Tem
26
2017
--

26 Julio


Küba Devrimi‘nin 26 Temmuz tarihli doğumgününü Julio Cortazár’ın “Buluşma” adlı metniyle selâmlıyoruz: http://bit.ly/cortazarbulusma


Tem
15
2017
--

#15Temmuz

#15Temmuz, 2000’lerin başından günümüze uzanan fetbaz tipolojinin tepe noktalarından biridir! 15 Temmuz, Neoliberalizm’in veya #YeniSinsiyet‘in Kötü Yolu’dur!


Yeni Sinsiyet Tipolojisi Üzerine Kavramsal Yazılar:

1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i21.html

2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i22.html

3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i23.html

4/ “Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi”
11 Kasım 2012, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i29.html

5/ “Yeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı”
1 Haziran 2014, Bkz: http://bit.ly/haksizlik

6/ “Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi”
11 Mayıs 2015, Bkz: http://bit.ly/kokmustuzcesitlemesi

7/ “Yeni Sinsiyet’in Yağmacılığı”
1 Eylül 2016, Bkz: http://evvel.org/yeni-sinsiyetin-yagmaciligi-1-eylul-2016

8/ “Neoliberalizm’in Kötü Yolu”
30 Haziran 2017, Aydınlık Gazetesi
Bkz: http://bit.ly/kotuyol


Tem
01
2017
--

“Neoliberalizm’in Kötü Yolu”


Pierre Bourdieu’nun geçtiğimiz günlerde dilimize çevrilen “Neoliberalizm’e Karşı Ateşler” adlı kitabındaki püf noktaları kültürel sermaye kuramı kapsamında ele aldığımızda ve işbu hakikatleri David Harvey’in geniş kapsamlı iktisadi ve tarihsel tanımlamalarıyla birlikte incelediğimizde, neoliberalizmin kültür-sanat alanında yürüttüğü sinsi manevraları son derece açık bir şekilde görmek mümkündür.

Kültür-sanat alanında çağdaşlık, güncellik, evrensellik ve ulusallık gibi öz-saygı(haysiyet) kavramlarını ve öz-saygının(haysiyetin) önündeki engelleri fark etmek için, bu kavramları sinsi bir şekilde -dip dalga, dip ses, üst akıl ya da gizli el olarak- değiştirmeye çalışan neoliberal politikaların ‘girişimci tipolojisi’nden bahsetmek gerekiyor. Çünkü neoliberal odaklar, son 10 yılda, girişimcilik ve kalkınma retoriğini kullanarak, bulunduğumuz coğrafyanın siyaset söylemini, bilim ve düşünce dünyasını, yayıncılık ile gazetecilik sektörleri üzerinden algısal olarak değiştirmek için yüklü yatırımlar gerçekleştirdiler.

Tarihe baktığımızda, Şili’den günümüze, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar neoliberalizmin aynı yöntemi ve söylemi kullandığını anlarız: Neoliberalizm, toplumların ve toplumsal etki alanlarının ‘özgürlük algısı’nı yönetmeye soyunmuştur. Neoliberal odaklar, yönlendirilen, sinsice biçimlendirilen toplum algısının hakikatin önünde yer almasını sağlayarak vahşi kapitalizmin piyasa, üretim ve ürün koşullarının yenilenmesini, sürdürülebilirliğini mümkün kılmaya çalışmaktadır. Üstelik bu kötücül yöntemi ‘rızanın inşası’ ile yürütmektedirler. 1980’ler sonrasında toplumun algısı pazarlama, promosyon, ödüllendirme sistematiği ve halkla ilişkiler aygıtlarıyla yönetilmiştir. 2000’ler sonrasında ise stratejik planlama, kurumsal sosyal sorumluluk ve düşünce kuruluşları aracılığıyla neoliberal yanılgının ve kötücüllüğün yaygınlaşmaya başladığını görürüz.

