Kas
06
2020
--

“İstikrarlı Nostalji Kapitalist Gerçekçiliktir” (Koray Kırmızısakal)

Koray Kırmızısakal‘ın 17 Haziran 2020 tarihinde terrabayt‘ta kaleme aldığı
“İstikrarlı Nostalji Kapitalist Gerçekçiliktir” başlıklı eleştiri/inceleme yazısını kavramsal açıdan tutarlı -ve sağlam- bir analiz olarak değerlendirmekteyiz. Son günlerdeki “Gaye Su Akyol nereee, Yort Savul nereee” eleştirilerine/yorumlarına önemli -ve haklı- bir boyut kazandıracağını düşündüğümüz için yazıyı EVV3L kapsamına taşıdık. İyi okumalar dileriz! (Zy)



“Ümitsiz derecede nostaljik bir yabancı olmadığınız takdirde, pop kültürü dışında bir şeyi özlemeniz mümkün bile değildir.”[i]


Mark Fisher bir yerde, 21. yüzyıl pop müziğinin bir “party hauntology” olarak tanımlanabileceğini söyler.[ii] İngilizcede “haunt” kelimesi musallat olmak demektir, bilhassa hayaletler veya ruhlar için kullanılır. Bu haliyle geçmişle ve kayıpla doğrudan ilişkisi vardır. Derrida, elle tutulur kesinlik katılık hissi olan ontoloji yerine, “hauntology”yi yani musallatolojiyi önerir. Musallatoloji olsa olsa hayaletsi bir yankıdır ve hayaletvari olmanın belirsizliklerini vurgular.[iii] Macharey’in deyişiyle de musallatoloji hayaletlerin, geri dönenlerin bir bilimidir.

Fisher ise Derrida’dan bu kavramı alır ve bunu müzik alanına ve genel olarak popüler kültüre uyarlar. Mark Fisher için, musallatolojik olan, elektronik müzikten, popüler kültüre uzanan her alanda görülebilir. Ona göre bu da geleceğin yitişinin hatırlanmasıdır. Fisher’ın hauntology, yani musallatoloji kavramı, Fredric Jameson’ın geç kapitalizmin kültürel mantığı olarak postmoderniteye dair formülasyonlarından biri olan “nostalji modu” adını verdiği şeyle benzer özellikler taşır. Postmoderniteye ait olan “nostalji modu” ya da “tarzı”, geçmişi hiçbir zaman temsil etmeye yeltenmez, aksine eski bir dönemin nesnelerini, duygu yapılarını yeniden icat etmeye çalışmaktadır.[iv] Nostalji modu böylece şimdiki zamanı sömürür. Bu nedenle kültür, anakronizmlerle bezelidir. Zaman, çığrından çıkmıştır.

“Musallatoloji, bu nostalji moduna tekabül eder. Musallatolojik müziklerin geçmişle meşguliyeti kolayca “nostaljik” olarak yorumlanabilir. Ancak zamansallığın ön plana çıkması musallatolojiyi, tarihi tamamen paranteze alıp kendini yeni bir şey gibi sunan nostalji modunun tipik ürünlerinden farklılaştırır.”[v]

Ayrıca Fisher musallatolojiyi Derrida üzerinden tartışırken, musallatolojide eğreti olarak “artık olmayan” (no longer) ile “henüz olmayan” (not yet) arasında iki yönde bir ayrım yapabileceğimizi söyler. “Artık olmayan” halihazırda vardır ve etkili olarak kalır. Travmatik olarak tekrarlamaya mecburdur. “Henüz olmayan” ise hali hazırda henüz olmamıştır, ama zaten potansiyelde etkin olarak vardır. Davranışlarımızı şimdi içinde biçimlendirir. Marx ve Engels’in Komünist Manifesto‘nun en başında bizi uyardıkları “komünizm hayaleti” böyle bir hayalettir işte. Bu hayalet bir potansiyel ya da olanaklılık ve “henüz olmayan” olarak gelmekle tehdit ettiklerinin altını şimdiden oyar. Mark Fisher’ın tüm projesini “artık olmayan” ve travmatik olarak tekrar eden kültürel formlardan, “henüz olmayan”a doğru geçişimizin araştırılması olarak görebiliriz.[vi]

