Eyl
18
2007
0

Bu arzu edilen bir durum olmaz…

 

(…)

Bir de ikinci bir arzunuz, yani beni ziyaret etme arzunuz var. Bu ziyareti gerçekleştirmek istediğiniz takdirde, evimin kapısında üzerinde aşağıdaki metin yazılı bir pusula bulacaksınız:

Meng Hsia’nın sözleri:

Bir insan yaşlandıktan ve kendine düşenleri yaptıktan sonra yapacağı bir şey daha kalıyor ki, o da huzur içinde ölümle dostluk kurmaktır. Onun artık insanlara ihtiyacı yoktur. Çünkü artık onları tanıyor ve yeterince de görmüştür. Onun ihtiyaç duyduğu tek şey huzurdur. Böyle birini ziyaret etmek, ona hitap etmek, onu gevezelik ederek rahatsız etmek yakışık almaz. Onun evinin kapısından hiç kimsenin ikâmetgahı değilmiş gibi geçmek daha yakışık alır.

Bu sözleri okuduktan sonra nasıl davranacağınızı bilmiyorum. Diyelim ki, olağanüstü ince ruhlu bir insansınız, bu takdirde bu Çin sözlerinin ne bir latife olduklarını ne de edebi kültürünüze hitap ettiklerini fark edeceksiniz; onları doğru olarak anlayacaksınız. Tabii ki, sadece yakarışlı bir rica olarak değil, aynı zamanda bir ziyaretçi kitlesinin kalabalıklarına ve saçmalıklarına karşı bir ikaz ve daha insani bir dünyadan bir jest olarak da. Bütün bunlardan sonra ziyaretinizden vazgeçmeniz gerektiği sonucunu çıkaracaksınız. Fakat tahminim, sizin de o dirayetli kafalarına soktukları şeylerden nazik işaretlerle bir türlü vazgeçmeyen diğer ziyaretçilerimin ¾’ü gibi davranacağınızdan yanadır. Böylece zile basacak ve gerçekten evde isem, hizmetçi kız tarafından oturma salonuna götürüleceksiniz. Sonra karşılıklı oturacağız ve ikimiz de başlarımızı önümüze eğip mahcup bir şekilde yere bakacağız. İşte o zaman boşboğazlık ve boşboğazlıkları dinlemek hakkındaki sözleri ne kadar ciddiye aldığımı hemen anlayacaksınız. Öyle inanıyorum ki, bu ne sizin için ne de benim için arzu edilen bir durum olmaz.

Herman Hesse’nin Mektupları,

Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Ağu
23
2007
1

İtiraf ettiler…

(…)Kitapçılar vitrinlerini bugün kapışılan, yarın ise çöplüğe atılan moda olmuş şeylerle dolduruyorlar. (…) Modada en büyük otoriteler bile etkilerini çabukça kaybederler. Şiir ise kalıcıdır. Bunun örneklerini hatırlıyorum. Yüzyıllardan ve daha uzun zamanlardan beri sürekli olarak yanlış anlaşılan ve buna rağmen unutulmayıp devamlı olarak ateşli on ya da yüz kalpte yaşamaya ve yanmaya devam eden çok eski şairlerden söz etmek istemiyorum. Bugün artık yaşlı biri olan, dünya çapında isim yapmış, yayınevlerinin büyük ölçüde takdirini kazanmış ve kitapları defalarca basulmış bir Knut Hamsun’u örnek olarak gösterebilirim. Aynı Hamsun en içten ve en güzel kitaplarını yazdığı zamanlarda ümit vaat etmeyen yersiz yurtsuz biriydi. Ayaklarında doğru dürüst bir ayakkabı yoktu ve pantolonunda yamalar vardı. Biz delikanlılar o vakitler ona sahip çıktığımızda ve ona olan hayranlığımızı belirttiğimizde bize gülünüyor ve sözümüz dinlenmiyordu. Şimdi ise, devir onun devridir. Yani, tembel zihinler otuz yıl boyunca bildiğimiz yolda nihayet onun akımını alarak titreştiler ve kahrolası canlı bir şeyle ilişki içine girdiklerini itiraf ettiler. (…)

Herman Hesse’nin Mektupları,

Çev: Dr. Battal İnandı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s.12,13