2002 sonrasında ülkemizde faaliyete başlayan ve sayısı 60’ı bulan stratejik düşünce kuruluşlarını (think-tank’leri) saymazsak, yayıncılık sektörü ve bu sektörün yönetsel kuruluşları (falanca birlikleri, odaları, STK’ları) neoliberal yansımaların en yaygın olduğu kültür-sanat alanıdır. Yayıncılık sektöründe niteliğin son derece azaldığını -sıfıra yakınsadığını- buna karşın niceliğin 20-30 misli arttığını görüyoruz. Bugün yayınevleri ve kitaplar sayısal olarak kitap fuarlarına sığmayacak kadar fazlalaştı. Popüler dergiler ve süreli yayınlar gazete bayilerine, raflara, kitabevlerine sığmıyor. Her hafta, her gazetenin kitap eki sayfalar dolusu kitap tanıtımında bulunuyor. Neoliberal kesime baktığımızda; mikrofon arkasından ve kamera önünden poz kesmeyen, ödülsüz, parasal desteksiz, devlet yardımından mahrum, şilt ve plaketlerle onurlandırılmamış yazar-şair kalmadı neredeyse! Peki, sonuç? Bu arz fazlası nelere neden oldu? Söz konusu niceliksel artışa rağmen ülkemizin fikir, kültür ve sanat atmosferinin özgürleştiğini veya geliştiğini söyleyemeyiz. Aksine, kültür-sanat atmosferi ‘kurşun gibi ağır’ ve ‘boğucu’ bir gericilik ile dinsel istismar ablukasının içine düşmüştür. Mevcut çelişkili durum, uzmanlığın ve liyakatin olmadığı sahte hastaneler, sahte ar-ge merkezleri, sahte fabrikalar ve çakma üniversiteler gibi ‘içi boş’ bir görüntü vermektedir. Kültür-sanat alanındaki nitelik eksikliğinin nedeni; birikimle, araştırmayla, gayretle, emekle ve sabırla elde edilmemiş kazançlardır. Amaçsızlık, bağlamsızlık, yanılgı ve kapitalist heves dolu girişim psikolojisiyle güdülenen kalkınma retoriği, kültür-sanat alanının niteliksel değerini ablukaya almıştır. Yayıncılık alanındaki niceliksel artışın nedeni; kifayetsiz ve liyakatsiz muhterislerin (ki neoliberal odaklar bu tipolojiyi ‘kullanışlı ahmak’ olarak tanımlar) karanlık, sinsi ve ‘gizli el’lerle yurtsever, çağdaş ve evrensel değerleri yıkmak için ‘işgal/vurgun işbirliği’ sağlamasındandır. Bu olumsuz/kavuşmaz şartlar altında yurtsever, çağdaş ve ilerici insanların kültür-sanat alanında neoliberalizm tarafından peydahlanan nev-i zuhûr kuşağa dikkat etmesi, bu karanlık ve yıkıcı kesimle hiçbir konuda işbirliği içine girmemesi, sahte girişimcilere/kalkınmacılara karşı dik durarak kültür-sanat alanındaki ‘birikmiş emekler’ ile ‘evrensel değerleri’ koruması gerekiyor.

Son olarak, 9. Kadıköy Kitap Günleri (Haziran 2017) sırasında yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Biraz önce bahsettiğim neoliberal tipolojiden bir ‘erkek’ yazar, yurtseverlerin standında imza günü gerçekleştiren bir ‘kadın’ yazarın küçük kızıyla fuar alanında tesadüfi olarak karşılaşıyor ve küçük kıza diyor ki; “Annen kötü yola düştü!” Bu söz ve tavır beni çok kızdırdı. O ‘erkek’ yazara -insanlık adına- buradan cevap vermek zorundayım: “Kötü yol senin haysiyetsizliğindir! Kötü yol, neoliberalizmin gönüllü köleliğidir! Kötü yol, neoliberalizmin türevi olan nev-i zuhûrların Türkiye’yi parçalamak için yürüttüğü işbirliğidir!” Nokta.

Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Gazetesi Kültür-Sanat Sayfası, 30 Haziran 2017


Hamişler:

1/ Yazının ‘pdf’ biçemine http://bit.ly/kotuyol adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
20
2017
--

Noam Chomsky’den Destek Mesajı

Dilbilimci, düşünür Noam Chomsky, açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için destek mesajı yayınladı.

