Haz
28
2025
--

Uğur Yanıkel’in ECE AYHAN Çalışmaları


Ece Ayhan (1931-2002)

Aralık 2022’de 27 yaşında vefat eden sıkı dost -ve genç yayıncı- Uğur Yanıkel, Ece Ayhan‘ın yaşamıyla ve poetikasıyla özel olarak ilgileniyordu. pasaj69.org adresinde kurduğu özgür yayıncılık platformu kapsamında hem bütünlenmiş e-kitapçıklar olarak hem de parça parça buluntular olarak, kimsenin cesaret edemediği arşiv kazıları gerçekleştirdi. Tabiî ki, araştırma konusu Ece Ayhan olunca, bütünsel sonuçlara ve çıkarımlara ulaşmak zorlaşır, çünkü Ece Ayhan’ın poetikası da yaşamı da kilitlerle, gizli dehlizlerdeki gizli geçitlerle, katastrofik olaylarla ve tarihsel labirentlerle doludur. Bununla birlikte, Uğur’un Ece Ayhan araştırmalarındaki gayreti -kazıyı sürekli derinleştirmesi, parçalara, buluntulara ulaşması- bir şiir tarihi araştırmacısı (veya poetikasını oluşturmaya çalışan bir şair) için kilit açıcı nitelikler taşıyor. Basitçe söylersek; Uğur’un araştırmaları puzzle’ın parçalarını birleştirebilmek veya büyük haritanın bir kısmını görebilmek için ipuçları sunuyor. EVV3L kapsamındaki Ece Ayhan araştırmalarının kaotik alan derinliğinde kaybolmaması amacıyla ve Uğur’un Ece Ayhan arşiv çalışmalarını bir kez daha okurun zihnine sunabilmek için kısa bir listeleme/derleme gerçekleştirdik. “İyi avlar” dileriz! (İngilizcesi; “Have a good hunting!”) Zafer Yalçınpınar

İyi Bir Güneş (Ece Ayhan’dan Hikâyeler)
tam metin, pdf: https://evvel.org/iyibirgunes.pdf

Kürt Çiçekleri (Ece Ayhan’ın Özgür Gündem yazıları’ndan…)
tam metin, pdf: https://evvel.org/ozgurgundem.pdf


Ümit Bayazoğlu-Ece Ayhan Görüşme Notları
tam metin, pdf: https://evvel.org/gorusmenotlari.pdf


Uğur Yanıkel (1995-2022)

UĞUR YANIKEL’İN ECE AYHAN ARAŞTIRMALARI (pasaj69.org Arşivi)

Ece Ayhan’ın 1998 yılında katıldığı televizyon programının kaydı
https://pasaj69.org/ece-ayhanin-1998-yilinda-katildigi-televizyon-programinin-kaydi/

“Sevgili kardeşim Arslan Bey…” (Ece Ayhan’dan, Arslan Kaynardağ’a Kartpostal ve Mektup)
https://pasaj69.org/sevgili-kardesim-arslan-bey-ece-ayhandan-arslan-kaynardaga-kartpostal-ve-mektup/

Ece Ayhan ve Komet (Kartpostallar ve Fotoğraflar)
https://pasaj69.org/ece-ayhan-ve-komet-kartpostallar-ve-fotograflar/

BULUNTU: Ece Ayhan için düzenlenen sergi(ler)
https://pasaj69.org/buluntu-ece-ayhan-icin-duzenlenen-sergiler/

Bir Ece Ayhan Fotoğrafı
https://pasaj69.org/bir-ece-ayhan-fotografi/

KİTAPÇIK: İyi Bir Güneş – Ece Ayhan’dan Hikâyeler
https://pasaj69.org/kitapcik-iyi-bir-gunes-ece-ayhandan-hikayeler/

Şiir: Galata Kantosu (Ece Ayhan)
https://pasaj69.org/siir-galata-kantosu-ece-ayhan/

Büyütmek için tıklayın...

Ece Ayhan’ın evleri, semtleri, kentleri (1995 Mayıs’ına kadar)
https://pasaj69.org/ece-ayhanin-evleri-semtleri-kentleri-1995-mayisina-kadar/

“Ben kendimi yıkıyorum, gençlere yol olsun diye(…)” / Ece Ayhan Çağlar
https://pasaj69.org/ben-kendimi-yikiyorum-genclere-yol-olsun-diye-ece-ayhan-caglar/

“Çok adam kırmışım, özür dilerim….” / Ece Ayhan Çağlar
https://pasaj69.org/cok-adam-kirmisim-ozur-dilerim-ece-ayhan-caglar/

BULUNTU: Deliler Bayramı (Ece Ayhan Çağlar, 1956)
https://pasaj69.org/buluntu-deliler-bayrami-ece-ayhan-caglar-1956/

KİTAPÇIK: ‘Kürt Çiçekleri: Özgür Gündem’den Yazılar (Ece Ayhan)’
https://pasaj69.org/kitapcik-kurt-cicekleri-ozgur-gundemden-yazilar-ece-ayhan/

İyi Bir Güneş (Ece Ayhan Çağlar – Hikâye)
https://pasaj69.org/iyi-bir-gunes-ece-ayhan-caglar-hikaye/

Parasız yatılıdan, Parasız Yatılı’ya dair sorular (Ece Ayhan & Füruzan)
https://pasaj69.org/parasiz-yatilidan-parasiz-yatiliya-dair-sorular-ece-ayhan-furuzan/


EVV3L’in Ece Ayhan İlgileri İndeksi (2007-2024)
https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf


Ece Ayhan Web Sitesi:
https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html


EVV3L’in Ece Ayhan Arşivi
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/2
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/3
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/4
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/5
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/6
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/7
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/8
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/9
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/10
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/11
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/12
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/13

Haz
27
2025
--

“Yaşasın Kötülük ve de Ötesi” (Ece Ayhan’ın yayımlanmamış kitabı hakkında!)


Öküz Dergisi, Sayı: 40, Eylül 1997
(Metni büyütmek için üzerine tıklayınız…)

Öküz Dergisi arşivinde Ece Ayhan’ın güncelerinin yanı sıra, kendi el yazısıyla kaleme aldığı mektuplar da bulunuyor. Öküz Dergisi’nin 40. sayısında yayımlanan 13 Ocak 1997 tarihli mektubunda Ece Ayhan, Morötesi Requiem metninin devamı (veya tamamlayıcısı) niteliğinde bir başka metinden bahsediyor. “Yaşasın Kötülük ve de Ötesi” adını verdiği bu metnin akıbeti bilinmiyor…


Öküz Dergisi, Sayı: 39, Ağustos 1997
(Metni büyütmek için üzerine tıklayınız…)

90’lı yılların sonunda (tahminen 1996-1998 döneminde) Ece Ayhan’ın “final niteliğinde bir anlatı, özel bir minyatür” kaleme aldığını, bu doğrultuda çalıştığını biliyoruz. Önceleri tek -bütünsel- bir kitap olarak düşünülen bu anlatının adı “Melanet” olarak belirlenir… Sonradan, bu “final niteliğindeki anlatı”nın Ece Ayhan tarafından -bilinçli olarak- ikiye bölündüğünü ve bir bölümünün “Morötesi Requiem” adıyla 2001 yılında YKY’den yayımlandığını biliyoruz. Peki diğer bölüme ne oldu?

Bazı çevreler bu bölümün ilk baskı yayımlanırken Morötesi Requiem’e dahil edildiğini iddia ediyor. Bazı çevreler ise Morötesi Requiem’in ilk baskısı yayımlandıktan sonra, -kitabın tepki çekerek mahkeme kararıyla yasaklanıp toplatılması nedeniyle- diğer bölümün kitap olarak yayımlanmasına YKY’nin cesaret edememiş olduğunu düşünüyorlar. (Enis Batur YKY’den ayrıldığı için kitabın yayımlanmadığını dile getirenler de var.) Morötesi Requiem’in 2001 yılında yayımlanmasından hemen bir yıl sonra Ece Ayhan’ın vefatı sonucu kitabın yarım kalmış olma ihtimali de tahminlerin arasında bulunuyor.

