
_____________susuyoruz
bu aralar
_____kulaktan
_________öpüşüyoruz
burunsuz


Zafer Yalçınpınar
ile Duygu Gündeş
Nisan 2015


Hamişler:

1/ “Burunsuz” adlı şiirin tam metnine http://bit.ly/burunsuz adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

3/ “Yalçınpınar da kimdir?” diyenler için; http://bit.ly/zykimdir

Nis
12
2015
0

Dehanın Kokusu

(…)

“Oysa insan dediğiniz durduğu yerde şekillenmez; bir deha yetiştirebilmek için, evvela onun kök salabileceği, boy atabileceği toprağa sahip olmamız gerek, yazık ki bizim toprakların hali içler acısı. O kadar fazla kimyasal gübre kattık ki içine, gerçek bakteriler yok oldu, sahtelerini yapmaya mecbur kaldık! Neşterlerin ve idollerin zaferidir bu, beyinleri ameliyat masalarında yapay olarak yaşatacağız ama yürekleri sedyede unuttuk! Meydanda o kadar fazla çakma deha var ki, gerçek bir tanesi kazara ortaya çıkacak olsa, kimse ona inanmayacak, kafayı modayla bozmuş bu kalabalık tarafından alay konusu olacak.”

“Fakat, eğer gerçek bir dehadan bahsediyorsak, dolayısıyla bizzat bir kuvvetten, kendiliğinden moda olması gerekmez mi?”

“Bu yanılgıdan hemen kurtarayım sizi, işte yaptığım deney: Umimi bir tuvaletin içine bir şişe parfüm boşalttım, giren çıkan, önünden geçen çok oldu ama bir kişi de çıkıp ‘Beyefendi, burası ne kadar güzel kokuyor!’ demedi. Yeni olanı algılayamadılar, malum kokuya o kadar alışmışlardı ki.” (…)

Francis Picabia
“Kervansaray”, Çev: Ayberk Erkay, YKY, 2015, s. 24


Hamişler:

1/Ayrıca bkz: http://evvel.org/demek-zamaninda-491i-bosuna-cikarmamisiz

2/Önemli bkz: http://evvel.org/?s=picabia

3/ EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
04
2015
0

Demek ki zamanında 491’i boşuna çıkarmamışız…

491iki

Demek ki 2010-2011 sularında 491‘i boşuna çıkarmamışız…
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/491.html


 kervansaray
Bkz: http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/mor-murekkepli-dadaist-418239


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
29
2014
0

“Gerçek ozanlar, şiirin yalnızca ozan işi olduğuna hiçbir zaman inanmadılar.” (Paul Éluard)

Gerçek ozanlar, şiirin yalnızca ozan işi olduğuna hiçbir zaman inanmadılar. İnsanın dudaklarında sözün pınarları hiçbir zaman kurumadı; sözcükler, türküler, çığlıklar sürekli birbirini izler, birbiriyle karşılaşır, çarpışır, birbirine karışır. Dil işlevinin etkinliği aşırılığa, taşkınlığa, tutarsızlığa varacak kadar ileri götürüldü. Sözcükler var, insanı; insanın gördüğünü ve hissettiğini, halen varolanı ve önceden varolanı, zamanın ilk dönemlerini, çağın ve anın geçmiş ve geleceğini, istemi, istem dışı olanı, korkuyu ve varolmayana ve varolacak şeylere özlemi dile getirir. Bir zincirin halkaları gibi, ya da birbirinden kopuk, sözcükler yakıp yıkar, sözcükler olacağı önceden bildirirler, hiçbir şey onlara karşı koyamaz. Gerçeğin işlenip oluşturulmasına hepsi de katılırlar. Sözcüklerin tanımladığı nesneler, olaylar, fikirler, canlılıktan yoksun oldukları zaman yok olup gidebilirler ama, kesindir ki, yerlerini yine sözcüklerin devreye sokacağı ve tam evrimlerini yine onların sağlayacağı başka nesneler, başka olaylar, başka fikirler alır.

