“EVVEL, sanat ve edebiyat oligarşisine boyun eğmez!”
“EVVEL, sanat ve edebiyat oligarşisine boyun eğmez!”
Tanıtım Metni:
Modernizme ne oldu? Dergimizin bu sayısında dosya konusunu oluşturan soruyu, İngiliz yazar ve eleştirmen Gabriel Josipovici‟nin 2010 yılında yayımlanan, aynı başlıklı kitabından ödünç aldık. Josipovici, günümüz İngiliz edebiyatının, Martin Amis, Ian McEwan ve Julian Barnes gibi ünlü isimlerinin derinlikli, dişe dokunur yapıtlar veremeyen; modernist edebiyatın insan bilimleri, felsefe, müzik, resim, uygarlık tarihi gibi alanlara olan ilgisinden kaynaklanan düşünsel zenginlikten yoksun yazarlar olduğunu savlıyor. Josipovici, genelde günümüz dünya edebiyatında da önemli işler çıkmadığı, çok satanlara endeksli bir edebiyat piyasasının iyi işleri piyasadan kovduğu görüşünde. Josipovici‟yi, dosya konusu üzerine yapılan yuvarlak masa toplantısında, kendisiyle e-mektup yoluyla (yeni) için söyleşi yapan Kaya Genç‟in dediği gibi bir altın kase arayışı içinde görmek olası. Modernizm sonrası edebiyat ve sanatın, genelde, dünyanın 20. Yüzyılın son çeyreğinde yakaladığı küresel, kültürel ve toplumsal hızı; bireyin kendisi, çevresi ve tarihle olan ilişkisindeki dönüşüm derinliğini yakalayamadığını söylemek yanlış değil sanırım. Post-modernizmin, paradoksal bir biçimde, Avrupa‟da, Almanya Şansolyesi Merkel‟in bağıra bağıra duyurduğu, Hollanda ve İngiltere siyasetçilerinin de kuyruğa girdiği gibi, “çok-kültürlülük” görüşünün resmi olarak terk edilmesi sonucuna katkıda bulunduğu bile savlanabilir. Bu sorular yumağı çerçevesinde ve modernizmin Türkiye yansımalarını da göz önüne alarak, yuvarlak masa toplantısında, Emre Ayvaz, İsmail Ertürk, Selim Eyüpoğlu, Kaya Genç ve Murat Gülsoy, “modernizme ne oldu” sorusunu tartışıyorlar. Bu soruya koşut olarak, dosyada, Avrupa dışında, özellikle kentleşme ve sanayileşmede kendi modernizmini, küresel boyutta bir ilginin merceği altında yaşayan Çin‟i ele alıyoruz. Gündüz Vassaf‟ın girişimi sonucu Ceren Ergenç‟in organize ettiği bir dizi yazıyla, A. Mert Aydoğdu, Maïwenn Pirastru, Sanem Gemici ve Rajath Suri çağdaş Çin sanatı, tiyatrosu, sineması ve düşünce hayatını inceliyorlar. (yeni)ye mektuplarda, Orson Welles‟in Yurttaş Kane‟inin, 2011 yılında, 70 yaşına geldiğini bize anımsatan bir yazı var. Araştıran sinemanın, öncü sanatın bu önemli ör-neği 70 yıl sonra da güncelliğini koruyor. (yeni)den bölümünde de 33 yıl önce, 38 yaşında öldürülen Türkiye‟nin önemli sanat tarihi uzmanı ve eleştirmeni Bedrettin Cömert‟i anıyoruz. Türkiye‟nin geçmişiyle büyük gürültülerle hesaplaştığı bu günlerde, anımsama ve unutmanın siyaseti bu bağlamda insana pek umut vermiyor. (yeni)lerde, Emre Dündar‟ın Debussy, Erdal Uzak‟ın Kreutzer sonatı, Mustafa Yılmazer‟in Pink Floyd üzerine yazılarıyla müzikle olan eleştirel ilgimizi sürdürüyoruz. Bu bölümde ayrıca Nazlı Ökten‟in, hem Türkiye‟deki kasetler hem de IMF başkanı Strauss-Kahn‟ın New York‟ta tutuklanmasından yola çıkarak, Foucault‟un cinsellik kuramı çerçevesinde seks skandallarını tartıştığı yazısı da var. Yekta Kopan‟ın deneysel metni, Argun Okumuşoğlu‟nun deneysel resimleri, Su Polat‟ın „Vesaire‟ başlıklı yapıtı bu sayıdaki (yeni)lerde yer alan yaratıcı ürünler. Dosya konusu “şehir” olan gelecek sayımızda buluşmak üzere.
Bkz: https://www.idefix.com/kitap/yeni-dergi-sayi-4-kolektif/tanim.asp?sid=MOZ8EO2S1D3DTKA48HUF
Ayrıca bkz: Yeni, sıkı ve sağlam…
Geçtiğimiz Haziran’da sekizinci yılını tamamlayan, şu an okuduğunuz, göz gezdirdiğiniz ya da incelediğiniz, fakat amacının, kapsamının, tarihçesinin, biçemsel tercihlerinin ve birincil ilgilerinin ne/neler/kim/kimler olduğu, varoluşunun nedensel ve kavramsal arkaplanı pek de bilinmeyen, belirgin olmayan “Evvel” hakkında, Emin Karabal çeşitli sorular sordu. Ben de cevapladım… (Söyleşinin tam metni aşağıdadır.) Yıllar boyunca Evvel’in içeriğinin oluşmasında harcadığım emeğe duyduğu ilgi, gösterdiği özen ve verdiği omuz/destek için Emin Karabal’a çok teşekkür ediyorum. (Zy)
Emin Karabal: Öncelikle Evvel Fanzin kendini ilk bakışta nasıl tanımlar? Bir şeylerin platformu mudur; öyleyse “neyin” veya “kimin” platformudur? Evvel Fanzin’in eklem noktaları nelerdir?
