“YAŞADIM” DİYEBİLMEN İÇİN
NÂZIM HİKMET 113 YAŞINDA !
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan tüm NÂZIM HİKMET ilgilerine https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.
“YAŞADIM” DİYEBİLMEN İÇİN
NÂZIM HİKMET 113 YAŞINDA !
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan tüm NÂZIM HİKMET ilgilerine https://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.
ŞİİRLER:
Dayanıksız (Dünya)
https://bit.ly/dayaniksizKonuş/ân Kimse
https://zaferyalcinpinar.com/s110.htmlAnlam/az
https://zaferyalcinpinar.com/s109.htmlHeybeli’de Kış Mevsimi
https://zaferyalcinpinar.com/s108.html
KİTAPLAR:
ÇALMAYAN, Eylül 2014
İNCELEMELER:
Oktay Rifat’ın Önemi
https://zaferyalcinpinar.com/i30.htmlEce Ayhan’ın Yeşil Mürekkep’le Yazılmış Şiirleri
ya da Tetiklenmemiş Başlangıçlar
https://zaferyalcinpinar.com/i31.htmlYeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı
https://bit.ly/haksizlik
SÖYLEŞİLER:
“Sait Faik Araştırma Atölyesi ve Bilişsel Haritalama Üzerine…” (Ö. Duygu Durgun) https://evvel.org/soylesi-sait-faik-arastirma-atolyesi-ve-bilissel-haritalama-uzerine-o-duygu-durgun
“Eren İnan Canpolat ile “özgür bakış açısı” üzerine…” https://evvel.org/soylesi-kendi-yayinlari-ile-ozgur-bakis-acisi-uzerine-eren-inan-canpolat
“H. Can Yücel ile adalar kültürü üzerine…” https://evvel.org/soylesi-adada-yasamak-denizi-yasamaktir-huseyin-can-yucel
BULUNTULAR: https://evvel.org/category/buluntu-efemeralar
SAİT FAİK ARAŞTIRMA ATÖLYESİ ve BİLİŞSEL HARİTALAMA:
Türkiye’de, edebiyat alanına yansıyarak Sait Faik odağında gerçekleştirilen ilk “Bilişsel Haritalama” çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgilere https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Sait Faik Araştırma Atölyesi’ne ilişkin ayrıntılı bilgiler ile atölyenin diğer faaliyetleri için https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-arastirma-atolyesi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Meşhur Manyaklık!
Zafer Yalçınpınar Oto-Almanağı (2006-2014)
bkz: https://bit.ly/zypalmanak
Hamiş:
Zafer Yalçınpınar’ın kişisel web sitesine https://zaferyalcinpinar.com adresinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca, Yalçınpınar’ın tüm kitapları ise şu adreste yer alıyor: https://zaferyalcinpinar.blogspot.com
evde yıkım besliyorum, harfler öğretiyorum ona
adınla başlayan cümleler kuruyoruz, yerle bir oluyorum
benimle balkondan atlar mısın?
söz, düşmeyiz.
dünya bir değişiyor, bir ketum.
dünya altını pisliyor, rejim çöktü
ben seni sevmeye yetkili kişiyim.
(…)
bazenhiç düşünemiyorum seni düşünmekten
bazenhiçbir şey ve sadece seni seviyorum falan
(…)
çayını tazeledim uzat dudaklarını
içinde şarapla yürüyen aşıklar var
sanırım dolunay yine iyi geçmiyor
üstelik seni seviyorum falan
yeni bir karanlık gözlerini sakla,
Müslüm Çizmeci
“Sana Sevmek Falan”
At Kafası, Sayı:5, Aralık-Ocak 2014/2015, s.30
Bugünlerde, hem sağda, hem de sol tarafta, kanonik bir şekilde sızlanan, mevcut edebiyat aurasından şikâyet etmeye çalışan bir “büyük başlar takımı” fark ediliyor. 10-15 yıl boyunca Yeni Kapitalizm’in numaralarıyla palazlanan bu bezirgânlar çetesi, popüler kültürden yakınmaya, gençleri suçlamaya, yeşeren yeni yaprakları, uzayan ve güçlenen özgür dalları, damarları reddetmeye, özgür kalemlerin, sıkı şiirlerin önünü kesmeye yönelik bir “yadsımacılık” içerisinde debelenmeye başladılar.
Geyik adamlara “hakikatle” sesleniyorum: Edebiyat aurasındaki tüm kötülüklerin ve vasatlıkların kaynağı sizin “yeni sinsiyet” dolu mevcudiyetiniz. Edebiyatın özündeki iyilikte, kalb ve vicdan yolunda, yaşamsal, dilsel ve felsefi beceride zerre kadar emeğiniz, çalışmanız olmamıştır, yok! O uzun ellerinizden, kötücül sekretaryanızdan sinsiyet ve mezalim aktı, akıyor. Edebiyata melanet bulaştırdınız. Şimdi de oturmuş, mezalim alanına çevirdiğiniz “edebiyat ortalığı” hakkında sızlanıyorsunuz.
Bitik adamlara “hakikatle” sesleniyorum: Edebiyat aurasındaki tüm kötülükleri siz yarattınız ve beslediniz. Bu topraklardaki medeniyetin, tarihin, şiirin, hakkaniyetin ve ahlâkın gücüne yaslanacağınıza “piyasa ve iktidar” oyunlarına yaslandınız, insanları yemlemeye çalıştınız. İktidarla birlikte hırslandınız, horozlar gibi kabardınız. Piyasaya ve iktidara önce yandaş, sonra da paydaş oldunuz. İktidarla ve kötülükle salon dansları icra ettiniz. Her türlü iktidarı ve garazı kendinize “eş” seçtiniz. Şimdilerde piyasanız ve kafanız “bozuk” diye sahici insanları (insan olarak kalanları) suçlamaya çalışıyorsunuz. Şiiri ve edebiyatı bir “bezirgân oyuncağı”na çevirdiniz. Haksızlık yordamını, her türlü kötülük enstrümanını devreye soktunuz. “Yeni Sinsiyet Tipolojisi” olarak tanımladığımız bir haysiyetsizliği “İşte bu iyi edebiyatçıdır!” diye yutturmaya, tutundurmaya ve piyasalandırmaya çalıştınız. Tutmadı, tutmayacak.
Şunu kafanıza mıhlayın: “Siz insan değilsiniz, eşyasınız.” Eşya eskimeye mahkûm ve mecburdur. Çöplüğe gitmek yerine, sahibiniz tarafından bir antikacıya ya da bir müzeye satılmak istiyorsunuz. Tüm debelenmeniz, tüm derdiniz bundan, görüyoruz.
Gidin köşenizde oturun. İmgelemin özgürleşmesine vesile olan “sıkı şiir”i ve şairleri suçlamayın. Sahici insanlığa ve sıkı şiire karşı içinizde yarattığınız garazlar, içinizi kemirmeye devam edecek.
