Kas
23
2017
--

Görsel Arşiv: Yeditepe Dergisi ve Yayınları // Şiir Kitapları // Kapak Tasarımları Seçkisi

seçkiyi incelemek için:
http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi
(pdf, 10 mb.)


Hüsamettin Bozok‘un 1 Nisan 1950 tarihinde kurduğu Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanan şiir kitapları, efemeratik edebiyat kapsamında -özellikle de kapak tasarımları nedeniyle- sıkı bir koleksiyon unsuru oluşturur. 1950-1970 yılları arasında Oktay Rifat, İlhan Berk, Melih Cevdet Anday, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi bazı önemli isimlerin Yeditepe Yayınları’nı tercih etmelerindeki sebeplerden biri de kaliteli ve özenli kitap-kapak tasarımlarıdır.

Hüsamettin Bozok yayınevinin kuruluş aşamasında grafiker A. Arad (Agop Arad) ile kader birliği oluşturmuş, kaliteli ve modern tasarımlar gerçekleştirmek konusunda anlaşmıştır. Yeditepe Yayınları, 1970’li yılların sonuna kadar tasarımsal açıdan kalitesini, liderliğini ve başarısını sürdürmüştür. Yeditepe Yayınları’nın 1950-80 dönemindeki bazı şiir kitapları için tasarladığı kapakların görüntülerini içeren özel bir seçkiyi (59 kitap/kapak) EVV3L takipçileriyle paylaşıyoruz.

Seçkiyi http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi adresinden inceleyebilirsiniz.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar

 

seçkiyi incelemek için:
http://bit.ly/yeditepesiirkapakseckisi
(pdf, 10 mb.)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yeditepe Dergisi ve Yayınevi” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
23
2017
--

Akışkanlar…


“Portekizli sokak sanatçısı Pantónio, hibrit yaratık sürülerinin
akışkan bir formda binalar üzerinde dolaştığı murallar yaratıyor.”

Bkz: https://bigumigu.com/haber/akiskan-murallar/



Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Kas
19
2017
--

Hareketli çemberler… Özgürlük ve kader…

(…)
İnsan iradesini kuşatan ve her birinin meşru sebebi olan binlerce koşul olduğunu kabul ediyorum. İrade, bu koşulların oluşturduğuçemberin içerisine hapsolmuştur. Fakat bu çember hareket halindedir, canlıdır, dönüp durur; çevresi ve merkezi her gün, her dakika, her saniye değişir. Bu sebeple, bu çemberin sürüklediği ve içinde kapana kısılan tüm insan iradeleri de karşılıklı oyunlarını anbean çeşitlendirirler; özgürlüğü oluşturan da işte budur.

Özgürlük ve kader iki rakiptir; ama yakından ve uzaktan incelendiğinde bu ikisinin aslında tek bir irade olduğu görülür.
(…)

Charles BAUDELAIRE
“Edebiyat Heveslisi Gençlere Tavsiyeler”
Çev: Alper Turan, Sel Yayıncılık, 2017, 1. Baskı, s.8

Kas
18
2017
--

Araştırma/Makale: “Sait Faik’in Şiirlerine Dair Önemli Bulgular” (Zafer Yalçınpınar)

2014 yılından günümüze ‘Sait Faik Araştırma Atölyesi’ kapsamında Sait Faik’in yaşamına ve eserlerine dair çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu doğrultuda Sait Faik’in kaleme aldığı şiirlere ilişkin bazı bulgulara ulaştık ve söz konusu bulguları Sait Faik okuyucusuyla/araştırmacısıyla paylaşmaktan gurur duyuyoruz.

İlkin, Sait Faik’in şair yönüne ilişkin birkaç ifadeyi öncül olarak dikkate almak gerekiyor. Ece Ayhan, birçok yazısında Sait Faik’ten “Çakır Hikâyeci” olarak bahseder. [1] ‘Çakır Hikâyeci’ benzetmesinin ardındaki birincil anlamın Sait Faik’in bakışları ya da göz rengiyle/yüz ifadesiyle -ve sürdüğü bohem yaşamıyla- sürekli çakırkeyif bir görüntü sergilemesi olduğu düşünülebilir. Ancak, Ece Ayhan bu benzetmeyi Sait Faik’in ‘yarı hikâyeci-yarı şair’ olduğunu iddia ederek açıklamıştır. Bununla birlikte, Ece Ayhan, ikinci yeni şiir akımının tümünü ima ederek, Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’(1954) adlı kitabı ile Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’(1940) adlı kitabından doğduklarını söylemiş, bu iki esere verdiği önemi kendi varoluşuyla ve ikinci yeni şiir akımının poetikasıyla vurgulamaya çalışmıştır. Gerçekten de Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabındaki hikâyelerin anlatım tarzı son derece şiirseldir: Bu hikâyeler neredeyse ‘düzyazı şiir’ olarak tanımlanan biçemle eşleşecek kadar yoğun bir şiirsel dil ve imgesel alan derinliği içerir.

