Tem
06
2014
0

Direnin ve Bağırın: “Ödüller İnsansızdır!”

Taylan Kara’nın “Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir?” başlıklı yazısıyla ortaya koyduğu karanlığı, “yazarım, şairim, iyi okuyucuyum ve haysiyetliyim!” diyen herkesin fark etmesi, işbu yazıda işaret edilen “oligarşi”ye boyun eğilmemesi, direnilmesi gerekiyor: https://www.gunzileli.com/2014/06/30/taylan-karaturkiyede-edebiyat-odulleri-nasil-verilir/


Edebiyat ödüllerindeki kötülüğü anlamak için şu iki metin de önemlidir:

Nisan 2011′de, Hande Edremit ile gerçekleştirdiğimiz bir söyleşide “jüricilik” mesleği hakkında şunları dile getirmişiz:

Hande Edremit: “Denizaltı Edebiyatı” adlı bildirinizde “Ödüller insansızdır.” diyorsunuz. Ece Ayhan da “Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor.” demişti. Günlük hayatta da biraz bu şekilde var olmaya çalışıyoruz sanki. Fotoğraflarla önceden belirlenmiş bir sahneyi yaratmaya daha kötüsü yaşamaya çalışarak…

Zafer Yalçınpınar: Ödül konusu son derece karışık bir konu… Şimdi, her şeyi bir kenara bırakalım ve meseleye dil açısından bakalım: Bugün, “Ödül” dediğimiz anda imgesel olarak ödülü alan kişiyi ya da eseri değil “ödül sistematiği”nin kendisini ya da ödülün metasını işaret ediyoruz, yüceltiyoruz, ayrıcalıklandırıyoruz. Eskiden böyle değildi. Şimdilerde, rekabet, kazanmak, yarışmak, hırs, farklılık, üstünlük filan gibi şeyler doğrudan aklımıza geliyor. Ödüllendirme denen şey, Yeni Kapitalizm’in yönetim süreçlerinin içerisinde düşünüldüğünde bir “isteklendirme” türüdür ve iktidar heveslileriyle iktidar sahiplerinin buluştuğu bir podyumdur. Ödül, iktidarın, kendi iktidarını kuvvetlendirdiği bir araçtır. Ödüller sahici değildir. “Ödül Sistematiği” denen şeyden podyumu, ışıkları, jüriyi, ödülü takdim edeni, alkış seslerini, o kırıtışları, gazetelerdeki haberleri, duyuruları filan kaldırın, geriye ne kalır? Şiltler, plaketler filan kalır. Zaten, bu şiltler, plaketler filan birer “simge” değil midir? İmgelemi kuvvetli bir şair için “ödül” denen şeyin karşılığı böylesi bir “sıradan simge” olamaz. Çünkü ödül sistematiğinin demin saydığım bileşenlerinin hiçbiri de imgelemin özgürleşmesiyle bağlantılı değildir. Şairin ödülü sıkı şiir yazmak, yazabilmektir. Şairin ödülü; tüm baskılara rağmen özgür bakışını, imgeselliğinin biricikliğini kaybetmemektir. Derdi şudur şairin; töze nüfuz edebilmek, tözü imlemek… Şair, şiirinin sıkılığını, dizelerinin gücünü yarışmalarla, ödüllerle filan teyit ettiremez. Bakın, bugünün edebiyat ortalığını birazcık araştırdığınızda “ödülsüz” bir şair bulmakta zorlanırsınız. Herkesin bir yığın ödülü var yahu… Nerede kaldı bu adamların ayrıcalığı filan? Ama benim dediğim anlamda, yani imgelemin özgürleşmesi ve töze nüfuz edebilmek yönünde ödüllendirilmiş şair sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez. Bu nedenle “Ödüller insansızdır” dedim.


2008 yılında kaleme alınmış önemli bir başka yazı:

