Tem
07
2014
0

André Breton anlatıyor… (1952)

1952’de gerçekleştirilen bir dizi radyo konumasından episodlar:


André Parinaud: Bu konuşmamızda, 1919 baharı ile 1920 yılı sonu arasındaki yaşamınızı ele alacağız. Yani, Littérature dergisinin ilk sayıları ile sivil hayata dönüşünüz ve Dada akımından ayrılmanız söz konusu. 1919 yılında düşüncelerinizin ve özlemlerinizin ne olduğunu açıklar mısınız?

André Breton: Litterature dergisinin ilk altı sayısının yayımlandığı 1919 baharında ve yazında, istediklerimizi yapacak durumda değildik; ben, eylül ayında terhis oluyordum, Aragon da birkaç ay sonra. O zamanın iktidarı, savaşta görüp öğrendiğimiz yaşam ile sivil yaşamın bize sunacağı gerçekler arasında bocalamamamızı ve yumuşak bir geçiş yapmamızı amaçlıyordu. Bu sakınganlık anlaşılabilir bir şeydi. Çünkü, cepheden dönen askerler nefret ve hınç duyacakları sayısız gerçekle karşı karşıyaydılar. Boşu boşuna sayısız insan harcanmıştı. Cephe gerisindekilerin “kanımızın son damlasına kadar savaş” lafının altında üçkağıtçılıklar yatıyordu; ocaklar yıkılmıştı ve önümüzde adi bir gelecek vardı. Askerî zaferin sarhoşluğu fos çıkmıştı.

Savaş bitmişti kuşkusuz, ama yalnızca yaşamak ve benzerleriyle anlaşmak isteyen insanları, dört yıl sonunda, yabani ve çılgın kimseler haline getiren “beyin yıkama” bitmemişti.

Kısacası, savaştan dönenlerin hali kötüydü…

A.P.:Ama bir başkaldırma değil, daha çok bir duygusuzluk söz konusuydu sanırım.

A. Breton: Aramızdan çoğu, hangi tarafı tutacağına kısa sürede karar verdi. İktidar da, patlak vereceğinden korktuğu ruhsal başkaldırmayı yumuşatmak için kasvetli törenler düzenledi ve anıtlar dikti. Bir vandallık çağının tanıkları olan bu anıtları hâlâ görüyoruz… Paris’te Etoile alanındaki “meçhul asker” anıtı, bunun bir örneğidir. Ama askerliğin boyunduruğundan kurtulmuş olan ben, hiçbir kısıtlama altına girmemeye kararlıydım. Başıma gelecekler umurumda değildi…

A.P.: O sırada, geleceği nasıl düşünüyordunuz?

A. Breton: Gelecek hakkında hiçbir fikrim yoktu. Oteldeki odamda, masanın çevresinde saatlerce dönüp duruyordum, Paris’te rastgele dolaşıyordum. Chatelet alanında bir sıranın üzerinde kaç kez tek başıma sabahladım. Bir düşünce yoktu kafamda, bir çözüm de düşünemiyordum. Her şeyi oluruna bırakmıştım sanki…

(…)

A.P.: Marcel Duchamp’ın kişiliği de sizi burada etkiledi sanırım…

A. Breton: Evet. Duchamp’ın etkileyici haberlerini, Picabia’dan alıyorduk. İlginç çalışmaları vardı. 1911 ile 1913 arasında kübizme ve fütürizme özgün katkılarda bulunduktan sonra, dükkânlarda satılan eşyayı imzalayarak klasik sanat anlayışını hiçe sayan bir tutum göstermişti. Örneğin, bir içki kasasına, küreğe ya da oyuncağa imzasını atıyor ve bunların birer sanat yapıtı olduğunu ileri sürüyordu. Duchamp böylece, salt “seçme”yle bir sanat yapıtı ortaya konabileceğini göstermek istiyordu. “Joconde”un [Mona Lisa] renkli bir röprodüksiyonunu da imzalamıştı, ama bıyık takarak…

(…)

A.P.: Bugün, gerçeküstücülük bakımından önemli bir olayı, yani Gerçeküstücü Devrim dergisinin yayımlanmasını ele alacağız. Şiirsel, ahlaksal ve siyasal bir başkaldırıyı benimsediğinizi biliyoruz. Derginin ilk sayısında, verdiğiniz kesin kararları açıklayan şu cümle yer alıyor: “Yeni bir insan hakları bildirisi gerekli. “O zamanki düşüncelerinizi açıklamanızın en doğru yolu, bu sözlere verdiğiniz kesin anlamı belirtmenizdir sanırım..