 


“Şimdi Sevişme Vakti”, Sait Faik, Yenilik Yayınları, 1. Baskı, 1953

 

‘Şimdi Sevişme Vakti’, Sait Faik’in yayımlanmış ilk ve tek şiir kitabıdır. Kitap, ilkin 1953 yılında Yenilik (Aylık Fikir ve Sanat Gazetesi) çevresinin kurduğu Yenilik Yayınları tarafından basılmıştır. (Yenilik Yayınları o yıllarda Nurullah Ataç, Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Salâh Birsel’in eserlerini yayımlamaktadır.) ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin ilk baskısının Varlık Yayınları’ndan değil de Yenilik Yayınları’ndan gerçekleşmesi Sait Faik’in özellikle “şiir” konusunda Yaşar Nabi Nayır’la ayrışmasının önemli bir göstergesidir. Sait Faik, şiirlerini yayımlatmak için Varlık Dergisi’ne ve Yaşar Nabi Nayır’a güvenmemektedir. Bu güvensizliğin ardında birçok sebep vardır ancak en önemlisi Yaşar Nabi Nayır’ın ‘Güdümlü Edebiyat’ başlığını savunarak yenilikçi genç şairlere, yazarlara ve yeni neslin fikirlerine karşı takındığı olumsuz, itici ve statükocu tavırlardır. Zaman zaman Oktay Rifat’in ve Orhan Veli’nin de işbu tavırlarından ötürü Yaşar Nabi Nayır’ı kınadığı ve bir süreliğine Varlık Dergisi’nden -Sait Faik’i de ikna ederek, birlikte- uzak durduğu bilinmektedir.[2] Daha sonraki yıllarda Yeditepe Dergisi ile Seçilmiş Hikâyeler Dergisi çevresi, Varlık Dergisi-Yaşar Nabi Nayır’ın statükocu tavırlarına karşı kesenkes ve şiddetli bir cephe oluşturmuştur. [3]

Sait Faik’in 11 Mayıs 1954 tarihindeki vefatının ardından, 1954 yılının Temmuz ayında yayımlanan Varlık Dergisi’nin 408. sayısı, “güdümlü edebiyat” tarihimizin kötücüllüğü açısından çok önemli bilgiler ve belgeler taşımaktadır. Yaşar Nabi Nayır, kendisine gelen eleştirilere ve baskılara dayanamamış, zorunlu açıklama mahiyetinde “Sait Faik İçin Notlar ve Sait Faik’in İlk Şiirleri” başlığı altında uzun bir yazı kaleme almıştır. Yazıda, Sait Faik’in Yaşar Nabi Nayır’a gönderdiği ilk şiirler olumlu-olumsuz yönlerden eleştirilmekte ve Sait Faik’in mektubuyla birlikte paylaşılmaktadır. İşbu yazı kapsamında paylaşılan Sait Faik şiirleri, “Evime Dönüyorum” ile “Hasretimin Bittiği ve Başladığı Yer” adlı şiirlerdir. Her iki şiir de ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin 1953’ten günümüze uzanan tüm baskılarında bulunmamaktadır. Yaşar Nabi Nayır, Temmuz 1954’teki söz konusu yazısında Sait Faik’in yaşantısını ve mizacını da çokça eleştirmektedir.

 


Varlık Dergisi, Temmuz 1954, Sayı:408, s.5

 

Bununla birlikte, Varlık Dergisi’nin Temmuz 1954 tarihli 408. sayısını asıl önemli kılan şey, dergide ilk kez yayımlanan “Yarı Belimiz” [4] adlı şiirdir. “Yarı Belimiz”, ancak Sait Faik’in vefatından sonra yayımlanabilmiştir! Bu şiir, Yaşar Nabi Nayır’ın Sait Faik hakkındaki yazılarından ayrıksı olarak derginin 5. sayfasında yer almıştır. Şiirin editöryal olarak Yaşar Nabi Nayır tarafından bir süre “bekletildiği-ötelendiği” anlaşılmaktadır! Daha da önemlisi şudur; “Yarı Belimiz” adlı şiir (çok büyük bir ihtimalle Sait Faik’in isteği/vasiyeti dışında!) ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin 1958 yılında Varlık Yayınları tarafından gerçekleştirilen 2. baskısında yer almakta ve günümüze uzanan Yapı Kredi Yayınları veya İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni baskılarında da (hiçbir editöryal not ya da uyarı içermeden) bulunmaktadır! Üstelik, ‘Şimdi Sevişme Vakti’nin Varlık Yayınları’ndan gerçekleşen 1958 yılındaki 2. baskısının hiçbir yerinde “2. Baskı” gibi bir ifade de bulunmamaktadır! Şimdi Sevişme Vakti, Varlık Yayınları tarafından -Sait Faik’in ölümünden yaklaşık 4 yıl sonra- ilk kez yayımlanmış gibi sunulmuştur! Bu durum, tıpkı Sait Faik’in ölümünün ardından Sait Faik Öykü Ödülü’nün icat edilmesi gibi son derece talihsiz bir durumdur; güdümlü edebiyatın kötücül hilelerinden biridir!

