“Son on yılın sportif hakikati, Fenerbahçe Spor Kulübü’dür!”
Bkz: https://papazincayiri.blogspot.com/2012/04/
netice-fenerbahce-spor-kulubu.html
*
Haklıydık, inandık, kazandık;
HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
Ayrıca bkz: kara deryalarda bir Fenersin!
“Son on yılın sportif hakikati, Fenerbahçe Spor Kulübü’dür!”
Bkz: https://papazincayiri.blogspot.com/2012/04/
netice-fenerbahce-spor-kulubu.html
*
Haklıydık, inandık, kazandık;
HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
Ayrıca bkz: kara deryalarda bir Fenersin!

(Yalçınpınar Ailesi Arşivi’nden…)
*
Bu sabah, Fenerbahçe’nin efsane futbolcularından Zeynel Üner‘in (Zogo Zeynel) vefatından aşağıdaki mesajla haberdar oldum:
“Kulübümüzün 992 sicil numaralı Yüksek Divan Genel Kurul üyesi ve eski sporcularımızdan (Futbol) Zeynel Üner vefat etmiştir. Merhumun cenazesi 17 Nisan 2012 Salı günü Kızıltoprak Camii’nde kılınacak öğle namazını(13.11) müteakip, toprağa verilecektir. Merhuma Tanrı’dan rahmet, kederli ailesi ve yakınlarına başsağlığı dileriz.” (Fenerbahçe Spor Kulübü)
(Zogo) Zeynel Üner 94 yaşındaydı ve büyükamcam santrfor Yaşar Yalçınpınar‘ın birlikte futbol oynadığı en yakın dostlarından, semt arkadaşlarından biriydi. Kulübümüzün efsane başkanı Sn. Faruk Ilgaz, 11 Şubat 2011 tarihli Fenerbahçe Gazetesi’nde Zeynel Üner’e ve futbol geçmişine ilişkin önemli bir yazı kaleme almış, bu yazıda büyükamcam Yaşar Yalçınpınar ile Zeynel Üner‘in dostluğunu işaret eden ilginç bir hikâyeyi de aktarmıştı. Sn. Faruk Ilgaz’ın kaleme aldığı bu önemli yazıyı tüm Fenerbahçe sevdalılarının ilgisine sunuyorum. (Zy)
ZEYNEL ÜNERFenerbahçe’nin unutulmaz futbolcusu Fikret Kırcan’ın 20 Ekim 2010 Çarşamba akşamı Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde yapılan anma gecesinde, davetliler arasında elindeki bastonu ile oturan bir kişi gözlere çarpıyordu. Bu zat Allah uzun ömür versin, halen hayatta olan Fenerbahçe’nin en yaşlı efsane futbolcusu Zeynel Üner idi. Yeni neslin Zeynel’i tanıma imkânı bulamamış olması nedeniyle onu tanıtmaya çalışacağım.
Eski günlerde Fenerbahçe Stadı ilkel olduğu zamanda Kadıköy’deki futbola meraklı gençler mahalleler asındaki çeşitli arsalarda maçlar yapıyorlardı. O tarihlerde Kadıköy’ün muhtelif semtlerinden: Moda, Kuşdili, Bakla tarlası, Kızıltoprak, Erenköy, Bostancı, Hasanpaşa, İbrahimağa mahallelerindeki çayır ve arsalarda yetişen gençler çoğunlukla Fenerbahçe kulübüne giriyorlardı.
Bu anlamda zaman içinde, Moda’dan; Esat Kaner, Kuşdili’nden; Yaşar Yalçınpınar, Bakla tarlası’ndan; Fikret ile Semih Arıcan ve Bülent Büyükyüksel, Erenköy’den; Fikret Kırcan, Erol Keskin ile Naim Şukal ve Hasanpaşa’dan; Halit Deringör, Müjdat Yetkiner, Sabri Kiraz ve Zeynel Üner temayüz ederek Fenerbahçe’ye gelmişler ve onun şampiyonluklarında emek vermişlerdi.
Fenerbahçemizin kuruluş yılı olan 1907 senesinden 10 yıl sonra 1917 yılında Kadıköy’de doğan Zeynel Üner’de Hasanpaşa semt sahasındaki maçlarda kendini gösterdi ve İstanbul Liglerinde yer alan Erenköy semtinin Hilal Kulübü’ne girdi. 1930 yılında Fenerbahçe’nin ünlü Milli oyuncusu Kadıköy Modalı Esat Kaner, Zeynel’i görerek onun Fenerbahçe Kulübüne transferini sağladı.
