Uğur Yanıkel‘in gerçekleştirdiği tüm edebiyat çalışmalarını ve özgür yayıncılık doğrultusundaki tüm emeklerini pasaj69.org adresinden inceleyebilirsiniz. Yanıkel’in vefatına ve edebiyat-şiir-yayıncılık eksenindeki direnişine dair EVV3L kapsamında yer alan özel arşive https://evvel.org/ilgi/ugur-yanikel adresinden ulaşabilirsiniz.
Uğur Yanıkel’in instagram hesabından gerçekleştirdiği en son paylaşım…
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tartışmalı poesium‘un ikincisini düzenlemiş, 30 küsur yıl önceki gibi Hilmi Yavuz (Zaman Gazetesi’ndeki kod adıyla İrfan Külyutmaz) ve müritleri gene başroldeymiş falan… Vallahi, bu poesium zamazingosu kapsamında söylenecek fazla bir şey yok. (30 küsur yıl önce de yoktu, şimdi de yok…) Aralık 2023 yılı itibariyle Poesium İstanbul organizasyona katılan şiir heveskârları birer “belediye şairi” olarak tescillendi. (Hilmi Yavuz zaten 30 küsur sene öncesinden tescilliydi.) Ece Ayhan‘ın 30 yıl önceki sözlerine atıfta bulunarak şöyle düşünüyorum: “Müesses ölüm yetmezmiş gibi müesses rant da şairlerle ve çocuklarla toplu fotoğraf çektirmek istiyor.” (Zy)
Küllük, 1940 yılında Alaeddin Hakgüder’in sahipliğinde/yönetiminde tek sayı yayınlanabilen fikir ve sanat dergisidir. Yazarları arasında Abidin Dino, Abidin Nesimi, Asaf Halet Çelebi, Fikret Adil, Hasan İzzetin Dinamo gibi isimler bulunan dergi ilk sayısında yer alan Orhan Veli şiiri nedeniyle İçişleri Bakanlığı’nca kapatılır. (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı)
(…) “Küçükken annemin üstümü örtüp gittiği gecelerde sözcükler gelirdi bana. Önce ayaklarımı ısıtırlar, sonra ellerimi, beni öperlerdi. Ben de öperdim onları. Birdenbire aydınlanırdı bir parmak, kolumdaki gaz lambası büyük avizelere dönüşürdü. Ben sözcüklerin nerelerden geldiklerini, evlerini, ağaçlarını, çiçeklerini düşünürdüm. Annelerini düşünürdüm sözcüklerin. Gece yaşamım sürüp giderdi, düş yaşamım da. Nasıl geçerdi uzun bir süre bilmiyorum. Yine sözcüklerin en güzeli uyandırırdı beni.
Sizler sevgili yapıtlarım, benim güneşlerimsiniz.
Hepinize başlarken ayrı ayrı sözlükler doğar içime. Ayrı ayrı gerçek basamakları, ayrı ayrı biçim yapıları, ayrı ayrı sesler, seslenmeler, ayrı ayrı sayı direnmeleri başlar bende.
Sizler odalarsınız. Birinden birine geçilen ya da geçilmeyen odalar. Ben bu odaların tümü. Sizlerin de bendeki kalabalık olmanız ne güzel. Taşıdığınız yönler yan yana getirilirse 360 dereceyi kaç kez aşar bilemiyorum. Bakış larınız öbür gerçekleri görürken, söylediğim bitiştirimlerle özel evreninizi yaratmaktasınız. Dışı dış doğaya değen, içi iç doğamızda olan.
Havaya Çizilen Dünya, ilk yapıtımsın. Sen kendi başına çok pencereli bir evsin. İçerdeki 21 yaşındaki çok elli bir genç, bütün yöreyi görmek için bütün pencereleri açmıştır. İnanıyor musun?
“Çocuk ve Allah”, 1. Baskı, 1935 Kapak: Ali Suavi Sonar
Çocuk ve Allah; İkinci kitabım; Sen bilinçaltımın biraz daha kalın çizgilerle yazıya geçirilmiş tasarımısın. En çok okunan yapıtımsın. ..Birbirinden ayrılmış ikişer dizeler büyük gerçekle yüz yüzedirler. Büyük gerçekle birleşmişlerdir. Seni bütün derinliğine dek inceleyecek birisi çıkarsa, işi çok güç. Diyebilirim ki ben seni açıklamak için sonraki yazdıklarıma ulaştım. Bitiremedim seni bugün bile.
Bana verdiğin evren, ne güzel ki sende bitmiyordu. Sen benim açık kapılar ülkemsin.
Seni yazarken İstanbul’dan ayrılmıştım. Anadolu’ya ilk doğu görevimi yapmak üzere atanmıştım. Bu süre, o günlerde üç yıl olarak belirlenmişti. Kendimi bilmediğim bölgelere götürürken İstanbul’dan evden o mutlu ortamlardan ayrılmıştım. Bir elimde bilinmez, bir elimde senin tasarın vardı. Sana “romanım” gözüyle bakıyordum. Bütün yaşamımı kapsıyordu biraz. … Yapıtın yürüyüşü kalın çizgileriyle bir ölümlüyü anlatır. Onun çocukluğundan başlayan sıcaklığı önce kendi gövdesini bulmuştur. Sonra yeryüzündeki öbür gövdeleri bulmuştur: ağaç, su, dağ, ova, dizi dizi kışlalar.
Kimi yerde 5 numaralı gaz lambalarının ışığı altında, kimi yerde mumla Ağrı dağı sırtlarında, Aras kıyılarında, çadırda, kağnı üzerinde, üç yıl bütün boş vakitlerimde, görev dışı sürelerimde yapıtımı ortaya çıkarmaya uğraştım. Açılır kapanır masa, açıır kapanır iskemle yaptırdım bu amaçla. Katır sırtında taşınsın, her yerde çalışabileyim diye. Üç yıllık zorunlu Doğu görevi biterken, bir şansla İstanbul’a atandım. Yeni yapıtım bitmişti. Onu bağrıma basarak İstanbul’a geldim.
Dağlarca’ya ithafen imzalı kitaplar…
Yayımlandığın günlerde Peyami Safa Cumhuriyet gazetesinin ikinci yüzünde iki büyük yazı yayımlamıştı. O yazılarda senin Türkçeye kazandırılmış, Türkçeye özgü bir “sürrealizm” olduğunu ileri sürmüştü. (ki sonradan birçok yazar bu konuda birleşmişlerdi.) Peyami Safa’nın bu yazısı Çocuk ve Allah’ın kimliği olmuştur. Yıllar sonra arkadaşım Cemal Süreyya’nın “Çocuk ve Allah yeni şiirimizin anayasasıdır” yargısına dek uzamıştır.” (…)
Bilindik anlamıyla -şiir kitabı normlarına uygunluk açısından- baktığımızda, 2007-2024 yılları arasında altı şiir kitabım yayımlandı. Bu şiir kitaplarımın üçü (Livar-2007 , Meydansız-2009 ve Dipsiz Göl-2023) ISBN standartlarında (uluslararası yayıncılık uygunluğuyla) indekslendi. Diğer kitaplarım ise ISBN standartlarıyla uyumluluk göstermiyor fakat Çalmayan-2014 , Kötü-2018 ve Dipsiz Göl-2023 adlı kitaplarım Avrupa Birliği çerçevesinde kullanılan Creative Commons (CC) Lisansı kapsamında yayımlandı. Tarihinsancısı-2017 adlı kitabım ise hiçbir uluslararası uygunluğa sahip değil.
Altı şiir kitabımda toplam 149 şiir, ortalama olarak A5 ebatlarına yakın toplam 323 kitap sayfasında yer bulmuş. (11 şiirim ise dışarıda kalmış; henüz “şiir kitabı” normunda bütünlenmemiş ve kâğıda geçmemiş.) Sanıyorum, şiir kitabı formunda olmayan diğer kitaplarıma serpiştirilmiş şiirlerimle, eski dergilerde yayımlanan şiir deneylerimle, çok eski defterlerde, kâğıt parçalarında ve internetin dehlizlerinde kalanlarla filan birlikte düşündüğümüzde; 180’e yakın şiirden oluşan bir yazım hayatım olmuş-oluyor, diyebiliriz. Okuyucular, yayımlanmış olan şiir içerikli tüm eserlerime, diğer edebiyat çalışmalarıma ve edebiyat hayatım kapsamındaki özgeçmişime https://www.zaferyalcinpinar.info adresinden ücretsiz olarak erişebiliyor.
Başta ifade ettiğim -şiir kitabı normlarına uygun- altı şiir kitabımda yer alan tüm şiirlerim için -okuyucu/takipçi isteklerini dikkate alarak- bir indeks oluşturdum. İndeksi kromatik olarak aşağıda detaylıca paylaşıyorum. Daha ne olsun! Şiiri seven, şiiri arayan, şiirden anlayan ve şiir okumak isteyenler için büyük bir hizmet…
Eylemsel sanatın en güçlü temsilcilerinden Esat Cavit Başak, 5 Ağustos 2023’te İzmir-Menemen’de vefat etti…
Esat Cavit Başak, 26 Ağustos 1965’de Kuşadası’nda doğdu. 1981’de Devlet Tatbiki Sanatlar Yüksek Okulu-İç Mimarlık bölümünü kazandı. Aynı fakülte içerisinde İç Mimarlık’dan Endüstri Ürünleri Tasarımı’na yatay geçiş yaparak oradan mezun oldu. Sanat eleştirmeni ve kuratör Beral Madra’nın galerisi BM’de Madra’nın sergi asistanlığını ve grafik sanatçısı Mengü Ertel’in çıraklığını yaptı.
Tayfun Polat‘ın kaleme aldığı ve Karga Mecmua’nın Mayıs 2010 tarihli 38. sayısında yayımlanan “Endüstri devrimi bitti, Esat Başak kazandı” adlı yazının tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/esatbasak.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
Şubat 2011’de Esat Cavit Başak’ın Açık Radyo’da Janset Karavin’le birlikte gerçekleştirdiği söyleşiyi dinlemek için tıklayın…
Sub-Yayın (Şenol Erdoğan) tarafından yayıma hazırlanarak arşivlenen Mondo Trasho’nun tüm orjinal sayılarına https://archive.org/details/mondo-trasho adresinden pdf dosyası biçeminde ulaşabilirsiniz.
Tam adı, Raif Özkan Uğur’dur. 17 Ekim 1953 yılında İstanbul’da doğdu. Ailenin beşinci çocuğu olan Uğur, Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda okurken mandolin ile tanıştı. Fenerbahçe Lisesi’nde okurken müzik sevdası ağır bastı ve ilk olarak “Atomikler” adında amatör bir grup kurup, dönemin popüler şarkılarını yorumladı.
Müzik hayatına 1970’te birçok ünlü ismin de zaman zaman yer aldığı Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’nda başladı. 1971 senesinde Kızıltoprak’ta tanıştığı Mazhar Alanson ve Fuat Güner ile ilk grubu Kaygısızlar’la profesyonel bas gitaristliğe başladı. O dönem Sadık Kuyaş da grupta bas gitaristlik yapmaktaydı. Bir süre beraber çaldıktan sonra Kuyaş gruptan ayrıldı ve Uğur grubun tek bas gitaristi oldu. Kaygısızlar’ın dağılmasından sonra 1972’de Barış Manço’nun kendisine eşlik etmesi için kurduğu rock grubu Kurtalan Ekspres adlı grubun ilk kadrosunda yer aldı ve Ankara Dedeman’daki ilk konserde yer aldı. İlk plaklarından sonra Barış Manço askere gitti. Grup bir süreliğine dağılınca Özkan Uğur, Aydın Çakuş ve Nur Yenal ile birlikte Ter grubunu kurdu. Grup, o dönem kendi grubunu dağıtmış Erkin Koray ile birleşti ve 1972’de “Hor Görme Garibi / Züleyha” 45’liğini çıkardı.
