Eyl
26
2010
0

Bir Yaratış Biçimi Olarak Dil (İlhan Berk)

İlhan Berk, Milliyet Sanat Dergisi’nin  11 Nisan 1975 tarihli 127. sayısında “Bir Yaratış Biçimi Olarak Dil” başlıklı bir yazı kaleme almış.  İlhan Berk’in kitaplarında yer almayan bu yazıya https://zaferyalcinpinar.com/iberkyaratis.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

1. Hamiş: Önümüzdeki günlerde İlhan Berk’in kitaplarına girmeyen bazı metinleri, tekrardan Evvel Fanzin kapsamında paylaşılacaktır.

2. Hamiş: “Evvel Fanzin” kapsamında yer alan, İlhan Berk konulu yazıların ve buluntuların tümüne https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
20
2010
0

Bir Görsel Şiir Dergisi

Andrew Topel ve Avatacular Press taifesi “Renegade” adında “on____line” bir görsel şiir dergisi oluşturmuş…

Bkz: https://visualpoetryrenegade.blogspot.com/

“Yığınlar”

by Derek Beaulieu

Eyl
17
2010
0

Yapısal bir sorun: BONO (Ulus Atayurt)

Ulus Atayurt’un sıkı yazısına https://birdirbir.org/blog/2010/09/11/yapisal-bir-sorun-bono/ adresinden ulaşabilirsiniz. Ulus’un yazısı yeni kapitalizmin hileli tipolojisi hakkında çok önemli bilgiler de içeriyor…

Eyl
16
2010
0

Bininci

Şu an okumakta olduğunuz bu “yayım” ya da “başlık” Evvel Fanzin’de bininci paylaşıma ulaştığımızı gösteriyor. Yani, 2006 yılından bugüne toplamda bin adet başlıktan oluşan paylaşım/yayım bu sayfalar -ya da işte ekranlar- üzerinden gerçekleştirilmiş…
Sayıların herkesin diline düşen bön ya da “duvar saatleri gibi ahmak” taraflarıyla konuşmayı sevmem, ancak, Evvel Fanzin kapsamında okuyucuyla paylaştığım görsel işleri, değinileri, duyuruları, anlatıları, şiirleri, dizeleri, ifşaatları, lobutları, buluntuları, efemeraları, Ece Ayhan, İlhan Berk, Kuzgun Acar, Kerim Çaplı, Yavuz Çetin, Sait Faik, Oruç Aruoba gibi hususi ilgileri,  alıntıları, etkinlikleri, tartışmaları, incelemeleri, kitapları, Kadıköy’ü, söyleşileri, izlenimleri, deneyimleri, sahafları, e-kitapları, dergileri, sokak sanatını, dilbilimi, mücadeleleri ve tüm bu paylaşımların etrafında yer alan insanları düşündüğümde (nitelikle eşanlı olarak garip bir nicelikte de kendini bulan) söz konusu cehennemvari “Aksak Kolaj”ın imgesel uzamı, içerdiği duygudurum tuşeleri, çeşitlenen morfolojik yapısı ve göstergesel derinliği beni coşkuyla dolduruyor.

Evvel Fanzin’in yayım hayatının üçyüzbininci başlığa/paylaşıma/yayıma ulaşmasını dileyerek ve Turgut Uyar’ın “üçyüzbin” adlı şiirinden kısa bir bölüm alıntılayarak sözlerimi sonlandırayım:

bu kıvırcık ateşten yalanlar
300.000
kimi sularca inanıyorum kimi zulüm yakıcı
çocuksu, deli deli zincirler boğuntusu gök
elimde kolumda senin seslerin var gel de aldırma
(…)
seni kentlere seni bankalar seni seni
300.000
seni zamansız ölümlere karşı koyuyorum hep aklımdasın
yükün ağır, bir irisin bir ufaksın yetiştiremiyorum 300.000
kapattığımız sağnak akşamları açtığımız sabahları
300.000
elimden tut beni acar balıklara alıştır
tekin durmayı öğret acıkmış aç kayalarda
(…)

TURGUT UYAR

Eyl
05
2010
0

Anlayışın Önündeki Bir Engel Olarak Paradigma Arayışı (Albert O. Hirschman)

Albert O. Hirschman’ın toplumsal bilimlerle ilgili eleştirel makalesinde yer alan ve “teorik!” açısından çok önemli bulduğum bir episoda https://zaferyalcinpinar.com/anlayisengel.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Hirschman’ın yazısı Cogito Dergisi’nin Yaz-1996 sayısında yayımlanmış…

Eyl
04
2010
0

491’e ALTI!

491‘e ALTI!

“Kendini kendin ver kendine…”

https://zaferyalcinpinar.com/491alti.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını https://zaferyalcinpinar.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Eyl
01
2010
0

Şiire ve Şiirde Primitif Anlayışa Dair. (1943)

Muzaffer Tayyip Uslu -ki kömürü elmasa dönüştüren şairlerdendir- 1943 yılında ilginç bir yazı kaleme almış… Yazının tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/siirdeprimitif.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
İşbu yazı, Zonguldak’ta, Kara Elmas Dergisi’nin 17. sayısında yayımlanmış.

Ağu
31
2010
0

“Ortodoksluklar” Üzerine… (Sezer Tansuğ)

Sezer Tansuğ, “Yeni Dergi”nin 1968’de yayımlanan 48. sayısının “değinmeler” bölümünde Ece Ayhan’ın “Ortodoksluklar”  adlı kitabına ilişkin bir yazı kaleme almış… O günlerde “Ortodoksluklar” yeni yayımlanmıştı… Sözkonusu yazının tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/ecesezertansug.jpg adresinden ulaşabilirsiniz…

Ağu
29
2010
0

Şiir, felsefe için, tek ayrıcalıklı sanattır. (Oruç Aruoba)

Notos Öykü Dergisi’nin Ağustos-Eylül 2010 tarihli  23. sayısında Kaan Özkan, Oruç Aruoba’yla bir söyleşi gerçekleştirmiş.

(…)
Kaan Özkan: Okur karşısında bu kadar yalın olmak aynı zamanda bir sahiciliği de ifade etmiyor mu? Gerçi “sahici ben” diye halihazırda verili bir şey olmadığını bilerek ve sadece hesaplaşmanın apaçık yürütülmesini kast ederek soruyorum bu soruyu…

Oruç Aruoba: Yazdıklarımı hiçbirzaman “okur karşısında” yazmadım -yayımlanmaları birçok başka koşul gerektirdi. Wittgenstein’ın dediği gibi, “kendimle kafa kafaya vererek” yazdım; yazdıklarım çok sonradan ‘kitap’ olup iki kapak arasında, bir cilt içinde biraraya geldiler, “okur önüne” çıktılar.
“Yalınlık-Sahicilik” açısından, Simplex sigillum veri (Yalınlık hakikatin mührüdür) diye eskil saygıdeğer deyiş vardır. O yalınlık düzeyine bazen ulaşabildiğim belki söylenebilir; ama bunun böyle olup olmadığını ben yargılayamam.
(…)

K.Ö.: Felsefeyle özellikle şiiri bir hayli yakın buluyorsunuz. Şiiri ayrıcalıklı kılan ne?

O.A.: Yakın değil, neredeyse özdeş buluyorum. Şiir, felsefe için, tek ayrıcalıklı sanattır-bütün öteki sanat dallarını teker teker ve birlikte ele alıp “genel” sanat içinde nasıl yanyana bulunduklarını ortaya koyabilince, şiir hep aynı durur-hepsinin altında ya da üstünde, ama yanında değil… Şöyle: her bir sanat dalı kendine özgü “malzemesiyle” -kâğıt, çizim, renk, taş, ses, vb -anlam kurar; oysa şiir anlamla anlam kurar-malzemesi de ürünü de anlamdır.Tabii ki dili -sözcükleri ve tümceleri- kullanır; ama, bunlarla -onların anlamlarıyla- kurduğu, başka, yeni bir anlamdır. Kendine ‘verilmiş’ olan ‘doğal’, ‘gündelik’ dil içinde varolan, işleyen anlam birimlerini yeni bağlantılar içinde işleyerek, daha önce varolmayan anlam bütünlükleri kurar, yaratır. -Haydi bir küçük örnek: “duman”ın da “dağ”ın da ne anlama geldiğini biliriz; ya, bir dizede “dumanlı dağlar” kuruluşu geçince, ne anlarız -şair ne demektedir?..
(…)

Söyleşinin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/aruobasoylesi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Kaan Özkan’ın gerçekleştirdiği söyleşideki fotoğraflar Özer Sayın’a ait…

Ağu
29
2010
0

Aruoba İle Söyleşi (Kuzey Yıldızı, 2002)

(…)

KY: Türkiye’deki felsefe bölümlerinin eğitimini nasıl buluyorsunuz? Bu bağlamda felsefe okumak isteyen birine ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
OA: “Eti nasıl buldunuz?” diye soran garsona müşterinin verdiği yanıttaki gibi: “Patateslerin arasında zorlukla”… Türkiye’de felsefe hocaları hep bir ‘dışarlıklı’ akımının ‘Türkiye acentesi’ oldular, yani felsefeyi ‘ithal’ ettiler. ‘İthal felsefe’ felsefe değildir. Tabiî ki ‘etkilenme’ denen şey vardır; ama, felsefe tarihi okumaları ancak kendi düşünceleriniz için hareket noktaları oluyorsa bir işe yarar — ya da, kendi düşündüğümüz birşeyler varsa, kendinize yakın düşünürler bulursanız; yoksa, birilerinin kötü bir kopyası olarak kalırsınız. — Felsefe okumak isteyene bulunabileceğim tek tavsiye, kendisi, okumak… Yıllar önce, bir öğrencim doktora yapmak için yurtdışına gidiyordu; bana, ne yapmasını tavsiye ettiğimi sordu. Şöyle birşey dedim: “Git, kendine yakın bulduğun bir filozof bul, seç, onu ıcığına – cıcığına varasıya oku, anla, öğren; sonra da, unut.”

(…)

Kuzey Yıldızı‘nın 5. sayısında (Ekim-Kasım 2002) Oruç Aruoba ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin tam metnine https://www.kuzeyyildizi.com/dergi/5/soylesi.oruc.aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
27
2010
0

“İLHANBERKİĞNE”… daima…

28 Ağustos 2008’de vefat eden sıkı şair ve uçbeyi İlhan Berk’i saygıyla anıyoruz…

Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan tüm İlhan Berk ilgilerine, alıntılara ve buluntulara https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

*

İlhan Berk’in vefatının ardından 4 Eylül 2008’de kaleme aldığım “İlhanberkiğne” adlı yazının tam metnine -ki bu yazı Birgün Kitap Eki’nde de yayımlanmıştı- https://zaferyalcinpinar.com/ilhanberkigne.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. (Zy)

İlhan Berk’ten Zy’ye…

*

İlhan Berk ve Zy (2006)

Ağu
27
2010
0

Karga Mecmua’da Futuristika!

Karga Mecmua‘nın Ağustos-Eylül 2010 tarihli 41. sayısında Futuristika! taifesiyle gerçekleştirdiğim “Futuristipolojik” -o da ne demekse!- bir söyleşi yer almaktadır.

Söyleşinin tam metnine https://www.futuristika.org/curva-f/kargamecmua-futuristika-roportaj/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
15
2010
0

Bilincin Bahçesi (Jardin de la Connaissance)

“Bilincin Bahçesi”, Kanada Quebec’te 250 metrekarelik bir alana  “100Landschaftsarchitektur” mimarları tarafından 40000 eski kitap kullanılarak inşa edilen özel bir bahçedir.

Bkz: https://www.archdaily.com/72833/jardin-de-la-connaissance-100landschaftsarchitektur/

Fotoğraflar: Thilo Folkerts

Ağu
10
2010
0

Jean Luc Godard ve Televizyon

“…ve sinema”nın 1986 yılında yayımlanan üçüncü sayısında J. L. Godard’ın televizyon üzerine düşüncelerini içeren bir söyleşi bulunmaktadır. Söyleşiye https://zaferyalcinpinar.com/godardvetelevizyon.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Söyleşiyi Sungu Çapan çevirmiş…

Ağu
09
2010
0

kafandaki sözcükleri aç…

kafandaki sözcükleri aç,
ebrulu sayfayı geç,
ve baştan başla
(…)
bir saat koy masaya,
-kum saati değil, bildiğimiz saatlerden
zili ve takvimi olursa iyi olur-
bir metronom,
-temponun hızı için, ayarlarsın sen-
mademki eski nüfus kâğıdın duruyormuş
yaşamının sayfalarını da ona eklersin.

ECE AYHAN
“Hayvan” Dergisi, Ağustos 2004, Sayı:27, s.2

Ağu
08
2010
0

Sinema ve R.Barthes

Roland Barthes: (…)Kültürsüzleşme hızı her sanat dalında farklı. Sinemada çok sık görünüyor, edebiyatta ise daha sınıflandırılmış. Bence, belli bir bilgi, yani teknik bilgi olmadan çağdaş edebiyata katkıda bulunmak olası değil. Çünkü edebiyatın varlığı tekniği ile anlam kazandı. Kısaca, sinemanın bugünkü kültürel konumu belli bir bilgi isteyen teknikleri harekete geçiriyor, aksi takdirde kesin bir hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır.Ancak edebiyatın tersine, sinemanın varlığı kendi tekniği ile bütünleşmemiş durumda. Sinemanın hakikatine koşut bir edebiyat hakikati düşünün! Dil ile mümkün değil bu…

-Filmi dil ile kavramaya çalışmak zor, hatta olanaksız değil mi?

Roland Barthes: Bu zorlukları sıralamak mümkün. Bugüne dek olan kanı, her dil için kalıp olan sözcüğün, konuşulan dili oluşturduğu idi. Bu konuşma dili analojik olmayan simgeler (süreksiz olan ve olabilen) kullanan bir koddur. Bunun tersine sinema, kendini ilk bakışta gerçekliğin analojik (dolayısıyla sürekli) dilegelişi olarak sunar. Peki, dilbilimsel bir analiz yapabilmek için analojik ve sürekli terimlerden hangisi seçilmeli? Filmin ya da parçalarının semantik olarak anlayışı nasıl ayrıştırılıp, değiştirilmeli? Eğer eleştiri sinemayı dil olarak (bu kavramın metaforik kullanımını fazla kurcalamadan) görmek istiyorsa, önce sinemaya dair analojik olmayan; ya da en azından bozulmuş, abartılmış veya kurallaştırılmış analojiye ait; sistematik olarak dil parçaları gibi düzenlenmiş öğelerin olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunlar henüz gelişmemiş, somut araştırmanın çözebileceği sorunlardır ve belli film olma ölçüleri ile anlaşılabilir. (…)

“…ve sinema” Dergisi, Çev: Alper Gönen, Sayı:3, Hil Yayın, 1986, s.111

Ağu
08
2010
0

“Şiirsel Yük”

Edebiyat Nedir?‘deki notlardan birinde şunlar yazılıdır: “Bazı saf kişiler benim ‘şiir karşıtı’ ya da ‘şiire karşı’ olduğumu ilan ettiler. Suya ya da havaya karşı olduğumu söylemek kadar saçmadır bu.” Sartre için şiir havayla su gibidir; çevremizdedir, dışımızdadır, solunur, dokunulur, içinden geçilir, doğanın bir öğesidir. Bazıları bunun kabul edilişinde bir azımsama biçimi görecektir. Aslında Sartre’ın söylediğinin başka bir anlamı vardır: “Şiir varsa, şair ortada yoktur,” demek istemektedir.(…)
Pierre Verstraeten’le “Yazar ve Dili” konulu bir söyleşide insani arzunun, derin arzunun şiirde nasıl dışa vurulduğunu gösterir: “Arzunun eşdeğeri sözcüklerin kullanımıyla verilir, şu anlamda ki, sözcükler kendileri için söylenmez; söylenemez olan şey sözcüklerin gerçekliğinde gösterilir, yani tam olarak, sözcüğün yoğunluğunun bizi sözcüğün kendisini yaratmamış ancak içine sızmış olan şeye gönderdiği ölçüde gösterilir: Arzuyu dile getirme istenci yoktur. Söze dökme, arzunun dile getirilmesine yönelik değildir, ancak arzu, söze dökülenin içine sızar.”
Bu satırlarda hemen dikkati çeken şey, şiirsel yükün, “üretilmiş” olmayan, bir “istencin” meyvesi olmayan, tam tersine gizli özne olarak hareket eden, sözcüklerin yoğunluğuna “sızan”, gerçeliklerinde gösterilen ve söze dökülen dilin içine işleyen bir şey olarak betimlenmesidir.(…)

Raymond Jean
“Sartre ve Şiir”, Çev. Aytekin Karaçoban
Sombahar Dergisi, No:24, 1994, s.6-7

Ağu
07
2010
0

Söyleşi: “Tarihsel gelişme hükmünü veriyor.” (Onat Kutlar)

“…ve sinema” adlı derginin 1985 yılında yayımlanan ilk sayısında Onat Kutlar’la gerçekleştirilmiş bir söyleşi bulunuyor. Onat Kutlar’la Serhat Öztürk görüşmüş…
Onat Kutlar’ın 1960-70 dönemi Türk sinemasına ilişkin tespitlerinin yoğunlaştığı işbu söyleşinin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/onatkutlarvesinema.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Ağu
06
2010
0

Birşey arıyorsak labirent en gözde mekândır.

(…)
Juan Cobos: Kamera ve oyuncuların ortak hareketlerinin sonucunda filmleriniz çok başarılı ve güzel…

Orson Welles: Burada görsel bir saplantı var. Filmlerimi düşünürken onların bir devamlılık ekseninde olmayıp, daha çok bir arayış üzerine kurulduğuna inanıyorum. Birşey arıyorsak labirent en gözde mekândır. Niçin olduğunu bilmiyorum, ama filmlerimin büyük bir kısmı fiziksel bir arayış üzerine kurulmuştur.

J.C: Yapıtlarınız üzerine çok düşünüyorsunuz…

O.W.: Asla deneme ile edinilen ve olaylardan çıkarılan, aposteriori bir olgu değil. Filmleri hazırlarken üstünde uzun uzun düşünüyor ve çok büyük çapta ön hazırlık yapıyorum. Çekime başlarken de filmin en kolay anlaşılır kısmını en başa koyuyorum. Sinemanın çekici ve tiyatroya üstünlük sağlayan yanı, hem kendine egemen olabilmek hem de kendini zenginleştirebilmek. Hiçbir yerden gelmeyen bir yaşam sunuyor bize. Sinema her zaman yeni bir şeylerin keşfedilmesini sağlamak zorunda. Esasen sinemanın şiirsel olması gerektiğine inanıyor, bu nedenle hazırlık sırasında değil, ama çekim sırasında, dramatik süreyi veya anlatım sürecini geciktiren şiirsel bir sürece dalmayı deniyorum. Gerçekte ben bir fikir adamıyım; ve ahlakçı olmaktan çok, fikir adamı olmanın avantajını kullanıyorum.
(…)

“…ve sinema”  Dergisi, Sayı:1, 1985, s.89
Çev: Nuray Yaşar ve İlker Yaşar

Ağu
05
2010
0

Sokaktaki hiç adam…

Futuristika taifesi, sokak sanatının sıkı isimlerinden Sedat Türkantoz’la bir görüşme gerçekleştirmiş… Görüşmenin tüm metnine https://www.futuristika.org/kultura/sanat/sedat-turkantoz/ adresinden ulaşabilirsiniz.

