Mar
15
2010
0

Konser/Albüm: “ACİL SERVİS”

Temelleri 1992 yılına dayanan Acil Servis, ‘Dur Bekle’ adını taşıyan yeni albümünün çıkmasıyla beraber ilk kez 17 Mart Çarşamba akşamı İstanbul Jolly Joker Balans sahnesinde dinleyenleriyle buluşacak.

Vokalde Ertan Kızıltan, gitarlarda Emre Karabulut ve Orhan Yolsal, basta Çetin Güney ve davulda Soner Doğanca’dan oluşan orjinal kadrosunu ilk çıktığı günden bu yana koruyan grup, Jolly Joker Balans’ta vereceği konserde; ilk kez dinleyicisiyle buluşacak şarkılarının yanı sıra, kendini rock müzik severlerle tanıştıran şarkılarını da dinleyicisiyle paylaşacak.

Bilet için; https://www.biletix.com/event.htm?id=LLBD4

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Mar
12
2010
0

Oyun: Kristal Gece / Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Bkz: https://cansufirinci.wordpress.com/2010/03/10/kristal-gece/

Kristal Gece// Anne Frank’ın Hatıra Defteri…
Prömiyer: 13 Mart C.tesi Saat: 19.30 Nâzım Hikmet Kültür Merkezi/Kadıköy
20 Mart C.tesi Saat:19.30 Nâzım Hikmet Kültür Merkezi/Kadıköy
2 Nisan Cuma Saat: 19.30 Kadıköy Sanat Tiyatrosu (KAST)

Mar
11
2010
0

Haber: Turhan Selçuk Vefat Etti

Bkz: https://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=121138&kw=Turhan+Sel%E7uk%27u+kaybettik

Ustanın karikatürlerinden bir seçkiye https://www.cumhuriyet.com.tr/?im=galeri&kid=704&sn=1#sd adresinden ulaşılabiliyor. Cemal Süreya’nın Turhan Selçuk’u anlattığı bir yazıyı ise https://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=121332 adresinden okuyabilirsiniz.

Mar
09
2010
0

491’e İKİ!

491‘e İKİ!

İNECEK KALMASIN…

Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/491iki.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını https://zaferyalcinpinar.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Mar
06
2010
0

Yıllık Geyiği

Şu edebiyat yıllığı ve antoloji geyikleri -kurulmuş birer işkence düzeneği gibi- her yıl tekrarlanmak zorunda mı? “Yıllık” denen şeyin -ki aslında bizim memleketteki haliyle, minik sahtekârların büyük seçkisinin- uygulamaya konulduğu senelerden (1940’lardan) beri hazırlayanları tarafından bir “üleştiri” ve “yapay saygınlık” enstrümanı olarak kullanıldığı bilinmiyor mu? (Ne yazık ki tarihin salınımında yer alan birkaç istisna, bu “kötü kural”ı bozmaya yetmemiştir.)
Yeni Sinsiyet’in üssel bir hızla sosyolojik olarak kavramlaştığı şu günlerde, yıllık denen şeylerin, “sessizlik suikastı” ya da bunun diğer ucu, tersi olarak “insan yemleme” bazlı bir “yöntemli kötülük” çerçevesinde hazırlandığı hâlâ anlaşılmadı mı? Sözde yıllıklarda oluşan o “halay takımları”nın ve yıllığı hazırlayan o halaybaşı ya da subaşı zevatların “haysiyet ve şahsiyet” diye bir şeyden haberleri olmadığı belirgin, yani o halayın kendisi gibi, yıllığın kendisi gibi, kısacası nal gibi ortada değil mi? Diğer mutat zevatlar da böylesine bir “vasatlık kolyesi”nin içerisinde, dizgesinde yer almaktan özel bir zevk alıyorlar ya da bunda halayvari bir uyum mu hissediyorlar, anlayamıyorum… Her sene her sene, şunları tekrar etmek, söylemek zorunda mıyım;
“Edebiyat yıllıkları” denen şeyler iktidar hırsının endüstriyel kasaplık zaaflarından, mezbaha kurmak zaaflarından biridir. (Üstelik bu enstrümanlar iktidar için diğer enstrümanlara -şiir ödüllerine, şair anmalarına, gezilere, etkinliklere vs- göre daha masrafsız ve ekonomiktirler, senede bir kez icra edilirler, kurulurlar ve bir şeylere ek olarak dağılırlar.) Günümüzde yayımlanan yıllık seçkilerin tümü, Türk Şiiri alanındaki irticai dezenformasyonun belgeleri olmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu yıllıklar her alandaki “Gerçeklik Terörü”nün yani yapay bağlamlarla oluşmuş “derin bir gericiliğin” edebiyat alanındaki uzantılarıdır. Ve inanın ki hazırlayanların “dilbilimsel ve göstergebilimsel ilkellik ile fikir kelliği” doğrultusundaki kâhyalıklarından, “irtica paydaşlığı” yolundaki dirsek temaslarından başka “ortak bir söylemleri” de yoktur. Benim gözümde, tabii ki, bardak altlıklarıdır.