 


“Şimdi Sevişme Vakti”, Sait Faik, Yenilik Yayınları, 2. Baskı, 1958

 

Sait Faik’in ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiir kitabının hiçbir baskısında yer almayan iki şiirin daha farkına vardık. Bu şiirlerden ilki “Sanki Burda Değilim” [5] adlı şiirdir. Şiir, Muzaffer Uyguner’in 1988 yılı Sait Faik Müzesi arşiv-envanter tasnifine göre 99 numaralı kayıttır. Varlığının farkına vardığımız ancak henüz tam metnine ulaşamadığımız bir şiir ise “Aleko”[6]dur. Sait Faik’in ‘Aleko’ adlı şiiri, en eski İstanbul meyhanecilerinden biri olan ‘Aleko’ya ithafen kaleme aldığı düşünülmektedir. Bu şiirin, Sait Faik tarafından -kendi imkânlarıyla- yayımlanan ‘Semaver’ adlı öykü kitabının 1936 yılındaki ilk baskısının kapağında bulunduğu tahmin edilmektedir.

Sonuçta, Sait Faik’in şiirlerine ve şairane yaşamına dair araştırmalarımız sürüyor… Sait Faik’in tüm dostlarını ve sıkı şiir/sıkı edebiyat okurunu araştırmalarımıza destek vermeye davet ediyoruz.

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
Kasım 2017


[1] “Ece Ayhan-Şiirin Bir Altın Çağı”, YKY, 1993, ss.124-128

[2] Olumsuzlama ifadesi, Oktay Rifat tarafından Yeditepe Dergisi’nin yayın yönetmeni olan Hüsamettin Bozok’a gönderilen mektuplarda (1953-1955) açıkça görülmektedir. (Bkz: “Oktay Rifat İçin”,  Sempozyum+Belgeler, Hazırlayan: Güven Turan-Yücel Demirel, Temmuz 1999, YKY)

[3] Tahir Alangu’nun hazırladığı “Sait Faik için” adlı armağan/derleme kitap 1956 yılının Nisan ayında Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Bununla birlikte, ‘Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’ de 1955 yılında Sait Faik için iki cilt oylumunda özel sayı yayımlamış ve Varlık Dergisi ile Yaşar Nabi Nayır’ın ‘Güdümlü Edebiyat’ adına icat ettiği Sait Faik Öykü Ödülü’nü kapsamlı olarak eleştirmişlerdir. Sait Faik Öykü Ödülü/Yarışması günümüzde hâlâ sürdürülmektedir.

[4] “Yarı Belimiz” adlı şiirin önemini vurgulayan, işaret eden ve araştırma atölyesi kapsamındaki bulgulara ulaşmamızı sağlayan Şükret Gökay’a çok teşekkür ederim. Ayrıca, Varlık Dergisi’nin Temmuz 1954 tarihli yazısını vurgulayan, işaret eden ve hikâyeci Mahmut Makal ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştiren Tekin Deniz’e de çok teşekkür ederim.

[5] Bkz: “Sait Faik-Bitmemiş Senfoni”, Hazırlayan: Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi, 1988, s.127

[6]  Bkz: “Sait Faik-Karganı Bağışla”, Mektuplar, Hazırlayan: Sevengül Sönmez, YKY, 2003, s. 63


Hamişler:

1/ Makalenin -pdf dosyası biçemini- http://bit.ly/saitfaiksiirleri adresinden arşivleyebilirsiniz.

2/ EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
17
2017
--

Video: “Blue Blues Band… röportajı”

O dönemi, o yılların kafasını çok özlüyoruz…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden, Kerim Çaplı başlıklı ilgilere ise http://evvel.org/ilgi/kerim-capli adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
16
2017
--

Söyleşi: “Şiirsel Konumlandırma Gayretlerine Dair…” (Özge Aksoy Serdaroğlu & Zafer Yalçınpınar)

Başkent Üniversitesi’nde “Yeni Türk Edebiyatı” kapsamında akademik çalışmalar sürdüren Özge Aksoy Serdaroğlu ile birlikte “şiirsel konumlandırma” başlığını irdelemek için bir söyleşi gerçekleştirdik. İşbu söyleşi, Eylül 2015’te Uğur Yanıkel’le tamamladığımız “Rüzgârı Şiirlemek” adlı poetika çalışmasının  ardında -yaklaşık iki yıl sonrasında- yer alan ilk söyleşidir. Özge Aksoy Serdaroğlu’na içtenliği, zorlu/sıkı soruları ve “şairleri poetikalarıyla birlikte analiz etmek” yönündeki güçlü yaklaşımı için çok teşekkür ederim. (Zy)


Not: 2005-2017 yılları arasındaki tüm söyleşiler http://bit.ly/dilinkemigi adresinden -pdf dosyası biçeminde- okunabilir.


Özge Aksoy Serdaroğlu: Anlatılarınızda, şiirinizde karşı çıktığınız güdümlü edebiyat ortamı yerine daha sahih, dürüst ve gerçek yazınsal estetik eylemlerine odaklanmış bir edebiyat ortamı içine doğmuş olsaydınız bir şair olarak sizi şiir yazmaya iten şey ne olurdu?

