Mar
05
2013
0

1951-Paris Baskısı “Nâzım Hikmet Şiirleri”

1951 Paris baskısı “Nâzım Hikmet Şiirleri”
(E. Nedret İşli Koleksiyonu’ndan…)

Çeviriler: Hasan Gureh, F. Adil, C. O., Mar Chal, L. B., M. Kemal.
Tristan Tzara‘nın giriş yazısıyla;
https://zaferyalcinpinar.com/nazimustune.jpg

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
04
2013
0

E V V E L’in 10. Yıl Kutlaması Hakkında…

*

E V V E L, 26 Mayıs 2013 Pazar günü gerçekleştirilecek
özel bir etkinlikle 10. Yıl’ını  İstanbul-Kadıköy’de kutlamak istiyor. Kutlamaya katılacak olan okuyucularımız/izleyicilerimiz aşağıdaki Facebook Etkinlik Bağlantısı’ndan gelişmeleri takip edebilirler:

https://www.facebook.com/events/414392318651039/

*

Hamiş: Facebook kullanmayan dostlarımız ise zaferyal@gmail.com adresinden benimle iletişim kurabilir.

2. Hamiş: E V V E L’in geçmişi hakkında bir özet şu adreste;
https://evvel.org/e-v-v-e-l-dokuz-yildir-canlidir

*

Mar
03
2013
0

son istek

Her şeyin şiirini yazmak istiyorum
Her şeyin sınırını aşmak istiyorum

Zy

Mar
03
2013
0

Çarşıya inemem!

Sait Faik çağrışımlıdır:

“Çarşıya inemem, devlet yasakladı.
200 metre!”

Zy

Mar
02
2013
0

Ben diğer bir senim…

Karl ve Gudrun Lenkersdorf Almanya’da doğdular ve yaşadılar.

1973 yılında, bu ünlü profesörler Meksika’ya gittiler ve Maya dünyasına, bir Tojobal kabilesine kendilerini takdim edip şöyle dediler:

-Öğrenmeye geldik.

Yerliler sustu.

Kısa bir süre sonra, içlerinden biri sessizliğin sebebini açıkladı:

-Biri bize bunu ilk kez söylüyor.

Ve Gudrun’la Karl yıllarca orada kalıp öğrendiler.

Maya dilinde özneyle nesneyi ayıran bir hiyerarşi olmadığını öğrendiler, çünkü ben beni içen suyu içiyorum ve ben baktığım her şey tarafından bakılıyorum; ve şöyle selamlaşmayı öğrendiler:

-Ben diğer bir senim.
-Sen diğer bir bensin.

Eduardo Galeano
“Ve Günler Yürümeye Başladı”, Çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2012, s. 97

Mar
01
2013
0

Zamandışı şimdiki zaman…

Zaman ve kurallar; birbirinden doğma, birbirini çürüten ve hep yeniden doğan, birbirini yansıtan ve ancak böylece görünür olabilen, imgelerden ve karşı imgelerden örülü, zamandan gittikçe kopan bir zincir; bu ikisi, ortak ezgilerinin son perdelenişinde ruhun zaman-ötesi uzamını yansıtırlar, ve simgeselin ötesine geçilebilmesi, simgenin kendi kendisinin ilk-imgesine dönüşebilmesi her ne kadar olanaksızsa da, imge gerçekliği yine de ruhun bir parçası, barınağı ve zamandışı şimdiki zamanı olup çıkar.

Hermann Broch  
Kader Ağıtları-Vergilius’un Dönüşü, Çev: Ahmet Cemal, İyi Şeyler Yay. 1996, s.15

Mar
01
2013
0

27 Mart: Tiyatro Günü (E. Galeano)

2010 yılında Murray Hill Inc. şirketi, yönetiyormuş gibi yapan politikacıların “tiyatro yapmayı” bırakmalarını istedi.