Ağu
22
2007
0

SIĞIR

Dağ gibi yapıları gördükçe beş kat on kat

şaşırıyor şaşırmasın mı

ne gördüyse burada gördü

ırgat pazarına her sabah gidip dikiliyor

bulursa yol kazacak harç çekecek hani iş

hamama gidecek hamamcı olursa hani para

boş geziyor şimdilik yaz günü ortalık günlük güneşlik

köylüleriyle yatıyor odaları var ortaklaşa

sığır diyor adamın biri

arabanın önüne çıkıyor ezilecek,

babana rahmet sığır size göre düpedüz sığır

İstanbul kaldırımı bunlarla dolu

sığırlar geliyor bayanlar baylar dokunmasın

dokunmasın yağlı boya

 

Oktay Rifat,

Koca Bir Yaz, Adam Yayınları, 2. Baskı 1991, s.70

Ayrıca, bkz: https://groups.google.com/group/pustahali/browse_thread/thread/6c506f8db2c9815f/038c494f22c04355#038c494f22c04355

Ağu
13
2007
0

“Şiirim Nasıldır?” ya da “Ön-Akort”

Şiirimin gövdesini, köklerini, geleneğini veya benzeri bütünsel genellemeleri bir kenara bırakmalıyız, boş vermeliyiz. Çünkü şiirimdeki ayrıntılar ve yan anlam salınımları gövdenin bütününden çok daha büyük ve önemlidir. Ben şiirde belirleyici olanın “ayrıntının ayrıntısı”nda (1) gizlendiğine, yuvalandığına inanıyorum. Örneğin, Titanik’in batmasının sebebi denizcilik, gözetleme, morfoloji, kaptanlık hataları ya da buzdağının büyüklüğü değildi. Onun batışının asıl sebebi, gövdesindeki demir ve çelik perçinlerin dökümündeki yanlış metalürjidir. Titanik’in batışı ayrıntıda gizlidir, isteyenler araştırabilir.

Gövde ve bütünsellik, ortalama zekâ(2) tarafından işgal edilip, yıkılıp, sömürülüp bana ait olmayan bir sığ algıya tıkıştırılacağı için fazlaca önemli değildir. Günümüz sanatı bu algı uzlaşmasına, düzeltmesine ya da geribildirimine maruz kalmak gibi bir bağımlılık içindedir ve bu çeşit ölümcül hatalar nedeniyle debelenerek, “bata çıka” ilerliyordur. Bu yüzden şiirimin gövdesini, bütününü umursamıyorum; ben, aslında, şiirimin motorları durunca onu taşıyacak gizli yelkenlerin büyüklüğüne ve sağlamlığına bakıyorum, bu gizi önemsiyorum, bunu kurdum. Gizli yelkeni gövdeye bağlayan direklerin (ayrıntıların, tuşelerin) uzunluğuna ve direkle yelken arasındaki makaraların düzgün, etkin çalışıp çalışmadığına (ayrıntıların, tuşelerin niteliğine, eczasına) bakıyorum. Bir “şiir yazarı” (3) olarak, şiirimin hangi rüzgârla nereye gidebileceğine, hangi rüzgâra ne kadar dayanacağına karar vermek benim birincil görevimdir. Şiirimde bulunan ikincil öğeler ise mayınlardır. Benim şiirimde sığlıklara, sığ insanlara karşı mayınlar vardır. Şiirimin tözünü bulduğunu (yakaladığını) zanneden ve şiirimi çürütmek için elinden geleni yapmaya hazır “eğretileme keli” eleştirmenler, ikincil öğelerin üzerine giderek o mayınlardan elini eteğini çekemeyecek kadar tehlikeli bir konuma düşmüşler ve “berber muhabbeti” benzeri yarım yamalak (ve yarım ağızla) bir şeyler söylemek zorunda kalmışlardır.