Zafer Yalçınpınar: Güzel bir soru… Bir kere her şeyden önce bu simülatif yaklaşım için çok teşekkür ederim. İnanmayacaksınız ama bahsettiğiniz güdümlü edebiyat sistematiğine -bütün o ödüllere, ışıklı sahnelere, mikrofon arkasından sallayanlara, yemlenen gençlere, danışmanlık, jürilik kisvesiyle para cukkalayanlara- yani proje üretme niteliği bile olmayan masonik edebiyat kâhyalarına, oligarşik ahbaplara, işbu çetevari görünümün devasa kötücüllüğüne karşı şiirlerimde çok ama çok az söz söyledim. Dört kitabımda bulunan tüm şiirleri düşündüğümde sadece Meydansız’daki birkaç şiirde onlara doğrudan dokunuyorum, tokat atıyorum. Fakat bununla birlikte, evet, büyük bir karşı duruş ya da yüzleşme var şiirlerimde… Bu karşı duruş, yaşamın yüceliği ile dilin haysiyetini savunmak adına yeni sinsiyet tipolojisine ve onun mutat hilebazlarına karşı duruşudur, binyıllık bir direniştir, mücadeledir. Bu mücadele hem beni hem de temsilcisi olduğum dilbilimsel felsefeyi ve doğrudan da poetikanın geleceğini zinde tutan bir edimdir. Dediğiniz gibi hijyen bir edebiyat aurasına doğsaydım, gene de beni şiir yazmaya yönlendiren itkiler çokça değişmeyecekti: Dilin sınırlarını zorlamak, dilin söylem ya da tahayyül alanını genişletmek ve imgelemin bir birim, bir zerre kadar bile olsa alan derinliğini arttırmaya, nihayetinde dilin yaşamını yüceltmeye çalışacaktım. Tabiî ki bahsettiğiniz gibi bir simülasyonda da hijyen faktörleri veya mutat gerçekliği değiştirmeye gayret ederdim. Şiirin görevi de varoluşu da böyledir. Lanetli bir durumdur bu… İki uçurumun birbiriyle yüzleşmesi gibidir, çelişkindir ve korkunçtur. Misal, koskoca Türk Şiiri’nin ödül almamış tek şairi Ece Ayhan’dır. Böylesi bir hakikatle ödüllendirilmiştir! Ve aslında gerçekte, kara gerçeğimizde herkes -yüksek sesle dile getirmeseler bile- şu hakikati sezer: İkinci Dünya Savaşı sonrası Türk Şiiri’nin zirve noktası Ece Ayhan’dır! Aslında, tüm bu simülasyonun dışında benim kaderimde olan biten şey şu: Söz konusu edebiyat oligarşisi -o kifayetsiz muhterisler- işi gücü bırakmış beni okurlara hatta en yakın dostlarıma bile yanlış tanıtmaya cehd ediyorlar ve sürekli yalanlar, çarpıtmalar demagojik retorikler ortaya atarak beni itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu zevatlar ölüm döşeğindeyken bile bu kötücül yöntemlere cehd ediyorlar, böylesi bir hırsın ve sinsi yöntemin kurbanı oluyorlar, tek çareleri bu! İyi ki onlara şiirlerimin imkânlarıyla saldırmamışım ve iyi ki şiirime onları bulaştırmamışım! Sıkı bir dostum bu oligarşi için şöyle demişti: “Tek amacımız onlara, o oligarşiye benzememek olmalı! Onlara benzemezsek bize yeter!” Yetiyor da… İnanın bu söylediğime, onlara benzememek bize yetiyor…

Özge Aksoy Serdaroğlu: İmgesel anlam derinliği ve tarihi gerçeklere önem veriyorsunuz. Bunun için de haliyle “sıkı” okura yazıyorsunuz. Peki, “sıkı” okurların yetişmesi onların şiire ısınması amacıyla da olsa şiirlerinizdeki alt metinleri açıklamaya çalışan bir inceleme yapılmasını ister miydiniz?

Zafer Yalçınpınar: Alan derinliği demek yerine ‘anlam derinliği’ demeniz çok hoşuma gitti. Evet, sığ sular yüzmeyi bilmeyenler içindir. Şiirlerimin imgelemi için derinlemesine bir inceleme yapılmasını ister miydim… Hem de nasıl! Çok ama çok isterdim böylesi bir çalışmayı… Biri çıksın da sorsun, Tarihinsancısı’ndaki şu şiirin şu dizesinde hangi tarihsel olayı anlatıyorsunuz, Meydansız’daki şiirlerin alt metinlerindeki toplumsal olaylar nedir, sizi etkileyen şu muydu, şu dizede şu mu anlatılıyor, Çalmayan’daki şiirlerde eleştirilen tipoloji kimdir, nasıldır, Çalmayan ne demek… Köstekbüken nedir vs… Gerçekten bunlar hakkında tek tek konuşmayı isterdim. Bu bana çok heyecan ve feyz verir. Sanırım gelecekte böyle şeyleri -kimse sormasa da- ben çeşitli vesilelerle dile getirmeye başlayacağım. Geçenlerde geri dönüp, hesaplayıp baktım da Livar adlı şiir kitabımın yayımlanışının üzerinden 10 yıl geçmiş… Biraz gevezelik, iyi olabilir günümüzün suskusunu, sessizlik suikastini dağıtmak için…

Özge Aksoy Serdaroğlu: Türkçenin sınırlarını genişletiyorsunuz; yani aslında özerk anlamlar, yeni ve farklı bağdaştırmalar, imgeler yaratıyorsunuz, bu özerk anlamlara okurunuzun erişmesi için emek harcaması gerekiyor. Sonuç olarak bu tavrınızla eleştirdiğiniz seçkinciliğe dahil olduğunuzu düşünüyor musunuz? Kelimenin Yüzü adlı sözlüğünüzü kendi poetikanız bağlamında genişletmek ister misiniz?