DAMPERLİ ÖDÜL FURYASI VE SAYGINLIK CUKKALAMAK

Bundan yedi-sekiz sene önce edebiyat ödülleri üzerine bir yazı yazmaya kalkışsam işim çok daha zor olurdu. Çünkü o zamanlar, bugünkü ödül dağıtım mekanizmaları üzerine biriken kızgınlığımı anlamsız kılabilecek bir içeriğe sahip en azından iki ya da üç “edebiyat ödülü” ve bu ödüllerin seçici kurullarında da yetkinliğine inandığım -en azından yetkinliğinden şüphelenmediğim- iki üç sıkı insan bulunmaktaydı. Ayrıca, bundan yedi-sekiz sene önce yazarlar ve şairler, ödül kazanmanın bir “müstahkem mevki” sağlayacağını düşünüp, bugünkü gibi ödüllerin peşinde koşmazlar, herhangi bir ödüle değer bulunduklarında da bugünkü gibi sağda solda (podyumlarda, etkinliklerde, özel yemeklerde ve her türlü mikrofon arkasında) kırıtmazlar, dirsek temas aralığında hizaya gelip sokaklarda halay çekmeye kalkışmazlardı. Çünkü “sanat alanında ödül kazanmak” denen şeyin sıradan (belki de erken ve gereksiz) bir “teyit” olduğuna inanırlardı: Yazarlar ya da şairler için gerçekten önemli olan şey “kariyerizm uğruna özgeçmiş doldurmak, donatmak, uydurmak” değil de “ufuk açacak kadar farklı ve sıkı bir yapıt” yaratmak, yaratabilmiş olmaktı. Bununla birlikte, ilginçtir ki edebiyat ortamında bulunan dergi editörleri ve yayınevi sahipleri de kimin hangi ödülü aldığına, kimin özgeçmişinin ne kadar dolgun/kalabalık olduğuna, “babalık, ağabeylik, evlatlık” gibi ailevi ilişki biçimlerine, kalem kavgası sicillerine falan fazlaca itibar etmezlerdi. (Çünkü o zamanki sıkı editörler, “dişçiden, imamdan, celepten, hafızdan ya da lehimci ustasından devşirme editörler”den sayıca daha fazlaydı ve daha etkindi.) Gerçek editörler, yazarların dirsek temas aralıklarını, unvanlarını ya da ait oldukları ilişki şebekelerini değil de yayımlayacakları yapıtın kuvvetini/etkisini ölçerlerdi; eserin kurgusal, imgesel, semantik, toplumsal, tarihsel, tipolojik, morfolojik ve hatta sezgisel öğelerini kendi iç dünyalarında hisseder, tartar ve yayımlayacakları eseri olabildiğince içselleştirirlerdi. Yani, özgeçmiş ya da statüko üzerinden çalışmazlar, biricik saygınlık unsurunu “özgeçmiş dolgunluğu” olarak görmezler, önlerine gelen eserleri ciddi ciddi okurlardı, değerlendirirlerdi. (“Okumak” eyleminin önemini ayrıca vurgulamak gerekir. Bugünkü edebiyat ödüllerinin çoğunda seçici kişiler, ödüle katılan yazarların eserlerini ya hiç okumamaktadır ya da örnekleme metoduyla -eserin başından, ortasından ve sonundan parçalar okuyarak- bir şeyler yapmaya, karar vermeye çalışmaktadırlar. Bu “okumamak” durumunun sebebi de ödülün verileceği kişinin çok önceden –statükocu unsurlarla- belirlenmiş olmasıdır. )

Kısacası, bundan yedi sekiz sene öncesinde edebiyat ödülleri, ne yazarların ve şairlerin haysiyetinde (özdeğerlendirme yokuşunda) ne de editörlerin gözünde çok önemli şeyler değildi. Çünkü saygınlık, “sıkı bir eser” yaratabilmek ya da okuyabilmekten geçerdi ve yazarın kendi iç dengesiyle, kendi eseriyle arasındaki özel bir yokuş ya da mesafeydi. Yani yazarlar, öncelikle “haysiyet”lerini düşünürler, bir “muhteris” gibi köşeyi dönmeye, köşebaşı tutmaya ya da saygınlık cukkalamaya çalışmazlardı. Bugün ülkemizde, 79 kadar –çoğu da şiir/şair odaklı, çoğu da çeşitli belediyeler ve kamu kuruluşları tarafından verilen- edebiyat ödülü bulunmaktadır. Peki ülkemizde, bu kadar çok ödülü kazanacak nitelikte yazar, şair, genç yazar, genç şair ve bu kadar ödülde seçicilik yapabilecek kadar nitelikli yazar, şair ve eleştirmen kalmış mıdır, var mıdır? Cevabınız “Kalmadı…Yok işte!” ise ülkemizdeki edebiyat ödüllerinin dağılımı veya dağıtımı için şu benzetmeyi rahatlıkla kullanabiliriz: “Damperli Ödül Furyası yoluyla Saygınlık Cukkalamak!