İşbu “minik sahtekârların büyük seçkileri”nden medet umanlara ve şiirini bu mezbahalarda “teyit” ettirmeye, “kayıt” altına aldırmaya çalışanlara bu işten vazgeçmelerini tavsiye ederim. Çünkü o mezbahalardan akan sadece sizin kanınız değildir; eşanlı olarak “yaşamın ve canlılığın” kanıdır… Bu yıllıklara, bu mezbaha bileşkelerine ve düzeneklerine isimlerini bulaştırmamayı başarmış, bunlardan sakınmış olanlara ve “genç şair” denen profile de şu uyarıda bulunmak zorundayım: “Her seferinde, her yıl direkten döndünüz ve dikkatli olun! O kasaplar her an sizi de çeşitli yemler kullanarak ve çaktırmadan ve nazikçe sözkonusu mezbahaya davet edebilirler! Yani seçilebilirsiniz…”
Zamanında, Dr. Erdoğan Kul’un sorduğu şu sıkı soruları ve aşağıdaki metnini hatırlayarak bu seneki “Yıllık Geyiği”ni sonlandıralım:

“Yakın tarihimize eleştirel ve nesnel bir gözle bakmaya çalıştığımızda hemen karşımıza çıkan o sonu gelmez rezaletler silsilesi insanı biraz da ürkütür; “bunca pisliği çözümlemek ve bir ölçüde de ayıklamaya çalışmak, belki o yakın tarihin kendisinden bile uzun bir süreyi gerektirecek” diye… “Edebiyat dünyamız” denilen (hangi “biz”) çarpıklıklar sahnesi ise çooook uzun bir konu; özetlenmesi bile ayrı bir baş belası!
Konuyu daraltarak, en özde birkaç noktaya değinmeye çalışalım? Örneğin, rahmetli M.H.D. özelinde birkaç küçük sorudan yola çıkabiliriz.
1. Kendisi, eleştiri tarihimize hangi kuramı/kuramları kazandırmış ya da hangi kurama/kuramlara yeni bir açılım getirmiştir? Ona borçlu olduğumuz kaç tane “eleştiri terimi” vardır? Eleştiri yönteminde işlevsel ve vazgeçilmez olan ne gibi özellikler vardır?
2. “Yıllık” ne demektir? “Seçki”den farkı nedir? Hazırladığı çalışmaya “yıllık” adını veren ama önsözde vs. bunun aslında bir tür “seçki” olduğunu belirten bir kişi, bilerek ve isteyerek yanlış sözcük seçmekte değil midir? Bu, çağrışımsal anlamı ve tarihsel işlevi bakımından taşıdığı önem derecesi (belge, birinci el başvuru kaynağı olma vb.) nedeniyle “yıllık” sözcüğünün gaspı, işgali, istismarı değil midir? Bundaki niyet, “öznel”liğini “nesnellik” haline getirme çabasından başka neyi gösterir? Böylesi bir eylemin sahibi, yaptığını meşru görebilmek ve gösterebilmek için hangi sosyo-psikolojik durumdan ve hangi çevrelerden güç almaktadır?
3. Yukarıda dile getirdiğimiz çarpıklık, kısa sürede türevlerini oluşturmuş mudur? Aynı sözcük gaspı ve istismarıyla sıra sıra ardılları gelmeye başlamış mıdır, başlamamış mıdır? Yıllıkçılık, bir tür yetkelik yarışına dönüşmüş müdür? Kavramlar/terimler bu biçimde kirletilirken, ilkeler, ölçütler de edebi ve düşünsel zeminden finansal zemine kaymış mıdır?
4. Yıllık adıyla seçki hazırlayanlar, “seçki”nin nasıl olması gerektiği konusunda bir ön çalışma yapma gereği duymakta mıdırlar? Duymuyorlarsa, sebebi nedir? Bu kişiler arasında, örneğin Kenan Akyüz’ün “Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi” gibi bir çalışma ortaya koyabilecek düzeyde, sabırda ve yeterlilikte kimseler de var mıdır? Yoksa, neden? Varsa, kim(ler)?