Mark Fisher’ın en bilinen metni olan Kapitalist Gerçekçilik’in temel argümanı: kapitalizmin yegâne alternatif olduğunu başından verili kabul ediyor oluşumuz ve yeni bir dünya hayal edemiyor oluşumuzdu. Belki bunu yakın zamanda rastlanılan bir duvar yazısı özetler: “Başka bir dünyanın sonu mümkün!” Fisher sıklıkla günümüzdeki kültüre geçmişten gelen ya da sevebileceği bir ifadeyle “musallat olan”, “dadanan” ölü formlara dikkat çekmiştir. Ona göre kültür gerimizdedir, bir tekrardadır ve döngüdür. Postmodern dönemde herhangi bir kültür ürünü bilinç yarılması yaratamayacak denli eskimiştir. Her şeye aşinayızdır ve yeni olan hiçbir şey yoktur. Başka bir dünya mümkün’den, sonun, kıyametin varyasyonlarını zevkle dile getirmeye başlamışızdır ki bu da başlı başına bir semptomdur. O halde yaşadığımız dünya sonlardan yalnızca bir tanesidir.

Can sıkıcı olan ise nostaljinin şimdiyi sömürmesine daima müsamaha göstermemizdir. Fisher, yeniden uyarlamaları olan, tekrar eden kültürel ürünlere karşı aşırı-hoşgörümüzden yakınır. Onlara karşı bağışıklık kazanmışızdır, onlar da bize bağışıklık kazanmıştır, zaten ölüdürler, yaşamadıkları için öldürülemezler. Kültürel olarak, perili bir eve hapsolduğumuzu düşünebiliriz. Periler, hayaletler, eskinin popüler kültür imgeleri olarak sürekli bize dadanırlar. Bong Jon-Ho’nun Parazit (2019) filmini hatırladığımızda keskinleşir bu ilişki. Her evin, her zenginliğin bedeli ve koşulu olarak bir ikame hayalet ordusu mevcuttur alt katlarda. Neden hayaletler hep evlere dadanır/musallat olur? Marx’ı da anıştırabiliriz hatta: “Sermaye, vampir misali, canlı emeği emerek ve ancak daha da fazla emerek hayatta kalan ölü emektir.” Fisher’ın odak noktası ise genelde kültür denen şeydir. Çünkü postmodernitede sermaye kültür ile neredeyse eşdeğer hale gelmiştir. Fisher, güncel olarak var olan kültürün, vampir misali ölülerle (özellikle 20. yüzyılın ölü formlarıyla) beslendiğini düşünür. O da tıpkı Marx gibi, gotik metaforlara sıkça başvurur. En ünlü yazılarının başlıkları bu metaforlarla dolup taşar: Neoliberalizmi bir zombi olarak adlandırır: Zombiyi Nasıl Öldürmeli? Kimlik savaşlarına sıkışmış solu “Vampirler Şatosu” olarak görür, çoktan öldüğü halde yaşayan, öldürülemeyen pop müziği “Yaşayan Ölü” olarak nitelendirir. Gotik metaforlar, tuhaf olan ve tekinsiz olan üzerine düşünceler intiharından hemen önce Aralık 2016‘da yayınlanan ve geçtiğimiz günlerde de Türkçe çevirisine kavuştuğumuz Tuhaf ve Tekinsiz[vii] adlı kitabında geliştirdiği bir konudur ayrıca.

Yitip Giden Şimdi

Fakat ben daha çok nostalji modları üzerinde durmak istiyorum. Niyetim özellikle popüler kültürde ve müzikte bize musallat olan, dadanan nostalji modlarını bir semptom olarak okumak. Görünüşe göre siyasal olarak da bize musallat olan üç nostalji hayaleti mevcut, ilki kökenlere/ecdada dönüş, diğer bir deyişle modern öncesi şanlı günler hayaleti. İkincisi moderne özgü hayalet, ya da cumhuriyetin güzel günleri fantezisi. Diğeri de bana kalırsa postmodernite içinde çeşitli adacıklar olarak beliren, ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilecek bir nostalji hayaleti. 1990 sonrası 2002 öncesi nostaljisi, ülkenin sözüm ona güzel günlerini özleyen nam-ı diğer “old laik days.” Gerçi “old laik days” kimi zaman 1970’lere kadar uzanır hatta cumhuriyet nostaljisini de kapsayacak şekilde genişler. Bu tarzları, modları birbirinden ayrılmış keskin kompartımanlar olarak değil, birbirinin içine geçen sıvılar olarak düşünmeliyiz. Zaman zaman biri ötekine baskın çıkar. Popüler müzikte görülen bu nostalji modlarının “parti musallatolojisi” olarak belirmesinin, postmodern dönemin kendi içinde geriye dönüşlü olarak icat ettiği modernlik nostaljileri olduğunu düşünüyorum. Pekâlâ nostalji modlarımızın tarihi baskın kültürel anlatılarımızın da tarihi olabilir. Zaten “çağdaş nostalji” der Svetlana Boym, “geçmiş hakkında olmaktan çok yitip giden şimdi hakkındadır.”