Eduardo Galeano’nun dediği gibi “Sizi alkışlayanlar, aslında sizi zararsız görenlerdir.” Bu sözü genç yazar, genç şair ve tüm edebiyat heveslileri aklının bir köşesine mıhlamalı… Galeano’nun ifade ettiği şey bugünkü durumu tamı tamına karşılamaktadır. Yaşarken para, saygınlık ve otorite gibi şeylerle değil de “sefalet, çeşitli sessizlik suikastları ve kötülük dayanışmaları”yla “ödüllendirilen” sıkı bir adamdan, Ece Ayhan Çağlar’dan bir alıntı yaparak işbu yazıyı sonlandırmak istiyorum:

“Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor. Hoşgörünün törel ve yasal sınırlarını paramparça ederek aşmış bir düşünceyi köşeli bir büyük ayraca, paranteze alacaklar. Alırlar! Daha dün, yaşayan şiir denince elleri tabancalarına giden adamlar, müessesenin küçük hisseli ortakları, şairlere iki paralık değer vermeyenler, gözlerinde tek bir şiir yaşatmayan kalem efendisi kentliler oturmuşlar, düşünmüşler, taşınmışlar, açık baskılar, gizli engellemeler yanında, böylesi bir Chester taslağını sunmuşlardır. Tarihten, kendi tarihimizden biliriz ki, kardeşlerini az önce boğmuş bir padişahın bile elinde uzak ve kokusuz bir gülle yaptırdığı minyatürleri, çağdaş padişahların ise basına dağıtılmak üzre çocuklarla çektirdikleri birçok fotoğraf vardır. Şimdi çocuklar ve güller dahi yüz vermedikleri için olsa gerektir, ‘müesses ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor’. Bunun böyle olduğu aydındır.(1970)”

Zafer Yalçınpınar – 2008

Tem
05
2014
0

Dünyanın Duvarları

İngiltere’den Crawford Jolly, dünyadaki 65 kentin sokak sanatını ve duvarların seslendiği imgelemi “Boş Duvarlar Suçludur” adında bir web galerisinde toplamaya çalışıyor. Sitede İstanbul’dan da özel çalışmalar yer almış…

Bkz: https://www.blankwallsarecriminal.com

 


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
03
2014
0

şiir okumayın diye bir ters kıyıdır: Zafer Yalçınpınar Kitapları (pdf)

iki             meydansiz


“İKİ” (2011-2013 şiirlerinden ara-imgelem)
Tam metin, pdf: https://bit.ly/2iki2


“MEYDANSIZ” (Şiir, 2009)
Tam metin, pdf: https://bit.ly/meydansiz2009


 kizgin         livar


“KIZGIN” (2009-2011 şiirlerinden ara-imgelem)
Tam metin, pdf: https://zaferyalcinpinar.com/kizgin.pdf


“LİVAR” (Şiir, 2007)
Tam metin, pdf: https://bit.ly/livar2007


kyuzu             dadaliada


“KELİMENİN YÜZÜ” (İç-sözlük, 2007)
Tam metin, pdf: https://bit.ly/kelimeninyuzu2007


“DADALIada” (Fotoğraf, 2000-2012)
pdf: https://bit.ly/dadaliada


*

Ayrıca bakınız;

Tüm kitapları; https://zaferyalcinpinar.com/d2.html
Tüm şiirleri; https://zaferyalcinpinar.com/siir.html


Tem
02
2014
0

Sıkı Eleştiri: Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir? (Taylan KARA)

Taylan Kara tarafından kaleme alınmış “Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir?” başlıklı sıkı bir “yazı-lobut”u yeni fark ettik. (Bu önemli eleştiri yazısının tam metnine şu adresten ulaşabilirsiniz:  https://www.gunzileli.com/2014/06/30/taylan-karaturkiyede-edebiyat-odulleri-nasil-verilir )

Taylan Kara, birçok sahici eleştiriyi/kınamayı yöneltmiş “günümüz edebiyat ortamına/ortalığına”… Yani, Türkiye’deki edebiyatın özünü değiştirmek için -yıllardır EVV3L ve çevresini de kültürel açıdan muzdarip eden- kötücül ortalamayı/vasatlığı  çok iyi analiz-işaret etmiş, eleştirmiş…

Taylan’ın yazısına gelen “online” yorumlara baktım; Yeni Sinsiyet‘in üleştirmenlerinin menfi gaddarlığı, yılanvari tipolojisi, kullandıkları retorik hiç değişmemiş. Yıllardır hep aynı çete, hep aynı fikir kelliği, hep aynı edebî körlük ve yaygınlaşan bir “haksızlık”…