Benim kanaatim Ece Ayhan’ın el yazısıyla kaleme aldığı bu metninin hâlen kayıp (gizli) ve tamamlanmamış/yayımlanmamış olduğu yönünde… Çünkü,YKY tarafından çıkarılan Kitap-lık dergisinin 1997 tarihli 29-30 nolu ortak sayısında ‘Yaşasın Kötülük ve de Ötesi’den çeşitli parçalar‘a yer verilmiş; ayrıca da “Work in Progress” (hazırlanmaya/yazılmaya devam ediliyor) şeklinde bir üst başlık/not koyulmuş… Sonra detaylı inceledim; Kitap-lık dergisinde yer alan bu parçalar Morötesi Requiem’in hiçbir baskısında bulunmuyor. (Yani bu bölümün Morotesi Requiem’in ilk baskısına dahil edildiği yönündeki iddia da çürümüş durumda…)

Nihayetinde… Ece Ayhan’ın kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve Morötesi Requiem’le birlikte düşündüğü ‘Yaşasın Kötülük ve de Ötesi’ adlı metnin nerde, kimde olduğunu bilen ya da bu metnin akıbetine dair detaylı, doğrulanmış bilgi sahibi olan biri var ise zafery@yandex.com adresine e-posta gönderebilir… Böyle bir bilgiye ulaşırsam, şimdiden, “yerden göğe kadar teşekkür ederim.”

Zafer Yalçınpınar, Temmuz 2024

Yaşasın Kötülük ve de Ötesi’nden parçalar…
(3 sayfa uzunluğundaki parçaları okumak için tıklayın…)


Ece Ayhan’ın Öküz Dergisi’nde Yayımlanan
Mektupları – Kendi el yazısıyla…
(Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayın…)


EVV3L’in Ece Ayhan Arşivi
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/2
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/3
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/4
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/5
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/6
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/7
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/8
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/9
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/10
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/11
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/12
https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan/page/13



Ece Ayhan Kitapları’nın Çeşitli Baskıları
(Z. Yalçınpınar Koleksiyonu’ndan…)

EVV3L’in Ece Ayhan İlgileri İndeksi (2007-2024)
https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf


Ece Ayhan Web Sitesi:
https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html



Ece Ayhan Kitapları’nın Çeşitli Baskıları
(Z. Yalçınpınar Koleksiyonu’ndan…)
Haz
26
2025
--

ECE AYHAN VE İLHAN BERK İÇİN SAVUNMA (5 Eylül 2024)


ECE AYHAN VE İLHAN BERK İÇİN SAVUNMA

Duyduğuma göre İlhan Berk ve Ece Ayhan’a karşı itibarsızlaştırma/kıskançlık hamleleri varmış ortalıkta gene… Hiç değişmedi, 40 yıldır hep aynı şeyler! Madem öyle, işbu mutat laklakıyat taifesine karşı biz de -her daim- yalın gerçekleri söylemek zorundayız. 90’ların radyolarındaki gibi; bizden gelsin o septik-egosantrik taifeye:

Türkiye’de “poetika tasarımı, şiir dili, şiirsel yük ve imgelemin özgürleşmesi” açısından baktığımızda, İlhan Berk’in veya Ece Ayhan’ın yanına yaklaşabilecek düzeyde bir şiir aurası hâlâ yoktur. 1950 kuşağının kurduğu poetika -şiir sanatının kapsamı gözetildiğinde- hâlâ zirvededir. Teknolojinin yükselişi ve yığışımın (sosyolojik çokluk, sosyal medya, sosyal mühendislik ve bunların yarattığı doksozof kümesinin) niceliksel olarak artmasıyla birlikte kültür endüstrisi yaygınlaştı ama bu yaygınlık etkili bir poetika gelişimine veya niteliğe dönüşmedi. Yani, Türk Şiiri’nde çok uzun soluklu (50 yılı aşkın) bir “nafile ve ıskarta” dönem yaşandı. 2000’lerin başında biraz umut vardı, ve fakat o kabiliyetli gençleri de 2007 yılından itibaren neo-liberalizmin psikopolitik tüketim oyunlarıyla ve diğer palyatif psikolojik yaklaşımlarla zehirleyip -zihnen- öldürdüler! Hatta öyle ki koca bir kuşak doğumundan itibaren iğdiş edildi, zombileştirildi! (Bkz: Gen-Z)

Bunları neden söylüyorum: İtibarsızlaştırma hamlesine katılanlar da bu hamleyi yönetmeye çalışan “kötülük dayanışması” bileşenleri de bırakın tarihin ön sayfalarını/saflarını, tarihin çöplüğünde bile konumlanamayacak derecede garip-gureba ve meczup takımına dönüşmüş durumdadır. Bu tekaüt olmuş ve dolaşımdan çıkarılmış taifeye benim/kişisel tavsiyem; enerjilerini “emeklilerin ekonomik haklarını savunmak” falan gibi eylemlerde harcamaları ya da lümpenleşmiş pembe popolu arkadaşlarıyla birlikte rantçı/beleşçi ortamlara -misal; Anadolu Yakası Ev Sahipleri, Emlâkçılar ve İnşaatçılar Birliği’ne falan- yanlamaları… 

Son sözümüz gayet açık: Türk Şiiri’nin haysiyetine musallat olmayı bırakın artık! 

Zafer Yalçınpınar / 5 Eylül 2024


Hamiş: EVV3L kapsamındaki İlhan Berk ve Ece Ayhan arşiv çalışmalarımızın indeksine https://evvel.org/evvelindeksi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
25
2025
--

YANKI ODASI // 9. Bölüm // ECE AYHAN’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 2. Kısım // 25 Temmuz 2024 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 9. Bölümü’nde ‘kara gerçeğin sivil şairi Ece Ayhan‘ı saygıyla andık ve evvel.org arşivinin içinde gezindik…

Ece Ayhan odağında gerçekleştirmeyi planladığımız özel yayınlarımız kısımlar halinde devam edecek…

evvel.org kapsamındaki 20 yıllık Ece Ayhan arşiv çalışmalarımıza (ve çalışmalarımızın detaylı indeksine) https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. Ece Ayhan için hazırladığımız web sitesi ise burada…


Yaz döneminde olmamız sebebiyle canlı yayınlarımız seyrekleşecek. Ekim 2024’e kadar 10 veya 15 günde 1 canlı yayın gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ekim 2024 itibariyle ise her Pazar, 23.00’da canlı yayında olacağız. Yaz dönemindeki canlı yayın tarihlerimizi ve saatlerimizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmenizi önemle rica ediyoruz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Haz
19
2025
--

YANKI ODASI // 30. Bölüm // 19 Haziran 2025 // Konuk: Doç. Dr. Kaya Tokmakçıoğlu // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Doç. Dr. Kaya Tokmakçıoğlu‘yla ‘Mütareke İstanbulu’ndan Manzaralar’ adlı yeni kitabı çerçevesinde tarihsel ve toplumsal edebiyat çalışmaları ile Nâzım Hikmet’e dair gerçekleştirdiği arşiv araştırmaları (özellikle de Ortak Hayal Sergisi) kapsamında sohbet ettik…


Bkz: https://yazilama.com/kitap/mutareke-istanbulundan-manzaralar/


SÖYLEŞİ | Çağlar Kınıkoğlu & Kaya Tokmakçıoğlu (12/01/2025, sol.org.tr)
Mütareke İstanbul’undan Manzaralar: ‘İşgal’ geçmişin hatırası değil sadece…

Kaya Tokmakçıoğlu’nun 2020 yılında “Köle Kul Amele – İstanbul’un Toplumsal Mücadeleler Tarihi” başlıklı ilk kitabı Yazılama Yayınevi’nden yayınlanmıştı. 5 Ocak’ta İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde dört yılın ardından Kaya Tokmakçıoğlu’nun ikinci kitabını konuşmak için bir araya geldik. Pek çok katılımcıyla gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi soL için de kaleme aldık. 2024 yılının Kasım ayında “Mütareke İstanbul’undan Manzaralar”, “İşgal, Menfaat, İrade” alt başlığıyla yayınlanmış oldu. Kitap 1918-1923 yılları arasında başta Britanya, Fransa ve İtalya olmak üzere, basbayağı yabancı askerlerin çizmeleriyle çiğnenen, Boğaz’da yabancı donanmaların zırhlılarının demirlediği beş yıla ve insan manzaralarına odaklanıyor.