“Türkiye’deki iki açlık grevcisi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, demokratik ilkelere inanan herkesin desteğini hak ediyor. İçinde bulundukları durum vahim bir insan hakları ihlalidir. Grev 100. gününü aşmışken, hijyenik olmayan hapishane koşullarında sağlıkları hızla bozuluyor. Çok geç olmadan grevin sonlanması için, adalet ve haysiyet mücadelelerine saygı gösterilmeli ve iadesini istedikleri iş talepleri bir an önce kabul edilmeli.”

Noam Chomsky

Haberin tam metnine http://www.birgun.net/haber-detay/chomsky-den-gulmen-ve-ozakca-ya-destek-talepleri-kabul-edilmeli-165614.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Haz
16
2017
--

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için İmza Kampanyası

“Türkiye yetkililerinden, görünürde yalnızca sürdükleri barışçıl eylemleri nedeniyle tutuklanan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın hızla ve koşulsuz serbest bırakılmasını, tutuklandıktan sonra Sincan Cezaevine sevk edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işkence ve kötü muamele görmemesini ve bağımsız doktorlar tarafından sağlanacak, gizlilik ve bilgilendirilmiş onay ilkeleri de dahil olmak üzere tıbbi etiğe uygun bir sağlık hizmetine erişebilmelerini talep ediyoruz. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın barışçıl protesto haklarını kullandıklarını vurgulayarak, Türkiye yetkililerini ifade özgürlüğü haklarına saygı göstermeye çağırıyoruz.”

Uluslararası Af Örgütü’nün yürüttüğü imza kampanyasına katılmak için https://acileylem.org.tr/eylem/nuriyesemih adresini ziyaret edebilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
May
23
2017
--

Ken Loach’tan S. Özakça ve N. Gülmen’e Destek Mesajı

“Özellikle işçi sınıfını işlediği filmlerle bilinen ünlü Britanyalı yönetmen Ken Loach, kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilmelerinin ardından işlerine dönmek için açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’ya destek mesajı gönderdi.

Bkz: http://www.diken.com.tr/ken-loachtan-ozakca-ve-gulmene-selam-erdogan-ve-sessiz-medyasinin-magdurlari

May
16
2017
--

#NuriyeGülmen ve #SemihÖzakça

Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde sürdürdükleri
oturma eylemlerini 66 gün önce açlık grevine
dönüştüren akademisyen Nuriye Gülmen
ve öğretmen Semih Özakça insanlığın haysiyetidir!

#NuriyeGülmen #SemihÖzakça ölmesin!

Nis
18
2017
--

Haber: “Hayır, daha bitmedi!”

“16 Nisan anayasa değişikliği referandumunda, YSK’nin skandal kararlara damga vurmasının ardından ortaya çıkan şaibeli sonuçlar İstanbul ve Ankara’da yurttaşlar tarafından protesto ediliyor. Yaşananlar karşısında ‘HAYIR Daha Bitmedi!’ diyenler sokakta… İstanbul’da Kadıköy, Beşiktaş, Kartal ve Sarıgazi’de gerçekleştirilen eylemlerde halk, “YSK’nin mühürsüz zarf ve pusulaları oylamada kabul edildi” kararını protesto ediyor.”

Kaynak: 17 Nisan 2017, BirGün Gazetesi


Haberin tam metnine http://www.birgun.net/haber-detay/yurttaslardan-ysk-protestolari-hayir-daha-bitmedi-155867.html adresinden ulaşabilirsiniz.


Mar
12
2017
--
Oca
26
2017
--

Şiir: “Kanun”

KANUN

“Sayın yolcularımız;
kanun gereği
insan olmak yasaktır
gemilerimizin açık
ve kapalı alanlarında.”

