Ağu
20
2019
--
Ağu
05
2019
--

Yalnız ve İsimsiz Sessizlik (Max Frisch)

(…)
Nefes nefese kalmış dağcıyı zirvede karşılayan olağanüstü bir sessizlik, onu hiç beklememiş olan, oraya gelişini hiç umursamayan ve bu haliyle onu ürküterek şaşırtan bir sessizlik; o amacını yerine getirmişken ve bununla gurur duymak isterken hırsı tanımayan bir sessizlik…

(…)
Sanki düşünceler tümüyle çözülüp gidiyor; sessizlik dünyanın üzerinde yer etmiş, insan sadece kalbinin çırpınışını ve beraberinde kulağının içine doğru uğuldayan rüzgârı duyuyor. Bir an kayanın etrafında süzülen küçük, siyah bir kuzgun tiz çığlıklarla uzaklarda kayboluyor ve geriye çevresindeki tüm hayatı, her çığlığı sanki hiç olmamış gibi yutan bu yalnız sessizlik kalıyor; bu isimsiz sessizlik belki Tanrı’nın ya da hiçliğin kendisi.

Dağcının katlanabileceği bir şey değil bu sessizlik.

(…)
Belki de çok duru bir vicdan gerekiyor böylesine duru bir sessizliğe katlanabilmek için; yoksa insanın hayatı boyunca itinayla inşa ettiği, üzerine titrediği ne varsa bir saat içinde çöküp dağılabilir, belki de kahramanca nitelenen hırsın kibirden başka bir şey olmadığı, sadece kaçış olduğu ortaya çıkabilir; insan orada uzun süre oturursa geriye sadece kara bir leke, insanın sezdiği ve eskiden beri her daim korktuğu, yüzlerce teşebbüsle üstünü kapatmaya çalıştığı, yüreğin esas yalanlarından biri kalır, çünkü insanın cesareti yoktur açık bir içgörüye, gerçek bir değişime.

(…)

Max Frisch
“Sessizliğin Yanıtı”, Çev: Saliha Yeniyol
Kolektif Kitap, 1.Baskı, Haziran 2019, ss.22-24

Haz
13
2019
--

Galata Çıkmazları



“Galata Çıkmazları” by Zy
Galata, 2019

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com


Ayrıca bkz: Hezârfen’in Hikâyesi



May
26
2019
--

Duvarda: “Gözler”

by adekan
Erenköy, 2019

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com


“Gömüt”
Erenköy, 2019

“Kolektif İmgelem”
Erenköy, 2019

“Göz”
Şaşkınbakkal, 2019

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden ulaşabilirsiniz.

May
23
2019
--

“Bu incecik şimdiki anda unutmadığı çeşit çeşit şey var.” (Max Frisch)

(…)

Max Frisch
“Montauk”, Çev: İlknur Özdemir
YKY, 1. Baskı, 2019, s. 68

Mar
24
2019
--

“Ulus Baker’in Ölüm Yıldönümü Vesilesiyle: Kültür Endüstrisi Üzerine Yeniden Düşünmek” (Halil Duranay)

Ne diyordu Nietzsche; kötü okur yağmacı ordulara benzer: işine yarayan birkaç şeyi alır, geri kalanını kirletip bozar, metnin bütününe hakaret eder…

Felsefe çevirileri, Türkçe mevzu bahis olduğunda genelde sorunlar doğurur. Bu sadece Türkçe için geçerli mi, bundan emin değilim ancak bazı dillerin felsefe için şanslı olduklarını biliyorum bilhassa Fransızca, Almanca ve İngilizce. Felsefe çevirisi tartışmaya açıldığında sıklıkla çeviri probleminin çevrildiği dil ile alakalı olduğu savlanır yani o dilin çevrilen felsefe metnini yeniden söylemek için yeterli olmadığına işaret edilir. Yıllar evvel bu işin ehli, hem titiz bir çevirmen hem de sağlam bir felsefeci olan bir ustayla bu meseleyi konuştuğumuzda, böyle bir argümanın yersizliğinden bahsetmişti. Ona göre her metin her dile çevrilebilir, yeter ki oradaki derdi anlatmayı becerebilmek önemli olan. Ben de yıllardır çeviri ile uğraşan biri olarak, çevirdiğim metinlerde bu bakış açısını benimsedim. Nihayetinde çeviri bir devşirme işidir, bir dilde olan sıkıntının başka bir dilde yeniden söylenmesi becerisi. Barthes’ın ‘söylence’ için söylediği kritik bir lafı aklıma geliyor; söylence bir sözdür, söz ise aynıdır önemli olan o sözün söylenme biçimidir. Bu yazıyı yazmaya niyet etme sebebim; tam da böyle bir söyleme biçiminin eşiğini zorlamak.