Çağlar Kınıkoğlu: Kaya seçtiğin üç alt başlık arasında işgal konusu ilginç bir mesele. Bir taraftan hem kendi ülkemizle hem kendi içinde yaşadığımız çağ ile çok bağdaştıramıyoruz, diğer taraftan da öyle bir dünyadayız ki, etrafımızda aslında yıkıma ve işgale uğramayan ülke, coğrafya neredeyse kalmadı. Yanlış hatırlamıyorsam Yalçın Küçük’ün bir ifadesiydi, “Savaş siyasetin başka araçlarda sürdürülmesidir” diyordu. 1918’de Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Mondros Mütarekesi’ni imzalandı. İstanbul’un işgali Kasım 1918’de başlıyor. Bir taraftan sosyal ve mekânsal olarak sürekli sarsılan bir şehirden bahsediyoruz. Sürekli bir yıkım ve yeniden inşa hali. Etrafındaki ya da kendi coğrafyasındaki savaşlardan kaçan insanların hücum ettikleri bir şehir. Sürekli canlanan, yeniden canlanan bir eğlence hayatı: bir dekadans kültürü. Konutlarından, yaşam alanlarından kovulan insanlar, o konutlara ve yaşam alanlarına başkalarının el koyması. İşsizlik oranındaki korkunç yükseliş. Halkın yaşadığı büyük bir sefalet. Emperyalistlerin bu halkı maruz bıraktığı korkunç küstahlık, arsızlık manzaraları. Bu görüntüler ve imgeler üzerinden düşününce, işgal İstanbul’una dair bu göstergeler neredeyse bugünün İstanbul’unu ifade ediyormuş gibi geliyor. Seni bu çalışmaya iten ya da çeken bu paralellikler mi oldu? 

Kaya Tokmakçıoğlu: Şimdi paralellikler şuradan çıkıyor sanırım. Ben hep şehirde yürürken ya da şehrin üzerine düşünürken, okurken, dinlerken, izlerken, görece içine doğmadığımız ama belki kısmen yakın bir çağ diyebileceğimiz bir çağı soyutlamayı sağlayacak şeyler arıyorum. 

Bu biraz şey gibi, bazen İstiklal Caddesi’nde yürürken kafanızı kaldırdığınız zaman başka bir şey görürsünüz ama dümdüz yürüdüğünüz zaman yoğun bir kalabalık size geliyordur. Soyutlamayı ancak yukarı baktığımız zaman yapabiliriz.

Bu soyutlama açısından Mütareke İstanbulu aslında ilk kitabımdaki kısa bir bölümü oluşturuyor. Kitabı yazdığım, süreçte bunun yoğun olarak içinde bulunduğumuz dönemi yansıtan bir dönem olduğunu hissediyordum.

 Senin verdiğin örnekler açısından düşünecek olursam, bugün ne oranda çocuk işçi varsa, işgal İstanbulu’nda o oranda çocuk işçi var. Veya organize ya da organize olmayan fuhuş açısından söyleyelim. İşgalin tabii ki askeri boyutu bunun önünü başka şekillerde açıyor ama bugün biz bu yok desek de çok paralel bir biçimde, mekânsal olarak neredeyse aynı mekânlarda bu organize fuhuş devam ediyor.

Ya da konut sorunu. Boyutu değişmiş vaziyette, niteliği biraz değişmiş vaziyette. 

Ya da göç. Bugün biz yoğun olarak yakın coğrafyamızdaki göçten bahsediyoruz ama İstanbul o ölçüde 100 yıldır kozmopolit bir kent. Göç de bunun bir parçası aslında.

O yüzden 100 yıl geriye baktığım zaman biraz mesafelenme ve onun üzerinden bunu kurgulama elimi kolaylaştırıyor, diyebilirim. 

İçinde yaşadığımız bu hercümerç ve koşturmada, herkesin sabahın köründe işine gücüne bir makine gibi başlayıp, bitkin bir halde eve geldiği bir yaşamda elbette çok kolay değil bu paralelliği görmek.

Yani neredeyse sadece sokakta Fransız, İngiliz ve İtalyan askeri görmüyorsunuzdur. Ama onun dışında çubuğu bükerek biraz daha abartarak söyleyeyim; belli bir süreklilik var. 100 yıl öncesinin İstanbul’unun bugüne yansıyarak devam ettiğini söylememiz mümkün. 

Ç. K.: 1918-1923 arası… Hepimizin belleğinde izlediklerimizden, okuduklarımızdan oluşan birtakım görüntüler canlanıyor olsa da, biraz o dönemin İstanbul’undan bahsedebilir misin; işgal edilen şehir işgal öncesinde ne haldeydi? Kaç kişinin yaşadığı bir şehirden bahsediyoruz? Nasıl fonksiyonlar var bu şehirde, kimler yaşıyor, kimler üretiyor, kimler nasıl eğleniyor? 

K.T.: Yani pek çok imparatorluk başkenti gibi ama bir de belki su kıyısında olmasının verdiği görece avantajı kullanan bir kent. Mütareke döneminde zirvesine ulaşan, geçmişi yüzyıllara dayanan kozmopolit bir yapı var. Aynı zamanda emek-yoğun ama bir taraftan da imparatorluğun geri kalan coğrafyasını yoğun olarak sömüren bir kentten bahsediyoruz.

Nüfus açısından bakacak olursak: Balkan Savaşları ile birlikte yoğun olarak Trakya göçü alır İstanbul. Kısmen yükselen nüfus Paylaşım Savaşı ile birlikte askere gidenler ve ölenlerle düşer. Ama şaşırtıcı bir biçimde savaş sonrası ve Mütareke Dönemi’yle birlikte nüfusun çok oynamadığı bir İstanbul’dan bahsediyoruz. Bu da rakamsal olarak bir milyonun biraz üzerinde bir kent demek. Tabii ki şu anki uzamsal genişliğini düşünmeyelim ama belki dört parçaya bölerek düşünmek mümkün. Biri Suriçi, günümüzde Fatih ilçesinin sınırları içinde kalan bölge, hâlâ sur duvarlarıyla çevrili olan eski şehir. Burası yoğun olarak yerleşimin, ahşap mimarinin olduğu bir coğrafya.

Geri kalan üç parça Osmanlı döneminde Bilâd-ı selâse (üç belediye) olarak adlandırılır: Üsküdar (içine Kadıköy’ü de alacak şekilde), Eyüp ve Galata-Pera.

Eyüp, kadim bir Müslüman bölgesi, şehrin fethiyle birlikte de dönüştürülmüş, yoğun yerleşim alan bir bölge. Üsküdar da keza öyle. Bu, aslında kısmen bu bir milyonun biraz üzerindeki nüfusun, Galata ve Pera ile birlikte yaşadığı bir kentsel mekân.

Öte yandan Bakırköy tarafına doğru uzandığımız zaman da kısmen bir yerleşim mekânı görürüz ama daha çok askerî amaçlardan ötürü. Tarihsel olarak da bugün baruthane, fişekhane olarak soylulaştırmayla dönüştürülmüş mekânlar da yerleşime açık bölgeler. 

Bugünküyle belki tezatlık arz eden şöyle bir durum var. Tabii ki memur-yoğun bir başkent İstanbul. Cumhuriyet’le birlikte kurumların neredeyse çok büyük bir bölümünü Ankara’ya taşıdığımız için, o dönemin memur kenti Dersaadet. Ama bir açıdan da savaş dönemi kapitalizmin çarklarını da hızlıca döndürmeye başladığı için proletaryanın kitleler halinde özellikle Haliç Havzası’nda yoğunlaşmaya başladığı bir kent yapılanması var. Cumhuriyet de o mirası devralacak zaten. 

Mülkiyet ilişkilerinin tepetaklak olması aslında Cumhuriyet’le birlikte daha yoğun olarak başlayacak. Onun dışında dediğim gibi bir yoğun olarak memur kenti görünümünde ama görünmeyen emek açısından da işte Dersaadet’te çalışan işçilerinden tutun hamallarına, tersanedeki işçilerden deri tabaklamasına kadar pek çok sanayi kolunu barındıran bir iş bölümü söz konusu.  Mütareke’yle birlikte artık sermayenin de, kapitalistin de yavaş yavaş sisteme dahil olmaya başladığını biliyoruz. Dolayısıyla şirketleşmenin özel mülkiyetle birlikte yükselişe geçtiği bir dönemde sermayenin de yavaş yavaş bireylerde de toplanmaya başladığı bir aralığa denk geliyor bu konuştuğumuz dönem.