A. Breton: Gerçeküstücü Devrim’in ilk sayısı 1924’ün sonunda yayımlandığında, dergiye yazanlar şu konularda görüş birliğine varmışlardı: içinde bulundukları sözümona Descartesçı dünya, tahammül edilmez bir dünyadır, kasvetli bir aldatmacadır ve bu dünyaya karşı ayaklanmanın her çeşidi haklıdır; yalnızca düşünceye ve kavrayışgücüne dayandırılan bir ruhsal yaşam, kökten eleştirilmelidir. Gerçeküstücülerin dostu Ferdinand Alquie, bir yazısında bu görüşleri çok iyi açıklayarak şöyle diyordu: “İnsanın özünün akıl olduğunu söylemek, insanı ikiye bölmektir ve klasik düşünce geleneğinin yaptığı şey de budur. Bu gelenek, insana yakıştığını ileri sürdüğü akıl ile akıl-olmayanı, yani insana yakışmayan içgüdüleri ve duyguları birbirinden kesinlikle ayırt etmiştir.” Düşünce ustamız olarak benimsediğimiz Freud, böyle bir ayırt edişin ve bölmenin, insan için ne kadar tehlikeli olduğunu öğretiyordu bize. Eski “akla” yüzyıllardır tanınmış sınırsız gücü hiçe sayıyorduk ve dolayısıyla bu aklın ahlak düzeyinde insana kabul ettirdiği “ödevler”i de hiçe sayıyorduk. Bu aklın sakat yanlarını göz önüne sermek için her fırsattan yararlanıyorduk. Ve bu aklın yerine, sağlamca temellendirilmiş bir başka akıl konana kadar, bu yolda yürümeye kararlıydık. “Yeni bir insan hakları bildirisi gerekli” sözünü, bu açıdan kavramak gerekir.

(…)

A.P.: Gerçeküstücülüğün dünyada bugün almış olduğu yer ile gerçek önemi arasında ne gibi bir oran olduğunu düşünüyorsunuz?

A. Breton: Boşuna çalışmamış olduğumuzu düşünüyorum. Ama gerçeküstücülüğün bugün dünyada aldığı yerin, onunla oranlı olduğunu sanmam. Ne var ki, benim için önemli değil bu. Daha önemsiz bir yer alsaydı da, yakınmazdım bundan. “Yer alma” sözünde, beni her zaman rahatsız eden bir resmileştirme ve kabul edilme anlamı vardır. Düşüncemle değil de, daha çok mizacımla, sürekli olarak kendini yenileyen bir azınlığa katılmaya hazırımdır. Bundan ötürü, bugün okullarda gerçeküstücülüğün okutulması, benim için tatsız bir şey. Gerçeküstücülüğün kolunu kanadını kırmak için yapılıyor bu. Gençliğimde, Baudelaire’i ve Rimbaud’yu gerektiği gibi anlamamı, bu şairlerin okul programlarında yer almamaları sağlamıştı…

(…)

(1952)


Gergedan Dergisi, Gerçeküstücülük Özel Sayısı

Çev: Selahattin Hilav, Ağustos 1987, s. 53-58


1. Hamiş:  Söyleşinin tam metnine https://www.e-skop.com/skopbulten/surrealizm-1924-2014-andr%C3%A9-bretonla-soylesi-%E2%80%9Cbugun-okullarda-gercekustuculugun-okutulmasi-benim-icin-tatsiz-bir-sey%E2%80%9D/2024 adresinden ulaşabilirsiniz.

2. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
29
2014
0

Kafapresi: KABURGA #5

kaburga5

Kadıköy sularından yükselen “yeni efsane” Kaburga‘nın 5. sayısı yayımlandı…

Bkz: https://www.facebook.com/KaburgaZine

*

5. sayının içeriği/taifesi:  Kanat Güner, Grete Stern, Ulus Baker, Cenk Taner, Cleon Peterson, Carolee Schneeman, Patti Smith-Oliver Ray, Jürgen Klauke, Barış Akbalı, Metin Akdeniz, Antonie Bernhart, Nihan Şişli, Evrim Evren Önal, Müslüm Çizmeci, Eren Okur, Mary Fleneer, Mehmet Şenol Şişli, Deniz Cansever, Baran Öztürk, TenTen, Pierre Molinier, Zafer Yalçınpınar, Mustafa Yakışan, Johnny Cash, Gizem Aktan, Mehmet Çınar Devrim, Vedat Fatih Yaman, Uluer Oksal Tiryaki, Murat Mrt Seçkin…

Haz
18
2014
0

Klasik Batı Edebiyatı Üzerine Fanzin: “ARZAMAS”

arzamas

İzmir’den sıkı koleksiyoner bir dostumuzun, Mart 2014 tarihini itibariyle “Klasik Batı Edebiyatı” üzerine değişik konuları/yazarları/şairleri derleyerek  -fanzin biçeminde- okuyucuyla paylaşmaya çalıştığından yeni haberdar olduk…

İçeriğini kıymetli bulduğumuz fanzinin ilk iki sayısının kapsamı şöyle;

– Jan Andrzej Morsztyn  (Polonya Edebiyatı)
– Jan Andrzej Morsztyn, Seçme Şiirler
– Hırvat Tiyatrosu
– Edda’lar, Eski Edda  (İzlanda Edebiyatı)
– Bernard le Bovier de Fontenelle  (Fransız Edebiyatı)
– Fontenelle, “Özgürlük Üzerine”
– Antonio Lo Frasso  (Sardinya Edebiyatı)


ARZAMAS adlı fanzinin ilk iki sayısına
-pdf biçeminde- aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1. sayı: https://issuu.com/adabeyi/docs/arzamas1
2. sayı: https://issuu.com/adabeyi/docs/arzamas2

*


 Fanzinin basılı nüshası ise şu adreste satılıyor:
https://www.nadirkitap.com/arzamas-klasik-bati-
edebiyati-fanzini-2014-sayi-1-dergi4124663.html


Haz
13
2014
0

Onların garazını 1991’den beri biliyoruz…

Bazı “bitik” zevatların “İkinci Yeni”yi kötülemek için ezbere yazdıkları yazıların arkasındaki garazı biliyoruz: Bu “bitik” adamlar son birkaç yıldır edebiyattan ve şiirden -istedikleri ölçüde- nemalanamamaktadır; bu adamların esamesi okunmamaktadır artık… Ece Ayhan’ın çağrılmadığı, dâhil edilmediği “POESIUM” (1991) rezaletinden beridir, onları tanıyoruz ve kaile almıyoruz. İkinci Yeni imgeleminin devasa alan derinliği karşısında -her geçen gün, biraz daha- küçülen ve “miniminnacık” kalan o kifayetsiz muhterislere “ince ince” gülüp, geçiyoruz. Onları çoktan geçtik, anlayacağınız…

Haz
11
2014
0

Doğruları Yadsımak için 7 Taktik (Nikos A. Salingaros)

“Yapıcı yıkıcılığın” son birkaç yıldır kullandığı yordamın dilsel ayrıntılarını, anamalcı retoriklerin yeni salınımlarını, kısacası, günümüz söylemlerinin kötülük inşaatındaki(kötülüklerin temellendirilmesindeki) rolünü inceleyen müthiş bir yazıyla “DOXA” adlı derginin 2014/02 tarihli 11. sayısında karşılaştım.

Nikos A. Salingaros tarafından kaleme alınan “Bilişsel Uyumsuzluk ve Uyumsuz Mimari: Doğruları Yadsımak için 7 Taktik” adlı yazının  -pdf biçemindeki- tam metnine- aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:

https://norgunk.com/wp-content/uploads/2014/02/DOXA_11_TR_Nikos_Salingaros_100-117.pdf

Özel Not: Normal şartlar altında, dilbilimsel açıdan bu kadar kuvvetli ve aydınlatıcı bir inceleme yazısının felsefe, sosyoloji, edebiyat ya da en azından akademik bir dergide bulunması,  dil-bilişsel bir incelemenin oralardan gelmesi beklenir. Ancak, bu yazıyla ve “gözün vicdanıyla” bir mimari/tasarım dergisinde karşılaşmam, bahsettiğim sosyal alanlara ait yayın mecralarının -ya da bu mecralardaki editöryal devinimin- bir tür körlük/acz içerisinde olduğunu düşünmeme, dahası, böylesi bir düşüncenin teyidine neden oluyor. (Zy)


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yer alan “Dilbilim” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sessizligin-dilbilgisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
05
2014
0

Dosya: “Sürrealizm ve Mimarlık”

Skop Dergi‘nin bu yakınlarda tamamlanan “Sürrealizm ve Mimarlık” başlıklı dosyasını yeni fark ettim… Sıkı çevirilerin derlendiği dosyanın editörlüğünü Nur Altınyıldız Artun gerçekleştirmiş. Bazı yazıları ve bağlantı adreslerini aşağıda paylaşıyorum.


-“Sürrealist Mimarlık Manifestosu” (Jean Arp, Çev: Nur Altınyıldız Artun)
Bkz: https://www.e-skop.com/skopdergi/surrealist-mimarlik-manifestosu/1949

-“Sürrealist Mimarlık Kuramları, Fantezi ve Tekinsiz”
(Anthony Vidler, Çev: Renan Akman)
Bkz: https://www.e-skop.com/skopdergi/surrealist-mimarlik
-kuramlari-fantezi-ve-tekinsiz/1963

-“Çözünür Kent: Sürrealist Paris Algısı” (Roger Cardinal, Çev: Nur Altınyıldız Artun)”
Bkz: https://www.e-skop.com/skopdergi/cozunur-kent-surrealist-paris-algisi/1964

-“Sürrealizm, Mit ve Modernite” (Dalibor Veseley, Çev: Nur Altınyıldız Artun)
Bkz: https://www.e-skop.com/skopdergi/surrealizm-mit-ve-modernite/1937


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sürrealizm” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
04
2014
0

“Kuşlar, öldüklerinde sadece düşerler.” (Andrea Bajani)

BantMag‘ın Haziran 2014 tarihli 31. sayısında,  Andrea Bajani tarafından kaleme alınmış “Olur Böyle Şeyler” adlı çok etkileyici bir hikâyeyle karşılaştım. Hikâyenin imgesel düzlemi ve konuyu/odağı/haksızlığı işleyiş biçimi beni -yazınsal olarak- büyüledi. “Olur Böyle Şeyler”, 2008 yılında, İtalya’da yayımlanan “İşçilikten Ölmek” adlı derlemede yer almış. Annalena Di Giovanni’nin İtalyanca’dan İngilizce’ye, ardından da Doruk Yurdesin tarafından İngilizce’den dilimize çevrilmiş bu sıkı hikâyenin tam metnine https://bantmag.com/news/bant-mag-no31den-fitratinda-var adresinden ulaşabilirsiniz. (Zy)

 

Kuşlar, öldüklerinde sadece düşerler.

Çoğunlukla onları fark edecek kimse yoktur. Onu vuran avcı ve avlayacak olan köpek hariç, kimse. Sonra avcı kuşun gökteki kısa hikâyesini izler, böğürtlenlerden sıyrılıp geçen köpek onu buluverir. Uçaklar, bulutların üzerinde infilak ettiklerinde, sadece düşerler. Başta çoğunlukla onları fark edecek kimse yoktur. Uzaklardaki bir yerde, ekranındaki küçük bir ışık noktasının çıldırdığını gören bir radar görevlisi hariç, kimse. Ve bir de uçağın bulutları yırtıp gürültüyle ve bütün o yolcularıyla yerde patlarken gören biri.

Ve yıldızlar da. Öldüklerinde, sadece düşerler. Çoğunlukla gündüz vakti olur bu, kimse fark etmez. Ama gece olursa, iğne başı kadar bir ışığın uzaklarda karanlığı deldiğini ve yine karanlığa gömüldüğünü gören bir kimse hep vardır.

Ama sen, sen sadece öldün ve orada kaldın.

(…)

Andrea Bajani

 

May
29
2014
0

issuu’da E V V E L : 241 parça…

evvelissuu

E V V E L fanzin ilgileri kapsamında yayımlanan
241 parça özgür neşriyat, derli toplu olarak issuu‘da!

bkz: https://www.issuu.com/adabeyi/stacks
bir başka açı: https://issuu.com/adabeyi/docs

iyi okumalar dileriz.

*

May
20
2014
0

bantmag #30

bantmag30

bantmag’ın 30. sayısı yayımlandı…
bkz: https://www.bantmag.com/magazine/issue/view/30

*

Dergide yer alan iki sıkı derlemeye aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz.

“iktidarın anatomisi”
Hazırlayan: Ulus Atayurt, Kolaj: Volkan Şenozan
https://www.bantmag.com/magazine/issue/post/30/284

direnis

“gezi direnişinin birinci yılına yaklaşırken: Türkiye’de işçi direnişleri”
Yazı: 13Melek, İllüstrasyon: Ümit Kurt
https://www.bantmag.com/magazine/issue/post/30/278

*

May
15
2014
0

ERTELENDİ: Ece Ayhan için “SİVİL KARA SÖYLEŞİLER” (17-18 Mayıs 2014 // Don Kişot Sosyal Merkezi)

ECE AYHAN ETKİNLİĞİ SOMA FELAKETİ NEDENİYLE ERTELENMİŞTİR.

*

ECE AYHAN İÇİN “SİVİL KARA SÖYLEŞİLER”
17-18 Mayıs 2014

Don Kişot Sosyal Merkezi
Duatepe Sk. No : 15 Yeldeğirmeni / KADIKÖY

*

efemera10

Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/543867652390038

*

ECE AYHAN ETKİNLİĞİ SOMA FELAKETİ NEDENİYLE ERTELENMİŞTİR.


ETKİNLİK PROGRAMI:

17 Mayıs 2014 Cumartesi

11:00 – 13:00  Ece Ayhan Belgeselleri (Gösterim)
13:00 – 15:00 “Ece Ayhan ve İmgelemin Özgürleşmesi”  Zafer YALÇINPINAR
15:00 – 17:00 “Ece’nin Gençleri” Küçük İSKENDER

18 Mayıs 2014 Pazar

11:00 – 13:00  “İlhan Usmanbaş Müziğinde Ece Ayhan” Ece İDİL
“Ece Ayhan Şiirinin Çağdaş Müziğe Sunduğu Olanaklar” Evrim Hikmet ÖĞÜT
14:00 – 16:00  “Rimboud ve Lautreamont Okuru Ece Ayhan” Ahmet SOYSAL
17:00 – 19:00   Blind Cat Black “Sürreal Zombi Filmi” (Gösterim)

 


 

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Ece Ayhan” başlıklı ilgilerin indeksine https://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

 

May
11
2014
0

Viva Sait Faik! ISSUU’da…

Yıllar boyunca “hakiki emek” verip E V V E L kapsamında yayımladığımız Sait Faik buluntularının bazılarına, artık, ISSUU’dan da ulaşabilirsiniz… Çakır Hikâyeci’nin tüm “hakiki” dostlarına iyi okumalar diler, selâm ederiz. Bkz: https://issuu.com/adabeyi/stacks/39a3a8be1f204b1096c22a5aba189015


Her Yıl Yeniden Ölen Adam Sait Faik
(Seçilmiş Hikâyeler Dergisi Özel Tartışma Sayısı)
https://issuu.com/adabeyi/docs/olenadamsaitfaik

Sait Faik’in Açık ya da Gizli Kış Mekânları-2 (Ece Ayhan)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikinacikyadagizlikismekanlari

Sait Faik Çevrilebilir mi? (Taner Baybars)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikcevrilebilirmi

Sait Faik ve Sürrealizm (Ercüment Tuncalp)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikvesurrealizm

Sait Faik’in Annesiyle Birkaç Saat (Azize Erten, 1955)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikinannesiyle1955

Sait Faik’in Kişiliği ve Son Günleri (Özdemir Asaf)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikozdemirasaf

Sait Faik’ten Kızgın Bir Mektup…
Bkz: https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikkizgin

“Sait Faik için” Seçilmiş Hikâyeler Özel Sayısı (1954)
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikicinsecilmishikayeler

Dost Dergisi ve Yayınevi’nin Sahibi Salim Şengil’in Anılarında Sait Faik
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaiksalimsengil

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi’nde Sait Faik
https://issuu.com/adabeyi/docs/ansiklopedisaitfaik

Sait Faik’ten Çeşitli Anketlere İlginç Cevaplar
https://issuu.com/adabeyi/docs/saitfaikilginccevaplar

Yorgan (Sait Faik)
https://issuu.com/adabeyi/docs/yorgan


Hamiş: Evvel Fanzin’in ISSUU alanında yer alan tüm özgür neşriyatların indeksine https://evvel.org/issuuindeksi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

May
06
2014
0

E V V E L, 11. yılını Büyükada’da, İstanbul Fanzin Festivali kapsamında kutladı…

İstanbul Fanzin Festivali’nin ikinci episodu, 3 Mayıs 2014 tarihinde Büyükada-Papağan kamp alanında gerçekleşti. Birçok sıkı fanzin ve okuyucusu, samimi/hakiki bir ortamda buluştu, tanıştı, fanzinlerini paylaştı.

20140503_182836

Buluşma esnasında, İstanbul Fanzin Festivali’ne özel olarak spontane ve kolektif bir fanzin oluşturmak için çeşitli içerikler üretildi. Festival katılımcıları tarafından alınan ortak kararla fanzinin adı “PAPA-HAN” konuldu. Büyükada buluşmasına, son yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olan -ve ayrıca yayımladığı ‘Alkolik Tavır’ adlı fanziniyle tanınan- Şafak (Tanrıverdi) Başgan da katıldı. Festival gecesine Şafak Başgan’ın “Fanzincilik ve Belediyecilik” başlıklı konuşması ile Aşkın Yücel Seçkin’in “Copy Center” minvalindeki konuşması damga vurdu. Konuşmalar sırasında festivalin yabancı katılımcılarına eşanlı çeviriler gerçekleştirildi, tartışmalar uluslararası etkileşimli olarak devam etti.

Bu etkinliklere paralel olarak EVVEL fanzin ve taifesi, “yarı-görkemli” bir törenle 11. yılını kutladı…

 

20140503_222131

20140503_183204

20140503_182908

May
05
2014
0

Söyleşi: Al Di Meola ile 8 Mayıs 2014 konseri öncesinde… (Cenk Erdem)

Virtüöz caz gitaristi Al Di Meola, 8 Mayıs 2014 tarihinde Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda, Beatles şarkılarından çeşitlemeler içeren bir caz konseri icra edecek… Konser öncesinde Cenk Erdem tarafından Al Di Meola’yla kısa bir konuşma gerçekleştirilmiş…

Bkz: https://www.cazkolik.com/PopulerGundem5/10053/105226/
%60Guitar_Hero%60_Al_Di_Meola_ile_8_Mayis_konseri_
oncesi_arkadasimiz_Cenk_.html

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Caz” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/caz-cumlesi adresinden ulaşabilirsiniz.

May
03
2014
0

İstanbul Fanzin Festivali devam ediyor…

fanzinfest20141

Dün, Kadıköy-Yeldeğirmeni kapsamında “Don Kişot Sosyal Merkezi”nde başlayan İstanbul Fanzin Festivali’nin birinci episodu tamamlandı. Sıkıydı: Fanzinler, gösterimler ve katılımcılar, bu bileşke, herkes, her şey, “imgelemin özgürleşmesi” olarak ifade ettiğimiz uzgörüyü büyütür biçimdeydi.

Bugün festival, Büyükada, Papağan Kamp alanında sürecek…
Bkz: https://www.facebook.com/fanzinfest

 *

fanzinfest20142

fanzinfest20143

fanzinfest

May
02
2014
0
Nis
27
2014
0

running wild: “BADpoetry” webzine

bir göğün ağzından kaçırdığı hikâyedir bu;
ilik kadar yakın, soluk kadar uzak.
bir yıldızın patlamasıyla küle çalan perdeler,
pencere tuz buz,
sessizliği döndüren pikap ve gözlerinden başka her şeyi
avuçlarına bırakıp ortadan kaybolan masumniyet.
göğe kafa tutabilecek tüm komplo teorilerinin,
kafayı bulup sızdığı ocak. ölümüne anlamını
bağışla elindeki kibritin ve geride bıraktığın şairi yak.

(…)

Müslüm Çizmeci

 

10268476_673191636088009_6244668375505417672_n

Evvel Fanzin’in yakın dostlarından Müslüm Çizmeci ile BADpoetry taifesi,
şiir-işitsel ve sert bir projeyle imgelemi genişletiyor…
bkz:  https://www.badpoetry.info

*

Nis
20
2014
0

Sait Faik’ten Bedri Rahmi’ye Bir Soru: “Sen hiç Ziba mahallesi diye bir yer duydun mu?” (1954)

Sait Faik’in 1954 yılındaki vefatının ardından, aynı yıl birçok edebiyat, kültür-sanat dergisi ve gazetede Sait Faik’i yâd etmek -malesef bazıları da ‘hesabı, bakiyeyi, olumsuz söylentileri, eleştirileri kapamak’ (misal, Yaşar Nabi)- amacıyla çeşitli yazılar kaleme alındı, özel dosyalar yapıldı. Bu yazıların içerisinde yer alan anılardan en güzelleri Bedri Rahmi’nin kaleminden çıkmış. Bildiğim kadarıyla Bedri Rahmi Eyüboğlu, biri Cumhuriyet Gazetesi’nde diğeri de resmi bayramlarda yayımlanan Bayram Gazetesi’nde olmak üzere iki yazı kaleme aldı. Bedri Rahmi bu yazılarda, Sait Faik’le yaşadığı ilginç olayları (belki de hovardalıkları) Sait Faik’in benzersiz mizacına doğru yakınsayarak, yani Sait Faik’in “sivil insan” diyebileceğimiz özellikleriyle birlikte paylaşmış… 17 Mayıs 1954 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Bedri Rahmi’nin kaleme aldığı “Sait için…” adlı yazının tam metniyle Bülent Kale’nin “newalaqasaba” adlı mekânında karşılaştım. (bkz: https://newalaqasaba.wordpress.com/2011/11/18/sait-faik-105-yasinda/) İşbu yazıdan ilginç bir bölüm/hikâye aşağıdadır:

(…)
İçkiyi henüz kesmediği günlerden bir gündü. Beyoğlu’nda buluştuk. Bana,

―Sen hiç Ziba mahallesi diye bir yer duydun mu? ―diye sordu.

Böyle bir yerden haberim yoktu. Beyoğlu’nun yan sokaklarından birisine saptık. Kasımpaşa’nın Kurtuluş taraflarına uzayan yollarından geçtik. Vakit gece yarısını geçmişti. Hiç bilmediğim karanlık sokaklardan sonra gayet patırtılı birkaç kahve, birkaç meyhane arasında karar kıldık. Kahvelerden birisinde Sait’in ahbapları seslendiler. Ağır kamyon şoförlerine benziyorlardı. Bütün hallerinde uzun yolların hantal arabaların, belâlı yolculukların izleri vardı. Sait’i uzun zamandan beri tanımamış olsalar onunla bu kadar rahat konuşamazlardı. Masalarına yaklaştık. Bize gayet cömert ikramda bulundular. Sonra yandaki kahvelerden birisine geçtik Sait,

― Bak ―dedi―, ha bu uşaklar senun memleketludurlar…

Kırk beş elli yaşlarında bir adam kemençe çalıyordu. Onun yanıbaşında yedi sekiz yaşlarında bir çocuk aynı gayretle kendi kemençesini işletiyordu.

Bir Karadeniz havası ki sorma gitsin. Bütün mahalle ortasından koca bir testereyle ikiye bölünüyor sanırdınız. Yaşlı kemençeci kahvenin sahibiymiş, o kalktı. Onun kemençeyi kestiğinin farkına bile varmayan küçük habire kemençenin yayına çekiştiriyor, akla, hayale gelmeyecek sesler çıkarıyordu. Meğer küçüğün vazifesi sadece babasının sazına azamî gürültü çıkararak katılmakmış! Sait bir tablo seyreder gibi çocuğu seyrediyor, ikide bir,

― Vay anasını be!… Ulan bu sadece gürültü çıkarıyor, hiç bir şey çaldığı yok! ―diyordu.

Ziba mahallesinden Beyoğlu’na döndüğümüz zaman saat gecenin üçünü geçmişti. Beyoğlu’nda her yer kapalı idi. Yalnız bazı dükkânların kepenkleri altından ışık sızıyordu. Sait bunlardan birisine kabaca bir tekme attı. Kepenk aralandı. Girdik. Gene demin Ziba’da rastladığımız insanlara benzeyen kalender insanlar içki içiyorlardı. Sait bana bunları adlarıyle ve çoğunun adlarının başına, sonuna küfürler katarak tanıştırdı.

Taksim’de ayrılırken şafak söküyordu.

İçki yasağına kadar, yani altı, yedi sene evveline kadar Sait’in hayatı ufak tefek duraklarla bu tempoda işledi sanıyorum.

İstanbul’u, karış karış biliyordu. İstanbul’u turist gibi değil, yerlisi gibi değil; polisi, jandarması, bekçisi gibi değil, babasının evi gibi, cebinin içi gibi biliyordu.

İstanbul yedi tepeye kurulmuş derler, bu tepelerden sekizincisi de Sait’in kurduğu tepe olmalı. İstanbul’u Sait’in dilinden, Sait’in eserinden tatmamış olanlar, istedikleri kadar yerlisiyiz desinler, Sait’i okumadıkça Sait’in dilimize getirdiği ışıkla İstanbul’u kana kana seyretmedikçe, doğup büyüdükleri memlekette birer turist olarak yaşıyorlar demektir.
(…)

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Cumhuriyet Gazetesi, 1954


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz. Bedri Rahmi başlıklı ilgiler ise şu adreste: https://evvel.org/ilgi/bedri-rahmi

Nis
18
2014
0

“Yahu, önüne baksana koskoca geminin tam göbeğine gitmekte mana var mı?” (Sait Faik)

Sait Faik’in vefatının ardından Bedri Rahmi’nin kaleme aldığı yâd yazılarından biri, 4 Haziran 1954 tarihli  Bayram Gazetesi’nde (resmi bayramlara mahsus gazetede, ki eskiden bayram günleri sadece “Bayram Gazetesi” yayımlanırdı) yayımlanmıştır. Bu yazıda Bedri Rahmi, Sait Faik’le birlikte giriştiği tehlikeli bir macerayı anlatır. Bu maceranın kısaltılmış bir anlatımıyla 9 Temmuz 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin “Seyahat” ekinde karşılaşıyoruz:

SAİT FAİK İLE BEDRİ RAHMİ O AKŞAM ÖLÜMDEN DÖNMÜŞTÜ

Sait Faik ile Bedri Rahmi Eyuboğlu, Sivriada’ya giderler. Fakat motor, Sivriada’ya yanaşır yanaşmaz Sait Faik küfre başlar. Nedeni de kıyıda 4-5 martı ölüsü görmüş olmasıdır. “Dün vurmuş olacaklar. Dün buraya bir sürü yabancı geldi. Tabancalarını tecrübe etmişlerdir” der. Daha sonra balıklar tutulur. Kıyıda güzel bir ateş yakılır. Yanlarında rakı, meze filan da vardır. Ateşin çevresinde rakılarını yudumlayarak muhabbete başlarlar. Fakat bir süre sonra Sait Faik, “Ben sıkıldım, döneceğim” der. Sait Faik ile gelenler bozulmuştur. Dönmeye karar verirler, bu kez de hava patlamıştır. Balıkçılar, “Yapma be Sait Beyciğim. Bak, kırk yıllık balıkçıyız, böyle havada yola çıkılmaz. Üstelik hiçbiriniz doğru dürüst kürek çekmesini bilmiyorsunuz. Başımıza bela çıkaracaksınız. Deniz, sabaha karşı düzelir, o zaman gideriz” derler. Sait Faik’in bütün bunları dinleyecek hali yoktur. Gecenin on birine doğru yola çıkarlar. Sabahın üçüne doğru Burgaz Adası’na varırlar. Sait Faik’in evine ayak bastıklarında annesi Makbule Abasıyanık, hâlâ uyumamıştır. Annesine, “Biz sana geceyi adada geçireceğiz dedik ya!” deyince, annesi şaşkınlığını gizleyemez: “Ben döneceğinizi biliyordum da, bu havada nasıl bunu başardınız, ona şaşıyorum.”

Bkz: https://www.hurriyet.com.tr/seyahat/15276304_p.asp

 

Yukarıdaki paragrafta anlatılan maceranın Bedri Rahmi’nin kaleminden çıkan daha kapsamlı episodu şöyledir:

(…)
Balıkçılar bir ağızdan:

-Yapma be Sait Beyciğim. Kırk yıllık balıkçıyız böyle bir havada biz yola çıkmayız. Hiçbiriniz doğru dürüst kürek çekmesini bilmezsiniz. Başınıza bir belâ çıkaracaksınız. Deniz sabaha doğru düzelir, çıkarsınız.

Ne dedilerse para etmedi. Gecenin saat on birine doğru denize açıldık. Bizim motörü bir görseniz bu cesaretimize şaşardınız. Motörümüzün ne mal olduğunu bütün dostlarımız gibi Sait de pekâlâ bilirdi. Bizim motörcülüğümüze gelince buji temizlemekten başka bir tarafından anladığımız yoktu.

On birde çıktık demiştim ya, sabahın üçüne doğru burgaza vardık! Tepeden tırnağa sucuk gibi ıslanmıştık. Hiç unutmam bir ara Sait karanlıkta doğruldu. Müthiş bir telaşla bana döndü:

-Yahu önüne baksana koskoca geminin tam göbeğine gitmekte mana var mı?

Motörü büyük bir gayretle çevirdiğimi hatırlıyorum. Sait’in önümüzdeki gemi dediği şey, tâ Süreyya Paşa plajı dolaylarında parlayan bir ışıktı.

-Vay anam vay. Demek sen buraları böyle bilirsin ha? diyecek oldum.

Sait mahçup:

Uzun etme be birâder. Birdenbire o ışığı burnumuzun dibinde bir gemi ışığı sandım Herkesin başına gelir.

Sabaha doğru Sait’in evine geldiğimiz zaman, annesi uyanıktı. Sait hayretle:

-Biz sana geceyi adada geçireceğiz dedik ya.

Annesi hiç oralı olmadı;

-Ben döneceğinizi pekâlâ biliyordum. Amma bu havada nasıl becerdiniz hâlâ şaşıyorum, diyordu.

(…)

Bedri Rahmi Eyüboğlu
Bayram Gazetesi, 4 Haziran 1954


1. Hamiş: Bedri Rahmi’nin Sait Faik’e ilişkin diğer bir anısı için bkz: https://evvel.org/sait-faikten-bedri-rahmiye-bir-soru-sen-hic-ziba-mahallesi-diye-bir-yer-duydun-mu-1954

2. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz. Bedri Rahmi başlıklı ilgiler ise şu adreste: https://evvel.org/ilgi/bedri-rahmi

Nis
16
2014
0

Steinbeck’in Tavsiyeleri (1975)

1975 yılında John Steinbeck, “The Paris Review” adlı edebiyat dergisine verdiği bir röportaj kapsamında -edebî yazım sürecine ilişkin- çeşitli tavsiyeler sunmuş. Ayraç Dergisi işbu tavsiyeleri derlemiş…

Bkz: https://www.ayracdergisi.com/?p=7395

1. Kitabı yazmayı tamamlayamayacağınız fikrinden kurtulun. Tek seferde 400 sayfa yazmayı denemeyin, günde 1 sayfa yazın. Bitirdiğiniz zaman şaşıracaksınız.

