28 Kasım 2011
Yeditepe Üniversitesi
Güzel Sanatlar Binası, Kat:8, Konferans Salonu
12
2011
Vüs’at O. Bener Sempozyumu (28 Kasım 2011)
09
2011
Oğuzcan Önver’in Yüreği
Oğuzcan Önver, vicdanıyla yazıyor, vicdanıyla yaşıyor. Onun hakkında birçok şey söylenebilir ama esas olan şu: Oğuzcan Önver, haysiyetli davranıp (Yeni Sinsiyet çetesine paydaş/yandaş olmayıp) o çetenin gelecekte kullanacağı ve bu nedenle de şimdiden ödüllerle (cartla curtla, şunla bunla) yemlediği bazı mutat zevatları (misal, Taner Doruk’u filan) eleştirmekten çekinmedi, çekinmiyor. Oğuzcan Önver’in yüreğini, ilerlediği kalb ve vicdan yolunu hayranlıkla izliyorum. Siz de izleyin… (Zy)
Bkz: https://oguzcanonver.blogspot.com/2011/11/taner-cindorukun-56-sayfalk-7-liralk.html
28
2011
Kitaplar… kitaplar… kitaplar ve koleksiyon…
Pazar Mezatı taifesi, bugünlerde, “kitap koleksiyonculuğu ve edebiyat efemerası” adına çok faydalı mübadelelere vesile oluyor. (Örneğin, G. Apollinare ve P. Êluard’ın yaşamına/eserlerine ait efemeraların derlenmesiyle oluşan, 1968 ve 1971 Gallimard baskısı iki önemli kitabı geçen haftalardaki “Pazar Mezatı” organizasyonları sayesinde koleksiyonuma kattım, katabildim.)
Bu haftasonu (30 Ekim 2011 Pazar günü) gerçekleşecek Pazar Mezatı, satış listesini imzalı, ilk basım ve nadir kitaplara ayırmış. Listeyi incelediğimizde edebiyat tarihimiz açısından çok önemli şairlerin, yazarların ilk basım ve imzalı eserlerinin yanısıra, çağdaş plastik sanatlara yönelik albüm ve kataloglar da dikkat çekiyor… (Anlaşılan bu haftasonu kitap koleksiyonerleri için çetin geçecek!)
Kitap koleksiyonculuğundan söz açmışken, koleksiyonumun envanterini çıkarma çalışmalarımda %60 seviyelerine gelmemin (yani işin yarısını aşmamın) mutluluğunu paylaşmak, sanırım, kendimi avutmak açısından yerinde olacaktır. Kütüphanemde yer alan koleksiyon kitaplarımı diğerlerinden ayırmak, tasnif etmek, ekslibris eklemek ve kayıt altına almak, en az koleksiyon yapmak kadar (okumak, düşünmek, araştırmak, takip etmek ve satın almak kadar) zor bir şeymiş meğer… Koleksiyonumun envanteri ve tasnifi açısından -özellikle 1980 sonrası basılan kitap, katalog, albüm, fanzin ve dergilerde- büyük kayıt eksikliklerim var hâlâ… Bu işi ertelememek gerekiyor, ki zaten herkese önerim şudur: Kitaplarınıza değer vermeye başladığınız -hatta kitap okumaya başladığınız- ilk andan itibaren her şeyin kaydını, envanterini ve okuma notlarınızı oluşturun mutlaka. Bu işe sonradan kalkıştığınızda inanılmaz zaman ve emek harcamak gerekiyor. Koleksiyonunuz kapsamında aradığınız kitabın yerini bulamamanız, özelliğini hatırlamamanız, hepsinden önemlisi kafanızda oluşan o “kaybetmek hissi, endişesi” filan da cabası…
Z. Yalçınpınar
1. Hamiş: Ekim 2011’in son günleri itibariyle kitap koleksiyonumun envanterine PDF dosyası olarak şu adresten ulaşabilirsiniz; https://zaferyalcinpinar.com/koleksiyon.pdf
2. Hamiş: Envanter ve kayıt işini tamamladıktan sonra (2012 yılı içerisinde) koleksiyonumda kitapları bulunan yayınevlerine ve işbu don kişotların yayıncılık geçmişine, yayın mizaçlarına, editöryal özelliklerine ilişkin sıkı bir yazı kaleme almayı düşünüyorum.
3. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “imzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.
27
2011
Santrfor Yaşar Yalçınpınar’ın Fenerbahçe Rozeti
Santrfor Yaşar Yalçınpınar (1914-1998)
büyükamcamdan babama
babamdan bana
benden de evlâdıma
mirastır bu sevda!
*
Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” başlıklı ilgilere https://evvel.org/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden, “Yaşar Yalçınpınar” arşivine ise https://evvel.org/ilgi/yasar-yalcinpinar adresinden ulaşabilirsiniz.
22
2011
Dünya Yazarlar Birliği PEN, 90 Yaşında…
Tarık Günersel
PEN Uluslararası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Merkezi Başkanı
22
2011
Boğaziçi Caz Korosu Seçmeleri
Boğaziçi Caz Korosu, gücüne güç katmak için yeni seslerini arıyormuş…
Bkz: https://www.bogazicicazkorosu.com
17
2011
Anadolu…

Sessizliğin Dilbilgisi’ni bilenler,
Hakikat ve anlamla yanmak isteyenler,
Görmeyi öğrenmek isteyenler,
Anadolu’yu anlamak isteyenler,
Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu” adlı filmini izler.
Zy
17
2011
Afişler… Afişler… Afişler… (Aslı Yücel)
E V V E L’in sıkı takipçilerinden Aslı Yücel, Wall Street işgali ile çeşitli afişler üzerine kısa bir derleme/değerlendirme yazısı kaleme almış… Yazıya ve afiş görüntülerine https://yaziizleri.blogspot.com/2011/10/wall-streeti-afislerle-isgal-et.html adresinden ulaşabilirsiniz.
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Sokak Sanatı ilgilerine https://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.
17
2011
DADADArkaoDADA (21 Ekim 2011)
21 Ekim 2011 Cuma
Kadıköy’de, Arkaoda…
DADADA…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “dada” ve “gerçeküstücülük” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.
16
2011
Dağlarca’nın Önemi
15 Ekim 2008’de (94 yaşında) vefat eden Fazıl Hüsnü Dağlarca, yaşadığımız topraklarda yazılan şiirin ve imgeselliğin kuvvetlenmesini sağlayan en önemli/büyük şairlerden biridir. Kalb ve vicdan yolundaki ‘şiirsel çevrimler’i düşündüğümüzde Dağlarca’nın 1940 yılında yayımlanan “Çocuk ve Allah” adlı kitabı tam bir eşik noktasıdır. Örneğin Ece Ayhan, yazılarının ve söyleşilerinin farklı farklı yerlerinde, bazen fazlasıyla olumlu bazen de hafif olumsuz bir bağlamda -ama defalarca- şunu tekrarlamıştır: “Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’ adlı kitabı ile Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabından doğduk biz…”
Benim poetik kavrayışıma ve okumalarıma göre, şiir tarihimizin son 80 küsur yılının çevrimini belirleyen ve geleceğin poetikasına, yani ‘İmgelemin Özgürleşmesi’ne yol açan isimler-eserler şöyledir:
-Nâzım Hikmet (835 Satır,1929)
-Fazıl Hüsnü Dağlarca (Çocuk ve Allah,1940)
-Sait Faik (Alemdağ’da Var Bir Yılan,1954)
-Oktay Rifat (Perçemli Sokak,1956)
-Turgut Uyar (Dünyanın En Güzel Arabistanı,1959)
-İlhan Berk (Mısırkalyoniğne,1962)
-Ece Ayhan (Bakışsız Bir Kedi Kara,1965 / Devlet ve Tabiat,1973)
90’lı yılların ortasından bugüne kadar Dağlarca’nın yaşamı ve poetikası sürekli eleştirildi, siyasal olarak olumsuzlandı. Bugün görüyoruz ki, mevcut olumsuzlama çabasını devam ettirenler “haksızlık ve liyakatsızlık” noktasında Yeni Sinsiyet’le paydaş/yandaş olmuşlar… Çünkü Dağlarca, yazdığı tüm şiirlerde -tıpkı İlhan Berk, Ece Ayhan, Oktay Rifat, Turgut Uyar, Nâzım Hikmet gibi- İmgelemin Özgürleşmesi’nin imkânlarını aramış, patikaları bize işaret etmiş, poetikasını hep bu yönde -inatla- son nefesine kadar sürdürmüştür. Dağlarca’nın 1940’tan 2000’lere kadar yayımladığı şiir kitaplarının (‘Çocuk ve Allah-1940’ ile ‘İçimdeki Şiir Hayvanı-Norgunk-2007’ arasının) okunmasını, bu eserlerdeki poetikanın ve alan derinliğinin sezilmesini tüm sahici insanlara -şiire iştigal anlamında sonsuz- öneriyorum. Bir önemli önerim de; Şubat 2009’da yayımlanan ‘Beyaz Dergisi-Dağlarca Özel Sayısı‘nın didik didik edilmesi, incelenmesidir.
Z. Yalçınpınar, 2011
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne https://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
15
2011
Sinema Afişleri…
“Pazar Mezatı” taifesinin düzenlediği bu haftaki mezat kapsamında çok sıkı şeyler var. 16 Ekim 2011’de, İstiklal Caddesi Hazzopulo Pasajı’nda saat 14:30’da gerçekleşecek mezatta, ilginç sinema afişlerinin satışa sunulduğunu görüyoruz. Özellikle de ilk dönem sinema afişleri, koleksiyoncular için paha biçilmez değerde…
Ayrıntı için bkz: https://pazarmezati.net/
Hamiş: 16 Ekim tarihinde gerçekleşecek mezatın satış listesini incelerken sinema afişlerinin yanısıra son derece ilginç -ve ibretlik- 1. Dünya Savaşı propaganda efemeraları da gözüme çarptı. Bu konuyla ilgilenen koleksiyoncular da 16 Ekim’deki mezatı kaçırmamalı bence…
2. Hamiş: Bir de, Pazar Mezatı taifesinin 30 Ekim’de bir kitap mezatı düzenleyeceğinin ve bu mezatta kitaplarıyla birlikte yer almak isteyenler için başvuru sürecinin devam ettiğini duyurmakta fayda var.
15
2011
Žižek: “Wall Street işgalcileri, hepimize ‘Kırmızı Mürekkep’ veriyor.”
Sloven düşünür Slavoj Žižek, Wall Street işgalcilerini ziyaret etti ve bir konuşma gerçekleştirdi.
Konuşmanın tam metnine https://www.soldefter.com/2011/10/11/zizek-wall-street-isgalcileri-hepimize-kirmizi-murekkep-veriyor/ adresinden ulaşabilirsiniz.
(…) Hiçbir şeyi yok etmiyoruz. Biz sadece, sistemin kendi kendini nasıl da yok ettiğine şahit oluyoruz. Hepimiz, çizgi filmlerdeki klasik sahneyi biliriz. Kedi bir uçuruma ulaşmıştır, ancak altında hiçbir şey olmadığı gerçeğine aldırış etmeden yürümeye devam etmektedir. Ancak aşağı baktığında ve farkına vardığında aşağı düşer. Bizim burada yaptığımız şey bu. Wall Street’teki herifler “Heey, aşağı bakın” diyoruz.
2011 Nisan ortasında Çin hükümeti, televizyonlarda, filmlerde ve romanlarda öteki gerçeklik veya zamanda yolculuk içeren bütün öyküleri yasakladı. Bu, Çin için iyiye işaret. Bu insanlar hâlâ alternatiflere dair hayal kuruyor ki sen bu hayal kuruşlarını yasaklıyorsun. Burada bir yasağa gerek yok, çünkü egemen sistem hayal kurma gücümüzü tamamı ile bastırmış durumda. Durmadan gördüğümüz filmlere bakın. Dünyanın sonunu tahayyül etmek kolay. Bir asteroid tüm yaşamı yok ediyor, falan filan. Ancak kapitalizmin sonunu tahayyül edemezsiniz.
Öyleyse burada ne yapıyoruz? Size komünist zamanlardan harikulade, eski bir fıkra anlatayım. Doğu Almanya’dan bir adam Sibirya’da çalışmaya gönderiliyor. Mektubunun denetçiler tarafından okunacağını biliyor ve arkadaşlarına şöyle diyor: “Gelin bir şifre oluşturalım. Eğer benden mavi mürekkeple yazılmış bir mektup aldığınızda orada yazdıklarımın gerçek olduğunu bilin. Ama kırmızı mürekkeple yazılmışsa yalandır.” Bir ay sonra arkadaşları ilk mektubu alıyor. Her şey mavidir. Mektupta der ki: “Burada her şey harika. Dükkânlar güzel yiyeceklerle dolu. Sinemalar batıdan güzel filmler gösteriyor. Apartmanlar büyük ve çok rahat. Tek satın alamayacağınız şey kırmızı mürekkep.” Bizim yaşadığımız da bu. İstediğimiz bütün özgürlüklere sahibiz. Tek eksiğimiz kırmızı mürekkep: tutsaklığımızı ifade edecek dil. Bize öğretilen özgürlüğe dair konuşma yöntemi, özgürlüğü tahrif ediyor. Ve burada yaptığınız şey bu. Hepimize kırmızı mürekkep veriyorsunuz.(…)
Slovaj Žižek’in Wall Street Konuşması’ndan…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yer alan “3. Dalga” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/3-da
lga adresinden ulaşabilirsiniz.
13
2011
Wayne Shorter İstanbul’da…
Miles Davis’le beraber çalarken ya da 60’lı yıllardaki “Blue Note” çalışmaları bağlamına, 80’lerde “Weather Report” döneminde oluşturduğu fusion yaklaşımının kimyasına, gerekse de son 10 yıldır kendi dörtlüsünde (John Patitucci ile yöneldiği müzikal noktaya) baktığımızda Caz Tarihi’nin en önemli ve renkli isimlerinden biri olan Wayne Shorter, 18 Ekim 2011’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu‘nda çalacak… Caz projeleri yolculuğunda efsaneleşen 78 yaşındaki bu ustanın konserini kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. (Zy)
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Caz” ilgiilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/caz-cumlesi adresinden ulaşabilirsiniz.
11
2011
Tezer Özlü Konferansı (20-21 Ekim 2011)

Kadir Has Üniversitesi, ‘Modern Türk Edebiyatı Konferansları’ dizisine yazar Tezer Özlü’yle başlıyormuş… 20-21 Ekim’de gerçekleştirilecek konferans 1986’da aramızdan ayrılan yazarı bütün yönleriyle incelemeyi amaçlıyormuş. Toplumsal cinsiyet, ‘flaneur’ edebiyatı, yol edebiyatı, otobiyografi, siyasi baskılar ve modernleşme sorunları, Tezer Özlü konferansı süresince ele alınacak konulardan bazılarıymış…
Hamiş: Deniz Kıral (Tezer Özlü’nün kızı) 1985 yılının Aralık ayında annesine bir dizi soru yöneltir. Tezer Özlü kızının sorduğu soruları duyarlılık ve içtenlikle yanıtlar… Borges Defteri taifesi tarafından 22 Şubat 2009′da yayımlanan bu özel söyleşiye ve arşiv çalışmasına https://zaferyalcinpinar.com/tezerozlu.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
07
2011
Şiirsel Maksat: “Narteks Sahaf ve Kitap Müzesi”
Aşağıda bulunan metin, Narteks Sahaf (Sıtkı Altuner), Kitap Müzesi, bir koleksiyoner olarak edebiyat üzerine imzalı kitap ve efemera toplamaya başladığımdan bu yana duyduğum en güzel yaşantı hikâyesi, karşılaştığım en hakikatli fikir ve maksat… Bunu, bu coşkuyu yerden göğe desteklediğimi bildiririm. (Zy)
NARTEKS SAHAF VE KİTAP MÜZESİ
İlk Ateş
“Enstitü yanıyor! Enstitü yanıyor!” çığlıklarıyla bütün Pazarören halkı enstitüye doğru koşmuştu. Ben de annem ve teyzemle oraya gitmiştim. Enstitünün bahçe duvarlarından hiçbir şeyi göremiyordum, parmak uçlarımda yükselerek bir aralıktan baktım. Enstitünün çatı katında çıkmış yangın. Binadan kara kara dumanlar yükseliyor. Enstitü öğrencilerinin bir kısmı kütüphanenin de bulunduğu çatı katındalar. Ellerine geçen tüm kitapları aşağıya fırlatıyorlar. Yangını izleyen halkta büyük bir sessizlik ve korku olduğunu anımsıyorum. Çatıdan fırlatılan kitaplar enstitü bahçesine doğru düşerken kuşların kanat çırpmasına benzeyen bir ses çıkarıyorlar. Ben o an “Kuşlar yanıyor!” diye bağırmışım.”
“Delice Bir Koşu”
“Anadolu’nun gitmediğim bölgesi kalmadı. Öğretmenlik için gittiğim her yerde elimde bir bavul olurdu. Bu bavulda kıyafetler vs. vardı. Bu bavulun dışında dinamit sandıkları… İçinde elbette kitaplar. Böyle bütün Anadolu’yu gezdim. Gittiğim her okulda kütüphaneler kurdum. Öğrencilerime iyi şeyler okutmaya çalıştım. Nereye gidersem gideyim o dinamit sandıkları bütün ağırlıklarıyla yanımdaydılar. En son Tunçbilek’teki kooperatif evine taşınırken üç adamla anlaştık, kitapları taşıyacaklar. Sandıkları yüklendiler. Bir süre yürüdük. Kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlar. Nihayet içlerinden biri dayanamadı. “Beyim kusura bakma bunlar çok ağır, canımız çıktı, yüklendik falan ama devam edemeyeceğiz. Para falan da istemeyiz,” diyip gittiler. Onları oradan tek tek taşıdım. Sadece bu sandıklar yüzünden başıma gelenleri anlatsam…”
Narteks
“Ben yıllarca kitap topladım. Topladığım binlerce kitap sıkı yönetimlerde, faşist cuntalarda toplatıldı, yakıldı ama vazgeçmedim. İstanbul’a döndüğümde ansiklopedi satıcılığından, düzeltmenliğe, dergicilikten ansiklopedi yazarlığına kadar pek çok iş yaptım. Ardından kitaplara bir adım daha yaklaşmak için bir sahaf dükkânı açtım. Adı: Narteks. Narteks, kadim bir bitkinin adı. Antik çağda henüz kandiller yokken kutsal ateşin evlere taşınmasında kullanılırdı. Boğumlarında yer alan kimyasal madde sayesinde yanmadan ve ateşi söndürmeden taşımaya yarardı. Kimi kaynaklara göre Prometheus tanrılardan ateşi bir Narteks ile çalmıştır. Pek bilinmeyen bu kelime bende bazı çağrışımlar yarattı ve dükkânın adını Narteks koydum. Girişe şöyle bir yazı yazdım. “Narteks ateşi taşıyan bir bitkidir ki ‘kitap’a benzer ‘insan’a da”…
“Arada Şiir Varsa…”
“Bir gün Behçet Necatigil’in bir kitabını buldum, imzalı. “Arada şiir varsa güzelleşir yaşamak..” diye imzalanmış. Tüm şiirlerini taradım, hiçbirinde böyle bir dize yok. Böylece başladı imzalı birinci baskı kitap toplama fikri. Bu fikir, ardından bir kitap müzesi fikrine dönüştü. Şimdi yaklaşık olarak dört yüz bin kitaplık bir arşivim var. Bunların yaklaşık altmış bini imzalı birinci baskı kitaplar. Nâzım Hikmet, Neruda, Oğuz Atay, Kafka, Sartre, Camus, Orhan Kemal, Tanpınar, Halid Ziya, Edip Cansever, Tomris Uyar, Bilge Karasu gibi pek çok yazarın imzalı kitapları var. Bu kitaplar iki evde üst üste yığılmış bir şekilde beklemek zorundalar. Yer yok! Zaman zaman bazı bankalar, yayınevleri bunları satın almak istediler, kimileri kendi isimleri altından bir müze için yer vermeyi teklif ettiler ama kabul etmedim. Ben istiyorum ki hiç kimseye ait olmayan bir müze olsun. Müzenin girişine asacağım teşekkür tabelasında yazacak yazı bile hazır. Kitaplarım ve ben bekliyoruz. Bu bekleyişi Jacques Prevert’in bir şiirine benzetiyorum… Adı: “Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin”
“Önce bir kafes resmi yaparsın/ Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için/ Bir şey çizersin içine/ Sevimli bir şey
Yalın bir şey /Güzel bir şey/ Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca/ Asarsın bu resmi/ Bir bahçede
Bir koruda/ Ya da bir ormanda / Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz/ Kımıldamazsın / Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de / Karar vermezden önce
Yılmayacaksın/ Bekleyeceksin/ Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü /
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin / Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok / Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla / Usulcacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu / Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini / Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında. / Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü / Resim kötü demektir / Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık / Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından / Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.”
Sabahattin Eyuboğlu, muhteşem çevirmiş şiiri. Bizim durumumuz da buna benziyor biraz. “Kuşlar” hazır, kafesin tellerini de sildim tek tek, kuşun bir tüyüne zarar vermeden, her şey hazır bekliyoruz -yanmış kuşun ötmesini de-…”
“Aramızdaki Şey”
Birkaç yıl önce Aslıhan Pasajı’nda birkaç kitap ararken tanıştık; Sıtkı Hocayla, Narteks Sahaf’la ve kitap müzesi fikri ile… Ardından ‘kitap’ın kitaptan fazlası olduğu konusundaki ortaklığımızla bağlandık, büyük bir dostlukla birbirimize. Neler yapabileceğimizi düşündük ardından, yapabileceğimiz şey sadece bu fikrin insanlar tarafından öğrenilmesini sağlamaktı. Bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu yüzden Sıtkı Altuner’in izniyle bu sayfayı oluşturmayı düşündük. İsteğimizi hayata bir adım daha yaklaştırmak için belki…
BURCU ŞAHİN & ASLAN ERDEM
Ayrıca bkz: https://www.facebook.com/notes/narteks-sahaf/narteks-sahaf-ve-kitap-m%C3%BCzesi/110432059058007
Narteks Sahaf:
https://www.facebook.com/profile.php?id=100002736403146Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “imzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.
06
2011
Sergi: “İnsan Durumu” (15 Ekim-19 Kasım 2011)
15 Ekim-19 Kasım 2011 / Hush Galeri
“İnsan Durumu”
Merve Akyel, Johan Björkegren, N. Güneş Güven,
Melike Kılıç, Can Kurucu, Başak Mangör, Yuşa Yalçıntaş,
Simin Yıldız, Baysan Yüksel
“İnsan durumu” iç ve dış etkenlere karşı geliştirdiğimiz bir hâldir. Bu durum kişilerin yaşantılarına göre şekillenir. Kişinin algılarına karşı oluşturduğu kondisyon her ne kadar farklı zaman ve mekânlarda yaşanmış, birbirinden bağımsız söylemler gibi görünse de her biri gündelik yaşamdaki ortak konulardan üremiştir. (…) Tanıtım Metni’nden…
Hush Galeri
Caferağa Mah. Miralay Nazım Sok. 20 Kadıköy
https://www.hushgallery.org/
06
2011
“bir çakıl taşı ısınır içimde…” (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun aile koleksiyonunda yer alan bazı eserlerden bütünlenen Bedri Rahmi Eyüboğlu 100. Yıl Sergisi, 4 Ekim’de Caddebostan Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda açıldı.
Sergiyi gezdiğimde, Bedri Rahmi’nin eserleriyle işlediği ya da içine karıştığı “imgelem”in özgür ve olabildiğince zeki bir “alan derinliği”ni nazar ettiğine, Bedri Rahmi’nin her bir eserinin, eriştiği imgelemi candan bir şekilde savunduğuna tanık oldum. Sözkonusu tanıklığın ardından da zekâyla, batıyla, doğuyla, heterodoksiyle, Anadolu’yla ve zihnimde varoluşsal değeri olan her şeyin sıcaklığıyla (örneğin deniz, örneğin toprak, örneğin İstanbul, örneğin şiir…) birleşmiş, her şeye yüklenmiş çok önemli bir “Bedri Rahmi Estetiği”nin bilincine, onun kalb atışlarına varmaktan gurur duydum. Üstelik aynı güç ya da zekâ Bedri Rahmi’nin eserlerinin biçeminde ve malzemesinde de hemen kendini gösteriyordu. “Yaşamak coşkusu” diyebileceğim bu garip hissiyatın, Bedri Rahmi’deki ritmine hayran kaldım…
Sonuçta, 100. Yıl Sergisi’ni Bedri Rahmi’nin aşağıdaki dizelerini dilinize dolayarak gezmenizi dilerim:
“seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde“
Zafer Yalçınpınar
6 Ekim 2011
Hamiş: 100. Yıl sergisinde Bedri Rahmi’nin çalışma odasından ve yaşamında kullandığı eşyalardan oluşan bir “yerleştirme” de bulunuyor… Ama sergide beni sonsuz etkileyen eser, Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı tablosuydu.
Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı eserinden bir ayrıntı…
04
2011
“160. Kilometre” filan…
25 Temmuz 2011’de, “hızlı olmak” nedenselliğinin sonucunda sıkı dostlarımdan biri vefat etti. Ben, “hız”a ve hızın kadrajvari/endüstriyel nedenselliklerine karşıyım. Tüm endüstriyel zamanların içinde frene basmak ve anları -tekrardan- yakalamak gerekir. Asıl sarsıntı 160 kilometreyle giderken, köküne kadar frene basabilmektedir. EVVEL’in bilincinde bilinçlenmektir bu… Frene basmak eyleminin fiziksel yükü, mevcut hızların toplamına benim varlığımın/bedenimin ve frene basışımın yükü kadar “hız” ekler. Örneğin eski bir kitabı okumak, bir imgelemi tasavvur etmek, bin yıllık bir şiirin ilk dizesini kavramak bu frene basış duygusuna/duygudurumuna/eylemine benzer… Benzerdir.
Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
Hamiş: “Değişmez künklükte feodal” bir kafayla endüstriyel mezbahalara paydaşlaşmaya/yandaşlaşmaya çalışan tüm kifayetsiz muhterislere armağan olsun bu metin…
03
2011
“Bu Sevda Bitmez!” çünkü…
“Bu Sevda Bitmez!” sözünün yüklendiği “kalb ve vicdan” yolunu hissetmek için birçok neden vardır, tribünlerde, Kadıköy’de, her yerde… Bazılarını aşağıda paylaşalım:
https://papazincayiri.blogspot.com/2011/10/ahmet-altana-ack-mektup.html
https://video.mynet.com/sporhbr/Fenerbahce-taraftari-onu-konusuyor/1336839/
https://www.youtube.com/watch?v=Q7ivej6k5cs
https://geronimonunyeri.blogspot.com/2011/10/dort-dort-iki.html

Santrfor Yaşar Yalçınpınar (1914-1998)
büyükamcamdan babama
babamdan bana
benden de evlâdıma
mirastır bu sevda!
*
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
01
2011
2011-2012 Sezonu: “Haklıyız, kazanacağız!”
(…)sevdamız / büyüyor omuzlarımızda(…)
birgün girsek biz mezara/ gözümüz kalmaz arkada
evlâdıma miras bu sevda! (…)
HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!
Fenerbahçe Taraftarı
***
1 Ekim 2011
Futbol
Fenerbahçe Spor Kulübü: 4
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: 213 Ekim 2011
Bayanlar Voleybol
Fenerbahçe Universal: 3
Galatasaray Medical Park: 115 Ekim 2011
Erkek Basketbol
Fenerbahçe Ülker: 88
Trabzonspor: 6312 Aralık 2011
Futbol
Bursaspor: 0
Fenerbahçe Spor Kulübü: 218 Aralık 2011
Futbol
Fenerbahçe Spor Kulübü: 1
Tirabizonspor: 031 Aralık 2011
Erkek Basketbol
Fenerbahçe Ülker: 80
Galatasaray Medicalpark: 79
devamı gelecek…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
29
2011
Ön-Hazırlık: “Okumalar, okumalar, okumalar…” (29/9/2011)
E V V E L’in sahici dostları ve sıkı takipçileri,
Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne ve söz konusu tipolojinin enstrümanlarına karşı verdiğimiz mücadelenin önümüzdeki dönemde (Eylül 2011-Haziran 2012) çetinleşeceği haberini, 26 Eylül 2011 tarihinde E V V E L Fanzin sayfalarından ve sosyal medya platformlarından “herkese” duyurduk. (Bkz: https://evvel.org/yerden-goge-kadar-duyurulur-basliyoruz)
Geçtiğimiz on yılda peydahlanan yayıncılık ve edebiyat istismarlarına -haysiyetsizliğe, hilebazlığa, fetbazlığa, liyakatsızlığa, muhterisliğe, editör olmayan editörlere, şair olmayan şairlere, ödül olmayan ödüllere, dergi olmayan dergilere, yayınevi olmayan yayınevlerine- karşı çıkarak oluşturduğumuz cephede kendimizi içeriksel, eylemsel ve hukuksal açıdan “yerden göğe kadar haklı” gördüğümüzü, sahici edebiyatın ve sıkı şiirin savunusunda sonuna kadar mücadele edeceğimizi açıkça bildirdik. Önümüzdeki dönemde, Yeni Sinsiyet kavramı etrafında çeteleşenleri ve işbu çetenin icra ettiği hileleri, sahtekârlıkları, yayıncılık istismarlarını yaşanan olaylarla, belgelerle, sorularla, kavramlarla, analizlerle ve hepsinden önemlisi “isimleriyle” birlikte ifşa edeceğiz.
Bugüne kadar “Yeni Sinsiyet” üzerine yazdığım yazılarda kavramsal açıklamalara, çıkarımlara ve mevcut kötücül ortamın bilişsel ayrıntılarına yer vererek “Yeni Sinsiyet” başlığının çerçevesini işaret etmeye çalıştım. Şiir-şair-editör-yayınevi ilişkilerindeki hilelerin ve sahtekârlıkların ayrıntılarını, taraflarını, çeşitli yazışmaları, kurumları, belgeleri ve isimleri ifşa etmeyi pek düşünmedim. Ancak, bugünkü merhalenin geleceği biçimlendirişindeki ciddiyet, Yeni Sinsiyet çetesinin muhterisliği ve sergilenen haysiyetsiz tavırlar fikrimi (iyi niyetimi) değiştirdi. Önümüzdeki dönemde tüm arkaplanıyla birlikte işbu çetenin mensuplarının isimlerini, yaşanan olayların tarihlerini, taraflarını ve belgelerini, tanıklıklarını ve tavırlarını “ateşli bir sabır” eşliğinde, üşenmeden, tek tek ifşa edeceğiz.
Söz konusu ifşaat ve içerdiği tartışmalar, tanıklıklar, ayrıntılar, analizler, belgeler -yani her şey- “DAVALI” adını verdiğimiz E V V E L Fanzin başlığının altında derli toplu olarak yer alacak ve gelişmeler doğrultusunda sürekli güncellenecek. DAVALI başlığına her daim şu adresten ulaşabilirsiniz:
https://evvel.org/ilgi/davali
Yeni Sinsiyet tipolojisini, şiir ve edebiyat dünyasında yaşanan olayları, hileleri, aktörleri, ilişkileri ve bunlara karşı 2006 yılından beri verdiğimiz mücadelenin ayrıntılarını (yani önümüzdeki aylarda gerçekleştireceğimiz ifşaatı) doğru bir şekilde kavrayabilmeniz ve anlamladırmanız amacıyla bazı yazıları bir “Ön-Hazırlık” şeklinde okumanız çok faydalı olacaktır. Bu yazıları -kronolojik olarak- aşağıda dikkatinize sunuyorum:
İLK/TEPKİSEL YAZILAR (2008-2010)
1/ “Editörcülük Oynamak”
Şubat 2008, S Gazetesi(gaSte), Sayı:111
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i15.html2/ “Damperli Ödül Furyası ve Saygınlık Cukkalamak”
Mayıs 2008, S Gazetesi(gaSte), Sayı:113
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i17.html3/ “Şaircilik, Yazarcılık Oynayanlar ile Oynamayanlar”
Ağustos 2008, Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i19.html4/ “Yıllık Geyiği”
Mart 2010, Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i20.html
YENİ SİNSİYET ÜZERİNE KAVRAMSAL YAZILAR (2010-…)
1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i21.html2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i22.html3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i23.html4/ “Yerli Edebiyat Üzerine…”
Mart 2011, Karga Mecmua
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/k23.html
ÖZGEÇMİŞLER (…-2011)
1/ “Özgeçmiş”
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/d1.html2/ “Edebiyat Geçmişime Baykuş Bakışı”
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/baykusbakisi.html
Haysiyetimiz ve “insan” oluşumuz, bizim en sahici gücümüzdür. Bana (bendenize) ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin E V V E L’e duyduğunuz inancı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan duruşunuzu “gözünüz gibi” korumanızı diliyorum.
Hepinizi hakikatin gönül ateşiyle, yani “ateşli bir sabırla” selamlıyorum.
Sahicilikle…
Zafer Yalçınpınar
29 Eylül 2011 / İstanbul
zaferyal@gmail.com
www.evvel.org
www.zaferyalcinpinar.com
28
2011
Yerden göğe kadar duyurulur: “BAŞLIYORUZ!” (26/9/2011)
E V V E L’in sahici dostları ve sıkı takipçileri,
Bildiğiniz gibi 2006 yılının son aylarından beri “Yeni Sinsiyet” adını verdiğimiz bir tipolojiyle mücadele ediyoruz. Bu mücadele zaman zaman kişisel boyutlara indirgenmişse de aslında -parçaları/kişileri birleştirdiğinizde ve ayrıntıları dikkatlice incelediğinizde, görürsünüz ki- hakikat, sıkı şiir ve imgelemin özgürleşmesi yolundaki bir “kalb ile vicdan” mücadelesidir. Hangi vicdansız çeteye ve bu çetenin mutat zevatlarına, alçaklıklara karşı olduğumuz da tüm edebiyat ve sanat ortamınca (ortalığınca) biliniyor. Sözkonusu çetenin menfaatleri doğrultusunda biçimlendirdiği “Antoloji”, “Şiir Yarışması ve Edebiyat Ödülleri”, “Jüricilik”, “İçsiz ve Temelsiz Edebiyat/Sanat Etkinlikleri”, “Yayıncılık İstismarları”, “Turizm Faaliyetleri” ve “Üleştirmenlik” gibi enstrümanlarıyla da mücadele içindeyiz. Her fırsatta ve mekânda bağıra bağıra söyledik; “haysiyetsizliğe, hilebazlığa, fetbazlığa, liyakatsızlığa, muhterisliğe, editör olmayan editörlere, şair olmayan şairlere, ödül olmayan ödüllere, dergi olmayan dergilere, yayınevi olmayan yayınevlerine ve bunların “Yeni Sinsiyet” doğrultusundaki kullanımlarına, kısacası cehalete ve cehaletin amaçladığı melanet ortamına karşıyız!” Tüm bunlara “insanlık” adına karşıyız!
“İnsandan çok eşyaya benzeyen” ve “duvar saatleri gibi ahmak” olan bu çeteye karşı verdiğimiz mücadele, önümüzdeki dönemde (Eylül 2011-Haziran 2012 arasında) daha da çetinleşecek. Bu kapsamda, E V V E L Fanzin olarak gereken teknik tedbirleri aldık. Bilgilerimizi, verilerimizi, belgelerimizi ve arşivimizi, düzenledik, teknik becerilerimizi ve imkânlarımızı yeniledik. Kalb ve vicdan yoluna inanmayan “yalancı dostları” ve “kifayetsiz muhterisleri” etrafımızdan uzaklaştırdık. İçeriksel, eylemsel ve hukuksal olarak kendimizi bu mücadelede “yerden göğe kadar haklı” görüyoruz. Hakkımızı savunmak için de tüm varlığımızı (neyimiz, kimimiz varsa onu) ortaya koyarak savaşacağız.
Önümüzdeki dönemde hukuksal, kuramsal ve eylemsel olarak yeni dosyalar açacağız, yeni sorular soracağız, herkesi şaşkınlık içinde bırakacak ve sahte kanaatleri yıkacak ifşaatlarda bulunacağız. Her merciiye ve mertebeye bu ifşaatları taşıyacağız, ileteceğiz, edebiyat ortamındaki gölge oyunlarını, mevcut aktörlerin kim olduğunu ve ne yaptıklarını teker teker, sabırla anlatacağız. Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin yayıncılık dünyasında ve edebiyat ortamında çevirdiği sahtekârlıkları, pazarlıkları, fetbazlıkları, kirli ilişkiler ile üçkâğıtçılıkları, belgeler ve derinlemesine yorumlar aracılığıyla ifşa edeceğiz.
Ustam Oruç Aruoba’nın şu sözleri yaşamımın ve mücadelemin şiarı olmuştur:
“Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:
Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman…
Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.”
(Oruç Aruoba, “De Ki İşte”, Metis Yayınları, 2001, s.44)
Haysiyetimiz ve “insan” oluşumuz, bizim en sahici gücümüzdür. Bana (bendenize) ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin E V V E L’e duyduğunuz inancı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan duruşunuzu “gözünüz gibi” korumanızı diliyorum.
Hepinizi hakikatin gönül ateşiyle, yani “ateşli bir sabırla” selamlıyorum.
Sahicilikle…
Zafer Yalçınpınar
26 Eylül 2011 / İstanbul
Önemli Not: Aşağıdaki adreslerde yer alan başlıkları, yazıları ve belgeleri dikkatlice incelemeniz, 2006 yılından bu yana verdiğimiz mücadelenin ayrıntılarını kavramanız ve hangi tipolojiyle, ne boyutta mücadele ettiğimizi anlamanız açısından çok önemlidir;
1-Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları
2-Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “Biz” Söylemi ve Retorik Arsızlığı
3-Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı
4-https://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir
5-https://evvel.org/ilgi/lobut
25
2011
EVVEL’DEN TEKNİK DEĞİŞİKLİKLER
Sıkı dostum ve kardeşim Vedat Kamer’in yardımıyla aşağıdaki teknik değişiklikleri gerçekleştirdik:
1-E V V E L, hizmet aldığı sunucuyu ve hosting firmasını değiştirdi. Böylelikle daha hızlı ve güvenilir bir mekâna taşındık.
2-Bugünden itibaren E V V E L’e ulaşabileceğiniz web sitesi adresi; https://www.evvel.org
(Not: Eski bağlantı adreslerine yönlendirme sağlandı. Tüm eski bağlantı adreslerimiz de şıkır şıkır çalışıyor. Böylelikle zerre kadar bilgi, belge, veri ya da bunlara erişim kaybı yaşamadık.)3-Zafer Yalçınpınar’ın kişisel web sitesine ulaşabileceğiniz adres de değişti. Artık Zafer Yalçınpınar’ın kişisel web sitesine https://www.zaferyalcinpinar.com adresinden ulaşabilirsiniz. (Önceki maddede bahsettiğim teknik yönlendirmeler bu site için de geçerli kılındı. Zerre kadar bilgi, belge, veri ya da bunlara erişim kaybı yaşamadık.)
Tüm E V V E L takipçilerine hayırlı ve uğurlu olsun.
Sahicilikle
Zy






























