İlk önceleri B Takımında yer alan Zeynel Üner, bir defans oyuncusu olarak, üstün tekniği ve her iki ayağı ile kuvvetli şutları ile arkadaşları arasında “ Atmaca” lakabı ile anıldı. Birkaç yıl sonra, Fenerbahçe’ nin ünlü santrhafı Angelidis (Aytam) futbolu bıraktığından onun yerine A Takım kadrosuna alınarak şampiyonluklar kazandı. 2 yıl sonra yerini Beşiktaş’tan gelen Halil Köksalan’a ( Kasap Halil) bıraktı.
1936- 37 sezonu İstanbul Şampiyonu olan Fenerbahçe’nin kadrosu şu oyunculardan kurulu idi:
Hüsamettin Böke, Yaşar Alpaslan, Fazıl Arzık, Cevat Sayıt, Zeynel Üner, Mehmet Reşat Nayır, Niyazi Sel, Naci Bostancı, Ali Rıza Tansu, Esat Kaner ve Fikret Arıcan.
Bu kadro 11 takım arasında oynanan lig maçları sonunda attığı 47 gole karşılık yalnız kalesinde 1 gol görerek 33 puanla şampiyon olmuş, ikinci olan Güneş Kulübü de 29 puan almıştı..
Dizinden geçirdiği ağır bir sakatlık sonucu futbolu çok erken bırakmak zorunda kalan Zeynel Üner iş hayatına atıldı ve İstanbul İETT idaresinden Müşteriler Dairesi Şefliği’nden emekli oldu.
Son olarak Zeynel dostumun bana anlatmış olduğu bir hikâyeyi burada dile getirerek yazıma son veriyorum:
“Futbolcu arkadaşım Yaşar Yalçınpınar ve kız arkadaşlarımızla Belvü Gazinosu’nda oturuyorduk. Bir de baktık ki, o tarihte kulübümüz yönetim kurulunda vazife görmekte olan, sonradan Fenerbahçe Kulübü başkanı olacak Hacı Bekir Bey orada idi. Biz utanç ve şaşkınlık içinde iken, nur içinde yatsın, Hacı Bekir bey bize bir garson ile zarf içinde 40 lira göndermişti.. Hesabı ödememiz için!..”
Ben de bugün halen hayatının 93’ncü yılını yaşamakta olan bu sevgili Zeynel Üner ağabeyimin daha uzun yıllar aramızda bulunmasını Yüce Tanrı’dan niyaz ediyorum..
FARUK ILGAZ
11 Şubat 2011
Fenerbahçe Gazetesi
Bkz: https://www.fenerbahcegazetesi.com/yazarlar/faruk-ilgaz/31-zeynel-uner
Ayrıca bkz: https://evvel.org/santrfor-yasar-yalcinpinar-1914-1998
(…)sevdamız / büyüyor omuzlarımızda(…)
birgün girsek biz mezara/ gözümüz kalmaz arkada
evlâdıma miras bu sevda! (…)
HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!
Tüm Renkler Hızla Kirlendi Masumiyet Sarı-Laciverte Kaldı
Uğradığımız büyük haksızlık ve saldırı karşısında tüm Fenerbahçeliler gibi biz de 3 Temmuz’da derin bir acı ve üzüntü yaşadık. Okuduğumuz kitapları kavrayamaz, hazırladığımız makaleler üzerinde kalem oynatamaz, yediğimizden-içtiğimizden haz alamaz hale geldik. Ama o gün, dünyanın dört bir yanında sarı-lacivert renklere gönül verenler gibi Fenerbahçe’yi ne kadar çok sevdiğimizi daha iyi anladık.
Zaman içerisinde Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının sergilediği sağlam duruş, öfkemizi umuda dönüştürdü. “60 yaşındayım ben yatarım. Yeter ki Fenerbahçe aklansın” sözlerinde cisimleşen vakur tutum, bu badireden daha güçlü, daha kararlı, daha kenetlenmiş bir biçimde çıkacağımıza olan inancımızı pekiştirdi.
7 düvelin değil 17 düvelin bile gücü sahada yetmeyince, kurumlaşma hamlemize ufukları dar gelince, komplolarla Fenerbahçelilerin emeğini, futbolcularımızın alın terini çalmak, “bizi kör kuyularda Fenersiz koymak” istediler. Ama bu oyunlara pabuç bırakmayacağımıza, geçen yılın “5 dalda 5 şampiyonluk” başarısına 2012′de 6. bir şampiyonluğu, hukuk alanındaki zaferimizi de ekleyeceğimize inanıyoruz.
Suskun bırakılmış bir toplumda, takımımıza, yöneticilerimize sahip çıkarken, aynı zamanda bu ülkedeki tüm haksızlıklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara karşı da anlamlı bir tutum sergilediğimize, tüm altta kalanların sesi olarak sadece Fenerbahçelilik değil, aynı zamanda yurttaşlık görevimizi yerine getirdiğimize inanıyoruz. Fenerbahçe Başkanı da omurgalı savunmasında, özel yetkili mahkemeleri teşhir ederken, iddianamenin hukuksuzluğunu, mesnetsizliğini gözler önüne sererken, sorgulamadaki insan haklarına ziyan yöntemlere mercek tutarken, bir kısım medyanın meslek ahlakının nasıl yerlerde süründüğüne dikkat çekerken, belki de onca yıl Fenerbahçe’ye yaptığı hizmetin daha fazlasını bir kertede bu ülkeye yapmıştır. Bu vesileyle milyonlarca kişinin hukuk ve adalet sistemi üzerine tekrar düşünmesini, diğer davaları da kuşkucu bir gözle sorgulamasını, bazı çevrelerin nasırına basanların nasıl da kolaylıkla örgüt liderliğiyle/üyeliğiyle suçlanabileceğini ibretle izlemesini sağlamıştır. Bu savunma bizlere onur katarken, sorumluluğumuzu da artırdı. Keza, dümen suyunda gidenlerin de, 9 değil 19 kusurlu hareketi ifa etseler dahi nasıl cezasız kalabileceği gözler önüne serildi. Akıl, vicdan, hakkaniyet duyguları bazı “renklere” ve çokbilmiş zihinlere hitap etmiyorsa, o da Fenerbahçelilerin suçu değil. Artık birilerinin futbolun yalnızca Fenerbahçe düşmanlığı olmadığını öğrenmesi gerekiyor.
Diplomalarımızın fazlalığına kimse bakmasın, bizim de sevinç ve hüzün pusulamız Fener’e ayarlı, yüreğimiz sarı-lacivert çubukluyla bezeli. Bizler de 3 Temmuz’dan sonra, “sevdamıza kimsenin engel olamayacağını” daha iyi anlayanlardanız. İleride aşk cümlelerinin,“biz seversek Fenerli gibi severiz” biçiminde kurulacağı bilinciyle, Topuk Yaylası’nda, Bağdat Caddesi’nde, Silivri’de, Çağlayan’da, Papazın Çayırı’nda olduğu gibi, her daim sevdamızın peşinden gideceğimizi dosta düşmana ilan ediyor, bu haklı ve anlamlı kavgada Fenerbahçe’nin daima yanında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.
Eski günlerdeki gibi, düşman çatlatmak için bir kez daha: Ya Ya Ya Şa Şa Şa Fenerbahçe Çok Yaşa!
(Not: imzalar alfabetik sıraya göredir.)
Doç. Dr. Ali Yılmaz, Dr. Arzu Kader Harmancı, Öğr. Gör. Dr. Ata Özdemirci, Prof. Dr. Aydın Gürel, Prof. Dr. Aziz Konukman, Doç. Dr. Beril Durmuş, Dr. Bilge Gürsoy, Doç. Dr. Burak S. Gülboy, Prof. Dr. Bülent Kozanoğlu, Prof. Dr. Cengiz Yılmaz, Öğr. Gör. Dr. Ceyda Aysuna, Yrd. Doç.Dr. Cüneyt Bozer, Dr. Derya Kömürcü, Y. Doç. Dr. Değer Eryar, Prof. Dr. Dilek Çetindamar Kozanoğlu, Prof. Dr. Emine Yazıcıoğlu, Prof. Dr. Ercan Eyüboğlu, Prof. Dr. Erinç Yeldan, Yrd. Doç. Dr. Erdal Yılmaz, Öğr. Gör. Erden Kosova, Prof. Dr. Fatih Özçelik, Y. Doç. Dr. Funda Sibel Pala, Y. Doç. Dr. Gökçer Özgür, Y. Doç. Dr. Hakan Güneş, Doç. Dr. Hakan Yıldırım, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, Öğr. Gör. Hüsnü Karagözoğlu, Öğr. Gör. Dr. İhsan Yiğit, Y. Doç. Dr. İlkay Boduroğlu, Y. Doç. Dr. İlker Aktükün, Y. Doç. Dr. İsmet Akça, Doç. Dr. Levent Ürer, Öğr. Gör. Mahmut Koyuncu, Prof. Dr. Mehmet Özkan, Doç. Dr. Mustafa Kaplan, Prof. Dr. Nalan Ölmezoğulları, Prof. Dr. Nezih