Özü açıklamak için az sözcük, ama bu özü gerçek kılmak için bütün sözcükler gerekir bize. Çelişkiler ve güçlükler evrenimizin gidişini kolaylaştırır. İnsanlar sözlük yutup dağarcığını doldurdu ve adını koydukları her şey mevcut. Adı konulmayan o her şeyin sonu ise yalnız ve yalnız, kaçınılmaz ölümün sınırlarında başlıyor.
(…)

Paul Éluard
Şiirin Patikaları ve Yolları’ndan…


(…) Gerçek şiir, ölüm yüzlü, korku salan bir iyilik kavramını aşmaya olanak tanıyan her şeyi kapsar. O, Sade’ın, Marx’ın, ya da Picasso’nun yapıtlarında olduğu kadar, Rimbaud’un, Leutréamont’un ya da Freud’un yapıtlarında da mevcuttur. Radyonun keşfindedir, Tcheliouskine’in zaferinde, Asturiex’lerin devriminde, Fransa ve Belçika grevlerindedir. Öğrenmek ya da karnını daha iyi doğurmak gibi sıradan ihtiyaçlarda olduğu kadar olağanüstünün tadında da o vardır. Yüz yıldan fazladır ki ozanlar, üstünde olduklarını sandıkları tepelerden indiler. Sokaklara çıkıp insanlar arasına karıştılar, efendilerine dikildiler, artık tanrıları yok, aşkın ve güzelliğin dudaklarını öpmekten korkmuyorlar, mutsuz topluluğun başkaldırı türkülerini öğrendiler ve bıkıp usanmadan ona, kendi türkülerini de öğretme yollarını arıyorlar.

Alaylara, alaylı gülüşlere pek aldırdıkları yok, bunlara alıştılar, artık herkes adına konuştuklarına güvenle inanıyorlar, artık onlar için bilinçliler.

Paul Éluard
24 Haziran 1936
Londra Konferansı’ndan…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
24
2014
0

Ernst Bloch ve Umut İlkesi

(…)Bloch’un umut felsefesi, her şeyden önce çeşitli tezahürleriyle Henüz-Varlık-Olmayan’ın kuramıdır. Henüz-Bilincine-Varılmamış insan, Henüz-Gerçekleşmemiş tarih, dünyada Henüz-İfşa Edilmemiş Olan. İnsan ruhunun ileriye yönelik işleyişi üzerine araştırmalarında, gündüz düşlerinden (arzu imgelerinden ilham alan) “ileriye dönük düşlere” her tür düş, önemli bir yer kaplar.

En önemli eseri Umut İlkesi, çeşit çeşit –toplumsal, tıbbi, teknik, felsefi, dinî, coğrafi, müzikal ve sanatsal– ütopya arasına dağılmış arzu imgelerinin ve umut manzaralarının peşinden, geçmişe yapılan muhteşem bir yolculuktur.

Geçmiş ile gelecek arasındaki bu çok özgül ve Romantik diyalektik kipinin vaat ettiği şey geçmişin özlemlerinde gerçekleşmemiş bir vaat olarak geleceğin keşfedilmesidir: “Dolayısıyla, gelecek ile geçmiş arasındaki katı ayrımlar yıkılır; henüz olmamış gelecek geçmişte, öcü alınan ve tevarüs edilen, dolayımlanan ve gerçekleştirilen geçmiş de gelecekte görünür hale gelir” (…)

Michael Löwy
“Ernst Bloch ve Sürrealizm”
Çev: Ayşe Boren
, e-skop.com, 21 Ekim 2014

Makalenin tam metnine http://www.e-skop.com/skopbulten/surrealizm-
1924-2014-ernst-bloch-ve-surrealizm/2164
adresinden ulaşabilirsiniz.

Önemli bkz: http://evvel.org/ernst-blochdan


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstücülük” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Eki
23
2014
0

Luis Buñuel üzerine… (Ayşe Seda Keleş)

Luis Buñuel ve gerçeküstü sinema üzerine derli toplu bir yazıyı Ayşe Seda Keleş kaleme almış; http://www.kuledibi.org/manset/surrealist-sinemanin-atasi-luis-bunuel/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Gerçeküstücülük” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
02
2014
0

Büyük gerçeküstücü ressam Tiraje Dikmen vefat etti…

“1930′lu yıllardı, Adalı bir kız denizde taş sektirdiğinde,
Aya Nikola Koyu’nda…”  Tiraje Dikmen Albümü’nden…
Fotoğraf: Muharrem Nuri Birgi

*


EVV3L kapsamında yayımlanan “Tiraje Dikmen” başlıklı ilgilere
http://evvel.org/?s=tiraje+dikmen adresinden ulaşabilirsiniz.


