Oca
25
2023
--

24. Yıl: “Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.”

Fotoğraf çekmeye başlayalı 24 yıl olmuş. 1999’dan bugüne ânları görüntülüyorum, vizörden bakıp deklanşöre basıyorum. Yaşamı ânlamak için yapıyorum bunu ve hâlâ ilk ândaki gibi heyecan duyuyorum. Fotoğraf konusundaki ustam -dünyayı sırtında taşıyan- Tunç Üvendire‘dir. Fotoğraftan hiçbir zaman para kazanmadım. (Yalnız bir kez, Gümüşlük Akademisi’nde İlhan Berk adına düzenlenen bir fotoğraf yarışmasına katıldım ve üçüncü seçildim falan… Tahmin edebileceğiniz gibi ödülü reddettim, umursamadım tabiî ki…) Fotoğraf sanatındaki ilkelerimi İlhan Berk’in şu dizesi bütünlemiştir; “Nerden baksak kendini anlatıyor her şey.” Yaşamı dinlemek, ânlamak için fotoğraf çekiyorum. Dokuları ve duygudurum tuşelerini çok önemsiyorum. Ne daha fazlası, ne de daha azı… (Şüphesiz, yeni teknolojilerle birlikte yeni nesil çok daha iyi görüntüler elde ediyordur ki zaten öyle olması gerekir; bu durum tevazuyla kabulümdür.) Aşağıda en sevdiğim üç fotoğrafım bulunuyor. Bir de yıllara tasnif edilmiş şekilde en sevdiğim fotoğraflarımdan oluşan bir dijital galeri…

Seyircilere iyi ânlamalar dilerim.

Zafer Yalçınpınar
Ocak 2023


Kaş, 1999

Zafer Yalçınpınar Fotoğrafları (1999-2023)

2023 / 2022-(2) / 2022-(1) / 2021 / 2020
2019 / 2018 / 2017 / 2016 / 2015 / 2014 / 2013
2011-2012 / 2008-2010 / 2005-2007 / 1999-2004


Safranbolu, 2009

Marmara Adası, 2011

Hamiş: Zafer Yalçınpınar‘ın tüm fotoğraflarına http://zaferyalcinpinar.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
13
2022
--

Meçhul Sanatçı Anıtı, Google Haritalar’da…


MEÇHUL SANATÇI ANITI, 2022
Google Haritalar Konumu:
https://goo.gl/maps/gXfcKYjNnrSiBJA57


Bugüne dek sanat için emek vermiş, çabalamış ama hak ettikleri ilgiyi tam görememiş tüm gerçek sanatçılara selam olsun!



Meçhul Sanatçı Anıtı‘nı ziyaret ettik!

Fatih Balcı tarafından temellük yöntemi kullanılarak tasarlanan çağdaş sanat eyleminin ayrıntıları şurada: http://evvel.org/fatih-balci-temelluk-yontemiyle-atesliyor-mechul-sanatci-aniti

Ara
07
2022
--

“Zipf Yasası” (Oktay Valunya)

(…)
Doğal dil işleme alanında kelimelerin kullanım sıklıkları, bir kelimenin taşıdığı anlam sayısı, kelimeler arası uzaklıklar gibi çok önemli unsurlar Dil Bilimci George K. Zipf (1902–1950) tarafından ortaya koyulan kanunlar temel alınarak belirlenmektedir.

Zipf, yaptığı araştırmalar sonucunda, bir kelimenin uzunluğunun, o kelimenin kullanım sıklığı ile yakından ilişkisi olduğunu fark etmiştir. Yani bir kelime ne kadar az harften oluşuyorsa kullanım sıklığı o kadar artıyor.

Zipf Yasası’na göre bir konuşmada ya da yazıda geçen kelimeler, azalan sıklığa göre sıralanırsa, bir kelimenin bu eserdeki geçiş adedinin bu sıralamadaki sırasına bölümü sabit bir sayı verir. Diğer bir deyişle: Hangi dil olursa olsun genelde ortalama olarak en sık kullanılan ikinci kelime en sık kullanılan kelimenin yarısı, üçüncü kelime 1/3, dördüncü kelime 1/4, beşinci kelime 1/5 dir. (…)


Oktay Valunya‘nın kaleme aldığı yazının tam metnine https://www.martidergisi.com/hayatimizdaki-gizemli-yasa-zipf-yasasi/ adresinden ulaşabilirsiniz.


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Dilbilim” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sessizligin-dilbilgisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
25
2022
--

Bulanık Mantığın Dile Etkisi (Oktay Valunya)

(…)


(…)
Oktay Valunya’nın “Martı Dergisi” kapsamında kaleme aldığı makalenin tam metnini https://www.martidergisi.com/bulanik-mantigin-dile-etkisi/ adresinden okuyabilirsiniz.