Barış Manço’nun askerden dönmesiyle Özkan Uğur tekrar Kurtalan Ekspres’e döndü. 1973-1974 yılları arasında bu grupla çalıştı. 2 plak kaydında yer aldı. 1974’te gruptan ayrıldıktan sonra bu dönemden eski arkadaşları Mazhar – Fuat’ın hazırladığı stüdyo albümünde de bas çaldı. Kurtalan Ekspres’e 1976’da kısa süreli bas gitarist, 1978’de bir Anadolu turnesi için de gitarist olarak grupta yer aldı. 1974’te Kurtalan Ekspres’ten arkadaşı Murat Ses ile bir süre Edip Akbayram’ın Dostlar Orkestrası’nda yer aldı. Ancak müzikal anlaşmazlıklardan dolayı ayrıldı. Anadolu Rock’ın başka bir ünlü ismi olan Ersen ve Dadaşlar grubuna Taner Öngür’ün yerine bas gitara geçti. Üç 45’likten sonra dönemin siyasi koşulları nedeniyle Ersen Dinleten ile Dadaşlar’ın yolları ayrıldı. Özkan Uğur bir süre daha Dadaşlar’da kaldı ve Selda Bağcan ile “Selda ve Dadaşlar” adıyla çıkan Türkülerimiz LP’sinde bas gitar çaldı. 1976’da Seyhan Karabay ve Kardaşlar grubunun bir 45’liğinde yer aldı.
1976’da yine Fuat Güner ve Mazhan Alanson ile İpucu Beşlisi’ne geçti. Bir 45’lik yayımlayıp, Seyyal Taner ile çalıştılar. Grubun dağılmasıyla 1978’de Galip Boransu ve Cengiz Teoman ile Grup Karma’yı kurdu. Bu grup ile katıldıkları 1978 Türkiye Eurovision elemelerinde bestesi Galip Boransu’ya ait “İmkansız” adlı şarkıyla 4. olmuştur.
1980’lerin başında Özkan Uğur, Mazhar Alanson ve Fuat Güner, ünlü isimlerin de arkasında çalıp para biriktirdiler. 1980-1983 tarihleri arasında Fuat Güner’le birlikte, Ferhan Şensoy’un “Şahları da Vururlar” ve “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” adlı oyunlarında müzisyen ve oyuncu olarak yer aldı. 1984’te MFÖ olarak ilk albümleri Ele Güne Karşı Yapayalnız ile şöhreti yakaladılar. 1985’te Diday Diday Day ve 1988’de Sufi şarkısı ile olmak üzere iki kez Türkiye’yi Eurovision’da temsil etmiştir. Özkan Uğur, MFÖ’de bas gitar çalarken, aynı anda inanılmaz zor derecedeki vokalleri tenor ses rengi ile başarıyla icra etmektedir. Ayrıca sanatçının hiçbir anlama gelmeyen sözlerle yaptığı şarkılar bulunmaktadır. Yayınladıkları birçok şarkıda besteciliğiyle dikkat çekti. “Lay Lili Lili Lay”, “Mecburen”, “No Problem”, “New York Sokaklarında” gibi şarkıların bestesinde yer almış, “Hep Aynı” şarkısının bas performansıyla dikkat çekmiştir. “Bazen”, “Amanın Aman”, “O Neydi O” gibi bestelerinin vokalinde de yer almıştır. “Ali Desidero” ve “İdare Edip Gidiyoruz” şarkılarında ses rengini değiştirerek vokalle düet yapmıştır.
Özkan Uğur, grup üyeleri içinde solo albüme sahip olmayan tek sanatçıdır. İlk yayınladığı solo şarkı Karışık Pizza filminin müziği “Maksat Muhabbet Olsun”dur. G.O.R.A. filmi için yazdığı “Olduramadım” da kendisinin bir klibe de sahip olan ikinci şarkısıdır. Özkan Uğur, müzik dünyasında birçok ismin albümlerinde vokallerde yer almıştır. Bunlardan bazı örnekler Sezen Aksu, Tarkan, Nev, Yavuz Çetin, Baba Zula, Ayhan Sicimoğlu, Asya’dır. Sezen Aksu’nun “Dert Faslı” şarkısının bestecilerinden biridir. Ayşegül Aldinç’in “Bir Kız”, “Ne Güzel”, “Nenni” isimli parçalarının müzikleriyle, Sertab Erener’in “Kera” ve Yavuz Çetin’in “Fanki Tonki Zonki” parçalarının sözleri de ona aittir. En son 2016’da DMC’den “Aynada” single’ını çıkartmıştır.
Öte yandan 1996 yılında Yavuz Turgul’un yönettiği, Şener Şen ve Uğur Yücel’in başrollerini paylaştığı Eşkıya filminde rol almıştır. Atv kanalında yayınlanan İkinci Bahar dizisinde zabıta rolünde oynamıştır. Atv’de yayınlanan Ağırlığınca Altın yarışmasını sunmuştur. Komser Şekspir filminde oynamıştır. Atv’de yayınlanmış olan Yeter Anne dizisinde anne rolündeki Suna Pekuysal’ın oğlunu canlandırmıştır. Alacakaranlık adlı dizide Bedir Büyükdereci rolünü canlandırmıştır. G.O.R.A. filminde Garavel rolünde oynamıştır. A.R.O.G. filminde ise Dimi rolünde oynamıştır. 2009 yapımı olan Yahşi Batı filminde de Kızılderili şefi Kızılkayalar rolüyle beyazperdede Cem Yılmaz’a eşlik etmiştir. 2010 yılında başlayan Türk Malı dizisinde oynamıştır. 2014 yılında Pek Yakında filminde Ejder rolüyle beyazperdeye bir kez daha çıkmıştır.
12 Temmuz 2002’de vefat eden sıkı şair Ece Ayhan’ı saygıyla anıyoruz…
“Beni kafakola alamıyorlar. Şu anda bile -ki 60 yaşındayım- kafakola alamıyorlar. Bir beklentim yok. Bir şey istemiyorum. Ev istemiyorum, rüşvet istemiyorum, para istemiyorum, ödül istemiyorum.” (Ece Ayhan)
Bugün, Kadıköy’ün merkezi kültürel kıymetlerinden biri olan İmge Sahaf’ın artan kiralar ve dönemsel ekonomik zorluklar nedeniyle kapandığını öğrendim. İmge Sahaf (ve sonradan İmge Sahaf’la birleşen Gençler/Dostlar Sahaf) yirmili yaşlarımdan bu yana vazgeçilmez uğrak mekânımdı. Efemeratik edebiyat koleksiyonumdaki en kıymetli eserlerden bazılarına ulaşmamda (evvel.org’da paylaştığımız edebiyat ve şiir buluntularında) İmge Sahaf’ın önemi/payı büyüktür. Haluk Ceylandağ ile Babür Bey hiçbir zaman, hiçbir koşulda benden entelektüel dostluklarını ve desteklerini esirgememişlerdir.
Özellikle Kadıköy’e musallat olan “hızlı tüketim, eğlence, dükkân-emlak-rant baronları ve vurgunculuk tipolojisi” nedeniyle Kadıköy öz niteliklerini hızla kaybediyor. (Belki de çoktan kaybetmiştir, işler kontrolden çıkmıştır ve Kadıköy’ün ruhu çoktan tükenmiştir bile! Maşallah… Kadıköy Belediyesi de bu duruma ses çıkarmayıp en kritik konularda bile rantçıların kulağına ‘yürü ya kulum’ diye fısıldayarak mevcut hızlı tüketim ve rant ortamını eksiksiz bir şekilde ruhsatlandırıyor!) Ve sonuçta Kadıköy’de harcadığım gençlik yıllarımın en önemli, en kıymetli kültürel mekânlarından biri daha kapanıyor yine! (Büyük ihtimalle İmge Sahaf’ın yerine meyhane, kebapçı veya yeni nesil türevi cafe-bistro vs açılır…) Kim ne derse desin; yerden göğe kadar üzülüyorum! Kadıköy can çekişiyor!
Hem böylesi tükenişlere şahit olacak kadar yaşlandığım için, hem Körler Ülkesi şiirsel geçmişi en güçlü noktalarından birini kaybettiği için, hem de mevcut Kadıköy’ün içine düştüğü bu kötücül nihai ahval için -gerçekten ve gerçekten- çok üzülüyorum.
Dipsiz Göl, 2017-2023 yılları arasında yazılmış şiirlerden oluşuyor. Zafer Yalçınpınar‘ın daha önceki şiir kitaplarında yer almayan bu 21 pâre, tek bir imgenin alan derinliğinde, tek bir şiir olarak kurgulanmış. Yalçınpınar, altıncı şiir kitabını 27 yaşında hayatını kaybeden sıkı dostu Uğur Yanıkel‘e ithaf ediyor… Sıkı şiiri arayanlar ve özleyenler, Dipsiz Göl’ü mutlaka okumalı. (Derya Turhan)
Önemli Not: “Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.
