Ara
30
2012
0

Söylemde Tahayyül (Gücü) – II

(…)Şair, dilde çalışan bir sanatçıdır, salt dil aracılığıyla imgeler yaratır, onlara biçim verir.
Yankılanma, rezonans veya yansımanın etkisi hiç de ikincil bir görüngü değildir. Seraplarda anlamın zayıfladığı ve dağıldığı bir vakaysa, imge, tam sürecin bir gerçekdışılık boyutunda olup bitmesi sayesinde, sürece bir askıya alma notu iliştirilir, bir nötrleştirme etkisi, kısaca negatif bir moment sokar. İmgenin nihai rolü sadece anlamı farklı duyusal alanlar arasında yaymak değildir, aynı zamanda, bu nötrleştirilmiş atmosferde, bu kurgu öğesinde anlamı askıda tutmaktır. (…) zaten fark ediyoruz ki tahayyül gerçekten de bu terimle kastettiğimiz şeydir: algı veya eylem dünyasından sıyrılmış bir durumda özgür olabilirlikler oyunu. İşte bu sıyrılmışlık hali içinde yeni fikirler, yeni dünyada-oluş şekilleri deneriz. Ama tahayyül kavramıyla ilgili bu “sağduyu”, tahayyülün doğurganlığının, metaforik süreçlerde örneklendiği gibi, dilin doğurganlığına bağlanmadığı sürece tam manasıyla anlaşılamaz. Bağlantıyı kurmazsak şu hakikati, imgeleri işittiğimiz oranda gördüğümüz hakikatini ihmal etmiş oluruz.

Paul Ricoeur
“Söylem ve Eylemde Tahayyül Gücü”, Brüksel, 1976
“Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek”, Derleyen: G. Robinson & J. Rundell
Çev: Ertuğrul Başer, Ayrıntı Yay., 1999, s. 177

Ayrıca bkz: http://evvel.org/soylemde-tahayyul-gucu

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Ara
29
2012
0

11 Yıl Sonra, Gündem Gereği, Yeniden Yayım: “Stephen Pamuk ve/ya da Orhan King” (Oruç Aruoba, 2001)

Yanlış bir dille doğru bir cümle kurulmaz. Romansa (ne yazık ki) cümlelerden oluşur. Ferit Edgü, Yeni Ders Notları, § 162

‘Populer’ olan, dolayısıyla ‘çok satan’ kitapları, ilkece, okumam — isterseniz ‘elitizm’ deyin; ama, ilkin şu ‘best-seller’ deyimi itici benim için: Düz anlamıyla, “en iyi-satar” diye çevirirsek, bu iki nitelemenin yanyana bulunmasının, tarih boyunca —yalnızca edebiyat alanında da değil— nasıl bir yanlış içerdiğini, nasıl yanıltıcı olduğunu bildiğim için. Önyargı da olsa, şöyle düşünüyorum: Kendi gününde yaygın beğeni bulan —moda olan, ‘populer’ olan— bir metin, ilkece, kötüdür; ve, ters yanından, iyi olan —önemli olan, yolaçıcı olan— hiçbir metin, kendi gününde yaygın beğeni bulmaz, bulamaz. Ama, yanlış anlamaya engel olmak için şunu da belirteyim ki, bu düşünceden, kendi gününde yaygın beğeni bulamamış her metin, ilkece, iyidir, önemlidir, sonucu çıkmaz. Tarihten bir örnek verip, asıl konuma geçeyim: Immanuel Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi, XVIII. Yüzyıl Aydınlanma’sının, giderek de bütün Yeni Çağ’ın en önemli felsefe kitabı sayılır: Bugün, dünyanın herhangi bir üniversitesinde (muhtemelen Tahran ve Yeni Delhi ya da Pekin ve Singapur üniversiteleri dahil…) bu metni tek başına konu edinen bir semineri olmayan bir felsefe eğitimi, düşünülemezdir — kaç dilde, kaç yılda bir, kaç baskı yapıp sattığını ben hesaplayamıyorum; varın siz ‘tasavvur’ edin…
Kant kitabını 1781’de yayımlar — ama, yukarıda söylediklerim yüzünden, sakın sanmayın ki bütün Alman ‘Aydınlanmacı’ları kitabevlerinin önünde kuyruğa girmiş, kitabı bekliyorlardır: Yayımcının (yanılmıyorsam) 750 adet basmağa değer bulduğu kitap, 5 yıl içinde (gene, yanılmıyorsam) 200 dolayında alıcı bulur — Kant, bazı değişiklikler yapmak için ikinci baskı yapılmasını isteyince de, Hartknoch, “Valla’ senin kitap satmıyor hemşeri — ancak masraflara katılırsan ikinci baskı yapabilirim” der. Kant bunu kabullenir, 1787’de ikinci baskı yapılır. Bundan sonraki yıllarda, anlaşılan, satışlarda biraz ‘kıpırdanma’ olur ki, Kant’ın ölümüne (1804) dek, kitap üç baskı daha yapar; ama sonra, uykuya dalar: çünkü Kant, üzerinde oluşmuş ‘Cumhuriyetçilik’ ve ‘Dinsizlik’ suçlamalarından dolayı, ‘sakıncalı’ ve ‘yasak’ hâle gelmiştir — örneğin Hegel, öğrenciliğinde (1790’larda), Kant’ı ‘tezgah altında’ bularak, gizli gizli okur…

XIX. Yüzyıl’ın ikinci yarısına gelindiğindeyse işler birden tersine döner — Almanya’da neredeyse bütün felsefe çevreleri Kant’çı kesilir: Saf Aklın Eleştirisi’nin, Schmidt’in 1926’da basılan ‘definitif edisyon’una gelene dek, bir yüzyıla yakın bir süre içinde tam 9 ayrı edisyonu yayımlanır; Schmidt’in edisyonu ise, 1930’a dek, dört yıl içinde 14 baskı yapar — bugün kaçıncı baskısı satılmakta, bilmiyorum…