Mark Fisher, “parti musallatolojisi” kavramını şarkıcı Drake’ten bahsederken kullanmıştır. Ona göre Drake şarkılarının parti havası vardır fakat aynı zamanda hüzün doludurlar çünkü parti hep geçmişte kalmış bir şeydir, mutluluk ve eğlence hep yaşanıp bitmiş (saygısızca) bir şeydir. Şahsen benzer bir çizgide Gaye Su Akyol’un şarkılarının (özellikle İstikrarlı Hayal, Hakikattir albümü) hem bir nostalji modu hem de bir “parti musallatolojisi” olduğunu düşünüyorum. Albüme ismini veren şarkının video klibini izlemek bile bunu ortaya koyuyor. Klip geçmişin ölü nesnelerinin, kültürel kodların bir pastiş şölenidir adeta. Gaye Su Akyol geçmişten gelmez, çocukluğuna dönmek de istemez, geçmişin temsili değildir yaptığı, esasında geçmişi şimdinin içinde yeniden icat eder. “Salla be hayat rock n roll’dur” diyerek partileyen hüzünlü bir nostaljiyi kabul eder.

Buna benzer pek çok örnek verilebilir, daima “partilemek” durumunda kalan ama bundan hiç hoşlanmayanların öyküsünü anlatan video klipler çok sayıda vardır. Ya da yine Türkiye’den bir örnek verirsek, İkiye On Kala grubunun yakın zamanlı “Kafamda Kentsel Dönüşümler” video klibini izlemenin yarattığı bunaltıyı düşünebiliriz. Klipte, bir arabanın içinde (liman gibi duran) sürücünün donuk ve yabancılaşmış deneyiminin karşısında (gemi olarak) gelip geçici yolcuların, yani şen şakrak eğlenen, partileyen insanların deneyimini izleriz. Bir YouTube yorumu meseleyi en iyi şekilde özetler: “öyle bir şarkı ki, dans ederken ağlayasım geliyor.” Gerçekten de “parti musallatolojisi”nin çok iyi bir ifadesidir bu.

Eleştiriden Yoksun İroni

Abi kafanda kurbağa var
Abi kafanda kurup kurup vuruyosun oğa buğa
Yaşlı bi kurbağa var bin yaşında var
Başında sis var kurbağanın altında sen var.
(Adamlar – Kapısı Kapalı)

Eğlenceli bir hüzün döngüsü içinde yaşanan parti musallatolijisinin başka bir türü daha vardır, ondan zaman zaman sapsa da.  Bu türün ayırt edici özelliği genellikle anlamsız ya da serbest çağrışım yaparcasına geyik muhabbetlerini şarkı sözü olarak kullanmasıdır. Buna “güvencesizliğin söz dizimi” adını vereceğim.

Mark Greif, hipsterlar üzerine yazarken, hipster’ların ironilerinin sarkazmdan, acıdan ve eleştiriden yoksunluğunu vurgular ve şöyle ekler: “hipsterlarda kendi üzerine düşünme de aslında hassas duygusallıklarına geri dönmek içindir.”[viii] Richard Sennett de benzer bir şekilde, kitabına da adını veren karakter aşınmasının bir veçhesi olarak şunu belirtir: “Bu otoritesiz iktidar oyunu, yeni bir karakter tipi yaratır. Artık amaçlı insan gitmiş, yerine “ironik insan” gelmiştir.” Ardından Richard Rorty’nin ironi tanımını aktarır. Rorty ironiyi, “insanın kendisini tanımladığı sıfatların sürekli değiştiğinin, ayrıca kullandığı kelimelerin, dolayısıyla benliğinin olumsal ve kırılgan olduğunun her zaman farkında olması nedeniyle kendi kendini ciddiye almaması” olarak tanımlar.[ix] Rorty adeta AdamlarBüyük Ev Ablukada gibi grupların sözdizimi mantığını tarif eder burada. Çünkü maruz kalınan kapitalist gerçekçiliğin iletişimsel kuvvetleri buna zorlar: güvencesizliğin söz dizimine. Bir bağlam, anlam ya da dert söz konusu olmaktan çıkmıştır artık. Bunun yerini goy goycu boşvermişlik ile olumsuzlamayı bir fetiş haline getirmiş uzay-zamanda salınan söz öbeklerinin uçuculuğu alır. Bu şarkılar dinlendiği gibi unutulurlar, 24 saat sonra silinecek olan birer snapchat girdisi gibi geçicidirler. İçlerinde bir başkaldırı taşıyorlarsa bile bu ancak sos işlevi görür; mizah ve eğlence, belki de (artık) hiçbir şey yapamayacağını derinden kabul etmişlerin silahı olarak vardır. Her çağın bir müziği, tonu, hatta müzikal atmosferi olduğu söylenir. Oysa postmodernitede özne kendisini konumlandıramaz. Fisher’ın sıkça vurguladığı konulardan biri, çağımızı niteleyen, onu ayırt edici kılan müzikal formların yokluğudur.