Bu 1 milyonluk nüfusun etnik kompozisyonu açısından da Rum nüfusun, Ermeni nüfusun, kısmen Yahudi nüfusun da yaşadığı yaklaşık yüzde belki 65’inin Müslüman olduğu bir İstanbul’dan bahsediyoruz. 

Bunun mekânlara yansıması da var. Pera ve Galata’nın tarihsel olarak zaten Müslüman olmayan bir bölge olduğunu biliyoruz hepimiz. Bu kısmen Cumhuriyet’in belli dönemlerine kadar da benzer görünüm arz edecek.

Zannedilenin aksine, emeğin üzerinde yükselen bir kent görüntüsü veriyor İstanbul. Savaş bu görüntüyü zaten katmerlendirecek. Yani en basitinden şaşırtıcı oranlardaki çocuk işçiliğin ya da kadınların iş gücüne katılmasının bunda payı var ki ondan önce kadının ismi zaten Osmanlı’da neredeyse yok. Bırakın çalışmayı sokağa çıkması yasak. Ama erkekler cephedeyken üretimin durmaması açısından fabrikalarda çalışmaya başlayacak kadınlar örneğin, bu savaşın ve işgalin birlikte getirdiği bir olgu bir taraftan. O yüzden İstanbul için bir yenilik barındırıyor. 

Mübadelenin kendisi nüfus kompozisyonunu çok büyük oranda İstanbul açısından değiştirmemekle birlikte en azından Varlık Vergisi, 6-7 Eylül gibi ya da daha sonra 1964’teki yasal düzenlemeye kadarki süreçlerde İstanbul’un kompozisyonunda da çok büyük değişiklikler, en azından etnik kompozisyonunda olmadığını söylememiz mümkün. Dünya görüşü bizim gibi olmayan büyük bir toplam açısından da İstanbul’un kozmopolitliği bir cıvıl cıvıllık, çok renklilik vs. barındırıyor. Ama altını çizmemiz gereken şey sanıyorum, 1912-1922 arasında yaşanan sınıfsal ayrışmanın yoğun olarak görüldüğü “Uzun On Yıl” denen bir dönemde oluşumuz. O yüzden bu bakiye Cumhuriyet’e de bir miras bırakmış, diye düşünüyorum.

Ç.K.: Peki bu işgal, şehrin işgali denilen o süreci çok ana hatlarıyla resmedebilir misin? 

K.T.: Ekim sonunda Mütareke imzalanıyor. Kelime kökeni silahların terk edilmesine işaret eder ama tabii ki iki taraflı bir silah bırakma söz konusu değil nihayetinde. Sonuçta savaşta kimlerin yenilip kimlerin yendiğinin belgesi bir taraftan. Hemen ertesi günü yanlış hatırlamıyorsam İttihat ve Terakki Cemiyeti son kongresini toplar. Bir karara varır, örgütü lağvediyoruz, diye.

Bir taraftan da fiili olarak zırhlıların ülkeye gelme süreci Kasım ortasını bulur. Askerî bir işgal söz konusu olan. Bilge Criss’ti zannediyorum, fiili işgal ya da de facto işgal olarak aldandırır bu durumu. Hukuki olarak bunun resmiyete dönüşeceği aşama 1920’nin Mart’ındaki meşhur Şehzadebaşı Baskını’yla gerçekleşecek. Ve aslında o güne kadar görece cılız bir askerî işgal var.

Görece cılız demenin sebebi sayıların bize yavaş yavaş artan bir askerî işgalden bahsediyor oluşu. İngilizler daha yoğun bir biçimde geliyorlar. Fransızlar sayı olarak takip eder İngilizler’i. En düşük sayıda ise İtalyanlar, toplamda 4-5 bini başkente yerleşecek. Bunlar kilit noktaları tabii ki tutmaya başlıyorlar. Kasım 1918’den Mart 1920’ye kadar geçen sürede.

Meclis Mebusan’ın İstanbul’da yani artık çökmekte olan başkentteki ortaya koymaya çalıştığı irade, Mustafa Kemal henüz Anadolu’ya geçmeden önce gözünü ulusal kurtuluşa dikmiş kadroların iradesi vb. ilk 5-6 ay açısından yani işgalin henüz böyle kendini çok diri hissettirmediği zaman açısından ilginç bir döneme denk düşüyor bence. Çünkü kafalarda henüz İstanbul’dan hareketle bir şeyler yapılabileceğini hem ulusal kurtuluşçular hem sosyalist ve komünist kadrolar ve bunların temas ettiği emekçi halkın bir bölümü de düşünüyor. Yani İstanbul bu süreçte gerçekten o kurtuluşa önderlik edebilecek mi sorusu sıklıkla soruluyor.

Mustafa Kemal’in Pera Palas’taki görüşmeleri de bunun dışavurumudur ama arka planda Karakol gibi bir noktadan sonra artık gözünü Ankara’ya diken, dikmek zorunda kalan yeraltı örgütleri söz konusu. Kemalist hareket merkezileştikçe bütün kadrolarını, eski İttihatçılar’ı kendine çekiyor zaten. Ama bunun için sanıyorum 1919’un sonlarını beklememiz gerekiyor.

Yani resmî olarak zaten işgal artık Mart’ın 20’sinde gerçekleştikten sonra “İstanbul’dan bir şey çıkmaz artık” düşüncesi yerleşiklik kazanıyor. Biz artık Anadolu’ya geçiyoruz deniyor. Şehri belki işte bir taktik olarak kuşatma politikasıyla kurtuluşa götüreceğiz kararı; en azından bir, bir buçuk yıl çok net değil. Bu açıdan ilginç geliyordu bana bunu düşünmek hep.

Çünkü edebiyatta da biliyorsunuz Mütareke Dönemi’ni yazan pek çok yazarımız var. Edebî kanonumuzu oluşturmaları açısından çok değerli metinler var. Ama “Sodom ve Gomore”yi ya da işte “Sahnenin Dışındakiler”i, “Biz İnsanlar”ı okuduğumuz zaman çok siyah beyaz bir İstanbul görürüz gerçekten. Yani tamamıyla teslim olmuş, homojen bir biçimde işgal taraftarı, ondan menfaati olanların kaldığı, istifade ettiği bir şehir görüntüsü verir bu metinler. Sadece istifade edenler varsa “bu şehir nasıl yaşıyor, var oluyor?” sorusuna neredeyse hiçbirinde yanıt yok, Kemal Tahir gibi örnekleri tenzih ederek söylüyorum. (…)

(Söyleşinin tam metnine https://haber.sol.org.tr/haber/soylesi-mutareke-istanbulundan-manzaralar-isgal-gecmisin-hatirasi-degil-sadece-397357 adresinden ulaşabilirsiniz.)


Kaya Tokmakçıoğlu’yla gerçekleştirilen söyleşilerden bazılarına aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:

  1. https://www.gazeteduvar.com.tr/kaya-tokmakcioglu
    -istanbul-isci-sinifinin-havzasi-olmayi-surduruyor-haber-1510391
  2. https://www.youtube.com/watch?v=ttd6UlQqvRI
  3. https://www.youtube.com/watch?v=dv_mVBC_OsI

31. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Haz
11
2025
--

2. Edisyon: ÇALMAYAN & KÖTÜ (Zafer Yalçınpınar)

Çalmayan & Kötü, Zafer Yalçınpınar
2. Edisyon, Plüton Yayın, 2025
80 Sayfa, Şiir Kitabı


İlk edisyonları açık kaynaklı e-kitap olarak 2014 ve 2018’de çeşitli dijital platformlar aracılığıyla okura sunulan ‘Çalmayan’ ve ‘Kötü’ adlı şiir dosyalarının ikinci edisyonları 2025 Dünya Şiir Günü kapsamında bütünleşik bir kitap olarak yayımlandı. Plüton Yayın tarafından gerçekleştirilen özel basılı nüshanın içerdiği 35 şiir, Zafer Yalçınpınar‘ın olgunluk dönemi eserleri olarak değerlendirilebilir…


Basılı nüshayı satın almak için…

Kitapyurdu linki:
https://www.kitapyurdu.com/kitap/calmayan-kotu/715071.html

Shopify linki:
https://plutonkolektif.myshopify.com/products/
calmayan-kotu-zafer-yalcinpinar



Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm eserlerine ücretsiz (tam metin pdf) olarak https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
05
2025
--

DÜĞÜMSÜZ YOL (Zafer Yalçınpınar)

Yol ayaklarınızı götürür sizin
Yürüdüm dersiniz
Köylere ilçelere kentlere
Girer çıkar o
Siz hepsinden kovulmuşçasına uzak
Kocaman körlüğünüzle kocaman uzak
Vardım dersiniz hep
(…)
Oysa
Öteki yolu aradığınızı sizin
Bir evrensel gök bilir
Bir ben bilirim
Bir siz bilmezsiniz 
[1]

Yol -yolun kendisi- sonsuz bir devinime işaret ediyor: -varlığı bir yere ulaşmak üzerine tasarlanmış olsa da- bir yere ulaşıldığında bile hareketlilik içeriyor. Yolun dünyayı çevrelemiş dev bir ejderha veya bir yılankavi süzülüş olduğunu söyleyelim artık… Aslında mecazlardan kurtulabiliriz ve yolun -gerçekten de- bir yılan olduğunu söyleyebiliriz; en geniş çerçeveden uzamla yoğrulmuş ‘doğa’ya baktığımızda! Misal; yolun çizgisi başka; ağaçların çizgisi gibi değil:- Keskinliği daha az, daha yuvarlak motiflerle dolu, çok daha kıvrımlı, çok daha yılankavi:- akışkan işte!

Yol unutkanlık ve umarsızlık içeriyor, yerleri unuttuğumuzu sanıyoruz, halbuki her yerde, ‘yeni yer’ diyebileceğimiz tüm varış noktalarında çok az yeni şey var. (Oruç Aruoba, “Yeni / yer / yoktur.” [2] der. Çünkü ‘Yeni yol vardır.’) Yenilik, bir ‘varış’ değildir, hayal etme becerisiyle biçimlenmiş bir düşünce kıvrımıdır. Yenilik; yolun yaratımı ve devinimiyle birlikte doğuşkan olduğu bilinen; öncesinde berrak, saydam, apaçık bir birikintidir belki de; bir göletin oluşumundan sonra yeraltı sularının diğer su kollarından biriyle buluşana kadar var gücüyle yönüne devam etmeye çalışması gibi!

Önemli bir soru: Kıvrımların, yolun kıvrımlarının akışkan yapısı, oluşturduğu motifler, daha çok düşünceye mi benziyor, yoksa daha çok hayale mi benziyor? Yoldaki yalnızlık, yolun biricik bütünlenişi, tedirginlik yaratması, temkinli olma ihtiyacı, tüm bunlar… Düşünce mi üretir, yoksa hayal mi?

Harita varışları (sonuçlar, başarılar, kilometre taşları veya yerleşik düzen) bir çözüm değildir: Varışların hepsi düğümlüdür. Çözüm dediğimiz şey bir düğüm gibi olamaz; düğümden türemiş, düğümden sıkıştırılmış bir noktasallık ya da çitlenmiş, duvarlanmış, etrafı çevrilmiş bir sınırlılık da olamaz. Çözüm:- yerleşik veya durağan olamaz, o bir yol gibi devingen (yeraltında veya yüzeyde, nerede hareketliyse orada) olmalıdır sanıyorum, çünkü kâinatta devinmeyen hiçbir şey (zerre) yoktur.

Geride bıraktığın yerdeki zorluklar ile varmak istediğin yerdeki zorluklar arasında bir bağ kurarsan eğer, bu bağın adına “yol” diyebilirsin.

Ve evet, yol da çözüm de düğümsüzdür!
Ve evet, Aruoba’nın dediği gibi “—özgürlük de, yol açabilmektir.” [3]

Nihayetinde; mücadele eden, yol açmaya çalışan, özgürlük ve anlam arayan genç arkadaşlarıma ‘Sahicilikle, bâki selamlar!’ diyorum.

Zafer YALÇINPINAR
23 Nisan 2025


[1]  Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Uzaklarla Giyinmek”, Tüm Zamanlar Yayıncılık, 2. Baskı, 1997, s. 49
[2]  Oruç Aruoba, “Yürüme”, Metis Yayınları, 5. Baskı, 2023, s.144
[3]  Oruç Aruoba, “Yürüme”, Metis Yayınları, 5. Baskı, 2023, s.114


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm yazıları ve eserlerini https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden okuyabilir, arşivleyebilirsiniz.

Haz
03
2025
--

YANKI ODASI // 29. Bölüm // 2 Haziran 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Haziran’da ölmek zor! Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet….


30. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

May
30
2025
--

YANKI ODASI // 8. Bölüm // ECE AYHAN’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 1. Kısım // 13 Temmuz 2024 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 8. Bölümü’nde ‘kara gerçeğin sivil şairi Ece Ayhan‘ı saygıyla anıyoruz.

Ece Ayhan odağında gerçekleştirmeyi planladığımız özel yayınlarımız önümüzdeki günlerde kısımlar halinde devam edecek…

evvel.org kapsamındaki 20 yıllık Ece Ayhan arşiv çalışmalarımıza (ve çalışmalarımızın detaylı indeksine) https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. Ece Ayhan için hazırladığımız web sitesi ise burada…


Yaz döneminde olmamız sebebiyle canlı yayınlarımız seyrekleşecek. Ekim 2024’e kadar 10 veya 15 günde 1 canlı yayın gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Ekim 2024 itibariyle ise her Pazar, 23.00’da canlı yayında olacağız. Yaz dönemindeki canlı yayın tarihlerimizi ve saatlerimizi sosyal medya hesaplarımızdan takip etmenizi önemle rica ediyoruz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

May
29
2025
--

Söyleşi: ORUÇ ARUOBA, USTA, USTALIK VE USTA DEFTERİ’NE DAİR… (Zafer Yalçınpınar)


31 Mayıs 2020 tarihinde vefat eden ustamız Oruç Aruoba’yı saygıyla anıyoruz: Upas Yayın’ın dostlarından Emrah Sönmezışık, Alparslan Beyhan, Cem Onur Seçkin ve B. Emir Alisipahi geçtiğimiz ay 6:45 Yayın tarafından kitaplaştırılan Oruç Aruoba, Usta Defteri hakkında Zafer Yalçınpınar’a çeşitli sorular yönelterek, usta ve ustalık olgularını irdeliyor…


ORUÇ ARUOBA, USTA, USTALIK
VE USTA DEFTERİ‘NE DAİR…


Emrah Sönmezışık: Oruç Oruoba ile gerçekleştirdiğiniz görüşmelerin “ustalık ile yaşama onuru” kıymeti taşıdığını belirtiyorsun. Usta ve ustalık kavramları birbirini oluşturan ve birbirinden ayrılması güç kavramlar. Kitabın girişindeki söylemin usta-çırak ilişkisinin ötesinde bir anlam mı taşımakta?

Zafer Yalçınpınar: Oruç Aruoba, 80’ler öncesi akademik yaşantısında da akademiden ayrıldıktan sonraki dönemde de “anlama, anlatma, öğrenme, öğretme” gibi işlevleri usta-çırak ilişkisi şeklinde biçimlendirmiştir. Evet, Aruoba akademiyi terk etmiştir, fakat anlamayı, anlatmayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi bırakmamıştır. 90’ların sonunda ve 2000’lerin başında Gümüşlük Akademisi ile Açık Üniversite kapsamında gerçekleştirdiği çalışmalar da bunu gösteriyor. Bu örneklerle birlikte bizim tüm görüşmelerimizde de bize aynı şekilde yaklaşmıştır. Hatta edebiyat, yayıncılık ve felsefe çevresinden yaşça büyük isimlere “Oruç Aruoba benim ustamdır,” dediğimde karşı taraftan “Oruç Aruoba hepimizin ustasıdır!” cevabını, tepkisini alıyorum. Burada önemli olan şey, Oruç Aruoba’nın hiçbir zaman, hiçbir durum karşısında bir “üstat” gibi davranmamasıdır. Üstat, tek başınadır. Üstatlar uğraştığı işleğin gizlerini ve özünü üçüncü kişilere aktarmazlar. Buna karşın “usta” öyle değildir. Usta, işleğin gizini ve özünü “yaşayarak” en iyi şekilde kavrar ve çeşitli yöntemlerle işleğin gizini-özünü yani zanaatını çırağına (hatta, çırak bu aktarımın idrakine eşzamanlı olarak kavuşmasa bile) aktarmaya çalışır. Usta iyiyse, çırak (çırağın kendisi farkına varmadan) zamanla ustalaşır. Usta öldüğünde yaşamının anlamı ve özü, çırağına, çıraklarına geçer. Aruoba’nın en önemli sözüdür çıraklarına: “Anlam, hep, sonradan gelir.” Bu silsile, ahilikten günümüze uzanan bir şekilde, ustanın hayatının anlamı ve sonucudur da. Fakat, üstat tek başınadır. Üstat öldüğünde yaşamının anlamını da kendisiyle beraber götürür. Bu bağlamda kesin bir şekilde söylüyorum: Oruç Aruoba ustaydı, ustamdı, ustamızdı. Günümüzün üstatları gibi yapmazdı ustamız! Örneğin, yaşarken kendi heykelini diktirtmemiştir, örneğin kendini yaşayan en büyük şair seçtirtmemiştir. Usta, diğer her şeyle birlikte “zamanlama”nın ve “yaşamın anlamı”nın da ustasıdır. Ustalık; ustanın kendi işleğiyle birlikte yaşamının anlamını önce yüklenmesi, sonra da çıraklarına özgün yöntemlerle aktarmasıdır.      