Zafer Yalçınpınar: Seçkincilik eleştirinize katılmıyorum. Bakın, açıkça söyleyeyim: Ben iyi, yüce, ayrıksı ya da seçkin bir şair değilim. Daha doğrusu, günümüzdeki şairane konvansiyona -hele de bugünlerde ödül alanları, öne çıkan şairleri filan düşününce- iyi bir örnek değilim. Yani onlar iyiyse ben kötüyüm. Onların tam karşısındayım, bu vasatî yapının tam karşısındayım. 40-50 yıl öncesini düşünün; ‘ortalama zekâ’ diye bir şey yoktu. Popülizm yoktu, hızlı tüketim malları pazarı ve dergileri yoktu, şiir yazmaya çalışan yapay zekâ algoritmaları yoktu. Fakat gökyüzü vardı. Hâlâ da var. Bunca imkâna ve teknolojiye rağmen kimse Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan daha başarılı bir şekilde gökyüzünü imleyemedi, hiçbir bilgisayar mühendisi, mekatronik uzmanı ya da kendini yenileyen yapay zekâ algoritması göğün şiirini yazamadı. İlhan Berk bir kitabında şöyle der: “Ağaçlardan arkadaşlarım oldu. Hâlâ da var.” Bundan 40-50 yıl önce hakikatin tezahürüyle aranıza giren bugünkü gibi trilyonlarca retorik, teknoloji, marka, reklâm, kalite söylemi veya gösteri arsızlığı yoktu. Göstergeler tecavüzünün, kavram karmaşasının ya da saldırısının içerisinde yaşamaya çalışıyoruz. Dahası yaşamı ‘şiirlemeye’ çalışıyoruz. Bugün, sıkı şair dediğimiz tipoloji okumak, araştırmak, sezmek, anlamak, bilmek ve nihayetinde şiirini ve okurunu geliştirmek, hakikatin tezahürünü dile getirmek zorunda… Şiir her yerdedir, tamam, ama aynı zamanda şiir her yer ve her şeyle gizlenmiştir de! Ve şairin görevi onu bulmak, dile getirmektir. Bugün -şiir yazan biri olarak- hakikate ulaşmak için, dilin özündeki biricikliğin suretini imlemek, tini, tözü içselleştirmek ve ona felsefi bir önerme katmak, yani ‘şiirlemek’ için çok büyük bir emek vermelisiniz. Ateşin kendisiyle yanması gibidir bu emek… Bir yalımın diğerinden ayrılması ve aynı zamanda kendisiyle birleşmesidir bu gayret… Eh, okur da bunca emeğe, felsefeye, tarihe ve acıya karşın birazcık gayret etsin. Ayrıca şöyle bir şey de var: Ben okurdan uzay mekiği icat etmesini ya da çift katmanlı integral çözmesini beklemiyorum. Yazdığım şiirler de Marslılar’ın alfabesiyle, başka dünyalardan bir kriptoyla filan yazılmıyor. Bildiğiniz kelimeler, bildiğiniz harfler yahu! Okurun, sıkı şiir okurunun azıcık ‘gözü açık’ olsun, okur azıcık ‘anlam arayışı’ içinde ve araştırıcı olsun, azıcık ‘külyutmaz’ olsun bana da şiirlerime de yeter. İnanınız ki çok bir şey istemiyorum.

 


Zafer Yalçınpınar

 

Özge Aksoy Serdaroğlu: Şiirin kadim yurdu Doğu’dan da okumalar yapıyor musunuz?

Zafer Yalçınpınar: Farkında değilsiniz -belki de farkındasınızdır, bilemiyorum- ama “Göğe bakıyor musun?” ya da “Sessizlik nerede?” diye soruyorsunuz… Sırf inat olsun diye Ortadoğu’dan, Anadolu beşiğinden ya da İran’dan okuduğum mutasavvıfların, erdemli insanların külliyatını saymayacağım! O gençlik, yani o hazine bende kalsın… Bir de, aklıma bir soru geliyor: “Oruç Aruoba doğulu mu batılı mı?” Japon şiirinin taşıdığı tini ve biçemleri çok seviyorum. Japon şiirinde en sevdiğim şair Koyabaşi İssa… Doğu olarak kabul eder misiniz bilmem ama Latin Amerika şairlerini ve yazarlarını -ve gene doğu olarak kabul eder misiniz bilmem ama- siyahî ozanları, caz ve blues betiklerini hem müzikal hem de poetik olarak çok önemsiyorum ve takip ediyorum. Yeni, bugünden olanları da…

Özge Aksoy Serdaroğlu: Okurlarınızın şiirlerinizi okuduktan sonra siyasi görüşünüze dair fikir sahibi olup olmadığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zafer Yalçınpınar: Bilemiyorum… Benim olanaklı, tutarlı, hakkaniyetli ve insani bulduğum tek siyasi görüşün partisi Türkiye’de yıllardır 60-70.000 kişinin üzerinde oy alamadı. Aslında, siyaset pek bana göre değil sanırım. Adaletin bin yıldır olmadığı bir yerde hukuk nutukları çekemem, adalet satamam, örneğin… Üretimin ve insan haklarının olmadığı bir yerde kalkınma ekonomisi retorikleriyle insanları kandıramam. Sonuçta siyaset bana göre değil. O kadar yalanın ve yalancının içerisinde herhalde birkaç dakikada ölürüm ben! Bu durumda mezar taşıma şöyle yazarsınız: “Zafer Yalçınpınar… Parasızlıktan, işsizlikten, kanserden, solunum yetmezliğinden veya kalp krizinden filan değil bildiğiniz yalandan, yoğun yalan zehirlenmesinden öldü!”