Kısa bir süre önce, Birleşik Devletler Yüksek Adalet Mahkemesi politikacıların seçim kampanyalarını finanse eden şirketlerin yasayı çiğnemediklerini ilan etmişti; ayrıca çok eskiden beri, parlamenterlerin lobiler vasıtasıyla rüşvet almaları zaten yasaldı.

Sağduyusunu kullanan Murray Hill Inc. Birleşik Devletler Kongresi’ne Maryland eyaletinden adaylığını koyacağını ilan etti. Aracıları aradan çıkarmanın vakti artık gelmişti:

-Bu bizim demokrasimiz. Onu biz satın alıyoruz. Onu biz ödüyoruz. O halde neden direksiyona kendimiz geçmeyelim? Paranın satın alabileceği en iyi demokrasiye ulaşmak için oyunuzu bize verin.

Birçok kişi bunun bir şaka olduğunu düşündü. Öyle miydi acaba?

Eduardo Galeano
“Ve Günler Yürümeye Başladı”, Çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2012, s.103

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Şub
28
2013
0

Haydi Roni, öp babanın elini. (Can Soyer)

“Şair geçinenlerden Roni” için, bir yazı…
soL taifesinden Can Soyer güzel tokatlamış:
Bkz: https://haber.sol.org.tr/yazarlar/can-soyer/
sen-o-hareketi-basbakana-cekebilir-misin-roni-68948

Şub
27
2013
0

Eksiltilmiş Yedili Şiir (Z. Yalçınpınar)

(…)

3/

renksiz bir cam ormanı
mutsuzluğumuzu anladı
renksiz bir çam ormanı
mutsuzluğumuza aldırmadı

4/

dokusu gökyüzünün
tüm toprakların salgını
mum ışığında yüzün
dokunuşun damarları

(…)

7/
bir ip cambazı dengeliyor kendini
salkım söğüdün yüzümdeki gölgesiyle
göz kırpıyor yolun kesik çizgisi
sokak lambalarının nefesiyle

Zafer Yalçınpınar
26 Şubat 2013

Şiirin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/s104.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Yalçınpınar şiirlerinin tümüne  https://zaferyalcinpinar.com/siir.html adresinden ulaşılıyor…

Şub
27
2013
0

Bir Yılın Muhasebesi: Yalanlar, Gerçekler ve Yeni Hayat

fenerlogo1

*

Her Fenerbahçeli’nin dikkatlice okuması gereken ve 3 Temmuz 2011’den
bugüne geçen süreci tüm boyutlarıyla ele alan çok önemli bir yazıdır:
https://papazincayiri.blogspot.com/2013/02/bir-yln-muhasebesi-yalanlar-gercekler.html

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
24
2013
0

Fikret Muallâ’nın “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” Çizimleri

Nâzım Hikmet’in 1932 yılında kaleme aldığı ve Sûhulet Kitabevi’nden yayımlanan “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” adlı şiir kitabının ilk baskısına Fikret Muallâ’nın sekiz adet çizimi eşlik ediyor… Ali Suavi Sonar’ın kapak tasarımını gerçekleştirdiği bu kitapta yer alan Fikret Muallâ çizimlerine https://zaferyalcinpinar.com/benercicizimleri.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” ilgilerinin tümü https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinde bulunuyor. “İmzalı” ilgilerin tümü ise https://evvel.org/ilgi/imzali adresinde…

Şub
23
2013
0

Kendini Anlatan: “azalan”

“azalan…”
by Zy

*

Ayrıca bkz: kendini anlatan

*

Şub
23
2013
0
Şub
21
2013
0

Dada Sineması’ndan Örnekler

*

Dada Sineması’ndan örnekler, Video Art sergisi ve söyleşiler
5 Mart – 5 Nisan 2013 tarihleri arasında Asfalt ArtGallery’de…
https://www.asfaltartgallery.com/

*

Şub
20
2013
0

İstanbul’da Büyük Gün: 30 Nisan 2013

Bkz: https://www.ntvmsnbc.com/id/25423659/

Her yıl 30 Nisan’da gerçekleştirilen Uluslararası Caz Günü, dünyanın dört bir yanından insanları caz müziğini kutlamak, bu müziğin kökenleri hakkında bilgilendirmek ve farklılıkları aşan bir iletişim biçimi olarak sahip olduğu önemli rolü vurgulamak amacıyla bir araya getiriyor.