Bütün bu öyküyü şunu söylemek için anlattım: Kant’ın gününde birtakım ‘best-seller’ felsefe yazarları varmış: Moses Mendelssohn (galiba müzisyen Felix’in büyükbabası), Christian Garve, Sulzer (ilk adını hatırlamıyorum) — bunlar, Kant bir taşra üniversitesi profesörü ve ‘az satar’ bir yazarken, günlerinin ‘gözde’, ‘çok satan’ yazarlarıymış — boyuna ‘-mış’ diyorum; çünkü ben, adlarını, onlara Kant’ın biyografilerinde ve mektuplarında rastladığımdan dolayı biliyorum; profesyonel felsefeci olarak, kitaplarının hiçbirini, okumak bir yana, görmedim bile, çünkü, artık, muhtemelen hiç basılmıyorlar (— emin olmak için bir kaynağa baktım: yalnızca Mendelssohn’un 1929’da yeniden basıldığıyla ilgili bir kayıt buldum; öteki ikisinin adları bile geçmiyor, kaynakta…). Şimdi Stephen King’e geliyorum: Adını çok duyduğum halde (için…) hiç okumamıştım. 1981’de, Stanley Kubrick’in Shining’ini seyrettim ve çarpıldım. Filmin senaryosunun Stephen King’in romanından uyarlandığını öğrenince, önyargımı askıya alıp, kitabı aradım — en yakın süpermarket’te de buldum…
O akşam, tuğla gibi romanı, kendimi zorlayarak okurken, ender düşkırıklıklarımdan birini yaşadım: O enfes film, bu berbat metnin üzerine kurulmuştu — dili özensiz, kurgusu eğreti, mantığı çarpık bir romandan, Kubrick —metinde tutarsız ve bulanık olarak duran— bir düşünceyi almış, sımsıkı mantıklı, derin anlamlı bir film yapmıştı. O zaman, edebiyat yapıtlarının sinemaya uyarlanması konusu kafamı kurcalamıştı; bu konuda da bir yazı yazmıştım. Epey zaman sonra (çıktığı yıl?…), Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ını okudum — zorla; çünkü, önyargımı yeniden yürürlüğe soktuğum halde, değerlendirmelerine önem verdiğim bazı dostlarım, “Bunu mutlaka okumalısın” diye üstüme vardılar; ben de, ‘metazori’, okudum. Tıpkı Stephen King okurken başıma gelenler geldi başıma, bu okuma sırasında; ayrıca, yukarıda Stephen King için kullandığım nitelemeleri haklı çıkaracak özelliklere ek olarak, ‘savrukluk’ diye niteleyebileceğim bozukluklar da vardı metinde — o zaman, şöyle düşündüm:- Niye olmasın — edebiyat da pekâlâ bir hafif tüketim malı; yaygın beğenilerin hoşuna gidecek, belirli duyarlılıkları gıcıklayacak, yüzeysel bir haz sağlayacak; pek fazla birşey beklenmeden, öylesine, bir kez ilgiyle okunup (tüketilip), bir kenara atılacak bir meta olabilir — zaten oluyor… Eh işte, nasıl Amerikalıların süpermarketlerde satılan Stephen King’leri varsa, bizim de süpermarketlerimiz ve Orhan Pamuk’larımız olabilir — zaten, var…

Ama, Stephen King ile Orhan Pamuk arasındaki benzerliği; ve, ‘çok satar’ edebiyat ürünlerinin de kendi yerleri olabileceğini, düşünerek, bütün bu işi zararsız bulurken; en azından, kaçınılmaz bir ‘kapitalist piyasa’ gelişmesi sayarken, birşeye dikkat etmek gerekir:- Stephen King, ortaya çıkarak, diyelim, Newsweek’e bir demeç verip, “Amerikan edebiyatında bir Hermann Melville, bir de William Faulkner var; onları birleştiren bir doğru çizip ilerletirseniz, üçüncü nokta olarak beni bulursunuz” demeğe kalkışsaydı, onu ensesinden tutup Manhattan köprüsüne çıkararak aşağı atacak epey edebiyat eleştirmeni ve uzmanı bulurdu, sanırım. — Bunun böyle olacağını gayet iyi bildiği için de böyle birşey söylemeğe kalkışmazdı, herhalde…

Orhan Pamuk’la ilgili olarak ise bizim edebiyat adamlarımızdan yalnızca Tahsin Yücel, ortaya çıkıp, açık ve yalın bir soru sorarak eleştiride bulundu: “Yazdığı dili kötü kullanan bir yazar iyi bir yazar olabilir mi?…” Kara Kitap’la ilgili bütün eleştirilerinde haklı —hatta, hoşgörülü bile— bulduğum Yücel, ayrıca, ‘içkin’ olarak da olsa, ‘çok satma’ ile ‘has ürün’ olma arasındaki ilişki —ya da ilişkisizlik— üzerinde düşünmeyi gerektirecek noktalar da koydu ortaya — kim ne düşünüp anladı, bilmem… Şimdi, koşutluğu sürdürerek, şöyle düşünsek: Orhan Pamuk ortaya çıkarak, diyelim, Aktüel’e bir demeç verip, —bir kez, lafı dolandırmadan, açıkça— “Türk edebiyatında bir Ahmet Hamdi Tanpınar, bir de Oğuz Atay var; onları birleştiren bir doğru çizip ilerletirseniz, üçüncü nokta olarak beni bulursunuz” deseydi, acaba kim ne yapardı —yayaların Boğaziçi köprülerine çıkmalarına izin verilmiyor ki…