Dağdeviren, Öğr. Gör. Dr. Nihan Yıldırım, Prof. Dr. Osman Koptagel, Prof. Dr. Osman İnci, Prof. Dr. Osman Zaim, Ar. Gör. Ozan Bakır, Prof. Dr. Özer Pala, Y. Doç. Dr. Özgür Bor, Y. Doç. Dr. Özgür Orhangazi, Doç. Dr. Selman Çıkmaz, Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu, Y. Doç. Dr. Sevinç Peker, Y. Doç. Dr. Sezai Temelli, Ar. Gör. Sırrı Emrah Üçer, Dr. Sibel Aydoğan, Prof. Dr. Sinan Sönmez, Y. Doç. Dr. Şakir Erdem, Öğr. Gör. Süreyya Evren Türkeli, Öğr. Gör. Tevfik Peker, Tevfik Kızgınkaya, Dr. Uğur Altuğ, Prof. Dr. Ümit Özlale, Öğr. Gör. Dr. Volkan Türker, Öğr. Gör. Dr. Yıldırım Ercan Çalış, Dr. Y. Doğan Çetinkaya, Y. Doç. Dr. Zahide Ayyıldız, Arş. Zafer Yalçınpınar, Ok. Zerrin Özlale
Kaynak: www.vamosbien.org
“Bağımsız ve Birlikte” mottosuyla ilki gerçekleşen “İkametgâh Kadıköy” etkinlikleri kapsamındaki -3 Şubat 2012, Kadıköy Dunia’daki- “Sanat Bağımsız mı?” başlıklı panelde Fırat Arapoğlu, Rafet Arslan ve İnsel İnal’ın cesaretle dile getirdiği bazı konuları çok önemsiyorum. Karga Mecmua, Nisan 2012 sayısında konuşmanın ikinci bölümünü yayımlamış; https://zaferyalcinpinar.com/sanatbagimsizmi2.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
Ayrıca bkz: https://evvel.org/sanat-bagimsiz-mi-1-firat-arapoglu-insel-inal-rafet-arslan
14 Nisan 2012 Cumartesi günü saat 15.00’da gerçekleşecek olan
Pazar Mezatı‘nda Nâzım Hikmet’in kitaplarının çeşitli dillere çevirilerinden
oluşan ilginç bir seri, kitap koleksiyonerleriyle ve heveskârlarıyla buluşuyor.
Bkz: www.pazarmezati.net
*
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.
Tarih : 15 Nisan 2012, Saat 14:00
Yer: Rumeli Müzayede Salonu
İstiklal Caddesi, Beyoglu Han, N: 88 K:2
(Galatasaray Lisesi Karşısı)
Bkz: www.dersaadetmuzayede.com
Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/259491097472996/
Bugünlerde yaşanan “zulüm/melanet ortamı”nı anlamak için “Papazın Çayırı”nda yer alan şu iki yazıyı okumakta fayda var:
Linç Kültürü ve Beyaz Atlet:
Bkz: https://papazincayiri.blogspot.com/2012/04/linc-kulturu-ve-beyaz-atlet.html
Şike, Ergenekon, Darbe, Challenger’ın Patlaması Hepsi Aziz Yıldırım’ın Suçu!
Bkz: https://papazincayiri.blogspot.com/2012/04/sike-ergenekon-darbe-challengern.html
“Bu davanın şikeyle alakası yok!”
Bkz: https://www.fenerbahce.org/icerik/haber/28580/
*
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

“Kelimenin Yüzü”, Kasım 2007’de kitaplaştı. “Meydansız” ise Şubat 2009’da Taş Uçak Şiir Sergisi‘yle birlikte sınırlı sayıda basıldı. Çekirdek Sanat Yayınları taifesinden -sağolsun- Tuncay Takmaz, elinde kalan -dağıtımdan çıkan- bu kitaplarımdan bana göndermiş. “Bunca mükerrer kitabı ne yapacağım?” diye düşündüm birkaç gün… Tabiî ki “insan”lara ulaştıracağım:-başka ne olabilirdi ki zaten…
İsteyenlere ücretsiz olarak, her daim, “Kelimenin Yüzü” ve “Meydansız” adlı şiir kitaplarımdan “karşı ödemeli kargo”yla gönderebilirim. İsteyenler, bana e-postayla ulaşabilirler…
Sahicilikle
Zy
CEV Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi Final maçında Fransa’nın RC Cannes ekibi ile karşılaşan Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol Takımımız, güçlü rakibini 3-0 mağlup ederek, Avrupa Şampiyonu oldu.
Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen “Dörtlü Final”de, dün Rus ekibi Dinamo Kazan’ı 3-1 mağlup ederek finale yükselme başarısı gösteren Sarı Melekler, finalde ise RC Cannes’i 3-0’la rahat geçti. Sarı Meleklerimiz daha önce ikincilik ve üçüncülük elde ettiği Kadınlar Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde, Türkiye’ye bu kez şampiyonluk getirdi. Azerbaycan’da Cannes’ı 3-0’la geçen Dünya Şampiyonu Takımımız dev kupayı müzemize taşıdı. Takımımız bu galibiyetle tarihinde bir ilki gerçekleştirdi ve Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olma başarısını gösterdi. (…)
Bkz: https://fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=28504
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
Mart 2012, Norgunk Yay.
Çeviren ve Derleyen: Can Alkor
Gottfried Benn, Eugenio Montale, St. John Perse, Ezra Pound,
Georg Trakl, Amanda Aizpuriete, Gunar Ekelöf, Fernando Pessoa,
Gonzalo Rojas, Olga Sedakova’dan şiirler…
Bkz: https://www.pandora.com.tr/urun/bulunmus-ceviriler/254326
Bazı özel nedenlerden dolayı, ilkece, Süreyya Sineması’nı da Süreyya Operası’nı da o binanın tarihini de pek sevmem. Ancak, efemera koleksiyonerliği ve grafik sanatı açısından bugünlerde Süreyya Operası’nda icra edilen sergi önemli bir sergi… Duyuru metni aşağıdadır. (Zy)
Süreyya Operası’nda 17 Mart -21 Nisan tarihleri arasında sürecek olan Opera Afişleri Sergisi ile 1941-2011 tarihleri arasında Türkiye de oynanan opera eserlerinin afişleri ilk kez sergileniyor. Opera Afişleri Sergisi’ni Süreyya Operası Genel Sanat Yönetmeni Murat Katoğlu ile Aslı Ayhan ve Gizem Tüzün tasarlayıp hazırladı. 1941 yılında ilk temsilini veren Türk Opera Topluluğu’nun 70 yıllık repertuvarını ilk kez bir araya getirerek, gün yüzüne çıkartacak olan sergi, İstanbul’da sergilendikten sonra başka şehirleri de dolaşacak.
Bkz: https://www.grafikhaber.net/grafik-tasarim-haberleri/sureyya-operasinda-opera-afisleri-sergisi.html
Sel, Mart 2012
Çeviren: Süleyman Doğru
“Kimse gidecek kadar kahraman, kalacak kadar vatansever değil.” Bir yanda işkenceler, kayıplar, ölümler, katliamlar, sürgünler… Diğer yanda umut, mücadele ve direnç… Sevincin ve coşkunun, acı ve umutsuzluğun yanıbaşında filizlenişinin tanıklığı. Çaresizlikten mücadele, baskılardan direniş yaratan bir halkın fotoğrafı. Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri sahne sahne ilerleyen bir günce niteliğinde. Röportajlardan anılara, tarihsel kısa öykülerden aforizmalara yayılan, Latin Amerika halkının geçmişine ayna tutan, acıları ve umudu yan yana ve keskin bir dille anlatan alışılmadık bir yaşam öyküsü. Bu kitapta anlatılanlar coğrafi olarak ne kadar uzağımızda olursa olsun, tanıdık gelecek okuyucuya. İnsanın insanlık savaşına dair bu sahneleri okurken hissettikleriniz sizi, nerede olursanız olun, yakın çağrışımlara sürükleyecek. Galeano, dünyanın vicdanı olmaya devam ediyor.” (Tanıtım Metni’nden…)
Sivas katliamı davasının zamanaşımına uğratılması tam bir rezalettir, utanç kaynağıdır. Oteli ateşe verip oradaki aydınları yakanlar ile yangını “Cehennem ateşi!” diye coşkuyla seyredenler hakkında vicdanlı bir insanın aklına hangi sıfatlar gelirse, bu kararda payı olan herkes artık aynı sıfatlarla anılacaktır.