Bu yıl Uluslararası Caz Günü’nün merkezi İstanbul olacak. UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova konuyla ilgili olarak “30 Nisan’da gerçekleştirilecek 2013 Uluslararası Caz Günü kutlamasının ‘Ev Sahibi Kent’inin İstanbul olacağını açıklamaktan büyük mutluluk duyuyorum. Küresel kültürlerin buluşma noktası olarak İstanbul, cazın geniş etkisini vurgulamak için ideal bir yer. Geçen seneki ilk Uluslararası Caz Günü’nün büyük başarısının bir uzantısı olarak İstanbul ve dünyanın çeşitli yerlerinde resmi kutlamalar, konserler ve eğitim programları düzenlenecek” dedi.

İstanbul’da gerçekleştirilecek kutlamalar 30 Nisan Salı sabahı Galatasaray Lisesi’nde, Herbie Hancock ve Wayne Shorter önderliğinde, lise öğrencilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek özel bir performansla başlayacak. Aynı akşam, Aya İrini Müzesi’nde düzenlenecek konserde ise, aralarında piyanistler John Beasley, George Duke, Robert Glasper, Herbie Hancock, Abdullah Ibrahim, Keiko Matsui ve Eddie Palmieri; vokalistler Al Jarreau, Milton Nascimento ve Dianne Reeves; trompet sanatçıları Hugh Masekela, İmer Demirer ve Christian Scott; bas sanatçıları James Genus, Marcus Miller ve Ben Williams; davulcular Terri Lyne Carrington ve Vinnie Colaiuta; gitaristler Bilal Karaman, John McLaughlin, Lee Ritenour ve Joe Louis Walker; saksafon sanatçıları Dale Barlow, Igor Butman, Jimmy Heath, Wayne Shorter ve Liu Yuan; klarnet sanatçıları Anat Cohen ve Hüsnü Şenlendirici; kemancı Jean-Luc Ponty; perküsyon sanatçısı Pedro Martinez ve önümüzdeki haftalarda açıklanacak diğer özel konukların bulunduğu, dünyanın dört bir yanından gelen yıldız müzisyenler aynı sahnede buluşacak. Etkinliğin müzik direktörlüğünü John Beasley üstleniyor.

Şub
17
2013
0

Poetika 2013 Odaklanmaları

Poetika 2013 Odaklanmaları’nı içeren dokümana
https://bit.ly/poetika2013
adresinden ulaşabilirsiniz.

*

Hüsamettin Bozok yönetimindeki Yeditepe Dergisi’nin Şubat 1960’da gerçekleştirdiği “Büyük Anket”ten  feyz alarak Şubat 2011’de, İkinci Yeni Şiir Akımı’nın günümüzdeki etkisini deneyimlemeye yönelik bir soruşturma düzenlemiştim. “50 Yılın Ardında; İkinci Yeni” adını verdiğim bu çalışmanın sonuçlarını 12 Şubat 2011’de E V V E L kapsamında paylaşmıştım. “50 Yılın Ardında; İkinci Yeni”, geçmişe uzanan bir deneyim alanında (“t-” ânlarında, diyelim) yürüdü.

Şubat 2012’de gerçekleştirdiğimiz Poetika 2012 Anketi’yle “imgelemin özgürleşmesi” ifadesinin bilişsel sınırlarını, verili imgelemin taşıdığı şiirsel yükü ve bu yükün geleceğe uzanışının önündeki engelleri araştırmaya, bir “uzgörü” sağlamaya gayret ettim. Bu soruşturma ise geleceğe doğru uzanan bir tahmin alanında (“t+” ânlarında)  yürüdü.