Sahicilikle
—
Edebiyat alanına ürün sunan özgür yayıncılık platformları düşünüldüğünde, editoryal başarı kapsamında en güçlü ve kaliteli örneklerden biri olan Kendi Yayınları‘nın editörü Sn. Eren İnan Canpolat ile önemli bir “söyleşi-yazışı” gerçekleştirdik…
– –
Zafer Yalçınpınar: Kendi Yayınları’yla tanışıklığımın mihenk noktasında iki şey var. İlki, Daniil Kharms’ın “Olan Biten” adlı öyküleri… Bu öykülerdeki imkânsız dil ile öykülerin karakterlerindeki heykelsi donukluğun tuhaf ve yoğun enerjisini fark edince, yahu, dedim kendime, nasıl olur da bu yazarı bilemem? İkinci nokta ise, dijital yayıncılık tercihi açısından Kendi Yayınları‘nın duruşundaki pürüzsüzlük ve dolaysızlıktı… Kendi Yayınları, eğer kişileşseydi, Daniil Kharms’ın bir karakteri olabilirdi sanki. Kendi Yayınları’nın kurulmasında Daniil Kharms’ın “Olan Biten” çevirisinin tetikleyici bir önemi var, öyle seziyorum. Nerelerde yanılıyorum?
Eren İnan Canpolat: Kendi Yayınları’nın kuruluşuyla Kharms çevirileri arasında bir bağ olduğu doğru, ne var ki bunun, birinin diğerini tetiklediği kaçınılmaz bir bağ olduğu söylenemez. Kharms’ın öykülerini, esas olarak, uzunhikaye.org‘da tartışılmak üzere çevirmiştim. O çalışma bitti, ama öyküler aklımdan çıkmadı. Düşük tempoda düzeltmeler yapmaya devam ettim. Çevirileri İngilizceden yaptığım için içim bir türlü rahat etmiyordu. Zaman buldukça, deyim yerindeyse, didikliyordum. Jankelevich’in çevirisindeki –“Today I Wrote Nothing: The Selected Writing of Daniil Kharms, 2007”- açıklayıcı notlar çevirileri geliştirmemde oldukça yardımcı oldu. Böyle böyle Kharms çevirileri sona yaklaşıyordu… Özgür yazılım üzerine yoğun biçimde düşünmeye başlamam da bu döneme rastlar. Özgür yazılım yabancısı olduğum bir şey değildi. Ama toplumsal etkisinin sandığımdan daha derin olduğunu görüp şaşırdım. Hem merkezindeki özgürlük düşüncesi hem de o düşünce etrafında bir araya gelen toplulukların işleyiş biçimi etkileyiciydi. Böylece iki şey bir araya geldi: Elimde yayımlanmaya hazır bir kitapçık vardı ve özgür yayıncılığın geliştirilmesi gerektiğini düşünüyordum. Bu düşüncelerle kitabı önce Kharms’la ilgileneceğini düşündüğüm, daha önce dijital kitap yayımlamamış bir yayınevine önerdim (ücretsiz dijital kitap olarak yayımlanmak üzere). Onlardan olumlu cevap alamayınca iş başa düştü. Bir lisans seçip kitabı dolaşıma soktum. Fakat, dikkatli gözlerin fark edeceği gibi, seçtiğim lisans -kitabın ücretsiz okunup dağıtılmasına izin veriyorsa da- özgür bir lisans değil. Bu, üzerine düşündüğüm fakat henüz bir sonuca varamadığım bir konu. Böyle bakınca Kendi Yayınları’nın özgürleşmeye çalışan bir yayınevi olduğu söylenebilir sanırım. Bu işe Kharms’la başlaması da hoş bir tesadüf oldu, diye düşünüyorum. Kharms yazdıklarının yayımlanması konusunda pek umutlu değildi. Söz gelimi, Olan Biten’deki öyküler belirli bir bütünlük içinde olsalar da, aslında Kharms’ın bunları yayımlamayı hiç düşünmediğini varsaymak için çok nedenimiz var. Şiirde de benzer bir durumdan söz edilebilir mi? “Kitap projesi” denen şey şiire pek uygun değilmiş gibi geliyor bana. Şiir kitabını sonradan şekil alan bir şey olarak anlıyorum. Ama hep böyle midir?
Z.Y.: Çok doğru ifade ettin aslında; şiirin projelendirilecek “pro-eject” türden ‘endüstriyel’ bir varoluşu yok. Bir ideolojiyi, büyük bir mücadeleyi çevreleyen şairler, şiirler için hiçbir zaman olmamış zaten… Bu şairlerde -kendileri farkında olmasalar da, ve bu ifadeyi ben pek sevmesem de- iktidar ve gaddarlık karşıtlığı ekseninde tarihsel bir ‘konsept’ oluşuyor. Örneğin, Nâzım Hikmet’in “Kurtuluş Savaşı Destanı” veya “Memleketimden İnsan Manzaraları” bir kitap bütünlüğü olmaksızın yayımlansalardı, okuyucu ve kuşaklar üzerinde böylesi süreğen bir etki bırakamazlardı. İşin kökünde dilsel ve çok önemli bir faktör daha var: Şiir, bir üst-dil -aşkın dil- türüdür. Bunun nedeni de düzyazı gibi bütünüyle “t” ânında ‘semantik’ bir duruşu olmamasıdır. İmge yoğunluğu ya da imgesel alan derinliği düzyazıdan fazladır şiirin… Yani sadece “t” ânındaki “t anlamları”na yaslanmaz. Gerçekte, ‘geleceğin dili’ olarak kendini ve yaşamı yeniler. Ya da şöyle diyelim; “t” ânında “t’nin artı eksi x anlamlarının tümüne” yaslanır. Bu nedenle, bugünden o dilin kimyasını, bir şiir kitabının kimyasını okuyucunun ‘konsept’ olarak kafasında oluşturması “t” anında, eşanlı olarak, pek mümkün değil. Bu söylediğim açının da en güzel örneği Ece Ayhan ve kitaplarıdır: “Kınar Hanım’ın Denizleri” ve “Bakışsız Bir Kedi Kara”. Bir 30 sene kadar Ece Ayhan’ın iktidar ve gaddarlık karşıtlığı üzerine kurduğu imgesel alan derinliklerini okuyucu da eleştirmen de editör de anlamamış. Ece Ayhan poetikası “t+30” anında kendini göstermiş. Şimdilerde Ece’nin ‘konsept’i anlaşıldı ve konuşma dilinde -hatta siyasette bile- yerini aldı. Aslında tüm İkinci Yeni şiirinde bu üssel başarı vardır. Bununla birlikte, söylediklerimi hem doğrulayan hem de geçersiz kılan bir İkinci Yeni şairi var: İlhan Berk. Bazı kitapları gerçekten de “kitap projesi” bütünlüğü taşımıyor. Yani aslında bir kitap projeksiyonu yok o bazı şiirlerin… Ama bazı kitaplarında da tam tersidir: “Mısırkalyoniğne”, “Pera”, “Galata”, “Kül”, “İstanbul”… Bir de sanırım, insanlık üzerinde müthiş bir endüstriyel etki, pragmatik baskı var. Yani biliyorsun, bir tür mühendislik ve matematik baskısı. Bu baskıyla ve strateji hastalığıyla insanlar konuları, olayları, tarihi, diğer insanları, kısacası her şeyi unsurlarına ayırmaya ya da birleştirip ele almaya çalışıyorlar. Bir lego oyuncağı gibi, sök tak, uydu uymadı, oldu olmadı vs… Şiir böyle bir şey değil, olmamalı. Buradaki fabrikasyon tehlike görülmeli. Belki de Kharms bunu görmüştür… Gördü mü gerçekten sence? Ayrıca, cevabının içerisinde “özgür yayıncılık” konusuna ilişkin bir tereddütü dile getirmişsin. Bu tereddütü biraz açar mısın? Nedir o lisansın özellikleri? Sonuçta, bir yazının ya da kitabın kapitalizmin vahşeti içerisinde bir ‘anamal veya meta’ olarak dolaşmaması yeterince büyük, özgür bir adım değil midir?