Haz
27
2022
--

Neden Yazıyorum (George Orwell)

(…)

(…)

George ORWELL
“Neden Yazıyorum”, Çev: Ertuğrul Pek, Konu Yay., 2021, s.12-13

May
31
2022
--

Ustamız Oruç Aruoba’yı saygı ve özlemle anıyoruz…


Oruç Aruoba (14 Temmuz 1948 – 31 Mayıs 2020)
(Fotoğraf: Zafer Yalçınpınar8 Mayıs 2011)


(…)
Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:

Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman…

Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.

Oruç Aruoba
“De Ki İşte”, Metis Yayınları, 2001, s.44



Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
(Özel eklentilerle genişletilmiş, bahar nüshası!)


Usta Defteri‘nin Upas Yayın kapsamında yayımlanan
pdf biçimli tam metnine bit.ly/ustadefteri
adresinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.


Usta Defteri‘ne dair gerçekleştirilen
özel bir söyleşiye http://upas.evvel.org/?p=1628
adresinden ulaşabilirsiniz.


EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4

Nis
16
2022
--

Yalnız Adam’dan… (Eugéne Ionesco)

Eugéne Ionesco
“Yalnız Adam”, Çev: Bertan Onaran
YKY, 2022, ss.30-31

Nis
12
2022
--

“Sessiz Olan…” (İlker Gören)


evvel.org‘un sıkı takipçilerinden İlker Gören, 47 yaşında -kalp krizi nedeniyle- vefat etti. “Düzyazı şiir” tipindeki özel betikleriyle yalnızlığı, kuytuları, köhneleri, karanlık geceleri ve boş odaların, duvarların işaret ettiği tüm dipsiz uçurumları deneyimlemiştir. Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi döneminden beri neredeyse 20 yıllık tanışıklığım vardı. Vefatına müthiş üzüldüm. Sonunda -hepimize olacağı gibi- hiçliğin sessizliğine karıştı İlker Gören… (Zafer Yalçınpınar)


SESSİZ OLAN
odanın içinde üç tane adam var. odanın lambası tavandan aşağıya iyice sarkmış durumda. adamlardan biri bu lambayla konuşuyor ve bu adam ayakta. diğer ikisi oturuyor. oturan adamlardan biri boğazındaki kolyesiyle oynuyor ve sürekli annem nerde öldü diyor. üçüncü adam ise çıplak.

YALAN OLMAYAN
odaya iki kişi girdi. biri geldi tam karşıma oturdu. karşıma oturan bu adam sakız çiğniyor. diğer adam ayakta. hava sıcak. pervane havayı yelliyor. sakız çiğneyen adam odadaki radyoyu yerinden alıp koynuna sokunca ben yalnızlık nedir dedim kendime.

GECEYE NERDEYDİN DİYE BAĞIRANLARIN ANLATTIKLARI
bir yaz günü ölünen dünyanın ortasında kendine saklı kalan bir köylünün ağlaması beni ilgilendirmezdi. ama hayatın serçe yanı kimseyi affetmedi o fırtınalı gecede. ben susmuştum bir yatırın söylediklerine. ama yalnızlık olabildiğince sessiz olabildiğince korkunç elleriyle bir kere kendini aldatmıştı işte.

aynı susulan gecenin kimse yok mu diye bağırması gibiydi her şey.

UĞULTUNUN GELDİĞİ YERDE
sanki hayat basit bir ölüm gibi sessizce ağladı celladın karşısında. sanki ben insanın yeni yetme gençliğini anlatan bir akasya ağacının altında incil okudum. sanki yalan olan her şey gibi saçları kısa olan bir yalnızlık üşüyüverdi kırlangıçların dansında.

işte uğultunun geldiği yerde bunlar söylenmiştir.

İlker GÖREN, 2008
Kaynak: https://edebistan.com/yazarlar/ilker-goren

Nis
06
2022
--

Oruç Aruoba, Usta Defteri’nin Bahar Nüshası 1 Yaşında…


Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
Satın almak için tıklayın…



Usta Defteri‘nin Upas Yayın kapsamında yayımlanan
pdf biçimli tam metnine bit.ly/ustadefteri
adresinden ücretsiz olarak ulaşabilirsiniz.


Usta Defteri‘ne dair gerçekleştirilen
özel bir söyleşiye http://upas.evvel.org/?p=1628
adresinden ulaşabilirsiniz.



EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4

Oca
26
2022
--

“Werner Herzog’un Bakışının Biçimini Taşıyan Bir Yolculuk” (Zafer Yalçınpınar)

herzogbuzdayuruyus

Alman sinema ekolünün sıkı yönetmenlerinden Werner Herzog’un 1974 yılında kaleme aldığı “Buzda Yürüyüş” adlı günlükler, Şubat 2016’da Jaguar Kitap’tan yayımlandı. Ali Bolcakan tarafından dilimize çevrilen kitap, Werner Herzog’un bir ceket, bir pusula ve gerekli kamp malzemeleriyle birlikte 23 Kasım 1974 tarihinde Münih’ten yola çıkıp Paris’te ölüm döşeğindeki eleştirmen dostu Lotte Eisner’e yaya olarak erişmeye çalışmasının günlük notlarından ve yolculuk esnasındaki görüngülerden oluşuyor. Yürüyerek Paris’e ulaşabilirse Lotte Eisner’in hayatta kalacağına dair tuhaf bir gerçeklik katmanı ya da inanç Herzog’un zihninde yer almasaydı eğer, imgesel açıdan göz kamaştıran bu ilginç betik okuyucuyla buluşamazdı. Werner Herzog yürüyüşünün ilk gününde yolculuğunun amacını şöyle tanımlıyor:

“(…)Kendime dair derin düşüncelere dalmak dünyanın geri kalanının uyum içinde olduğunu açığa çıkarıyor.(…)Her şeye ağır basan tek bir düşünce var: Buradan uzaklaşmak. İnsanlar beni korkutuyor. Eisner’imiz ölmemeli, ölmeyecek, buna izin vermeyeceğim. Şu an ölüyor değil çünkü ölmüyor. Şimdi değil, hayır, buna hakkı yok. Kararlı adımlarımın altında yer sallanıyor. Dinlendiğimde bir dağ istirahata çekiliyor. (…) Paris’e vardığımda hayatta olacak. Ölmemeli.”

Herzog-1

Herzog’un Münih-Paris hattında 21 gün süren yürüyüş notları, birbiri ardına sıralanmış gerçek yaşantı parçaları olarak tuhaf bir varoluşa sahip: “Buzda Yürüyüş” esnasındaki gerçek yaşantı parçalarının betikte sinematografik bir yöntemle bütünlendiğini görüyoruz. Werner Herzog, Münih’ten Paris’e doğru çizdiği yürüyüş rotasını bir film şeridi olarak düşünüyor ve tutuğu günlük notlar -tıpkı sinema sanatında olduğu gibi- çeşitli ham görüntülerin, olayların, duygulanımların ve çevresel faktörlerin hızla devinmesini sağlıyor. Herzog, yolculuğu süresince yaşadıklarının anlatımını sinema duygusu veren özel, keskin ve ‘dış ses’ benzeri bir dile taşıyarak metnin akışkanlığını, canlılığını yönetiyor. İnsan zihninin algısal yeteneklerini kullanarak önce bir tür ‘alan derinliği’ni harekete geçiren Herzog, zaman zaman kadraj içerisindeki ilgisiz odaklanmalara yönelerek okuyucunun konumunu ‘edilgen bir izleyici’ye dönüştürüyor:

(…)Ormanın ilerisine doğru bakıyorum. Çamlar birbirlerine doğru sallanıyor, kargalar rüzgâra karşı uçuyor ve hiç ilerleyemiyor. Tüm köy bir buğday tarlasına kurulmuş, her buğdayın üzerinde bir ev. Evler sapların üzerinde görkemli bir biçimde sallanıyor, tüm köy eğilip bükülüyor. Bir karaca yola atlıyor ve asfaltta kayıyor, sanki asfalt yeni cilalanmış bir parke zeminmişçesine.(…)Yol kenarındaki sigara paketleri çok ilgimi çekiyor, özellikle de ezilmedikleri zaman; o zaman hafifçe şişip bir cesede benziyorlar, köşeleri artık o kadar sivri olmuyor ve nemin soğukta su damlacıklarına dönüşmesi yüzünden etraflarındaki naylon içeriden buğulanıyor.

Herzog, yürüyüş sırasında geçtiği köyleri, gördüğü nesneleri, yaşadığı doğa olaylarını, bedensel değişimleri, çeşitli zorluk ve kolaylıkları kısa cümlelerle, dolaysız ifadelerle sürekli ve hızlı bir şekilde betimliyor. Betimlemelerin zaman zaman eğretilemelere dönüşerek şiirsel bir boyut kazandığını ve zenginleştiğini de hissediyoruz.

Yolculuktaki en ilginç ânlar yolda karşılaşılan insanların içinde olduğu kadrajlardır. Herzog’un insanlarla karşılaştığı (kesiştiği) her mekânda önce bir yabancılaşma-çekince-gerilim ânı oluşuyor, ardından karşılaştığı insana ilişkin Herzog’un zihninde keskin bir izlenim dile geliyor ve umarsızlık duygusuyla sonlanan yaşantı parçasının hızla geçip gittiği izliyoruz:

(…)Yol hemen karla kaplanıyor. Tipide bir traktör tarlaya saplanıyor, farları yanıyor ve ilerleyemiyor; çiftçi yanında pes etmiş, ne yapacağını bilemez bir hâlde duruyor. Biz, iki hortlak, birbirimize selam vermiyoruz.(…)Benzincideki adam bana öyle gerçek dışı bir bakış fırlattı ki aynaya bakıp kendimi hâlâ insan gibi gözüktüğüme ikna edeyim diye hemen tuvalete koştum. (…)

Gerçek yaşamın ya da kurgusal edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlandığını biliyoruz, böylesi çalışmalarla çok karşılaştık, ancak objektifleşmiş ya da kadrajlaşmış bir insan zihni ile zorlu bir yolculuğun hayata uyarlandığını ilk kez görüyoruz. Werner Herzog’un 1974’te gerçekleştirdiği Münih-Paris yolculuğunu edebiyata -hatta, yaşamın ta kendisine- uyarlanmış bir sinema filmi olarak düşünebiliriz. “Buzda Yürüyüş” adlı kitapta yaşam, Werner Herzog’un bakışının biçimini taşıyan bir yolculuğa dönüşüyor.

Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Kitap, Sayı: 214, 27 Mayıs 2016, s.5


Herzog-3


Hamişler:

1/ Yazının ‘pdf’ biçemine http://bit.ly/herzogbuzdayurur adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.


Ayrıca Bkz:

-John Berger’in Şiirlerindeki Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/johnbergersiirler
Aydınlık Kitap, Sayı: 243, 30 Aralık 2016

-Nilgün Marmara’nın Kâğıtları’ndaki İmgelem
Tam metin pdf: http://bit.ly/nilgunmarmarakagitlar
Aydınlık Kitap, Sayı: 241, 9 Aralık 2016

-Oktay Rifat’ın Dışarıda Kalan Şiirleri
Tam metin pdf: http://bit.ly/oktayrifatdisarida
Aydınlık Kitap, Sayı: 235, 28 Ekim 2016

-Ingeborg Bachmann ve Dil Felsefesi
Tam metin pdf: http://bit.ly/bachmanndilfelsefesi
Aydınlık Kitap, Sayı: 220, 8 Temmuz 2016

-“Nicanor Parra’nın ‘Karşışiir’leri”
Tam metin pdf: http://bit.ly/nicanorparrakarsisiir
Aydınlık Kitap, Sayı: 216, 10 Haziran 2016

-Julio Cortázar’ın zihninden; “Küba Devrimi’nin Başlangıç ‘Buluşma’sı”
Tam metin pdf: http://bit.ly/cortazarbulusma
Aydınlık Kitap, Sayı: 211, 6 Mayıs 2016

-Alfred Jarry’den “Günler ve Geceler” Ötesi Tinsellik
Tam metin pdf: http://bit.ly/alfredjarrygunlergeceler
Aydınlık Kitap, Sayı: 202, 4 Mart 2016

-MŞŞ’nin ‘Yalnızlık Çölü’nde; “Sayıklayanlar”
Tam metin: http://evvel.org/m-s-s-nin-yalnizlik-colunde-sayiklayanlar-z-yalcinpinar-aydinlik-kitap-2682016
Aydınlık Kitap, Sayı: 226, 26 Ağustos 2016

-ECE AYHAN ile ‘KARA GERÇEK’
Tam metin: http://zaferyalcinpinar.com/bbkara/eceayhanilekaragercek.jpg
Aydınlık Kitap, Sayı: 195, 15 Ocak 2016

Oca
21
2022
--

İlhan Berk Kitabı (Simurg Art Yayınları, 2021)


İlhan Berk Kitabı (Tıpkı Basım)
Simurg Art Yayınları, 2021

Detaylar şurada: https://www.simurgart.com/kitap-detay
/ilhan-berk-kitabi-tipki-basski-sairin-vefatindan
-sonra-ilk-kez-yayimlaniyor/


(Zafer Yalçınpınar Koleksiyonu’ndan 26 No’lu nüsha…)


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan İlhan Berk başlıklı ilgilere http://evvel.org/ilgi/ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
22
2021
--

Vincent Van Gogh’un Yeryüzüne Son Dokunuşları! (Cavit Mukaddes)


“Her şeyin içinde güzelliği bulun”. Van Gogh

Yukarıdaki resim sanatçının son dönem yapıtlarındandır (1890), trajik ölümünden birkaç hafta önce resmedildiğini biliyoruz. Van Gogh, Saint-Rémy’deki tımarhanede gönüllü kalışının sonunda Mayıs 1890 tarihinde Provence’dan ayrıldı. Paris’in kuzeyinde Auvers-sur-Oise’a taşındı. 10 Haziran’da kardeşi Theo’ya ′′kırsalda iki ev çalışması yaptığını′′ yazar. Monet, Pissarro ve Cézanne, Auvers’in barışçıl tılsımını çoktan yudumlamışlardı. Burada Van Gogh, psişik yönden gerçek bir dönüşümü yaşar. O ruh hâli yapıtlarına da yansır. Tıpkı bu son yapıtlarından sayılan muhteşem resim gibi. Vahşi, girdap dizaynı çatıya meyilli, ağaç dallarının spirallerle yukarıya süzülüşü, bulutları bambaşka bir hâle getirmesi… Yeşili, maviyi, sarıyı olağanüstü bir ahenkle kullanması. Romantikler gibi ilham verici manzara karşısında bunalmadığı çok açık. Aksine, o ânın huzurunu, ihtişamını ve doğanın dilini kendi geniş merceğinden inanılmaz biçimde ve de etkili bir dille aktarır. Tıpkı “Yıldızlı Gece” tablosunda olduğu gibi, evrenle konuşur Van Gogh. Oluşturduğu kadrajda, tüm unsurlar kontürlerini çarpıtarak birleşiyor ve sahneye doğaüstü bir hava katıyor. Böylesine bir yeteneğin ve kalbin bu dünyadan kırgın ayrılması ise sanat tarihini elbet ki ilgilendirir. “Bana kalbim yokmuş gibi davranıldı. Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.” Evet, bizler bunca yıl sonra, onu renklerin diliyle anlamaya çalışıyoruz, bunu ne denli başarıyoruz? Bilinmez.