Zafer Yalçınpınar: “Bakış” dedin ya, aslında çok güzel bir yerden yaklaştın… Evvel’i, geçmişin sıkı değerlerine yani geleceğe uzanan, uzanmakta olan değerlere doğru yaşamsal bir bakış olarak tasavvur etmek gerekiyor. Bu bakışı bir “anlamlandırıcı”, “sezinleyici” ya da “değerleyici” olarak ifade edebiliriz. Evvel’in bakışı ve süzülümü boşluğu rahatsız ediyor. Paul Valéry’nin çok sevdiğim bir dizesi vardır; “Boşluk, bakışlarımın biçimini taşıyor.” (Sessizlik…) Neyse… Sorduğun soruya fazlaca mistik yaklaştığımı fark ettim. Sonuçta Evvel -birincil olarak- edebiyat, yazar, şiir, şair ve sanat efemeraları ile belgelerini derleyerek insanlarla paylaşan, insanların edebiyat-sanat buluntularına erişebilecekleri bir platformdur. Kısacası Evvel, bazı konuların ve insanların “fan”ıdır. Edebiyat ile şiir konusunda son derece ilkeli, derli toplu, kendine güvenen, yerinde ağır ve poetik bir mekândır. Farklı sanat disiplinlerinde kendilerini kanıtlamış, ancak yaşantılarına bakıldığında içsel açıdan kardeş olan Ece Ayhan, Kerim Çaplı ve Kuzgun Acar ilk aklıma gelen isimler… Sait Faik, Bilge Karasu, Oruç Aruoba, İlhan Berk de Evvel’in önem verdiği isimler arasında… Bu insanlara ait her türlü efemerayı, şiiri, buluntuyu, dergilerde kalmış yazıları, kaynakları paylaşıyoruz. Evvel’e “fanzin” dememiz de bu noktadan kaynaklanıyor. Bununla birlikte, Evvel’in özellikle ilgilendiği birçok konu başlığı da var; dilbilim felsefesi, caz, sokak sanatı, fanzinler, bağımsız sinema, sahaflar, imzalı kitaplar, özgür neşriyatlar, adalar kültürü ve Marmara(Mermer) Adası, İstanbul-Kadıköy Kültürü, Fenerbahçe Spor Kulübü tarihi, koleksiyonerlik kültürü, eski ve yeni edebiyat dergileri, edebiyat ve sanat oligarşisine karşı verilen mücadeleler, ikinci yeni şiir akımı… Peki, tüm bu konular ve ilgiler kimin için… Duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmayan, eşyadan çok insana benzeyen herkes için.
E. K.: “Evvel”, “Sonrasızlık” ve “P.A.T.”, daha da geriye gidersek “Kuzey Yıldızı” ile nasıl bir ilişki içinde? Bu dönüşüm süreçlerine, en çok da Evvel dönüşümüne etkeyenler nelerdir?
Z.Y.: Bu oluşumların ortak yanı şiir ve hakikat arayışıdır. Bu yolda çaba göstermek, inanç ve inattır. Kafamda sürekli çınlayan iki imge var. İlki kimin dizeleriydi şimdi hatırlamıyorum; “yıldızlara yakın olmak isteyenler, kasabalarını uçurumlara kurarlar.” İkincisi ise Nâzım Hikmet’in dizelerinden… Demin de atıfta bulundum; “duvar saatleri gibi ahmak ve kibirli olmamak / eşyadan çok insana benzemek”. Bu iki imgelem ve duruş çok önemli… Bu duruş bir evrilme gerektiriyorsa, Evvel de evrilir.
E.K.: Evvel sadece internet tabanlı bir yapıya mı sahip yoksa bir baskı uzantısı var mı?
Z.Y.: Evvel, bilinçli olarak interneti kendine medya olarak seçmiştir. Edebiyat, şiir araştırmaları, arama, atıf, takip imkânları, arşivleme, tasarım ve maliyet avantajları, söylem-bağlam analizi kolaylığı, pdf paylaşımı ve özgür neşriyat düşüncesi, tenkit-cevap hızı açısından ve tüm editöryal enstrümanlarıyla internet çok verimli ve kuvvetli bir zemindir. Ben internet yayıncılığı için yaftalanan olumsuz düşüncelere katılmıyorum. İnternet yayıncılığının olumlu gelişmelere vesile olacağını düşünüyorum. Bakın, internette yazılanlar Marsça yazılmıyor! Yazanlar da Marslı değil! Tıpkı diğer medyalarda, matbu dergilerde olduğu gibi internette de kötü yazarlar, kötü eleştirmenler, üleştirmenler, kötü şiirler, cukkacılar, statükocular, sahici olmayan şairler filan var. Ama bunun tersi de yani iyileri ve sıkı olanları da var. Ve bence Evvel gibi platformlar arttıkça sahici edebiyat ve sıkı şiir, imgelemin özgürleşmesi adına çok önemli birer mihenk taşı haline gelecektir.
E.K.: Evvel’in deyimiyle “Aksak Kolaj”ı iskeletlendiren, tam dağınık bir cisim bırakmayan öğeler tam olarak nitelendirilebilir mi? Blog üzerinden yayın yapan Evvel’in biçimini bu “Aksak”lık mı oluşturuyor?
Z.Y.: Bu biçimi ve türevlerini benimsedim, göze aldım. Tıpkı müzikte, caz davulcularında ve caz cümlelerinde olduğu gibi… “Anlam”ın coşkusuzluğunu böylesi bir biçimle ve “aksak”lıkla azaltabilirsiniz ancak… Post-endüstriyel dönemin en önemli karakteristiğidir bu fragmante biçim… Evvel’de yer alan kılavuzda söz konusu fragmante yapının gerekçelerini uzun uzun yazdım, oradan okunabilir. Fakat şunu da ilave edeyim hemen; Evvel’in karakterini “standartlaşma, azamileşme, senkronizasyon, uzmanlaşma, yoğunlaşma ve merkezileşme” gibi endüstriyel aksiyonlardan kaçınması hatta bunlara karşı durması belirliyor… Belirleyecek de.
E.K.: Eski platformlardan bu yana gelen okuyucuları dışarıda bırakırsak Evvel, yeni okuyucuyu nasıl görüyor, kendisini nasıl göstermek istiyor? Önceki soruda sorduğum öğelerle yeni okuyucunun geneliyle arasında bir ilişki kurmak mümkün mü?
Z.Y.: Evvel, okuyucusunu ciddiye alan, önemseyen özenli bir platformdur. Okuyucusu da Evvel’i ciddiye alır, önemser, Evvel’e özen gösterir… (Sessizlik…) Tekrar edeyim; Evvel’in takipçileri ile destekçileri “kültür endüstrileri” karşıtı bir mizaçla sahici edebiyatı ve şiiri arayacak, yeni sinsiyet tipolojisine ve kifayetsiz muhterislere karşı duracak, bazı değerleri “gözleri gibi” koruyacak özenli ve sahici insanlar olacaktır.
E.K.: Evvel’in statik olmaktan çok, eleştirileri ve bildirileriyle yeni bir arayış içinde olduğunu varsayıyoruz… Evvel, kendisinin ileride el vereceği teşkilin nasıl olduğunu sezinleyebiliyor mu?
Z.Y.: Evvel ve çevresi -senin de ifade ettiğin gibi- durağan ya da etrafı çitlerle çevrilmiş bir oluşum değil. Evvel, kendini sürekli yenilemeye ve geliştirmeye çalışan, imgelemin özgürleşmesi için mücadele eden, korkusuz, ilgilendiği konulara ya da insanlara karşı sorumluluğunun ve yükünün bilincinde olan, yayımladığı poetik bildirilerde ve tenkitlerde hakikati arayan, mutat zevatların muhteris tipolojisi ile yeni sinsiyet’in retorik arsızlığına karşı olan, en önemlisi de sahici edebiyatın, sıkı şiirin, poetikanın ve sanatın haysiyetine -o “kalb ve vicdan” boyutuna- yerden göğe kadar inanan bir platformdur. Gelecekte de bu değerlerini, özelliklerini ve ilkelerini koruyacaktır. Söz konusu ilkeler kimde, nasıl tezahür olur, orasını bilemem. Kimse de bilemez. Ama tahminim, gene, yani gelecekte de “eşyadan çok insan olanların, insana benzeyenlerin” Evvel’i takip edeceğidir.
29 Temmuz 2011
Hamiş: Zafer Yalçınpınar’ın 2006-2011 yılları arasındaki tüm söyleşilerine https://zaferyalcinpinar.com/dilinkemigiyoktur.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
“(…)Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor. ” Ece Ayhan
Toplu Fotoğraftakiler;
Mikrofoncu/Yemleyen: Enver Ercan (sağdan birinci)
Plaketçi/Yemlenen: Taner Cindoruk (sağdan beşinci)
Yardımcı Oyuncu/Pozcu: Feridun Andaç (sağdan ikinci)
Ayrıca bkz: https://oguzcanonver.blogspot.com/2011/07/sairlere-oduller-verilecegini-duyunca.html
Şiir-edebiyat ödüllerine, jüriciliğe, üleştirmenliğe ve genel olarak da “ödüllendirme sistematiği”ne karşı olarak binbir türlü yazı yazdık, sıkı duruş sergiledik. Gerek Evvel Fanzin’de gerekse de diğer platformlarda yıllardır dile getirdiğimiz bu hakikatler, yeni sinsiyetin nemalanıcıları tarafından özel bir haysiyetsizlikle ve yüzsüzlükle anlamazlıktan geliniyor her defasında… Bu nedenle -aşağıda yazılanlarda olduğu gibi- bazı şeyleri sürekli tekrar etmek zorunda kalıyorum. Ve ne yazıktır ki tüm edebiyat kâhyalarına, kifayetsiz muhterislere, üleştirmenlere, haysiyetsizlere ve üçkâğıtçılara aşağıdaki sözleri tekrar etmek, hatırlatmak gibi bir haysiyete/göreve sahibim… Böylesi bir yükü yüklendim, istemeden:
Hande Edremit:“Denizaltı Edebiyatı” adlı bildirinizde “Ödüller insansızdır.” diyorsunuz. Ece Ayhan da “Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor.” demişti. Günlük hayatta da biraz bu şekilde var olmaya çalışıyoruz sanki. Fotoğraflarla önceden belirlenmiş bir sahneyi yaratmaya daha kötüsü yaşamaya çalışarak…
Zafer Yalçınpınar: Ödül konusu son derece karışık bir konu… Şimdi, her şeyi bir kenara bırakalım ve meseleye dil açısından bakalım: Bugün, “Ödül” dediğimiz anda imgesel olarak ödülü alan kişiyi ya da eseri değil “ödül sistematiği”nin kendisini ya da ödülün metasını işaret ediyoruz, yüceltiyoruz, ayrıcalıklandırıyoruz. Eskiden böyle değildi. Şimdilerde, rekabet, kazanmak, yarışmak, hırs, farklılık, üstünlük filan gibi şeyler doğrudan aklımıza geliyor. Ödüllendirme denen şey, Yeni Kapitalizm’in yönetim süreçlerinin içerisinde düşünüldüğünde bir “isteklendirme” türüdür ve iktidar heveslileriyle iktidar sahiplerinin buluştuğu bir podyumdur. Ödül, iktidarın, kendi iktidarını kuvvetlendirdiği bir araçtır. Ödüller sahici değildir. “Ödül Sistematiği” denen şeyden podyumu, ışıkları, jüriyi, ödülü takdim edeni, alkış seslerini, o kırıtışları, gazetelerdeki haberleri, duyuruları filan kaldırın, geriye ne kalır? Şiltler, plaketler filan kalır. Zaten, bu şiltler, plaketler filan birer “simge” değil midir? İmgelemi kuvvetli bir şair için “ödül” denen şeyin karşılığı böylesi bir “sıradan simge” olamaz. Çünkü ödül sistematiğinin demin saydığım bileşenlerinin hiçbiri de imgelemin özgürleşmesiyle bağlantılı değildir. Şairin ödülü sıkı şiir yazmak, yazabilmektir. Şairin ödülü; tüm baskılara rağmen özgür bakışını, imgeselliğinin biricikliğini kaybetmemektir. Derdi şudur şairin; töze nüfuz edebilmek, tözü imlemek… Şair, şiirinin sıkılığını, dizelerinin gücünü yarışmalarla, ödüllerle filan teyit ettiremez. Bakın, bugünün edebiyat ortalığını birazcık araştırdığınızda “ödülsüz” bir şair bulmakta zorlanırsınız. Herkesin bir yığın ödülü var yahu… Nerede kaldı bu adamların ayrıcalığı filan? Ama benim dediğim anlamda, yani imgelemin özgürleşmesi ve töze nüfuz edebilmek yönünde ödüllendirilmiş şair sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez. Bu nedenle “Ödüller insansızdır” dedim.
Ayrıca bkz: Damperli Ödül Furyası ve Saygınlık Cukkalamak
Evvel Fanzin, edebiyat ve sanat oligarşisine karşıdır:
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?page_id=2683
“Gebze; Küçük Türkiye’nin Göç Serüveni”
Tolga Tezcan
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Temmuz 2011
Bu kitap, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Gençlik Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın gerçekleştirdiği S-UN Fonu kapsamında desteklenen ve TÜBİTAK TÜSSİDE tarafından koordine edilen “Gebze’nin Göç Haritası” adlı araştırma projesinin çıktılarını içermektedir. İstanbul ve Kocaeli arasında konumlanan ve nüfusu giderek artan Gebze, uzun yıllardan bu yana özellikle Karadeniz ve Doğu Anadolu’dan göç alırken, son yirmi yıldır Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden göç almaktadır. Gebze’nin göç süreçleri bunlarla da sınırlı kalmayıp, özellikle son yıllarda İstanbul’da tutunamayan ailelerin de uğrak noktası haline gelmiştir. “Gebze: Küçük Türkiyenin Göç Serüveni” adlı bu çalışma, göç, yoksulluk, dışlanma, kentsel gerilim, sanayi, geleneksel dayanışma ağları ve daha pek çok önemli konuyu niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemleriyle Gebze örneğinde irdelerken, metnin tamamı boyunca teori ve pratiği birlikte işleme becerisini de gösterebilmektedir. Bir yandan sosyolojinin objektivite hassasiyeti öte yandan antropolojinin araştırmacıyı özgürleştiren subjektivite hassasiyetinin aynı anda sergilendiği bu çalışma, okuyucuyu göç ile içiçe geçmiş Gebze’nin, diğer bir deyişle Küçük Türkiye’nin mahallelerinde ve sokaklarında bir gezintiye çıkarmaktadır. (Tanıtım Bülteni’nden)
Bkz: https://www.idefix.com/kitap/gebze-tolga-tezcan/tanim.asp?sid=MR7262J3HK4KCON1SZ1I
Hamiş: Sıkı sosyolog Tolga Tezcan’ı işbu önemli çalışması ve araştırıcı ruhu için yürekten tebrik ediyorum. (Zy)

Üç özgür neşriyat…
Sürtük Fanzin: https://www.facebook.com/surtukfanzin
İsimsiz Fanzin: https://www.facebook.com/pages/İsimsiz-Fanzin/167551256632474
Gösterge: https://www.gostergedergi.com
Godard’ın ilginç söylemi; “Artık herkes auteur…”
Bkz: https://www.ntvmsnbc.com/id/25232509/

Fenerbahçe formasıyla santrfor Yaşar Yalçınpınar.
Hava topuna çıkarken… (1938)
(Z. Yalçınpınar Arşivi’nden…)
Aslında, büyükamcam (babamın amcası) Yaşar Yalçınpınar’ın futbolculuk geçmişine ilişkin fazla bilgi sahibi değiliz. Büyükamcam, garip bir şekilde, 1933-1945 yılları arasında futbol oynadığı döneme ilişkin hiç konuşmazdı. Mizacı böyleydi. Televizyonda bir futbol maçı izlerken kendini kaybedip futbolcuların davranışları, skor ya da oyunun gidişatı üzerine bir şey söylediğini de hatırlamıyorum. Her zaman sessiz sessiz oturur, dikkatlice maçı izlerdi. Ben okuduğum lisenin basketbol takımı ile D.S.İ.’nin basketbol takımında oynarken, birkaç kez beni yanına çekerek “Antrenmanlar nasıl gidiyor?” diye sorması ve arada bir “İyi antrenman yapmalısın. Çünkü basketbol yorucu oyundur, futbol gibi değildir. Futbolda top sende değilken dinlenebilirsin ama basketbolda hiçbir zaman dinlenemezsin!” demesinin dışında spor ya da futbol hakkında bana bir şey söylediğini hatırlamıyorum. Bununla birlikte, 50’li yılların sonuna doğru futbolun endüstrileşerek değişmesini, büyükamcamın futbol geçmişini kayıt altına alacak (buna merak duyacak) bir evlâdının olmaması ile ailemin benden önceki kuşağının futbola ve tarihine yeterince ilgi duymamasını da büyükamcamın -özellikle futbol konusunda- takındığı içe dönük mizacın nedenleri olarak görebiliriz. Sonuçta, babamın büyükamcam hakkında aktardıkları dışında tutarlı bir bilgiye sahip değiliz.
Büyükamcam 1914’te Kadıköy’ün Kuşdili semtinde doğuyor. Santrfor Yaşar Yalçınpınar, 30’lu yılların ortasında genç bir delikanlıyken Kuşdili semtindeki arkadaşlarıyla futbol oynamaya başlamış. Kuşdili’nde, sokakta, bir duvarın önünde sürekli olarak duvara topu göndererek sağ ayak sol ayak paslaşma çalışması yaparmış. Arkadaşlarının arasında çok azimli, hırslı, içine kapanık, ters ve inatçı biri olarak tanınırmış gençliğinde… 1936 öncesinde semt takımları arasında oynanan birçok özel maça katılmış. Büyükamcamın Moda, Üsküdar ve Kuşdili’nin yanı sıra Büyükada, Heybeliada, Kınalıada semti takımları için forma giydiğini ve birçok kez İstanbul Karması’nda yer aldığını da ancak eski fotoğraflardan öğrenebiliyoruz.

1937’de İzmir Fuarı münasebetiyle oluşturulan İstanbul Karması.
(Soldan beşinci; Yaşar Yalçınpınar)
(Z. Yalçınpınar Arşivi’nden…)
Santrfor Yaşar, 1934-35’te büyükteyzem Meral ile tanışıyor ve evlenmeye karar veriyorlar. Büyükamcamın evlilikten önce askerlik ödevini tamamlaması gerekiyor. Askerliği Ankara’ya çıkıyor ve İmalat-ı Harbiye fabrikasında kasatura kalıp ustası olarak çalışıyor. Orada büyükamcamın futbola olan ilgisini, kabiliyetini farkediyorlar ve Ankaragücü takımına alıyorlar. Santrfor Yaşar, Ankaragücü’nde çok başarılı maçlar çıkarıyor; 1935-36 sezonunda Ankaragücü formasıyla Ankara Ligi şampiyonluğu yaşıyor. 3 Mayıs 1936’da Ankaragücü’nün Galatasaray’ı 3-2 mağlup ettiği maçta Ankaragücü’nün gollerinden birini büyükamcam atıyor.

Galatasaray’ı 3-2 mağlup eden Ankaragücü kadrosu (1936)
(Oturanlarda soldan ikinci; Yaşar Yalçınpınar)

Ankaragücü formasıyla santrfor Yaşar Yalçınpınar.
(Z. Yalçınpınar Arşivi’nden…)
“Fenerbahçe Tarihi” adlı kapsamlı ve sıkı kitabın yazarı Dr. Rüştü Dağlaroğlu, büyükamcamın Fenerbahçe Spor Kulübü’ne Üsküdar’daki “Anadolu” kulübünden 1938 yılında transfer olduğunu not düşmüş. Ancak bizim bu konuda -ailece- bildiğimiz ise büyükamcamın Ankaragücü’nde oynarken, dönemin Fenerbahçe Başkanı Sn. Ali Muhittin Hacı Bekir tarafından kulübe transfer edildiğidir. Fenerbahçe’nin eski başkanlarından Sn. Faruk Ilgaz Bey ise büyükamcamın Kuşdili’nde tanınan ve kabiliyetli bir futbolcu olduğunu, Ankaragücü’nden önce de Fenerbahçe tarafından bilindiğini ve takip edildiğini ifade ediyor.

Fenerbahçe formasıyla santrfor Yaşar Yalçınpınar. (Fenerbahçe Stadı, 1939)
(Z. Yalçınpınar Arşivi’nden…)
Fenerbahçe Spor Kulübü müze müdürü Sn. Alp Bacıoğlu’yla birlikte kulübün kayıtlarına baktığımızda, büyükamcamın 1938-1941 yılları arasında toplamda 75 resmi ve özel maçta Fenerbahçe forması giydiği, toplamda da 60 golün sahibi olduğunu öğreniyoruz. 29 Ocak 1939 tarihinde Fenerbahçe Futbol Takımı, İstanbul Ligi maçında Fenerbahçe Stadı’nda Galatasaray’ı 3-2 mağlup ederken gollerin ikisini Yaşar Yalçınpınar ve birini de Esat Kaner atıyor. 30 Ekim 1939′da Galatasaray ve Fenerbahçe arasında oynanan Cumhuriyet Bayramı Kupası maçında, Fenerbahçe 1-0 gerideyken santrfor Yaşar Yalçınpınar üst üste iki gol atıyor ve skoru 2-1′e getiriyor. Bunun üzerine maçın 65. dakikasında olaylar ve arbede çıkıyor. Maç tatil ediliyor, Fenerbahçe kupayı hükmen kazanıyor!* 30 Ekim 1940’ta, Fenerbahçe Futbol takımı, Fenerbahçe Stadı’nda oynanan Vatan Kupası maçında Galatasaray ile 3-3 berabere kalırken Fenerbahçe’nin gollerini Esat Kaner, Melih Kotanca ve Yaşar Yalçınpınar atıyor. 1940 yılında Fenerbahçe formasıyla milli küme şampiyonluğu yaşıyor. Büyükamcam, en ünlü golünü Romanya’yla oynadığımız özel bir milli maçta atıyor: Milli takımımız 1-0 gerideyken 30-35 metreden çok sert bir şut, gol oluyor. Kaleci yerinden kıpırdayamıyor bile.
Sn. Faruk Ilgaz Bey, 11 Şubat 2011 tarihli Fenerbahçe Gazetesi’nde dönemin futbolcularına ve futbol ruhuna ilişkin olarak şu satırları kaleme almış:
“(…)Eski günlerde Fenerbahçe Stadı ilkel olduğu zamanda Kadıköy’deki futbola meraklı gençler mahalleler asındaki çeşitli arsalarda maçlar yapıyorlardı. O tarihlerde Kadıköy’ün muhtelif semtlerinden: Moda, Kuşdili, Bakla tarlası, Kızıltoprak, Erenköy, Bostancı, Hasanpaşa, İbrahimağa mahallelerindeki çayır ve arsalarda yetişen gençler çoğunlukla Fenerbahçe kulübüne giriyorlardı.
Bu anlamda zaman içinde, Moda’dan; Esat Kaner, Kuşdili’nden; Yaşar Yalçınpınar, Bakla tarlası’ndan; Fikret ile Semih Arıcan ve Bülent Büyükyüksel, Erenköy’den; Fikret Kırcan, Erol Keskin ile Naim Şukal ve Hasanpaşa’dan; Halit Deringör, Müjdat Yetkiner, Sabri Kiraz ve Zeynel Üner temayüz ederek Fenerbahçe’ye gelmişler ve onun şampiyonluklarında emek vermişlerdi. (…)”

Fenerbahçe formasıylaYaşar Yalçınpınar futbolcu kartı… (1940)
(Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi Arşivi’nden…)
Santrfor Yaşar Yalçınpınar’ın 1938’de ve sonrasındaki senelerde Fenerbahçe takımındaki en yakın arkadaşları şöyle: Esat Kaner, Taka Naci, Fikret Kırcan, (Çingene) Lebib Elmas, Zeynel Üner ve Müjdat Yetkiner… Esat Kaner’le, Zeynel Üner’le ve Lebib Elmas’la dostluğu çok daha derin, çok daha sıkı dostlar… Büyükamcam, Zeynel Üner’e “Zogo” diye hitap edermiş, arkadaşları arasında Zeynel Üner’in lakabı “Zogo”ymuş. Zogo Zeynel ava çıkmayı çok severmiş, birkaç kez amcamla birlikte ava çıkmışlar. Böylesi dostlukları ve yaşantıları incelediğimizde, günümüzdeki endüstrileşmiş futbol ile o dönemdeki semt futbolu ruhunun çok önemli bir karşıtlık oluşturduğunun farkına varmaktayız.

Fenerbahçe’de 50 maçın üzerinde forma giyen futbolcular listesinden bir görüntü.
(Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi Arşivi’nden…)
1970’li yıllarda eşi Meral’in parkinson hastalığına yakalanmasının ardından büyükamcamın suskunluğunun arttığı ve yaşama sevincinin azaldığı da ailemiz arasında bilinmektedir. Büyükamcam santrfor Yaşar Yalçınpınar, hayatının son yıllarını Marmara Adası’ndaki yazlığımızda büyükteyzem Meral’le birlikte geçirdi. Büyükteyzem Meral 8 Aralık 1987’de, santrfor Yaşar ise 18 Ağustos 1998’de vefat etti. (Büyükamacam vefat ettiğinde Sn. Faruk Ilgaz Bey, Erenköy’deki evimize taziye ziyaretine gelmişti. 2009 yılında -Lefter heykelinin açılışında- Sn. Faruk Ilgaz Bey’le karşılaştık ve babamla birlikte elini öptük. Sn. Faruk Ilgaz Bey, bize, amcamı ve futbolculuğunu çok sevdiğini ifade etti.)

Yaşar Yalçınpınar’ın Fenerbahçe Spor Kulübü Üye Kimliği
(Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi Arşivi’nden…)
Sonuçta, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 1/1/1933 giriş tarihli ve 582 numaralı üyesi olan büyükamacam santrfor Yaşar Yalçınpınar hakkında bildiklerimiz -şimdilik- bu yazıda aktarmaya çalıştıklarımızdan ibarettir. Eminim ki Sn. Faruk Ilgaz ve Sn. Zeynel Üner, büyükamcamın futbol yaşantısı hakkında birçok şey biliyorlardır; çeşitli ayrıntılara, anılara, hikâyelere vâkıflardır.
Bu kısa yazıyı Sn. Zeynel Üner Bey’in Sn. Faruk Ilgaz Bey’e aktardığı ilginç bir anıyla bitirmek yerinde olacaktır:
“Futbolcu arkadaşım Yaşar Yalçınpınar ve kız arkadaşlarımızla Belvü Gazinosu’nda oturuyorduk. Bir de baktık ki, o tarihte kulübümüz yönetim kurulunda vazife görmekte olan, sonradan Fenerbahçe Kulübü başkanı olacak Hacı Bekir Bey orada idi. Biz utanç ve şaşkınlık içinde iken, nur içinde yatsın, Hacı Bekir Bey bize bir garson ile zarf içinde 40 lira göndermişti.. Hesabı ödememiz için!..”
Zafer Yalçınpınar (Zy)
23 Mayıs 2011
Hamişler ve Güncellemeler:
* 30 Ekim 1939’da Galatasaray ve Fenerbahçe arasında oynanan Cumhuriyet Bayramı Kupası maçına ilişkin ayrıntı 12 Temmuz 2011 tarihinde yazıya eklenmiştir.
İşbu yazının PDF biçemine https://zaferyalcinpinar.com/yasaryalcinpinar.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
“Fenerbahçe Tarihi” adlı web sitesinde yer alan “Fenerbahçe’nin Santrforu Yaşar Yalçınpınar” başlıklı incelemeye (pdf olarak) https://evvel.org/yasaryalcinpinarfbtarihi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. (Güncelleme: Mayıs 2020)
EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” başlıklı ilgilere https://evvel.org/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden, “Yaşar Yalçınpınar” arşivine ise https://evvel.org/ilgi/yasar-yalcinpinar adresinden ulaşabilirsiniz.
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2076-5-gun-5-farkli-eylem
Bkz: https://www.facebook.com/event.php?eid=238572089499960
Bkz: https://www.facebook.com/event.php?eid=238572089499960
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2076-5-gun-5-farkli-eylem
Bkz: https://www.facebook.com/event.php?eid=238572089499960
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2076-5-gun-5-farkli-eylem
12 Temmuz 2002’de aramızdan ayrılan
sıkı şair Ece Ayhan Çağlar’ı saygıyla anıyoruz.
(…) Yaptıklarımı, ettiklerimi savunmuyorum burada; düşüncemin “iktidar”a geçmesini istemedim hiçbir zaman çünkü. Yalnızca, “şiir”in öyle kitaplarda, kitaplarınızda yazıldığı gibi olmadığı, doğrusu olamayacağıdır (…) “Son biçim”ini alıp almadığını anlamak sorununa gelince, şiirin, buna neden “son öz” denmemiş olduğunu da düşünüyorum, izin verin de bir kömürün bir elmasa dönüşmüş olduğunu artık anlayalım! Bir şiir kıpırdanıyorsa, deviniyorsa sonra ermiş demektir; sözgelimi herhangi bir şey eksikse kıpırdanmaz! Ustalar şunu çok iyi anlayacaklardır; şiir tam bir avadanlıktır, tarihsel bir avadanlıktır! (…)
Tekin değildir şiir pek, iyi gözle bakılmaz ona, taş atar durup durduğu yerde çok dalgalara; çünkü şiir, bir yerde, gerçeğin de yedilmesidir; yani, ortaya konuşuyorum, şiir gerçeği yeder.
İşte böylesi bir olumsuz yeri vardır şiirin toplumlarda. Sonuçlayarak diyebilirim ki, bir toplumda yeri olmayışı onun yeridir. (…)
ECE AYHAN
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz. “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesi ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinde bulunuyor.
Evvel Fanzin olarak bilgimizle, kalbimizle, vicdanımızla ve hakikat yolundaki inancımızla 10 Temmuz 2011 Pazar günü (bugün) gerçekleşecek yürüyüşe/buluşmaya katılan Büyük Fenerbahçe Taraftarı’nın yanındayız. Suçlamalara inanmıyoruz. Ve hatırlatıyoruz: “Ece Ayhan da Nâzım Hikmet de Fenerbahçe Spor Kulübü taraftarıydı.”
Fenerbahçeliler Derneği’nin yürüyüşe ilişkin açıklaması aşağıdadır:
Değerlerimize sahip çıkmak için 10 Temmuz Pazar günü Kadıköy Eski Salı Pazarı’ndan 09:00’da konvoy halinde harekete geçerek 12:00’da Topuk Yaylası’nda buluşuyoruz. Organizasyona şu an için İstanbul’daki tüm tribün grupları ve başta Düzce Fenerbahçe Derneği olmak üzere Marmara bölgesindeki tüm Fenerbahçe dernekleri katılım gösterecektir. Organizasyon sonunda hep birlikte 18:00’a doğru Bağdat Caddesi’ne geçilecektir.
Bu herhangi bir grubun organizasyonu değil, Fenerbahçe taraftarının organizasyonudur. Gelecek tüm Fenerbahçe taraftarlarının sadece Fenerbahçe forması giymesi önemle rica olunur.
Bu bir seferberlik halidir, Fenerbahçe taraftarı üzerine düşen görevi yerine getirecektir!
FENERBAHÇELİLER DERNEĞİ (FBD)
Facebook Etkinlik Bağlantısı: https://www.facebook.com/event.php?eid=187615491293019
Fenerbahçe Spor Kulübümüzün 3 Temmuz 2011’den 1 Ağustos 2011’e kadar kamuoyuna sunduğu resmi Basın Açıklamaları’nın bağlantıları aşağıdadır.
“Cehalet Örneği” (1 Ağustos 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25404“Nerede olursan ol, biz sana ulaşırız” (1 Ağustos 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25398“Dikkatle takip ediyoruz.” (25 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25365“Kınama” (24 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25351“Şiddetle Kınıyoruz!” (23 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25343“Başkanımızın Açıklaması” (23 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25341“Kulüpte kapatılan hiçbir şube yoktur.” (23 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25339“Fenerbahçe bir günde kurulmadı, bir günde de yıkılmaz” (23 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25338“Bir farkla…” (21 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25326“Açıklama” (21 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25323“Açıklama” (20 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25319“Bu bayrak inmeyecek!” (13 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2078-bu-bayrak-inmeyecek“Aysal’ın Açıklaması Hayal Kırıklığı Yarattı.” (12 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/11/2070-aysalin-aciklamasi-hayal-kirikligi-yaratti“Hukukçuların Görüşü” (12 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahce.org/icerik/haber/25238/“TFF’ye teşekkür” (11 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/haber/2064-tffye-tesekkur“Taraftarımız destek için yürüdü!” (10 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25229“Suçlamalara İnanmıyoruz!” (9 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2051-suclamalara-inanmiyoruz“Başkanımızın verdiği ifadeden bir bölüm” (9 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/fenerbahce-a-takimi/2050-baskanimizin-verdigi-ifadeden-bir-bolum“Üç Ayrı Dilekçemiz Var” (7 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahce.org/icerik/haber/25208/“Davayı dikkatle takip ediyoruz.” (6 Temmuz 2011)
https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2032-davayi-dikkatle-takip-ediyoruz“Kulübümüzün taraftarımıza mesajıdır.” (5 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/23/2027-kulubumuzun-taraftarimiza-mesajidirYönetim Kurulu Basın Açıklaması (4 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/haberler/11/2015-basin-aciklamasi“Fenerbahçe Spor Kulübü, tarihinin hiçbir döneminde hukuksuzluk içinde olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.” (3 Temmuz 2011)
Bkz: https://www.fenerbahce.org/icerik/haber/25165/
“Kardeşim Akif, Ece Ayhan’ın dönemin genç şairlerinden Akif Kurtuluş’a 1982-1984 yılları arasında yazmış olduğu 19 mektuptan, bu mektuplara ve döneme ilişkin Akif Kurtuluş ile yapılmış bir söyleşiden oluşuyor. Bu mektupların Ece Ayhan’a ait olmasının yanı sıra dönemin genç bir şairine yazılmış olmasının da ayrı bir anlamı var. 1980 darbesinden iki yıl sonra yazılmaya başlanmış bu mektuplar, edebiyat ortamını, toplumu ve siyasi atmosferi anlamlandırmak açısından da mütevazı bir belge niteliği taşıyor. Ece Ayhan’ın en yalnız ve öfkeli günlerinden elimize ulaşan mektuplar, onun şiirlerini ve düşüncelerini açıklayan kılavuzlardan birisi. Hem maddi hem manevi açıdan zor durumda olan şairin, yer yer iç burkan ayrıntılarla hayatını dile getirdiği bir döneminin öyküsü. Bu mektuplarla birlikte Ece Ayhan’ın şiirlerini ve düşüncelerini üretme ve yayma aşamasında karşılaştığı engellerin çok daha erken yıllarda vuku bulduğunu görüyoruz. Yaşananları edebiyat ortamında ve aile ilişkilerinde yaşadığı tartışmalar, çekişmeler ve kavgalardan anlıyoruz. Ece Ayhan, zaman zaman dilini kişiler özelinde küfre varacak kadar sertleştiriyor ve bir ‘toplum düşmanı’ olarak konuşmaya başlıyor. Şairin mektuplarında söylediği “unutmak bile unutulur” sözü toplumsal bir bellek olmayışına dair bir hatırlatmadan öteye geçip siyaset yapma biçimlerine bir eleştiri olarak karşımıza çıkıyor. Ece Ayhan mektuplarında 1980 darbesi sonrası düşüncedeki, toplumdaki, edebiyattaki travmanın izlerini kısa, keskin ve çarpıcı belagatıyla bize sunuyor. Ece Ayhan’ın mektuplarını, topluma ve hatta kendisine karşı yazdığı yazılar olarak okumak da mümkün.” (Kitabın tanıtım metninden…)
1. Hamiş: Kitabın yayımlanışını Evvel Fanzin’e haber veren Şükret Gökay’a çok teşekkür ederiz.
2. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=ece-ayhan adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan Web Sitesi’ne ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.
Basında yer alan haberler için;
Bkz: https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&CategoryID=77&ArticleID=1055005&PAGE=1
Bkz: https://www.haberturk.com/yasam/haber/645089-kadikoy-barlar-sokaginda-kanli-saldiri-6-yarali
Bkz: https://gundem.milliyet.com.tr/kadikoy-deki-kavgada-7-gozalti/gundem/gundemdetay/04.07.2011/1410117/default.htm
Bkz: https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/kadikoyde-burada-icki-icemezsiniz-diyerek-dehset-sactilar-haberi-44166
Bkz: https://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/barlar-sokagi-saldirisinda-yarali-sayisi-7-haberi-44173
Bkz: https://www.ntvmsnbc.com/id/25228838/
Bkz: https://www.cnnturk.com/2011/turkiye/07/03/kadikoyde.kanli.saldiri.7.yarali/621962.0/
Bkz: https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1054937&Date=03.07.2011&CategoryID=77
Bkz: https://gundem.milliyet.com.tr/kadikoy-de-saldiri-burada-icki-icemezsiniz-dagilin-/gundem/gundemdetay/03.07.2011/1409713/default.htm
İşbu fotoğraf; Tavşanlı’da “Fenerbahçe” denince ilk akla gelen kişilerden olan ve GLİ Müessesesi’nde çalışan Maden Yüksek Mühendisi Dr. Recep Çelik ile GLİ Müessesesi’nden emekli olan Mehmet Bacaksız tarafından yerin metrelerce altında kömür çıkarmak için ter döküldüğü noktada 3 Mart 2004 tarihinde çekilmiş ve dünyada ilk defa yeraltında Fenerbahçe bayrağı dalgalandırılmıştır. Fenerbahçe taraftarları başarılarını alın teriyle sahada kazanan takımlarına olan sevgilerini, hayatlarını kazanmak için ter döktükleri işyerlerinde de ifade etmişlerdir.
İşbu fotoğrafta görülen Fenerbahçe bayrağı, 2 Temmuz 2011 tarihinde, Fenerbahçe Spor Kulübü Müze Kurulu Başkanı Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu’nun bilgisi dahilinde Fenerbahçe Spor Kulübü Müze Müdürü Alp Bacıoğlu’na Zafer Yalçınpınar tarafından teslim edilmiştir.
Söz konusu bayrak, Fenerbahçe Müzesi’nde sergilenmektedir ve Everest’in zirvesinde dalgalanan Fenerbahçe bayrağının bitişiğinde yer almaktadır.
Ayrıca bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=kara-deryalarda-bir-fenersin
Felsefe ve Bilim Derneği tarafından her yıl Assos’ta düzenlenen toplantıların 2011 ana başlığı “David Hume”. 18. yüzyıl İskoç filozofu David Hume’un 300. doğum günü sebebiyle tüm dünyada gerçekleşen etkinlikler kapsamında Türkiye’de gerçeleşecek bu ilk toplantının konusu ‘Hume’da Tanrı, Din ve Ahlâk’ olacak. Toplantılarda Doç. Dr. Örsan K. Öymen, Prof. Dr. Mete Tunçay, Dr. Oruç Aruoba, Doç. Dr. Halil Turan’ın yanı sıra Yale, Arizona, Cambridge Üniversitesi’nden çeşitli akademisyenler de sunumlar yapacak. (Basın Bülteni’nden…)
4-7 Temmuz 2011 tarihleri arasında Asos‘ta gerçekleşecek etkinliklerin programına ve ayrıntılarına www.philosophyinassos.org adresinden ulaşabilirsiniz.
Hamiş: Hume konusunda, özellikle, “nedensellik” üzerine gerçekleştirilen çalışmalar ve söylemler ilgimi çok çekiyor. “David Hume kimdir, ne düşünmüştür, neyle uğraşmıştır?” diyenler, enformasyonel anlamda önem taşıyan bir makaleye https://www.guncelonkal.com/PDF/hume.pdf adresinden ulaşabilirler. Güncel Önkal, kaleme aldığı bu makalede kaynak olarak “İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma” (Çev: Oruç Aruoba, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 1976″) adlı kitabı kullanmış… (Zy)
“KALBUR SAMAN İÇİNDE”
Neslihan Öztürk21 Haziran- 12 Temmuz 2011
PİHA KOLLEKTİF SANATLAR- KADIKÖY
Caferağa Mh./ Bademaltı Sk. 17/B
2010-2011 sezonunda Fenerbahçe Spor Kulübü tüm profesyonel branşlarda (Futbol, Erkek Basketbol, Bayan Basketbol, Erkek Voleybol ve Bayan Voleybol’da) beşte beş yaparak şampiyon olmuştur. 2011 yılı itibariyle şunu bağırabiliriz: “NO PASARAN! VİVA FENERİSTA!”
Ayrıca bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=kara-deryalarda-bir-fenersin
“Kızgın”
Zafer YalçınpınarHaziran 2011
(2009-2011 şiirlerinden ara imgelem…)Kızgın‘ı, https://zaferyalcinpinar.com/kizgin.pdf adresinden indirebilirsiniz.
Hamiş: 2003-2011 yılları arasında yayımlanan Zafer Yalçınpınar e-kitaplarının tümüne https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=5982 adresinden ulaşabilirsiniz.
(…)
yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…
(…)
böylesine sevilecek bu dünya
“yaşadım” diyebilmen için…
NÂZIM HİKMET
Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan
tüm NÂZIM HİKMET ilgilerine
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=tas-ucak
adresinden ulaşabilirsiniz.

(…)
koridorda, sedyede öldü adam.
götürdüler.
artık ne ümit, ne keder.
ne ekmek, ne su,
ne hürriyet, ne hapislik,
ne kadınsızlık, ne gardiyan, ne de tahtakurusu,
ve ne de karşında oturup yüzüne bakan kediler,
bu iş, bitti , tamam.
fakat devâm ediyor bizimkisi,
sevmek, düşünmek ve anlamakta devâm ediyor kafam,
dövüşemeyişimin affetmeyen öfkesi devâm ediyor.
ve sabahtan beri karaciğer sancımakta berdevam.
Nâzım Hikmet
Nâzım Hikmet’i Saygıyla anıyoruz:
“Tristan Tzara – Nâzım Hikmet Üzerine…”
https://zaferyalcinpinar.com/nazimustune.jpg“Biz bu gece nerede yatacağını bilmeyen üç kişiyiz…”
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=388“Bu pencerenin arkasında beş yüz insan yaşıyordu…”
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=374“Bir defter al…”
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=377
Ayrıca bakınız;
Taş Uçak’ta;
https://zaferyalcinpinar.com/s56.htmlTaş Uçak Şiir Sergisi;
https://zaferyalcinpinar.com/tasucakta.htmlTaş Uçak Şiir Sergisi Kataloğu;
https://zaferyalcinpinar.com/tasucakkatalog.pdf
2003-2011 tarihleri arasında yayımlanan Zafer Yalçınpınar E-Kitapları:
Kızgın – Şiir- 2011
https://zaferyalcinpinar.com/kizgin.pdfTaş Uçak Şiir Sergisi Kataloğu 2009
https://zaferyalcinpinar.com/tasucakkatalog.pdfyeniŞ – görselişler -2010
https://zaferyalcinpinar.com/yenis.pdfDurgun– Şiir – 2009
https://zaferyalcinpinar.com/durgun.pdfKelimenin Yüzü– İçSözlük – 2007
https://zaferyalcinpinar.com/kelimeninyuzu.pdfŞİİŞ – Görsel İşler – 2006
https://zaferyalcinpinar.com/siis.pdfÇalgıdönüm – Şiir – 2005
https://zaferyalcinpinar.com/calgidonum.pdfKalem Konçertoları – Anlatı – 2002-2003
https://zaferyalcinpinar.com/kalem_koncertolari.pdf
Sıkı gitarist Yavuz Çetin‘in oğlu Yavuzcan, 2 Haziran Perşembe akşamı 94.5 Rock Fm’deki “Akşam Treni” adlı programa konuk oluyor. 20.00-22.00 saatleri arasında yayımlanacak programda Yavuz Çetin’in daha önce duyulmamış, bilinmeyen bazı kayıtları da yer alacak…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan tüm Yavuz Çetin ilgilerine https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com