Nihayetinde, Yeni Sinsiyet tipolojisine ve işbu tipolojinin yemlediği “gözübağlılar”a karşı verdiğimiz mücadelenin kalın arşivi (yani, haysiyetli duruşumuz) sabittir: EVV3L ve taifesi “piyasanın tüm edebiyat kâhyalarına karşıdır” (bkz: https://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir)

2013 itibariyle, üleştirmenler ile jüriciliğin icra ettiği “mezalim istatistiği”ni çok iyi biliyoruz. (bkz: https://evvel.org/yuzde-otuz-bir-damperli-odul-furyasi-oligarsi-juricilik-ve-2013-istatistigi)

EVV3L taifesi olarak Taylan Kara’yı destekliyor ve edebiyat ortamına/ortalığına yönelttiği eleştirilere -sonsuz- katılıyoruz. Yıllardır her alanda -yüksek sesle- şunu söyledik; “Ödüller insansızdır!”

Hakikat yolundaki kalb ve vicdan arayışımıza sahip çıkacağız: Hırsızlığa, hilebazlığa, yalancılığa ve işbu kötülüklerle beslenen haksızlığa boyun eğmeyeceğiz.

Yeni Sinsiyet‘i ve her türlü haksızlık yordamını ifşa etmeyi sürdüreceğiz.

Sahicilikle…

 

Haz
29
2014
0

Kafapresi: KABURGA #5

kaburga5

Kadıköy sularından yükselen “yeni efsane” Kaburga‘nın 5. sayısı yayımlandı…

Bkz: https://www.facebook.com/KaburgaZine

*

5. sayının içeriği/taifesi:  Kanat Güner, Grete Stern, Ulus Baker, Cenk Taner, Cleon Peterson, Carolee Schneeman, Patti Smith-Oliver Ray, Jürgen Klauke, Barış Akbalı, Metin Akdeniz, Antonie Bernhart, Nihan Şişli, Evrim Evren Önal, Müslüm Çizmeci, Eren Okur, Mary Fleneer, Mehmet Şenol Şişli, Deniz Cansever, Baran Öztürk, TenTen, Pierre Molinier, Zafer Yalçınpınar, Mustafa Yakışan, Johnny Cash, Gizem Aktan, Mehmet Çınar Devrim, Vedat Fatih Yaman, Uluer Oksal Tiryaki, Murat Mrt Seçkin…

Haz
28
2014
0

Kitap: Bekleyiş Unutuş (Maurice Blanchot)

“Daha uzun bir yol var.”
“Fakat bizi uzağa götürmek için değil.”
“Bizi en yakına taşıyacak bir yol.”
“Yakın olan her şeyin her uzaklıktan daha uzak olduğu vakit.”

Maurice Blanchot


 

bekleyisunutus

“Bekleyiş Unutuş”
Maurice Blanchot

Çev: Ender Keskin
Monokl Yayınları, 2014

Bkz: https://www.pandora.com.tr/urun/bekleyis-unutus/352460


Maurice Blanchot’un yoğun tarzı ve “Bekleyiş Unutuş” adlı kitabı üzerine Emek Erez tarafından kaleme alınan güzel bir yazıya https://www.edebiyathaber.net/sessiz-yazilarin-ustadi-maurice-blanchotdan-bekleyis-unutus-emek-erez/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Haz
27
2014
0

“İstanbul Kent Savunması” başladı…

1517640_1385331575088631_306623295470812127_n

https://www.facebook.com/IstanbulKentSavunmasi


 

İstanbul şehrini yağmaya karşı savunan direniş odakları arasındaki iletişimi, güç birliğini ve dayanışmayı büyütecek bir koordinasyon düzlemi yaratmak amacıyla oluşturulan İstanbul Kent Savunması’nın kuruluşu ilan edildi.

Kuzey Ormanları Savunması , Kent Hareketleri, Park Forumları ile çok sayıda mahalle derneği, çevre örgütü ve Haziran İsyanı sonrasında İstanbul’un dört bir yanında ortaya çıkan kent dayanışmaları bugün (27 Haziran) Makina Mühendisleri Odası’nda İstanbul Kent Savunması’nın kuruluşunu ilan etmek için bir araya geldi.

Bkz: https://www.sendika.org/2014/06/istanbulu-sonuna-kadar-savunmak-icin-bir-araya-gelenler-kent-savunmasini-kurdu/

Haz
26
2014
0

içinde taşıyordu

(…)

Gitti. Ön pencerelerin güneşliklerini kaldırdı. “İçeri gir artık güneş!” diye seslendi, “Sen de gel, Dünya!” diyerek kapıyı açtı. Demir parmaklıklı kanatları geriye itip sürmeledi. Sabah güneşi yumuşak ışıklarıyla kaldırımları yıkıyordu. Geri döndü. Süpürgeyi almak için tuvalete yöneldi.

