Eki
13
2006

Buyrun

Buyrun buradan yakın; Orhan Pamuk 2006 nobel Edebiyat ödülünü aldı. 1,4 Milyon dolara sahip oldu. Üzerinde “DÜNYA Güzeli” yazan bir kuşağa sahip oldu. Podyumlardaki prestiji arttı.

1 Yorum »

  • SERDAR KURU’nun “ORHAN PAMUK DOSYASI” adlı YAZISI:

    Orhan Pamuk Dosyası

    Sevgili dostlar edebiyata olan ilgimden dolayı aslına bakarsanız yazı
    insanlarının ufak tefek hatalarını maruz görür ve onları çok gündeme
    getirmemeye çalışırım. Çünkü yazar dünyayla sıkıntısı olan insandır ve
    temel olarak yaptığı sıkıntısını yazıya dökmektir. Bunu en iyi kendimden
    bildiğim için yazı insanlarının bazı çıkışlarını çok önemsemem. Orhan
    Pamuk’un son yaptığı açıklamalarla beni “yazara dokunma” prensibimi
    bozmak zorunda bıraktırdığı için üzgünüm. Nedense edebiyatçılarımız
    siyaset yapmadan duramıyorlar ve bu siyasetlerde ne hikmetse hep
    vatanımız aleyhine oluyor.

    İstihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bir değim vardır.
    Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene sonra yapmak istediğiniz uzun
    vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler
    lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için
    yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir “yumurta”
    bulunur. Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce
    öğretim görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket
    sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör haline getirilir.
    Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir.
    Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur
    ve ona olan saygıları artar. Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş
    ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir. Belirlenen zamanda bu
    profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır. Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

    Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye. Ferit Orhan Pamuk Beyin
    (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit’tir) ülkesine bu kadar
    muhalif olmasını hiç anlayamamışımdır. Hani fakir ve hayatını zorluklar
    içinde geçirmiş birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece
    aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir. Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk, İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuk’un zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır. Babası deseniz Türk özel sektörünün duayenlerinden Gündüz Pamuk. Amerikanın IBM şirketinin Türkiye’ye atadığı ilk genel müdürlerden. 1959-1964 yılları arasında IBM firmasının tüm devlet birimlerine ve silahlı kuvvetlere sattığı cihazları pazarlayan kişi. 1964 yılından sonra Koç Holding’de Aygaz Genel Müdürlüğü, Koç Holding Plan Grubu Başkanlığı, Arçelik müdürlüğü yapmış ayrıldıktan sonra iki senede PETKİM’in başında bulunmuştur. Yani Orhan Pamuk’un babası Türkiye’nin başarılı özel sektör yöneticilerinden biri. Bu kadarda değil Gündüz Pamuk İsmet Paşa’nın yakın dostudur ve SODEP’in kurucularındandır. Kısacası Pamuk ailesi dönemlerinde zengin oldukları Halk Partisine büyük bir sadakatle bağlı.

    Anne tarafı deseniz o da aristokrat. Anne tarafından büyük dedesi 1700’lü yıllarda Girit Valiliği yapmış İbrahim Paşa. İbrahim paşa geniş torun yelpazesine sahip ve bu kanaldan Orhan Pamuk’un ilginç akrabaları
    var. Mesela Hürriyet Gazetesinde edebiyat yazıları yazan papyonlu Doğan Hızlan ve eski İş bankası genel müdürü Ferit Basmacı Orhan Pamuk’la uzaktan akraba. Karısı Aylin Pamuk bile aristokrat. Aylin hanımın anne tarafı Beyaz Rusya’dan göç etmiş ve daha sonra Osmanlı hizmetine girmiş bir Rus soylusuna dayanmakta. Babası ise Osmanlı Adliye Nazırı Kazım Beyin oğlu. Kısacası sevgili dostlar bugün Türkiye’deki sisteme binlerce eleştiri yağdıran Orhan Pamuk bu eleştirileri yapacak en son kişidir çünkü Osmanlıdan beri bu ülkeyi yöneten aristokrasinin tam bir üyesi kendileri. Peki Orhan Pamuk’ta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba “yapay” bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım.

    Orhan Pamuk’un hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir
    başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve
    sırf askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk
    başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin
    odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği
    romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda
    sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuk’un kitapları satmaya ve
    yurtdışında tanınmaya başlıyor. Peki bu sihirli değnek acaba nerede
    değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika’da sürmek
    lazımdır.

    Amerika’ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu
    anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuk’un erkek
    kardeşi Şevket Pamuk. Şevket Pamuk Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika’da Yale,Berkeley gibi sağlam
    üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de bir çok üniversitede
    ders veren Şevket Pamuk Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman.
    Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş. Bu üniversitelerden en ilginci İsrail’de bulunan Negev BenGurion üniversitesi. İsmini İsrail’in ilk başbakanı,İsrail’in
    kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin’den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır. Üniversitenin derslerini MOSSAD’ında ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir “Ortadoğu Çalışmaları” bölümü bulunmakta. İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız. Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankasında çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuk’un kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

    Evet biz Orhan Pamuk’un Amerika yolculuğuna dönelim gene. 1985-1988
    arasında tam üç sene Amerika’da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika’da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursuda başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs. Kursun amacı dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları. Bu “iyiliksever”programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor. İşte Orhan Pamuk’un bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle “Bir kursa gitti hayatı değişti”.Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de Mahir Öztaş aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak. İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye. Cevabı basit. Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.

    Orhan Pamuk’un şansı Amerika’da bundan sonra oldukça açılıyor.
    Baktığımız zaman Orhan Pamuk’un Amerika’da basılan kitaplarının
    tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.
    Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık.
    Bertelsmanın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en
    zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn
    İkinci Dünya Savaşında general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi. 1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendiside karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohna esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda. Bertelsmanın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holdingle 2001 senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğan’ın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna göre şu an Türkiye’de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklığın sayesinde Türkiye’ye ulaşıyor. İşte bu büyük grup Orhan Pamuk’u çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

    Orhan Pamuk’un en büyük başarılarından biride dünyaca ünlü IMPAC
    Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil
    tabii ki çünkü ödül jürisi “Benim adım Kırmızı” kitabını öylesine
    beğenmiş ki birde hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler. Peki bir Türk
    yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları
    boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim. Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

    IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir
    Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat
    hizmetleri verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin
    İrlanda’yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya
    çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor. Edebiyatsever dostumuz bay Irwin çok da aktif birisi. Kendisi Amerikanın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Pointden üstün hizmet ödülü almış.

    Orhan Pamuk’a verilen ödülün sponsoru bay James Irwin “International
    Democratic Union” derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek
    dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.
    Kurucuları arasında Ronald Reagan,Margaret Thatcher,Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimlerde bulunmakta. Derneğin Türkiye’den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya’nın Amerikan yanlısı
    başbakanı John Howard.

    James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan “Center for Democracy” derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

    Orhan Pamuk’un otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak
    çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor. Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liberdi. Bu şahsiyeti hafızası güçlü okurlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesini temsilen Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça “serseriler” diye hitapta bulunulmuştu Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye’ye gelerek mahkemelere katılmıştı. Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri
    Liberle özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi
    olmuştur.

    Evet sevgili dostlar uzun bir yazının sonuna geldik. Keşke Orhan Pamuk
    gibi yazarlarımız bu şekilde açıklamalar yapmasa da bizde
    edebiyatçılarımızla ilgili böyle uzun yazılar yazmasak. Bu arada yazıyı
    yazarken sabahı etmişiz gene ve dışarıdan kuş sesleri geliyor. “Kuş
    sesleri” çok güzel ama her “kuşun” sesi değil tabii ki.

    5.2.2005
    Serdar Kuru

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com