E.İ.C.: Edebiyatta fabrikasyondan söz edilince benim aklıma ilk olarak “yaratıcı yazarlık” geliyor. Onun yaygınlaşması da esas olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrasına rastlıyor sanırım. Dolayısıyla, Kharms’ın bu tehlikeyi görmüş olduğunu iddia etmek kolay değil. Yine de, her avant-garde yazar gibi Kharms’ın da anaakım sanatın değerlerine ve “tüketim”ine mesafeli durduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özgür yayıncılık meselesine gelince… Creative Commons’ın özgür kültürel eser tanımı dört temel özgürlükten oluşur. Bunları kısaca açıklamaya çalışayım: 1. Eseri dilediğiniz gibi kullanma özgürlüğü: Özgür bir kültürel eseri istediğiniz amaca uygun olarak -ister kişisel ister ticari olsun- kullanabilirsiniz. Lisans, eserin ticari kullanımını kısıtlamamalıdır. 2. Eserin içerdiği bilgiyi dilediğiniz gibi kullanma özgürlüğü: Özellikle teknik eserlerin -araştırma, teknik dokümantasyon- içeriğini kullanarak yeni araştırmalar yapabilme, teknik bilgileri kullanarak yeni sistemler geliştirebilme özgürlüğü. 3. Eseri dilediğiniz gibi dağıtabilme özgürlüğü: Eseri internette paylaşabilir, yeniden yayımlayabilir, basıp satabilirsiniz. 4. Eserin türevlerini üretme özgürlüğü: Eseri editoryal olarak düzenleyebilir, üzerinde değişiklik yapabilir, ya da eserden hareketle yeni eserler -roman serisinin ardılları gibi- üretebilirsiniz. Kendi Yayınları’nın kullandığı lisans iki yerde bu tanımla çelişiyor. Birincisi ticari kullanıma izin vermemesi, ikincisiyse editoryal düzenlemeyi kısıtlaması. Kişisel olarak ticari kullanımla ilgili bir sorunum yok. Gerçek anlamda özgür bir lisansın metalaşmayı da engelleyeceği düşüncesindeyim. Bu nedenle, yakın gelecekte ticari kullanıma izin veren bir lisans kullanmayı planlıyorum. Öte yandan editoryal düzenlemeye izin verme henüz ikna olabildiğim bir özgürlük değil. Teknik eserler için anlaşılır geliyor, fakat edebiyat alanında uygulamasının nasıl olacağını kestiremiyorum. Üstelik yazılı eserlerin kullanımıyla ilgili oturmuş bir sistem var; alıntı yapma, kaynak gösterme vb. kurallar çoğu zaman eserlerin bilgi birikimine katkıda bulunmaları için yeterli oluyor. -Akademik dergilerin ve yayın dizinlerinin kurduğu tekelin ayrı bir tartışma konusu olduğunu düşünüyorum.- O nedenle, bu özgürlük üzerine düşünmeye devam ediyorum. Kendi Yayınları’nın özgürleşmeye çalıştığını söylerken kastettiğim de buydu. Bu dört temel özgürlük bir ölçüde, hikâyelerin dilden dile değişerek yayıldığı sözlü kültürü anımsatıyor. Yazılı kültür hayatımıza egemen olana dek kültürel birikimimizin oluşabilmesini büyük ölçüde hikâye anlatıcılarının bu özgürlüklerin hepsine sahip olmasına borçlu değil miyiz? Buradan hareketle şunu merak ediyorum: Yazarların, şairlerin sözlü kültürün özgürlüklerini yeniden benimsemeleri mümkün olabilir mi? Bunun önündeki engeller neler olabilir?