Ece Ayhan’ın poetikasına baktığımızda şöyle bir ilkeyle karşılaşırız: “İktidarın tezgâh altında gizlenen” ve buna karşın “bağımsızlık üzerine kurgulanan” dizgelerde, dizelerde değişik eczalar veya farklı kırılımlar yaratmak…” Benim derdim ise bütün bütün böyle değil. Benim derdim “şiirimin gizli yelkenleri yeterince sağlam mı ve mayınlar doğru yerde mi?” sorusudur. Ece’nin şiiri pusuda yatar -ki amacı da, yöntemi de budur- ancak benim şiirim ise gizli ve kara yelkenler açar… Benim şiirim, ışığını kaybetmiş bir madencinin yedekte bulunan ufak bir tornavidayı kullanarak, yoluna kara, akkor bir heyecan içinde kör adımlarıyla devam etmesidir. Bununla birlikte, şu söyleyeceğim de sıkı bir ilkedir : “Tipolojiyi bilen kazanır.” (4)

Tüm bu imgesel açıklamalar şiirimin nasıl olduğunu sezmenizi sağlayacaktır. Ancak bunlar şiirimin ne olduğunu göstermez. Çoğu şairin şiirinde yapamadığı, yoklayamadığı şeyleri bir “şiir yazarı” olarak deniyorum ben: Tipolojinin ve duygudurumların tuşelerini, saklı tınılarını sezdirmek, üstelik bunu da bir eskrim inceliğinde yapmak… Şiir bir tipolojiyi verebilecek beceride kurulmalıdır. Şiirimdeki imgecilik, lirizm, dizge, biçem, iş, şu, bu, her şey… yukarıda bahsettiğim şeyi dışsal olarak, ikincil olarak desteklemelidir, destekler de. Şimdi, beni ve şiiri eleştirmek “heves”iyle ortaya çıkışan o ufak, böcek sürüsü benzeri çetesel cemaatlerin (kendi aralarında kurdukları bağımlılıklar, süreçler, çelişkiler ve ilişkiler nedeniyle özgürlüğünü kaybeden o zevatların) düşüncelerini tekrardan akort etmeleri gerekiyor. Ve evet, düşüncelerin de tınısı vardır. Bundan eminim.

——————-

1-Duygudurum tınılarından ve bunlara ilişkin tuşelerden, eskrim inceliğinden ve çeviklikten bahsediyorum.

2-Modern Cehalet, Yeni Sinsiyet ve Eskimiş Köylü Kurnazlığı

3-Ben şair değilim.Ben bir “şiir yazarı”yım.

4-Ece Ayhan

13 Ağustos 2007

Zafer Yalçınpınar

Ağu
11
2007
0

Küçük Çeteler

“Halka doğruyu söyleme iddiasında olanlar, onlara güncel başarılar sağlayacak küçük hesaplar peşinde koşarlarsa önce halkın karşısında saygınlıklarını yitirirler. Sanatçının vazgeçilmez bir tutkusu saydığım özgürlüğü, böyle küçük çeteler içinde yitirmeyi hiç anlamıyorum.”

Oğuz Atay

Ağu
11
2007
0

Görsel İş: Görülmüştür…

Yukarıdaki görsel iş Yıldız Üniversitesi-Mimarlık Fakültesi’nin 3. katındaki bir duvarda “görülmüştür”…

Ağu
03
2007
0

sizi tutukluyorum

(…) Asansörün aynalı kabini, içindeki iki Korotkov’la birlikte aşağıya inmeye başladı. İlki, asıl Korotkov, ikinci Korotkov’u kabinin aynasında bırakarak tek başına serin koridora yöneldi. Orada epey şişman ve pembe bir adam, Korotkov’u şu sözlerle karşıladı. “Gerçekten de mükemmel, sizi tutukluyorum.” 

Mihail Bulgakov,

Şeytanî, Çev: Osman Çakmakçı, Salyangoz Yayınları Simsiyah Dizisi , s.92

 