 

IMG_3283058657120

Tiraje Dikmen’in “Mayıs 1968″ tarihli deseni…


 

TİRAJE (DİKMEN) 

1925 yılında İstanbul-Büyükada’da doğdu. Işık Lisesi’ni bitirdi, Olgunluk sınavını (Baccalauréat) Galatasaray Lisesi’nde verdi. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Doktora seminerlerini Prof. Kessler, Prof. Ricci, Prof. Ömer Lütfü Barkan’la tamamladı. İstanbul’da Kadın İşçilerin Çalışma Koşulları konulu doktora tezini Prof. Kessler’in yönetiminde hazırladı. 1947-48 yıllarında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Léopold Lévy atölyesinde resim çalıştı. 1949’da Fransız Hükümeti’nin öğrenci bursuyla Paris’e gitti. Paris’te Fransa Dışişleri Bakanlığı Kültürel İlişkiler Yönetimi’nin önerisiyle burslu öğrenci olarak Louvre Müzesi’nde stajyer oldu. Ecole du Louvre’da Sanat Tarihi ve Müzeoloji bölümlerini bitirdi; J. Cassou, G. Bazin’in öğrencisi oldu. Louvre Müzesi’nde Cabinet des Dessins ve Laboratoire bölümlerinde çalıştı. G. H. Rivières’in yönettiği Musée des Arts et Traditions Populaires’de (Halk Sanatları ve Gelenekleri Müzesi) 1 yıl staj yaptı. Resim çalışmalarını aralıksız sürdürdü, hiçbir özel atölyede çalışmadı. İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya, İtalya ve İspanya’da müzeleri gördü. Paris’ten ayrılmadı. 1956’da ilk sergisini ―siyah-beyaz desen sergisi― Paris’te Saint Germain des Près’de ―Max Ernst, Miro, Arp sergileyen― Edouard Loeb Galerisi’nde açtı. Max Ernst, bu sergiden Tiraje’nin bir resmini satın aldı. 1960’da Tiraje’nin ikinci sergisi de ―yağlı boya sergisi― aynı Galeri’de açıldı.

Bu yıllarda Paris’te, Giacometti, Braque, Derain, Chagall, Yves Bonnefoy, Blaise Cendrars, Tristan Tzara, Georges Duthuit, Charles Estienne ve Jacques Lassaigne gibi çeşitli sanatçı ve yazarlarla tanıştı.

1964’te davet edildiği ve bugün Gerçeküstücülük tarihinin en önemli sergilerinden biri sayılan “Gerçeküstücülüğün Kökenleri, Tarihi ve İlişkileri” sergisinin kataloğunda kendisinden “genç imgesel resmin en güçlü figürlerinden biri” olarak söz edildi. Türk modern resim sanatının, ününü ülke sınırları ötesinde kazanmış temsilcilerindendir.

Daha sonraki yıllarda eserleri, Fransa ve Türkiye’nin çeşitli sanat merkezlerinde açılan kişisel ve karma sergilerde izlenen Tiraje Dikmen, Ali Artun’un deyişiyle “yapıtlarıyla Batı sanat ortamlarında gerçekten dikkati çekmiş ama bunu olabildiğince az söylemiş bir ressam, ortalarda pek görünmeyen, orada burada sık sık söyleşileri yayınlanmayan, sessiz ve derinlerde çalışan, durmadan çalışan, ’has’ bir sanatçı.

İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzeleri, Ankara Hacettepe Sanat Müzesi yanı sıra Türkiye, ABD, Almanya ve Fransa’da aralarında Max Ernst (Paris), Patrick Waldberg (Paris), Prof. Dr. Philippe Shwartz (Princeton), Muharrem Nuri Birgi (İstanbul), Ömer Koç (İstanbul)’un bulunduğu özel koleksiyonlarda resimleri yer almaktadır.