Not: Bu yazı, Orhan Pamuk’un, adını vermediği bazı (—bir…?) Türk edebiyatı yazar(lar)ıyla ilgili olarak, “elli yaş ile yetmiş yaş arasında, doğuştan hayatı kaymış, yarı başarılı, yarı şaşkın, vasat, erkek ve kel” deyimlemesini kullandığını öğrenmem üzerine yazılmıştır; yoksa, böyle bir yazıyı, ilkece, yazmazdım…

Oruç Aruoba / 2001
Virgül Dergisi

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler: ,
Ara
29
2012
0

soL haber: “Edebiyatçılardan Sadık Albayrak’a destek için imza kampanyası”

Bkz: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/edebiyatcilardan-sadik-albayraka-destek-icin-imza-kampanyasi-haberi-65126

Orhan Pamuk’un savaş kışkırtıcılığına tepki gösteren yazar Sadık Albayrak’a yapılann saldırıya karşı bir imza kampanyası başlatıldı.

Sedat Simavi ödül töreninde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a gönderdiği mektupta kullandığı ifadeler nedeniyle Orhan Pamuk’a tepki gösteren yazar Sadık Albayrak’ın saldırıya uğramasına ve savaş kışkırtıcısı Orhan Pamuk’un yapıtının belgeseline ödül verilmesine karşı bir imza kampanyası başlatıldı.

“Savaş Kışkırtıcısı Orhan Pamuk’u ve ‘Sahibinin Sesi’ Olanları Kınıyoruz” başlıklı imza metni şu şekilde:

Edebiyat, yaşamı savunur; doğayı ve insanı tahrip eden, yaşama hakkını yok sayan her yaklaşımı reddeder. Oysa Orhan Pamuk, edebiyatın bu temel niteliğini hiçe sayarak bir süre önce beş kişiyle birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a gönderdiği mektupta “ İstifa dışında sizi, aileniz için üzücü olan tek bir yol bekliyor: Saddam Hüseyin ya da Kaddafi gibi ölmek ya da Lahey’de dezenfekte edilmiş bir hücrede ömür boyu hapis…” ifadesiyle yazarlık onurunu ayaklar altına alan bir tehditte bulunmuştur. Bilim, sanat ve siyaset çevrelerinde büyük tepkiye yol açan bu ifadelerden sonra, mektuba imza atanlardan Alman gazeteci, sosyolog ve siyaset bilimci Alfred Grosser, imzasını geri çektiğini açıklamıştır.

Ülkemiz adına üzücü bu tablo ortadayken, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği Sedat Simavi ödülleri töreninde televizyon dalında Demet Haselçin’e “Masumiyet Müzesi” adlı belgeseli nedeniyle ödül verilirken, Haselçin’in Orhan Pamuk’a teşekkür etmesi, haklı olarak tepkilere yol açtı. Tören sırasında tepki gösteren edebiyat eleştirmeni ve yazar B.Sadık Albayrak, Orhan Pamuk için “masum ama savaş kışkırtıcısı” diyerek Pamuk’un bazı yazarlarla birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yazdığı mektubu hatırlattı. “Ödülün, savaş kışkırtıcısı Orhan Pamuk’un eserine istinaden verilmesi kabul edilemez,” diyen B. Sadık Albayrak’ın tepkisi, salon içerisinden de destek görmesine karşın, bir izleyici Albayrak’a saldırmış ve yazar bunun üzerine salonu terk etmişti.

Bir aydın sorumluluğu ve edebiyatçı duyarlığıyla tepkisini demokratik biçimde ortaya koyan B. Sadık Albayrak’a yapılan bu saldırıyı kınıyoruz. Emperyalist güçlere, Suriye’yi işgal çağrısı yapan utanç verici mektubun düzenleyicisi Orhan Pamuk’u, barış ve yaşamı savunan sanatçı ve edebiyatçılar olarak lanetlerken, onun yapıtından yola çıkılarak hazırlanan belgesele ödül verenleri de vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyoruz. Çünkü, güzelim ülkemizin hapishanelerini dolduran yüzü aşkın gazeteci, televizyoncu, yazar varken, onların içinden bu süreci değerlendiren belgesellere imza atanlar söz konusuyken, “sahibinin sesi” bir yazarın yapıtının belgeseline ödül verilmesini, ülkemiz aydınına ve sanatçısına haksızlık olarak görüyoruz.

Kazanan, yaşamı savunanlar olacaktır.

(soL – Haber Merkezi)

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Ara
28
2012
0

Kendini Anlatan: “ağanlık”

“ağanlık”

Foto: Z. Yalçınpınar

Ayrıca bkz: “Kendini Anlatan”

*

Ara
28
2012
0

Sadık Albayrak’a destek için imza kampanyası…

“İnsan Okur” adlı web sitesi, Sedat Simavi Ödül töreninde eleştiri hakkını kullanmak isteyen Sadık Albayrak’a karşı gerçekleşen faşizan saldırıyı kınamak amacıyla bir imza kampanyası başlattı. “İnsan Okur” adlı web sitesinde yayımlanan bildiriye ve imza kampanyasına şu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.insanokur.org/?p=44109

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Ara
27
2012
0

Söylemde Tahayyül (Gücü)