Tem
16
2007
0

Kırmızı Çaydanlık

GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU

Kırmızı Çaydanlık, 2003

Tem
16
2007
0

Kırmızı Suratlı Adamlar…

Ellerinde ve ceplerinde şarap şişeleri taşıyan, kırmızı suratlı adamlarmış bunlar; yürürken ikide bir durup kavga edercesine ateşli ateşli konuşuyor, konuşurken de ellerini kollarını sallayarak sürekli şehri gösteriyorlarmış. Hatta, hep birlikte dönüp bakıyorlarmış şehre doğru. Kimi zaman birbirlerine tutunup abartılı bir nezaketle hafifçe hafifçe öne eğilerek, kimi zaman kendi varlıklarının dışında kalan her şeye meydan okurcasına ısrarla geriye kaykılarak, kimi zaman da tıpkı ipi kopmuş kuklalar gibi komik ve acınası bir şekilde iki yana sallanarak bakıyorlarmış. Nasıl bakacaklarını bilemiyorlarmış sanki. Ya da, bir şehre bakmanın kaç türlü yolu varsa hepsini baştan sona deneyip kendilerine uygun olanı bulmaya çalışıyorlarmış.

(…)

Böyle alelacele içince, çok geçmeden suratları kırmızıdan da kırmızı olmuş tabiî. Hem de öyle kırmızı olmuş ki, sonunda içlerinden biri bu rengin ağırlığına daha fazla dayanamayıp yerinden fırlamış ve gözlerini kısarak şehre doğru kıpkırmızı bir sesle uzun süre küfretmiş. Midesinde, ruhunda ve aklında ne kadar kırmızı varsa, bir hamlede hepsini kusmuş sanki.

Hasan Ali Toptaş

Uykuların Doğusu, Doğan Kitap, s.s. 39 – 40

 

Tem
15
2007
1

Ali Enver Ercan kimdir?

Yukarıdaki fotoğraf Enver Ercan’ın “Eksik Yaşam” adlı çok eski bir şiir kitabının (belki de ilk şiir kitabının) arka kapağıdır. Arka kapakta Enver Ercan’ın fotoğrafının altında bir de özgeçmişi var:

“1958’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken bazı nedenlerden dolayı okulu bırakmak zorunda kaldı. Şimdi bir şirkette satış elemanı olarak yaşam savaşını sürdürüyor.”

Enver Ercan, yaşam savaşını şu an Varlık Dergisi’nin editörü, Yasakmeyve ve Komşu Yayınları’nın sahibi ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın başkanı olarak sürdürüyor.

Ayrıca Bakınız:

TYS Askısı:

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=284

Ali Enver Ercan dersini almamış;

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=280

TYS, bir halay takımının çalgısı olmamalıdır; https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=264

Hz. Müptezel ile ikinci karşılaşma;

https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=261

Tem
11
2007
1

Görsel İş: Ece Ayhan Yaşıyor!

 

Zafer Yalçınpınar-12 Temmuz 2007

Tem
11
2007
0

12 Temmuz 2007, Ece Ayhan’ın Ölümünün 5. Yıldönümüdür.

(…)’Çok Eski Adıyladır’ gerçekten de benim 40’a yakın insan yılını bulan yazı yaşamımda varabileceğim en yetkin ve en sıkı kitabımdır; ve tabii en karamsarı da!(Karanlık! Da, aynı zamanda.) Alt adı, ‘meclislikler’dir.(Meclislik, bir minyatürde, figürlerin istifidir.) (…) Ben en güzel, en yetkin… filan diyorum ama ‘Çok Eski Adıyladır’ kitabı 6 yıldır Adam Yayınları’nda ancak 300-400 kadar sattı, kalanı da hiç kıpırdamadan olduğu gibi duruyormuş.(…) Yazdıklarım bin yıllık algı ortalamasının çok altında da olabilir bakın, hepten başarısız da. Ama, sorarım; yeni bir sözdizimi ve yeni bir dilbilgisi neden böyle batırılır? Batırılıyor? Kimsenin aklına nedense benim yüzmeyi derin yerde öğrendiğim, ve çırılçıplak yüzdüğümüz gelmiyor!(…) ‘Çok Eski Adıyladır’ için, aynı zamanda karamsardır da dedim, hem de koyusu ve zifiri. Böylesi bir ‘topluluk’ta, uçsuz bucaksız bu ‘kötülük dayanışması’ ortamında karamsar olunmaz da, ne olunur bilemem. Ama benim karanlığımın rengi akkor’dur, o ayrı.

Ece Ayhan – Şiirin Bir Altın Çağı, Yky,1993, s.137

12 Temmuz 2007, Ece Ayhan Çağlar’ın ölüm yıldönümüdür. Ece Ayhan Çağlar toprağın altına girdikten sonra Dünya, Güneş’in etrafında yaklaşık 5 kez dönmüştür.

Ece Ayhan için ayağa kalkarak şiirler:

YILANKAVİ:   https://zaferyalcinpinar.com/s39.html

ECEDİR:         https://zaferyalcinpinar.com/s18.html

Tem
07
2007
0

Philipp Hotz’un Büyük Öfkesi

 

(Oda boştur. HOTZ girer, yüzü öfkeden sol­muş, üstünde önü açık bir yağmurluk, küçük bir el çantasını yerleştirir.)

HOTZ. Bak, haberin olsun, çantamı yerleştiriyo­rum. Gömlek, diş fırçası, pijama. Geri kalanları nasıl olsa yabancılar lejyonundan verirler. (Bir kadın hıçkırığı duyulur.)

Elimden geldiği kadar acele ediyorum. Merak etme! işim biter bitmez çıkaracağım seni dolaptan  (El çantasını kapatır.) Bak, çantamı hazırladım bile. (El çantasını hazır durumda kenara koyar.) Şimdi yalnız evi yakıp yıkmak kaldı –(Nereden bağlıyacağını kestirmek için çevresine bakınır, perdelerden birini çe­kip koparır, buruşturup der-top eder; sonra – sanki buruşturduğu perdeyi görüp de uyan­mış gibi – ön sahneye iner.)

HOTZ. Biliyorum, bayanlar, baylar, sizler de he­piniz karımdan yanasınız. Evet. Sizler de (biliyorum!) evliliğin devam edebileceğine ina­nıyorsunuz. (Bir sigara çıkarır.) Heyecanlandığım’ filân yok. (Sigarasını içer.) Bilmem, ba­yanlar, baylar, Dorli size neler söyledi –

(Telefon çalar.) Özür dilerim! (Telefonu alır, konuşur.) Bir dakika, lütfen. (Telefonu bırakır, yine ön sah­neye iner.) Eğer sizler de, bayanlar, baylar, Ömründe Dorli’yle hiç evlenmemiş olan herkes gibi, bizim barış yargıcıyla aynı fikirdeyseniz, hani bir kere daha denemeliymişiz, böyle bi­zim gibi değerli iki insan, ya da barış yargı­cının sık sık söylediği gibi, son adıma atma­dan bir kere daha düşünmeliymişiz — (Tele­fonu açık bıraktığı aklına gelir.) Bir dakika…s.(7-9)

 

Max Frisch

Philipp Hotz’un Büyük Öfkesi, Çev: Hasan Kuruyazıcı, De Yayınları, 1964

Haz
28
2007
0

Yeni Görsel İşler…

Zafer Yalçınpınar- “Yerim Senin Varlığını”

——————————————————

Zafer Yalçınpınar-“Modüler Şiir Yoktur!”

——————————————————–

Zafer Yalçınpınar- Ş inside

Haz
28
2007
1

Ezeli Mağlup: E. M. Cioran

(…) 