Alparslan Beyhan:Bir mühendis, ne kadar ahmaksa o kadar mühendistir. İyi bir mühendisse, yani, ahmaktır zaten. Üzülme!” Bu sözü biraz açar mısın?

Zafer Yalçınpınar: Açıklayayım. Mühendis tipolojisi, matematiksel modelleme (algoritma), mantık ve bilgi teorisi açısından deterministik sınama, ölçme ya da deneyleme yöntemleriyle çalışır. Fakat özellikle de kapitalist endüstri devrimi sonrasında matematiksel modellemenin değiştiği, deterministik bileşenlerin yanına her zaman %3, %5, %10 oranında bir stokastik bileşen, “hata payı” eklendiği görülür. Yani, matematiksel modeldeki deterministik bileşenlerinin açıklayamadığı her şey kendini stokastik bileşende ifade eder. Bunun felsefedeki karşılığı “bulanık mantık” veya “dilsel görelilik” olarak tanımlanabilir. Buna bilim dünyasında “entropi”,“insan faktörü”, “metal yorgunluğu” veya başka isimler de koyuldu. Mühendis tipolojisi ister ki modelinde “stokastik” bileşen olmasın. Her şey keskin, pürüzsüz, hatasız, sıfır hatayla işlesin ve kurduğu model 6 Sigma teorisindeki gibi mükemmelleşme yolunda çalışsın falan… Tamam, belki üretim, makineler, robotlar ve yazılım dünyasında durum böyledir veya özellikle endüstri 4.0 tipi büyük veri algoritmalarıyla teorik bir mükemmeliyete yaklaşılıyor. Ama hiçbir zaman bu mükemmeliyet hayali pratikte gerçekleşmeyecek. Çünkü hesaplama dili olan matematikte “sayılamaz sonsuz” diye bir kavram var. Ya da örneğin “pi sayısı” diye deterministik açıdan tam olarak ne/kaç olduğu kesinleşmemiş bir sayı var hâlâ… Şimdi bu tip bilinmezler varken tutup, “Ben pi sayısını tam olarak biliyorum, ben her şeyi mükemmelleştirdim, mükemmel bir model yarattım.” diyen bir mühendis -en hafif tabiriyle- ahmaktır. Fakat aynı mühendis söz konusu “hatasız modelleme gayreti” yolunda ilerlediği, çabaladığı için de deterministik gelişim açısından -yani hata payını azaltmak yolunda- iyi ve başarılı bir mühendistir. Aruoba, “ahmak” ifadesiyle bu çelişkiyi ve imkânsızlığı anlatmaya çalışıyor. Endüstri 4.0’ın ve dijitalleşmenin konuşulduğu çeşitli mecralarda şu şiirsel soruyu dile getiriyorum hep: “Robotlar düşünebiliyorlar, tutarlı hesaplarla öngörüler yapabiliyorlar ve hatta şiir yazabiliyorlar. Fakat rüya görebilecekler mi?” Ya da Ece Ayhan’ın efsanevi bir dizesiyle sorarsak; “düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?” Bilmem, anlatabildim mi…

Alparslan Beyhan: Aruoba’nın yazılarının toplanacağı iki ayrı çalışmanın bahsi geçiyor kitapta. “Yerli Yersiz Felsefe” ve “Benzemezler“. “Yerli Yersiz Felsefe” yazısını ve başka birtakım yazıları da ayrı ayrı yayımladın. Fakat sanırım “Benzemezler“i henüz bir araya getirmedin? Böyle bir niyetin veya çalışman var mı?

Zafer Yalçınpınar: Var… Yıllardır bu çalışmaları evvel.org kapsamında gerçekleştiriyor ve Aruoba’nın kitaplaşmamış metinlerini araştırıyoruz. Önümüzdeki yıllarda, acele etmeden, ustamızın istediği gibi “doğru bir işlekle” bu araştırmaları toparlayacağız, değerlendireceğiz ve başka birçok önemli yaklaşımla birlikte önce Türkçe’nin zihnine -sonrasında da insanlığın zihnine- sunacağız.

Alparslan Beyhan: Aruoba’nın yazmaya niyetlenip de yazamadığı, başlayıp da bitiremediği bir metin var mıydı son döneminde?

Zafer Yalçınpınar: Aruoba’nın yayımlanan son yazısının gezi parkı direnişi zamanında Tayyip Erdoğan’a ithafen kaleme aldığı açık mektup (Cumhuriyet Gazetesi, 17 Ağustos 2013) olduğunu tahmin ediyorum. Fakat, Usta Defteri’nde aktardığım görüşme sırasında (Mayıs 2011’de) “Bülent Arınç, Şevket Kazan ve Kasaba Avukatlığı” başlıklı bir yazıyı sürdürdüğünü ancak tamamlayamadığını ifade etmişti.

Alparslan Beyhan: Üst dudağını dik tutmanın mânâsı… Alternatif bir okuma olarak, bunu, dişlerimizi sıkarak mücadele ederken üst dudağımızın aldığı şekle yorabilir miyiz? Yani Usta, burada “terzi“liği bırakmamanı salık veriyor olabilir mi acaba? Eğer öyleyse, bu vasiyeti tutuyor musun?

Zafer Yalçınpınar: “Bilemiyorum Altan.” Bu tip şeylere zaman karar verir. Dahası, sizler, gelecek kuşaklar karar verecek. Ve şu kesin: “Anlam, hep, sonradan gelir.” Çeşitli iniş-çıkış ve türbülanslarla birlikte, Aruoba’nın öğüdünü uygulamaya ve işaret ettiği yolda ilerlemeye çalışıyorum…

B. Emir Alisipahi: “Yer görelidir; mutlak olan, yoldur —ya da, yürümek…” (Yürüme, s.123) “Hiç umut etme kazanacağın yolunda!” diyor sana Oruç Aruoba. Usta için yolu kazanmak -atımızdan inmeden- salt yolda olmak anlamı mı taşıyordu? Bu tümce, senin yaşamında neleri uyandırmıştır?

Zafer Yalçınpınar: Oruç Aruoba’nın “Yürüme” adlı kitabı -gerçekten de- en kuvvetli ve yol gösterici eseridir. Bir telefon görüşmemizde Aruoba’ya kendi hayatımla ilgili özel bir durumdan bahsetmiş ve anlatının sonuna da Yürüme’den şu tümceyi eklemiştim: “Yeni yer yoktur.” Aruoba anlattığım olaya gülmüş ve şöyle demişti: “Evet, yeni yer yoktur. Çünkü, yeni yol vardır.” Şimdi, sorduğun soruya Aruoba’nın tümceleriyle cevap vermek çok daha iyi olacak, sanıyorum: “Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur: Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman… Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.” (De Ki İşte, s.44)

B. Emir Alisipahi: “Kurtuluş yoktur masalardan.” (İlhan Berk, Şeyler Kitabı, s.64) İlhan Berk, şeylerin tabiatını kurcalarken masa hakkında “Etik, masanın doğası gereğidir.” diyordu. Bu söylemin bir yansıması olarak usta, sandalyenin, sandalyelerin, masaya, masalara göre biçimlenmesi gerektiğini mi tembihliyordu bize?