(…)imge,(…) dilden nasıl devşiriliyor olabilir?
Paradigmatik bir örnek olarak şiirsel imgenin analizi bize belli bir cevap tohumu sağlayacaktır. Şiirsel imge, şiirin, belli bir dilin eseri olarak, belli şartlar altında ve belli usullere göre ortaya serdiği bir şeydir. Buradaki usul, Gaston Bachelard’ın Eugene Minkowski’den ödünç aldığı ifadeyle, yankılan(dır)maktır (reverbation). Fakat bu usulü anlamak için önce söz konusu yankılanmanın görülen şeylerden değil; söylenen şeylerden geldiğini fark etmek zorundayız. O nedenle öncelikle ele alınması gereken şey, tahayyül-mahsülünün yaratılmasına imkân veren söylemin koşulları sorunudur.
(…)Metafor adeta, söyleme bir beden, bir şekil, bir yüz vermiş gibidir. Ama nasıl? (…) Bunu anlamak için işe Aristo’nun meşhur saptamasıyla başlayalım: “İyi bir metafor… benzeri kavramaktır.” Ama bunu fikirlerin gruplandırılması cinsinden yorumlarsak, (metanomi ve simge-adlarla geçerli kuralın, yani bitişiklik esasında gruplandırmanın aksine) benzerlik esasında gruplandırma şeklinde algılarsak, buradaki benzerliğin rolü hakkında tümüyle yanılırız. Benzerlik, bizzat, olağandışı yüklem kullanımının bir fonksiyonudur. Dört bir yana dağılmış anlam alanları arasındaki mantıksal mesafenin bir anlam şoku yaratarak, metaforun anlamını tutuşturan bir sarsıntı yaratarak kapandığı bir “uzlaşma” ihtiva eder. Tahayyül, yeni bir yüklemsel uygunluğun idrakidir, ansızın görülmesidir. Benzerliğin, yüklem süreciyle aynı yapıda bir süreç olduğunu vurgulamak için buna yüklemsel özümleme de diyebilirdik. Bunların hiçbiri, şu eski görüşten, fikirlerin gruplandırılması görüşünden çıkartılamaz; çünkü orada zihinsel atomların mekanik çekimi söz konusudur. Tahayyül etmek evvela ve hepsinden önce anlam alanlarının yeniden yapılandırılmasıdır. Wittgenstein’ın Felsefi İncelemeler‘deki ifadesiyle, “gibi görme…”dir.
(…)

Paul Ricoeur
“Söylem ve Eylemde Tahayyül Gücü”, Brüksel, 1976
“Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek”, Derleyen: G. Robinson & J. Rundell ,
Çev: Ertuğrul Başer, Ayrıntı Yay., 1999, ss. 175-176

Ara
27
2012
0

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi: ‘Savaş kışkırtıcısının fedailerini kınıyoruz’

Bkz: http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/nhkmden-odul-torenindeki-skandala-tepki-savas-kiskirticisinin-fedailerini-kiniyoruz

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) önceki gün The Marmara Taksim Oteli’nde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Sedat Simavi ödül töreninde yaşananlar hakkında bir açıklama yaptı. Törende, televizyon dalında Demet Haselçin’e “Masumiyet Müzesi” adlı programı nedeniyle ödül verilmesine tepki gösteren edebiyat eleştirmeni ve yazar Sadık Albayrak, Orhan Pamuk için “masum ama savaş kışkırtıcısı” diyerek Pamuk’un bazı yazarlarla birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yazdığı mektubu hatırlatmıştı.

Albayrak’ın tepkisi salon içerisinden de destek görmesine karşın, bir izleyici Albayrak’a saldırmış ve yazar bunun üzerine salonu terk etmişti.

NHKM konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Savaş kışkırtıcısı ‘yazar’ı protesto eden B. Sadık Albayrak’a yapılan saldırıyı kınıyoruz” dedi.

Açıklamada şunlar söylendi:

“11 Aralık tarihinde ‘İşgalin öncü kuvveti’ komutanlığına soyunan Nobelli yazar Türkiye aydınlarını temsil etmemektedir başlığıyla bir açıklama yaparak, yanına beş yazarı daha alarak emperyalistlere Suriye’yi işgal çağrısı yapan kişiye ilişkin görüşlerimizi paylaşmıştık. Dünyanın dört bir yanında aydınların protestosuna neden olan ve kimi imzacıların imzalarını çekmeleriyle sonuçlanan tehdit bildirgesi, insanlık adına utanç vesilesi olarak tarihe geçti.”

“Dün (25 Aralık) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen Sedat Simavi ödül töreninde televizyon dalında savaş kışkırtıcısı yazarın kitabına atfen çekilen ve TRT Türk’te yayınlanan Masumiyet Müzesi adlı belgesel ödül verildi. Yazar Sadık Albayrak bu fiyaskoya karşı durduğu için ‘yazar’ın fedailerinin saldırısına uğramıştır.”

“Bir aydın sorumluluğuyla ve olgunlukla tepkisini dile getirmesine rağmen saldırıya uğrayan Sadık Albayrak yalnız değildir. Ne mutlu ki, savaşlara ve işgallere karşı olan aydınlar, gençler, emekçiler ülkemizde çoğunluktadır.”

“Türkiye; işgalcileri, Patriotçuları, NATO’cuları ve onların fedailerini yalnız bırakacak bir birikime sahiptir.”

“Savaş kışkırtıcısının yaptıkları dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde tepkilere neden olurken, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin bu kişiye sahip olmadığı bir itibar kazandırmak anlamına gelen bu ödülünü kınıyoruz.”

“Savaş heveslilerine ve işgalcilere karşı cesurca haykıran ‘Bizim’ Sadık Albayrak’a yapılan saldırıyı kınıyoruz.”

(soL-Haber Merkezi)

Ayrıca Bkz:  SADIK ALBAYRAK’IN YANINDAYIZ ve HAKLI TAVRINI DESTEKLİYORUZ!

Ara
26
2012
0

SADIK ALBAYRAK’IN YANINDAYIZ ve HAKLI TAVRINI DESTEKLİYORUZ!