Zafer Yalçınpınar

Oca
20
2017
--

Şiir: “İki Lâf” (İlhami Bekir Tez)

Poliste adımızı sordular.
-Bileklerimden kelepçe vurdular-
Dedi ki biz oyuz
dosyada künyemiz vardır.
Babamız Ahmet annemiz Fatma…
Vaktimiz yoktu evlenemedik
__________________dedik:
Nüfusta kaydımız bekârdır.
Ne avrat, evlat, ne dünür…
Yirminci asırda her şair
______________bizim gibi düşünür.
İçerde küf ve nem
Demir parmaklık arkasında ışıltılar:
-Geç! dediler;
Aralandı kapı yürüdük,
Eğildi üstünden atladık- duvar.
Sağnak sağnak
Yağıyordu gökten aydınlık
Yürüdük…
Yar bizimle
______gökler bizimle
Sular bizimle başladı yürümeye.
Yürüdük
Demirkapı, Ahırkapı, Adliye.
Yürüdük
Bileklerimizde tel kelepçe
Bütün gece…
Yargıçta suçumuz sordular
-Bileklerimizde karakol mührü vurgular-
Dedik ki çok
Dedik ki yok
Dedik ki adam öldürmedik kan içmedik
Yalnız iki lâf dedik.
Dedik ki
Gün ağardı göğe bak!
Dedik ki
Güneş doğsa sırtımız ısınacak!

Hür bir dünyada mesut insanlar
Onlar için yemiş verir ormanlar
İnsan büyür mihnet küçülür
Pürüzsüz sular gibi akar zamanlar.
Yıldızlar omuzların hemen tepesinde
Keder ve hınç Kafdağı’nın ötesinde
Gök bir anne çınar gibi üstünde onların
Ve onlar oynaşırlar bu çınarın gölgesinde.

Sokakta yolumuza durdular.
Neticeyi sordular.
Dedik ki
Ya kırmızı ya sarı!
Şahit edip deriz ki gökleri ve tarlaları
Adam öldürmedik kan içmedik!
Yalnız iki lâf dedik.

İlhami Bekir Tez
“Herhangi Bir Roman Kitabıdır”, YKY, 2016, ss. 110-111

Oca
09
2017
--

Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı’ndan… (Nikola Tesla)

Bir fikrin başarısı, özünde var olan değerden ziyade çağdaşlarının tutumuna bağlıdır. Zamanlıysa hemen uygulamaya geçilir, zamansızsa, güneşin sıcağına aldanıp topraktan baş veren filiz gibi, bastıran donla büyümeden ölür. (s.8)

Düşünceler baş döndürücü doruklar gibidir. Önce seni rahatsız ederler; bir an önce aşağı inmek istersin, kendi gücüne güvenemezsin. Ama sonra hayatın karmaşasından uzakta olduğundan ve bulunduğun irtifanın ilham verici etkileriyle sakinleşirsin, adımların kararlı ve sağlam bir hal alır ve sonra daha da baş döndürücü dorukları aramaya başlarsın. (s. 10)

Eksik gözlem cehaletin bir türüdür ve mevcut pekçok ölümcül kavramla aptal düşünceden sorumludur. (s. 17)

Hareket halindeki bir kütle, yönünün değiştirilmesine direnecektir. Aynı şekilde dünya da yeni fikirlere karşı çıkar. Fikrin öneminin ve değerinin kavranması zaman alır. Cehalet, önyargı ve atalet fikrin erken gelişimine ket vurur. Samimiyetsiz bileşenler ve bencil sömürücüler itibarını zedeler. Düşmanları ona saldırır ve onu yargılar. Ama en nihayetinde bütün bariyerler yıkılır ve yeni fikir yangın gibi yayılır. (s.19)

Nikola Tesla
“Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı” (Aforizmalar)
Çev: Peren Demirel, Aylak Adam Yayınları, 3. Baskı, Ağustos 2016

Kas
25
2016
--

Komandante ‘Fidel Castro’ hayatını kaybetti…

Küba devriminin efsanevi lideri ‘Fidel Castro’ yaşamını yitirdi:
http://haber.sol.org.tr/arama?metin=Fidel+Castro


1101590126_400

26 Ocak 1959 tarihli TIME Dergisi’nin Kapak Görüntüsü

May
23
2016
--

“Başka bir dünya mümkün ve gerekli.”

loach

“Bir umutsuzluk döneminden geçiyoruz. Böyle umutsuzluk dönemlerinde aşırı sağ avantajlı olur. Biz yaşlı insanlar bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini biliriz. Buradan bir umut mesajı göndermeliyiz. Başka bir dünya mümkün ve gerekli.”