Zafer Yalçınpınar: Güzel bir analoji kurdun kafanda… Fakat, hayır, Aruoba Gümüşlük Akademisi’ndeki masa-sandalye hikâyesini anlatırken benim “Ustamın tahtı…” söylemimle dalga geçiyordu sanki… “Gözünde büyütüyorsun her şeyi…” der gibiydi. Gülüyordu bana, masa-sandalye hikâyesini anlatırken…

Cem Onur Seçkin: “Şimdi, siz evlisiniz. Mutlu olmak için -kimsenin haberi olmadan- gidin, boşanın. Kimseye haber vermeyin. Sadece siz ikiniz bilin bunu. Daha mutlu olacağınızdan eminim. Ben bunu kendi eşime önermiştim. Ama o kabul etmedi. Sonra, gerçekten boşandık.” deyişiyle  ilginç bir diyaloga giriyor Usta. Aruoba’nın burada bahsetmek istediği şeyi biraz daha açabilir misin? Sence bir duygu-düşünce diyalektiği savunucusu günümüzde bu “evlilik” denilen kamu sponsor şirketlerini tamamen mi reddetmelidir?

Zafer Yalçınpınar: Bir kere, senin de vurgulamaya çalıştığın gibi evlilik dediğimiz resmî birliktelik türü (eğer boşanma ile sonuçlanırsa işbu boşanma süreçleri de dâhil olmak üzere) düğün, kiralama, lojistik, ev sahibi olma, eşya satın alma, doğum, çocuğun eğitimi falan gibi çekirdek aile konularını (özellikle de son 20 yılda) endüstrileştirdi. Eskiden -yarı şakayla- “evlilik müessesesi” denirdi. Şimdilerde ekonomik işlem hacmi olarak koskocaman bir “evlilik sektörü ve endüstrisi”nden bahsedebiliriz. Fakat Oruç Aruoba, senin de aktardığın söylemle, mevcut düzeneğin kapitalist bileşenlerine işaret etmiyordu. Aile ve evlilik kavramının toplumsal katman ve halkalardaki sosyolojik etkileşimini, bu etkileşimin bireyler ve ilişki üzerindeki olumsuzluğunu anlatmaya çalışıyordu. Evlilik, şu veya bu biçimde farklı bir sosyal statü oluşturuyor ve bazı teamüllerle birlikte sosyolojik katmanları ilişkiye dâhil ediyor. Bu da birbirini seven iki insan arasındaki ilişkinin saflığını, özünü ve niteliğini -üstelik de resmî bir şekilde- değiştiriyor. Diğer sosyolojik katmanların müdahalesiyle ilişkinin özü değişiyor; sosyolojik açıdan saflığını ve sivilliğini kaybediyor. Basitçe söylersek; evlilik sonrasında -zamanla- evlenen insanların “bağlılık biçimi” değişiyor, sosyal statü nedeniyle duygusal aşınmalar, farklı öz-değerlendirmeler ve sosyal baskılar oluşuyor. Oruç Aruoba, “İle” adlı eserinin bazı epizotlarında böylesi duygusal erozyonlardan bahseder ve bu tip konuları detaylıca irdeler.   

Alparslan Beyhan: Kitabın takdiminde “Aruoba’nın yayıncılık, yayınevleri ve editörlük ortamına dair anlattığı bazı olaylar ile dile getirdiği bazı isimler -ustanın kendisinin de işbu olaylarla ve isimlerle anılmak -istemediği” için kitaba alınmadı, diyorsun. İsim vermeden de olsa, Aruoba, nelerden/kimlerden dertliydi o sıralar?

Zafer Yalçınpınar: Bu sorunun cevabını geleceğe bırakıyorum. Fakat bu soruna -zamanı gelince- en yüksek perdahtan cevap vereceğimden emin olabilirsin. Tüm taifeye, hepinize, bu güzel sorular ve yaklaşımlar için çok teşekkür ediyorum…

31 Mayıs 2021
upas.evvel.org



Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
Satın almak için tıklayın…


Hamiş: Yaklaşık 15 yıldır, EVV3L kapsamında gerçekleştirilen “Oruç Aruoba Arşivi” çalışmalarının tümüne https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz

May
26
2025
--

Sait Faik’in Durumu (Zafer Yalçınpınar)

Karga Mecmua, Ocak 2009, Sayı:23
(Yazıyı büyüterek okumak için üzerine tıklayınız…)

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Sait Faik başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

May
26
2025
--

YANKI ODASI // 28. Bölüm // YIL DÖNÜMÜ ÖZEL YAYINI // 24 Mayıs 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın yayın serüveninin -birinci- yıl dönümünü kutladık…


29. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

May
16
2025
--

YANKI ODASI // 26. Bölüm // OKTAY RİFAT’A SAYGI // ÖZEL YAYIN // 18 Nisan 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 26. Bölümü’nde büyük şair Oktay Rifat‘ı -Garip Akımı’ndan İkinci Yeni’ye uzanan poetikasıyla birlikte- andık ve evvel.org arşivinin içerisinde gezindik. (Oktay Rifat arşivimize https://evvel.org/ilgi/oktay-rifat adresinden ulaşabilirsiniz.)


27. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

May
09
2025
--

DENİZ RÜYASI

_____________(kıyılar için dua)

gökyüzü
bir
dip
dalga
eller
im
balıklar
hizası
ovalı
yüz
im
göz
im
güneş
doğum
ufuk
çizgisi
önünde
gül
kurusu
rengi
bir sabah

cebimden yelkenler çıkardım
ipleri tırnaklarımla kopardım
rüzgârın peşine takıldım

nerede kaybolacağım belirsiz
kıyılar için dua ediniz

Zafer YALÇINPINAR
9 Mayıs 2025, Kalamış Parkı


Önemli Not: İşbu deneysel şiir/dua Fenerbahçe-Kalamış’a tebelleş olmuş rantçılara karşı durmak için kaleme alınmıştır! (Ayrıntılar şurada: https://evvel.org/rantcilar-fenerbahce-ve-kalamisa-tebelles-oldular-guncelleniyor)


Hamiş: Z. Yalçınpınar’ın tüm şiirlerini ve şiir kitaplarını https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden -pdf dosyası olarak- ücretsiz okuyabilir ve arşivleyebilirsiniz.

May
01
2025
--

Meydansız’dan… üç şiir…


Meydansız‘ı tam metin pdf olarak okumak için:
/meydansiz.pdf


Meydansız nedir? Şuradan inceleyiniz:
https://evvel.org/bir-siir-kitabinin-ve-siir-sergisinin
-10-yili-meydansiz-tas-ucak-zafer-yalcinpinar



Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm şiirlerini ve edebiyat çalışmalarını https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden ücretsiz olarak okuyabilir ve arşivleyebilirsiniz.

Nis
25
2025
--

“Şimdi Sevişme Vakti” (Sait Faik Abasıyanık)

“Şimdi Sevişme Vakti”
Sait Faik Abasıyanık
(Sait Faik’in Şiirlerine dair
Önemli Bulgular’la birlikte…)

İlk Baskı 1953 Replikası
Ocak 2025, 62 Sayfa

okumak ve arşivlemek için: 
https://upas.evvel.org/simdisevismevakti.pdf


Türk Edebiyatı’nın en etkileyici hikâyecisi Sait Faik‘in tek şiir kitabı olan Şimdi Sevişme Vakti’nin 1953 yılında (vefatından önce) yayımlanan ilk baskı orjinal replikasını okurlarımıza sunmaktan gurur duyuyoruz. Zafer Yalçınpınar tarafından 2017 yılında kaleme alınan ‘Sait Faik’in Şiirlerine Dair Önemli Bulgular‘ başlıklı inceleme çalışması da Sait Faik’in ilk ve tek şiir kitabının yayın süreci ile diğer baskılarına ışık tutarak replikaya eşlik ediyor…


Önemli Not: “Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Nis
18
2025
--

Oktay Rifat’ın Önemi… UPAS’ta…

Oktay Rifat’ın poetikasındaki alan derinliğinin, Garip ve İkinci Yeni şiir akımları arasında hareketlenen bir bağlaç bölgesi oluşturduğunu -ki Cemal Süreya bunu bir tür ters ama yadsınamaz eklemler bütünü olarak görür- sezmemden sonra, Oktay Rifat’in önemi daha da belirginleşti. Zaten bugün, sıkışmış, hem kültürel, hem de imgesel açıdan “hareket alanı daralmış” beylik bir edebiyat ortalığının vasatî havasını -şiir ödülleri, antolojiler, kitap tanıtım dergileri, edebiyat etkinlikleri ve mağaza vitrinleri gibi hileli enstrümanlar aracılığıyla kandırılan- heveskâr bir kitle içine çektikçe, yani edebiyat ortalığı dediğimiz ortalama, işbu “verili vasat” havayı kabul edip hileli bir suhuletin pürüzsüz ezber alanına yerleştikçe, Oktay Rifat gibi poetik açıdan üssel başarılar elde etmiş, yani imgelemin doruklarına temas etmiş şairlerin önemi daha da artıyor. İkinci Yeni’nin de öyle…

Tıpkı İkinci Yeni akımının sürekli genişleyen ve geleceği belirleyen şiirsel bir devinimi daha yukarılara taşıması gibi Oktay Rifat’in şiirleri de “imgesel parlaklık(kontrast)” diyebileceğim üssel bir dil kurarak geleceğe uzanmaktadır.