1994 yılında UNESCO AIAP Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği-Türkiye, “Onur Belgesi”ne layık görülen Tiraje Dikmen, 1999 yılında da “Cumhuriyetle Gelenler, Cumhuriyetimizin 75. Yılı” ve GESAM Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin ödüllerini almıştır.

Paris’te Comité de Défense de la ‘Cité Verte’ peşi sıra Ada Dostları Derneği’nin kurucularından olup gerçek bir Ada sevdalısı olarak Adalar’ın Kentsel ve Doğal SİT Alanı bütünü olarak tesciliyle korunmasında emeği büyüktür.

Hamiş: Tiraje Dikmen hakkındaki çeşitli bilgileri bize ulaştıran  Adalar Postası‘na çok teşekkür ederiz.


Tiraje Dikmen’in bir serigrafi çalışması.
Yalçınpınar Ailesi Koleksiyonu’ndan…


Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Tem
09
2014
0

“ne kadar da yalnızmışız / zeytin ağacıyla yan yana”

Merdivenleri kurup
saçlarını taramaya başlıyoruz
zeytin ağacının,
yağmur gibi düşüyor zeytinler
yere yaydığımız sergiye
-Bugün yirmi ağaç sıyırabilsek
-Demek daha dört günümüz var.
Dala astığımız radyodan
‘Arkası Yarın’ı dinliyoruz.
Efe, yaban ayvasının gölgesinde uyukluyor,
tavşanların pıtırtıları duyuluyor
çalılıktan.
Ağacın tepesinden gemiler geçiyor
dokunamıyorum
çok uzaktalar.
Denize uzanan iğde ağaçlarının
altında gürültüyle kanat çırpıyor balıkçıl,
ne kadar da yalnızmışız
zeytin ağacıyla yan yana.

İsmet Değirmenci
“Gemi Ne Zaman Gelecek, Assos Yay., 2010, s.33


Hamiş: E V V 3 L kapsamında yayımlanan “Adalar Kültürü” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/mermer-adasi adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
07
2014
0

André Breton anlatıyor… (1952)

1952’de gerçekleştirilen bir dizi radyo konumasından episodlar:


André Parinaud: Bu konuşmamızda, 1919 baharı ile 1920 yılı sonu arasındaki yaşamınızı ele alacağız. Yani, Littérature dergisinin ilk sayıları ile sivil hayata dönüşünüz ve Dada akımından ayrılmanız söz konusu. 1919 yılında düşüncelerinizin ve özlemlerinizin ne olduğunu açıklar mısınız?

André Breton: Litterature dergisinin ilk altı sayısının yayımlandığı 1919 baharında ve yazında, istediklerimizi yapacak durumda değildik; ben, eylül ayında terhis oluyordum, Aragon da birkaç ay sonra. O zamanın iktidarı, savaşta görüp öğrendiğimiz yaşam ile sivil yaşamın bize sunacağı gerçekler arasında bocalamamamızı ve yumuşak bir geçiş yapmamızı amaçlıyordu. Bu sakınganlık anlaşılabilir bir şeydi. Çünkü, cepheden dönen askerler nefret ve hınç duyacakları sayısız gerçekle karşı karşıyaydılar. Boşu boşuna sayısız insan harcanmıştı. Cephe gerisindekilerin “kanımızın son damlasına kadar savaş” lafının altında üçkağıtçılıklar yatıyordu; ocaklar yıkılmıştı ve önümüzde adi bir gelecek vardı. Askerî zaferin sarhoşluğu fos çıkmıştı.

Savaş bitmişti kuşkusuz, ama yalnızca yaşamak ve benzerleriyle anlaşmak isteyen insanları, dört yıl sonunda, yabani ve çılgın kimseler haline getiren “beyin yıkama” bitmemişti.

Kısacası, savaştan dönenlerin hali kötüydü…

A.P.:Ama bir başkaldırma değil, daha çok bir duygusuzluk söz konusuydu sanırım.