Z.Y.: En başta günümüz “piyasa” şairlerinin, yazarlarının yani daha doğrusu etrafta “Ben şairim-yazarım-ünlüyüm!” diye bağıranların, gezinenlerin takındığı tuhaf tavırlar ya da bu zevatların ontolojik-tarihsel çelişkileri, söz ettiğin özgürlüğün önünde çok büyük bir engel… Şiirin ve şairin varoluş ya da yok oluş tanımları -veya tüm bu meselelerin tanımlanamazlığı, tanım tutmayışı- en az iki bin yıldır süren ve felsefi boyutta tartışılan ontolojik bir konu… Dilsel, tarihsel, toplumsal olarak çok büyük, çok önemli bir kapsamı, etkisi var. Ama bugünün, yakın tarihimizin şairleri -ideolojik mücadele verenlerden bazılarını özellikle sözlerimin dışında tutarak ifade ederim ki- konuyu iktisadi bir varoluş biçimi haline getirdiler. Yani, kitapları çok okununca, çok satınca, tanıtım dergilerinde, televizyon programlarında, köşe yazarlarının ağzında çeşitli atıflarla boy gösterince şairliklerinin, şiirlerinin hem toplumsal hem de edebi olarak “tescillendiğini” sanıyorlar. Yani bu zevatlar, betiklerine bir iktisadi tanınırlık yüklediklerinde, edebi anlamda bir tescile, başarıya kavuştuklarını düşünüyorlar. Aynı pragmatik iktisadi tavrı, yazar örgütleri ve yayıncı birlikleri de yükleniyor. Yazar örgütü, kendisine üye olan yazar sayısını arttırdıkça varoluşunu anlamlandırdığını, üye yazarlarını ve şairlerini de edebi olarak tescillediğini sanıyor. Yayıncı birlikleri de -üyelik anlamında- yayın sayısını, yayınevi sayısını ve yayınevlerinin kârlarını arttırdıkça, edebiyatın gelişiminde aynı oranda bir katkı oluşacağını düşünüyorlar filan… 19. yüzyıldan beri bir “iktisadi çerçeve” oluşturmaya çalışıyorlar edebiyat ve şiir için… Bu çerçeveyi, aslında, devlet düzeneği de istiyor: Modellenebilir, kontrol edilebilir, denetlenebilir, ödüllendirilebilir ve tabiî ki cezalandırılabilir bir “edebiyat çerçevesi” istiyorlar… Dilin, kültürün, edebiyatın ve tahayyül gücünün sınırlarını belirlemek istiyorlar. Tüm bu melanet fotoğrafına karşı yeni nesil dijital platformların özgürlük adına kullanılması ve Creative Commons lisansı, senin de bahsettiğin mevcut kısıtlarına rağmen çok önemli bir yolculuk… Kurtuluş patikasına “büyük bir adım” olarak görüyorum bunu ben… Ece Ayhan’ın hayatından biliyorum, sıkı şiirin ve sahici edebiyatın bu topraklarda, bir iktisadı ya da maliyesi yoktur. Mülkiyesi de yoktur! İktisadi kapsamda çok açık söylüyorum ki devletle bir işi de yoktur, olamaz da. Çünkü -dilbilimsel açıdan bakıldığında- yazılı kültürün okuyucusu veya sözlü kültürün dinleyicisi, bir meta tüketicisi türü değildir. Yaşamın tözünü kavramaya ve bu tözün gelecek salınımlarını tahayyül etmeye çalışan insanlardır sadece… Sahici insanlık diyelim buna: İktidarı ve gaddarlığı yok eden bir dilin nasıl örüldüğünü anlamaya, görmeye, zihninde resimlemeye, imlemeye çalışan sahici bir insanlık… Geleceğin dilini, yaşamın tözünü ve hakikati zihninde yerlemlemeye çalışan bir insanlıktır bu… Ben bu noktada hem içerik, hem birliktelik hem de dağıtım anlamında Kendi Yayınları’nı ve katılımcı derlemelerini de çok önemsiyorum. J. D. Salinger’ın öyküleri, Hüseyin Cöntürk’ün mektupları, “Ahiku Dünya” ve “Kızlı-Erkekli” bütünsel açıdan önemli çatkılar… Çok önemli bir şeyi ve alt-kırılımlarını öğrenmek istiyorum: Kendi Yayınları’nın vizyonu, uzgörüsü nedir? Benimsediği, savunduğu ve taşıyacağı temel değerler nelerdir? Hem içerik hem de teknik açıdan soruyorum bu soruyu…
E.İ.C.: Şu ifade Kendi Yayınları’nın mevcut durumunu doğru biçimde açıklıyor: “Kendi Yayınları telif sahiplerinin kendi eserlerini yayımlayabilmesi için oluşturulmuş ne idüğü belirsiz bir platformdur.” Bu bir tembelliğin de ifadesi aslında: Yayınevini kurmadan önce vizyon ve değerler üzerinde çalışıp bunları en baştan ilân etmektense, işleri zamana bırakıp bu sorunlarla yeri gelince, gelirse eğer, ilgilenmek gibi pratik bir düşünce yatıyor gerisinde. Değerlerin ilân edilmemiş olmasıyla var olmaması aynı şey değil elbette; Kendi Yayınları her kitabın sorgusuz yayımlanacağı bir yer değil. Ama yayınevinin kimliğinin oluşturulması konusunda kendini belli eden acil bir ihtiyacın varlığından söz etmek de zor. Dolayısıyla, şu aşamada, yayınevinin etkinliği daha çok kişisel yatkınlıklar tarafından belirleniyor (söz gelimi, şiir konusunda girişken olmamasının nedenlerinden biri bu). Bunun değişmesi, Kendi Yayınları’nın yayın kuruluyla, editör kadrosuyla dört başı mamur bir yayıncı olması istenmeyecek şey değil, ama bunun için ortada bir ihtiyaç olduğundan pek emin değilim henüz.
Z.Y.: Ben öyle düşünmüyorum. En basitinden, bendeniz Zafer Yalçınpınar özel bir ihtiyaçla Kendi Yayınları’nın kapısını tıklattı: Basılı, kâğıttan yayıncılık ortamının ihtiva ettiği editöryal kırıtışların, yalancılığın, ticarileşmenin, ödüllendirme düzeneklerinin, eskimiş ve yanlış tanımlanmış süreçlerin ve en hafif deyimiyle “çeteleşmiş” oligarşik mevcudiyetin kötücül statükosunda yer almak istemiyordum ve Çalmayan Şiir‘le birlikte Kendi Yayınları’na geldim. Bugün düğmeye bassak, demin saydığım nedenlerle Kendi Yayınları’na gelecek hatırı sayılır yazar ve şairler olduğunu biliyorum. Son olarak, Ulus Baker’in önemli bir metnini yayımladı Kendi Yayınları… Söyleşimizi, Ulus Baker’in bu metninin yayım süreciyle ilgili sizden bilgi alarak noktalamak istiyorum.
E.İ.C.: Kendi Yayınları’nın dijital yayıncılık içinde özgür bir adacık oluşturması, tartışan, eleştiren, üreten bir kolektife dönüşmesi benim hayal etmeye bile çekindiğim bir şey. Ama ‘Çalmayan Şiir’i yayımlama deneyimi bu konuda umutlu olmak gerektiğini düşündürüyor. Yürekledirici sözleriniz için teşekkürler. Ulus Baker’in kaleme aldığı Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme, bana kendini sık hatırlatan bir eser. Sanırım her şeyden çok o nedenle düzgün bir dijital kopyası olsun istedim. Basılı kopyasını isteyenler Ege Berensel’in İletişim Yayınları için derlediği “Dolaylı Eylem” kitabını edinebilirler. Bir de Ulus Baker’i anmak, onu yeniden hatırlamak için. Dahası, bu küçük kitabın, Ulus Baker’i tanımayanlar için iyi bir tanışma aracı olacağını düşünüyorum. Sosyal medyada şimdiye dek kitaba gösterilen ilgi son derece olumlu… Bitirirken, bu güzel söyleşi boyunca gösterdiğiniz sabır için teşekkür etmek istiyorum.
Z.Y.: Asıl ben teşekkür ederim. Kendi Yayınları’nın yolculuğunun sonsuz olmasını diliyorum.
13.11.2014
Bilindiği gibi ISSUU adlı özgür yayıncılık platformuna Türkiye’den erişim Haziran 2014 itibariyle kapanmıştı. Nihayetinde, altı ay sonrasında, ISSUU’ya erişim açılmış. EVV3L kapsamında yayımlanan özgür neşriyatların çoğuna rahatlıkla ulaşabilirsiniz. ISSUU indeksimiz şurada; https://evvel.org/issuuindeksi.pdf
İyi okumalar dileriz.