Poetika 2012 Anketi’nin ardından, “imgelemin özgürleşmesi” kavramı eşliğinde genişleyen şiirsel alan derinliğini, sonsuza yakınsayan tüm “t+” ânları için işaret etmek gibi büyük bir amaçla emek harcadığımı düşündüğümde, “farklı” katılımcılara sorulan “aynı” sorularla ilerleyen bir anketin bu araştırmayı “boyutsuzlaştırıcı” bir yöntemsel olumsuzluğa ittiğini fark ettim. Bu nedenle 2013 Poetika soruşturmasını “farklı” katılımcılara yöneltilen “farklı” sorularla ve bir tür “odaklanma” yaklaşımıyla yürütmeyi planladım. Bu “odaklanma” yaklaşımı, araştırma sonucu elde ettiğim verilerin kalitesini arttırdığı oranda bir emek ihtiyacına da neden oldu. Emeğimin yetmediği ve planımın düzgün çalışmadığı durumlar (katılımcılar) için gelecekte inceleyeceğimiz sezgisel alan derinliğindeki değişkenleri ortaya koyabilecek “tersine sonsuz” bir veya birkaç soruyu “hareket ya da çıkış noktası” olarak -mecburen- belirledim. Sonuçta, Poetika 2013 Odaklanmaları ortaya çıktı: Katılım sağlayan herkese çok teşekkür ederim.

Poetika üzerine eriştiğim/derlediğim verileri E V V E L kapsamında üç yıldır paylaşıyorum, ancak bu verileri analiz etmedim henüz… 2014 yılında katılımcı odaklı bir Poetika soruşturması yürütmeyeceğim. Bugünden 2014 yılının Şubat ayına uzanan zaman diliminde, geçmiş üç yılın soruşturmalarında eriştiğim verileri değerlendirmeye yöneleceğim ve çeşitli çıkarımlar ile kestirimlere -belki de kestirimler ile çıkarımlara- varmaya çalışacağım.

2014’ün Şubat ayında görüşmek üzere…

Poetika 2013 Odaklanmaları’nı içeren dosyayı olabildiğince yaygınlaştırmanız dileğiyle…

Sahicilikle,
Zy

 

Katılımcılar: Ali Rıza Esin, Aybars Şenyıldız, Barış Yarsel, Cemil Aydın, Efe Tuşder, Erdem Çolak, Evin Okçuoğlu, Feryal Çeviköz, Güher Gürmen, Hande Edremit, Kenan Yücel, Mukadder Kırmızı, Nisa Söylev, Nur Alan,  Ömer Kaçar, Dr. Özgür Uçkan, Rafet Arslan, Sanem Uçar, Senem Korkmaz, Tayfun Ak, Tarık Günersel, Uluer Aydoğdu, Vedat Kamer

 

 

2011 ve 2012′de yürüttüğümüz
“Poetika” çalışmalarına aşağıdan ulaşabilirsiniz…

         

Poetika 2012 Anketi
https://j.mp/poetika2012

İkinci Yeni 2011 Anketi
https://zaferyalcinpinar.com/ikinciyeni2011.pdf

 

Şub
16
2013
0

Sergi: “Sana Saraylar Vadetmedim” (19-28 Şubat 2013)

SANA SARAYLAR VADETMEDİM
19–28 Şubat 2013
Halka Sanat, Kadıköy

Halka Sanat Projesi, Şafak Kemancı, Mehmetcan Serinkaya, Özalp Eröz, Emre Ezelli, Kayde Anobile, Öykü Ersoy, Övünç Meriç, Melis Sevinçli, Tuğba Çeliktir, Olga Müstecaplıoğlu, Dilem Serbest, Mustafa Kağan Hekim, Selma Hekim, Proje300 (Erdem Can & Buğra Erol), Doğu Çankaya, İpek Ataman, Nazlı Çetiner, Şinasi Göktürkler’in katılımıyla gerçekleşen “Sana Saraylar Vadetmedim” isimli sergiye ev sahipliği yapıyor.