Özge Aksoy Serdaroğlu: Sizce bir şair döneminin güdümlü edebiyatını yapmadığı için ya da güdümlü edebiyat yapanlara karşı çıkan bir edebiyat yapmadığı için apolitik bir şair olarak da değerlendirilebilir mi? Değerlendirilebilirse neden? Değerlendirilemezse neden?

Zafer Yalçınpınar: Bu sorunuza çok berrak bir cevap vermek istiyorum. Eğer neo-liberal odaklar bir şairi ‘kullanışlı ahmak’ olarak görüp ondan faydalanmak istiyorlarsa, ellerindeki en işlevsel enstrüman güdümlü edebiyat ve ödüllendirme sistematiğidir. Bu sistematiği anlamak ve ondan kaçınmak gerekir. Neo-liberalizmin kısa ve yakın tarihinden şunu biliyoruz; Şili’den günümüze neo-liberal odaklar önce kullanışlı ahmaklar ve kifayetsiz muhterisler bulur, onlara olmayan potansiyeller etiketler, onları ödüllendirir, söylemsel alanda onlardan faydalanır, sonunda da onları terk eder! Bugün Türkiye’ye yatırımcı veya girişimci olarak gelen kültürel sermaye odaklarının ve düşünce kuruluşlarının stratejik olarak ilk planladığı kritik konu şudur: “Türkiye’den ne zaman ve nasıl çıkacağız!”

Özge Aksoy Serdaroğlu: “Ampirik olanla ahlaki olan arasındaki ayrım, gerçek ile kurmaca arasındaki farkla aynı değildir.” Eagleton’ın bu sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zafer Yalçınpınar: Terry Eagleton’ın ifade ettiği bu analojik söylem, içinde bulunduğumuz çevrimsel coğrafyanın niteliklerine dair bir özüt içermiyor. Ben şunu görüyorum: Dünya genelinde yapısalcı analiz zayıflıyor, post-yapısalcı veya eklektik eleştiriler güçleniyor. Dolayısıyla, Eagleton’ın analojik yöntemi de yavaş yavaş anlamını yitiriyor. Şiir ve dil, yeni bir zihinsellikten geçmekle, yeni bir zihinselliğin oluşumuyla, poetikaya yeni imkânlar katmakla yükümlü… Bilişsel bir yenileşim sürecinin içerisindeyiz. Bu yük, üzerinde yaşadığımız coğrafyada çok ağırdır. Bu coğrafyada şiir… sefalet, kan ve gözyaşıyla yazılmıştır. Eagleton’ın ‘farkların benzeşimi, ayrışımı’ yönündeki ikinci dereceden, türev yapısalcı analizleri bu coğrafyanın hakikatini anlatmakta tutarsız kalıyor olabilir. En azından şiirde, şiir türü için…

KASIM 2017


Hamişler/Adresler:

1/ Zafer Yalçınpınar’ın 2006-2017 yılları arasında gerçekleştirdiği tüm söyleşiler http://bit.ly/dilinkemigi adresinde yer alıyor.

2/ Yalçınpınar’ın yayımlanan tüm kitaplarının pdf biçemine http://zaferyalcinpinar.info adresinden, tüm şiirlerine ise http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz. Zafer Yalçınpınar kimdir? sorusunun cevabı da şurada; http://bit.ly/zykimdir

3/ İyi okumalar dileriz.

Kas
16
2017
--

Efemera: “İlk kez… Göğe Bakma Durağı” (Turgut Uyar, Yeditepe Dergisi, 1 Mayıs 1956)


“Turgut Uyar’ın ‘Göğe Bakma Durağı’ adlı efsanevi şiiri, ilk kez Yeditepe Dergisi’nin 1 Mayıs 1956 tarihli 106. sayısının 2. sayfasında yayımlanmıştır. (Göğe Bakma Durağı, -ilk ke yayımlanışının üç yıl sonrasında -1959 yılında Açık Oturum Yayınları tarafından yayımlanan “Dünyanın En Güzel Arabistanı” adlı şiir kitabına girmiştir.) Yeditepe Dergisi’nin 1956 yılındaki söz konusu 106. sayısı -Sait Faik’in ölüm yıldönümüne denk gelen bir Mayıs ayı olması sebebiyle- ağırlıklı olarak Sait Faik’i anma yazılarıyla yüklüdür ve aşağıdaki kupürden görüldüğü üzere Orhan Veli, o yıllarda ‘yeni şiir’in temsilcisi olarak kabul edilmektedir…” (Z. Yalçınpınar)


Yeditepe Dergisi, 1 Mayıs 1956, Sayı: 106


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Turgut Uyar başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/?s=turgut+uyar adresinden, “Yeditepe Dergisi ve Yayınevi” ilgilerine ise http://evvel.org/ilgi/yeditepe-dergisi ulaşabilirsiniz.