The Marmara Oteli’nde düzenlenen Sedat Semavi Ödülleri töreninde, TRT Türk’te yayınlanan “Masumiyet Müzesi“ adlı belgeseli ile ödüle layık görülen ve konuşma yapmak için kürsüye gelen Demet Haselçin, edebiyat eleştirmeni Sadık Albayrak’ın “haklı” tepkisiyle ve eleştirileriyle karşılaştı. Orhan Pamuk’a ve Orhan Pamuk’un son zamanlardaki söylemlerine ilişkin bariz çelişkileri işaret eden bir protesto konuşmasıyla eleştiri hakkını kullanan Sadık Albayrak’a, salondan birinin “Sen de kimsin, çık dışarı!” diyerek fiziksel müdahalede bulunduğu ve saldırdığı görüldü. Albayrak, Orhan Pamuk için, “masum ama savaş kışkırtıcısı” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Bugüne kadar dünyadaki “demokrasi yanılsamasından, sahte demokrasiden ve demokrasi keşmekeşinden” en kıyak avantajları elde eden Orhan Pamuk-severleri, “hakiki demokratik eleştiri” hakkını kullanmak isteyen Sadık Albayrak’a saldırarak Sadık Albayrak’ı salondan çıkarmaya çalıştılar.

E V V E L fanzin ve çevresi olarak Sadık Albayrak’ın yanındayız ve Sadık Albayrak’ı destekliyoruz. Tüm ödüllere, ödüllerin veriliş biçimlerine, ödül gecelerine ve kapitalizmin yönetsel kesiminin “al gülüm, ver gülüm” şeklinde yürüttüğü “ödüllendirme sistematiği”ne karşıyız. Biz, Nobel dahil olmak üzere kapitalizmin ödül sistematiğini bir “insansızlık” biçimi olarak görüyoruz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ni, özelinde de Sedat Simavi Ödülü organizasyonunu ve o salonda Sadık Albayrak’a sergilenen haksız tavrı onaylarcasına sessiz kalan herkesi esefle kınıyoruz, ayıplıyoruz!

Ayrıca, biz, asıl şunu merak ediyoruz ve ısrarla soruyoruz: “Orhan Pamuk kimdir?”

***

Sadık Albayrak’ın açıklamalarını içeren haber metni aşağıdadır:

Bkz: http://haber.sol.org.tr/medya/sadik-albayrak-saldiriyi-degerlendirdi-
odulun-boyle-bir-esere-verilmesi-kabul-edilemez-haberi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ödül töreninde Orhan Pamuk protestosu yapan ve saldırıya uğrayan yazar Sadık Albayrak, yaşananları değerlendirdi. Albayrak, saldırganı tanımadığını belirtirken, linç tehditleri savuran Pamuk’a ödül verilmesine de tepki gösterdi.

TRT Türk’te yayınlanan “Masumiyet Müzesi” adlı belgesele verilen ödüle tepki gösterdiği için saldırıya uğrayan Sadık Albayrak, saldırıyı ve verilen ödülü değerlendirdi.

NATO sözcüsü gibi davranarak Esad’a ölüm tehdidi savuran bir yazara ilişkin esere ödül verilmesine doğal bir tepki gösterdiğini belirten Albayrak, verilen ödülü kınadığını ifade etti.

Masumiyet kelimesi ve Orhan Pamuk’un isimlerinin yan yana gelmesine karşı gösterdiği tepkiye “çık dışarı” sesleri ve “saldırı” ile yanıt verildiğini belirten Albayrak, bunun AKP iktidarının tavrını yansıttığını söyledi.

AKP’nin kendisini protesto edenlere saldırı ve susturma şeklinde yanıt verdiğini vurgulayan Albayrak, bu saldırının da liberallerin içindeki faşizmi gösterdiğini dile getirdi.

Cezaevlerinde yüzün üzerinde gazeteci bulunurken ödülün böyle bir esere verilmesinin kabul edilemez olduğun belirten Albayrak, daha önce de elinde sahte belgelerle gezen Mehmet Baransu’ya ödül verildiğini hatırlattı.
(soL – Haber Merkezi)

Ara
26
2012
0

Futuristika/Kurgu: “Çünkü Roza…” (İlkay Yıldız)

Futuristika‘nın sıkı taifesinden İlkay Yıldız’ın sahaflardan çıkıp otellerin ya da kafelerin duvarlarında süs eşyası olan fotoğrafların hikayelerini geri verme denemesi ‘Çünkü Roza…’ ile başladı…

Bkz: http://www.futuristika.org/kurgu/cunku-roza/

 

Ara
24
2012
0

Nilgün Marmara’ya ithafen “Çok Eski Adıyladır”

Ece Ayhan’dan Nilgün Marmara’ya ithafen “Kardeşim Nilgün Marmara’ya, içtenliklerle, sevgilerle, merhabalarla sunulmuştur. Selâm! Ece Ayhan, 26.9.82 , Gümüşlük”  şeklinde imzalı “Çok Eski Adıyladır”Kuzguncuk Sahaf’ın arşivinde yer alan bu eseri, Evvel Fanzin’e haber veren Ümit Bayazoğlu’na ve Kuzguncuk Sahaf’ın sahibi Bahadır Bey’e çok teşekkür ederiz.

Hamişler:

Nilgün Marmara’ya ithafen imzalanmış bir başka Ece Ayhan kitabı için bkz: http://evvel.org/ece-ayhandan-nilgun-marmara-ile-kagan-onala

Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Ece Ayhan” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz. “İmzalı” ilgiler ise http://evvel.org/ilgi/imzali adresinde bulunuyor.

 

Ara
24
2012
0

“İmgelem” nedir?