(…) Aslında o adamlar şaşkın değiller pek. Sadece kendilerine buldukları boş bir duvarda var olup o gün bir kaç saat içinde bile olsa yok olmayı göze alan birer “hiç adam”. Büründükleri bir form yok. Sadece boş küme işaretini hatırlatıyorlar, mantığın eridiği bir şeydir boş küme, etkisiz eleman-sonsuzluk gibi bilinmeyene bir atıf. Bir şekilde var edilen düzenin veya her şeyin görünmez bilinmez referansıdır, sebebidir. (Sedat Türkantoz)

Ağu
03
2010
0

Zamanların Sonu Üstüne Söyleşiler

(…)
-Zamanların sonunu mu yaşıyoruz?
Jean-Claude Carriére: Aklıma ilk gelen şey, tartışmasız bir biçimde kimi dilbilgisel zamanların sonuna tanık olduğumuzdur. (…) Fiil çekimi ne demektir? Zaman içinde durumların tüm çeşitliliğini düşünmek, dile getirmek çabasıdır. Kuşkusuz bu olanaksız bir çabadır. Zamanı denetim altına alabilmek ve her an, şu zamanın içindeyiz, şu kaygan çıkıntıya geçtik, diyebilmek için onu hiçbir zaman yeterince “zaman”a parçalayamayacağız.
(…)
-Dilin bu yeni kullanımı size nasıl düşünceler esinliyor?
Jean-Claude Carriére: Dilbilgisel zamanların kullanımına bir yorum getirmekten titizlikle kaçınıyorum. Buna dikkat çekmekle yetiniyorum. Bu evrimin yaşamlarımızın, kimbilir neden, durmaksızın hız kazanması yüzünden dilin yalınlaşması yönünde gerçekleştiği sonucuna varılabilir. Öyle görünüyor ki bizler Couperin müziğindeki ayrıntıları algılamakta yetersiz kalıyoruz, çünkü, kulağımız hasar görmüştür ve kuşkusuz hasar gören yalnızca kulağımız değil. Belki de zamanla ilişkimiz içinde belli bir duygumuz kayboldu, yeni bir tembellik yerleşti.
(…)
Umberto Eco: Daha az baskıcı, dinden daha az titizlik isteyen, bir felsefeden daha eğlenceli bir tarikat: New Age, ne usçul bir denetim gereği ne de herhangi bir tanrıbilim olmaksızın her konumun gerçekliğini benimseyen mutlak bağdaştırmacılıkç Makrobiyotikten uçan dairelere, pranoterapiden Budacılığa değin her şey benimsenir; kişinin kendi mönüsünü hazırlaması yeterlidir. Bir “kendin yap” dini. Ama ben bunu da, 2000 yılının yaklaşmasından çok, ideolojilerin çöküşüne bağlıyorum.
(…)
-İnternetin insanlığın bir tür eksiksiz belleğini, sınırsız bir sanal kitaplığı kullanımımıza sunduğu şu sırada belleğin yitmesinden nasıl söz edebilirsiniz?
Umberto Eco: Nihayet, belleğin güncel bunalımı diye adlandırdığım şeyi ele alma fırsatı doğdu. Bir an için ilerleme kavramına geri dönelim. Yüzyıllar boyunca, kültürümüzün, bilginin durmaksızın birikmesiyle tanımlandığı izlenimini taşıdık. Ptolemaios’un güneş sistemini, daha sonra Galilei’ninkini, ardından Kepler’inkini vb’ninkileri öğrendik. Oysa bu yanlış! Uygarlıkların tarihi, tonlarca bilginin yokolduğu, birbirini izleyen bir dizi uçurumdur! Yunanlılar, Mısırlıların matematik bilgilerini anlayabilecek yeterlikte değildi; bu da, yitik eski bilgilere yeniden ulaşılmasına dayalı gizilcilik anlayışlarının serpilmesine yol açtı. Daha sonra, Orta Çağ, bütün Yunan bilimini, bir diyalog dışında bütün Eflatun’u ve Aristoteles’in yarısını yitirdi… Bunu böylece uzun uzun sürdürürsek, çağlar boyunca, her dönemde bilginin bir bölümünün yitirilmesine göz yumulduğunu görürüz.

“Zamanın sonu Üzerine Söyleşiler”
Hazırlayanlar: Catherine David, Frédéric Lenoir ve J.P. de Tonnac
Çev: Necmettin Kâmil Sevil, YKY, 2000

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com