TÜMÜ: https://issuu.com/adabeyi/stacks
Bir başka açı: https://issuu.com/adabeyi/docs
Poetika Çalışmaları:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/6cc6f435415a464d9eba0db4df99fa36İlhan Berk:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/c2b1fa63e4c346d19ecc44b103b1efc4Ece Ayhan:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/f9d46897391e4a149f049bb2f9bb3429Oruç Aruoba:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/f2f581b69b384146b884bd16bacba1dbNâzım Hikmet:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/1110a4596883472686d1d596a2fb5ed8Sait Faik:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015Efemera:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/cca6a7f6f35340538c1b928696e3db46Zafer Yalçınpınar:
https://issuu.com/adabeyi/stacks/2e4af15d47ca432f832b35de0ecfd80a
“21’inci Yüzyılda Kapital kitabının yazarı Fransız iktisatçı Thomas Piketty, Fransa’nın en bilindik madalyası olan Legion d’Honneur’ü (Onur Lejyonu) “Devletin görevi kimin onurlu olduğunu belirlemek değil” diyerek reddetti.”
Bkz: https://haber.sol.org.tr/dunya/thomas-piketty-legion
-dhonneuru-reddetti-104385
Bkz: https://zete.com/thomas-piketty-legion
-dhonneur-nisanini-reddetti/
Bkz: https://onedio.com/haber/fransiz-ekonomist
-piketty-legion-d-honneur-u-reddetti-429277
Meşhur Manyaklık!
Zafer Yalçınpınar Oto-Almanağı (2006-2014)
bkz: https://bit.ly/zypalmanak
Bu sene birçok “haklı” çalışma gerçekleştirmişiz. Ama sanırım, en iyileri Çalmayan Şiir‘in yayımlanmasıydı. Sait Faik Araştırma Atölyesi kapsamında yönettiğimiz ve Türkiye’de edebiyat alanına yansıyan ilk bilişsel haritalama çalışmalarını da çok önemsiyorum, 3. sıraya koyuyorum…
Bunların dışında, “eşya olmadığımızı, insan olduğumuzu vurgulamak” adına bu yıl yaptığımız en iyi şey, icra edilen melaneti, yalanı ve ahlaksızlığı görüp “utanç” duygumuzu kaybetmemek… 2014’te hakikat yolundaki kalb ile vicdan arayışımızı sürdürmeye çalıştık: “Haksızlık Yordamı”na karşı durduk.
2015 yılının birçok “yıkım” getireceğini düşünüyorum, hissediyorum. Mezalim başladığında eşya olmamaya özen gösterin; insan olmaya veya insan kalmaya çalışın.
Herkes için umut dolu bir 2015 diliyorum.
Sahicilikle
Zy
Son birkaç gündür yaşanan “Nazım Hikmet Araştırma Merkezi” meselesi hakkındaki fikirlerimi -kısa da olsa- yazmalıyım; bu konuda sessiz kalamayacağım.
Murat Gülsoy, Boğaziçi Üniversitesi çevresini, cemiyetini ve aksiyonlarını bilen, Boğaziçi’nde öğrenci olmuş, dergi çıkarmış, akademik personellik yapmış, ama bu olumlu yönlere karşın, Nâzım Hikmet’i pek bilmeyen, yakından tanımayan bir isimdir. Tıpkı “Boğaziçi” gibi “marka değeri” yüksek biridir. Araştırma merkezinin yönetiminden ayrılanlar veya uzaklaştırılanlar ise Boğaziçi kafasını/markasını/cemiyetini pek bilmeyen ama Nâzım Hikmet’i sıkı sıkıya bilen, araştıran, Nâzım Hikmet’i içselleştirmiş kişilerdir. Bu tip yönetimsel uyumsuzluklarda merkezin kuruluş esaslarına, stratejik planlarına ve maksadına bakılır. Kuruluş aşamasında “içerik” her zaman daha önemlidir ve önceliklidir. “İçeriğin gücü” fark yaratıcıdır ve “büyük adımlar, sıçramalar” sağlar. Araştırma Merkezi’nden ayrılanların -yani içeriksel açıdan itiraz edenlerin- davranışını haklı buluyorum. Bence araştırma merkezinden ayrılanlar bir tür “markalaşma” kafasına karşılar. Onlar için “Nâzım Hikmet”, Boğaziçi’nden daha önemli…
Sahicilikle
Zy
“Bir istifa… Nâzım Hikmet’in onurunu korumak için…”
(Cumhuriyet Gazetesi, 18/12/2014)
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/
165529/_N_zim_Hikmet_ne_derdi_..__dedi__istifa_etti.html
Bir istifa daha; “Orhan Pamuk yanlış biliyor…”
(Cumhuriyet Gazetesi, 19/12/2014)
Bkz: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat
/166688/_Orhan_Pamuk_yanlis_biliyor_.html
(SoL Portal, 20/12/2014)
Bkz: https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/bir-istifa
-daha-orhan-pamuk-yanlis-biliyor-103502
“Bu bizim Nâzım’a Karşı Sorumluluğumuz”
(SoL Portal, 19/12/2014)
https://haber.sol.org.tr/turkiye/bu-bizim
-nazima-karsi-sorumlulugumuz-103411
#çArşıYalnızDeğildir
“İnsanlık ve hakkaniyet, çarşının vicdanıyla omuz omuzadır.”
Bkz: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/163209/
cArsi_dan_aciklama__La_biz_size_n_ettik_.html

Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin beşinci bölümü 14 Aralık’ta Kadıköy-Akademi 1971 Kitabevi’nde gerçekleştirildi.
Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” adlı hikâyesinin merkez alındığı atölye çalışmasında çeşitli sosyolojik, psikolojik, dilbilimsel ve edebî çözümlemeler etkileşimli olarak katılımcılar tarafından dile getirildi. Seri oturumlar sonucunda ortaya çıkan 40’a yakın kavram ve kavramlar arasındaki etkileşimler altı adet bilişsel haritayla temsil edilerek araştırma sürecine dâhil oldu.
Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına dair yeni bulgular ile bakış açıları elde etmek amacıyla, Sait Faik Müzesi çevresince gönüllülük esasında yürütülen “Sait Faik Araştırma Atölyesi”, kavramsal ve imgesel alan derinliğini genişleterek çalışmalarına devam ediyor.

Türkiye’de, edebiyat alanına yansıyarak Sait Faik odağında gerçekleştirilen ilk “Bilişsel Haritalama” çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgilere https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Sait Faik Araştırma Atölyesi’ne ilişkin ayrıntılı bilgiler ile atölyenin diğer faaliyetleri için https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-arastirma-atolyesi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.
Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına dair yeni bulgular ile bakış açıları elde etmek amacıyla, Sait Faik Müzesi çevresince gönüllülük esasında yürütülen “Sait Faik Araştırma Atölyesi” çalışmalarının beşinci bölümü 14 Aralık 2014 Pazar günü, Kadıköy-Akademi Kitabevi’nde devam ediyor…
14 Aralık’ta, 15.30-17.30 saatleri arasında, Kadıköy-Akademi Kitabevi’nde yürütülecek atölye çalışmalarında, Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta” adlı hikâyesi merkezinde bir oturum gerçekleştirilecek ve elde edilen bulgular ile kavramsal ilişkiler, Sait Faik Odaklı Bilişsel Harita ve diğer türev haritalara eklenecektir.
Türkiye’de, edebiyat alanına yansıyarak Sait Faik odağında gerçekleştirilen ilk “Bilişsel Haritalama” çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgilere https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Bilişsel Haritalama; belli bir konuyu odak alan öznel algıların birleşimi ile kavramlar, olgular, unsurlar arasında kurulan nedensellik ilişkilerini (nedenselliğin derecesini ve etkileşim yönünü) ortaya çıkarmaya yarayan bir grafik temsil/analiz yöntemidir.
Atölye çalışmaları kapsamında, şu ana kadar 21 katılımcının ortak uygulamalarıyla hazırlanan üç adet bilişsel harita taslağı bulunmaktadır. Çalışmalar sonucu elde edilen kavramlar ve kavramlar arası ilişkiler, yaklaşık 180 unsurdan oluşan ve atölye katılımıyla birlikte sürekli genişleyen/büyüyen Sait Faik Odaklı Bilişsel Harita’ya eklenmektedir.
Üzerinde çalışılan bilişsel haritaların listesi aşağıdadır.
Akademi Kitabevi şurada; https://4sq.com/10JMbDd
Facebook Etkinlik Bağlantısı; https://www.facebook.com/events/1511810755770530
Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.
Şu 50-60 yıldır süren edebiyat ödülleri ve kapitalizmin ödüllendirme sistematiği meselesinde, yıllardır aynı kötücül zihniyet, aynı profildeki tavukları, aynı yemlerle yemliyor, sonra da o yemlediği tavukları -itinayla- yoluyor, paketleyip piyasaya sunuyor… Ortada bir sürü ödüllü tavuk var/oldu yahu! Eh, tarihin, edebiyat tarihimizin bu kadar tavuğu, ödül arzını veya sistematik tavuk üretimini kabul etmeyeceği de aşikar… (Ödülsüz şair, yazar filan çok az, yani “ödülsüzlük” daha değerli hale geldi.) Nihayetinde, insanlarda göz var, izan var; mızrak çuvala sığmıyor. (Zavallı okurumuz, en azından, sayı saymayı, parmak hesabını filan biliyor, bilir!) İşte bu noktada, geçtiğimiz yaz aylarında, Taylan Kara ortaya çıktı, sıkı bir analiz-eleştiri getirdi ve edebiyat ödüllerinin mezalim ortamı ifşa oldu: Sahici bir insan, Taylan Kara, “Türkiye’de Edebiyat Ödülleri Nasıl Verilir” (https://www.gunzileli.com/2014/06/30/taylan-karaturkiyede-edebiyat-odulleri-nasil-verilir/) başlıklı ve son derece önemli bir yazı kaleme aldı. Yazı yaygınlaştı; mesele büyüdü. Bu sefer, “Yeni Sinsiyet” adını verdiğimiz “gizli” tipoloji, bu mezalim durumun ifşaatını önleyemedi de… Taylan Kara’nın ifşa ettiği mezalim ortamının ayrıntıları, internetten, gazetelerden, televizyon programlarından tutun da Cemal Süreya Derneği tarafından yayımlanan “Üvercinka” dergisinin 2. sayısına kadar yansıdı: https://www.aydinlikgazete.com/kultursanat/edebiyatta-tesvik-ve-odul-mafyasinin-kodlari-uvercinkada-h58316.html
Hoşuma gidiyor böylesi olaylar…
Çünkü “bu daha başlangıç”, mücadeleye devam…
Ustamız Oruç Aruoba’nın, 6:45 Yayınları tarafından Ocak 1999’da yayımlanan “Ne” (Otuzaltı Tanzaku) adlı eserinde yer almayan bazı özel “Tanzaku”larına ve “Tanzaku” üzerine tanımlayıcı düşüncelerine, Haziran-Temmuz 2003 tarihli “Le poéte travaille” adlı dergide rastlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ustamız tarafından kaleme alınan “Göz ve Söz” adlı tanımlayıcı yazı ile bahsettiğimiz “Tanzaku”larına https://zaferyalcinpinar.com/gozvesoz.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.
Hamişler:
1/ Uzun zamandır, ustamız Oruç Aruoba’nın kaleme aldığı ve 1970’lerin ortasından günümüze uzanan çeşitli dergilerde yayımladığı felsefi yazılarını “bulmak” üzerinde çalışıyorduk. Sonunda, çalışmamızı tamamladık; https://evvel.org/ustamiz-oruc-aruoba-issuuda
2/ EVV3L kapsamında yayımlanan “Oruç Aruoba” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.
sanatatak.com taifesinden Ö. Duygu Durgun Hanım, Sait Faik Araştırma Atölyesi ve Bilişsel Haritalama çalışmalarımız ile bu çalışmaların yönsediği serim süreci hakkında detaylı sorular sordu, biz de memnuniyetle yanıtladık. “Kültür Sanat’ta Oligarşik Tahakkümü Reddediyoruz” başlığıyla öne çıkan bu söyleşi, 30/10/2014 erişim tarihiyle https://sanatatak.com/view/Kultur-Sanatta-Oligarsik-Tahakkumu-Reddediyoruz/1170 adresinde Duygu Hanım’ın ön-yazısıyla yayımlandı. EVV3L’in sıkı takipçileri için bu önemli söyleşiyi aşağıda alıntılıyoruz ve Duygu Hanım’a gösterdiği ilgi için çok teşekkür ediyoruz.
Özgür Duygu Durgun: “Bilişsel haritalama” nedir bize anlatır mısınız? Web tabanlı bir proje mi, interaktif özelliği var mı? Kimler nasıl ve ne amaçla kullanabilir?
Zafer Yalçınpınar: “Bilişsel Haritalama” bir analitik serim süreci ve nitel araştırma yöntemidir. Yani, niceliği, sayısal ve çoklu doğrusal hiyerarşiyi, endüstrileşmiş istatistiksel analizi ön-planda tutmayan, araştırılan konunun niteliksel açıdan tüm hatlarını, tüm detaylarını, eğrisel varoluşunu, ihtiva ettiği nedensellikleri, kavramsal ve duygusal arka-planını ortaya çıkartmaya yarayan özel bir yöntem… 80’li yılların ortasından günümüze, dünyada, birçok disiplinde ve özellikle de sosyolojik araştırmalar alanında çokça kullanılıyor. Sosyoloji alanında web tabanlı uygulamaların çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Psikoloji alanında ise psikologların kişisel notlarında, bazı klinik çalışmalar ve klinik heyetler seviyesinde yaygındır. Biz, şimdilik, edebiyat alanında bu yöntemi bir odaklanma biçimi olarak kullandığımızdan ve 1000’lere yaklaşan örneklem hacmi ile çalışmadığımızdan endüstrileşmeyerek, çok insani bir şekilde yüz yüze görüşmelerle, odak grubu oturumlarıyla yürütüyoruz projeyi. Proje belli bir seviyeye geldiğinde geniş kitlelerle ağ ve bilgisayar uygulamaları aracılığıyla buluşacağız. Bu merhaleye gelmemize 2-3 sene var en azından… Bilişsel haritalamanın bilinen tanımı şöyledir: Belli bir konuyu odak alan öznel algıların birleşimi ile kavramlar, olgular, unsurlar arasında kurulan nedensellik ilişkilerini, nedenselliğin derecesini ve etkileşim yönünü ortaya çıkarmaya yarayan bir grafik temsil-analiz yöntemi…
Ö.D.D.: İlk defa Sait Faik ile edebiyat alanına yönelen bir bilişsel haritalama üzerine konuşuyoruz… Neden edebiyat ve neden Sait Faik?
Z.Y.: Bilişsel haritalama deneyimleri, Burgaz Adası’nda, Sait Faik Müzesi kapsamında kurduğumuz Sait Faik Araştırma Atölyesi’nin bir alt-başlığıdır. 2014 yılının ilk günlerinde ben, Şükret Gökay, Canan Cürgen ve Tekin Deniz dördümüz birlikte çalışarak kurduk atölyeyi… Ülkemizdeki edebiyatın özgürlüğe ve tahayyül gücüne ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Biz, edebiyata, edebiyatın özündeki kalb ve vicdan yoluna ulaşmaya çalışan ve dilsel göreliliğe inanan madencileriz. Günümüzde, kültür-sanat alanında, özellikle de edebiyat eleştirisi alanında görülen oligarşik tahakkümü, bağlamsızlığı ve kötücül yönetimi, yani tüm statükocu mekanizmaları reddediyoruz. İmgelemin özgürleşmesi için düşünürüz, şiirler yazarız, okuruz ve özgürlük tahayyülüyle yaşarız. Bilişsel haritalama bu tahayyül için son derece doğru bir yöntemdir. Bu yöntem, analitik süreç üzerinde tahakküm kurmayan özgür, ayrıca da basit bir yöntem; insanı, soruların ve retoriğin tahakkümü altında ezmeyen, algı ve tahayyül seviyesinde tutarlı, bulanık mantıkla çalışan imgesel bir yöntem… Atölye olarak maksadımızı şöyle tanımladık: Yeni yöntemler ile çeşitli bakış açıları geliştirerek Sait Faik’in edebiyatına ve yaşamına değinen “yeni” bulgulara ulaşmak… Sürekli gelişen ve kendini yenileyen projelerin icra edilmesi de uzgörümüzün en önemli bileşeni… Sait Faik ve edebiyatı bu özgür bileşeni, bu özgür yöntemi sonsuz derecede hak ediyor. Bu kapsamdaki her şeyi https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama adresinden takip edebilirsiniz.
Ö.D.D.: Sait Faik’in hikâyelerini merkez alarak bugüne dek toplam dört atölye çalışması gerçekleştirdiniz. Peki, bu atölyelerde ”yeni” diyebileceğimiz neler keşfedildi Sait Faik’e dair, biraz bahseder misiniz?
Z.Y.: “Analitik serim” sürecinden “çıkarımlar elde etme” sürecine geçişte, binlerce sayfa kaleme alınabilir, alınacak. 1-2 sene içerisinde bu merhaleye de geçeceğiz. Bir sonuç bildirisini ve kitabını derleyeceğiz. Ama size birkaç misal vereyim… Günümüze kadar Sait Faik’in edebiyatındaki gerçeküstü öğeler ve bu öğeler arasındaki nedensellik ilişkileri imgesel düzlemde detaylı olarak incelenmemiştir. Bu alanda çeşitli kavramların kümelendiğini ve Sait Faik’in hayatında merkeziyet oluşturduğunu fark ettik. “Bohem Hayatı”, “Beyoğlu” ve “Flaneur” bu kavramlardan bazıları… Sonra, ada yaşamının belirleyicisi olan bir “Tecrit” faktörü vardır. Bu faktörün “Yazmak” edimiyle ilişkisi son derece ilginç… “Tecrit” ve bu kavramın ilişkide olduğu dolaylı nedensellikler Sait Faik’in yaşamı ya da edebiyatı üzerinde çok büyük bir etkiye, merkeziyete sahip… Diğer kavramlardan açık bir şekilde daha baskın “Ada” ve “Tecrit” kavramı. Örneğin “Aşk” ya da “Azınlıklar” hiç de merkezi değil. Örneğin, “Aşk” ya da “Sevgi” kavramı yıllardır bize sunulduğu gibi çok önemli, çok belirleyici çıkmadı, çıkmıyor araştırmalarımızda… Hatta duygusal açıdan bakıldığında “Sosyal Sürgün” kavramı Sait Faik’in edebiyatındaki diğer kavramlardan çok daha belirleyici görünüyor. Kümelenme açısından “Doğa” ve diğer canlılar -örneğin, balık- “Modern Birey” dediğimiz şeyden çok daha belirleyici etkileşimlere yönelmiş… Bir örnek de şu: “Mahalle ahlâkı”nın, aile ya da hukuk aracılığıyla sunulan klasik etikten daha önemli ve Sait Faik’in edebiyatında daha belirleyici olduğunu görüyoruz. Buradan, Sait Faik’in doğada özgürlüğü arayan biri olduğu, klasik etiği önemsemediği, özüt bir ahlâk ve yeni bir “de jure” yarattığı düşünülebilir. Bu noktalarda bir tür toplumsal “içerme” veya “dışlanma” analizi gerekiyor. Bu çıkarımları elimizdeki bazı metinlerle ve efemeralarla ilişkilendirmeye çalışıyoruz. Çelişkileri ve kesişimleri inceliyoruz. Çalışmalarımız ilerledikçe bazı değişimler de olabilir tabiî… Ama mesela, Sait Faik’in üzerinde edebiyat yayıncılığı veya dergiciliği cihetinden gelen çok büyük bir “editöryal tahakküm” olduğunu da sezinledik son incelemelerimizde… Yaşar Nabi’nin ve Varlık Dergisi çevresinin tahakkümüdür bu…
Ö.D.D.: Atölyelere kimler katılıyor?