A. Breton: Aramızdan çoğu, hangi tarafı tutacağına kısa sürede karar verdi. İktidar da, patlak vereceğinden korktuğu ruhsal başkaldırmayı yumuşatmak için kasvetli törenler düzenledi ve anıtlar dikti. Bir vandallık çağının tanıkları olan bu anıtları hâlâ görüyoruz… Paris’te Etoile alanındaki “meçhul asker” anıtı, bunun bir örneğidir. Ama askerliğin boyunduruğundan kurtulmuş olan ben, hiçbir kısıtlama altına girmemeye kararlıydım. Başıma gelecekler umurumda değildi…

A.P.: O sırada, geleceği nasıl düşünüyordunuz?

A. Breton: Gelecek hakkında hiçbir fikrim yoktu. Oteldeki odamda, masanın çevresinde saatlerce dönüp duruyordum, Paris’te rastgele dolaşıyordum. Chatelet alanında bir sıranın üzerinde kaç kez tek başıma sabahladım. Bir düşünce yoktu kafamda, bir çözüm de düşünemiyordum. Her şeyi oluruna bırakmıştım sanki…

(…)

A.P.: Marcel Duchamp’ın kişiliği de sizi burada etkiledi sanırım…

A. Breton: Evet. Duchamp’ın etkileyici haberlerini, Picabia’dan alıyorduk. İlginç çalışmaları vardı. 1911 ile 1913 arasında kübizme ve fütürizme özgün katkılarda bulunduktan sonra, dükkânlarda satılan eşyayı imzalayarak klasik sanat anlayışını hiçe sayan bir tutum göstermişti. Örneğin, bir içki kasasına, küreğe ya da oyuncağa imzasını atıyor ve bunların birer sanat yapıtı olduğunu ileri sürüyordu. Duchamp böylece, salt “seçme”yle bir sanat yapıtı ortaya konabileceğini göstermek istiyordu. “Joconde”un [Mona Lisa] renkli bir röprodüksiyonunu da imzalamıştı, ama bıyık takarak…

(…)

A.P.: Bugün, gerçeküstücülük bakımından önemli bir olayı, yani Gerçeküstücü Devrim dergisinin yayımlanmasını ele alacağız. Şiirsel, ahlaksal ve siyasal bir başkaldırıyı benimsediğinizi biliyoruz. Derginin ilk sayısında, verdiğiniz kesin kararları açıklayan şu cümle yer alıyor: “Yeni bir insan hakları bildirisi gerekli. “O zamanki düşüncelerinizi açıklamanızın en doğru yolu, bu sözlere verdiğiniz kesin anlamı belirtmenizdir sanırım..

A. Breton: Gerçeküstücü Devrim’in ilk sayısı 1924’ün sonunda yayımlandığında, dergiye yazanlar şu konularda görüş birliğine varmışlardı: içinde bulundukları sözümona Descartesçı dünya, tahammül edilmez bir dünyadır, kasvetli bir aldatmacadır ve bu dünyaya karşı ayaklanmanın her çeşidi haklıdır; yalnızca düşünceye ve kavrayışgücüne dayandırılan bir ruhsal yaşam, kökten eleştirilmelidir. Gerçeküstücülerin dostu Ferdinand Alquie, bir yazısında bu görüşleri çok iyi açıklayarak şöyle diyordu: “İnsanın özünün akıl olduğunu söylemek, insanı ikiye bölmektir ve klasik düşünce geleneğinin yaptığı şey de budur. Bu gelenek, insana yakıştığını ileri sürdüğü akıl ile akıl-olmayanı, yani insana yakışmayan içgüdüleri ve duyguları birbirinden kesinlikle ayırt etmiştir.” Düşünce ustamız olarak benimsediğimiz Freud, böyle bir ayırt edişin ve bölmenin, insan için ne kadar tehlikeli olduğunu öğretiyordu bize. Eski “akla” yüzyıllardır tanınmış sınırsız gücü hiçe sayıyorduk ve dolayısıyla bu aklın ahlak düzeyinde insana kabul ettirdiği “ödevler”i de hiçe sayıyorduk. Bu aklın sakat yanlarını göz önüne sermek için her fırsattan yararlanıyorduk. Ve bu aklın yerine, sağlamca temellendirilmiş bir başka akıl konana kadar, bu yolda yürümeye kararlıydık. “Yeni bir insan hakları bildirisi gerekli” sözünü, bu açıdan kavramak gerekir.