(…)
Tahayyül gücü sorununu deşmek isteyen felsefi bir araştırma, daha başlangıcından itibaren bir dizi engel, paradoks ve ayakbağıyla karşılaşır; çağdaş felsefede tahayyül gücü sorununda yaşanan göreli tutulmanın nedeni belki de budur.

Bir kere genel tahayyül gücü sorunu, “imge” teriminin deneysel bilgi teorisinde kötüye kullanılması  sonucunda kazandığı kötü şöhretten mustariptir. Çağdaş semantikteki “psikolojizm”in yol açtığı itibar kaybı  –mantıkçıların ve dilbilimcilerin gözünde— “anlam”(sense) teorisinde tahayyül gücüne yapılan göndermelere de sirayet eder (bu bakımdan sadece Gottlob Frege’yi ve onun bir önermenin veya sözcüğün –“nesnel” ve “ideal” anlamda— “anlamı” ile onun her durumda “öznel” ve tümüyle “olgusal” olarak kalan “temsili/tasavvuru” arasında yaptığı ayrımı zikretmemiz yeter). Davranışçı psikoloji aynı şekilde, özel, gözlemlenemez ve zihinsel kendilikler olarak gördüğü imgeleri ortadan kaldırma derdindedir.

(…) kökleri geçici bir ruh halinden ya da bir ortam sorunundan daha derinlere uzanan bir şüphe var. Bu şüphe Gilbert Ryle’ın “Concept Of Mind” adlı çalışmasında güçlü bir şekilde dile getirilir. “Tahayyül (gücü)” deyimi tek, yekpare bir görüngüyü mü niteliyor yoksa sadece uzak bir şekilde ilişkilendirilmiş bir deneyimler toplamını mı? Gelenekte, terimin en az dört kullanım şekline rastlıyoruz. Terim her şeyden önce, orada bulunmayan ama başka bir yerde var olan bir şeylerin rastgele zihinde uyanmasını anlatır; bu zihinde uyanma, bulunmayan bir şeyin, herhangi bir şekilde burada ve şimdi bulunan şeylerle karıştırılmasını ima etmez.

Buna yakın ikinci bir kullanımda terim, portreleri, tabloları, çizimleri, şemaları vb şeyleri niteler; bunların hepsi de fiziksel bir varlığa sahiptir ama işlevleri, temsil ettikleri şeylerin “yerini almak”tır.

Anlamını daha da gerdiğimizde, imgeleri, orada-bulunmayan şeyleri değil, var olmayan şeyleri akla getiren kurgular olarak adlandırırız. Ancak bu kurgular, düşlerden –uyku imalatları-, oyunlar ve romanlar gibi tümüyle edebi bir varoluşa sahip icatlara kadar değişen bir yelpaze oluşturur.

Son olarak imge terimi, yanılsama alanına atfedilir, yani dış bir gözlemciye ya da sonraki bir tefekkürün sonucuna göre orada-bulunmayan ya da var-olmayan şeyler alanına havale edilen; ama özne açısından ve öznenin dikkatini onlara yönelttiği durum çerçevesinde kendi nesnelerinin gerçekliğine inanılması için çırpınan temsillere/tasavvurlara atfedilir.

Peki, orada yok-farkındalığı ve yanılsamalı inanç veya mevcudiyet yokluğu ve sahte-mevcudiyet arasında ortak olan nedir?

Bu derin çift anlamlılığı aydınlatmaktan ziyadesiyle uzak bir felsefi geleneğin kaydettiği tahayyül gücü teorileri, sorunu çözmek yerine, bu geniş temel anlamlandırmalar yelpazesinde neyin paradigmatik olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda kendi aralarında bölündüler. O nedenle her durum için ayrı, tek anlamlı –ama rakip- tahayyül teorileri inşa etmek gibi bir eğilim ortaya çıktı. Bu teorilerin oluşturduğu yelpaze iki farklı eksen üzerinde kat edilebilir: nesne açısından mevcudiyet ve yokluk ekseninde; özne açısından büyülenmiş bilinç ve eleştirel bilinç ekseninde.

İlk eksen boyunca imge, sırasıyla Hume ve Sartre tarafından resmedilmiş iki karşıt teoriye tekabül eder. Bu ilk eksenin ucunda imge, zayıf bir mevcudiyet anlamında salt bir iz olarak nitelenebilecek bir şeyin algısına gönderilir; tüm yeniden üretici tahayyül gücü teorileri bu kutba meyillidir. Eksenin öteki ucunda imge, esas olarak yoklukla ilişkili olarak, mevcuttan-başka olarak düşünülür; üretici tahayyülün çeşitli anahtar figürlerinin –portre, düş,kurgu- hepsi de farklı yollardan bu asli başkalığa gönderme yapar.

Üretici tahayyül gücü ve hatta yeniden üretici tahayyül gücü, orada-mevcut olmayan şeyin zihinde canlandırılmasından mürekkep asgari bir inisiyatif barındırdığı oranda, ayrıca ikinci bir eksen boyunca da konumlanır; bu eksende ayırt edici etmen, tahayyül-mahsülü ile gerçek arasındaki fark konusunda tahayyül öznesinin eleştirel bir farkındalık göstermeye muktedir olup olmadığıdır. (…) İmge teorileri bu kez noetik (akli faaliyetle ilgili) bir eksen üzerinde yerlerini alırlar. Eksenin bir ucunda –ki külliyen eleştirel bilinç yokluğuyla tanımlanır- imge gerçekle karıştırılır, gerçek diye alınır. (…) Eleştirel mesafenin tümüyle kendisinin bilincinde olduğu eksenin diğer ucunda tahayyül gücü bu kez gerçeklik eleştirisinin bir aracı olarak iş görür. Husserl’ci aşkın indirgeme, bir varoluş nötralizasyonu olarak, bunun kusursuz bir örneklenmesidir.