Bu sorular uzar gider… “Edebiyat dünyamız” denilen ve Türkiye’de bir “aile şirketi”ne dönüştürülmeye çalışılan şu menem şeye de biraz göz atmak gerekir. Yukarıda söylediklerimiz o garabet sahnesinden tümüyle soyutlanamaz elbette; ama bir ölçüde ayrı bir “vakıa” gibi düşünülmeyi de gerektiriyor. Şu sorulara, edebiyatla azıcık ilgilenmiş herkes aşağı yukarı aynı yanıtı verecektir? Farklı yanıt sahipleri sadece ikiyüzlülüklerini ortaya koyarlar…
1. Ülkemizde yayımlanmakta olan edebiyat dergilerinde kim(ler), hangi ilkelere göre, nasıl bir yayın politikası izlemektedirler? Yazı ya da şiir yayımlamakta keyfilik, kişisel ilişkiler ön planda mıdır, değil midir? Bu kişilerin saygınlıkları “tartışmalı” mıdır, yoksa bunlar hem sütten çıkmış ak kaşık hem de Türk ve dünya edebiyatı için vazgeçilmez kişiler midir?
2. Edebiyat dünyasında “sıradışı” ve “yeni” olana bakış nasıldır? Bir tür gelenekçilik var mıdır, yok mudur? Varsa, bu kimler tarafından, nasıl ve hangi maskeler altında oluşturulmuştur?
3. Edebiyat dünyasının dokunulmazları, putları, totemleri var mıdır? Kimlerdir bunlar, ortak paydaları nelerdir?
4. Türkiye’de eğer Blanchot-vari, Bataille-vari, Artaud-vari metinlere rastlanamıyorsa, bunun nedeni ülkemiz insanlarının zekâ noksanları, okuma ve anlama sorunları, genetik engelleri midir; yoksa bu ülkede bu tür insanların daha ortaya çıkmadan önlerini kesen bir çeteler topluluğu mu vardır? Bunlar kimlerdir ve nasıl bir düzenle çalışırlar?”

Şub
25
2010
0

Gösteri: Mecburi İstikamet, Aziz Nikola

Tarih: 6 Mart 2010/ Cumartesi
Zaman: 20:00 – 21:30
Yer: KargART / Kadıköy

Bkz: https://www.facebook.com/event.php?eid=302136397643

*

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Şub
21
2010
0

“491”

*

491

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.
491‘i https://zaferyalcinpinar.com/491.pdf adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Sahicilikle/ Zafer Yalçınpınar

Şub
20
2010
0

Francis Picabia ve “391” ve bir ihtimal “491”

Francis Martinez Picabia hakkında çeşitli bilgilere ve 1917’de yayımlamaya başladığı “391” adlı derginin görüntülerine https://zaferyalcinpinar.com/picabia391.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Duygusal Hamiş:
Bu karanlık, döneklik, arsızlık ve retorik dolu ikibinlerde “insan” olanın (insan olarak kalmayı başarabilenin) içinden  “491” adlı sıkı bir neşriyat çıkarmak geliyor. Ama işte, bu neşriyata -her anlamda ve görüngüde-destek olacak o sıkı taife nerde, hangi işlerle veya işsizliklerle uğraşıyorlar? İşimize ya da işsizliğimize değil de göğe bakacaktık hani? Kimbilir, belki yarın, belki de seneye…
Sonuçta, gelmeyecek olanı çağırıyorum;
“Ey 491! Ben burdayım, sen nerdesin?”
Hâlâ bekliyoruz ki zaten bekleyelim ve görelim, neler olacak…