Hedonist Depresyon

Çekince dumаnı içine günlerce kаfаn milyon kere kаrışıyo
Amа yine de bedenin bu boktаn düzenin düzenine аlışıyo
Ve sonundа yok ettiğin bütün lаnet tekrаr üzerine yаpışıyo
(Vio feat. Ezhel – İz Bırak)

Şahsen hipsterların “parti musallatolojisi”ne mahkûm olduğunu düşünüyorum. Eğlenirken ağlamak isterler. Hatta akla Ezhel’in reggae kökenleri -malum eski grubunun adı Kökler Filizleniyor’dur- ile karanlık soundunun çatışması geliyor. Tıpkı hedonist depresyonu anımsatan bir çatışma bu. Sisteme başkaldırı, isyan olsa dahi ortada yine de bir atalet ve uyuşma vardır. Evet Ezhel’in hedonizmi depresiftir. Robotik anonim bir sesi, kapalı karanlık bir soundu vardır. “Ay, Güneşten daha güzel, geceler geceler” der. Gece, bir zamanlar düzen güçlerine karşıt olarak ortaya çıkan tuhaflıkların, düzendışılığın, başıbozukluğun ve hatta eleştirinin kaynağıyken kapitalist siber uzamda, sığınak olarak gece bile kalmamıştır. Gündüz Vassaf “Geceye Övgü” metninde bu gecenin eleştirel hatta gotik yanını ön plana çıkarmıştı. Fakat bu, Mark Fisher’ın “sıkıcılığın 1.0 hali” olarak adlandırabileceği bir şeydir: gece hala bir özel alan olarak savunulabilecek bir mevzidir, Pazar günleriniz hala size aittir. Hatta bir devlet kurumunda sıra beklerken bile geçirdiğiniz sıkıcı dakikalar yine size aittir. Güvencesizliğin hüküm sürdüğü geç kapitalizmde ise gece ve uyku saldırı altındadır. Siber-uzamın nüfuz edici saldırısı sıkıcılığın ilk halini bitirir. Sıkıcılığın 2.0’ıdır bu, sıkılmaya bile zamanınız yoktur. Mark Fisher bunu, “kimsenin canı sıkılmıyor, her şey sıkıcı” diye ifade etmiştir. Ezhel belki de bu yüzden “istemem yarın olsun” diye yakarır. Gecenin romantik savunusu yerine, uyuşarak sistemi askıya almak ister. “2pac’ın öldüğü yaşta, bunalım döngüsü başlar.”

Depresyon hazzın iptal edilmesiyken, çelişkili bir biçimde hedonist depresyon her şeyden haz alır, fakat anlamsızlığının farkındadır. Bu popüler şarkıların nostaljik “parti musallatolojisi” bir çeşit döngüde olduğumuzun işareti olmalıdır. Bu döngü, kapitalist gerçekçiliğin kültürel mantığıdır. İstikrarlı nostalji, kapitalist gerçekçiliktir.

Koray KIRMIZISAKAL
17 Haziran 2020


[i] Svetlana Boym, Nostaljinin Geleceği, İstanbul: Metis Yayınları, 2009

[ii] Mark Fisher, Ghosts of My Life Writings on Depression, Hauntology and Lost Futures, Winchester/Washington: Zer0 Books, 2014.
[iii] Fredric Jameson, Diyalektiğin Birleştirici Güçleri, İstanbul: İthaki Yayınları, 2015.
[iv] Fredric Jameson, Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı, İstanbul: Nirengi Kitap, 2011.
[v] Mark Fisher, k punk The Collected and Unpublished Writings of Mark Fisher (2004-2016), London: Repeater Books, 2018.
[vi] Mark Fisher, Ghosts of My Life Writings on Depression, Hauntology and Lost Futures, Winchester/Washington: Zer0 Books, 2014.
[vii] Mark Fisher, Tuhaf ve Tekinsiz, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2020.
[viii] Mark Greif, Against Everything, New York: Pantheon Books, 2016.
[ix] Richard Sennett, Karakter Aşınması, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2002.


