Arnold Schönberg’ten en çok etkilenen sanatçımız sanırım bir müzisyen değil, bir şair: Ece Ayhan. İkinci Viyana Okulu olarak adlandırılan akımın öncüsü olarak kabul edilen Schönberg, öğrencileri Alban Berg ve Anton Webern ile birlikte müziği geleneksel tonal zincirlerinden kurtarmış, atonal yapılı bir sistemi denemişler.
Atonalite, 20. yüzyılın başlarında, özellikle Romantik dönem müziğinin sınırlarının zorlandığı ve geleneksel armoni kurallarının artık yetersiz gelmeye başladığının düşünüldüğü bir dönemde ortaya çıktı.
Atonal müzik, geleneksel batı müziğinin temel taşını oluşturan bir tonal merkeze, akor dizisine veya tonik duygusuna dayanmayan bir kompozisyon biçimidir. Yani parçanın “Do majör” veya “La minör” gibi belirli bir tonu yoktur; 12 notanın (kromatizmin) tümü eşit ağırlıkta ve hiyerarşisiz bir şekilde kullanılır.
Dinleyici kulağının alışık olduğu bir “ev” akoru veya bitiş hissi veren bir tonik yoktur. Geleneksel müzikteki ana nota ve yardımcı notalar hiyerarşisi yerini tüm seslerin bağımsızlığına bırakır. Genellikle gerilim, tedirginlik, kopuş, yalnızlık veya modern kent yaşamının kaotik doğasını ifade etmek için güçlü bir anlatım aracıdır.
Atonal müzik, ilk yıllarında konser salonlarında büyük tartışmalara ve hatta protestolara yol açmış. Ekteki haber kupürü de bununla ilgili. Ancak bu akım yine de 20. yüzyıl modern sanatını derinden etkilemiş, günümüzde ise özellikle korku, gerilim ve psikolojik dram sinemasında sahnelerdeki gerilimi tırmandırmak için vazgeçilmez bir müzikal dil haline gelmiştir.
Ece Ayhan da Schönberg etkisiyle şiirinde geleneksel uyak, akıcı vezin ve okuru okşayan “güzel” dize yapısını reddeder. Şiirindeki dil bilgisi kırılmaları, ezber bozan söz dizimi ve sarsıcı ses uyumları, kulaktaki klasik melodi alışkanlığını bozan uyumsuz akorlar gibidir. Okur, Ece Ayhan okurken atonal bir eserde olduğu gibi alışkın olduğu konfor alanında kalamaz, sürekli tetikte olmak zorundadır. Öyle değil mi sevgili Kapkara Gümrüklü Ölçüsüz Uyaksız Âli Çocuklar!
Atonal müzik genellikle tedirginliği, yabancılaşmayı ve modern insanın sıkışmışlığını seslendirir. Ece Ayhan’ın şiir evreni de genel olarak; ölüm, sakatlar, kimsesiz çocuklar, tabutlar ve kıyıda köşede kalmış trajedilerle örülüdür. İki sanat disiplini de karanlık, gotik ve uzlaşmaz bir ruh halini dışa vurmak için en sert araçları seçmiştir.
Ece Ayhan’ın dili işleme biçimi, kelimeleri sıradan anlam yüklerinden arındırıp onları yeni ve sarsıcı bir sürtünmeyle yan yana getirmektir. Bu, tam anlamıyla Arnold Schönberg’in 12 nota tekniğindeki (dodekafoni) yaklaşımını hatırlatır. Hiçbir kelime/nota sıradan bir eşlikçi değildir, her biri kendi başına bağımsız, keskin ve birbiriyle sürtüşen birer ağırlıktır.
Sıkı ve sivil şair Ece Ayhan ‘Mor Külhani’ adlı şiirinde:
“(…)
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler”
derken de bunu anlatır.
Tekin DENİZ
Ekim 2026
Dünya Gazetesi, 25 Mart 1971
(Görseli büyüterek okumak için üzerine tıklayın…)
Hamiş: EVV3L kapsamındaki Ece Ayhan araştırmalarına https://www.zaferyalcinpinar.info/ece-ayhan-arsivi-ve-arastirmalari/ adresinden ulaşabilirsiniz.













