Bkz: https://www.halkaartproject.net/egitim.html?id=398

Şub
16
2013
0

“OT” Dergisi filan…

Metin Üstündağ’ın yürüttüğü “Öküz” ve “Hayvan” adlı dergilerin devamı olarak lanse edilen ya da piyasalandırılan “OT” dergisinin ilk sayısı yayımlandı. Dergiyi aldım, okudum ve büyük bir hayal kırıklığına uğradım.

Üzülerek söylüyorum ki OT, Öküz’den 100 kat, Hayvan’dan da 50 kat daha zayıf bir “duruş” sergiliyor… (Belki de böyle bir “duruş”u kabullenerek, bile isteye yola çıkmışlardır.) “Dönemlerin Retoriği” başlığında olumsuzlanarak ve karşılaştırmalı bir biçimde incelenebilecek son derece zayıf, geçmişiyle çelişkili bir dergi olmuş. İhsan Oktay Anar romanlarında yer alan karakterlerin ünlü çizerlerin kaleminde vücut bulmasını saymazsak, dergide hiçbir “içeriksel” kıymet göremedim. Metin Üstündağ’a -özellikle Ece Ayhan için yaptığı iyilikler kapsamında- saygı duyuyorum. Ancak, bu dergi (OT) böyle devam ederse malesef “otlak” olur. Yani, okunmaz olur.

Özel Hamiş:  Dergide “İçimizden Biri” diye bir köşe var: OT taifesi ilk sayıda “Ali Enver Ercan“ı, “İçlerinden Biri” olarak işlemiş. Bence, böyle köşelere itibar da tenezzül de etmemek lazım -Çıracıyan, sana diyorum-. Çünkü biz Enver Ercan’ın -orada yazılanların tersine, gerçekte- ne menem biri olduğunu, neler yaptığını, Türk Edebiyatı’na “olumsuz” etkisini, amacını, görevini filan yıllardır biliyoruz.  (Bkz: https://evvel.org/ilgi/enver-ercan)

 

Şub
10
2013
0

Çifte uçurum…

(…)ve Vergilius, seziyordu bunu, hep sezmişti- her zaman konuk olanın, her zaman sadece konukluğuna izin verilenin duyduğu özlem, insanoğlunun özlemi- sevgiyle harmanlanmış kulak kabartışı, soluk alıp vermesi, düşünmesi hep bu olmuştu; evrenin akıp giden ışıklarıyla, evrenin o hiçbir zaman bilgiye dönüşemeyecek bilinmezliğiyle, evrenin sonsuzluğunu yakalamaya yönelik, ama hiçbir zaman sonu gelmeyecek yaklaşma çabasıyla kaynaşmış bir kulak kabartma, bir soluk alıp verme, bir düşünme, bu sonsuzluğun en dıştaki etekleri bile erişilemez uzaklıktaydı, öyle ki, özlem dolu tutkunun egemenliğindeki el, o eteklere dokunmaya bile cesaret edemiyordu. Fakat yine de bir yaklaşma çabasıydı, bir yaklaşma niteliğiyle varlığını koruyordu, ve Vergilius’un düşünme eylemi, aslında soluk alıp veren, bekleyişle dolu bir kulak kabartmaydı; Poseidon ile Vulcanus’un egemenliğinde olan, ama ikisinin de üzerinde aynı gökyüzü, Jüpiter’in göğü yükseldiği için, onları birleştiren çifte uçurumu dinleyen bir kulak kabartış;(…)

Hermann Broch
“Vergilius’un Ölümü”, Çev: Ahmet Cemal, İthaki Yay., 2012, s.9-10

Şub
05
2013
0

Marmara (Mermer) Adası’ndan Simalar

“Marmara (Mermer) Adası’ndan Simalar” adlı yazı
Collection Dergisi’nin 50. sayısında yayımlandı.
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/marmaraadasindansimalar.pdf

*

Şub
03
2013
0

Kendi hayatına konuk…

(…)
(…)

Hermann Broch
“Vergilius’un Ölümü”, Çev: Ahmet Cemal, İthaki Yay., 2012, s.3

Şub
03
2013
0

Martin Stoner

(…)
Hector H. Munro (Saki)
“Kaderin Tazıları” adlı öyküsünden…
Çev: Fahri Öz

Şub
01
2013
0

Sesli kütüphaneler üzerine…

Boğaziçi Üniversitesi’nden Kırtıpil Dergisi taifesi, Eylül 2012’de yayımlanacak ilk sayıları için “sesli kütüphaneler” üzerine bir soruşturmaya yanıt vermemi benden rica etmişti. Ben de soruşturmayı yanıtlamıştım. Ancak sonradan -ne olduysa- soruşturmaya verdiğim cevapları yayımlayamadıklarını bildirdiler. “Sesli Kütüphaneler” konusuna ilişkin soruşturmaya verdiğim cevaplar aşağıdadır…

Kırtıpil Dergisi: Sesli kütüphanelerden nasıl haberdar oldunuz ve kendi kitaplarınızı seslendirmeye nasıl karar verdiniz?

Zafer Yalçınpınar: Kadıköy Görme Engelliler Kütüphanesi görevlilerinden sosyolog bir arkadaşın çağrısı üzerine Kadıköy bünyesindeki sesli kütüphaneden haberdar oldum.  Khalkedon’un -yani Görmezler Ülkesi’nin- antik tarihiyle özdeş bir gayret olarak hissettim bu projeyi… Görmezler için sesli kütüphane oluşturmak bana antik bir düşünce çeşitlemesi gibi çok gizemli bir stil olarak geliyor… Bu delice bağlamda, “Kelimenin Yüzü” adlı içsel sözlüğümü Kadıköy’ün ruhuna, geçmişe ve geleceğe doğru fısıldamak, seslendirmek istedim.

K.D.: Bir yazarın kendi kitabını seslendirmesinin sesli kütüphaneler için nasıl bir önemi olduğunu düşünüyorsunuz?

Z.Y.: Bir kere bu aksiyon biçemi, sesli okuma aksiyonu çok sahici, çok yakın bir teyittir… Yazarın eseriyle bir kez daha buluşması, onu teyit etmesi… Tıpkı bir müzisyene üflemeli çalgıların hissettirdiği özel tuşe gibi bir şey… Yazıcı tarafından eserin biçimsel olarak gözden ve kulaktan geçirilmesi, denenmesi fırsatı…  Öbür taraftan,  yazarlar eserlerini kendi sesleriyle okuyarak çok ilginç bir koleksiyon öğesi de oluşturuyorlar… Gelecekte sesli kütüphanelerin çok değişik ve eşsiz koleksiyonlara sahip olacağı kesin… Tabiî deneysellik ve avangard arayışlar da olacaktır bu doğrultuda…

K.D.: Bir yazarın kendi kitabını seslendirmesinin edebiyat mirası için nasıl bir önemi olduğunu düşünüyorsunuz?

Z.Y.: Bir önceki sorunuza verdiğim “koleksiyon öğesi” cevabı bu soru için de geçerli… Ayrıca sesli okuma sırasında alışık olmadığımız bir geçişi de fark ediyoruz… Yazar, sesli okuma sırasında konum ve perspektif değiştiriyor. Yani, bir karakter, rol geçişi yaşanıyor. Bu geçiş anı, tuşe farkı,  gizleri yakalayabilen edebiyat tarihçileri ve eleştirmenler için çok önemli araştırmalara konu olabilir.

K.D.: Yazarı tarafından seslendirilmiş olsun ya da olmasın, genel olarak sesli kitapların edebiyata nasıl bir katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Z.Y.: Resim, heykel ve çizim sanatlarına, yani plastik sanatlara fotoğraf ve dijital uygulamaların etkisi nasıl olduysa, bu tip kayıt teknolojilerinin edebiyata etkisi de benzer bir şekilde gelişecektir… Yani olumlu katkıları ve açılımları okura ve edebiyat dünyasına sunabileceği gibi olumsuz ve endüstriyel bir sakıncalar bütünü de oluşturabilir. Zaman gösterecek… Misal, rüküş (kitch) sanat çok tehlikeli bir şey ve teknoloji ile sosyal mühendislik faaliyetlerinden besleniyor… Teknolojinin sanatla girdiği ilişkilerde, bu ilişkiyi kimin yöneteceği, bu eskrimde kimin daha usta olduğu çok önemli ve belirleyici bir şey bence; mühendisler mi yönetecek, yoksa sanatçılar mı? Bu ilişkide dengeyle durmak çok önemli bir rol oynayacak gelecek için…

K.D.: Charles Dickens’ın yazdığı kitapları yayımlamadan önce görme engelli olan bir kalabalığa okuduğu ve onların yorumlarına özel önem verdiği anlatılır. Siz de, bir yazar olarak, sesli kitap okumuş olmanın kendi dilinize, üslubunuza, fonetiğin kullanımına bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Z.Y.: Yaşamda her şeyin bir tınısı ve sonucunda da sesi vardır. Rüzgârın, denizin, ağaçların… Makinelerin… İnsanların, olayların, görüntülerin… Düşüncenin de tınısı vardır ve yazarlar ile şairler bu tınının ustalarındandır. Özellikle de şairler için bir dizenin tınısı ve ritmi çok önemlidir. Bu tınıyı yakalamak, bir dizenin ya da tümcenin ritmini, tınısını, paragraf içerisindeki yerlemini, kendisinden önceki ve sonraki kelimeler, dizeler, tümceler arasındaki ilişkiyi, düşüncenin uzamdaki duruşunu kavramak, sezmek çok önemli… Sesi duymak, tınıyışını bilmek gerekiyor… Şiirde ses, hem sentaksı hem de semantiği çok etkiler… Kısacası yaşamda her şeyin bir armonisi vardır ve yazarlar, şairler bu armoninin gizlerini bilmek, en azından sezmek zorundadırlar.

K.D.: Kitabınızı seslendirmek, kitabınızla ilgili, yazarken farkına varmadığınız şeyler bulmanıza yok açtı mı? Buna da bağlı olarak bir kitabı okumak ve dinlemek arasında bir kavrayış farkı olduğunu düşünüyor musunuz?

Z.Y.: Yazı, önünde sonunda görsel bir öğedir. Görsel öğeden işitsel öğeye geçişte bir tahayyül farkı oluşabilir. Aynı fark sözlü ifade biçimleriyle, yazılı ifade biçimleri için de geçerli… Yani sözlü kültür ile yazılı kültür arasında düşünsel bir fark vardır. Bu bağlamda görme engellilerin günümüzdeki görsel tahakkümün dışında kalmaları aslına bakarsanız çok değerli bir fenomen… Bence, görme engelliler kültürel emperyalizmin hegamonik tahakkümünden daha az etkileniyorlar. Seziş, tuşe farkları da çok önemli… Özellikle de poetikadaki anlam ve imgelem salınımı “ses”le birlikte çok değişiyor. Bence “ses” edebiyata alan derinliği sağlamak adına verimli bir bileşen…

K.D.: Diğer yazarlara bu konudaki öneriniz nedir? Onlarla deneyiminizi paylaşmak isteseydiniz neler söylerdiniz?

Z.Y.: Her şeyden önce, tüm yazarlara birincil önerim dilbilimsel kuramları incelemeleridir… Özellikle de Ludwig Wittgenstein’ın “Dil Oyunu” kavramıyla aşındırdığı sınırları bilmek gerekiyor. Ve yazarlara temel önerim ise kitaplarını, yazdıklarını morfolojik ve fonetik açıdan tekrardan gözden geçirmeleridir. Bu noktada “ses” ve “seslendirme” çok önemli ve somut çıkarımlara ulaşmalarını, geleceğe uzanmalarını sağlayacaktır.

K.D.: Eklemek istediğiniz diğer düşünceleriniz nelerdir?

Z.Y.: Eklemek istediğim bir şey yok… Teşekkür ederim.

Eylül 2012

Oca
29
2013
0

“Çeşitli hapis rejimlerine tâbi olduğumu unutma benim.”