Bkz: http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/cannesda-altin-palmiye-ken-loacha-156792

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
28
2015
0

Neoliberalizmin ‘Gönüllü Köleliği’ne Karşı Bir Kitap

IMG_20151109_133025

“Neoliberalizmin Kısa Tarihi” / DAVID HARVEY
Sel Yayıncılık/ Kasım 2015 / Çeviren: Aylin Onocak

Bkz: http://selyayincilik.com/kitaptanitim.asp?kod=1149


“Burjuva iktisatçıların ve politikacıların iddialarına karşın, ne ülkeleri refaha kavuşturma, ne de ekonomik krizleri ortadan kaldırma iddiasını gerçekleştirebilen neoliberalizm, hâkim sınıfların iktidarını pekiştirmeye ve emekçileri daha beter bir sefalete sürükleme pahasına zenginleri daha da zengin etmeye yarayan bir programdan ibaret. Gelişmiş ülkelerin yeni bir emperyalizm tarzı olarak diğer ülkelere neoliberalizmi ihraç etmesinin faturasını ise tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de emekçi sınıflar ve yoksullar ödüyor.

David Harvey’in Neoliberalizmin Kısa Tarihi’nde net ve özlü anlatımıyla kökenlerine indiği, yeryüzüne yayılışını irdelediği ve insanlığın büyük çoğunluğunun hayatını nasıl mahvettiğini gösterdiği neoliberalizme karşı elbette çaresiz değiliz. Harvey’in de işaret ettiği gibi neoliberalizmin saldırısı altındaki tüm sınıfsal kesimler, alternatif toplanma kanalları yaratmaya, birbiriyle etkileşime geçmeye ve yeni mücadele alanları açmaya, bu sömürücü düzene her geçen gün daha da güçlü cevaplar vermeye devam ediyor ve edecek. ”

Tanıtım Metni’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “3. Dalga” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/3-dalga adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2015
0

Norveç’te bile “Norveç diye bir yer yok” (S. ZİZEK)

Slavoj Zizek‘in “Avrupa Birliği Mülteci Krizi” konusunu ele alarak küresel kapitalizmle yüzleşme çağrısında bulunduğu ve “Yeni Kölelik” gibi kavramları hipotezlediği önemli yazısına http://sanatatak.com/view/Yok-olacagiz-ve-yok-olmayi-hak-edecegiz/1998 adresinden ulaşabilirsiniz.

Yazıyı, sanatatak.com taifesinden Özlem Akarsu çevirmiş…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Üçüncü Dalga” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/3-dalga adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
18
2015
0

Kendini Anlatan: “Endüstri Devrimi Çoktan Bitti!”

endustribitti2
“Endüstri Devrimi
Çoktan Bitti!”

endustribitti3

Fotoğraflar: Z. Yalçınpınar

endustribitti1


Hamiş: Z. Yalçınpınar’ın “Kendini Anlatan” fotoğraflarına http://zaferyalcinpinar.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
21
2015
0

Banksy’den Disütopya Sergisi: “DISMALAND”

dismaland3

dismaland4


İngiltere’nin “North Somerset” adlı bölgesinde
Banksy’nin disütopya temalı sıkı sergisi “DISMALAND” açıldı!