Ayrıca okuyunuz: “Ece Ayhan’a dair… Gaye Su Akyol’a Açık Mektup” (Zafer Yalçınpınar, 30 Ekim 2020)

Eki
28
2020
--

bambaharlar


“bambaharlar” by Zy


Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

Eyl
07
2020
--

Upas Şiir: “Kadıköy’den Son Çıkış” (Rafet Arslan)


Kadıköy’den Son Çıkış, Rafet Arslan
UPAS Yayın/Şiir, Eylül 2020, 26 Sayfa
Okumak için: bit.ly/kadikoysoncikis


“Bu kitap Rafet Arslan‘ın gayriresmî -ve kişisel- Kadıköy tarihinin saf şiire dönüşmüş ahvalidir. İmgelemin Özgürleşmesi’ne güç veren sanatçı dostlarıyla birlikte Rafet Arslan, Kadıköy’den Son Çıkış‘taki tükeniş ânında her şeyin -evrenin bile- acıyla biçimlenen yıkımını omuzluyor!” (Zy)


Önemli Not: “Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Ağu
30
2020
--

Kalamış ve Moda Burnu


“Kalamış ve Moda Burnu”, 2020

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

Ağu
18
2020
--

Gökyüzüsüzlük


“Gökyüzüsüzlük” by Zy
Kadıköy, 2020

Tüm Fotoğraflar:
http://zaferyalcinpinar.tumblr.com


Ağu
15
2020
0

Yavuz Çetin’i çok özlüyoruz…

15 Ağustos 2001′de vefat eden sıkı gitarist Yavuz Çetin’i, saygıyla anıyoruz…


 yavuzcetin

“Yavuz Çetin, ‘soundcheck’ yaparken… “

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

*

“(…)Her şeyden önce Yavuz Çetin’i “sıkı gitarist” yapan şeyin ondaki eşsiz “tuşe” olduğunu -tüm ağırlığıyla- ortaya koymalıyız. Tuşe; bir şarkının, bir melodinin ya da bir müzikal tipolojinin ruhunu/özünü dinleyiciye aktarabilmedeki ustalıktır. Bir tür içtenliktir.  Senelerini gitar tekniğini güçlendirmekle harcamış biri, evet, her türlü şarkıyı çalabilir, gitar üzerinde her türlü akrobasiyi yapabilir, fakat çaldığı şeyin ruhunu içselleştiremeyip ömrü boyunca tuşesiz bir gitarist olarak kalabilir de… Böylesine sportmen bir gitaristin çaldığı her şey saman gibi gelir dinleyiciye.  Yavuz Çetin ise bastığı her notayı içselleştirebilen nadir gitaristlerdendi. 1998 yılının kış aylarından birinde Yavuz Çetin’in “İLK” adlı albümünü “ilk” kez dinlediğimde, albümü hemen beğenmemin nedenlerinden biri de -sanırım- bu güçlü tuşeydi. Özellikle de şarkılardaki blues rifflerinin zamanlamasından, yerlemlerinden ve şarkının armonisine pürüzsüzce eklemlenebilmiş olmalarından dolayı çokça etkilenmiştim. Albümü defalarca dinledim ve albümdeki dinginliğin nasıl olup da bu kadar “enerji dolu” olduğunu, olabildiğini düşündüm, durdum. Hatta bu kimyayı -kendimce- matematiksel (modal/makamsal) olarak hesaplamaya bile çalıştım. O zamanlar cevabı bulamamıştım fakat şimdi, bugün, özellikle de gitar için düşündüğümüzde bu sorunun cevabının Blues Ruhu’yla açıklanabileceğini biliyorum.(…)”

Zafer Yalçınpınar, 2009
“Sıkı Gitarist; Yavuz Çetin”, “kargamecmua müzik yazıları (2007-2011)”,
G Yayın, Geniş Kitaplık, 2011, s. 62

Not: Yazının tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/k13.html adresinden ulaşabilirsiniz.


yavuzcetin2

“Bend’e çıkarken Yavuz Çetin…”

Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar
1999, Shaft Blues Club-Kadıköy

*


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Yavuz Çetin” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/yavuz-cetin adresinden ulaşabilirsiniz.