Bazı dillerin felsefe için şanslı olduklarını söyledim ama bu şans o dillerin yapılarının diğer dillerden daha güçlü olduğundan değil, o dilde düşünce üretiminin çokluğundan ve dilin bir düşünce kanonuna ev sahipliği yapmasından kaynaklanıyor. 21. Yüzyılda Fransızca’nın gücü şüphesiz, dille oyun oynayan Deleuze, Baudrillard, Foucault, Lyotard gibi post modern devlerin bu dilin sınırlarını genişletmelerinden gelir. Ayrıca Dada, Gerçeküstücülük ve Durumculuk gibi çerçeveleri kıran avangard akımların da bu dili tohumlaması var. Almanca’nın gücünde de Hegel, Kant, Nietzsche, Marx, Weber, Heidegger gibi isimlerin dile ektikleri ve yine erken Dada’nın bu dilde çok sayıda yazılı metin sunmuş olması var. Edebiyat bilhassa şiir, bu dillerin çepherini hep zorlamış, dilin sınırlarını uçlara taşımıştır. (…)

Halil Duranay


Makalenin tam metnini https://halilduranay.wordpress.com/2015/07/13/ulus-bakerin-olum-yildonumu-vesilesiyle-kultur-endustrisi-uzerine-yeniden-dusunmek/ adresinden okuyabilirsiniz.

Mar
23
2019
--

Kendini Anlatan: “Baharsız”


“Baharsız” by Zy
Fenerbahçe, Mart 2019

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com


Mar
14
2019
--

Pİ SAYISI: Mükemmel bir KAOS!

Kanadalı (Bio-informatic) Bilimci Martin Krzywinski 0’dan 9’a kadar sayılara spektrumdaki renkleri verdi ve Pi sayısının kuyruğundaki her rakamı merkezden dışarıya doğu genişleyen bir çember üzerinde bu renkli noktalarla belirledi. Merkezde 3 var ve Pi’deki virgülün arkasındaki rakamlar(kuyruk haneleri) renkli noktalar halinde devam ediyor.


Pİ SAYISININ HESAPLANMASI

(…)Matematikçiler bu işin peşini bırakmıyorlar. Yüzyıllardan beri pi’nin daha hassas hesaplanması için yaklaşımlar ve formüller aramışlar. Arkhimedes pi’nin 22/7 ile 223/71 arasında olduğunu bulmuş. 5. yüzyılda Çinli astronom Tzu-Chung pi için en yakın kesir olarak π= 355/113’ü kullanmıştır. (hata 10 milyonda 1 den küçüktür) Şimdiye kadar bulunan en başarılı kesir ise, milyarda 1 hata ile π=103993/33102’dir.

Avrupa’da Matematik biliminin dev adımlarla ilerlediği 17 ve 18. yüzyıllarda ünlü matematikçiler pi sayısının daha hassas hesaplanması için analitik formüller geliştirdiler. Bunlar içerisinde en zarif formülü geliştiren İngiliz matematikçi John B. Wallis (1616-1703) oldu:

π/2 = [(2×2)/(1×3)] x [(4×4)/(3×5)] x [(6×6)/(5×7)] x (…)

Bu formülde ne kadar çok çarpan kullanılırsa pi sayısının gerçek değerine o kadar yaklaşılmış oluyor. (Wallis aynı zamanda sonsuz işaretini ∞ matematiğe hediye eden insandır.) Bu ve buna benzer başka dizi formüller kullanılarak 1837’de 152 basamak hesaplanmıştı. 1841’de 208., 1853 te 440. ve 1907’de William Shanks tarafından 707. basamağa kadar pi sayısı keşfedilmişti. Ancak bu hesaplamalar aylar, yıllar sürüyordu.

20. yüzyılın başında sahneye Hindistan’dan bir matematik dahisi çıktı: Srinivasa Aiyangar Ramanujan (1887-1920) Genç yaşta veremden ölen bu sıra dışı matematikçi hemen hiç kimsenin anlayamadığı bir algoritma(hesaplama yöntemi) geliştirmişti. Ramanujan pi sayısı için bulduğu formülünü maalesef kanıtlayamadan öldü. Bu formülün kanıtlanması, geliştirilmesi ve modern bilgisayarlar aracılığıyla uygulanarak milyonlarca hanenin hesaplanması Ukrayna’dan David ve Gregory Chudnovsky kardeşlere nasip oldu.

Bilgisayarların yüksek hızlara erişmesi ile bu konu uluslararası bir yarışa dönüştü. Chudnovsky kardeşlerin 1989’daki 8 milyar haneli pi rekorunu çok geçmeden 1997 de Japon Takahashi 51 milyara çıkardı; Bilgisayar bunun için sadece 30 saat hesaplama yapmıştı. ardından Fransız matematikçi Fabrice Bellard basit bir makine ile 2,7 trilyona çıkardı rakam sayısını.

Şu anda Dünya rekoru 3’ün arkasında 10 trilyon hane ile Japonya’dan Shigeru Kondo ve Alexander Yee ikilisine ait. Japonların saniyede 10 milyon işlem yapan bu hızlı ‘made in Japan’ makineleri ile 10 trilyon hanenin hesaplanması 371 gün sürdü. 10 trilyon haneli bir sayıyı hayal etmek bile çok zor. Rakamları en küçük 8-punto ve sıkı aralıklarla bir A4 kağıdına yazsak, arkalı önlü bir A4 kağıdı en fazla 30 bin rakam alır. 10 trilyon rakamın yazıldığı A4 kağıtlarını üst üste koysaydık (100 kağıdın kalınlığı 1 cm. hesabıyla) bu kâğıt yığını 33 km yüksekliğe erişirdi. (…)

Mar
09
2019
--

‘Birkaç kuşak sonra, örgütlü insan toplumu diye bir şey kalmayabilir’ (Noam Chomsky)

(…)
Peki propaganda modelinde belirlediğiniz türden filtreler medyanın bu konudaki tutumunu açıklıyor mu yoksa başka faktörler de mi söz konusu?

Noam Chomsky: Son derece şeffaf bir şekilde açıklıyor. Büyük şirket işletme modeline göbekten bağlılar: yani yarın kar etmeniz gerek. Ve ekonomi büyümeli. Ne türden bir büyüme olduğu umurlarında değil, sadece büyümek zorunda. Bu şekilde içselleştirmiş durumdalar. Dolayısıyla, evet, reklam verenlerin etkisi var ve kendilerinin de bir şirket olması çok belirleyici. Ama ondan daha derin olan şey, George Orwell’ın vurgusu, ki ben hafife alındığını düşünüyorum (ve Rızanın İmalatı kitabında ele almadık aslında bunu). Hayvan Çiftliği’nin önsözünü okudunuz mu bilmiyorum. 30 yıl sonra orijinal yazıları bulunduğunda keşfedildi. Kitapta İngiltere halkına hitap ederek diyor ki, ‘Bu kitap totaliter düşman üzerine bir taşlama elbette.’ Ama sonra şöyle devam ediyor: ‘Ama kendinizden çok fazla emin olmayın. Özgür İngiltere’de, fikirler zor kullanılmaksızın bastırılabilir.’

Orwell bazı örnekler veriyor ve iki cümlelik bir açıklama yapıyor. Biri basının zengin adamların elinde olduğu ve bu adamların belirli fikirlerin ifade edilmemesini istemek için her türden çıkarı olduğu. Diğeri ise temel olarak ‘iyi eğitim’ ile ilgili. En iyi okullara gidiyorsanız, Oxford ve Cambridge’den mezunsanız, belirli şeyleri söylememenin – hatta artık düşünmemenin – daha iyi olduğu anlayışını içselleştirmişsiniz demektir. Bu, Gramsci’nin “hegemonik sağduyu” dediği şey haline gelmiştir, hiç lafını etmezsiniz belli şeylerin. Ve bu, bu şeylerin nasıl içselleştirildiği, çok büyük bir faktör. Bunları gündeme getiren insanlara deli gözüyle bakılır. (…)


Söyleşinin tam metnine https://dunyadanceviri.wordpress.com/2019/03/09/noam-chomsky-birkac-kusak-sonra-orgutlu-insan-toplumu-diye-bir-sey-kalmayabilir/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
18
2019
--

Yeni Baskı: “Galile Denizi” (İlhan Berk)


“Galile Denizi”, İlhan Berk
YKY, 3. Baskı (YKY’de 1. Baskı)
Şubat 2019, Şiir Kitabı, 60 Sayfa
Bkz: http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/galile-denizi

Eleni’den önce
Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım
Sabahları, akşamları bilmiyordum daha
Bir gün bakıyorum akşam ellerimde gözlerimde
Bir gün sabah her yanım.


Eleni geliyor
Dünyaya bakıyorum
Dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
Sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum

(“Saint Antoine’ın Güvercinleri”)


“Galile Denizi” (1958) İlhan Berk şiirinde yeni bir dönemi açan karakteriyle ayırıcı öneme sahiptir. Bir anlamda önceki kitaplarını yadsıyan, sözün en aza indirgenmesi olarak gördüğü, ilk 1953’te “Yenilik” dergisinde yayımladığı, sonradan İkinci Yeni’nin habercisi olarak anılacak “Saint Antoine’ın Güvercinleri” şiiriyle başlayan dönemini “Saint Antoine’ın Güvercinleri’yle o zamanki bu korodan (yazılan şiir kalabalığından) ayırıyorum kendimi. Şiir arayışımda bir başkalık var. Çokboyutlu, çokanlamlı, çağrışımlı, bu yüzden de (değil mi sözü geri plana atıyorum) kapalı bir şiir peşindeyim artık” diye tanımlayan İlhan Berk, o tarihten başlayarak gerçeküstücülük etkisinde dil, imge ve anlam arayışlarına yönelerek şiirin başka alanlarına odaklandı. Tarih, erotizm, kent, İstanbul, nesneler ile beslenen şiirinin deltası zamanla genişledi.

Her daim taze, diri bir şiirin peşinden giden İlhan Berk’in “Galile Denizi” söze bir başkaldırı. (Arka kapak yazısından…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “İlhan Berk” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
25
2019
--

20. Yıl: “Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.”

Fotoğraf çekmeye başlayalı 20 yıl olmuş. 1999’dan bugüne ânları görüntülüyorum, vizörden bakıp deklanşöre basıyorum. Yaşamı ânlamak için yapıyorum bunu ve hâlâ ilk ândaki gibi heyecan duyuyorum. Fotoğraf konusundaki ustam -dünyayı sırtında taşıyan- Tunç Üvendire‘dir. Fotoğraftan hiçbir zaman para kazanmadım. (Yalnız bir kez, Gümüşlük Akademisi’nde İlhan Berk adına düzenlenen bir fotoğraf yarışmasına katıldım ve üçüncü seçildim falan… Tahmin edebileceğiniz gibi ödülü reddettim, umursamadım tabiî ki…) Fotoğraf sanatındaki ilkelerimi İlhan Berk’in şu dizesi bütünlemiştir; “Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.” Yaşamı dinlemek, ânlamak için fotoğraf çekiyorum. Dokuları ve duygudurum tuşelerini çok önemsiyorum. Ne daha fazlası, ne de daha azı… (Şüphesiz, yeni teknolojilerle birlikte yeni nesil çok daha iyi görüntüler elde ediyordur ki zaten öyle olması gerekir; bu durum tevazuyla kabulümdür.) Aşağıda en sevdiğim üç fotoğrafım bulunuyor. Bir de yıllara tasnif edilmiş şekilde en sevdiğim fotoğraflarımdan oluşan bir dijital galeri…

Seyircilere iyi ânlamalar dilerim.

Zafer Yalçınpınar
Ocak 2019


Kaş, 1999

Zafer Yalçınpınar Fotoğrafları (1999-2019)

2019 / 2018 / 2017 / 2016 / 2015 / 2014 / 2013
2011-2012 / 2008-2010 / 2005-2007 / 1999-2004


Safranbolu, 2009

Marmara Adası, 2011

Hamiş: Zafer Yalçınpınar‘ın tüm fotoğraflarına http://zaferyalcinpinar.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
24
2019
--

“Dokusal çalışmalarda birkaç sonsuzluk var.”

“Dokusal çalışmalarda birkaç sonsuzluk var.” (Zy)

Ayrıca bkz: ÇİZGİ


Tüm fotoğraflar için bkz: zaferyalcinpinar.tumblr.com

Oca
16
2019
--

Kışın…


“Kışın”, Topuk Yaylası, Aralık 2018

Ayrıca bkz: ÇİZGİ



Tüm fotoğraflar için:
zaferyalcinpinar.tumblr.com


Oca
07
2019
--

Akademik Makale: “Wittgenstein’ın Psikoloji Felsefesi Bağlamında Deneyim ve İfade İlişkisi” (Cemre Uğural)

Cemre Uğural tarafından kaleme alınan akademik makalenin tam metnini http://www.flsfdergisi.com/sayi26/95-112.pdf adresinden okuyabilirsiniz.

Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ludwig Wittgenstein başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/ludwig-wittgenstein adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
17
2018
--

Makale: “Renk Kavramlarını Öğrenme Hususunda Wittgenstein’ın Geç Dönem Eserleri Gadamerci Hermenötik Bağlamda Nasıl Okunur?” (Abdullah Başaran)

Abdullah Başaran‘ın İngilizce olarak kaleme aldığı makalenin tam metnini http://dergipark.gov.tr/download/article-file/40590 adresinden okuyabilirsiniz.

Makalenin Özü: Analitik ve Kıta Avrupası felsefesinde aşılmaz bir uçurum varmış gibi gözükse de, erken dönem felsefesindeki dile nomolojik yaklaşımını bir kenara bırakacak olursak, Ludwig Wittgenstein’ın, geç dönem eserlerinde geliştirdiği dil oyunları, ailevi benzerlikler, kullanımdaki anlam ve kural takibi gibi kavramlar sayesinde dil içerisinde farklı anlayışlara ve değişkenliğe yer verdiği için, Kıta Avrupası felsefesine yakın bir felsefi tutum içerisinde olduğunu söylemek zor olmayacaktır. Bu çalışmada, benim de öncelikli amacım Wittgenstein’ın ailevi benzerlikler kuramı ve Gadamer’in ufukların kaynaşması düşüncesi arasındaki yakın ilişkiye odaklanmak olacak. Zira bu iki filozof, Kartezyen öznenin onulmaz otoritesi ve şahsî dil anlayışının eleştirilmesi hususunda benzer tutumu sergiler. Bu noktadan yol çıkarak, asıl meselemiz olan renk kavramlarını nasıl öğrendiğimiz sorusuna yönelecek ve Wittgenstein’ın ailevi benzerlikler kuramına hermenotik bir okuma önerisinde bulunacağız.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan Ludwig Wittgenstein ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/ludwig-wittgenstein adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
04
2018
--

Ludwig Wittgenstein kimdir?


EVV3L kapsamında yayımlanan Wittgenstein ilgilerine
http://evvel.org/ilgi/ludwig-wittgenstein adresinden ulaşabilirsiniz.


Kas
22
2018
--

İlhan Berk 100 Yaşında: “Şiir Her Yerdedir” Sergisi’nden İzlenimler (Zafer Yalçınpınar)

Dün, “İlhan Berk 100 Yaşında” etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “İlhan Berk Gezegeni” başlıklı sempozyuma konuşmacı olarak katıldım. 2006 yılının Kasım ayında, İlhan Berk hayattayken, gene Yapı Kredi Kültür Sanat tarafından düzenlenen “İlhan Berk Defter Kapakları Sergisi”nin (ve etkinlik programının) ardından ilk kez (yani 12 yıl sonra) Galatasaray Meydanı’ndaki Yapı Kredi Kültür Sanat’ın binasının içinde bulundum, yer aldım. Demek ki 12 yıl boyunca sürmüş Yapı Kredi Kültür Sanat’la aramızdaki çift taraflı ve dik yokuşlar… Eğer “İlhan Berk 100 Yaşında” etkinliklerini düzenleyen Dr. Necmi Sönmez olmasaydı, belki de bir 12 yıl daha sürerdi bu çift taraflı ve dik yokuşlar, insanın insana koyduğu bu acı ve tuhaf mesafeler vesselam!

Sempozyumun başlangıcından yaklaşık bir saat önce, “Şiir Her Yerdedir” mottosuyla kurgulanan İlhan Berk sergisini detaylıca gezme ve sergi hakkında izlenimler edinme fırsatını buldum. Küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in, tasarım uygulamalarını Yeşim Demir Pröhl’ün ve eşgüdümünü de Ahsen Erdoğan’ın gerçekleştirdiği bu güçlü serginin İlhan Berk poetikasını yansıtmadaki başarısını “yerden göğe kadar” kutlamak gerekiyor. Serginin mottosunun belirlenmesinden tutun da İlhan Berk’in ‘cehennemvari’ imgesel alan derinliğini izleyiciye sunarken oluşturulan kurguya, katmanlara ve tasniflere kadar her şey semiyotik açıdan son derece tutarlıydı. Sadece semiyotik açıdan değil, bütünsel olarak, dilbilimsel açıdan da tutarlıydı… İlhan Berk’in görüngülerindeki fraktal morfolojiyi, deneysel yaklaşımları, dönemsel duygudurum geçişlerini, tuşeleri ve efemeratik öğeleri, İlhan Berk’in imgesel alan derinliğine zarar vermeden bir araya getirmek:- günün sonunda da ‘yığıntı’ gibi durmayan, ideal bir sergi oluşturmak “yerden göğe kadar” zorlu bir iştir. Dr. Necmi Sönmez’in kürasyonu öncelikle bu zorluğun üstesinden gelmiş ve her şeyden önce bu yön takdiri hak ediyor.

Sergiyi oluşturan imgesel katmanlar içerisinde beni en çok etkileyen tasniflerin “Yörünge/Kitaplık” ve “Kılavuz/Defterler” adıyla oluşturulan katmanlar olduğunu ifade etmeliyim. Zaten bu iki katman, küratöryal açıdan birçok ‘buluşlu’ ve yeni yönü de içeriyor. Örneğin; İlhan Berk’in kendi kitaplığı -kitapların yerleri, raf duruşları değiştirilmeden- dijital bir katalog eşliğinde izleyiciye sunulmuş. Dijital katalogun yardımıyla İlhan Berk’in kitaplığındaki kitapların ön kapak görüntüleri ve ilk sayfada bulunan öğeler, hangi kitabın hangi kitapla nerede, hangi rafta yan yana bulunduğu, İlhan Berk’in kitaplığını düzenlediği/kullandığı tasnifle birlikte incelenebiliyor. Bu yaklaşımı, İlhan Berk’in okumalarındaki nihai bilişsel haritayı sezmek ve dünya edebiyatındaki etkileşimler çerçevesinde İlhan Berk’in poetikasını düşünmek için edebiyat araştırmacısına sunulmuş büyük bir imkân olarak değerlendiriyorum. [*]

“Kılavuz/Defterler” bölümünde ışıklandırma optimum tasarlanmış, daha önce dikkat etmediğim birçok özel bilgiyi bu incelikli ışıklandırma sayesinde yakaladım. Defterlerin içeriksel sıralaması ile gösterilen sayfalardaki bazı bilgiler yıllardır üzerinde durduğumuz ve öncelik verdiğimiz “imgelemin özgürleşmesi” kavramını teyit eder nitelikte tasarlanmış.

Serginin “Omurga/Kitaplar” başlıklı tasnifinde de çok etkileyici yerlemler ve görüngüler bulunuyor. Özellikle serginin giriş/ilk bölümünden itibaren sağı takip eden duvarın (İlhan Berk Kitapları’nın) akışına karşılık olarak sol duvarın akışına denkleştirilmiş o gizil nokta… 1962 tarihli Mısırkalyoniğne’nin orijinal baskısından görüngülerle İlhan Berk’in kaleme aldığı son şiir kitabı olan Tümceler Geliyorum’daki görüngülerin kesiştiği nokta… Bu çakışma, bu kesişme ve o noktadaki gizil N. harfi beni çok etkiledi.

“Sağ Duvar Akışı”

“Sol Duvar Akışı”

Aslında lafı uzatmak ya da kafa ütülemek istemiyorum:  İlhan Berk’in 100. yaşını kutlayan bu önemli sergiyi kaçırmamanızı öneriyorum. İlhan Berk’in imgesel alan derinliğine bakarak onun poetikasından çeşitlendirilmiş uzamları/uzayları görmeye, gayret etmeye çağırıyorum sizleri… Bu gayret şiirle ilgilenen veya ilgilenmeyen herkes için çok kıymetli olacaktır. Çünkü farkına varsanız da varmasanız da “Şiir Her Yerdedir”.

Zafer Yalçınpınar
22 Kasım 2018, İstanbul

[*] “Tabiî bir not eklemeliyim: 2006 yılında, İlhan Berk’i Halikarnas’taki evinde ziyaret ettiğimde (bkz: ilhanberkiğne) söz konusu kitaplığı kendi gözlerimle görmek ve incelemek fırsatı bulmuştum. O günden çektiğim fotoğraflara bakarak, sergideki kitaplık sunumunu orjinal tasnifle karşılaştırdığımda, gerçekten de İlhan Berk’in çalışma odasında/atölyesinde bulunan kitaplık ile kitap sıralamalarının doğru bir bütünsellik içinde muhafaza edildiğini görüyorum. Ancak, 2006’daki ziyaretimde bazı kitapların rafın önünde -ön yüzü görünecek şekilde-  duruyor olması dikkatimi çekmişti. Örneğin Jorge Luis Borges’in öykülerinden derlenen “Yolları Çatallayan Bahçe” adlı kitap bunlardan biriydi. Bu öne çıkan kitapları da -var ise zamana veya İlhan Berk’in tercihlerine göre değişen bir şekilde- bilebilseydik, mükemmel olurdu tabiî…”

 



#İlhanBerk100Yaşında İçerikleri

ilhanberkiğne /Anı /Poetika
bit.ly/ilhanberkigne

Bakmak (İlhan Berk’in Dergilerdeki Yazıları)
bit.ly/ilhanberkbakmak

21 Kasım 2018, İlhan Berk Gezegeni
Sempozyum Konuşma
https://youtu.be/O_bv0S2dkcs

“Şiir Her Yerdedir” Sergisi’nden İzlenimler
http://evvel.org/ilhan-berk-100-yasinda-siir-her
-yerdedir-sergisinden-izlenimler-zafer-yalcinpinar

Yeni Basım: Mısırkalyoniğne
http://evvel.org/tipkiyenibasim
-misirkalyonigne-ilhan-berk

Mısırkalyoniğne Günlüğü
http://upas.evvel.org/?p=430

“Şiir Her Yerdedir” Sergisi
evvel.org/ilhanberk100yasindab.jpg

İlhan Berk Sempozyumu
http://evvel.org/sempozyum-ilhan-berk
-gezegeni-ykks-loca-21-kasim-2018



EVV3L’in İlhan Berk Çalışmaları
http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk
http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/2
http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/3
http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/4
http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk/page/5

Eki
31
2018
--

Karma Sergi: “ÇOKLU İFADE” (8 Kasım-9 Aralık 2018) CKM, Kadıköy

Facebook Etkinlik Bağlantısı:
https://www.facebook.com/events/573370753118807/


CKM’nin, 8 Kasım 2018- 9 Aralık 2018 tarihleri arasında izleyiciye sunacağı sergide, farklı anlatım biçim ve yöntemleri, değişik malzeme ve tekniklerle iş üreten, farklı disiplinlerden gelen ve farklı yönelişlerde olan, her biri kendi sanatsal serüvenlerinde varlıklarını ve yetkinliklerini kanıtlamış, yaptıkları işi ciddiye alıp, kafa yoran 20 önemli ve usta sanatçıyı bir araya getiriyor. Bu sergi, insan bedeninin-figürün zengin imge kaynakları içinde ve çevresinde dolanan, ona tanım getirmeye çalışan sanatçıların bir buluşma alanı olarak oluştu. Her biri özgün dünyası olan, yaşamı, insanı, kendi güncelini irdeleme yöntemi ve genel insansal hali ve dünyayı ele alış-kavrama biçimleriyle birbirinden ayrışan, farklı ifade biçimleriyle üreten sanatçıların, aynı zamanda genel insani durumla ilgili olarak, duyarlılıklarındaki yakınlık hissi bu serginin oluşturulmasının temel göstergesi oldu. Ağırlıklı olarak figür ve pentürün sorunlarıyla uğraşan sanatçılardan oluşan karma sergi, temsiliyet olanaklarını genişletmek, farklı dönemlerden ve anlayıştan sanatçıların, alternatif görünürlüğünü sağlamayı hedeflemekle birlikte, grup sergileri aracılığıyla yeni güç birlikteliklerinin önünü açmak, sanatçılar ve disiplinler arası diyaloğu geliştirmek, ortak projelerle yeni üretimlere katkıda bulunmak amacını da taşımaktadır. Bu bir araya geliş tesadüfi değildir. Sanatsal kaygılarının kesiştiği bir noktada ortaklaşan, farklı ifade biçimini tercih etmiş 20 sanatçının, yaratma süreçlerini de içeren “Çoklu İfade” başlığı altında bir araya gelme tercihi, serginin, sadece ifadeye aracılık eden bir şey olmaktan çıkıp, doğrudan ifadenin kendisi haline dönüşmesine yol açmakta. Dolayısıyla ifade ihtiyacının mutlak zorunluluğunu dayatan bir bilinç içermektedir. Günümüzün çağdaş sanat anlayışıyla iş üreten sanatçılardan oluşan bu sergi, günümüz sanatının bir kesitiyle ilgili bir tutanak görevi de görecektir kuşkusuz. Her şeyin yıkıldığı, yok edildiği ve yerine başka birşeyin konulmadığı, ötekileştirmenin had safhada olduğu bir dünyada, varolmak ve var etmek endişesi kaçınılmazdır. Kenardan seyretmek yerine sürece dahil olmak, müdahale etmek, elini taşın altına koymak sorumluluğu, paylaşmayı zorunlu kılmaktadır… Birlikteliği sanatsal bir eyleme dönüştürmeye ve iyimserliği korumaya, geleceğe dair bir öngörü ve ipucu olması, farklı bir algı ve değerlendirmeye yol açması arzusuyla… (Tanıtım Metni’nden…)


Düzenleme ve Organizasyon: NEZİHE BİLEN ATEŞ
Sanatçılar: AHMET SARI, ALİ KOTAN, ALTAN ÇELEM,
AYŞEGÜL SAĞBAŞ, BARIŞ CİHANOĞLU, BARIŞ SARIBAŞ,
BEYZA BOYNUDELİK, BURÇİN ERDİ, DİDEM ÜNLÜ,
FÜRUZAN ŞİMŞEK, GÖKHAN DENİZ, GÜLER GÜÇLÜ,
KEREM AĞRALI, MUSTAFA HORASAN,
MUSTAFA KARYAĞDI, NUR GÜREL,
NEZİHE BİLEN ATEŞ, SELAHATTİN YILDIRIM,
SERKAN YÜKSEL, SEYDİ MURAT KOÇ


Çoklu İfade / Selahattin Yıldırım


Çoklu İfade / Burçin Erdi


Çoklu İfade / Kerem Ağralı


“Yolumuzu Şaşırdık” / Gökhan Deniz

Eki
20
2018
--

Bekleyişler

“Bekleyişler” by Zy
Kadıköy, 2018

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

 


“Bekleyişler” by Zy
Süleymaniye, 2018

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

 

 

Eki
18
2018
--

Sergi: “TİNSEL KUŞATMA” (2 Kasım-22 Aralık 2018, Kare Sanat Galerisi)


Küratör: Rafet Arslan

Sanatçılar: Sadık Arı, Zeynep Beler, Betül Bolat, Canavar,
Gökhan Çiçek, İsmet Doğan, Elif Varol Ergen, Dilara Göl,
Alper T. İnce, Ece Nada, Onston, Gümüş Özdeş

Etkinlik/Konuşma: Esra Özkan, Ahmet Ergenç, Can Batukan
(17 Kasım Cumartesi, saat: 18:00)


“Bedenin coğrafyasında politik olanla erotik olan sürekli yer değiştirirler. Bir yerde bastırılan şey, aynı anda sonuna dek yaşanan ve hatta tüketilen şey haline gelir. Tıpkı gizil kılınan şeylerin aslında birer göstergeler imparatorluğu yaratması gibi… Aktöre ve inanç alanına yaslanarak her coğrafya da kendine menkul kurallarını kuran kamusal alan, aslında büyük bir tutarsızlık, riya ve çürüme yatağında debelenen bir çeşit kara kamudur. Bir yerde ne kadar ahlaktan bahsediliyorsa aslında toplumun derin çukurlarında istismar, beden ve onu giydiren kimliklere değin bastırma ve tahakküm; hatta sapıklık ve yoldan çıkmışlık o denli yoğundur. Toplumsalın kaosundan yani kentin içsel hegemonya ağları ve sürekli ona karşı kendini dayatan ama kentin tinsel yoksunluğunu kendi ikiyüzlü katılığında sürekli inşa eden taşradan, ancak doğaya ve onun usulünde doğal (yaban) olana yaklaştığımızda denetim ve kontrol ağlarından uzaklaşıp; bedeni ya da eti çıplak olarak idrak edecek noktalara varırız. Şimdi gündeliğin her yerini kuşatan ağın ya da bedene (ve zihne) eklemlenen teknolojinin yeni bir sınırsızlık elde edene değin insanı sınamaya başladığı, teknoloji çoktan bir aparattan önce bir çeşit uzva dönüştüğü bir zamandayız. Teknoloji, bir adım ötedeki gelecekte nano-teknoloji ve üç boyutlu yeni arttırılmış gerçeklik evrenlerinde etsel olana karşı kendi kapatma aygıtlarını kurmaya hazırlanıyor. Özellikle çağdaş sanatın yaşadığımız çağın git gide kararan, ağır gündemiyle topu sürekli taca attığını; soyuta ve dekoratif olana yaslandığını bir dönem de, tinsel olana geri dönmek için önce et’e çıplak bakmak, bedeni yeniden tartışmaya açmak önemli. Figür olan ve olmayan, etin bedenleşmesi, bedenin iktidarlaşması, tenin tini yiyişi bu tartışmanın menzilindedir. Teknoloji uzam ve sanal yaşamla iç içe geçmiş gündelik yaşamlarımızla, şimdi “etin fenomenolojisini” ameliyat masasına yatırma ve simülasyon evresinde “et imgesine” minör bir bakış atma vakti. Ya da “Hayaletin Eti” üzerine yeniden ve yeniden düşünmenin…” (Rafet Arslan)

Eyl
06
2018
--

“Kayıtsızlık, dili geçersiz kılıyor…”

(…)
Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun. Oturur durumda, yatar durumda kalmayı, ayakta durmayı öğreniyorsun. Her lokmayı çiğnemeyi, ağzına götürdüğün her parça yiyecekte aynı manasız tadı bulmayı öğreniyorsun. Resim galerilerinde sergilenen tablolara sanki duvar parçalarıymış, tavan parçalarıymış gibi, duvarlara, tavanlara da yağlıboya resimlermiş gibi bakmayı öğreniyorsun, üstlerindeki hep başa dönen onlarca, binlerce yolu, amansız labirentleri, kimsenin çözemeyeceği metni, parçalanmakta olan yüzleri bıkmadan yorulmadan izliyorsun. (s.42-43)
(…)
Kayıtsızlık, dili geçersiz kılıyor, işaretleri anlaşılmaz hale getiriyor. Sabırlısın ama beklemiyorsun, özgürsün ama seçemiyorsun, müsaitsin ama hiçbir şey seni harekete geçirmiyor. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey talep etmiyor, hiçbir şey dayatmıyorsun. Hiç dinlemeden duyuyor, hiç bakmadan görüyorsun: tavanlardaki çatlakları, parkenin dilimlerini, yer karolarının desenlerini, gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları, ağaçları, suyu, taşları, geçen arabaları, gökyüzünde bulut şekilleri çizen bulutları.(s.64)
(…)
Mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. Büyük bir dikkatle yaşamına, hareketlerine, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklarını, dizilmiş oyun kâğıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi. Saint-Roch’un çanı her çeyrek saati vurduğunda onunla birlikte çınladı.(s.78)
(…)

Georges Perec
“Uyuyan Adam”, Çev: Sosi Dolanoğlu, Metis Yay. 4. Baskı, 2016

Tem
28
2018
--

“Dilin sürdürülebilirliği poetikanın gelişimine bağlıdır.” (Zafer Yalçınpınar)

“Bu gazete kupüründe ne yazdığını bilmiyorum. Japonca mı, hangi dilde onu da bilmiyorum. Ama, bu kâğıt parçasını toprağa gömünce bir bitki(çiçek) yeşeriyor; tohum alaşımlı, özütlü bir kâğıtta kelimeler, cümleler icat etmişler… Şiir dili:- dilin şiirle sürekli genişleyen ‘imgesel alan derinliği’ geliyor aklıma; “Sıkı şiir dediğimiz şey de bu kâğıdın özütü gibi olmalı!” diyorum kendime. Dilin tüm zamanlardaki yaşamını, salınımını ve varoluşunu düşünüyorum.* Sonuç şu: Tüm retorik katmanları (logos, ethos ve pathos) sürdürülebilirliklerini ‘imgesel alan derinliği’nin milimetrik(karınca adımlarıyla) gelişimine borçludur.”

Zafer Yalçınpınar
Temmuz 2018

* “Şöyle söylemekle sanıyorum, felsefeyle ilgili tutumumu özetlemiş oluyorum: Felsefenin aslında şiir olarak kurulması gerekir. Buradan da, bana öyle geliyor ki, düşüncemin ne denli şimdiye, geleceğe ya da geçmişe ait olduğu çıkar. Çünkü böylelikle, yapabilmek istediğini tam yapamayan biri olduğumu itiraf ediyorum.” (Ludwig Wittgenstein, Yan Değiniler, Çev: Oruç Aruoba, 6:45 Yay., 1999, s.23) Oruç Aruoba’nın Notu: Şiir olarak kurmak: “dichten”. Birçok başka dilde olduğu gibi, Türkçe’de de tam karşılığı olmayan bir fiil: Şiirlemek(?!)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Poetika Çalışmaları” başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/poetika-calismalari adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
25
2018
--

Yavaştan başlıyoruz: UPAS, neşriyat!


“Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla UPAS neşriyatı oluşturduk! Sözün özü şu: Dijital yayıncılık alanındaki serüvenimize başlıyoruz. Detaylar için upas.evvel.org adresini ziyaret edebilir, şiirsel materyallerinizi ve kitap dosyalarınızı upasnesriyat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

İlk kitaplarımız ile UPAS~zine‘in ilk sayısı, Eylül 2018‘de (pdf dokümanı biçeminde) yayımlanacak. Bakalım neler olacak! Tüm gelişmeleri instagram hesabımızdan (@upasyayin) takip edebilirsiniz.

Son olarak, şunu unutmayın; “ŞİİR, herkesi sevmek zorunda değildir!”

Görüşmek üzere…

Zafer Yalçınpınar
7/7/2018


Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com