Bkz: http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/
banksyden-sira-disi-bir-sergi-parki-dismaland-127041

Bkz: http://onedio.com/haber/banksy-terk
-edilmis-binayi-sergiye-cevirdi-569204
Bkz: http://www.thisiscolossal.com/2015/08/dismaland/
Bkz: http://mashable.com/2015/08/20/banksy-dismaland-vine-tour/


dismaland1

dismaland2


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden “Gerçeküstü” başlıklı ilgilere ise http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
01
2015
0

“Hakikati Yazmanın Güçlükleri” (Bertolt Brecht)

(…)

Yazar hakikati yazmak zorunda; burası açık; yazar hakikati saklamaya çalışmamalı, onu gizlememeli ve hakikate uymayan hiçbir şey yazmamalı. Güçlülere boyun eğmemeli, güçsüzleri aldatmamalı. Güçlülere boyun eğmemek şüphesiz çok güçtür; güçsüzleri aldatmak ise çok kazançlı bir iştir. Mülk sahiplerinin hoşuna gitmemek demek, ömür boyu mülk edinememek demektir. Harcanan emeğin bedelini ödemekten kaçınan, emeği de yadsır; güçlüler arasında ün kazanmayı geri çeviren ise, bu koşullar altında, hiç ün kazanmaz, hiç övülmez. (…) Şu kişi hakikati dile getiriyor dendiğinde birkaç kişinin ya da birçok kişinin ya da tek bir kişinin başka bir şey söylediği, yalana baş vurduğu, yuvarlak sözler gevelediği anlaşılır. Hakikati söyleyen ise, pratik, somut, yadsınmaz, söylenmesi gereken bir şeyi dile getirmiştir. (…)

(…) Hakikat elle tutulabilir, ölçülebilir, var olan bir şeyse, ona ulaşmak biraz çabayı, araştırmayı gerektiriyorsa, hakikat diye bir şeyi tanımazdan gelirler o zaman; kafalarını bulandıracak hakikate boş verirler. Bunlar, hakikate şöyle bir dokunup geçen bir şeyleri geveleyen, yüzeyde kalmış, derine inmeyen kişilerdir. İşin kötüsü: Hakikatten haberi yoktur bunların.

Her alanda gizlenen, örtbas edilmeye çalışılan hakikati yazmak güç iş olduğundan, birçoğu için hakikatin yazılması ya da yazılmaması yalnızca bir namus sorunundan ibarettir. Hakikati yazmak için bir tek yürekli olmanın gerektiğini sanırlar. İkinci güçlüğü ise hep unuturlar. Bu ikinci güçlük hakikati bulabilmektir. Hakikati bulmanın kolay bir iş olduğunu kimse söyleyemez.

Öncelikle, hangi hakikatin söylenmeye değer olduğunu bulup ortaya çıkarmak, işte bu, sanıldığı gibi kolay değildir. Örneğin, dünyanın en uygar sayılan ülkelerinden biri, günümüzde en aşağılık bir barbarlığın içine batmış durumda. Bu durumu gören herkes, en korkunç, en canavarca araçlarla yürütülen iç savaşın, bir gün, dünyayı belki de bir yıkıntı yığınına çevirecek bir savaşa dönüşeceğini biliyor. Bunun bir hakikat olduğu kuşku götürmez. Ama bunun yanında başka hakikatler de var. Sözgelimi, koltuklar oturmaya yarar, yağmur gökten yağar türünden hakikatler. Bunlar da yanlış değil. Birçok yazar, bunlara benzer hakikatleri yazıyorlar. Bunlar, batmakta olan bir geminin duvarlarına natürmortlar çizmeye çalışan ressamları andırıyorlar. Belirttiğimiz ilk güçlük, onlar için geçerli değil, buna aldırdıkları yok ama vicdanları da rahat. Resimlerini güçlülere aldırmayarak çiziyorlar. Ama ezilenlerin çığlıklarıyla da ilgilenmiyor, bundan etkilemiyorlar. Seçtikleri davranış biçiminin anlamsızlığından kendilerini de etkiliyor, “derin” bir karamsarlığa kapılıyorlar. Karamsarlığa kapılıyorlar kapılmasına ama çok iyi fiyattan satıyorlar karamsarlıklarını; ustalık sıfatının gerçek sahipleriyse bu karamsar sahte ustalara gösterilen ilgiyi görmüyor, ürünlerini satamıyorlar bile. İşte bundan dolayı, bu karamsarların dile getirdiği hakikatlerin, koltuklarla ya da yağmurla ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz hakikatlere benzediğini hemen görmek kolay olmuyor. Kolay olmuyor,  çünkü bambaşka biçimde, sanki önemli hakikatlermiş gibi çıkıyorlar ortaya. Çünkü sanatın, sıradan bir şeyi önemli kılmak olduğu sanılıyor. Ama yakından bakılacak olursa, bu karamsarların sadece şunu söyledikleri anlaşılır: “Koltuk, koltuktur,” ya da «hiç kimse yağmurun gökyüzünden yeryüzüne yağmasını engelleyemez.» (…)