May
24
2020
--

Sıkılgan


“Sıkılgan” by Zy


Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

May
23
2020
--

Fenerbahçe Tarihi’nde Santrfor Yaşar Yalçınpınar’ın Golleri, Maçları ve Önemi…

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün efsanevi formasını hakkıyla taşımış futbolculara dair en ilginç tarihsel yazılar, efemeralar, buluntular ve araştırmalar Fenerbahçe Tarihi adlı web sitesinde yer alıyor…

Büyükamcam Yaşar Yalçınpınar‘ın (d. 1914- ö. 1998) forma giydiği maçları, skorları, attığı golleri, maçlara dair gazete kupürlerini, yorumları ve özellikle de Galatasaray’a karşı oynadığı maçlardaki başarılarını içeren kapsamlı bir inceleme yazısı yayımlandı. Futbol tarihimiz -ve aslında, FB-GS ezelî mücadelesi- için önem taşıyan 22 Mayıs 2020 tarihli bu incelemenin tam metnini aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz:

https://fenerbahcetarihi.org/2020/05/22/fenerbahcenin-santrforu-yasar-yalcinpinar/

Fenerbahçe Tarihi ekibine bu özenli çalışması için çok teşekkür ederim.

Zafer Yalçınpınar
23 Mayıs 2020


(…) 6 Haziran 1937 tarihinde Fenerbahçe Spor Kulübü, Kadıköy’de 29. kuruluş yıldönümünü kutluyordu. Sporcuların resmî geçidinden sonra, ilk olarak Fenerbahçe-Güneş tekaütleri maçı oynandı, sonra da Fenerbahçe birinci takımı Rapid Wien ile karşılaştı… Aynı saatlerde İstanbul’un Avrupa yakasında Taksim Stadı’nda ise Ankaragücü, Galatasaray ile maç yapıyordu. Yaşar Yalçınpınar’ın hat-trick yaptığı bu müsabaka için mikrofonlarımız Akşam gazetesinde…

Bu hafta millî kümenin yegane maçı olan Galatasaray-Ankaragücü karşılaşması dün iki-üç bin seyirci önünde Taksim Stadı’nda oynandı.

Galatasaray takımı şöyle idi:
Sacid, Reşat, Lütfi, Ekrem, Hayrullah, Suavi, Necdet, Eşfak, Süleyman, Haşim, Bülent

Ankaragücü de en kuvvetli şeklini muhafaza ediyordu.

Dördüncü dakikada Ankaragücü sol açığı Hamdi’nin şandellediği topu karşılamak üzere çıkan Sacid, Galatasaray kalesini boş bıraktı ve top Güc’ün en tehlikeli muhacimi Yaşar’a geçince Lütfi de boş kaleye geçti. Yaşar topu kaleye gönderdi ve Lütfi eliyle tutmak mecburiyetinde kaldı. Bu suretle penaltıdan Ankaragücü ilk dakikalarda birinci golünü (Şükrü) yaptı.

Bu devrede maç hemen hemen mütevazin oldu, fakat Galatasaray muhacimleri hayli beceriksizlikler yaparak mühim fırsatlar kaçırdılar. O kadar ki kırk dördüncü dakikada Ankaragücü aleyhine verilen penaltıyı bile gole çeviremediler. Devre 1-0 Ankaralılar lehine bitti.

İkinci devre başında Güçlüler, Galatasaray’ın üstünlüğünü bertaraf etmeye muvaffak oldular. Galatasaray kalesinin üst üste tehlikeli ziyaretlerine maruz kaldığı görülüyordu. Nitekim Yaşar 17. ve 18. dakikalarda birbiri arkasına iki gol çıkararak takımını 3-0 galip vaziyete çıkardı.

Galatasaraylıların artık muhakkak bir mağlubiyeti kabul edecekleri tahmin edilirken sarı kırmızılılar yeniden hücuma geçtiler ve 20. ve 21. dakikalarda iki gol çıkardılar.

Maç en heyecanlı safhasına girmişti. Galatasaraylılar bir gol daha çıkararak beraberliği kurtarmak için çabalıyorlardı. Muhakkak bir galibiyeti tehlikeye düşüren Güçlüler de yeniden bir sayı çıkarmak için uğraşıyorlardı. Güçlüler bu mücadeleden galip çıktılar. Yaşar, 31. dakikada bir gol daha atarak kati şeklini verdi ve Güçlüler sahadan 4-2 Galip çıktılar. (…)


(…) Altıncı dakikada Ali Rıza topu uzaktan Galatasaray kalesine doğru ortaladı. Lütfi kale önüne düşen topu güzel bir degajmanla uzaklaştırdı. Top santraya doğru ilerlemiş olan Yaşar’ın önüne düştü. Yaşar’ın da Galatasaray kalesine kadar inen uzun bir şandelini görüyoruz. Osman kaleden çıkarak bu şandeli yumrukla uzaklaştırdı. Akını gayet iyi bir şekilde takip eden Mehmet Reşat topu havadan kalenin önüne doğru vurdu. Santrfor Yaşar yakaladığı topu yerden Galatasaray kalesine gönderdi. Lütfi ile Osman aynı zamanda plonjon yaptılar. Lütfi’nin hareketi kaleciyi şaşırttığı için Osman topu tutamadı. Yaşar’ın ikinci bir sol şutu yerden ağları buldu. (…)


Santrfor Yaşar Yalçınpınar‘ın maçlarına ve gollerine dair gerçekleştirilen incelemenin tam metnini https://fenerbahcetarihi.org/2020/05/22/fenerbahcenin-santrforu-yasar-yalcinpinar/ adresinden okuyabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fenerbahçe Spor Kulübü ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.