Zafer Yalçınpınar

Şub
17
2010
0

Gözümüzden Kaçtı Sanılmasın-IV

Bugün, “edebiyat ortamı” dediğimiz “garabet ortamı”nda yaşanan olaylardan ve sergilenen tavırlardan biri daha kulağıma geldi. Artık bu tavırların sergilenmesi ve olayların yaşanması, olayların taraflarına karşı “esef” duymama neden oluyor. Anlatayım;

Edebiyat “camia”sından olmayan eski bir arkadaşım üç sene boyunca yazdığı şiirleri toparlayıp Sel Yayınları’na gitmiş… Görüşme sırasında Sel Yayınları’ndaki zevat, sıklıkla şiir kitabı basmadıklarını, sadece -en son- Ah Muhsin Ünlü’nün kitabını bastıklarını ve 1-2 sene boyunca da başka şiir kitabı basmayacaklarını söylemiş. Fakat ardından, yan tarafta, Varlığ Yayınları’nın bürosunun olduğunu ve orada “bu şiir işleri”yle ilgilenen Enver Ercan adında biri bulunduğunu eklemiş. (Kısacası, tıpkı esnafların bir müşteriyi başka bir esnafa yönlendirmesi gibi arkadaşımı Enver Ercan’a yönlendirmiş, paslamış.)  Bizim arkadaş da -başına geleceklerden habersiz- tutmuş Enver Ercan’a gitmiş ve “Beni yandan gönderdiler. Şiir kitabımı yayımlamak istiyorum…” demiş saflıkla. Buna karşılık Hz. Müptezel  (Enver Ercan) günümüzde şiir kitaplarının satmadığından yakınmış ve eğer şiir dosyasının sahibi aynı zamanda ödül sahibi değilse, edebiyat etkinliklerinde, söyleşilerde, anma toplantılarında endam göstermiyorsa, büyük dergilerde şiirleri yayımlanmamışsa, tanınmamışsa ya da kendi tanıdıklarından, şebekesinden değilse, herhangi bir şiir kitabını yayımlayamayacağını söylemiş… Yani tezgâhını döndürmeye devam etmiş…

Ne diyeyim; Allah herkese akıl fikir versin… Yazara da okura da esnafa da…

Hamiş: Edebiyat oligarşisine ilişkin bu tip olaylar ve bu tip oligarşik söylemler bende “esef” duygusu yaratıyor artık…

Ayrıca bkz:
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=1045
https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=1823

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Şub
17
2010
0

Haber: ‘Kültür başkenti’ Youtube’a takıldı.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde David Keyes tarafından Türkiye ile ilgili bir yorum yazısında Youtube yasağı kalkana kadar ‘kültür başkenti’ ünvanının askıya alınması savunuldu.

Bkz: https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/kultur-baskenti-youtubea-takildi-haberi-24197

Şub
07
2010
0

Gözümüzden Kaçtı Sanılmasın-III

Gözümüzden kaçtı sanılmasın diyedir;

Hz. Müptezel (Ali Enver Ercan), Varlığ Dergisi’ndeki “Yeni İmzalar” adlı “suni yem”leme mekânından dezenformasyon icra etmeye devam ediyor.  Duyduğuma göre, son olarak, saçma sapan bir “suni bağlam” aracılığıyla Hilmi Yavuz’u ve Ece Ayhan’ı aynı cümle içinde kullanmaya, sanki birbirlerine benzer birileriymiş gibi göstermeye çalışmış… Yemezler.

Hilmi Yavuz, patetik bir belediye şairidir ve kötülük toplumu denen “cüruf”a eklemlenmiş sıradan biridir.  Ece Ayhan ise “haklılığın inadı”dır ve “sıradan, halay takımından” değildir. İkisinin bu hayatta kesiştikleri tek yer de Ece Ayhan’ın Hilmi Yavuz’a “Belediye Şairi” lakabını takmasıdır. Durum budur.