Bu kitap 1952’de iki bin adet basıldı, dört franga satılıyordu, yirmi yılda yaklaşık iki bin adet satıldı. Ve sonunda kendime dedim ki: “İnsanlar haklı, bu kitap bir hiç, var olmayı hak etmiyor, neyse, başı¬na geleni hak etti.” Gallimard birkaç yıl önce bu kitabı cep dizisinde yayımlayınca, yolunu şaşırmış gençlik için bir tür elkitabı haline gel¬di, günümüzde en çok sivrilen kitaplarımdan biri… Kısa süre önce evime bir hanım geldi, yayıncılıkla uğraşan bir kadın, “Bu türde bir başka kitap yazmanız için ne isterseniz veririm,” dedi bana. Ona, “Yapamam…, böyle şeyler ısmarlama yazılmaz,” dedim. Ama size bir kitabın kaderinden bahsedersem: Asla, ama asla bu kitabın gö¬müldüğü yerden çıkarılacağına inanmazdım. Bu sadece Fransa’da böyle değil, Almanya’da bile kısa süre önce Berlinli bir solcu gazete benim hakkımda iki sayfa yaptı; bu kitap söz konusu ediliyor ve ma¬kalenin adı: “Nichts als Scheisse” (Sadece pislik).Ve bir dışkı denizinin içinde boğulma noktasında olduğum görülüyor. Fakat tuhaf olan, bu makalenin bana karşı olmaması. Normal olarak bunun çok sert bir eleştiri olması gerekirdi, ama hiç öyle değil. Size bu şeylerden bahsetmemin tek nedeni, her şeyin öngörülebileceğini, ama bir kitabın kaderinin öngörülemeyeceğini söylemek. Gördüğüm bütün genç yazarlara diyorum ki: “Bakın, tahminler yürütmek yarar¬sız; bir kitap yazdığınız zaman, kaderinin ne olacağı asla bilinmez. Ve bu herkes İçin geçerlidir, ama bu tecrübeyi kendimiz yaşamamız gerekir. Dolayısıyla, çok fazla yanılsamaya kapılmak veya bir kitap ilgi görmedi diye bunalıma girmek yararsız. Unutulmuş veya batmış bir kitabın birdenbire yeniden ortaya çıkma ihtimali vardır daima.” Görüyorsunuz, pek fazla iyimser olmayan ben bile, bazen iyimserleşiyorum. Böyle devam etmeyeyim, yoksa kendini beğenmişin biri zannedeceksiniz beni. (s.46)

(…)

İktidarın kötü, çok kötü olduğuna inanıyorum. Onun varlığı karşısın­da mütevekkil ve kaderciyim, ama bir musibet olduğunu düşünüyo­rum. Bakın, iktidara ulaşmış kimseler tanıdım ve bu korkunç bir şey. Ünlü olmayı başaran bir yazar kadar korkunç bir şey. Üniformalı ol­mak gibi bir şey bu; üzerinizde bir üniforma varsa, artık aynı insan olamazsınız: İşte, iktidara ulaşmak da, daima aynı olan görünmez bir üniformayı giymektir. Kendime soruyorum: Normal olan, ya da nor­mal gibi görünen bir insan, iktidarı neden kabul eder? Sabahtan ak­şama meşgul yaşamayı neden kabul eder? Muhtemelen hükmetmek bir zevk, bir zaaf olduğu içindir bu. Bunun içindir ki kendi isteğiyle iktidardan feragat eden hiçbir diktatör ya da mutlak şef örneği yok­tur. (…)İktidar şeytanidir: Şeytan, iktidar hırsı olan bir melekti sadece. İktidarı arzulamak insanlığın uğradığı en büyük lanettir. (s.22) 

E.M. Cioran

Ezeli Mağlup (söyleşiler), Çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, 2007,

 

Haz
26
2007
0

Görsel İş: Aşkın Bezdik Hali

Aşın Bezdik Hâli – Janset Karavin

Haz
22
2007
0

Tümceler Geliyorum

***

Bir tümce bir şeyin nasıl olduğunu söyleyebilir
ne olduğunu değil

***

Ancak bir biçimi olan vardır.

***

Kâğıt yanızlığı biliyor.
beklemeyi de…

***

Akarsuyun vakti yoktur.

***

Ölüm üstüne konuşan vardır ama
açıklık getiren yoktur.

İLHAN BERK, Tümceler Geliyorum, YKY, 2007

Haz
14
2007
0

Görsel İş: Zıkkımın Kökü

Janset Karavin’in görsel işidir…

Haz
14
2007
0

ZAFER

Cümlesi bizden yana ağaçların
Bulutlar ve yağmur bizden taraf
Dört gözle bekliyor güneş
Karıncalarla beraber zaferi
Bir haber tek bir haber
Başlaması için bayramın
Bütün yıldızlarım davetli
Fener alayına
Boyum devrilsin diyor baca
Böyle sevinçle tütersem eğer
Bahçeler bahara tövbeli
Zafere kadar