2. Özgürce ve mümkün olduğunca hızlı yazın. Yazacaklarınızı bitirene kadar asla yazdıklarınızı düzeltmeyin veya değiştirmeyin. İşinizi bitirmeden düzeltme yapmaya kalkışmak genelde yazmayı bırakmak için bir bahane oluyor.

3. Seyircilerinizin varlığını unutun. Başlangıçta isimsiz ve yüzsüz seyirciler sizi korkutacak olsa da daha sonra bunun bir önemi kalmayacak çünkü bu bir tiyatro oyunu değil ve onlar aslında yoklar. Yazıda, seyirci tek bir okuyucudur. Tanıdığım ya da hayal ettiğim birine yazıyormuş gibi yapmanın faydasını gördüğüm olmuştur.

4. Eğer yazının bir bölümü tüm enerjinizi emiyorsa o parçayı atlayın ve yazmaya devam edin. Yazınızın tamamını bitirdiğinizde sizi uğraştıran bölümü tekrar okuyun. O parçanın sizi o kadar uğraştırmasının sebebinin onun yerleştirdiğiniz yere ait olmamasından kaynaklandığını göreceksiniz.

5. Yazdıklarınız içinde en çok dikkat etmeniz gereken bölüm en çok beğendiğiniz bölümdür. O parçanın genele uyum sağlamadığını farketme ihtimaliniz çok yüksek.

6. Diyalog yazıyorsanız, aynı anda yazdıklarınızı yüksek sesle okumayı ihmal etmeyin. Diyaloglar ancak o zaman konuşmanın diline sahip olacaktır.

ayracdergisi.com


Hamiş: EVV3L kapsamında yer alan John Steinbeck başlıklı ilgilere https://evvel.org/ilgi/john-steinbeck adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
13
2014
0

Sualtında gerçek bir gerçeküstücü: “Münchhausen”

440px-Gottfried_Franz_-_Munchhausen_Underwater

“Gottfried Franz’ın “Münchhausen sualtında” adlı tablosu (1896)”

*

1720-1797  yılları arasında -gerçekten- yaşayan “Carl Friedrich Baron von Münchhausen” ve onun inanılmaz varoluşuyla (tarihsel ya da edebi karakteriyle) tanışmama Atlas Tarih Dergisi’nin 25. sayısında Özge Aytulu‘nun kaleme aldığı bir yazı vesile oldu. Yazının spotu şöyle: “Palavracı Baron diye bilinen Münchhausen, yüz yıllar boyu olağanüstü maceralarıyla tanınmış bir Alman asilzadesi. (…) Renkli kişiliği ve hayalgücünü zorlayan anıları sinema ve edebiyatın yanı sıra psikoloji bilimini de etkiledi.” Aytulu’nun yazısı, Tarsem(Singh)’in yönettiği 2006 tarihli “Düşüş” adlı efsanevi film ile “Baron Münchhausen” tarzını ilişkilendirmek/kavramak açısından da çok değerliydi.

Sonuçta(yani, Ece Ayhan’ın dile getirdiği gibi ‘bu kara gerçeğimiz’de) “Sürrealizm” ile ilgilenen herkesin araştırması/incelemesi gereken bir isimdir; “Baron Münchhausen”.

 

700px-Stamps_of_Germany_(BRD)_1970,_MiNr_623

 The Fall movie poster

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bkz: https://evvel.org/ilgi/denizalti-edebiyati

Nis
02
2014
0

Ece Ayhan Fotoğrafları ve “Gümüşlük 1983”

eceayhangosteri2

Eksik olmasın, İkinci Yeni taifesinden Neylan Doğan, Gösteri Dergisi’nin Mayıs 1985 tarihli 54/250 no’lu sayısında yayımlanan “Gümüşlük 1983” adlı yazıyı ve yazıda bulunan fotoğrafları -ki birer buluntu olarak düşündüğümüzde, çok değerli fotoğraflardır bunlar- EVVEL Fanzin Ece Ayhan Arşivi‘yle paylaştı. Neylan Hanım’a İkinci Yeni kapsamında verdiği emek, gösterdiği özen ve işbu önemli paylaşım için çok teşekkür ediyoruz.

Ece Ayhan tarafından kaleme alınan “Gümüşlük 1983” başlıklı yazının tam metnine  https://issuu.com/adabeyi/docs/eceayhangumusluk1983 adresinden ulaşabilirsiniz.

eceayhangosteri1

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Ece Ayhan” başlıklı ilgilerin indeksine https://bit.ly/eceindeks adresinden, Ece Ayhan için hazırlanan “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı web sitesine ise https://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
19
2014
0

E-Kitap: “Fanzin(ci)ler Konuşuyor” (Haz: Barış Akkurt)

Untitled-1
Yirmi dokuz pare, fanzin araştırması…
Barış Akkurt’tan sıkı iş…

*

Hazırlayan: Barış Akkurt
“Fanzin(ci)ler Konuşuyor”
Propaganda Yayınları
Mart 2014

Bkz: https://www.propagandayayinlari.net/fanzin.html

*

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com