İşte bitmez tükenmez günlerden biri daha başlamıştı. Gün sadece güneşin doğup batması değil, yapısında, havasında ve anlamında da değişikliklere uğruyordu. Mevsimin binlerce özelliğini, renk, koku, soğukluk ve sıcaklıkların, çimenin, çıplak dalları kapayan yaprakların yapısını içinde taşıyordu.

(…)

John Steinbeck
Acı Hayat (The Winter Of Our Discontent)
Çev: Özay Sunar, Altın Kitaplar, 1963, 2. Baskı, s. 17-18

Haz
26
2014
0

Çirkin’i kaybettik…

Clipboard02

Sergio Leone’nin yönettiği ve “Spagetti Western” türünün en önemli filmlerinden olan 1966 yapımı “İyi, Kötü, Çirkin” adlı filmde “Çirkin” karakterini canlandıran Eli Wallach, 25 Haziran 2014 tarihinde -98 yaşında- vefat etti.

Clipboard01

Haz
26
2014
0

Don Kişot’un Duvarları

donkisot2

“Yeldeğirmeni-Don Kişot Sosyal Merkezi ile merkezin duvarlarında yer alan eserlerin oluşum süreci, imgelemin özgürleşmesinin habercileridir” diyerek tahayyül edebiliriz. (Zy)

donkisot3

donkisot1

Fotoğraflar: Zy


Ayrıca bkz: https://evvel.org/ilgi/duvarda


 

Haz
23
2014
0

Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin ikinci bölümü gerçekleşti…

atolye1

Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin ikinci bölümü 22 Haziran’da Burgaz Adası-Sait Faik Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Sait Faik’in “Lüzumsuz Adam” adlı hikâyesinin merkez alındığı atölye çalışmasında iki aşamalı odaklanma yöntemiyle çeşitli sosyolojik, psikolojik, dilbilimsel ve edebî çözümlemeler etkileşimli olarak katılımcılar ve moderatörler tarafından dile getirildi. Forum sonucunda ortaya çıkan 40’a yakın kavram ve kavramlar arasındaki etkileşimler dört adet bilişsel haritayla temsil edilerek araştırma sürecine dâhil oldu.

Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin üçüncü bölümü  19 Temmuz 2014 Cumartesi günü, Sait Faik’in “Papaz Efendi” adlı hikâyesinin merkez alınacağı bir çözümleme ve bilişsel haritalama çalışmasıyla sürecek…

 


Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin 25 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirilen ilk bölümüne ilişkin bilgilere şu adresten ulaşabilirsiniz: https://evvel.org/sait-faik-arastirma-atolyesinin-ilk-episodu-gerceklesti


Hamiş: E V V 3 L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
22
2014
0

Yeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı (1 Haziran 2014)

 

Yaşadığımız bunca olaydan sonra yeni sinsiyet tipolojisinin emin adımlarla, tıkır tıkır ilerlediğini, tüm yeni sinsiyet enstrümanlarının [i] eşgüdümle çalıştığını söyleyebilir miyiz?

“Melanet” ortamına değin genişletilmesi bir “performans” olarak görülen, yandaş-paydaş etkileşimleri doğrultusunda, “muazzam kötücül” bir “biz” söylemiyle [ii] kalkınan cehalet ortamının muhterisleri, her alanda belirgin bir nicel üstünlüğü -hileli de olsa mizanı- ileri sürmenin kendilerine muktedir ya da müstahkem [iii] bir varoluş hediye edeceğini sanıyorlarsa, yanılıyorlar. Bu sanrının konforlu gözbağında ısrar eden herkesin telafisiz (ölümcül) “mezalim” merhalesinde “haksızlık zevatları” olarak türevleştiğini, hizmetkârlaştığını anlamadılar mı? Zulmün her yerde hâkim olduğunu, her şeye, herkese bulaştığını…

Bugünlerde, Yeni Sinsiyet tipolojisinin hile ve yalanla çeşitlendirerek yeni bir nitelik olarak sunmaya uğraştığı her farikada(logoda) görülen sahtelik, tözsüzlük, liyakatsizlik, retorik arsızlığı, “boğucu karanlık ve kin” gibi kötücül doğrultuda çoğalan etkileşimlerin hiçbir uzamda -özellikle de tarih ile şiirde- yücelmeyeceğini, ölümden başka bir şey getirmeyeceğini fark eden “haysiyet, kalb ve vicdan sahibi” (sahici) insanlar, yeni sinsiyetin gaddarlığını icra ettiği “mezalim ortamı”na karşı direnmektedirler. Ve hâlâ; yeni sinsiyet tipolojisinin -körül- muhterisleri, mezalim ortamına karşı direnen sahici insanları ezilecek, üzerine basılacak birer minik ucube/yaratık gibi görmektedir, mimlemektedir; icabında öldürmektedir de.

Ama artık, biliniyor; yeni sinsiyetin ikbal ezberi bozulmuştur.[iv] Yeni sinsiyetin cehalet ortamını yönetmek için kullandığı enstrümanların eskisi kadar hızlı ve pragmatik başarılar elde edemediği açıktır. Yeni kapitalizmin ödüllendirme sistemi, işbirliği yöntemleri ve kültürel sermayenin küresel etkileşim biçimi (vizyon arayışı) çürümektedir. Kullanılan enstrümanların sonuçları, hedeflenen çıkarlarla -istendiği ânda, eskisi kadar- kavuşmamakta, beklenen ve kurgulanan tüm sahte bağlamlarda beklenmedik/istenmedik çürükler oluşmaktadır. Şimdi mecburen, yeni sinsiyet tipolojisine, her pragmayı “muazzam kötücül” bir noktada lehimleyen, kolaylaştırıcı, yaygınlaştırıcı, kavuşturucu, ütüleyici, her şeyden her şeye hızlıca bulaşabilecek, dokunduğu her şeyin “töz”ünü “anlamsız” bırakacak şeytansı bir el yordamı gerekmektedir: “Haksızlık”.

El, kılık ve tabela değiştiren; haksızlık… Kendi ağzıyla değil, başkalarının ağzıyla konuşan; haysiyetsizlik… Her alanda, her yerde, tek çarenin nifak olması…

Yeni sinsiyet, “haksızlık yordamı”nı kültürel sermaye alanındaki birikimsel gerilimden başlayarak ticarileştirdiğinde -taşınabilir ya da taşınamaz eşyaya dönüştürdüğünde- kendini koruyan mezalim ortamını “sürdürülebilir” kılabileceğini düşünmektedir. Günahlarına yeni günahlar katarak, yani günahlarını haksızlık yordamıyla büyüterek; şirketleştirerek, plazalaştırarak, gökdelenleştirerek, kurumsallaştırarak ve endüstrileştirerek mezalim ortamının görünmez hale bürüneceğini sanmaktadır. “Devasa” -melanet gibi- bir yanılgıdır bu! Zahir anlaşılmıştır! Yeni sinsiyet, yüzyıllar sonrasından ve milyonlarca kilometre öteden dahi açıkça görülebilecek bir “baskı” yangınından geriye kalan susku molozlarını, yani, zihinsel ve yaşamsal olmayan “zahiri” bir şeyi “hakikat” diye göstererek sayısal mizanlar oluşturmaktadır: Yaşamdan yeşeren tüm hakikati ütüleyerek karartmak için yaşamı susturmakta (yani, nifakta -hırslardan hırslara coşmakta, bürünmekte-) ısrarcıdır.

Fakat biliyoruz ki yeni sinsiyet tipolojisinin haksızlık yordamını uygulamaya koyması ve mezalim ortamını genişletmeye çalışması “kendi sonunun başlangıcı” olmuştur. Mezalim ortamına işlerliğini kazandıran şeyin “eşyanın suskusu” olduğunu fark eden kalb ve vicdan sahibi (sahici) insanlar, haklılığın inadıyla, haysiyetle, yeni sinsiyetin yaygınlaştırmaya çalıştığı haksızlığın her türlü hamlesine üstün gelecektir. Gözlerimizin vicdanı bize bunu açık açık, pırıl pırıl göstermektedir.

Yüzyıllar öncesinden…

 

Zafer Yalçınpınar
1 Haziran 2014


[i]  Bkz: “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”, 2010
https://zaferyalcinpinar.com/i21.html

[ii] Bkz:“Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”, 2010
https://zaferyalcinpinar.com/i22.html

[iii]Bkz: “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”, 2011
https://zaferyalcinpinar.com/i23.html

[iv]Bkz: “Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi”, 2012
https://zaferyalcinpinar.com/i29.html


Hamiş:

-Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne karşı kaleme alınan yazıların ve sergilenen tavırların tüm envanterine https://yenisinsiyet.evvel.org adresinden ulaşabilirsiniz.

-Yazıya https://bit.ly/haksizlik adresinden pdf biçeminde ulaşabilirsiniz.

-Ayrıca bkz: https://evvel.org/ilgi/davali

 

Haz
21
2014
0

ZEYTİNYAĞLI GÖKYÜZÜ

zeytin ağaçlarıyla dikilmiş bir perde
denize iliklenen küçük iskelesiyle
bu eski mermer adasının üstü
zeytinyağlı bir gökyüzü

“şimdi”
tüm anlamların zamanı geldi
ve “hemen” gitti:

yaşayıp ölmekten dönüyoruz
Marmara Adası’nın gökyüzünden
__ağıryüzlü Turgut Uyar
__ve aşk ve avarelik üstüne
_____Oktay Rifat’la
perçemli sokaktaki
İstanbul’a


Zafer Yalçınpınar
23 Eylül 2008

 


Hamiş: Z. Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine https://zaferyalcinpinar.com/siir.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
20
2014
0

Sait Faik Araştırma Atölyesi (2. Bölüm) // ‘Lüzumsuz Adam’ üzerine… // 22 Haziran 2014 // Sait Faik Müzesi, Burgaz Adası

Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına dair yeni bulgular ile bakış açıları elde etmek amacıyla, Sait Faik Müzesi çevresince gönüllülük esasında yürütülen “Sait Faik Araştırma Atölyesi” çalışmalarının ikinci bölümü 22 Haziran 2014 Pazar günü, Burgaz Adası-Sait Faik Müzesi’nde başlıyor…

“Sait Faik Araştırma Atölyesi”nin 25 Mayıs 2014’te gerçekleşen ilk bölümünde, Türkiye’de edebiyat alanında icra edilen ilk “Bilişsel Haritalama” deneyimi olan “Sait Faik Odaklı Bilişsel Haritalama” proje süreci, ortaya çıkan yeni bulgular, pilot bilişsel harita ve Mahmut Makal ile gerçekleştirilen “sözlü tarih” çalışması, Zafer Yalçınpınar, Canan Cürgen, Şükret Gökay ve Tekin Deniz tarafından atölye katılımcılarıyla paylaşılmıştı.

22 Haziran‘da, 13.00-17.00 saatleri arasında, Burgaz Adası-Sait Faik Müzesi’nin bahçesinde yürütülecek atölye çalışmalarında, Sait Faik’in “Lüzumsuz Adam” adlı hikâyesinin merkez olacağı bir forum gerçekleştirilecek ve forumun sonucunda elde edilen bulgular ile kavramsal ilişkiler, Sait Faik Odaklı Bilişsel Harita’ya eklenecektir.

Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin bilişsel haritalama ve odak çalışmaları yaz ayları boyunca, Sait Faik hikâyelerinin merkez alınacağı forumlarla Burgaz Adası-Sait Faik Müzesi’nde devam edecek…

Sait Faik Müzesi şurada; https://4sq.com/nHDn4R


afis


Hamiş:  E V V 3 L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
18
2014
0

Kendi çizgileriyle İlhan Berk…

kendicizgileriyleilhanberk

Kendi çizgileriyle İlhan Berk… (1981)

*


Hamiş: E V V 3 L kapsamında yayımlanan “İlhan Berk” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
18
2014
0

Klasik Batı Edebiyatı Üzerine Fanzin: “ARZAMAS”

arzamas

İzmir’den sıkı koleksiyoner bir dostumuzun, Mart 2014 tarihini itibariyle “Klasik Batı Edebiyatı” üzerine değişik konuları/yazarları/şairleri derleyerek  -fanzin biçeminde- okuyucuyla paylaşmaya çalıştığından yeni haberdar olduk…

İçeriğini kıymetli bulduğumuz fanzinin ilk iki sayısının kapsamı şöyle;

– Jan Andrzej Morsztyn  (Polonya Edebiyatı)
– Jan Andrzej Morsztyn, Seçme Şiirler
– Hırvat Tiyatrosu
– Edda’lar, Eski Edda  (İzlanda Edebiyatı)
– Bernard le Bovier de Fontenelle  (Fransız Edebiyatı)
– Fontenelle, “Özgürlük Üzerine”
– Antonio Lo Frasso  (Sardinya Edebiyatı)


ARZAMAS adlı fanzinin ilk iki sayısına
-pdf biçeminde- aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1. sayı: https://issuu.com/adabeyi/docs/arzamas1
2. sayı: https://issuu.com/adabeyi/docs/arzamas2

*


 Fanzinin basılı nüshası ise şu adreste satılıyor:
https://www.nadirkitap.com/arzamas-klasik-bati-
edebiyati-fanzini-2014-sayi-1-dergi4124663.html


Haz
18
2014
0

Kaymakam Ece Ayhan’dan Bir Mektup… (1964)

Kozaklı Kaymakamı Ece Ayhan’ın (1964 yılında) Arslan Kaynardağ’a gönderdiği bir mektup, Denizler Kitabevi’nin düzenlediği bir müzayede (14 Haziran 2014, Point Hotel) kapsamında -50 yıl sonra- edebiyat efemerası koleksiyonerlerinin ve araştırmacılarının ilgisine sunulmuş, gün ışığına çıkmış. Mektupta Kaymakam Ece Ayhan, “düzyazı(sal)” olarak tanımladığı 15-17 betiğin akıbeti üzerine Arslan Kaynardağ’dan fikir bekliyor. Mektubun içerdiği dil “Kaymakam Ece Ayhan”ı düşünmek için çok önemli… Bir diğer önemli buluntu da mektuptaki Ece Ayhan imzasının altında yer alan “paraf” benzeri işaret… Ece Ayhan’ın “paraf”ı olabileceğini düşündüğüm bu işareti ilk kez görüyorum. (Zy)

(Bkz: https://www.denizlerkitabevi.com/vitrin/ece-ayhan-imzali-mektup1964-tarihli–k940617.html)

 

kaymakamece

Daha önce, Ece Ayhan ile Arslan Kaynardağ’ın ahbaplığı üzerine EVV3L kapsamında iki paylaşım gerçekleştirmiştik. Aşağıda bağlantıları bulunan bu paylaşımları da hatırlatmakta fayda görüyorum:

Ece Ayhan’la Söyleşmek (Arslan Kaynardağ)
Bkz: https://evvel.org/1979da-ece-ayhanla-soylesmek-arslan-kaynardag
Bkz: https://issuu.com/adabeyi/docs/ece_ayhan_la_konu__mak

Arslan Kaynardağ Koleksiyonu Müzayedesi için Kısa Notlar: “Ece Ayhan…”
Bkz: https://evvel.org/arslan-kaynardag-koleksiyonu-muzayedesi-icin-kisa-notlar-ece-ayhan-agop-arad


Hamişler:

1. Mektubu EVV3L sularına haber veren Bülent Kutlu beye çok teşekkür ederiz.

2. EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine https://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Haz
18
2014
0

YAVUZ ÇETİN Gitar Festivali (5 Temmuz 2014, Küçükçiftlik Park)

yavuzfest


 

Hamiş: E V V 3 L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
17
2014
0

“İmgelemin Özgürleşmesi” sunum ve sohbetlerine devam… (18 Haziran 2014, Don Kişot Sosyal Merkezi)

donkisot

İmgelemin Özgürleşmesi / Zafer Yalçınpınar
18 Haziran Çarşamba, Saat: 20.00
Don Kişot Sosyal Merkezi, YELDEĞİRMENİ

Don Kişot Sosyal Merkezi şurada; https://4sq.com/166pvUp


“Mümkün-Hayata Geçen Ütopyalar” başlığıyla devam eden “Kargaşa 14” yan etkinlikleri kapsamında, 13 Haziran tarihinde ilkini gerçekleştirdiğimiz “İmgelemin Özgürleşmesi” sunum ve sohbetlerine devam ediyoruz: “İmgelemin Özgürleşmesi” sunumunun ikincisi, 18 Haziran Çarşamba, saat 20.00’da Yeldeğirmeni, “Don Kişot Sosyal Merkezi” bünyesinde gerçekleştirilecek…

Sahici dostları bekleriz.


Hamiş: E V V 3 L  kapsamında gerçekleştirilen “Poetika Çalışmaları” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
15
2014
0

Şiar: “Karanlık, bizi, ölüme alıştıramayacak!”

Herkes aşağıdaki tümceyi kendine şiar edinmeli
ve ölümlere/mezalime karşı sessiz kalmamalı:

“Karanlık, bizi, ölüme alıştıramayacak!” (Z. Yalçınpınar)

*

Haz
14
2014
0

Dört Kuş (Tayfun Polat)

Dört kuş öttü sabahı
Yorgansız beklerken
Dolunayı söndürdüm en son
Kültablasına
Günlerden beridir
Sırt ağrısıyla
Saya yok
Sayma
Uyumadığın gece sabah
Dört kuş uçtu işte

Tayfun Polat
14 Haziran 2014, Sabahı

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com