Oktay Rifat poetikasının bu etkili yürürlüğünün zirve(peak) noktasını “Perçemli Sokak” (Yeditepe Yayınları, 1956) adlı şiir kitabında görüyoruz. İkinci Yeni şairlerinin “ivedilikle, bir gecede” yazıldığını varsaydığı Perçemli Sokak’ta kendisini gösteren “imgesel parlaklık” son derece etkilidir, etkisini hâlen sürdürmektedir. İkinci Yeni taifesi bu aşkın etkiyi bir tür “apansız oluşum, otomatik yazım” sanmışlar ya da öyle olmasını umut etmişlerdir.

Oktay Rifat poetikasının etkili yürürlüğünün başlangıcını ise “Aşaği Yukari” (Yeditepe, 1952) olarak kabul edebiliriz. (Bir not; İkinci Yeni’nin bitmeyecek serüveninin, yani “Sirkeci’de inmedikleri” serüvenin başlangıcı da 50’li yılların tam ortasına tekabül etmektedir.) 1970’li yıllara gelindiğinde bazı konuşma ve söyleşilerinde -kısık sesle ve satır aralarına sıkışsa da- İlhan Berk ve Ece Ayhan, Oktay Rifat’in İkinci Yeni’den olmadığını, daha doğrusu Oktay Rifat’ın İkinci Yeni’den uzak bir gerçeküstü dili benimsediğini kesinlik içeren bir tavırla söylüyorlar. Ama “görünüm” hiç de öyle değildir. Evet, İkinci Yeni, -tüm zamanlarını, hatta bugününü de düşünerek söylüyorum- özellikle de Edip Cansever ve Cemal Süreya şiirlerinde olduğu gibi tanınırlığı yüksek cihetinde, Oktay Rifat’ın Perçemli Sokak’la zirveleşen poetikasından daha konvansiyonel (uzlaşımcı) bir dille yürümüştür. Ancak, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Ece Ayhan’ın oluşturduğu diğer cihette -ve bu cihetin özellikle 50’lerdeki eserlerinde- ise uzlaşımcı diyebileceğimiz alanın çok daha dar, yani Oktay Rifat’ın imgelemine -“icat ettiği gerçeğe”-, Perçemli Sokak’a çok yakın olduğunu fark ediyoruz. Bu yakınlık özellikle de İlhan Berk’in yaşamı ve eserleri için geçerlidir. (…) Zafer Yalçınpınar, 2014


Yazının tam metnini https://upas.evvel.org/?p=728 adresinden okuyabilirsiniz.


EVV3L kapsamındaki Oktay Rifat arşivine
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:
https://evvel.org/ilgi/oktay-rifat
https://evvel.org/ilgi/oktay-rifat/page/2

Nis
12
2025
--

YANKI ODASI // 25. Bölüm // 8 Nisan 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 25. Bölümü’nde bahar şiirleri okuduk, paylaştık, baharın gelişini irdeledik…


26. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Nis
02
2025
--

Çürük Kayaların Güncesi: Mourinho’nun Koç Spor’u bir kupa daha kaybetti!

Gerçek Fenerbahçeli’lerin üzülmesine hiç gerek yok… Ama tabiî, bugün (2 Nisan 2025) çoğunluğu statta bulunan, 1-2’lik yenilgiye tanık olan ve Haziran 2024 kongresinde Ali Koç’a oy veren 16.900 küsur stajyer Koç Spor’lu derinden üzülerek hakikati görmeli artık… Olan biten şey şu: Ali Koç’un ve taifesinin hayalindeki ‘endüstriyel futbol hamlesi’ bugün bir kupa daha kaybetti. Defalarca dile getirdiğimiz “çürük kaya” teorisine bir çentik daha atıldı… Bütün hikâye budur!

Üzülmeyin, yakında Fenerbahçe efsanesinin ruhu Koç Spor’dan kurtulacak ve yeniden -küllerinden- doğacak! Kimse kusura bakmasın: Ali Koç ve taifesinin başarısızlığı zirveden zirveye koşuyor: Mevcut rezalet “Ağrı Dağı” gibi apaçık ortada… Delfi kâhini olmaya gerek yok.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan Fenerbahçe başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
24
2025
--

Nerden baksak kendini anlatıyor her şey… (Safranbolu, Tarihi Saat Kulesi ve DURGUN Hakkında…)


Durgun, 2009, tam metin pdf:
https://zaferyalcinpinar.com/durgun.pdf


(Aşağıdaki fotoğrafları büyütmek için üzerlerine tıklayın…)



Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm eserlerine -ücretsiz pdf- olarak https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
23
2025
--

Ece Ayhan, Hilmi Yavuz’u anlatıyor: “Zararsız Belediye Şairi!”

Yankı Odası‘nın 24. Bölümü’nden…
Ece Ayhan, Hilmi Yavuz’u anlatıyor!
21 Mart Dünya Şiir Günü 2025 Özel Yayını!
Bir temellük eylemi! Tamamını izlemek için:
https://www.youtube.com/live/5rzTIAJC3po


Hamiş: “Ece Ayhan” başlıklı araştırmalara https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden, Ece Ayhan araştırmalarının indeksine https://evvel.org/eceayhanindeksi.pdf adresinden, Ece Ayhan web sitesine ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
13
2025
--

YANKI ODASI // 23. Bölüm // Konuk: Toprak -Şems- Tezcan // 9 Mart 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 23. Bölümü’nde Plüton Yayın Kolektifi‘nin kurucusu Toprak -Şems- Tezcan‘la yeni nesil yayıncılık ve şiir dünyası üzerine sohbet ettik, dertleştik…


24. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Mar
07
2025
--

YANKI ODASI // 22. Bölüm // 7 Mart 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 22. Bölümü’nde Dipsiz Göl adlı şiir kitabımı anlatmaya devam ettim…


23. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Mar
02
2025
--

YANKI ODASI // 21. Bölüm // 2 Mart 2025 // YouTube // Canlı Yayın Tekrarı // Zafer Yalçınpınar

Zafer Yalçınpınar‘ın YANKI ODASI şurada:
https://www.youtube.com/channel/UC9E2wBnQTNSVuDvaFfMuzOQ


Yankı Odası‘nın 21. Bölümü’nde Dipsiz Göl adlı şiir kitabımı anlattım.
(22. Bölüm’de Dipsiz Göl’deki şiirleri, imgeleri irdelemeye devam edeceğiz…)


22. Bölüm’ün yayın tarihine/saatine ilişkin bilgiler/güncellemeler/değişiklikler için lütfen sosyal medya hesaplarımızı takip ediniz. (instagram: @evvelfanzin twitter: @calmayan)

ya da Yalçınpınar’ın YouTube Kanalı’na abone olunuz:
https://youtube.com/@zaferyalcinpinar


Hamişler:

1/ Yalçınpınar’ın kendisiyle konuşmalarının tümü şurada: https://evvel.org/ilgi/kendimle-konusmalar

2/ Yalçınpınar’ın özgeçmişine ve tüm kitaplarına (pdf olarak) şu adresten ulaşabilirsiniz: https://www.zaferyalcinpinar.info

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com