(…)

A.P.: Gerçeküstücülüğün dünyada bugün almış olduğu yer ile gerçek önemi arasında ne gibi bir oran olduğunu düşünüyorsunuz?

A. Breton: Boşuna çalışmamış olduğumuzu düşünüyorum. Ama gerçeküstücülüğün bugün dünyada aldığı yerin, onunla oranlı olduğunu sanmam. Ne var ki, benim için önemli değil bu. Daha önemsiz bir yer alsaydı da, yakınmazdım bundan. “Yer alma” sözünde, beni her zaman rahatsız eden bir resmileştirme ve kabul edilme anlamı vardır. Düşüncemle değil de, daha çok mizacımla, sürekli olarak kendini yenileyen bir azınlığa katılmaya hazırımdır. Bundan ötürü, bugün okullarda gerçeküstücülüğün okutulması, benim için tatsız bir şey. Gerçeküstücülüğün kolunu kanadını kırmak için yapılıyor bu. Gençliğimde, Baudelaire’i ve Rimbaud’yu gerektiği gibi anlamamı, bu şairlerin okul programlarında yer almamaları sağlamıştı…

(…)

(1952)


Gergedan Dergisi, Gerçeküstücülük Özel Sayısı

Çev: Selahattin Hilav, Ağustos 1987, s. 53-58


1. Hamiş:  Söyleşinin tam metnine http://www.e-skop.com/skopbulten/surrealizm-1924-2014-andr%C3%A9-bretonla-soylesi-%E2%80%9Cbugun-okullarda-gercekustuculugun-okutulmasi-benim-icin-tatsiz-bir-sey%E2%80%9D/2024 adresinden ulaşabilirsiniz.

2. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
26
2014
0

Don Kişot’un Duvarları

donkisot2

“Yeldeğirmeni-Don Kişot Sosyal Merkezi ile merkezin duvarlarında yer alan eserlerin oluşum süreci, imgelemin özgürleşmesinin habercileridir” diyerek tahayyül edebiliriz. (Zy)

donkisot3

donkisot1

Fotoğraflar: Zy


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/duvarda


 

Haz
21
2014
0

ZEYTİNYAĞLI GÖKYÜZÜ

zeytin ağaçlarıyla dikilmiş bir perde
denize iliklenen küçük iskelesiyle
bu eski mermer adasının üstü
zeytinyağlı bir gökyüzü

“şimdi”
tüm anlamların zamanı geldi
ve “hemen” gitti:

yaşayıp ölmekten dönüyoruz
Marmara Adası’nın gökyüzünden
__ağıryüzlü Turgut Uyar
__ve aşk ve avarelik üstüne
_____Oktay Rifat’la
perçemli sokaktaki
İstanbul’a


Zafer Yalçınpınar
23 Eylül 2008

 


Hamiş: Z. Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine http://zaferyalcinpinar.com/siir.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
08
2014
0

duvarda: “acaibulmalukat”

10369406_750454995006264_177013020_n

“acaibulmalukat”

Bkz: http://instagram.com/p/o3sejSKHoX/


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
05
2014
0

Dosya: “Sürrealizm ve Mimarlık”

Skop Dergi‘nin bu yakınlarda tamamlanan “Sürrealizm ve Mimarlık” başlıklı dosyasını yeni fark ettim… Sıkı çevirilerin derlendiği dosyanın editörlüğünü Nur Altınyıldız Artun gerçekleştirmiş. Bazı yazıları ve bağlantı adreslerini aşağıda paylaşıyorum.


-“Sürrealist Mimarlık Manifestosu” (Jean Arp, Çev: Nur Altınyıldız Artun)
Bkz: http://www.e-skop.com/skopdergi/surrealist-mimarlik-manifestosu/1949

-“Sürrealist Mimarlık Kuramları, Fantezi ve Tekinsiz”
(Anthony Vidler, Çev: Renan Akman)
Bkz: http://www.e-skop.com/skopdergi/surrealist-mimarlik
-kuramlari-fantezi-ve-tekinsiz/1963

-“Çözünür Kent: Sürrealist Paris Algısı” (Roger Cardinal, Çev: Nur Altınyıldız Artun)”
Bkz: http://www.e-skop.com/skopdergi/cozunur-kent-surrealist-paris-algisi/1964

-“Sürrealizm, Mit ve Modernite” (Dalibor Veseley, Çev: Nur Altınyıldız Artun)
Bkz: http://www.e-skop.com/skopdergi/surrealizm-mit-ve-modernite/1937


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sürrealizm” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
30
2014
0

“Ey şaşmaz matematikler!” (Lautréamont)

moldoror2

Moldoror’un ikinci şarkısından… Selâhattin Hilâv çevirisiyle bir bölüm…
Bkz: http://issuu.com/adabeyi/docs/moldoror

*

Hamişler:

1. Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

2. Evvel Fanzin’in issuu alanı indeksine http://evvel.org/issuuindeksi.pdf  adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
23
2014
0

Özgür Bir İmgelem: “Codex Seraphinianus” (Luigi Serafini, 1976)

codexseraphinianus1

Biliniyor; E V V E L fanzin sularındaki poetika çalışmaları kapsamında “imgelemin özgürleşmesi” kavramı ve bu kavramın alan derinliği üzerine birçok paylaşım, araştırma ve inceleme gerçekleştirdik.  Şimdilerde, özgür imgelemin en sıkı örneklerini paylaşmaktan gurur duyuyoruz. 1976 yılında İtalyan sanatçı Luigi Serafini tarafından hazırlanan “Codex Seraphinianus” adlı eser “özgür imgelem” kapsamındaki büyük ve sıkı salınımlardan biri… Bu albüm-kitap, 2000’lerden beri çeşitli ülkelerde yayımlanıyor ve koleksiyonerlerin kütüphanesindeki en değerli, en popüler parçalardan birini oluşturuyor. Codex Seraphinianus‘un 2013 yılında “Rizolli” tarafından gerçekleştirilen yeni baskısı için Maria Popova’nın kaleme aldığı bir inceleme yazısını -İngilizce olarak- http://www.brainpickings.org/index.php/2013/10/29/codex-seraphinianus-rizzoli/ adresinden okuyabilirsiniz.

*

Codex Seraphinianus‘un 371 sayfa uzunluğundaki
2005 tarihli ABBEVILLE baskısının tamamına aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

http://issuu.com/eyat/docs/luigi.serafini.-.codex.seraphinianu
http://issuu.com/pauloverano/docs/luigi.serafini.-.codex.seraphinianu
http://issuu.com/webshare/docs/luigi-serafini-codex-seraphinianus
http://issuu.com/dylan_k/docs/luigi.serafini.-.codex.seraphinianus

*

codexseraphinianus7

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden, “gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne ise http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden erişmek mümkün…

Nis
18
2014
0

Şiir: “Bir Karanlık Ayna İçi” (P. Eluard)

Hıncahınç bir kenar mahalle
Üstünde aylar sultanı ağustos günlerinden
Kıvıl kıvıl bir hâle

Namus sözümüzden bu çember
Duramaz olmuş yerinde
Öfkemizden döne döne yanar

Burası Bazilika sokağı
Bu bir okulun sokağa bakan yüzü
Kurşunlardan böyle çiçek bozuğu

Kala kala bunlar kaldı çiçekten yana
Açmış duvarları üstünde felâketin
Bulanıp insan teninin beyazlığına

Bazilika sokağının göbeğinde
Duvarlar bizden yana olmuş
Yediveren bir damga üzerlerinde

Hürriyet aşkıyla oyulmuş

Paul Eluard
Çev: Oktay Rifat

Nis
17
2014
0

Canımıza Tak Demişliğin Önsözü (Feyyaz Kayacan)

I
İlkin birçok şeylerin çok olduğunu duyuyorduk çok uzaklara yazılı kafamızda. Sonra tak diye canımız geliyordu kapıya. Biz kapıyı hemen açıp eskiden kalma her nasılsa bir elimizle, soluğumuzu yoklayarak, bir şiire başlıyorduk. Kalktığımız şiiri bir yere kadar getiriyorduk.
Güvenimiz bir sırmalı sarmaşıktı göğsümüzde.
Ve siz getiriyordunuz şiirin sonunu. Bu hep böyle oluyordu. Beğeniyorduk da. Bizden daha yeni kopmuşa benziyordu çünkü. Sesimize gelince, uysal geçit resimlerini ortasından çatlatıyordu. Ve öylece yola çıktık. Çocuklar, büyük yürekler, erikleri çürütmeyen tanrılar bekliyorlardı bizden.
(…)

III
İçimizden çok biriydi. Yedi türlü girginliği vardı yaşamaya. En beyaz ekmeği o indirmişti denizlere. Bir iyiliği kaçıracak olsa, okumamışa dönerdi en sivri kitapları.
Öyle bir adamdı çok.
(…) Ayçiçekleri diktiydi bir gün bir çıkmazın ibiğine. Bir başka gün en olgun sözlüğü yazdığı görüldü, yüksek resimlerine bakaraktan. Bilmediği yoktu. Öyle bir adamdı işte.  (Ağaçlar geldiler ağaçlar gittiler.)
Kartallar tuğralarda aşındı, o adam da soluğundan silindi.
Kıyametleri devşirdi saksılar.
(…)

Feyyaz Kayacan
“Gibiciler”, Yeditepe Yay., 1967, s.5-7

Nis
17
2014
0

konuş/ân kimse

__________ (Jules Supervielle için, gibi…)

nasılların yolundan gittim
(doğru yerden indim)
yanlışların sokağına
(ben nerdeyim)
aklımı kaybettim
(ben kimseyim)
herkes kimsedir
(defne ağacı çiçekleniyormuş)
otuz beşimde fark ettim
(gözlerimi yendim)
seni ellerime gömdüm
(çizgilere koydum)
kalbimi sektim

(nerdeyim kimseyim)
yendim sektim
(kendinle)
birlikte

(…)

Zafer Yalçınpınar

Hamiş: Şiirin tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/s110.html adresinden ulaşabilirsiniz. (Yalçınpınar’ın tüm şiirleri http://zaferyalcinpinar.com/siir.html adresinde…)

 

Nis
13
2014
0

Sualtında gerçek bir gerçeküstücü: “Münchhausen”

440px-Gottfried_Franz_-_Munchhausen_Underwater

“Gottfried Franz’ın “Münchhausen sualtında” adlı tablosu (1896)”

*

1720-1797  yılları arasında -gerçekten- yaşayan “Carl Friedrich Baron von Münchhausen” ve onun inanılmaz varoluşuyla (tarihsel ya da edebi karakteriyle) tanışmama Atlas Tarih Dergisi’nin 25. sayısında Özge Aytulu‘nun kaleme aldığı bir yazı vesile oldu. Yazının spotu şöyle: “Palavracı Baron diye bilinen Münchhausen, yüz yıllar boyu olağanüstü maceralarıyla tanınmış bir Alman asilzadesi. (…) Renkli kişiliği ve hayalgücünü zorlayan anıları sinema ve edebiyatın yanı sıra psikoloji bilimini de etkiledi.” Aytulu’nun yazısı, Tarsem(Singh)’in yönettiği 2006 tarihli “Düşüş” adlı efsanevi film ile “Baron Münchhausen” tarzını ilişkilendirmek/kavramak açısından da çok değerliydi.

Sonuçta(yani, Ece Ayhan’ın dile getirdiği gibi ‘bu kara gerçeğimiz’de) “Sürrealizm” ile ilgilenen herkesin araştırması/incelemesi gereken bir isimdir; “Baron Münchhausen”.

 

700px-Stamps_of_Germany_(BRD)_1970,_MiNr_623

 The Fall movie poster

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/denizalti-edebiyati

Nis
07
2014
0

Şiir: “Görünü” (Federico Garcia Lorca)

gorunulorca

 Federico Garcia Lorca
“Seçme Şiirler”, Çev: Sabri Altınel,
Galata Şiir Yayınları, Şubat 1962, s.27

*

gorunulorca2

Mar
27
2014
0

Şiir: Öteki Ben (Jules Supervielle)

otekiben

Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet
“Batıdan Şiirler”, Haz: H. Bozok, Yeditepe Yay. 1963, s.53

picasso

Desen: Pablo Picasso
(A.g.e., s.8)

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com