(…) Hakikat, sonuçları için dile getirilmelidir; çünkü hakikatten çıkarılacak sonuçlar, tutumları belirler. (…)

(…) İnsanların içine düştükleri kötü durumlar konusundaki hakikatler yazılmak isteniyorsa, önce o durumları yaratan önlenebilir nedenler ortaya çıkarılmalıdır. Ancak önlenebilir nedenler ortaya koyulduktan sonra kötü durumlarla savaşılabilir. (…)

(…) Çağımızda da halk yerine sınıflar, toprak yerine mülkiyet sözcüklerini kullanan kişi, birçok yalana aracılık etmekten kurtulur. O sözcüklerin (değiştirilmesi gerekenlerin) kişiyi uyuşturucu, tembelleştirici, yani mistik özelliklerini ortadan kaldırmış olur. Halk sözcüğü, belirli bir birliği ifade ediyor ve ortak çıkarları akla getiriyor; bu nedenle bu sözcük, yalnızca birden fazla halkın söz konusu olduğu durumlarda kullanılabilir, çünkü ancak o durumlarda çıkarların ortaklığından söz edilebilir. Bir toprak parçası üstünde yaşayan sınıfların çıkarları ise farklıdır ve genellikle de bu çıkarlar birbirleriyle çelişir; işte bu hakikat hep gizlenmeye çalışılan bir hakikattir. Toprak deyip de, tarlaları anlatan, tarlaların kokusunu ve rengini uzun uzadıya dile getirerek burun ve göz zevklerine seslenen yazar, egemenlerin yalanlarını desteklemiş olur; çünkü söz konusu olan ne toprağın verimliliğidir, ne de insanlardaki toprak sevgisi ve çalışkanlıktır; gerçekte önemli olan, tahıl fiyatları ve tarlada çalışanın emeğine ödenen ücrettir. Topraktan kazanç sağlayanlar, kızgın güneş altında buğday üretenler değildir; toprak kokusunu tanıyan yoktur borsalarda. Borsaların kokusu bambaşkadır. (…)

Bertolt Brecht, 1935


 

“Hakikati Yazmanın 5 Güçlüğü” başlıklı işbu yazının tam çevirisi, O. Duru’nun (1975 yılındaki)  ve Mehmet Tim’in (1977 yılındaki) özet çevirilerinden faydalanılarak Gülseren Işıklı tarafından gerçekleştirilmiştir. Yazının tam metnine http://issuu.com/karazindergi/docs/karazin2/5?e=15698668/11540310 adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bkz: http://www.sanatcephesi.org/SC/168/hakikati_yazmada_bes_gucluk/

May
24
2015
0

Konferans: “On Yedi Çelişki ve Kapitalizmin Sonu” (David Harvey)

harveyafis

26 Mayıs 2015, 17:30
Mimar Sinan G. S. Ü.
Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu


Ayrıntılı program için: http://www.selyayincilik.com/duyuru.asp?id=58


Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Nis
12
2015
0

Göğe Uzanan Bir İşgal Gökdeleni: “Torre David”

gogeuzanan2

kot0.com taifesinden Gupse Korkmaz, ilginç bir konuyu bulmuş, incelemiş: Venezuela-Caracas’ta bir işgal gökdeleni… “Göğe Uzanan Bir İşgal Evi” başlıklı yazının tam metnine http://kot0.com/goge-uzanan-bir-isgal-evi-torre-david adresinden ulaşabilirsiniz.

gogeuzanan1

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel