Kas
17
2011
0

Haber: Prof. Dr. İoanna Kuçuradi PEN Onur Üyesi seçildi.

17 Kasım 2011  Dünya Felsefe Günü’nde Prof. Dr. İoanna Kuçuradi PEN Onur Üyesi seçildi.

Dünya Yazarlar Birliği PEN 90 yıldır edebiyatın bütün dillerde gelişmesi ve ifade özgürlüğü için mücadele ediyor. “İfade Özgürlüğü” denince “Zihin Özgürlüğü” akla geliyor –ya da gelmeli. İşte bu noktada felsefe bütün canlılığı ve zenginliğiyle temel bir alan olarak beliriyor. Eleştirel ve çok yönlü düşünüş terbiyesi ancak felsefe ile mümkündür. Ayrıca, edebiyat ile felsefe birçok bakımdan iç içe alanlardır. Edebiyat gibi felsefe de lüks değil, hayatî bir ihtiyaçtır. İhmal edilmeleri korkunç bir zihin fakirliğine, hayat fakirliğine yol açar. Ve o tür fakirlik hiçbir mal-mülk, mevki ve şöhret ile telafi edilemez.

UNESCO’nun kararıyla, gezegenimizde her yıl kasımın üçüncü perşembe günü Dünya Felsefe Günü olarak kutlanıyor. Bu özel gün vesilesi ile, değeri dünyaca kabul edilmiş bir filozof ve eğitimci olan Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi PEN Türkiye Merkezi Onur Üyesi seçtiğimizi kamuoyuna duyurmaktan kıvanç duyuyoruz.

Pek çok zorluğa rağmen Türkiye’mizde parlak zihinler ve yürekler vardır. Birer ışık olarak yolumuzu aydınlatmakta, örnek olmakta, eserleri ve yaşayışları ile sürekli güç vermektedirler. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi işte bu seçkin meşaleler arasında önde gelen bir değerimizdir. Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Sayın Kuçuradi Boston’daki kongrede Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu Başkanı seçilmişti. 2003 Dünya Felsefe Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasında belirleyici rolü olmuştur. İstanbul Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve UNESCO katkıda bulunduğu kurumlar arasındadır. Maltepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde ders vermektedir. İnsan hakları ile etik öncelik verdiği alanlardır. Verimlerinden bazıları:

Perdenin Arkası -Şiirler- (1962)
Max Scheler ve Nietzsche’de Trajik (1965)
Nietzsche ve İnsan (1966)
Schopenhauer ve İnsan (1967)
Liselerimizde Felsefe Öğretimi (1969)
İnsan ve Değerleri: Değer Problemi (1971)
Etik (1977)
Sanata Felsefeyle Bakmak (1980)
Çağın Olayları Arasında(1980)
Uludağ Konuşmaları – Özgürlük, Ahlâk, Kültür Kavramları(1988)
Yüzyılımızda İnsan Felsefesi – Takiyettin Mengüşoğlu’nun Anısına (1997)

Çevirileri arasında Kant’ın eserleri başta geliyor. Prof. Dr. İoanna Kuçuradi dünyanın pek çok seçkin kuruluşuna üyedir, onur üyesidir. Kuçuradi ile yurttaş ve dünyadaş olmak kıvanç verici. Artık Dünya Yazarlar Birliği PEN bünyesinde kurumdaş olma kıvancını da yaşıyoruz.

Nice güzel adımlarda birlikte olmak dileği, şükran ve saygımızla,

PEN Türkiye Merkezi Yönetim Kurulu

Tarık Günersel (Başkan) – Halil İbrahim Özcan (İkinci Başkan) -Sabri Kuşkonmaz (Genel Sekreter) – Ahmet Erözenci (Uluslararası İlişkiler Sekreteri) – Tülin Dursun (Sayman) – Zeynep Oral (Üye) – Mario Levi (Üye).

www.pen.org.tr

Kas
14
2011
0

Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi (Serkan Engin)

Ödüllendirmek, üst konumundaki biri ya da birilerinin, ast konumundaki biri ya da birilerine övgü lütuf etmesidir. Yani her şeyden önce iki birey arasında hiyerarşi kurar ki hiyerarşi insani değildir, dolayısıyla ödüllendirmek ve ödül beklemek de insani bir eylem değildir.

Sahibinden daha doğrusu kendisini sahibi olarak gören insandan ona uygun eylem sergilediği için bir köpeğin “ödül” beklemesi, kendi yapısı açısından anlaşılabilir bir durumdur, oysa insani eylemin temel ölçütü, herkese göz hizasında bakıp kalp hizasında sevebilmek, yani kimseyi üst ya da ast saymamak, herkesi kendiyle eşit düzlemde görüp buna göre hareket etmektir. Oysa ödül beklediğiniz zaman, otomatikman ödül veren özneleri üst, kendinizi ast konumuna getirirsiniz, kendinizi eşitlik çizgisinin altına, ödül veren özneleri de çizginin üstüne çekersiniz, yani fırlatılan topu sahibine getirdiği için ödül olarak kuru mama bekleyen köpekten farkınız kalmaz.

Bu açıdan ele alındığında, tek tek şiirlere ya da şiir dosyaları veya şiir kitaplarına verilen ödüllerin hem ödül talep eden hem de ödül verenler açısından, insanın insana üstünlüğünün olamayacağı, aralarında hiyerarşi kurulmaması gerektiği temelindeki insani öze aykırılığı ortaya çıkar.

Ödül veren özneler, “sunan” taraf olduğu, ödül talep edenlerle aralarında kurulan hiyerarşik yapıda “üst” konumunda oldukları için bir erk gücü elde ederler. Tıpkı istediği eylemi yapan köpeğe kuru mama “sunan” ve ödül talep eden köpeğe karşı “üst”  konumunda bulunan “sahip” insanın durumundaki gibi. Dolayısıyla bir şiir ödülü almayı talep edenler, ödül verenlere, bu talepleriyle bir erk alanı sağlar ve bu alana tabi olurlar. Politik bağlamda da erki yaratan, gene kendi başlarında bir politik erk bulunmasını talep edenlerdir zaten. Ancak toplumdaki bireyler erkperestliği aşmaya başladıkça, sınıfsız bir dünya kurulması yönünde adımlar atılabilir.

Ödül talep edenlerin varlığıyla, ödül verenlerin şiir erki oluşur, oysa şiir muhalif duran/durması gereken ve şiir erki başta olmak üzere her türlü erke muhalif tavır sergilemesi gereken bir olgudur. Ancak bu şekilde sanatın eleştirme, sorgulama ve toplumsal devingenliğe katkı işlevi gerçekleştirilebilir. Şiir erkine tabi olmak, pekâlâ politik erke tabi olmayı da getirir ki şair özne, politik erki elinde bulunduranlar, kendi ideolojik algısında olsa dahi toplumun muhalif sesi olmak adına, sanatın ve dolayısıyla şiirin eleştirme/sorgulama/toplumsal devingenliğe katkı işlevi açısından politik erkten uzak durmalıdır. Dolayısıyla şiir ödülü sunan ya da talep eden şairler, en baştan sanatın ve şiirin temel yapısına, asli işlevine, birincil niteliğine aykırı hareket ederler.

Yani şiir ödülü vermek ya da almak her iki taraf için de hem insani öze hem de sanatın ve şiirin temel niteliğine aykırı bir eylemdir.

Buraya kadarki şiir ödülü irdelemesi, idealize edilmiş, yani kendi içinde tutarlı ve kendi koyduğu çizgiler dahilinde ödül veren ödül mekanizmaları baz alınarak yapılmıştır. Yani, şiir ödülü sunan tarafın, kendi ilkelerini ortaya koyup bu ilkelere uygun olarak ödül talep ederek şiirlerini gönderenlerin eserlerini, şiir sanatının günümüzdeki nesnel ölçütleri, şiir ödülü şartnamesinin içeriği ve eğer varsa adına ödül verilen şairin poetik algısına paralellik temelinde değerlendirdiği varsayılmaktadır. Oysaki pratikte durumun böyle olmadığı, şiirle az çok ilintisi bulunan herkes tarafından bilinmektedir. Geçmişten bugüne, şiir ödüllerinin verilmesinde yaşanan pek çok olumsuzluğun varlığı sürekli gündeme gelmiştir. Ödüllerin verilmesinde şeyh-mürit, baba-oğul, ahbap çavuş hatta sevgili-metres ilişkilerinin belirleyici olduğu ya da para ödülü olan kimi ödüllerin ekonomik destek amaçlı olarak durumu kötü olan ve elbette “tanıdık, eş-dost” şaire verildiği ya da sosyalist bir şair adına konmuş bir ödülün post-modernist bir şaire verilmesi gibi ödülün kendisini hiçleyen eylemler sıkça ve sürekli yaşanmaktadır. Yani şiir ödülü talep edenlerin şiir ödülü verenlere sağladığı şiir erki, ödül veren özneler tarafından kendi çıkar ve keyfiyetlerine göre kötüye kullanılmakta ve idealize edilmiş ödül mekanizmasından daha kötü bir tablo ortaya çıkmaktadır. Böylece insani özden iyice uzaklaşılan, şiirin küçük kirli çıkarlara alet edildiği ve şiir erkinin gücüyle, şiirin ve şairlerin yönlendirilmeye çalışıldığı bir durum var olmaktadır. Özellikle ödül veren öznelerin (jüri üyelerinin) çoğunun her sene aynı ödülün jüri üyesi olmaları, hatta bazı şairlerin pek çok farklı ödülün jüri ekibinde yer almaları, edindikleri şiir erkiyle, kendi egolarını beslemek amacıyla mürit edinebilmelerini sağlamakta ve özellikle genç şairlerin, jürinin poetik algısına uygun şiirler yazmaları yönünde yönlendirilmesi sonucunu da doğurmaktadır. Böylece jüridekiler, kendi şiir algılarına ivme kazandırma yetisi elde etmektedirler, elbette şiir erkini var eden ve besleyen ödül talep ediciler sayesinde.

Sanat eserinin bir başka eserle “yarıştırılması” ise bir başka ve çok yönlü, derinlikli bir tartışma konusu. Ontolojik bağlamda her sanat eserin biricikliği ve bir başka eser ile niteliksel açıdan kıyaslanmasının sakat bir tavır olmasına vurgu yapan Cengiz Gündoğdu’nun şiir yarışmaları/ödülleri ile ilgili yazıları ve İonna Kuçuradi’nin “değer” kavramı ve “bir sanat eserinin değerlendirilmesi” ile ilgili yazıları, bu konuda açımlayıcı ve tartışma alanını genişletici olacaktır.
İdealize edilmiş bir şiir “yarışmasında”, yani kendi paradigması içinde referans aldığı politik ve poetik düzlemde, jüri üyelerinin, şiirin nesnel ölçütlerine göre yarışmaya katılan ya da aday gösterilen şiirleri değerlendirmesi ise elbette değerlendiren öznelerin öznel algılarından bağımsız olamaz, çünkü hiçbir nesnel amaçlı değerlendirme, öznel algıdan bağımsız değildir. Burada “nesnel ölçütler” derken, o sanat disiplinin diyalektik gereği tarihsel değişim/dönüşüm sürecinde geçirdiği aşamalar sonucu bugün geldiği konumu ile ortaya çıkan niteliksel özelliklerine vurgu yapılmakla birlikte, bu ölçütler pozitif bilimlerdeki gibi sayısal veriler ve ölçümlerle somutlanabilir olmadığından, jüri üyelerinin öznel algılarına dayalı yorumlarının eserin değerlendirilmesine etkisi yadsınamaz.

Bir şiir ile bir başka şiiri niteliksel olarak kıyaslamak, temelde bir atı diğeri ile hız üzerinden kıyaslamak ile aynı düzlemde, kapitalist ekonominin rekabetçi algısına koşuttur. Kaldı ki at yarışında, hız üzerinden iki atın kıyaslanmasının yarışı izleyenlerin öznel algısından bağımsız nesnel bir sonucu vardır, yani atlardan biri ötekini geçer ve izleyici öznelerden bağımsız olarak kıyaslama kendi sonucunu doğurur. Sanat eserinin “yarıştırılmasında” ise, idealize edilmiş bir yarışmada dahi, eserleri değerlendirenlerin öznel algısı kıyas mekanizmasına dâhil olacağı, hatta ağır basacağı için kıyaslamanın kendi nesnel sonucunu doğurmasından söz edilemez. Cengiz Gündoğdu’nun “Sanatta Star Sistemi” yazısında (Varlık Dergisi, Temmuz 1984) belirttiği gibi, kendi yapısı gereği sürekli kâr marjını arttırmayı hedefleyen kapitalizmin, mal olarak gördüğü sanat eserlerini “piyasada” palazlandırmak için ödül kavramını da araç olarak kullandığı, bilinen bir durumdur ki bunun “çok satan” roman türü düzlemindeki etkileri yıllardır görülmektedir. Şiir bugün “satan” bir yazınsal tür değil, dolayısıyla kapitalizm için kâr unsuru olarak roman kadar iştah açıcı değil. Bugün sadece yayınevlerinin (ne acıdır ki “solcu” geçinen kimi yayınevleri de dahil) şair üzerinden kâr elde ettiği, kitabın maliyetinin üstüne yüzde yüz kâr eklenip şairden alınarak şiir kitaplarının basıldığı bir “şiir kitabı piyasası” var ki bu da bir başka derinlikli bir tartışma konusu elbette. Bugün “satmayan” hatta “hiç satmayan “ yazınsal tür olan şiir, ilerde roman gibi “satan” bir tür haline gelirse, hiç şüphesiz kapitalizm, romanda olduğu gibi şiirde de ödül mekanizmasını, satışları arttırmak ve böylece yüksek kâr elde etmek için kullanacak, “piyasada çok satması muhtemel” şiir kitaplarına ödül verilmesi, belirleyici unsur olmaya başlayacak ve yazılan şiirlerin niteliği de bu ödüllere tabi şiir yazanlar tarafından “piyasaya” göre belirlenecektir. Bugün “rekabetçi” mantaliteyle kurulan ödül mekanizmasını reddetmeyen şairler de o koşullarda, şiiri “piyasa için üretilen meta” konumuna getiren tavra koşut davranacaklardır.

Mevcut durumun değişmesinin ilk adımı olarak, tüm şairlerin önce insan olarak kendi öz benliklerine ve şiire saygı gereği şiir ödülü kavramını toptan reddetmesi, böylece kendilerinin ödül talep eden olarak “ast”, ödül verenlerin de “üst” konumuna gelmesine, böylelikle aralarında insan onuruna aykırı olarak bir hiyerarşik yapı kurulmasına, bu sayede bir şiir erki mekanizmasının kurulmasına ve bunun, erki elinde bulunduranlar tarafından kişisel çıkar ve amaçlarına yönelik olarak kullanılmasına, şiirin poetik ve politik düzlemde muhalif tavrına aykırı şekilde yönlendirilmesine, sanat eserinin kapitalist ekonomi anlayışına koşut “rekabetçi” algıyla “yarıştırılmasına” itiraz etmeleri gerekmektedir.

Özcesi, ödül düzleminde şiir erkinin yıkılması, şiire ve insan onuruna saygı gereğidir.

Serkan Engin
Eliz Edebiyat Şubat 2011

1. bkz:  https://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir

2. bkz: https://evvel.org/ilgi/yeni-sinsiyet

 

Kas
12
2011
0

Yeni Sinsiyet yemcidir; ödüllendirir ve kafalar!

1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i21.html

2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i22.html

3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i23.html

4/ “Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi”
11 Kasım 2012, Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/i29.html

5/ “Yeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı”
1 Haziran 2014, Bkz: https://bit.ly/haksizlik

6/ “Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi”
11 Mayıs 2015, Bkz: https://bit.ly/kokmustuzcesitlemesi

*

hazirlik


“DAVALI”
https://yenisinsiyet.evvel.org
https://evvel.org/ilgi/davali


Kas
12
2011
0

Vüs’at O. Bener Sempozyumu (28 Kasım 2011)

28 Kasım 2011
Yeditepe Üniversitesi
Güzel Sanatlar Binası, Kat:8, Konferans Salonu

Bkz: https://vusatobenersempozyumu.blogspot.com/

Kas
09
2011
0

Oğuzcan Önver’in Yüreği

Oğuzcan Önver, vicdanıyla yazıyor, vicdanıyla yaşıyor. Onun hakkında birçok şey söylenebilir ama esas olan şu: Oğuzcan Önver, haysiyetli davranıp (Yeni Sinsiyet çetesine paydaş/yandaş olmayıp) o çetenin gelecekte kullanacağı ve bu nedenle de şimdiden ödüllerle (cartla curtla, şunla bunla) yemlediği bazı mutat zevatları (misal, Taner Doruk’u filan) eleştirmekten çekinmedi, çekinmiyor. Oğuzcan Önver’in yüreğini, ilerlediği kalb ve vicdan yolunu hayranlıkla izliyorum. Siz de izleyin… (Zy)

Bkz: https://oguzcanonver.blogspot.com/2011/11/taner-cindorukun-56-sayfalk-7-liralk.html

Eki
28
2011
0

Kitaplar… kitaplar… kitaplar ve koleksiyon…

Pazar Mezatı taifesi, bugünlerde, “kitap koleksiyonculuğu ve edebiyat efemerası” adına çok faydalı mübadelelere vesile oluyor. (Örneğin, G. Apollinare ve P. Êluard’ın yaşamına/eserlerine ait efemeraların derlenmesiyle oluşan, 1968 ve 1971 Gallimard baskısı iki önemli kitabı geçen haftalardaki “Pazar Mezatı” organizasyonları sayesinde koleksiyonuma kattım, katabildim.)

Bu haftasonu (30 Ekim 2011 Pazar günü) gerçekleşecek Pazar Mezatı, satış listesini imzalı, ilk basım ve nadir kitaplara ayırmış. Listeyi incelediğimizde edebiyat tarihimiz açısından çok önemli şairlerin, yazarların ilk basım ve imzalı eserlerinin yanısıra, çağdaş plastik sanatlara yönelik albüm ve kataloglar da dikkat çekiyor… (Anlaşılan bu haftasonu kitap koleksiyonerleri için çetin geçecek!)

Kitap koleksiyonculuğundan söz açmışken, koleksiyonumun envanterini çıkarma çalışmalarımda %60 seviyelerine gelmemin (yani işin yarısını aşmamın) mutluluğunu paylaşmak, sanırım, kendimi avutmak açısından yerinde olacaktır. Kütüphanemde yer alan koleksiyon kitaplarımı diğerlerinden ayırmak, tasnif etmek, ekslibris eklemek ve kayıt altına almak, en az koleksiyon yapmak kadar (okumak, düşünmek, araştırmak, takip etmek ve satın almak kadar) zor bir şeymiş meğer… Koleksiyonumun envanteri ve tasnifi açısından -özellikle 1980 sonrası basılan kitap, katalog, albüm, fanzin ve dergilerde- büyük kayıt eksikliklerim var hâlâ… Bu işi ertelememek gerekiyor, ki zaten herkese önerim şudur: Kitaplarınıza değer vermeye başladığınız -hatta kitap okumaya başladığınız- ilk andan itibaren her şeyin kaydını, envanterini ve okuma notlarınızı oluşturun mutlaka. Bu işe sonradan kalkıştığınızda inanılmaz zaman ve emek harcamak gerekiyor. Koleksiyonunuz kapsamında aradığınız kitabın yerini bulamamanız, özelliğini hatırlamamanız, hepsinden önemlisi kafanızda oluşan o “kaybetmek hissi, endişesi” filan da cabası…

Z. Yalçınpınar

1. Hamiş: Ekim 2011’in son günleri itibariyle kitap koleksiyonumun envanterine PDF dosyası olarak şu adresten ulaşabilirsiniz; https://zaferyalcinpinar.com/koleksiyon.pdf

2. Hamiş: Envanter ve kayıt işini tamamladıktan sonra (2012 yılı içerisinde) koleksiyonumda kitapları bulunan yayınevlerine ve işbu don kişotların yayıncılık geçmişine, yayın mizaçlarına, editöryal özelliklerine ilişkin sıkı bir yazı kaleme almayı düşünüyorum.

3. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “imzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
27
2011
0

Santrfor Yaşar Yalçınpınar’ın Fenerbahçe Rozeti

Santrfor Yaşar Yalçınpınar (1914-1998)

 büyükamcamdan babama
babamdan bana
benden de evlâdıma
mirastır bu sevda!

*

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” başlıklı ilgilere https://evvel.org/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden, “Yaşar Yalçınpınar” arşivine ise https://evvel.org/ilgi/yasar-yalcinpinar adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
22
2011
0

Dünya Yazarlar Birliği PEN, 90 Yaşında…

Dünya yazarlarının tanışma, tartışma ve dayanışma alanı olan PEN 90 yıldır edebiyatın bütün dillerde gelişmesi, ifade özgürlüğü ve dünya barışı için mücadele ediyor. Gezegende 20 bin üyesi olan bir federasyon.

PEN’in 1921’deki kurucuları arasında George Bernard Shaw, H.G.Wells ve Joseph Conrad yer alıyordu. Uluslararası PEN Başkanları listesinde Alberto Moravia, Heinrich Böll, Arthur Miller ve Mario Vargas Llosa var. Uluslararası Başkan Yardımcıları arasında Margaret Atwood, Nadine Gordimer, Moris Farhi, Kata Kulavkova ve Eugene Schoulgin gibi değerler yer alıyor.

24 Ekim günü 90 yaşını dolduran PEN’in “90 Yıl” etkinlikleri dünyada 2012’de yoğunlaşacak. (www.internationalpen.org.uk)

Uluslararası Yönetim Kurulu şu kişilerden oluşuyor: Uluslararası Başkan John Ralston Saul (Kanada PEN), Uluslararası Genel Sekreter Hori Takeaki (Japonya PEN), Uluslararası Sayman Eric Lax (BD PEN), Sylvestre Clancier (Fransa PEN), Tarık Günersel (Türkiye PEN), Marketa Hejkalova (Çekya PEN), Philo Ikonya (Kenya PEN), Gilwon Lee (Güney Kore PEN), Yang Lian (Bağımsız Çin PEN), Haroon Siddiqui (Kanada PEN).

Dünyanın en eski insan hakları ve yazar örgütü olan PEN’in Türkiye Merkezi 1950 nisanında Halide Edib Adıvar’ın başkanlığında kuruldu. 12 Eylül askerî darbesi üzerine kapanan merkez 1988’de Yaşar Kemal’in başkanlığında hayata döndürüldü. (www.pen.org.tr) PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyor: Tarık Günersel (Başkan), Halil İbrahim Özcan (İkinci Başkan), Sabri Kuşkonmaz (Genel Sekreter), Ahmet Erözenci (Uluslararası İlişkiler Sekreteri), Tülin Dursun (Sayman), Mario Levi ve Zeynep Oral.
PEN dünyada tutuklu veya hükümlü olan 900 yazara yardımcı olmaya çalışıyor.

Türkiye’de dört PEN üyesi uzun süredir tutuklu: Mustafa Balbay, Muharrem Erbey, Nedim Şener ve Ahmet Şık.Türkiye PEN Onur Üyesi Dr. İsmail Beşikçi bir yazısından ötürü 1 yıl 3 ay hapse mahkûm edilmiş bulunuyor. Türkiye’de 70 gazetecinin ve daha pek çok aydının tutuklu olması, roman çevirisi nedeniyle dava açılması, yayıncıların baskı altında olması gibi gerçekler Uluslararası PEN’in ve dünya demokrat kamuoyunun gündeminde. PEN 1987’de dünyaya şöyle bir açıklama yapmıştı: “Terör, gerekçesi ne olursa olsun ve kim yaparsa yapsın, ister bir kişi, bir grup veya örgüt ya da bir devlet, kınanmalıdır.”

Bu anlayışla, PEN’in emekleri sürüyor -bütün dünyada, azimle.

Tarık Günersel
PEN Uluslararası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Merkezi Başkanı

Eki
22
2011
0

Boğaziçi Caz Korosu Seçmeleri

Boğaziçi Caz Korosu, gücüne güç katmak için yeni seslerini arıyormuş…

Bkz: https://www.bogazicicazkorosu.com

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
17
2011
0

Anadolu…

Sessizliğin Dilbilgisi’ni bilenler,
Hakikat ve anlamla yanmak isteyenler,
Görmeyi öğrenmek isteyenler,
Anadolu’yu anlamak isteyenler,
Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu” adlı filmini izler.

Zy

Eki
17
2011
0

Afişler… Afişler… Afişler… (Aslı Yücel)

E V V E L’in sıkı takipçilerinden Aslı Yücel, Wall Street işgali ile çeşitli afişler üzerine kısa bir derleme/değerlendirme yazısı kaleme almış… Yazıya ve afiş görüntülerine https://yaziizleri.blogspot.com/2011/10/wall-streeti-afislerle-isgal-et.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Sokak Sanatı ilgilerine https://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
17
2011
0

DADADArkaoDADA (21 Ekim 2011)

21 Ekim 2011 Cuma
Kadıköy’de, Arkaoda…
DADADA…

 

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “dada” ve “gerçeküstücülük” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
16
2011
0

Dağlarca’nın Önemi

15 Ekim 2008’de (94 yaşında) vefat eden Fazıl Hüsnü Dağlarca, yaşadığımız topraklarda yazılan şiirin ve imgeselliğin kuvvetlenmesini sağlayan en önemli/büyük şairlerden biridir. Kalb ve vicdan yolundaki ‘şiirsel çevrimler’i düşündüğümüzde Dağlarca’nın 1940 yılında yayımlanan “Çocuk ve Allah” adlı kitabı tam bir eşik noktasıdır. Örneğin Ece Ayhan, yazılarının ve söyleşilerinin farklı farklı yerlerinde, bazen fazlasıyla olumlu bazen de hafif olumsuz bir bağlamda -ama defalarca- şunu tekrarlamıştır: “Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’ adlı kitabı ile Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabından doğduk biz…”

Benim poetik kavrayışıma ve okumalarıma göre, şiir tarihimizin son 80 küsur yılının çevrimini belirleyen ve geleceğin poetikasına, yani ‘İmgelemin Özgürleşmesi’ne yol açan isimler-eserler şöyledir:

-Nâzım Hikmet (835 Satır,1929)
-Fazıl Hüsnü Dağlarca (Çocuk ve Allah,1940)
-Sait Faik (Alemdağ’da Var Bir Yılan,1954)
-Oktay Rifat (Perçemli Sokak,1956)
-Turgut Uyar (Dünyanın En Güzel Arabistanı,1959)
-İlhan Berk (Mısırkalyoniğne,1962)
-Ece Ayhan (Bakışsız Bir Kedi Kara,1965 / Devlet ve Tabiat,1973)

90’lı yılların ortasından bugüne kadar Dağlarca’nın yaşamı ve poetikası sürekli eleştirildi, siyasal olarak olumsuzlandı. Bugün görüyoruz ki, mevcut olumsuzlama çabasını devam ettirenler “haksızlık ve liyakatsızlık” noktasında Yeni Sinsiyet’le paydaş/yandaş olmuşlar… Çünkü Dağlarca, yazdığı tüm şiirlerde -tıpkı İlhan Berk, Ece Ayhan, Oktay Rifat, Turgut Uyar, Nâzım Hikmet gibi- İmgelemin Özgürleşmesi’nin imkânlarını aramış, patikaları bize işaret etmiş, poetikasını hep bu yönde -inatla- son nefesine kadar sürdürmüştür. Dağlarca’nın 1940’tan 2000’lere kadar yayımladığı şiir kitaplarının (‘Çocuk ve Allah-1940’ ile ‘İçimdeki Şiir Hayvanı-Norgunk-2007’ arasının) okunmasını, bu eserlerdeki poetikanın ve alan derinliğinin sezilmesini tüm sahici insanlara -şiire iştigal anlamında sonsuz- öneriyorum. Bir önemli önerim de; Şubat 2009’da yayımlanan ‘Beyaz Dergisi-Dağlarca Özel Sayısı‘nın didik didik edilmesi, incelenmesidir.

Z. Yalçınpınar, 2011


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne https://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2011
0

Sinema Afişleri…

“Pazar Mezatı” taifesinin düzenlediği bu haftaki mezat kapsamında çok sıkı şeyler var. 16 Ekim 2011’de, İstiklal Caddesi Hazzopulo Pasajı’nda saat 14:30’da gerçekleşecek mezatta, ilginç sinema afişlerinin  satışa sunulduğunu görüyoruz. Özellikle de ilk dönem sinema afişleri, koleksiyoncular için paha biçilmez değerde…

Ayrıntı için bkz: https://pazarmezati.net/

Hamiş: 16 Ekim tarihinde gerçekleşecek mezatın satış listesini incelerken sinema afişlerinin yanısıra son derece ilginç  -ve ibretlik- 1. Dünya Savaşı propaganda efemeraları da gözüme çarptı. Bu konuyla ilgilenen koleksiyoncular da 16 Ekim’deki mezatı kaçırmamalı bence…

2. Hamiş: Bir de, Pazar Mezatı taifesinin 30 Ekim’de bir kitap mezatı düzenleyeceğinin ve bu mezatta kitaplarıyla birlikte yer almak isteyenler için başvuru sürecinin devam ettiğini duyurmakta fayda var.

Eki
15
2011
4

Žižek: “Wall Street işgalcileri, hepimize ‘Kırmızı Mürekkep’ veriyor.”

Sloven düşünür Slavoj Žižek, Wall Street işgalcilerini ziyaret etti ve bir konuşma gerçekleştirdi.

Konuşmanın tam metnine https://www.soldefter.com/2011/10/11/zizek-wall-street-isgalcileri-hepimize-kirmizi-murekkep-veriyor/ adresinden ulaşabilirsiniz.

(…) Hiçbir şeyi yok etmiyoruz. Biz sadece, sistemin kendi kendini nasıl da yok ettiğine şahit oluyoruz. Hepimiz, çizgi filmlerdeki klasik sahneyi biliriz. Kedi bir uçuruma ulaşmıştır, ancak altında hiçbir şey olmadığı gerçeğine aldırış etmeden yürümeye devam etmektedir. Ancak aşağı baktığında ve farkına vardığında aşağı düşer. Bizim burada yaptığımız şey bu. Wall Street’teki herifler “Heey, aşağı bakın” diyoruz.

2011 Nisan ortasında Çin hükümeti, televizyonlarda, filmlerde ve romanlarda öteki gerçeklik veya zamanda yolculuk içeren bütün öyküleri yasakladı. Bu, Çin için iyiye işaret. Bu insanlar hâlâ alternatiflere dair hayal kuruyor ki sen bu hayal kuruşlarını yasaklıyorsun. Burada bir yasağa gerek yok, çünkü egemen sistem hayal kurma gücümüzü tamamı ile bastırmış durumda. Durmadan gördüğümüz filmlere bakın. Dünyanın sonunu tahayyül etmek kolay. Bir asteroid tüm yaşamı yok ediyor, falan filan. Ancak kapitalizmin sonunu tahayyül edemezsiniz.

Öyleyse burada ne yapıyoruz? Size komünist zamanlardan harikulade, eski bir fıkra anlatayım. Doğu Almanya’dan bir adam Sibirya’da çalışmaya gönderiliyor. Mektubunun denetçiler tarafından okunacağını biliyor ve arkadaşlarına şöyle diyor: “Gelin bir şifre oluşturalım. Eğer benden mavi mürekkeple yazılmış bir mektup aldığınızda orada yazdıklarımın gerçek olduğunu bilin. Ama kırmızı mürekkeple yazılmışsa yalandır.” Bir ay sonra arkadaşları ilk mektubu alıyor. Her şey mavidir. Mektupta der ki: “Burada her şey harika. Dükkânlar güzel yiyeceklerle dolu. Sinemalar batıdan güzel filmler gösteriyor. Apartmanlar büyük ve çok rahat. Tek satın alamayacağınız şey kırmızı mürekkep.” Bizim yaşadığımız da bu. İstediğimiz bütün özgürlüklere sahibiz. Tek eksiğimiz kırmızı mürekkep: tutsaklığımızı ifade edecek dil. Bize öğretilen özgürlüğe dair konuşma yöntemi, özgürlüğü tahrif ediyor. Ve burada yaptığınız şey bu. Hepimize kırmızı mürekkep veriyorsunuz.(…)

Slovaj Žižek’in  Wall Street Konuşması’ndan…

Bkz: https://www.soldefter.com/2011/10/11/zizek-wall-street-isgalcileri-hepimize-kirmizi-murekkep-veriyor/

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yer alan “3. Dalga” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/3-dalga adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
13
2011
0

Wayne Shorter İstanbul’da…

Miles Davis’le beraber çalarken ya da 60’lı yıllardaki “Blue Note” çalışmaları bağlamına, 80’lerde “Weather Report” döneminde oluşturduğu fusion yaklaşımının kimyasına, gerekse de son 10 yıldır kendi dörtlüsünde (John Patitucci ile yöneldiği müzikal noktaya) baktığımızda Caz Tarihi’nin en önemli ve renkli isimlerinden biri olan Wayne Shorter, 18 Ekim 2011’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu‘nda çalacak… Caz projeleri yolculuğunda efsaneleşen 78 yaşındaki bu ustanın konserini kaçırmamak gerektiğini düşünüyorum. (Zy)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Caz” ilgiilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/caz-cumlesi adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
11
2011
0

Tezer Özlü Konferansı (20-21 Ekim 2011)

Kadir Has Üniversitesi, ‘Modern Türk Edebiyatı Konferansları’ dizisine yazar Tezer Özlü’yle başlıyormuş… 20-21 Ekim’de gerçekleştirilecek konferans 1986’da aramızdan ayrılan yazarı bütün yönleriyle incelemeyi amaçlıyormuş. Toplumsal cinsiyet, ‘flaneur’ edebiyatı, yol edebiyatı, otobiyografi, siyasi baskılar ve modernleşme sorunları, Tezer Özlü konferansı süresince ele alınacak konulardan bazılarıymış…

Bkz:https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1066558&Date=17.10.2011&CategoryID=82

 

Hamiş: Deniz Kıral (Tezer Özlü’nün kızı) 1985 yılının Aralık ayında annesine bir dizi soru yöneltir. Tezer Özlü kızının sorduğu soruları duyarlılık ve içtenlikle yanıtlar… Borges Defteri taifesi tarafından 22 Şubat 2009′da yayımlanan bu özel söyleşiye ve arşiv çalışmasına https://zaferyalcinpinar.com/tezerozlu.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
07
2011
0

Şiirsel Maksat: “Narteks Sahaf ve Kitap Müzesi”

Aşağıda bulunan metin, Narteks Sahaf (Sıtkı Altuner), Kitap Müzesi, bir koleksiyoner olarak edebiyat üzerine imzalı kitap ve efemera toplamaya başladığımdan bu yana duyduğum en güzel yaşantı hikâyesi, karşılaştığım en hakikatli fikir ve maksat… Bunu, bu coşkuyu yerden göğe desteklediğimi bildiririm. (Zy)

NARTEKS SAHAF VE KİTAP MÜZESİ

İlk Ateş

Enstitü yanıyor! Enstitü yanıyor!” çığlıklarıyla bütün Pazarören halkı enstitüye doğru koşmuştu. Ben de annem ve teyzemle oraya gitmiştim. Enstitünün bahçe duvarlarından hiçbir şeyi göremiyordum, parmak uçlarımda yükselerek bir aralıktan baktım. Enstitünün çatı katında çıkmış yangın. Binadan kara kara dumanlar yükseliyor. Enstitü öğrencilerinin bir kısmı kütüphanenin de bulunduğu çatı katındalar. Ellerine geçen tüm kitapları aşağıya fırlatıyorlar. Yangını izleyen halkta büyük bir sessizlik ve korku olduğunu anımsıyorum. Çatıdan fırlatılan kitaplar enstitü bahçesine doğru düşerken kuşların kanat çırpmasına benzeyen bir ses çıkarıyorlar. Ben o an “Kuşlar yanıyor!” diye bağırmışım.

 “Delice Bir Koşu”

 Anadolu’nun gitmediğim bölgesi kalmadı. Öğretmenlik için gittiğim her yerde elimde bir bavul olurdu. Bu bavulda kıyafetler vs. vardı. Bu bavulun dışında dinamit sandıkları… İçinde elbette kitaplar. Böyle bütün Anadolu’yu gezdim. Gittiğim her okulda kütüphaneler kurdum. Öğrencilerime iyi şeyler okutmaya çalıştım. Nereye gidersem gideyim o dinamit sandıkları bütün ağırlıklarıyla yanımdaydılar. En son Tunçbilek’teki kooperatif evine taşınırken üç adamla anlaştık, kitapları taşıyacaklar. Sandıkları yüklendiler. Bir süre yürüdük. Kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlar. Nihayet içlerinden biri dayanamadı. “Beyim kusura bakma bunlar çok ağır, canımız çıktı, yüklendik falan ama devam edemeyeceğiz. Para falan da istemeyiz,” diyip gittiler. Onları oradan tek tek taşıdım. Sadece bu sandıklar yüzünden başıma gelenleri anlatsam…”

 Narteks

“Ben yıllarca kitap topladım. Topladığım binlerce kitap sıkı yönetimlerde, faşist cuntalarda toplatıldı, yakıldı ama vazgeçmedim. İstanbul’a döndüğümde ansiklopedi satıcılığından, düzeltmenliğe, dergicilikten ansiklopedi yazarlığına kadar pek çok iş yaptım. Ardından kitaplara bir adım daha yaklaşmak için bir sahaf dükkânı açtım. Adı: Narteks. Narteks, kadim bir bitkinin adı. Antik çağda henüz kandiller yokken kutsal ateşin evlere taşınmasında kullanılırdı. Boğumlarında yer alan kimyasal madde sayesinde yanmadan ve ateşi söndürmeden taşımaya yarardı. Kimi kaynaklara göre Prometheus tanrılardan ateşi bir Narteks ile çalmıştır. Pek bilinmeyen bu kelime bende bazı çağrışımlar yarattı ve dükkânın adını Narteks koydum. Girişe şöyle bir yazı yazdım. “Narteks ateşi taşıyan bir bitkidir ki ‘kitap’a benzer ‘insan’a da”…

 “Arada Şiir Varsa…”

 “Bir gün Behçet Necatigil’in bir kitabını buldum, imzalı. “Arada şiir varsa güzelleşir yaşamak..” diye imzalanmış. Tüm şiirlerini taradım, hiçbirinde böyle bir dize yok. Böylece başladı imzalı birinci baskı kitap toplama fikri. Bu fikir, ardından bir kitap müzesi fikrine dönüştü. Şimdi yaklaşık olarak dört yüz bin kitaplık bir arşivim var. Bunların yaklaşık altmış bini imzalı birinci baskı kitaplar. Nâzım Hikmet, Neruda, Oğuz Atay, Kafka, Sartre, Camus, Orhan Kemal, Tanpınar, Halid Ziya, Edip Cansever, Tomris Uyar, Bilge Karasu gibi pek çok yazarın imzalı kitapları var. Bu kitaplar iki evde üst üste yığılmış bir şekilde beklemek zorundalar. Yer yok! Zaman zaman bazı bankalar, yayınevleri bunları satın almak istediler, kimileri kendi isimleri altından bir müze için yer vermeyi teklif ettiler ama kabul etmedim. Ben istiyorum ki hiç kimseye ait olmayan bir müze olsun. Müzenin girişine asacağım teşekkür tabelasında yazacak yazı bile hazır. Kitaplarım ve ben bekliyoruz. Bu bekleyişi Jacques Prevert’in bir şiirine benzetiyorum… Adı: “Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin”

“Önce bir kafes resmi yaparsın/ Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için/ Bir şey çizersin içine/ Sevimli bir şey
Yalın bir şey /Güzel bir şey/ Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca/ Asarsın bu resmi/ Bir bahçede
Bir koruda/ Ya da bir ormanda / Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz/ Kımıldamazsın / Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de / Karar vermezden önce
Yılmayacaksın/ Bekleyeceksin/ Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü /
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin / Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok / Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla / Usulcacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu / Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini / Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında. / Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü / Resim kötü demektir / Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık / Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından / Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.”

Sabahattin Eyuboğlu, muhteşem çevirmiş şiiri. Bizim durumumuz da buna benziyor biraz. “Kuşlar” hazır, kafesin tellerini de sildim tek tek, kuşun bir tüyüne zarar vermeden, her şey hazır bekliyoruz -yanmış kuşun ötmesini de-…”

“Aramızdaki Şey”

Birkaç yıl önce Aslıhan Pasajı’nda birkaç kitap  ararken tanıştık; Sıtkı Hocayla, Narteks Sahaf’la ve kitap müzesi fikri ile… Ardından ‘kitap’ın kitaptan fazlası olduğu konusundaki ortaklığımızla bağlandık, büyük bir dostlukla birbirimize. Neler yapabileceğimizi düşündük ardından, yapabileceğimiz şey sadece bu fikrin insanlar tarafından öğrenilmesini sağlamaktı.  Bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Bu yüzden Sıtkı Altuner’in izniyle bu sayfayı oluşturmayı düşündük. İsteğimizi hayata bir adım daha yaklaştırmak için belki…

BURCU ŞAHİN & ASLAN ERDEM

 

Ayrıca bkz: https://www.facebook.com/notes/narteks-sahaf/narteks-sahaf-ve-kitap-m%C3%BCzesi/110432059058007

Narteks Sahaf:
https://www.facebook.com/profile.php?id=100002736403146

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “imzalı” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
06
2011
0

Sergi: “İnsan Durumu” (15 Ekim-19 Kasım 2011)

15 Ekim-19 Kasım 2011 / Hush Galeri

“İnsan Durumu”

Merve Akyel, Johan Björkegren, N. Güneş Güven,
Melike Kılıç, Can Kurucu, Başak Mangör, Yuşa Yalçıntaş,
Simin Yıldız, Baysan Yüksel

“İnsan durumu” iç ve dış etkenlere karşı geliştirdiğimiz bir hâldir. Bu durum kişilerin yaşantılarına göre şekillenir. Kişinin algılarına karşı oluşturduğu kondisyon her ne kadar farklı zaman ve mekânlarda yaşanmış, birbirinden bağımsız söylemler gibi görünse de her biri gündelik yaşamdaki ortak konulardan üremiştir. (…)  Tanıtım Metni’nden…

Hush Galeri
Caferağa Mah. Miralay Nazım Sok. 20 Kadıköy
https://www.hushgallery.org/

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
06
2011
0

“bir çakıl taşı ısınır içimde…” (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun aile koleksiyonunda yer alan bazı eserlerden bütünlenen Bedri Rahmi Eyüboğlu 100. Yıl Sergisi, 4 Ekim’de Caddebostan Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda açıldı.

Sergiyi gezdiğimde, Bedri Rahmi’nin eserleriyle işlediği ya da içine karıştığı  “imgelem”in özgür ve olabildiğince zeki bir “alan derinliği”ni nazar ettiğine, Bedri Rahmi’nin her bir eserinin, eriştiği imgelemi candan bir şekilde savunduğuna tanık oldum. Sözkonusu tanıklığın ardından da zekâyla, batıyla, doğuyla, heterodoksiyle, Anadolu’yla ve zihnimde varoluşsal değeri olan her şeyin sıcaklığıyla (örneğin deniz, örneğin toprak, örneğin İstanbul, örneğin şiir…) birleşmiş, her şeye yüklenmiş çok önemli bir “Bedri Rahmi Estetiği”nin bilincine, onun kalb atışlarına varmaktan gurur duydum. Üstelik aynı güç ya da zekâ Bedri Rahmi’nin eserlerinin biçeminde ve malzemesinde de hemen kendini gösteriyordu. “Yaşamak coşkusu” diyebileceğim bu garip hissiyatın, Bedri Rahmi’deki ritmine hayran kaldım…

Sonuçta, 100. Yıl Sergisi’ni Bedri Rahmi’nin aşağıdaki dizelerini dilinize dolayarak gezmenizi dilerim:

“seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde

Zafer Yalçınpınar
6 Ekim 2011

Hamiş: 100. Yıl sergisinde Bedri Rahmi’nin çalışma odasından ve yaşamında kullandığı eşyalardan oluşan bir “yerleştirme” de bulunuyor… Ama sergide beni sonsuz etkileyen eser, Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı tablosuydu.

Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı eserinden bir ayrıntı…

 

Eki
04
2011
0

“160. Kilometre” filan…

25 Temmuz 2011’de, “hızlı olmak” nedenselliğinin sonucunda sıkı dostlarımdan biri vefat etti. Ben, “hız”a ve hızın kadrajvari/endüstriyel nedenselliklerine karşıyım. Tüm endüstriyel zamanların içinde frene basmak ve anları -tekrardan- yakalamak gerekir. Asıl sarsıntı 160 kilometreyle giderken, köküne kadar frene basabilmektedir. EVVEL’in bilincinde bilinçlenmektir bu… Frene basmak eyleminin fiziksel yükü, mevcut hızların toplamına benim varlığımın/bedenimin ve frene basışımın yükü kadar “hız” ekler. Örneğin eski bir kitabı okumak, bir imgelemi tasavvur etmek, bin yıllık bir şiirin ilk dizesini kavramak bu frene basış duygusuna/duygudurumuna/eylemine benzer… Benzerdir.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar 

Hamiş: “Değişmez künklükte feodal” bir kafayla endüstriyel mezbahalara paydaşlaşmaya/yandaşlaşmaya çalışan tüm kifayetsiz muhterislere armağan olsun bu metin…

Eki
03
2011
0

“Bu Sevda Bitmez!” çünkü…

“Bu Sevda Bitmez!” sözünün yüklendiği “kalb ve vicdan” yolunu hissetmek için birçok neden vardır, tribünlerde, Kadıköy’de, her yerde… Bazılarını aşağıda paylaşalım:

https://papazincayiri.blogspot.com/2011/10/ahmet-altana-ack-mektup.html

https://video.mynet.com/sporhbr/Fenerbahce-taraftari-onu-konusuyor/1336839/

https://www.youtube.com/watch?v=Q7ivej6k5cs

https://geronimonunyeri.blogspot.com/2011/10/dort-dort-iki.html

https://www.youtube.com/watch?v=1YXGM6XiN5g

https://evvel.org/2011-2012-sezonu-hakliyiz-kazanacagiz


Santrfor Yaşar Yalçınpınar (1914-1998)

 büyükamcamdan babama
babamdan bana
benden de evlâdıma
mirastır bu sevda!

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com