Z.Y.: İnsanlar… Edebiyat öğrencileri, akademisyenler, adalar ve İstanbul kültürü hakkında kitap yazan dostlar, şairler, müzeciler, sosyologlar, araştırmacılar… Sanıyorum, bu insanların en önemli ortak özelliği Sait Faik’i ve yaşamını içselleştirmiş olmaları, kendilerine Sait Faik’i yakın hissetmeleri, kendilerini Sait Faik’le özdeşleştirmeleri…
Ö. D. D.: Sait Faik’in Lüzumsuz Adam hikâyesinden yola çıkarak oluşturulan bilişsel haritada dikkatimi çeken bir detay ”Tutku”, ”Sosyal Sürgün” “Mahalle Ahlâkı” gibi kavramlar ve bu kavramların yanı başındaki numaralar oldu? Bu projenin sistematiğinden biraz bahseder misiniz? Numaralar ve bu tanımlar arasında nasıl bir ilişki var? Tanımlar, kavramlar nasıl oluşuyor veya seçiliyor?
Z.Y.: Odak grubu çalışmalarımızda aşamalı bir biçimde Sait Faik’in hikâyelerini okuyoruz ve ortak akıl yöntemiyle çeşitli kavramlar belirliyoruz. Sonra, katılımcılar belirlenen kavramlarla ya da karma olarak ya da isterlerse özgürce tamamen kendi kavramlarıyla haritalama yapıyorlar. Çizilen haritalar sayısal ve görsel olarak birleştiriliyor, üst üste konuluyor. Bilişsel haritalamanın temel notasyonu şöyle özetlenebilir: Bilişsel haritalarda kavramlar, unsurlar arasında görünen oklar “nedensellik ilişkisi”nin yönünü belirler. Örneğin bir ok, A unsurundan B unsuruna doğru çizilmişse, A unsuru B unsurunun nedeni, başlangıcı olarak, B unsuru da A unsurunun sonucu olarak kabul edilir. Bununla birlikte, çift taraflı olarak, A ile B unsurunun karşılıklı biçimde etkileştiği nedensel ilişkiler de bilişsel haritalarda görülebilir. Okların yanında yer alan sayılar ve pozitif veya negatif işaretler, nedenselliğin, ilişkinin gücünü, etki derecesini ve etki biçimini gösterir. A unsurundan B unsuruna çizilen bir okun “+” işaret taşıması A’nın B’yi “olumlu yönde etkilediğini” ya da “arttırdığını”, çizilen bir okun “-” işaret taşıması ise A’nın B’yi “olumsuz yönde etkilediğini” ya da “azalttığını” ifade eder.
Ö.D.D.: Projenin bundan sonraki süreçlerine dair neler söylemek istersiniz?
Z.Y.: En önemli hedefimiz, Sait Faik ve edebiyatını incelemek üzere ön-plana çıkmış, akademik çalışmalar ve araştırmalar gerçekleştirmiş bazı yazarlarla, araştırmacılarla ve editörlerle görüşmek, çalışmak… Onlara haritalarımızı gösterip haritalarda onların dikkatini çeken unsurların, ilişkilerin neler olduğunu, haritalarda hangi teyitlerin veya çelişkilerin gerçekleştiğini araştıracağız. Yani bir “yeniden okuma” sürecinin, özeninin peşindeyiz. Ve tabiî onların zihnindeki Sait Faik haritasını da çizmeye çalışacağız. Ve son olarak; edebiyat ortalığında salınan okur ve yazarların, biraz “dilsel görelilik” konusu üzerine eğilmelerini ve biraz da felsefeyle ilgilenmelerini temenni ediyoruz. İnsanlığın gelişmesi ve imgelemin özgürleşmesi adınadır bu temenni…
Kaynak: 30 Ekim 2014, sanatatak.com
Hamişler:
1- Türkiye’de, edebiyat alanına yansıyarak Sait Faik odağında gerçekleştirilen ilk “Bilişsel Haritalama” çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgilere https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-odakli-bilissel-haritalama/ adresinden ulaşabilirsiniz.
2- Sait Faik Araştırma Atölyesi’ne ilişkin ayrıntılı bilgiler ile atölyenin diğer faaliyetleri için https://saitfaikmuzesi.org/sait-faik-arastirma-atolyesi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
3- EVV3L kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.
Kadıköy-CKM’nde devam eden Zeki Müren Desenleri Sergisi‘ni -bir rastlantı sonucunda- ziyaret ettim bugün… Zeki Müren’in kumaş baskısı için tasarladığı desenler tuhaf bir soyutlama biçimi ve etkileyici bir poetika ihtiva ediyor. Zeki Müren’in desenlerine verdiği isimler ile desenlerin görselliği arasındaki etkileşimi -hiç çekinmeden- “şiirsel” olarak tanımlayabiliriz. Ayrıca, Zeki Müren’in Güzel Sanatlar Akademisi’nden (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi G.S.F.) bölüm birincisi konumunda mezun olduğunu da bu sergi vesilesiyle öğrendim.
Sonuçta, 19 Aralık’a kadar CKM’nde devam edecek olan sergideki desenleri şiirle ilgilenen herkese öneriyorum.
Zeki Müren’in “Dönme Dolap” adlı deseni…
*
Bugün, sağolsun, Hande Edremit hatırlattı: 2011, 2012 ve 2013 yıllarında gerçekleştirdiğimiz anket, uzgörü ve odaklanma çalışmalarının hiç şakası yok; üç yıl boyunca yürüttüğümüz bu araştırma verimleri Poetika’yı geliştiriyor, geliştirdi. Gelecek orda… O alan derinliğinde biçimleniyor…
Bir göz atın, derim. (Zy)
50 Yılın Ardında; İkinci Yeni 2011 Anketi
https://zaferyalcinpinar.com/
POETİKA 2012
Uzgörü Çalışması
https://bit.ly/poetika2012
POETİKA 2013
Odaklanmaları
https://bit.ly/poetika2013
Poetika Çalışmaları’na İlişkin Söyleşi, 2014
https://evvel.org/
-calis
*

İKİNCİ YENİ ANKETİ (Yeditepe Dergisi, 1960)
https://zaferyalcinpinar.com/ikinciyenianketi1960.pdf
Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları”nın tümüne https://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.
Kasım’ın 20’sindeyiz. Bakanlığın para desteği verdiği şampiyon yazarlar ve şairler filan açıklanacaktı hani? Unuttular herhalde… Biz unutmadık: https://evvel.org/gudumlu-edebiyata-hayir-demek-icin-sorunuz-kimbuyazarlar
Hâlâ soruyoruz; #kimbuyazarlar
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com