Oktay Rifat

“Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler” adlı kitabından

Haz
10
2007
0

Görsel iş: ŞİİRAYNAKLAR

Fotoğraf: M. Davut Yücel

May
31
2007
0

Bu riskli bir girişim ve kötü bitebilir…

Bu riskli bir girişim ve kötü bitebilir, Ama gördük ki riskli olmayan girişimler bile kötü bitebiliyor. Cipriano kızına sessizce baktı, ardından bir parça kil alıp buna kabaca bir insan şekli verdi. Nereden başlayacağız, diye sordu. Her zamanki gibi en başından, hem biliyorsun, başlamak bitirmenin yarısıdır, dedi Marta.(…)Kafası karışık olanlara, Kendini bilmek gibi erdem olmaz, deriz, sanki insanın kendini bilmesi, dört işlem adıyla anılan aritmetik hareketlerinin en zor ve karmaşık, üstelik adı sanı bilinmeyen beşinci değilmiş gibi, çevresinde olan bitene kayıtsız kalanlara, İsteyen başarır, deriz, sanki dünyanın acı ve acımasız gerçekleri her gün bu sözün aksini kanıtlamıyormuş gibi ve kararsızlara, Başlamak bitirmenin yarısıdır, deriz, sanki başladığımız nokta gevşekçe sarılmış bir yün çilesinin apaçık önümüzde duran ucuymuş ve onu çekmeye başladıktan sonra çilenin sonuna rahatça ulaşacakmışız, üstelik bu arada hiç kördüğüme, eprimiş yünlere rastlamayacak, bir basmakalıp söz daha kullanacak olursak, sessiz sedasız çile dolduracakmışız gibi. Marta babasına, Başlamak bitirmenin yarısıdır dediğinde, sanki yapmaları gereken masa başına oturup uzunca bir dinlenmeden sonra aniden tüm hünerini ve çevikliğini geri kazanmış parmaklarıyla birbiri ardına biblolar yapmaktan ibaretmiş gibi konuşmuştu. Bunlar saf ve hazırlıksız insanların hülyalarıdır, başlangıç hiçbir zaman yün çilesinin ucu gibi açıkça meydanda değildir, bilakis, başlangıç dediğimiz uzun ve insana acı veren bir süreçtir, işin hangi yönde ilerlediğini görmek için ağır ağır ve titizce araştırmalar yapılır, değneğiyle yönünü bulmaya çalışan kör bir adam gibi yol alınır, başlangıç bitirmenin yarısı falan değil, salt başlangıçtır ve ondan önce ne olup bittiyse beş para etmez.

Jose Saramago, “Mağara”
İşbankası Kültür Yayınları, 2005, Çev: Sıla Okur, s.68-70

 

May
28
2007
0

Rahat Bugi

Bas çalıyor
Şu sürekli vuruş
Gidiyor gidiyor gidiyor.
Sanki geçit resminde.
Bas çalıyor
Şu rahat salınış
Sallanıyor ruhumda
Keyfimce.
Kısa, hızlı çalışlar, susuşlar.
Hey, cancağızım, anacığım!
Duyuyor musun ne dediğimi?
Salınıyor rahatça
Sanki döşeğinde!
Langston Hughes
Ertelenmiş Düş Kurgusu (Caz Şiirleri),

Varlık Yayınları, 1990, Çev: Ergin Koparan, s.22

May
26
2007
0

Ece’den Asım Bezirci’ye…

Asım Bezirci’ye…
Tedavülden kaldırıldığını bir türlü fark etmeyen eleştirmen arkadaş! Nasıl oluyor şu işler? Anlatsana dinleyelim? Hem halkın önünde duruyor eleştirmenler, hem kendilerine ateş edilince eğiliyorlar! Sonra da halka dönüp, “bak aziz okuyucu milleti sana ne hakaretler, ne ağır laflar ediyor,” diyebiliyorlar.(…)
Bir kere sizin halk sözcüğünden muradınız, tedavisi olmayan bir karıştırma sonucu, sadece emlak sahipleridir.(…)
Toplumsal koşullar üzre şiirle toplum arasında öyle aşksız bir bakışım, simetri bizim görüşümüz ve alışkanlığımız değildir! Bu olgunun varlığından hangi sonuç çıkar? Hemen söyle? Var elde bir: Asım Bey arkadaşımızın diktanın en iyi eleştirmeni olduğu!
Darılmaca yok, kuyu senin kuyundur.
(s.72,73)
 
 

Ece Ayhan
Sivil Denemeler Kara,YKY, 2.Baskı, 2001

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com