May
08
2020
--

Duvarda: “Bir Alex değil”


Kadıköy-2020


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
27
2020
--

Rexx (Reks) Sineması kapandı!


İstanbul’un sembol sinemalarından Kadıköy Rexx Sineması, koronavirüs salgını nedeniyle faaliyetlerine tamamen son verdi. Efsanevi sinemanın tahliye işlemlerine başlandı.


“Rexx’in bulunduğu arsanın tarihi 19. yüzyıla dayanıyor. Arsa, 1800’lü yılların başlarında, Kadıköy Rum Ortodoks Cemaati Kiliseleri Vakfına ait… 1870’lerde arsada Apollon Tiyatrosu inşa ediliyor. 1922 yılının 13 Nisan’ında Türk tiyatrosunun baş figürlerinden ilk kadın tiyatrocumuz Afife Jale’nin sahneye ilk çıktığı mekân olan Apollon Tiyatrosu, 1932 yılında toprak sahiplerince kiralanarak Hale Sineması oluyor. Reks Sineması, mimar Maruf Önal tarafından 1961 yılında bu arsa üzerinde yapılıyor.” (Kaynak: https://www.haberturk.com/60-yillik-kadikoy-rexx-sinemasi-kapaniyor-2626954)


Bkz: https://www.birgun.net/haber/rexx-ve-atlas-sinemalari-kapandi-293553

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Mar
27
2020
--

(KADIKÖY) UNDERGROUND POETIX // Dijital Arşiv


karantina günlerinde #EVDEKAL
Efsanevi -Kadıköy- Underground Poetix‘in
tüm sayılarını -pdf biçeminde- okuyabilirsiniz!


“zamansız” sayıları okumak için:
https://undergroundpoetix.com/suresiz/

“zamanlanmış” sayıları okumak için:
https://undergroundpoetix.com/aylik/


Mar
26
2020
--

koronaskops


“koronaskops” by Zy

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com



Ara
27
2019
--

Yeni Klip: “Mainline” (Kerim Çaplı)


Söz/Müzik: Kerim Çaplı
Düzenleme: Kerim Çaplı

Yönetmenler:
Anıl Tütüncüoğlu (YüzdeYüz Film)
ve Ahmet Çaplı


I have been running on the mainline
with a suitcase in my hand
I have been riding on the mainline
with a suitcase in my hand
If I dont come back tomorrow
well I hope you will understand
Reality aint a city street,
i gotta be my dawn,
I could feel the beat

Come on

I am gone back to the South Lane
where the stars fall from the sky
Well I am gone back to the South Lane
where the stars fall from the sky
I am a beepy brickle flame baby
If I miss it I wanna fly

Reality aint a city street
I gotta be my dawn
I could feel the beat

Come on
Come on

Reality aint a city street
I gotta be my dawn
I could feel the beat, come on


Ayrıca bkz: Muhtacım Sana


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Kerim Çaplı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/kerim-capli adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
26
2019
--

Martı Sahaf’ta… Neler var neler…


George Orwell‘in ‘1984’ adlı romanının
Türkçe’deki ilk baskısının kapak görüntüsü…
(1958, Işık Kitapları)

Geçtiğimiz günlerde -rastlantı sonucu- Beyoğlu-Aslıhan Pasajı‘nın Galatasaray meydanı tarafındaki girişinde, ilk dükkânlar arasında bulunan Martı Sahaf‘la tanıştık. Gani Bey‘in sahaf dükkânında neler var, neler… Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu desenlerini mi isterseniz, Fenerbahçe Burnu’nun (Fanaraki’nin ve Hera Kayalıkları’nın) 1869 tarihli suluboya tablolarını mı istersiniz, George Orwell’in “1984” adlı meşhur romanının Türkçe’de gerçekleştirilen 1958 tarihli ilk baskısını mı istersiniz… Neler var, neler… Tüm koleksiyonerlere Martı Sahaf’ı ziyaret etmeyi ve Gani Bey’le tanışmayı öneriyorum. (Zy)