Banliyö Edebiyat taifesinden Uğur Yanıkel‘in anısına… (Seslendiren: Ozan R. Kartal)
son kez solo trompet
ayakları çıplak bir sınıfta geziyor Usulca Kadın inandım rengi akılda tutmaktı bu çünkü benim yaşım hep görmek çünkü duvarda ayaklandı kötümser güneş
beni anlat diye dürtüyor anlat diye dürt: zillere bas.
yaşayarak denedim çocukların bildiği için gülümsediği marşı zapt edilirim diye saldırdım kafamdaki sinemaya tesirinde çocukluk: iki eli iki kere hırpani şaşı bir şeyin anası gibi cüce Yaşamak’ı telafi edecek gibi bakıyorken buna düşman çoğaltan benim ağzımdı
beklenmedik kalpte icadolundu sismograf Ölüm’e yalın giderken düşürdüm anahtarı: e v s a l l a n d ı.
gelişmekte avurdumda avlular rengi ve sesi tekrar ettim rengi ve sesi göstersem ürkeceklerdi elimdeki yumruklar ihtimalini saklı tuttum: asabiyet canımın yongasıdır meşhur bir yalan gözlerimden aynayan ihtişamlı mağbuliyet
Uğur Yanıkel bir edebiyat direnişçisiydi. Kurulu düzenin ve kapitalist sistemin maaşlı koyunlarından olmak istemiyordu. 2018 yılındaki bir telefon görüşmemizde bana “Üzülme abi, onlara benzemezsek bize yeter!” demişti. Uğur, çok açık bir şekilde kurulu düzeni -yaşamının her ânında- reddetti! Bu hakikati söylemek, vurgulamak gerekiyor: Uğur’un yaşamı gerçekten de “onlara benzemeden” sonlandı… Bu hakikati görmek, anlamak gerekiyor. Uğur’la tanışıklığımızı, anılarımızı, oluşturduğumuz dijital kitapları, eleştiri gayretlerimizi, birlikte gerçekleştirdiğimiz efemeratik edebiyat çalışmalarını ve Uğur’un şiirsel mücadelesini anlatan kapsamlı bir kitap kaleme almaya başladım. (Zafer Yalçınpınar)
Genç yayıncı ve sıkı dost Uğur Yanıkel 27 yaşında vefat etti. Uğur’la şiir, edebiyat, dergicilik ve yayıncılık kesişimindeki birçok mücadelede ve efemeratik-sahafiye araştırmalar kapsamında yıllarca omuz omuza çalıştık… [1] evvel.org ve pasaj69.org adreslerinde çok güzel dijital kitaplar ile araştırma, eleştiri ve şiir dosyaları hazırladık birlikte… [2] İlhan Berk ve Ece Ayhan üzerine derinlikli yayınlar/incelemeler gerçekleştirdik. Sıkı şiiri yaygınlaştırmak ve sıkı şiirin hakettiği saygıyı görmesi için çok uğraştık; bazı hadiselere, kumpaslara karşı Uğur’la birlikte haysiyet mücadelesi verdik.[3] Ülkenin en büyük yayınevlerinin haksızlıklarına karşı -her seferinde, daha yüksek sesle- sağlam bir duruş sergiledik. [4] Çeşitli şiir kitaplarımın tasarımı, mizanpajı Uğur’a aittir [5], poetika çalışmalarımın çoğunu Uğur yayına hazırladı ve yayınladı. [6] Ne diyeceğimi, ne yapacağımı, bu üzüntüyle nasıl başa çıkacağımı hiç bilmiyorum artık…
43 yaşımdayım, çok fazla ölüm gördüm. Bu hayat adil değil! Kurulu kapitalist ve sömürgeci düzenekler en iyi, en yetenekli, en dürüst, en düzgün insanları -son zamanlarda da gençleri- en önce harcıyor! Bu hayat adil değil…
Tayfun Polat diyor ki; (…) Yılın genel değerlendirmesini de yapmak isterim. Öncelikle bu yıl önceki yıllardan çok daha az yeni isim keşfettim. Aslında çok çok fazla üretim yapıldı ve yayınlandı. Ancak bu üretim hacminin yeni isimleri de barındıran büyük bir kısmı algoritma popu olarak nitelendirdiğim, birbirinin aynısı şarkılardan oluşuyor. Dolayısıyla bir süre sonra ilgimi kaybettim ve yeni çıkan isimleri merak etmeyi de, takip etmeyi de bıraktım. Listelerin büyük bir kısmı zaten takip etmekte olduğum müzisyenlerin üretimleriyle dolu. Ama tabii ki yeni ve heyecan verici isimler bu yıl da var. (…)
Papirüs Dergisi‘nin –İlhan Berk Özel Bölümü’yle- Kasım 1967’de yayımlanan 18. sayısına tek sayfa ek olarak verilen Yüksel Arslan deseni. (Z. Yalçınpınar Koleksiyonu’ndan…)
EVV3L’in sıkı takipçilerinden Tekin Deniz‘in Uğur Yanıkel anısına kaleme aldığı ve 1 Ocak 2023 tarihli BirGün Gazetesi Pazar Eki‘nde yayımlanan “Kercine Çiçekler” başlıklı yazının tam metnine https://www.birgun.net/haber/kercine-cicekler-415844 adresinden ulaşabilirsiniz.
(…) “Bir şeye inanmaktan korkuyor insanlar abi. Bir şeyin peşinde çılgınca koşmaktan korkuyorlar. Çünkü yanılma payını hep öne koyuyorlar o şeyin. Ya yanılıyorsam, diye düşünüyorlar. Hayal etmiyorlar. Sadece başarı istiyorlar. Sorsan en büyük hayalin ne diye, söyler muhakkak bir şey. Sen çıkıp desen ki o şey gerçek olmayacak, hemen peşini bırak o şeyin, hemen bırakır. Çünkü inanmıyorlar. İnanmadığın şey senin hayalin olamaz zaten” demişti Uğur. Bunca betonun, bunca çeliğin, bunca kargaşanın ortasında inanan ve hayal kurmaktan vazgeçmeyen bir güzel insandı!
Şimdi bana Uğur kimdi diye soracak olsalar, başına buyruk, kendi halince bir Bedrettin’di derdim. Kercine çiçekler gibi bir adamdı derdim. Peki nedir kercine? Terslik olsun diye, inadına yaşayan demek. Bu dünyada bir kötülük olduğunu duyan, ona karşı bir tavır geliştirme ihtiyacı hisseden kim varsa kercine çiçekler gibi muhalif bir tavır geliştirmez mi? Geliştirirdi elbette. Bu huzursuzluk, bu uyumsuzluk, bu zıtlık değil mi zaten bizi biz yapan? Uğur o kadar şahsına münhasırdı ki bu kendi oluşuna bazen kızsanız bile onu öylece kabul ediverirdiniz. Kızgınlığınız, sevginizi asla yenemezdi. Evet, şahane bir şairdi Uğur. Nefis bir insan manzarasıydı. Sıkı bir araştırmacıydı. O konuşmaya, anlatmaya başladığında karşısına geçer ve onu içten bir tebessüm ederek seyrederdiniz. Üniversiteye gittiği ilk yıllarda tanıdım kendisini. Tam bir şiir aşığıydı. Gerçek bir edebiyat emekçisiydi. Bir keresinde şöyle demişti:
“Ben şiire ne tanım getiriyorum, ne kılıf uyduruyorum, ne mekana sokuyorum. ‘Şiir şiirdir. Şiir çılgınca esen bir rüzgârdır’ demek kadar, böylesi tanımlamalarla filan uğraşmak da aşırı gereksiz geliyor bana.” (…)
EVV3L’in sıkı takipçilerinden Tekin Deniz‘in Uğur Yanıkel anısına kaleme aldığı ve 1 Ocak 2023 tarihli BirGün Gazetesi Pazar Eki’nde yayımlanan “Kercine Çiçekler” başlıklı yazının tam metnine https://www.birgun.net/haber/kercine-cicekler-415844 adresinden ulaşabilirsiniz.