İkinci eksen boyunca kaydedilen anlam değişiklikleri birinci eksenden hiç de az değildir.
(…)

Paul Ricoeur
“Söylem ve Eylemde Tahayyül Gücü”, Brüksel, 1976
“Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek”,  Derleyen: G. Robinson & J. Rundell ,
Çev:  Ertuğrul Başer, Ayrıntı Yay., 1999, ss. 171-174

Ara
24
2012
0

KargART: “Filmini Kap Gel” (29/12/2012)

*

“Filmini Kap Gel”
29 Aralık 2012 Cumartesi, Saat: 14.00
KargART, Kadife Sok. Kadıköy

Ayrıntılar için bkz:
http://www.kargart.org/tr/etkinlikler/
filmini-kap-gel-kargart-gosterim

*

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Ara
23
2012
0

kar-altı

“kar-altı”, 2012
Fotos: Z. Yalçınpınar

*

Ayrıca bkz:
http://zaferyalcinpinar.com/kendinianlatan/kendinianlatan.html

*

Ara
22
2012
0

RUSYA ile AMERİKA’NIN AŞK HİKÂYESİ (Andrei Voznesenski)

Benim ülkemde ve seninkinde, hepsi yatağa girecekler
ve tüm gece boyunca benzer şekilde pinekleyecekler.

Tek bir altın ay var, ışığı çifte.
O aydınlatır benim ülkemi de seninkini de.

Bedavadır -ya da ne bileyim, düşük fiyatlı.
Senin için güneşin doğuşu, benim için batışı.

Gün ortasında esen soğuk bir rüzgâr,
ne senin suçun ne de benim, boşver.

Senin yalanlarının da benimkilerin de arkasında
acı ve aşk varoluyor anavatanlarımızda.

Umut ederim ki vatanlarımızda, birgün, gelecekte
kurtuluruz tüm gerizekâlılardan, durmazlar önümüzde.

Andrei Voznesenski, 1977  
Çev: Zafer Yalçınpınar

Ara
22
2012
0

E V V E L, şiire bakar…

İlhan Berk
“BAKMAK”

Dergilerdeki Yazıları (1962-65 ve 1975-77)

Hazırlayan: Zafer Yalçınpınar
Mart 2011

indir
(PDF/60 Mb.)

*

1962-65 ve 1975-1977 yılları arasında “Yeni Ufuklar” ile “Milliyet Sanat” adlı dergilerde yayımlanan bu inceleme yazılarının bütününü, imgelem, şiir dili, dize tekniği, doğu-batı şiiri gibi konular kapsamında çok değerli, İlhan Berk’in kendi poetikasına ilişkin ayrıntılı açıklamaları kapsamında ise örneklerle dolu ve aydınlatıcı bir derleme olarak görüyorum. Ayrıca, İkinci Yeni şiir akımının 1950′den günümüze uzanan imgesel yaklaşımındaki kökenleri, getirdiği yenilikleri ve oluşturduğu poetikanın gerekçelerini de İlhan Berk’in bu güçlü inceleme yazıları aracılığıyla kavrıyoruz. (Zy)

*

*

Ara
22
2012
0

Şiir: Eleni’nin Elleri (İlhan Berk)

Bir gün Eleni’nin elleri geliyor
Her şey değişiyor.
İlk İstanbul şiirden çıkıp yerini alıyor
Bir çocuk ilk gülüyor
Bir ağaç çiçek açıyor.

Eleni’den önce
Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım
Sabahları, akşamları bilmiyordum daha
Bir gün bakıyorum akşam ellerimde gözlerimde
Bir gün sabah her yanım.

Eleni geliyor
Dünyaya bakıyorum
Dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
Sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum
Brise Marine’i yeniden
Yeniden Annabel Lee’yi.
Eleni ile anlıyoruz
Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.

Bir gün Eleni’nin elleri geliyor
Bir sokaktan ilk defa deniz görünüyor.

İlhan Berk

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Ara
21
2012
0

Caz şairi Patricia Barber’ın yeni albümü: “Smash”

 

Caz şairi Patricia Barber’ın yeni albümü “Smash”,
22 Ocak 2013’te dünyaya geliyor…
Bkz: http://www.patriciabarber.com

Patricia Barber hakkında irdelediklerimiz için;
http://evvel.org/?s=patricia+barber

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Patricia Barber” ilgilerine http://evvel.org/?s=patricia+barber adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
21
2012
0

Siyasa’dan…

Siyasadan iki yazı… gayet sıkı…

*

Çarpık doğdu, yamuk öldü…
Bkz: http://birdirbir.org/taraf-carpik-dogdu-yamuk-oldu/

*

Uslu durursan belki şeker yiyebilirsin…
Bkz: http://papazincayiri.blogspot.com/2012/12/uslu-durursan-belki-
seker-yiyebilirsin.html

*

Ara
20
2012
0

[ E V V E L içinde evvel ] Ocak 2012

 

 

E V V E L  Fanzin kapsamında Ocak 2012‘de yayımlanan başlıkları incelediğimizde edebiyat, şiir ve poetika ilgileri açısından  Ocak 2012‘nin çok verimli geçtiğini, E V V E L ‘ in takipçilerine sıkı ve sağlam bir içerik sunduğunu görüyoruz.