Ayrıca, köylü kurnazlığının doruklarında gezen Ali Enver Ercan, F.H. Dağlarca üzerine de kerametlerde bulunmuş… Madem öyle, Hz. Müptezel’e şu gerçek hikâyeyi hatırlatmak gerekiyor:

“Birgün Dağlarca’nın evindeki kombi ya da termosifon bozuluyor. Dağlarca, hemen bizim Ali Enver Ercan’ı arıyor ve evine çağırıyor. Kaynakçılık, termosifon ya da kombi tamiri işlerinden iyi anlayan Ali Enver Ercan, Dağlarca’nın evindeki bu tesisat bozukluğunu tamir ediyor. Dağlarca, Enver Ercan’ın bu konudaki becerisini gördüğünde şöyle diyor:

– Yahu Ali Enver Ercan, sen şair değil de tesisatçı olmalıymışsın…”

Şimdi, sonuçta,  Dağlarca doğru söylemiş. Çünkü Enver Ercan’ın Varlığ Dergisi üzerinden yapıp ettikleri de bir tür tesisatçılıktır, şebekeciliktir, halaycılıktır. Yani tüm bu “Genç/Yeni İmzalar” ayakları, şairlik filan değildir, düpedüz esnaflıktır.

Şub
03
2010
0

Allah’ın Kuzgun Bir Kuludur.

Allah’ın Kuzgun Bir Kuludur.

1.
babası Fenerbahçe’de Yahya Kemal’le dalga geçer
annesi sabah akşam mavi ispirto içer
ikisi bir olup Kuzgun doğurmuşlardır

2.
adamın elinden bıçak almayı iyi bilir
bar kapılarından yontulu eldir

3.
insan irkilttiği içindir çivilerini çok sever
gözleri kaynaklıdır değişik gözlükler giyer

4.
zapt edilemeyene inandı
bir kuşun hareketinin
heykelini yaptı

5.
galata kulesinde
kırk gün boyu kadar gece
duvarlara rakı kadehi fırlatmıştır.

6.
kendinden kendini geçirip
varlığından varlığını yontmuştur

7.
yere indi diye ölmüştür
merdivenlerin tepesinden
hızlı ve hareketli
ölmüştür

8.
Abdulâhet
Kuzgun
Acar’dır
ve Allah’ın kuzgun bir kuludur.

Zafer Yalçınpınar
5 Ocak 2008

***

***

Demir, çivi, tel ve ahşap gibi malzemeler kullanarak gerçekleştirdiği yapıtlarıyla tanınan heykeltıraş Kuzgun Acar geçirdiği beyin travması sonucu 3 Şubat 1976’da İstanbul’da öldü. 1928’de İstanbul’da doğan sanatçı, 1948’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümüne girdi ve Prof. Belling’in öğrencisi oldu. Daha sonra Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu’nun atölyesine geçerek öğrenimini onların yanında tamamladı. Öğrencilik yıllarında Bara’nın sanat anlayışından etkilenerek soyut çalışmalara yöneldi ve ilk çalışmalarını geometrik-soyut tarzda verdi. Mezun olduktan sonra serbest çalışmaya başladı ve aynı yıl ilk kişisel sergisini düzenledi (1953). Demir, çivi, tel ve ahşaba heykellerinde hayat veren sanatçı soyut anlayışla lirizmi birleştirerek diğer meslektaşlarından farklı yapıtlar üretti. Çivilerle gerçekleştirdiği bir çalışması, 1961’de Paris Bienali’nde birincilik kazandı ve ödülle birlikte verilen bursla Fransa’ya gitti. 1962 yılında Paris Modern Sanatlar Müzesi’nde, 1966 yılında ise Rodin Müzesi’nde eserlerini sergiledi ve bu sergileri sayesinde Avrupa sanat çevrelerinde de tanındı. Tiyatro oyunları için masklar ve mimariye bağlı panolar da üreten Acar’ın, 1975’te Paris’te Mehmet Ulusoy tarafından sahnelenen  Kafkas Tebeşir Dairesi (B. Brecht)  adlı oyun için yaptığı masklar, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki “Kuşlar” rölyefi ve Ankara Emekli Sandığı Gökdeleni’nin cephesindeki tunçtan kabartması bu alanlardaki en önemli çalışmalarıdır.

