Eyl
15
2026

“Sonrasız bir gecenin tam eşiğinde duruyoruz.” (Zafer Yalçınpınar)

SON SÖZ

yavaş yavaş hatırlayamayacağız
________tarihin büyük döngüsünü
ve son bir kez -belki de ilk kez-
dünya yenileyemeyecek kendini
özünün son sözünü
söylemeyerek
____tek bir âna dönüştürecek zaman
_______toprağın çürümesini

başlayacak
sonrasız veya ufuksuz
sessizliğinde
______geleceğin
____________ölümü

çünkü akıl verdi insanlar kötülüğe
hakikatin dokuma tezgâhlarını
___________________durdurarak
son verecek bu yaşamın son gücü
kendi
___örgüsünün
_________özüyle

kendisine

Zafer Yalçınpınar
Ağustos 2026


“Zaman durdu ve sonrasızlık başladı.” Yüzyıllık Yalnızlık’ta Macondo kasabasının kurucusu José Arcadio Buendía’nın, zamanın ilerlemeyi bıraktığını ve her günün “pazartesi” olduğunu fark edip bir kestane ağacının altında sonrasızlığa teslim olduğu o ân, ‘Son Söz’ adlı şiirimdeki asıl çağrışımı oluşturuyor. (Zy)

CEM SAYIZ: Takip ettiğim kadarıyla, kısa, minimalist ve iddiasız görünen şiirler yazıyorsunuz son yıllarda… ‘Son Söz’ adlı şiirinizde de durum aynı… Fakat görüyorum ki şiirinizde yapısal bileşenleri bile isteye ayrıştırmışsınız. Dize kesmeler, boşluklar ve alt çizgiler okuyucunun zihinsel ve görsel konforunu tamamen bozuyor. Bu tekinsiz biçim ve sesle ilgili şeyleri bir kenara bırakırsak; şiirinizde felsefi bir derinlik arayışı da var galiba… Son Söz’ün arkasındaki felsefi yaklaşım nedir? Sizin bu dizelerinizi okuyan biri ne düşünmeli? İnsanlığın bilgiyi ve aklı kötülükle birleştirerek yaşamın o kadim tezgâhını durdurduğunu söylüyor, büyük bir kozmik iddiada bulunuyorsunuz! Öyleyse, kendi sonumuzu hazırlayan bir çöküş çağını yaşıyoruz demektir. Peki bu kurduğunuz karanlık atmosferde şiirinizi nasıl okumalıyız gerçekten?

ZAFER YALÇINPINAR: Son Söz şiirimde kurmaya çalıştığım şey, insanlığın uygarlığını mihenk noktasından yakalayan bir varoluşsal kara delik duygusu… Çünkü şiir dili, zamansal bir donuk ân veya konum çerçeveleyebildiği ölçüde felsefi anlam katına erişiyor. Ben bu erişimi ‘imgesel alan derinliği’ olarak kavramsallaştırmaya gayret ettim hep… Neyse… Aslında şiirde Son Söz başlığının altına bir alınlık olarak, Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ adlı efsanevi -ve büyülü- eserinde geçen şu cümleyi kullanmalıydım: “Zaman durdu ve sonrasızlık başladı.” Yüzyıllık Yalnızlık’ta Macondo kasabasının kurucusu José Arcadio Buendía’nın, zamanın ilerlemeyi bıraktığını ve her günün “pazartesi” olduğunu fark edip bir kestane ağacının altında sonrasızlığa teslim olduğu o ân, şiirdeki asıl çağrışımı oluşturuyor. Şiirde “tek bir âna dönüştürecek zaman / toprağın çürümesini” derken, aslında insanlığın bizzat kendi elleriyle yarattığı o büyük felci, dilsizliği, sonrasızlığı, hiçliği anlatmak istedim. Bununla birlikte ustamız Oruç Aruoba’nın Yürüme adlı eserindeki “yer, yön, yol” yaklaşımı da hep zihnimdedir. Orada Aruoba insanın sürekli yolda olan, hep yürüyen bir varlık olduğunu ifade eder. Yürümek -ve düşünmek- hayatla kurulan en sahici bağ gibidir… İşte insanlar ne zaman ki “akıl verdi kötülüğe”, yani zekâyı, rasyonaliteyi, algoritmaları ve teknolojiyi sadece sömürmek, doğayı talan etmek ve kapitalist güç kazanmak için araçsallaştırdı; işte o ân zamanın tezgâhı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan arayışı kırıldı. İnsanlığın yürüyüşü durdu. Yol bitti. Zaman ileriye akan bir nehir olmaktan çıkıp, kendi içine çöken durgun bir göle, hatta bir kara deliğe dönüştü. Böyle hissediyorum ben. Çünkü bence bugünün dünyasında ‘anlam’ın kendisi de yoruldu: Olayların, olguların ve nedenselliğin dikişleri bu kadar söküldüğünde, bu kadar retorik içerisinde dil de artık hakikati taşıyamaz hâle geliyor ve insan kendi içine kilitleniyor, düşünce felce uğruyor. Aruoba’nın bahsettiği o en uç varoluşsal sınıra, yani “sustuğun yerde başlayan o devasa dilsizliğe” çarpıp bitecek gibi her şey. Bu bir tahayyül meselesi…. Márquez’in romanının sonunda, soyun son üyesi el yazmalarını okuyup kendi geçmişini ve geleceğini çözdüğü ân, kasaba devasa bir kasırgayla yeryüzünden silinir ya; işte benim şiirimdeki “özünün son sözünü söylemeyerek” ifadesi tam da o ân… Yaşamın doğası -ta kendisi- artık bu çıkar odaklı ve açgözlü insanlığa dair yeni hiçbir şey söylemek istemez. Yaşam şiirselliğini kaybeder! Dizeler, imgeler, her şey biter, kapılar kapanır ve ebedi bir sonrasızlık başlar. Dünyanın sonu uzaydan bir göktaşıyla gelmeyecek. İnsanlık, kendisini kalb, vicdan ve doğanın adaletinden kopardığı gün kendi sonunu ilmik ilmik örmeye başladı bence. “Son verecek bu yaşamın son gücü / kendi örgüsünün özüyle kendisine.” Bizler şu ân, sonrasız bir gecenin tam eşiğinde duruyoruz. Öyle görüyorum ben. Kimse bu karanlığın akkorluğunun kusuruna bakmasın!

13 Eylül 2026


Hamiş: ‘Son Söz’ adlı şiir ilk kez 31 Ağustos 2026 tarihinde banliyo.org kapsamında yayımlanmıştır. (Bkz: https://banliyo.org/son-soz-zafer-yalcinpinar/) Yalçınpınar’ın tüm şiirleri ve şiir kitapları https://www.zaferyalcinpinar.info/tum-siirleri-ve-siir-kitaplari-pdf/ adresinden tam metin pdf dosyası biçeminde okunabiliyor.

Yorum yapılmamış

Comments are closed.

RSS feed for comments on this post.


Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com