Turi Hapishanesi, 19 Mart 1930

Pek sevgili Tatiana,

… Benim, mahpusluk durumum hakkındaki görüşlerin bir kere daha gülümsetti beni. “Suçlunun cezasını çekmeye hakkı olduğunu” yazan Hegel’i okuyup okumadığını bilmiyorum ama, sen de beni, cezasının en küçük bir dakikasının bile elinden koparılıp alınmasını istemeyen, acı çekmek ve de işkence edilmek benim tabiî hakkımdır diye basbas bağıran birisi olarak canlandırıyorsun herhalde gözünde. Yani ben şimdi senin gözünde, bu dünyanın büyüklerine ve küçüklerine karşı Hint halkının acılarını temsil eden bir çeşit yeni bir Gandhi’yim (…) öyle mi?… Bilmiyorum sana nerden geldi bu çok çocukça, haksızca ve saygısızca görüş. Oysa sana, son derece pratik olduğumu söylemiştim ben kaç kere. Ama öyle sanıyorum ki, bundan neyi kastettiğimi anlamıyorsun. Kendini benim yerime koymak için hiçbir çaba göstermiyorsun çünkü (ve senin gözünde ben, herhalde bir komedyenden farksızım). Şimdi dinle. Pratik olmaktan kastım şunu bilmekten ibaret: İnsan başını duvara vurursa, duvar kırılmaz kafası kırılır. Gördüğün gibi, çok basit bir şeydir bu. Ama, kafasını duvara çarpmayı bugüne kadar hiç düşünmemiş ve bugüne kadar hep, Açıl susam açıl! deyivermenin duvarın açılması için yeterli olduğunu dinleyerekten yetişmiş bir insan için, bunu anlamak çok da güçtür. Bilinçdışı olarak çok zalim tutumun: Sımsıkı bağlanmış bir adam görüyorsun (gerçekte onu bağlanmış hâlde de görmüyorsun ve canlandıramazsın bağlarını gözünde) ve diyorsun ki bu adam hareket etmek istemiyor, oysa istemiyor değil, edemiyor. Sen diyorsun ki hareket etmek istese ederdi (hareket etmek isterken iplerinin vücudunu delik deşik ettiğini aklından bile geçirmiyorsun tabiî) ve hareket etsin diye tutup ucu kızgın demirlerle dürtmeye başlıyorsun adamı. Eline ne geçmiş oluyor böylelikle? Burkulup bükülüyor adam, ve zaten kendisini perişan etmekte olan iplere şimdi bir de yanıklar ekleniyor. (…) Öyle sanıyorum ki, benim durumum üzerinde yeterince düşünmedin ve bu durumun nasıl tahlil edilmesi gerektiğini bilmiyorsun. Çeşitli hapis rejimlerine tâbi olduğumu unutma benim. Bir dört duvarın meydana getirdiği rejim var, sonra parmaklıkların rejimi, vb vb…  Bütün bunları önceden hesaba katmıştım ben, ikinci dereceden önemli birer mühlet şeklinde hesaba katmıştım. Çünkü, 1921’de başlayıp 1926 Kasımında sona eren ilk mühlet, hapishane değildi, hayatın kaybıydı. Hesaba katmadığım, birincisine eklenen ve insanı sadece sosyal hayattan değil aynı zamanda aile hayatından da koparıp alan bu ikinci hapis şekliydi.

…Sevgiyle kucaklıyorum seni.

Antonio (Gramsci)

“Hapishane Mektupları”
Gerçek Yay., Çev: Attilâ Tokatlı, s.45-47

Oca
26
2013
0

“Sanatçıların Nâzım’ı, Nâzım’ın Sanatı” Özel Sergisi’nden Görüntüler

Kadıköy-Caddebostan CKM’de devam eden  “Sanatçıların Nâzım’ı, Nâzım’ın Sanatı” Özel Sergisi’nden çeşitli görüntülere https://zaferyalcinpinar.com/nazim111yasinda.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden erişebilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com