Ayrıtılar için bkz;  https://www.kuzgunacar.com/yasami.htm

Ayrıca bkz;  https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=kuzgun-acar

*

Oca
31
2010
0

Konuşuyoruz, söyleşiyoruz; “Neyse O!” (6 Şubat)

Konuşuyoruz, söyleşiyoruz. Her şey üzerine; “Neyse O”
İşimize bakmıyoruz, göğe bakıyoruz…
Gelmeyecek olanı -hâlâ- bekliyoruz. Bekleriz de.

Not: Etkinlikte kısa metrajlı bir “Ece Ayhan” sunumu gerçekleştirilecektir. Katılımcılara, “parola” karşılığı kitap ve dergi hediye edilecektir. Parola, “Evvel Fanzin”dir.

Yer: Deniz Müzesi, Beşiktaş-İstanbul
Zaman:6 Şubat 2010 Cumartesi / Saat: 14:30

Facebook Etkinlik Bağlantısı: https://www.facebook.com/event.php?eid=283167771303

Oca
31
2010
0

Çekirdek Sanat Karma Sergi (3-11 Şubat 2010)

3-11 ŞUBAT 2010
ÇEKİRDEK SANAT KARMA SERGİ

Deniz Müzesi, Beşiktaş


Duygu Arat, Sanja Sarıkaya, Pelin Türker, Ayşe Önuçak, Nalan Türkeli, Okan Sabuncular, Hüseyin Rüstemoglu, Aysun Karasu Çavuş, Zafer Yalçınpınar, Özden Arkun, Günseli Yetkin, Serpil Akgün, Füsun Yeremyan, Nazan Dizen, Zeynep Akoğlu Sertbaş, Gülsüm Kökten, Serkan Yolcu , Alper Özarılı, Zeynep Özmen Ünlü , Meral Pekün, Birgül Özçelikci Taşören, Aysun Yenice, K.Muzaffer Gençer, Serkan Yolcu,  Aliye Arslan, Şehnaz Aykaç, Vedat Özcan, Zeynep Akoğlu Sertbaş, Yasemin Eskici, Rukiye Üstündağ, Gamze Kuyumcu, Necmiye Ergen, Sevda Arat

Açılış: 3 Şubat 2010  / 17:30 – 19:30

Deniz Müzesi Komutanlığı Ana Teşhir Binası / Beşiktaş – İstanbul

*

Facebook Etkinlik Bağlantısı: https://www.facebook.com/event.php?eid=296357293713

*

Oca
24
2010
0

Unutmadık!

(…)
Özgürlüge adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz,
ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi, UNUTMA BİZİ!

Uğur Mumcu
(1942-1993)

Oca
18
2010
0

“Trucks carry melons” (Poetry Scores)

St. Louis’den Chris King ve  Poetry Scores taifesi, Murat Nemet-Nejat’ın İngilizce çevirisiyle birlikte birçok “Orhan Veli” şiirini uyarlayarak şarkılaştırmış… Örnek olarak, “Trucks carry melons” adlı şarkının MP3’üne https://www.box.net/shared/f7ojbpafo4 adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Poetry Scores taifesi, daha önce çeşitli Ece Ayhan şiirlerinin çevirilerinden oluşan “Blind Cat Black” projesini gerçekleştirmişti.
(Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=399)

Oca
05
2010
0

Video-Sergi: “Astrid Rieger” ve “Vast Forward”

Kurye Video Organizasyonu, Ocak 2010’dan itibaren arşivinde öne çıkan sanatçıların kişisel sergilerine ve yabancı partner organizasyonların seçkilerine ev sahipliği yapacak. 09-30 Ocak tarihleri arasında gerçekleşecek olan ilk sergi, Almanya’da yaşayan Romanya asıllı genç video sanatçısı Astrid Rieger’in işlerini sunacak. 06-27 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek Vast-Forward isimli ikinci sergi ise Hollanda’nın Lahey şehrinden Kurye Organizasyonuna benzer bir oluşum olan 1646’nın arşivinden seçilmiş işlere ev sahipliği yapacak.

Bkz:  https://www.kuryevideo.org/projects.php?section=27

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com