Kas
16
2017
--
Kas
15
2017
--

Dilin Kemiği Yoktur: “Konuşmalar/Söyleşiler 2006-2017” (Zafer Yalçınpınar)

“2006’dan günümüze 80 (A4) sayfa kadar konuşmuşum.
Dil, edebiyat ve şiire dair tüm meramım bu dokümandan okunabilir…” (Zy)

Okumak için: http://bit.ly/dilinkemigi

 


Hamiş: Yalçınpınar’ın yayımlanan tüm kitaplarına ve poetika çalışmalarına -pdf dosyası biçeminde- http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz. Zafer Yalçınpınar kimdir? sorusunun cevabı da şurada; http://bit.ly/zykimdir

Kas
14
2017
--

“İstanbul Kitap Fuarı neden İstanbul’da değil?” (Orhan Gökdemir)

Orhan Gökdemir, TÜYAP Kitap Fuarı’na ve konumuna dair sıkı bir eleştiri yazısı kaleme almış… Yazının tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/yasli-bir-cahilin-fuar-anilari-217031 adresinden ulaşabilirsiniz.


Kas
14
2017
--

UPAS

 

UPAS

bana gel
ceza olarak gel
bana gel bana yakınsa
tüm zamanların sınavı bende

yaklaştıkça benimle öl
sayısız kez öldün işte
benden gidemezsin artık
gidemez kimse

Zafer Yalçınpınar
Kasım 2017


Hamiş: Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine ve şiir kitaplarına http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
14
2017
--

EVV3L İlgileri İndeksi 10 Yaşında!


Efemeratik edebiyat, sıkı şiir ve araştırmacısı için 2007 yılından günümüze…
11 başlık altında yaklaşık 700 küsur maddeden oluşan “EVV3L İlgileri İndeksi”
10. yılını kutluyor! İndekse http://bit.ly/evvelindeksi adresinden ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar, bulgular ve çıkarımlar dilerim.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar


Hamiş: EVV3L ilgileri toplamda 30 başlık altında yaklaşık 3900 küsur maddeden oluşuyor… İşbu anakütleden sadece 11 başlık-700 küsur maddeyi indeksleyebilmişim.

Kas
13
2017
--

Yeni Dergi: KAFAGÖZ, ŞiirSanat, #1


“burada kavramsal zorlatma, aforizmalı çığırtkanlık,
mânasız ikrâr veya vizyonsuz işletmeci bulamayacaksınız.

kafagöz: balonsuz hava sahası”


KAFAGÖZ, ŞiirSanat Dergisi, #1, Kasım 2017
http://twitter.com/kafagozsiir
http://instagram.com/kafagozdergi


Kas
13
2017
--

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nden YKY’na Açık Mektup (Son Güncelleme: 17 Kasım 2017)

“NHKM, Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık A. Ş. Yönetim Kurulu’na ve Nâzım Hikmet’in vârislerine hitaben bir açık mektup yayımladı. Mektupta, “Nâzım Hikmet’in Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” romanının 25 yerde sansürlü olarak yayımlanmasının sürdürüldüğü vurgulanarak, Nâzım’ın romanının uzun yıllardır sansürlenerek yayımlanmasının sürdürülmesi konusunda bir açıklama yapılması ve sürdürülmekte olan sansürcü yayıncılığa derhal son verilmesi istendi.”(12 Kasım 2017)

Mektubun tam metnini http://haber.sol.org.tr/toplum/nazim-hikmet-kultur-merkezinden-acik-mektup-216816 adresinden okuyabilirsiniz.


Güncelleme: YKY’nın 17 Kasım 2017 tarihli Kamuoyu Açıklaması aşağıdadır.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
08
2017
--

Sergi: “Sert Zeminde İdman” (Elif Yıldız)


“Sert Zeminde İdman”, Elif Yıldız
14 Kasım – 9 Aralık 2017 / ARTE SANAT
Mutlukent Mah. Hekimköy Sit. 1920. Cad. No: 59
Çayyolu / ANKARA

Bkz: http://artesanat.org/sergi-18.html



“Sert Zeminde İdman”, Elif Yıldız
14 Kasım – 9 Aralık 2017 / ARTE SANAT
Mutlukent Mah. Hekimköy Sit. 1920. Cad. No: 59
Çayyolu / ANKARA

Bkz: http://artesanat.org/sergi-18.html


Kas
07
2017
--

“Gerçekliğin uysal noterlerine karşı…” (Giovanni Papini)

(…)
Aşırı anarşik, insanlara ve dogmalara açık seçik saygısızlık besleyen bu ruh hâli geçmişe, sabit, şanlı, disipline ve düzene sokulmuş olana karşı bir tepki değildiyse neydi peki? Çılgınlığa ve absürde olan tutkum banalliğe, sıradanlığa, iyi niyete ve ortak hislere duyulan bir tiksinti değildiyse neydi? Peki ya etik kuralları, iyi terbiyeyi, popüler idolleri, bilgece metotları ve burjuva değerlerini küçümseyişim, lanet olası ve değişmez olguya, tüm ilişkilere, tüm bağlara ve tüm inançlara duyulan bıkkınlık değildiyse neydi?

Ben pozitivizme karşı, pozitivistler yalnızca gerçekliğin uysal noterleri olduklarını iddia ettikleri için savaşıyordum; idealizmle hararetleniyor ve onu, o her şeyi ruha verme ve bedensel var oluştan dahi şüphe duyma hâli tuhaflık ve paradoks koktuğu için uç noktalara taşıyordum. Şimdiye duyduğum nefret yüzünden birkaç ölü dâhiye sığınıyordum; var olana duyduğum nefret yüzünden kendimi hayallere bırakıyordum; insana duyduğum nefret yüzünden doğanın yalnızlığını ve bitkilerin sessiz dostluğunu arıyordum. O zamanlardaki favori kelimem özgürlük idi. Ondan ve bundan; şimdiden ve sonradan, buradan ve oradan özgür olmak: Her şeyden özgür olmak.
(…)

Giovanni Papini
“Bitik Adam”, Çev: Sinem Carnabuci, Monokl Yay., 2012, s. 113-114

Kas
03
2017
--

imgelemin özgürleşmesi için bir ‘Livar’ ve imzası…


2011 yılında Kadıköy Görme Engelliler Kütüphanesi için Livar‘dan imzalamışım. EVV3L’in dostlarından Gözde Eldemir, geçenlerde işbu imzalı nüshayla karşılaşmış ve imzalı sayfanın görüntüsünü bana gönderdi. O günkü ithafım ve yazdıklarım çok hoşuma gitti ve Livar’ın 10. yılı kapsamında EVV3L’in tüm dost ve takipçileriyle paylaşmak istedim… (Zy)


Hamiş: Livar’ın tam metnini pdf dosyası biçeminde- http://bit.ly/livar2007 adresinden okuyabilirsiniz. Yalçınpınar’ın tüm şiir kitaplarına ve poetika çalışmaları http://zaferyalcinpinar.info adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
02
2017
--

Yelken Dergisi, Sait Faik Müzesi’nde..

Yelken Dergisi‘nin 1963’te yayımlanan 79. sayısında Sait Faik’in “Bir Zamanlar” adlı şiirinin eski Türkçe bir elyazması bulunuyor. (Bu şiir, Sait Faik’in ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiir kitaplarının tüm baskılarında yer almaktadır.) 2014 yılında vefat eden Rasih Nuri İleri‘nin Sait Faik’e ilişkin çok önemli birkaç anısını da kapsayan işbu dergiyi Burgazada Sait Faik Müzesi‘ne armağan ettim. Bu paylaşıma vesile olan Gürkan Şakrak‘a ve Burgazada Sait Faik Müzesi yöneticilerine minnettarım.

Yelken Dergisi’ni ve söz konusu buluntuyu http://bit.ly/saitfaikyelken adresinden inceleyebilirsiniz.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar


Önemli Bir Not: Önümüzdeki günlerde, Sait Faik Araştırma Atölyesi kapsamında Sait Faik’in şiirlerine dair gerçekleştirdiğimiz çalışmalar ile elde ettiğimiz sonuçları bütünleyen bir yazı kaleme alacağım ve paylaşacağım.


İncelemek için; http://bit.ly/saitfaikyelken


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
02
2017
--

Çeviri/Şiir: “Yazmak Hazzı” (Wislawa Szymborska)

Nereye koşuyor yazdığım ormanın içinde, şu yazdığım ceylan?
İçmek için mi şu yazdığım suyu
burnunun karbon kağıdı gibi kopyasını çıkaran?
Neden başını kaldırıyor, bir şey mi duydu?
Gerçek hayattan ödünç alınan dört ayağının üstünde
doğrulmuş, kulaklarını dikiyor arasında parmaklarımın.
Sessizlik, evet, bu sözcük bile hışırdıyor kağıdın üzerinde
ve aralıyor “orman” kelimesinden doğup çatallanan dalları.

İşte ellerinden asla kurtulamayacağı
kötü eşleştirilmiş harfler, izini süren cümleler,
beyaz sayfanın üzerinde pusuya yatmış
üzerine atılmak için yolunu gözlemekteler.

Epey nişan almış avcı bulunur bir damla mürekkepte,
bir gözlerini kapatmış beklerler, elleri tetikte
doğrultulan kalemin ucundan dökülmek için,
ceylanın etrafına mevzilenip ateş etmek isteğiyle.

Bunun hayat olmadığını unutuyorlar ama.
Başka kanunlar işler burada, beyaz üzerine kara.
Bir göz açıp kapamak yalnızca benim istediğim kadar sürer
ve sayısız kurşunun havada durup beklediği
küçük sonsuzluklara bölünebilir bu süre.
Ben olur demeden asla bir şey olmaz burada.
Tek bir yaprak bile düşmez benim isteğim dışında,
tek bir tutam ot bile ezilmez bir toynağın altında.

Kaderini benim belirlediğim bir dünya da var o zaman?
İşaretlerden zincirlerle bağladığım bir zaman da var?
Benim buyruklarımla işleyen sınırsız bir hayat da var?

İşte yazmak hazzı.
Kalıcı yapma şansı.
Ölümlü bir elin intikamı.

Wislawa Szymborska, 1967
Çeviren: Bülent Kale, newalaqasaba, Ekim 2017


Bkz: https://newalaqasaba.wordpress.com/2017/10/31/bir-siir-yazmak-hazzi-wislawa-szymborska/


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları”na http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com