Zamanaşımı kararı zamanaşımına uğramayacak, katliamla birlikte kınanacaktır -her zaman!
PEN Türkiye Merkezi
35 insanın yanarak ölmesine ilişkin olarak yürütülen Sivas Katliamı Davası’nın 13 Mart 2012 tarihi itibariyle ve “zamanaşımı” nedeniyle düşmesi kararının bir “insansızlık” kanıtı olduğunu düşünüyorum. Bu kararla birlikte, artık, gaddarlığın, vahşetin ve “insansızlık” kelimesinin bu coğrafyadaki tanımını açık açık gördüğümüze inanıyorum…
Ve bu “insansızlık”tan hicap duyuyorum.

2009 yılında Milliyet Gazetesi Arşivi’ni “Ece Ayhan” ismi doğrultusunda inceleyip çeşitli buluntuları Evvel Fanzin kapsamında paylaşmıştım. (Bkz: https://evvel.org/ece-ayhan-hakkinda-onemli-buluntular-zafer-yalcinpinar)
Geçen haftalarda Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivini internet üzerinden kullanıma açmasının ardından işbu arşivi de “Ece Ayhan” başlığı kapsamında (1955-1985 dönemine yönelik olarak) süzdüm. Arşivi inceledikçe Ece Ayhan’ın gizemli “insanlığı” üzerine çok ilginç efemeralarla karşılaştım. Genelde şöyle olur; bir araştırmacı bir konu üzerine derinleştikçe elde ettiği bulgular konuyu aydınlatır, çözüm ve analiz imkânları çoğalır, konu hakkındaki karmaşa azalır. Ancak araştırdığınız isim “Ece Ayhan” olunca elde ettiğiniz buluntular Ece ayhan’ın yaşamını, poetikasını ve kişiliğini çözümlemek yolunda aydınlatıcı olacağına konuyu daha da karmaşık hale getiriyor. Özellikle de 1955-1985 dönemini inceliyorsanız, her seferinde başka bir “yönelim” çıkıyor ortaya… Bu “hakikat” hiç değişmedi.
“Ece Ayhan” ismine yönelik olarak Cumhuriyet gazetesi arşivinde bulduğum efemeraların içerisinde en önem verdiğim kupür 24 Temmuz 1960 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin 5. sayfasında yer alıyor. 27 Mayıs askeri müdahalesinin hemen sonrasında “olağanüstü” sıfatıyla gerçekleştirilen “Türk Edebiyatçılar Birliği” kongresinin aldığı kararları içeren bu önemli kupür yukarıdadır. Kupürdeki habere baktığımızda 27 Mayıs sonrasında Türk Edebiyatçılar Birliği’nden ihraç edilen bazı isimler (örneğin Peyami Safa vb.) ya da soruşturulmak üzere çeşitli kurullara sevk edilenler filan aslında pek de şaşırtıcı veya “olağanüstü” değil. Bu durumlar “bilindik, anlaşılabilir, ezberlenebilir” ve dönemin siyasal aurası doğrultusunda “olağan” şeyler… Ancak, o dönemde oluşan Türk Edebiyatçılar Birliği Yeni Yönetim Kurulu’nda Ece Ayhan isminin yer alması son derece şaşırtıcı bir durum ve hiç de “anlaşılabilir” gibi değil… Kısacası, Ece Ayhan günümüzde olduğu gibi geçmişte de ezberimizi bozuyor!
Başlarken söyledim; incelediğiniz isim “Ece Ayhan” ise bulduğunuz her içerik daha da ağırlaşmıştır, yüklenmiştir… Gelecekte de -20 yıl sonrasında da- bu “ağırlık” sürekli artacak, hiç hafiflemeyecek gibi görünüyor.
Hamiş: Ece Ayhan’a ilişkin olarak 1955-1985 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan bazı önemli efemeraları önümüzdeki birkaç gün boyunca Evvel Fanzin kapsamında paylaşmaya devam edeceğim.
Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
10 Mart 2012
Bakınızlar:
-Ece Ayhan Web Sitesi; Bakışsız Bir Kedi Kara
-Milliyet Gazetesi Arşivi’nden (2009 taraması):
https://evvel.org/ece-ayhan-hakkinda-onemli-buluntular-zafer-yalcinpinar-Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.
Ece Ayhan’ın İsviçre’de gerçekleştirilen beyin ameliyatı masraflarını karşılamak amacıyla dönemin en ünlü sanatçılarının birleşip “Ozanın Yaşaması için” başlıklı bir sergiyi, Melda Kaptana Sanat Galerisi‘nde 1975 yılında icra ettiğini biliyoruz. Herkes bu konuyu ve sonrasında olan “olayları” biliyor… Zaten, bu konudaki bazı ayrıntılara 2009’da Milliyet Gazetesi arşivini süzdüğüm sırada ulaşmış ve sergiyle ilgili kupürü, sergiye katılan sanatçıların isimlerini filan Evvel Fanzin kapsamında paylaşmıştım. (Bkz: https://evvel.org/ece-ayhan-hakkinda-onemli-buluntular-zafer-yalcinpinar)
Ancak, bugünlerde Cumhuriyet Gazetesi Arşivi’ni süzerken hiç bilmediğim ve hiç duymadığım başka bir “gerçek”le karşılaştım, beynimden vurulmuşa döndüm: 1976 yılında “Ece Ayhan için” başlıklı bir sergi daha düzenlenmiş! Bu sergi 22 Aralık 1976 tarihinde Kadıköy-Moda’da bulunan Aydın Cumalı Sanat Galerisi‘nde “Ece Ayhan için” başlığıyla açılmış ve 3 Ocak 1977’ye kadar sürmüş. Hatta, Sennur Sezer’in kaleme aldığı ve “Ece Ayhan için” adlı serginin ayrıntılarını tanıtan/içeren bir yazı, 2 Ocak 1977 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmış. (Her iki sergiye ilişkin buluntular ve kupürlar aşağıdadır.)
Şimdi, Ece Ayhan’ın ameliyat masraflarını karşılamak için iki serginin icra edildiğini fark edince şunları düşünmemek elimde değil:
“Acaba 1975-76 yıllarında Ece Ayhan’ı kurtarmak için bu iki serginin dışında başka sergiler de açıldı mı? Bu sergiler bir “turne” şeklinde mi düzenlendi? Bu sergilerdeki satış gelirleriyle, hesaplarıyla filan kimler uğraştı? Ece Ayhan bazı kızgınlıklarında haklı olabilir mi?”
Kim bilir, belki de… olabilir!
Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar

22 Aralık 1976, Cumhuriyet Gazetesi
*
2 Ocak 1977 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde
Sennur Sezer’in kaleme aldığı yazı…
Kupürün büyük haline ulaşmak ve yazıyı okumak için kupüre tıklayınız.
*

16 Ekim 1976, Cumhuriyet Gazetesi
*
21 Mart 1975 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde
Oktay Akbal’ın yazısından bir bölüm
*

21 Mart 1975, Milliyet Gazetesi
*
Bakınızlar:
-Ece Ayhan Web Sitesi; Bakışsız Bir Kedi Kara
-Milliyet Gazetesi Arşivi’nden (2009 taraması):
https://evvel.org/ece-ayhan-hakkinda-onemli-buluntular-zafer-yalcinpinar-Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.
Yapı Kredi Yayınları’nın her sene Şubat ayında Kitap-Lık dergisiyle birlikte dağıttığı “Şiir Yıllığı”nı önümüzdeki seneden (2013’ten) itibaren yayımlamayacağını ve “şiir yıllığı işi”nden çekildiğini bildirmesi, 2012 yılı içerisinde “sıkı edebiyat”ın lehine gerçekleşmiş en sevindirici olaydır. YKY’nin bu kararını ŞİİRDEN Dergi’nin 9. sayısında yayımlanan haber metninden öğrendim. Nihayetinde, YKY taifesi içerisinde bu kararın alınmasında etkisi olan (masaya yumruğunu vuran) kim/kimler varsa onu/onları gönülden tebrik ediyorum.
Zaten yıllardır gündemde olan şu beylik “Şiir Yıllığı” meselesini neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyordu; dökülüp duruyordu… Şiir yıllığı müessesesini binbir kez, binbir türlü eleştirdik… Biz eleştirdikçe yıllık hazırlayıcıları, kendilerini düzelteceklerine daha da umarsız ve gaddar davranmaya başladılar. Haksızlıklardan “yüksek sesle” bahsettik; bizi dinlemediler, görmediler, okumadılar, yok saydılar; bizim eleştirilerimize karşı kör-sağır taklidi yaptılar. Ama sonunda şu “şiir yıllığı işi”nden kurtulduk çok şükür… Son 5-6 senedir YKY Şiir Yıllığı’nı hazırlayandan hazırlanış biçimine, yıllık oluşturmak amacıyla incelenen edebiyat ve şiir dergilerinin taranış biçiminden dağıtım-kapsam-içerik yönetimine, yıllıkta yer alan şiirlerden eleştiri yazılarına kadar her şey yanlış ve menfi bir şekilde icra edildi. Son 5-6 senedir, yıllığı hazırlayan mutat zevat son derece hakkaniyetsiz seçimlerle ve keyfilikle tüm şiir dünyasını bunalttı. Güzelliklerin bir bütünü olması gereken “Şiir Yıllığı”, önce bir çirkinliğe sonra da menfaat enstrümanına dönüştü. Yıllığı hazırlayan mutat zevat bazı şairleri ve şiirleri bile isteye, alay edercesine ve keyfi bir biçimde yıllığa almadı; sıkı ve sahici şiiri -büyük ve güçlü bir poetikayı yok saydı- tasfiye etmeye çalıştı. Şiir Yıllığı, okuyucunun gözüne bir iktidar organı, bir statüko cukkalama mecrası ve “şairlik tescil merkezi” gibi göründü; Şiir Yıllığı, yeni sinsiyet tipolojisinin maniple ettiği ve genç şairleri “yemleyen” bir enstrümana -hızla- dönüştü. “Şiir Yıllığı” gibi bütünsel/bütünleyici çalışmalarda “hakkaniyet”in şirazesini kaybedip “menfaat”in muhterisliğine -o günaha- boyun eğerseniz, bir oligarşinin “büyük çirkinliği”nden başka bir şeye/yere ulaşamazsınız.
Şairler ve şiirleri imgelemin özgürleşmesinin emektarlarıdır. Buna karşın Şiir Yıllığı’nı hazırlayan oligarşi, “şair”i bir “hizmetkâr” olarak görmeye başlamıştı. Ben, YKY’nin Şiir Yıllığı yayımlamamak yönünde aldığı kararı “imgelemin özgürleşmesi” ile şiirsel alanın genişlemesi için çok önemli ve bir o kadar da sahici bir “devrim-adım” olarak görüyorum. Şiir, bir riya ya da yalan değildir. Şiir, “sahi”nin eşsiz bir parçasıdır. YKY taifesinin bunu fark etmesini, dahası, bu yolda olumlu adımlar atmasını çok hayırlı buluyorum.
Umudum ve beklentim, diğer haksız antoloji ve şiir yıllıklarının kendi fişlerini kendilerinin çekmesi ya da kesmesidir.
Zafer Yalçınpınar
23 Şubat 2012

ŞİİRDEN Dergi, Sayı: 9, Ocak-Şubat 2012, s. 76
Fenerbahçe Spor Kulübü, tarihi savunmasına başladı!
Bkz: https://www.fenerbahce.org/pic_lib/Baskan-Savunma.pdf
Ayrıca her Fenerbahçeli’nin şu yazıyı mutlaka okuması gerek:
https://papazincayiri.blogspot.com/2012/02/tesekkurler-ve-tesekkurler.html
Herkes şunu aklına mıhlasın:
BU SEVDA BİTMEZ!
HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
***
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
“ŞİİRDEN Dergi”nin 9. sayısı yayımlandı…
Bkz: www.siirden.net
*
ŞİİRDEN Dergi ve taifesinin, Ocak-Şubat 2012 tarihli dokuzuncu sayısıyla beraber içerik açısından birçok poetik eşiği arkasında bırakarak şiir ve şiirin geleceğine ilişkin hayati “mihenk noktaları”na ulaştığını ve bu noktalar üzerinde “öz”enle düşündüğünü görüyorum; dergide iki sayıdır süren “Şiir ve Hakikat” dosyasındaki çeviriler ile Yücel Kayıran’ın “Münkir ile Nekir Defteri” notlarını özellikle önemsiyorum. Ayrıca, Halil İbrahim Bahar arşivinde yer alan bazı edebiyat efemeraları da 9. sayının kapsamında okurla paylaşılmış…(Zy)
ŞİİRDEN Dergi’nin 9. sayısının içeriği hakkındaki ayrıntılar şu adreste bulunuyor: https://www.siirden.net/sites/siirden.net/files/dergi/siirden-2012-9.pdf
Murat Nemet-Nejat, 25 Şubat Cumartesi 16:30’da Istanbul’da, Molly’s Café’de siirlerini okuyacak… Molly’s Cafe Galata Kulesi’nin tam yaninda Camekan sokakta!
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com