Cavit Mukaddes
simurgart@gmail.com
Aralık 2021

Ara
13
2021
--

Şiirde Yenileşim, Yeni Nesil Okur ve Şiirimizin Bozuk Toprakları! (Zafer Yalçınpınar)


Üvercinka Dergisi, Sayı:85, Kasım 2021

ŞİİRDE YENİLEŞİM, YENİ NESİL OKUR
VE ŞİİRİMİZİN BOZUK TOPRAKLARI!


Yeni nesil üzerine düşünmemizin, derinlemesine araştırmalar gerçekleştirmemizin zamanı geldi. Yeni nesil okuru herhangi bir kavramsal sentezin şekillendirebileceğine ya da buluşlu dahi olsa bir kavramsallığın yeni nesil üzerinde uzun süreli etki yaratacağına inanmıyorum, inanamıyorum pek… Yeni nesil -kısa süreli cazibe odakları ve kısa süreli iştahlar dışında- devamlılık gösteren bir kümelenmeye sahip olmak istemiyor. Bu çok tuhaf bir bilinç yapısı… Şöyle açıklamaya çalışayım: Yeni nesil kendini -herkesten çok- zamanın sonunda hissediyor; yani kronolojik olarak ‘zamanın sonunda bulunmak’ yeni nesil için hem acılı bir yük, hem de bir tür birikimli avantaj veya serbesti… Yeni nesil kendini ‘insanlık tarihinin ve yaşamın biricik kilidi, son çaresi ya da aksine, insanlığın son çaresizliği’ olarak görüyor. Bu noktada tuhaf, tepkisel ve riskli bir kopuş ortaya çıkıyor. Tarihsel açıdan bir tür reddiye hattı oluşuyor: Öyle tuhaf bir şey ki bu, eskisi gibi kuşaklar birbirleriyle çatışmıyorlar bile! Yani bizim ‘kuşak çatışması’ dediğimiz şey değil bu! Yeni bir tepkisellik… Yeni nesil kendinden önceki tüm insanlık tarihini topyekun reddediyor ve kendini ‘İnsanlık 2.0’ şeklinde nitelendiriyor. Bu yük, tabiî yeni neslin zihinselliğini de olumlu-olumsuz birçok noktadan ilkesel veya matematiksel değil de durumcu bir şekilde etkiliyor; yeni neslin zihinselliğinde sürekli anlam kaymaları, zik-zaklar ve çapraşık nedensellikler oluşuyor. Yani, yeni neslin zihnindeki bilişsel harita son derece karmaşık ve hareketli… Yeni nesildeki anlam arayışların ve belki de anlamı bulamayışların haritası da öyle. İmgesel seçeneklerin fazla olması yeni neslin kafasını karıştırıyor ve son derece çapraşık bir mantık işlemeye başlıyor. 1940’lardaki yapay sinir ağları çalışmalarındaki başarısızlıklara benzer bir durum, tuhaf bir kodlama problemi çıkıyor ortaya… Nasıl oluyorsa, ileri beslemeli mantık, benzersiz ve özgün hatalar üretmeye başlıyor. Peki, sıkı şiir bu çapraşık haritanın neresinde? Bir kere, sıkı şiirin oluşturduğu imgesel alan derinliği, kolaylaştırıcı bir unsur veya avadanlık değil. Sıkı şiirde, okurun anlama ulaşması kolay değil. En zoru bu hatta… Sıkı şiir, okurun araştırma icra etmesini gerektiriyor; okur, sıkı şiirin içerdiği tarihsel, sosyolojik ve imgesel arka-planı bulmak, çapraşık zihinselliğiyle ilişkilendirmek ve bir tür şiirsel derinlik oluşturmak zorunda… Yani, dilin sınırlarının genişletilmesi, marjinal imkânların -anlamlandırılarak- içselleştirilmesi gibi bir ön-koşul var. Bu durum yeni neslin çapraşık zihin yapısı için elverişli değil ve anlam arayış sürecinin herhangi bir aşamasında “İnsanlık 1.0” kodları baskın gelirse, zaten, yeni nesil okumayı veya çabalamayı kesinkes bırakıyor. Yapay sinir ağları modelleri, ileri beslemeli ve geriye yayılımlı öğrenme adaptasyonları gibi, bir ‘yapay zeka’ gibi çalışıyor yeni neslin zihni! Analitik yapısı buna benziyor. Ve fakat, sıkı şiir hâlâ güçlü: Şöyle ki analitik açıdan tükenen veya içselleştirilmeyen, vazgeçilen her şey, etkisini o kadim ‘sezgisellik’ noktasında bulmaya çalışıyor. Okur, sonuçta, günün sonunda bir insan… Sezgileri, duyguları, rüyaları olan bir insan… Bence, yeni şiirin bu noktayı iyi kullanması gerek, gerekiyor… Bilgisayar literatüründen bir analoji yaparak anlatmaya çalışayım: Eğer şiir ve teknoloji yenilik getirmek açısından birleşecekse, donanım, alet, makine vb’den önce söz konusu yazılım güncellemesini yapması gerek! Bu noktada Bergsoncu bilgi teorisi üzerinden buluşlar ve alaşımlar oluşturmak elzem…

Diyalektik materyalizm bize şunu söyler: Yanlış sorulara odaklanarak doğru cevaplara ulaşamayız. Şiir aurasına baktığımda, son 10-15 senedir yanlış sorulara odaklanarak ilerlenmeye çalışıldığını düşünüyorum. Yani senin ifade ettiğin panellerin, söyleşilerin, soruşturmaların, dosyaların, mikrofon arkası geyiklerin veya podyumlarda, parlak ışıkların altında sergilenen kırıtışların çoğu nafile uğraşılar, ıskarta atışlar benim gözümde… Sanıyorum, her şeyden önce, coğrafyamızdaki şiir tarihinin ‘iktisadi çeşitlemeler ve küresel yayılmacılık için bir taşıyıcı bileşen olmadığı’ gerçeğini kabul etmeliyiz. Ta ki 2000’lere kadar… Yani 2000’lere kadar şiir dünyasında ‘holdingcilik’, ‘masonik hizipler’, ‘kalkınma retoriği’ veya ‘parayı veren düdüğü çalar’ mantığı hâkim değildi. Fakat, 2000’lerin ortasından itibaren biriken -dahası, ekonomik genişlemesi holding medyasıyla planlanan- yayıncılık hamlelerinin neo-liberal girişimcilik mantığıyla ifrat seviyelerine ulaşması, edebiyat ve özellikle de şiir aurasındaki dengeleri bozmuştur. Bu neo-liberal girişimciliğin yücelttiği parlatılmış ‘ifrat akımı’, bireyciliği de, liyakatsızlığı da, promosyon edebiyatını da, hızlı tüketimsel süpermarketçilik (FMCG) mantığıyla çıkarılan popüler dergileri de körüklemiştir. 90’ların sonundan günümüze doğru ‘şair’ dediğimiz tipoloji egosantrik hezeyanlar içerisinde debelenen tuhaf bir görünüme bürünmüştür. Bu durumun nedeni bir tür ‘arz fazlası’dır. Ayrıca tüm sanat dallarında benzeri bir ‘aşırı endüstrileşme, aşırı sürüm’ desteklenmiştir. Altına boyalı ufak farklarla pazarlanan süpermarket ürünleri gibi… Herkes biraz şair, herkes biraz müzisyen, herkes biraz ressam, herkes biraz oyuncu, herkes biraz editör, herkes biraz dergici, herkes biraz yayıncı… Yani, herkes biraz her şey olmuştur! Hele hele ‘sosyal içerme’ kavramı öyle bir tüketilmiştir ki ‘sosyalleşme’ dediğimiz şeyin kendisi bile sanal bir tabana yayılmıştır. Açık havada veya deniz kıyısındaki bir cafede buluşup aynı masada oturan dört genç arkadaşın veya dört genç şairin sürekli cep telefonlarıyla uğraşarak, birbirleriyle hiç konuşmadan ya da doğayı gözlemeden, ya da şiir üzerine konuşmadan zaman geçirdiğini düşünün! Benzeri tablolarla her yerde karşılaşabilirsiniz bugün… Tabiî ki taşıma suyla çalışan endüstrileşmiş değirmenlerin bir sürdürülebilirliği yoktur, olmamaktadır: Herkes karakter aşınmasına uğrayan egosantrik bireylere evrilmiş ve aslında hiçbir şeye dönüşmüştür! Herkes şöyle bağırmaktadır artık: Hepimiz çokkültürlülüğe inanıyoruz şimdi! Sıçrama sağlayacak bir gelişim veya yenileşim icra edilememiştir, çünkü edebiyat endüstrileşmesinin yöneticileri tarafından pazarlama teorisinin ‘yaygınlaşma ve tutundurma fonksiyonları’ kullanılmıştır. Şiirsel içerik zerre kadar gelişmemiş, aksine gerilemiştir. Pazarlama, tasarım ve markalaşma numaralarının yerine, tarih, bilim, sanat ve felsefeyi anlamak, ilerletmek, zenginleştirmek gerekiyordu aslında! Böylelikle şiir, imgesinden, tözünden ve tarihinden uzaklaştırılmaya, parçalanmaya ve popülerleştikçe kıymet kaybeden pazarlamacı bir iktisadi eksene yerleştirilmeye itilmiştir. Fakat, David Harvey’in de işaret ettiği gibi neo-liberalizmin göz alıcı tarihi dünyanın her yerinde -Şili’de de, Lübnan’da da, Ukrayna’da da ve sonuçta Türkiye’de de- çok kısa sürer. İfrat, ikbal avcılığı ve vurgunculuk dönemi -ya da post-truth kapsamıyla ilerleyen siyasal söylemler- her zaman çölleşmeyle, kısırlaşmayla sonuçlanır. Ülkemizdeki tarım veya tohum politikaları gibi… Sorumsuz üretim ile tüketim, mahsulün kalitesini bozmakla kalmaz, toprağı da bozar. Toprak tuhaf kimyasallarla, kötücül yöntemlerle o kadar bozulmuştur ki artık bir süre sonra o topraktan hiçbir şey yeşermez. Şimdi, bu bağlamda ben, ‘yenileşim’ hamlesinin ‘güdümlü edebiyat’ mantığının terk edilmesiyle başlayacağına inanıyorum. Güdümlü edebiyatın güttüğü, parlattığı tipler şiire ve edebiyata öyle bir zarar vermiştir ki şiirin beşiği olan coğrafyamız “şiir yazılmaz, şiir okunmaz, şiirle ilgilenilmez, şiir sevilmez, şair sevilmez” bir yere dönüşmüştür neredeyse… Şimdi, başından beri anlatmaya çalıştığım tüm bu analojik yaklaşımı bilmeliyiz, görmeliyiz ve fakat bir kenara bırakmalıyız. Aslında meseleyi çok da karmaşıklaştırmaya, yüzlerce kablo çekmeye gerek yok; 10-15 yılın yarattığı göz alıcı podyumlarda sürekli kırıtan bu şairler, çeşitli egosantrik hezeyanlarla debelenen aynı isimler, birbirlerini parlatmak için hizipçi bileşkeler kurmuşlardır. Ece Ayhan buna ‘kötülük dayanışması’ der. E tabiî ki böylesi kermesvari kafalardan ya da neo-liberal hizipleşmeden de ‘yenileşim’ falan bekleyemeyiz. En fazla şu olur; dışarıdan bir yerlerden, yabancı dilde bir eserden yenilik veya özgürlük ithal ederler! 2000’li yıllarla birlikte, birbirine, birbirlerinin kitaplarına, birbirlerinin dizelerine rozetler takmakla meşgul, birbirlerine dergi icat etmekle meşgul, egosantrik zihinsellikten beslenen ve süpermarketlerle çoğalan bir ‘Şiir A.Ş.’ kurulmuştur. Bunu kabul edelim artık! Şimdilerde ‘Şiir A.Ş.’ firması batmaktadır, kredisi bitmiştir, zarar açıklamıştır ve kendisine hizmet eden işçilerini firmadan çıkarmak istemektedir! Charles Bukowski’nin bir sözü vardır: ‘Kapitalizm komünizmi yedi. Şimdi kendi kendini yiyor!’ Maalesef neo-liberal dönemin ön-plana çıkardığı şairlerde de durum aynıdır. Şairler kendi kendilerini yemekle, şiire ve yaşamın şiirselliğine zarar vermekle meşguller şu an… O nedenledir ki şöyle dedim bir keresinde; ‘Şiir öldürülüyor, bu kez şairler marifetiyle!’ İşte, bizim coğrafyamızdaki şiirselliğin azalmasının kök-nedeni böylesine kötücül bir süreçtir.

Zafer Yalçınpınar
Kasım 2021


Not: İşbu yazı Emrah Sönmezışık‘la birlikte gerçekleştirdiğimiz Zor/Konuşma‘daki (Ekim 2019, Upas Yayın) temel beyanlardan derlenmiş ve Üvercinka Dergisi’nin Kasım 2021 tarihli 85. sayısında yayımlanmıştır.

Ara
12
2021
--

İmza ve Söyleşi: ORUÇ ARUOBA // Usta Defteri // Kadıköy Buluşması // 11 Aralık 2021


11 Aralık 2021 Cumartesi günü, Kadıköy 6:45 Dükkan‘da buluşup ustamız Oruç Aruoba‘yı saygıyla andık ve Usta Defteri‘ne dair özel bir etkinlik gerçekleştirdik. Katılım sağlayan tüm dostlara teşekkür ederiz. (Zy)



Usta Defteri’ne dair özel bir söyleşi şurada;
http://upas.evvel.org/?p=1628

Usta Defteri’ni -pdf olarak- inceleyebilirsiniz;
http://bit.ly/ustadefteri


Usta Defteri’nin basılı nüshasını
satın almak için tıklayınız…


Hamiş: EVV3L kapsamında gerçekleştirdiğimiz Oruç Aruoba Arşivi çalışmalarına http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
17
2021
--

Sessizliklerin Dokunuşu: Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar’dan… (Ali Özgentürk)


“Sessizliklerin Dokunuşu”, Ali Özgentürk
Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar
Ayrıntı Yayınları, 2021, 223 sayfa


“1995 yılında Fransız bir film yapımcısı Nâzım Hikmet ile ilgili bir sinema filmi yapmamı önerdi. İspanyol roman yazarı Jorge Semprun ile senaryo çalışmalarına başladık. Bir ara Moskova’ya gidip, 2 ay kadar Nâzım Hikmet’in eşi Vera Tulyakova ile senaryo için konuşmalar yaptım. Nâzım Hikmet’in Moskova’daki Andrey Voznesenski ve diğer arkadaşlarının tanıklıklarını dinledim. Ayrıca Nâzım Hikmet’i çok yakından tanıyan Müzehher Vâ-nû, Avni Arbaş, Mehmet Ali Aybar ve Nail Çakırhan ile de görüştüm. Bazı nedenlerle bu filmi gerçekleştirmedik… Söylemedikleri, söylediklerinden fazla olan, konuşurken kullandıkları kelimelerin arasında hep sessizlik taşıyan bu 20. yüzyıl kahramanlarının düşünceleri tozlu kasetlerde kalsın istemedim.” (Ali Özgentürk) 


TARIK AKAN – MÜZEHHER VÂ-NÛ KONUŞMASINDAN…

(…)


ALİ ÖZGENTÜRK – ANDREY VOZNESENSKİ KONUŞMASINDAN…


ALİ ÖZGENTÜRK – VERA T. HİKMET KONUŞMASINDAN…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Nâzım Hikmet” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
02
2021
--
Eki
10
2021
--

“Boğuk Kent” (Ayhan Çetin)


“Boğuk Kent”
-Yapılı Yıkım-
Ayhan Çetin
Ekim 2021, 26 Sayfa
izlemek için: bit.ly/bogukkent


Ayhan Çetin, yapıların kütlesel görüngüsünü, ‘akış-oluş hâli’nin çizgisel dokumalarıyla dengeliyor ve sonra da özel bir “odak-zaman bükülmesi”yle parçalıyor. Boğuk Kent‘te, ‘yapılı yıkım’ın kentsel dokularına müdahale eden odaklanmalara ve parçalanmalara tanık olacaksınız. (Zafer Yalçınpınar)


Not: “Sıkı şiire öncelik vermek” ve “imgelemin özgürleşmesini sağlamak” amacıyla dijital yayıncılık serüvenine başlayan UPAS Yayın‘ın tüm kitaplarını upas.evvel.org adresinden ücretsiz olarak okuyabilirsiniz.

Eyl
23
2021
--

Sabah Dokusu


“Sabah Dokusu” by Zy
Kaş, 2021

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com


Eyl
20
2021
--

Arkadaşlar


“Arkadaşlar” by Zy
Kaş, 2021

Tüm fotoğraflar:
zaferyalcinpinar.tumblr.com

Ağu
25
2021
--

Always With Me Always With You // Joe Satriani (guitar cover by Arif Deniz Toker)


“Usta” gitarist Arif Deniz Toker, sağolsun-varolsun, bizi kırmadı ve Joe Satriani‘den “Always With Me Always With You” adlı efsane melodiyi coverladı. Bu soundda, bu tuşe kalitesinde, böylesi sağlam bir icrayı her yerde göremezsiniz, kaçırmayın derim! Bizden size gelsin…


Ayrıca bkz:
1/ http://evvel.org/always-with-me-always-with-you-joe-satriani
2/ http://evvel.org/joe-satrianinin-ustaligi-20-yil


Hamiş: Çok çalışıp, uğraşıp bu özel melodinin akustik versiyonunu icra/kayıt etmeye karar verdim. Bir sene sürer, sanıyorum. (Zy)

Tem
14
2021
--

Ustamız Oruç Aruoba, 73 yaşında!


Oruç Aruoba
14 Temmuz 1948 – 31 Mayıs 2020

(…)
Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de) savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:

Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman…

Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.

Oruç Aruoba
“De Ki İşte”, Metis Yayınları, 2001, s.44


14 Temmuz 1948 tarihinde dünyaya gelen ustamız Oruç Aruoba’nın doğum gününü kutluyoruz: Upas Yayın’ın dostlarından Emrah Sönmezışık, Alparslan Beyhan, Cem Onur Seçkin ve B. Emir Alisipahi geçtiğimiz ay 6:45 Yayın tarafından kitaplaştırılan Oruç Aruoba, Usta Defteri hakkında Zafer Yalçınpınar’a çeşitli sorular yönelterek, usta ve ustalık olgularını irdeliyor… Söyleşinin tam metnini http://upas.evvel.org/?p=1628 adresinden okuyabilirsiniz.


EVV3L kapsamında yayımlanan 
Oruç Aruoba Çalışmaları‘na
aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz:

1/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba
2/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/2
3/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/3
4/ http://evvel.org/ilgi/oruc-aruoba/page/4


Oruç Aruoba, Usta Defteri
(Aktaran: Zafer Yalçınpınar)
6:45 Yayın, Nisan 2021
Satın almak için tıklayın…

Tem
05
2021
--

“(…) insan arzularının perdesi yırtılıyor. (…) Atlet koştukça finiş çizgisi de uzaklaşıyor.” (Zygmunt Bauman)

Zygmunt Bauman
“Postmodernizm ve Hoşnutsuzlukları”
Çev: İsmail Türkmen, Ayrıntı Yayınları, s.63

Tem
01
2021
--

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com