Fenerbahçe Burnu (Fanaraki, Hera Kayalıkları)
(1869 tarihli, suluboya, ressam bilinmiyor)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “İmzalı” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
22
2019
--

Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Yönetim Kurulu Gençleşti

Geçtiğimiz günlerde coşkulu bir buluşmayla 11. Olağan Genel Kurulu’nu yapan Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği, görev dağılımındaki anlaşmazlıkları aştı. Başkanlığa yeniden Seyyit Nezir’in getirildiği dernekte, Zühal Tekkanat’tan boşalan başkan yardımcılığı görevini derneğin sekiz yıllık saymanı Aydan Ay üstlenirken, saymanlığı Damar Orhan Özgül aldı. Yazmanlık görevini Nisa Leyla’nın yüklendiği CSKSD’nin basın ve halkla ilişkiler sorumluluğunu ise Ali Kandaz ve Olcay Bağır yürütecek… Yönetim Kurulu’nun yeni üyelerinden Gözde Eldemir, “Yeni dönemde uluslararası etkinliklerle Cemal Süreya şiirini evrensel düzeyde hakkettiği yaygınlığa taşıyacağız” (…)


Haberin tam metnine https://www.kirpigibi.com/csksd-olagan-genel-kurulu-sonuclandi adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Kas
17
2019
--

Upas Yayın -Erenköy- Buluşması’ndan Görüntüler/Performanslar (15/11/19)


15 Kasım 2019‘da gerçekleştirilen Upas Yayın -Erenköy- Buluşması‘ndan görüntülere/performanslara http://upas.evvel.org/?p=1073 adresinden ulaşabilirsiniz. Buluşmaya katılan tüm Upas Yayın dostlarına teşekkür ederiz.

Kas
14
2019
--

UPAS YAYIN Buluşması // 15 Kasım 2019 // Cuma, 19.00 // Poğaça Cafe // Erenköy


Upas Yayın okurları, yazarları, şair ve ressam
çevresi buluşuyor, tanışıyor, sohbet ediyor, kaynaşıyor…

15 Kasım 2019 Cuma, Saat: 19.00
Poğaça Cafe, Erenköy


Poğaça Cafe’nin Konumu:
https://maps.app.goo.gl/RCYjqBjMJJV2Lskg9


Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/530260117736448/


Eki
23
2019
--

Hüzmeler…


“Hüzmeler”
Fenerbahçe, Ekim 2019, by Zy
Tüm Fotoğraflar: zaferyalcinpinar.tumblr.com

Eki
16
2019
--

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Arşivi ve Cavit Mukaddes’in Çalışmaları Hakkında…

“2008 yılında şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın vefatından sonra İstanbul-Kadıköy mahkemesinin kararıyla Dağlarca’nın evi mühürlendi; geride bıraktığı şiir dosyalarıyla, terekeleriyle ve kişisel eşyalarıyla beraber… Aynı mahkemenin aldığı karar doğrultusunda Cavit Mukaddes, Dağlarca’nın geride bıraktığı edebi mirasını (şiirleri-el yazıları-tuttuğu notlar dahil) toparlamakla görevlendirildi. Şairin vefatından sonra evini (mahkeme heyetiyle beraber) ilk ziyaret eden kişi Cavit Mukaddes’tir. Çok zor bir süreç ve çalışmayla tüm şiir dosyaları toparlandı, tutanaklar tutuldu ve 11 ciltlik muazzam bir şiir dosyası hazırlanarak, yayınlanması için Cavit Mukaddes tarafından Kadıköy Adliyesi’nin ilgili birimine teslim edildi. Çalışma aşamasında Cavit Mukaddes kendi tercihiyle şair-ressam Ruşen Eşref Yılmaz’ı (uzun yıllar Dağlarca’nın yanı başında ona her alanda yardım eden kişiyi) da bilgilendirdi, desteğini aldı ve nihai karar ile toparlanma çalışmasını beraberce yaptılar. Eserler toplu dosya biçimde (tek nüsha olarak) mahkemeye emanet edildi. Dağlarca’nın vefatından sonra yayımlanan tüm şiir kitapları-çalışmalarında Cavit Mukaddes’in emeği ve titiz çalışmasının sonucunu görmek mümkündür.”


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Fazıl Hüsnü Dağlarca başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2019
--

Yeni Körler (Ülkesi)


Kadıköy, 2019


EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı”
başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda
adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
01
2019
--

Duvarda: BEDEN

EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı”
başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda
adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
29
2019
--

Yeni Nesil

by Rakun
Kadıköy, 2019


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com