(Sanki, “Poetika 2012 Anket Çalışması”na ve “Özgür İmgelemin Uzgörüsü“ne ön-hazırlık olarak düşünülmüş Ocak 2012…)

OCAK 2012’den BAZI ÖNEMLİ/DEĞERLİ BAŞLIKLAR/PAYLAŞIMLAR:

“Şiir üstüne” (Hermann Hesse)
Bkz: http://evvel.org/siir-ustune-hermann-hesse

“Yeni bir açıklık ve kavrayışın doğacağı saati beklemek” (R.M. Rilke)
Bkz: http://evvel.org/yeni-bir-aciklik-ve-kavrayisin-dogacagi-saati-beklemek-r-m-rilke

Octavio Paz’da “Şiir Dili”
Bkz: http://evvel.org/octavio-pazin-siir-dili

Şiirsel Yük
Bkz: http://evvel.org/siirsel-yuk-2

“Çünkü şiir, her şeyden önce kendimizden başka biri olmamak için savaşır.”
Bkz: http://evvel.org/cunku-siir-her-seyden-once-kendimizden-
baska-biri-olmamak-icin-savasir-ilhan-berk

Video: “En sonunda mihenk taşı olarak kendini koyacaksın” (Ece Ayhan)
Bkz: http://evvel.org/video-en-sonunda-mihenk-tasi-olarak-
kendini-koyacaksin-ece-ayhan

Buluntu: “Yeni Sesler, Çatlak” (Ece Ayhan)
Bkz: http://evvel.org/buluntu-yeni-sesler-catlak-ece-ayhan

unreferierbar
Bkz: http://evvel.org/unreferierbar

İmbilim Ders Notları’ndan… (Bilge Karasu)
Bkz: http://evvel.org/imbilim-ders-notlarindan-bilge-karasu

“Görüntünün Morfolojik Metaforu” (Necmi Karkın)
Bkz: http://evvel.org/goruntunun-morfolojik-metaforu-necmi-karkin

Sessizliğin İçinde…
Bkz: http://evvel.org/sessizligin-icinde

Buluntu: “Dünyada ne görüyorsak şiir için görsek!” (İlhan Berk, 1954)
Bkz: http://evvel.org/buluntu-dunyada-ne-goruyorsak-siir-icin-
gorsek-ilhan-berk-1954

“Seni Sefiller’in yazarı yaptık, daha ne istiyorsun.” (Hayalet Oğuz)
Bkz: http://evvel.org/seni-sefillerin-yazari-yaptik-daha-ne-istiyorsun-hayalet-oguz

Bedri Rahmi Röportajı (1964)
Bkz: http://evvel.org/bedri-rahmi-roportaji-1964

Nâzım Hikmet (Philippe Soupault)
Bkz: http://evvel.org/nazim-hikmet-philippe-soupault

Sait Faik çevrilebilir mi?
Bkz: http://evvel.org/sait-faik-cevrilebilir-mi

Ara
18
2012
0

Sergi: Valerio Adami – Abidin Dino

Galeri Nev’de…
Bkz: http://www.galerinev.com

Ayrıca, Galeri Nev, 15.03.2013 – 06.04.2013 tarihleri arasında “Abidin Dino 100 yaşında!” başlıklı bir sergi düzenleyeceğini de müjdeliyor…

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Abidin Dino” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/abidin-dino adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
16
2012
0

Meydan Larousse’da…

(…)
1960’lı yıllar gözönünde tutulduğunda, Meydan Larousse şüphe yok ki merkezdeydi. Yayın yaşamına 1970 yılında girmekle birlikte, öncesinde geniş bir zaman dilimine yayılan o ansiklopedi ve sözlük çalışması, hemen her okur yazarın evine konuk olmuş, yıllar yılı temel başvuru kaynağı olarak kullanılmıştı. Meydan Larousse, çalışanları ve dışarıdan düzenli katkıda bulunanlarıyla bizim kültür dünyamızda bir “ocak” niteliği üstlenmiş, efsanesi alıp yürümüştü. Demirbaş çalışanlarından Ece Ayhan’dan birebir dinlediklerimle, Birgül Ergev’in yazılı anılarını birleştirdiğimde, ortamın sürekli figürleri arasında “şef” Hakkı Devrim, Nezihe Araz, Vedat Günyol, Selâhattin Hilav, Berke Vardar, Ece Ayhan, Hilmi Yavuz ve “o sıralar kimsenin tanımadığı Oğuz Atay” isimleri öne geçiyor.
(…)

Enis Batur
“Oğuz Atay’ın ‘2.5 Tarafı Denizlerle Çevrili’ Hissiyat Coğrafyası”
NTV Tarih, Sayı: 47, Aralık 2012, s.32

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Ara
15
2012
0

Kaypak Ruhlar (Andrei Voznesenski)

Sizden nefret ediyorum ve kaypak ruhlarınızdan, onlar ki
her rejime göre şekilendirirler kendilerini.

Kaypak ruhlu adamlar , esneyerek sırıtırlar size, sonuna dek açarlar ağızlarını,
ve tıpkı bir ahtopot gibi, sıkıca sararlar dört bir tarafınızı.

Kaypak adam, al pudralarını sürer gizlice:
suratına bir fiske atsan, yapışıp kalır sanki elin üzerine.

Kaypak editör korkarak tutar elindeki seneryoyu,
yazar saplanıp kalmıştır metnin bir köşesinde.

Kaypaklığın kol gezdiği bir ofis vardı eskiden
“evet” lerin nazikçe “hayır” lara dönüştürüldüğü.
Acıyorum sana, seni kaypak sersem, bomboş geçmişin,
sanki tamamen silinmiş mazin.

Ne tutkuları silip yok ettiniz siz, ne büyük düşünceleri
ama ne mutlu, ne heyecanlıydınız yaparken bunları, öyle değil mi?..

Tüm bu pisliklerin üzerinde yükselen, namert bir adamsın sen
bir maça ası, şans getirmeyen…

Andrei Voznesenski
Çev: Duygu Gündeş

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel