May
10
2012
0

55 Yıldır Yeniden Ölen Adam: “Sait Faik”

S.H. Dergisi: Sait Faik sağ olsaydı, kendi adına kurulan bu armağanı üç yıldan beri kazananlar için ne derdi?

Ece Ayhan:
Sait Faik sağ olsaydı, herhalde; “Yahu teselli mükafatı mı bu?” derdi.


Mart-Nisan 1957 tarihli “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yer alan “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyayı tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Salim Şengil’in yönettiği “Seçilmiş Hikâyeler” adlı derginin Mart-Nisan 1957 tarihli 62. sayısı çok önemlidir. Önemlidir çünkü modern edebiyat tarihimizde ilk kez kayda değer şekilde -dimdik durarak, topluca ve ayağa kalkarak- bir edebiyat yarışmasının(armağanının) sonucuna ve dağıtımındaki haksızlığa karşı çıkılmıştır. Salim Şengil ve “Seçilmiş Hikâyeler” dergisi çevresinde yer alan yazarlar, 1957 yılının “Sait Faik Hikâye Armağanı”nın adil bir şekilde dağıtılmadığına işaret etmişlerdir; derginin 62. sayısı “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” adında oylumlu bir dosyaya ayrılmıştır. Salim Şengil ve arkadaşlarının iddiası; 1954-57 yılları arasında Sait Faik Hikâye Armağanı’nın Varlık Dergisi çevresindeki yazarlara haksız bir şekilde dağıtıldığı yönünde eleştirel bir bakış içeriyor. Dosyanın başında Salim Şengil’in açıklaması ve Seçilmiş Hikâyeler dergisi çevresinin “Sait Faik Hikâye Armağanı”ndan çekilişinin, ayrılışının öyküsü ile açık/sert bir mektup yer alıyor. Ardından konuya ilişkin olarak Attila İlhan‘ın “İş İştir”, Burhan Arpad‘ın “Sait Faik Adına Saygı Gerekir”, Tevfik Çavdar‘ın “Varlık Sanat Tekeli” ve Orhan Duru‘nun “Maskeli Balo” adlı ağır eleştiri yazıları yer almaktadır. Ciddi haksızlıklara karşı yayımlanan bu dosyada kısa bir soruşturma da gerçekleştirilmiş… Soruşturmaya Fikret Otyam, Ece Ayhan, Çetin Altan, Suat Taşer, Tarık Buğra, Mehmed Kemal, Sabahattin Batur, Vüs’at O. Bener, Baki Kurtuluş, Nezihe Meriç, Muzaffer Erdost, Güner Sümer, Tarık Dursun K., Orhan Duru, Tevfik Çavdar, Celâl Vardar, Sevgi Batur, Şükran Özkutlu, Can Yücel, M. S. Arısoy, Mahmut Makal ve Tektaş Ağaoğlu cevap vermiş. Soruşturma cevaplarının çoğu Sait Faik Hikâye Armağanı’nda yaşanan haksızlığı işaret ediyor…

Seçilmiş Hikâyeler dergisinin 1957′de sergilediği “karşı duruş ve haklı tepki” bize şunu göstermektedir: “Günümüzdeki hakkaniyetsiz edebiyat yarışmaları, edebiyat oligarşisi, edebiyat kâhyaları, üleştirmenler ve ödüllendirme sistematiği arasındaki habis birliktelik “yeni” bir şey değil… Yeni olan şey, söz konusu  habis birlikteliğe tepkisiz kalışımız…”

Sonuçta, Evvel fanzin kapsamında (sözkonusu edebi ayaklanmadan tam 55 sene sonra, yani 2012 yılında) herkese ibret olsun diyedir, “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinin “Sait Faik: Her Yıl Yeniden Ölen Adam” başlıklı dosyasını tekrardan yayımlıyoruz. Dosyanın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/olenadamsaitfaik.pdf (18  Mb.) adresinden ulaşabilirsiniz.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar

Hamiş: 55 yıl sonra, günümüzde, hâlâ aynı yerde saydığımızı görmek beni üzüyor. Hâlâ aynı kifayetsiz muhterisler, üleştirmenler ve edebiyat kâhyaları, benzer edebiyat armağanlarını ya ele geçirmiş durumdalar ya da manüple etmekteler…  “Varlık” sebepleri bu olsa gerek!

Mar
26
2012
0

“Pusuya Düşürülen Şair…” APOLLINAIRE

“o dönemde, her gün şiir ödülleri dağıtılıyordu.. bu amaçla binlerce dernek kurulmuştu ve bunların bolluk içinde yaşayan üyeleri, belirli tarihlerde şairlere de ihsanlarda bulunuyorlardı.. fakat bütün dünyanın en büyük dernekleri, şirketleri, idare konseyleri, akademileri, komiteleri, jürileri vs, vs asıl büyük ödüllerini her yıl 26 ocak tarihinde veriyordu.. o gün, toplam değeri 50.0003.225,75 frank eden 8019 şiir ödülü veriliyordu..”

Bkz: http://www.aylakadamiz.com/archives/9078

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Şub
23
2012
0

Menfi Gaddarlığın Sonu/cu

Yapı Kredi Yayınları’nın her sene Şubat ayında Kitap-Lık dergisiyle birlikte dağıttığı “Şiir Yıllığı”nı önümüzdeki seneden (2013′ten) itibaren yayımlamayacağını ve “şiir yıllığı işi”nden çekildiğini bildirmesi, 2012 yılı içerisinde “sıkı edebiyat”ın lehine gerçekleşmiş en sevindirici olaydır. YKY’nin bu kararını ŞİİRDEN Dergi’nin 9. sayısında yayımlanan  haber metninden  öğrendim. Nihayetinde, YKY taifesi içerisinde bu kararın alınmasında etkisi olan (masaya yumruğunu vuran) kim/kimler varsa onu/onları gönülden tebrik ediyorum.

Zaten yıllardır gündemde olan şu beylik “Şiir Yıllığı” meselesini neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyordu; dökülüp duruyordu… Şiir yıllığı müessesesini binbir kez, binbir türlü eleştirdik… Biz eleştirdikçe yıllık hazırlayıcıları, kendilerini düzelteceklerine daha da umarsız ve gaddar davranmaya başladılar. Haksızlıklardan “yüksek sesle” bahsettik; bizi dinlemediler,  görmediler, okumadılar, yok saydılar; bizim eleştirilerimize karşı kör-sağır taklidi yaptılar. Ama sonunda şu “şiir yıllığı işi”nden kurtulduk çok şükür… Son 5-6 senedir YKY Şiir Yıllığı’nı hazırlayandan hazırlanış biçimine, yıllık oluşturmak amacıyla incelenen edebiyat ve şiir dergilerinin taranış biçiminden dağıtım-kapsam-içerik yönetimine, yıllıkta yer alan şiirlerden eleştiri yazılarına kadar her şey yanlış ve menfi bir şekilde icra edildi. Son 5-6 senedir, yıllığı hazırlayan mutat zevat son derece hakkaniyetsiz seçimlerle ve keyfilikle tüm şiir dünyasını bunalttı. Güzelliklerin bir bütünü olması gereken “Şiir Yıllığı”, önce bir çirkinliğe sonra da menfaat enstrümanına dönüştü. Yıllığı hazırlayan mutat zevat bazı şairleri ve şiirleri bile isteye, alay edercesine ve keyfi bir biçimde yıllığa almadı; sıkı ve sahici şiiri -büyük ve güçlü bir poetikayı yok saydı- tasfiye etmeye çalıştı. Şiir Yıllığı, okuyucunun gözüne bir iktidar organı, bir statüko cukkalama mecrası ve “şairlik tescil merkezi” gibi göründü; Şiir Yıllığı, yeni sinsiyet tipolojisinin maniple ettiği ve genç şairleri “yemleyen” bir enstrümana -hızla- dönüştü. “Şiir Yıllığı” gibi bütünsel/bütünleyici çalışmalarda “hakkaniyet”in şirazesini kaybedip “menfaat”in muhterisliğine -o günaha- boyun eğerseniz, bir oligarşinin “büyük çirkinliği”nden başka bir şeye/yere ulaşamazsınız.

Şairler ve şiirleri imgelemin özgürleşmesinin emektarlarıdır. Buna karşın Şiir Yıllığı’nı hazırlayan oligarşi, “şair”i bir “hizmetkâr” olarak görmeye başlamıştı. Ben, YKY’nin Şiir Yıllığı yayımlamamak yönünde aldığı kararı “imgelemin özgürleşmesi” ile şiirsel alanın genişlemesi için çok önemli ve bir o kadar da sahici bir “devrim-adım” olarak görüyorum. Şiir, bir riya ya da yalan değildir. Şiir, “sahi”nin eşsiz bir parçasıdır. YKY taifesinin bunu fark etmesini, dahası, bu yolda olumlu adımlar atmasını çok hayırlı buluyorum.

Umudum ve beklentim, diğer haksız antoloji ve şiir yıllıklarının kendi fişlerini kendilerinin çekmesi ya da kesmesidir.

Zafer Yalçınpınar
23 Şubat 2012

 

ŞİİRDEN Dergi, Sayı: 9, Ocak-Şubat 2012, s. 76

Ara
25
2011
0

2011′in Başında: “Yerli Edebiyat” (Yeniden Yayım)

Karga Mecmua, Mart-Nisan 2011′de (47. ve 48. sayılarında) dosya konusu olarak “Yerli” üstbaşlığını  işliyor. Dosya kapsamında edebiyat, sinema, müzik, tiyatro ve çağdaş sanatlardaki “yerli” söylemini analiz etmeye çalışıyor. Karga Mecmua’nın Mart 2011 tarihli 47. sayısında yayımlanan “Yerli Edebiyat” soruşturmasına verdiğim cevaplar aşağıdadır:

Karga Mecmua: “Yerli” edebiyat denince aklınıza ne geliyor?

Zafer Yalçınpınar: Aklıma “yetiştiği, yeşerdiği dile özgü, yetiştiği dilin zihinselliğiyle ve bileşenleriyle olgunlaşmış, yaşamın imgesel imkânlarını, bütünlüğünü, coşkusunu, umudunu, şiirselliğini, mücadelesini ve insani hakikatini kısacası her şeyi, ama her şeyi yetiştiği dilde -yani yetiştiği yerde- arayan” bir edebiyat geliyor. Sonra da -nedense- tüm bunlar birden aklımdan uçup gidiyor. Hepsi bir yanılsamaymış, geçersizmiş ya da geçersizleşecekmiş gibi bir düşünce eşliğinde karamsarlığa kapılıyorum.

K.M.: Son 10 yılda “yerli” edebiyatta genel eğilimlerden bahsedebilir miyiz?

Z.Y.: Önce fotoğrafın geneline bir baykuş bakışı atalım ve neler var görelim…
Yeni Kapitalizm kültürüne eklemlenmeye ve kendini küresel pazarda alınıp satılan bir tüketim unsuru haline getirmeye çalışan, bu yönde mağazalaşan yerli(!?) edebiyat var; bu bir. Sivilleşmeye, sıkılaşmaya, sürüden çıkmaya, bağımsızlığını güçlendirmeye ve eşyadan çok insana benzemeye çalışan bir yerli edebiyat var; bu iki. Sosyal ve kültürel politikalar yoluyla toplumu (aslında topluluğu) yönlendirenlerin pompaladığı, belediyecilik araç ve gereçleriyle mankenleşen, bütçelenen, naz yapan, gerdan kıran bir yerli edebiyat var; bu üç. Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “biz” söylemleriyle cehalet alanını kalabalıklaştıran bir yerli edebiyat var; bu da dört. Birinci ve dördüncü tipolojinin niceliksel üstünlüğü ve kalabalığı aşikâr… Niteliksel olarak ise ikinci tipolojinin üstünlüğü, yalnızlığı, biricikliği aşikâr… Genel eğilimi, sanırım, niceliksel üstünlüğü olan birinci ve dördüncü tipoloji belirliyor. “Hileli bir demokrasi” gereği olarak filan… Bununla birlikte, bir “bezdiri” şeklini aldığından beri genel eğilimleri fazlaca umursamıyorum.

K.M.: “Yerli” kitap endüstrisinde bir gelişme var mı? Varsa gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.Y.: Sorunun çapı gereği, olsa olsa, endüstriyel gelişmeler vardır. Standartlaşma, azamileştirme, merkezileştirme filan… Bunların kahrediciliğinden “üçüncü dalga” konulu mecmuada bahsetmiştim. Şimdi, bir kez daha yüzleştirme beni bunlarla… Zaten her gün -belirli oranlarda- böylesi bir endüst-realite’ye maruz kalıyorum.

K.M.: “Yerli” edebiyat dışarıda nasıl algılanıyor?

Z.Y.: Başta ortaya koyduğum tipolojiler kapsamında cevap vermeye çalışayım. Birinci ve dördüncü tipoloji batıda “gelişmeye-kullanıma açık” olarak algılanıyor, doğuda nasıl algılanıyordur, bilmiyorum. Üçücü tipoloji batıda “otantik ve zayıf”, doğuda ise “batıcıl ve zayıf” olarak algılanıyor. İkinci tipolojinin ise dışarıda algılandığını düşünmüyorum.

K.M.: Türkiye’de hem sanatçı hem de okuyucu kitlenin popülerlik anlayışını nasıl buluyorsunuz?

Z.Y.: Bu meseleye “gerçeklik terörü” üzerinden bakmak gerekiyor… Bu bir “gösteri arzı ile seyirci talebi dengesi” meselesi oldu artık… Podyum, mikrofon, alkış, eyyam heveslileri ve böyle şeylere meraklıların sayısı arttı. Birisi -hiç düşünmeden- podyuma çıkar ve beline “Ben dünya güzeliyim” yazan bir kuşak takarak türlü pozlar verir. İzleyenler de -gene hiç düşünmeden- podyumdakini alkışa boğar. Ertesi gün bir komşunuz diğerine şöyle fısıldıyordur: “Dünkü dünya güzelini gördün mü… Ne harika şeydi!” Sonuçta, zihinselliğin zayıfladığı her yerde “popülerlik” güç kazanır. Aslında, popülerliğin spot ışıklarının altında gerçek bir “aydınlanma” yoktur. Koşutluğu devam ettirirsek, “komşu-okuyucu” okuduğundan aydınlanamaz haldedir ve bunun da farkında değildir.

Karga Mecmua, Mart 2011, Sayı:47

Ara
25
2011
0

“Kara Çalmak” (Volkan Hacıoğlu)

Sıkı edebiyatçı Volkan Hacıoğlu, Yeni Sinsiyet‘in junior salınımlarına çeşitli lobutlar göndermiş. Volkan’a, “Şiirden” dergisinin tavrına, söylemlerine ve savunusuna sonsuz derecede katılıyorum, hepsinin yanındayım. Volkan Hacıoğlu’nun kaleme aldığı “Kara Çalmak…” başlıklı önemli lobutun tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/karacalmak.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Z. Yalçınpınar

Kas
14
2011
0

Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi (Serkan Engin)

Ödüllendirmek, üst konumundaki biri ya da birilerinin, ast konumundaki biri ya da birilerine övgü lütuf etmesidir. Yani her şeyden önce iki birey arasında hiyerarşi kurar ki hiyerarşi insani değildir, dolayısıyla ödüllendirmek ve ödül beklemek de insani bir eylem değildir.

Sahibinden daha doğrusu kendisini sahibi olarak gören insandan ona uygun eylem sergilediği için bir köpeğin “ödül” beklemesi, kendi yapısı açısından anlaşılabilir bir durumdur, oysa insani eylemin temel ölçütü, herkese göz hizasında bakıp kalp hizasında sevebilmek, yani kimseyi üst ya da ast saymamak, herkesi kendiyle eşit düzlemde görüp buna göre hareket etmektir. Oysa ödül beklediğiniz zaman, otomatikman ödül veren özneleri üst, kendinizi ast konumuna getirirsiniz, kendinizi eşitlik çizgisinin altına, ödül veren özneleri de çizginin üstüne çekersiniz, yani fırlatılan topu sahibine getirdiği için ödül olarak kuru mama bekleyen köpekten farkınız kalmaz.

Bu açıdan ele alındığında, tek tek şiirlere ya da şiir dosyaları veya şiir kitaplarına verilen ödüllerin hem ödül talep eden hem de ödül verenler açısından, insanın insana üstünlüğünün olamayacağı, aralarında hiyerarşi kurulmaması gerektiği temelindeki insani öze aykırılığı ortaya çıkar.

Ödül veren özneler, “sunan” taraf olduğu, ödül talep edenlerle aralarında kurulan hiyerarşik yapıda “üst” konumunda oldukları için bir erk gücü elde ederler. Tıpkı istediği eylemi yapan köpeğe kuru mama “sunan” ve ödül talep eden köpeğe karşı “üst”  konumunda bulunan “sahip” insanın durumundaki gibi. Dolayısıyla bir şiir ödülü almayı talep edenler, ödül verenlere, bu talepleriyle bir erk alanı sağlar ve bu alana tabi olurlar. Politik bağlamda da erki yaratan, gene kendi başlarında bir politik erk bulunmasını talep edenlerdir zaten. Ancak toplumdaki bireyler erkperestliği aşmaya başladıkça, sınıfsız bir dünya kurulması yönünde adımlar atılabilir.

Ödül talep edenlerin varlığıyla, ödül verenlerin şiir erki oluşur, oysa şiir muhalif duran/durması gereken ve şiir erki başta olmak üzere her türlü erke muhalif tavır sergilemesi gereken bir olgudur. Ancak bu şekilde sanatın eleştirme, sorgulama ve toplumsal devingenliğe katkı işlevi gerçekleştirilebilir. Şiir erkine tabi olmak, pekâlâ politik erke tabi olmayı da getirir ki şair özne, politik erki elinde bulunduranlar, kendi ideolojik algısında olsa dahi toplumun muhalif sesi olmak adına, sanatın ve dolayısıyla şiirin eleştirme/sorgulama/toplumsal devingenliğe katkı işlevi açısından politik erkten uzak durmalıdır. Dolayısıyla şiir ödülü sunan ya da talep eden şairler, en baştan sanatın ve şiirin temel yapısına, asli işlevine, birincil niteliğine aykırı hareket ederler.

Yani şiir ödülü vermek ya da almak her iki taraf için de hem insani öze hem de sanatın ve şiirin temel niteliğine aykırı bir eylemdir.

Buraya kadarki şiir ödülü irdelemesi, idealize edilmiş, yani kendi içinde tutarlı ve kendi koyduğu çizgiler dahilinde ödül veren ödül mekanizmaları baz alınarak yapılmıştır. Yani, şiir ödülü sunan tarafın, kendi ilkelerini ortaya koyup bu ilkelere uygun olarak ödül talep ederek şiirlerini gönderenlerin eserlerini, şiir sanatının günümüzdeki nesnel ölçütleri, şiir ödülü şartnamesinin içeriği ve eğer varsa adına ödül verilen şairin poetik algısına paralellik temelinde değerlendirdiği varsayılmaktadır. Oysaki pratikte durumun böyle olmadığı, şiirle az çok ilintisi bulunan herkes tarafından bilinmektedir. Geçmişten bugüne, şiir ödüllerinin verilmesinde yaşanan pek çok olumsuzluğun varlığı sürekli gündeme gelmiştir. Ödüllerin verilmesinde şeyh-mürit, baba-oğul, ahbap çavuş hatta sevgili-metres ilişkilerinin belirleyici olduğu ya da para ödülü olan kimi ödüllerin ekonomik destek amaçlı olarak durumu kötü olan ve elbette “tanıdık, eş-dost” şaire verildiği ya da sosyalist bir şair adına konmuş bir ödülün post-modernist bir şaire verilmesi gibi ödülün kendisini hiçleyen eylemler sıkça ve sürekli yaşanmaktadır. Yani şiir ödülü talep edenlerin şiir ödülü verenlere sağladığı şiir erki, ödül veren özneler tarafından kendi çıkar ve keyfiyetlerine göre kötüye kullanılmakta ve idealize edilmiş ödül mekanizmasından daha kötü bir tablo ortaya çıkmaktadır. Böylece insani özden iyice uzaklaşılan, şiirin küçük kirli çıkarlara alet edildiği ve şiir erkinin gücüyle, şiirin ve şairlerin yönlendirilmeye çalışıldığı bir durum var olmaktadır. Özellikle ödül veren öznelerin (jüri üyelerinin) çoğunun her sene aynı ödülün jüri üyesi olmaları, hatta bazı şairlerin pek çok farklı ödülün jüri ekibinde yer almaları, edindikleri şiir erkiyle, kendi egolarını beslemek amacıyla mürit edinebilmelerini sağlamakta ve özellikle genç şairlerin, jürinin poetik algısına uygun şiirler yazmaları yönünde yönlendirilmesi sonucunu da doğurmaktadır. Böylece jüridekiler, kendi şiir algılarına ivme kazandırma yetisi elde etmektedirler, elbette şiir erkini var eden ve besleyen ödül talep ediciler sayesinde.

Sanat eserinin bir başka eserle “yarıştırılması” ise bir başka ve çok yönlü, derinlikli bir tartışma konusu. Ontolojik bağlamda her sanat eserin biricikliği ve bir başka eser ile niteliksel açıdan kıyaslanmasının sakat bir tavır olmasına vurgu yapan Cengiz Gündoğdu’nun şiir yarışmaları/ödülleri ile ilgili yazıları ve İonna Kuçuradi’nin “değer” kavramı ve “bir sanat eserinin değerlendirilmesi” ile ilgili yazıları, bu konuda açımlayıcı ve tartışma alanını genişletici olacaktır.
İdealize edilmiş bir şiir “yarışmasında”, yani kendi paradigması içinde referans aldığı politik ve poetik düzlemde, jüri üyelerinin, şiirin nesnel ölçütlerine göre yarışmaya katılan ya da aday gösterilen şiirleri değerlendirmesi ise elbette değerlendiren öznelerin öznel algılarından bağımsız olamaz, çünkü hiçbir nesnel amaçlı değerlendirme, öznel algıdan bağımsız değildir. Burada “nesnel ölçütler” derken, o sanat disiplinin diyalektik gereği tarihsel değişim/dönüşüm sürecinde geçirdiği aşamalar sonucu bugün geldiği konumu ile ortaya çıkan niteliksel özelliklerine vurgu yapılmakla birlikte, bu ölçütler pozitif bilimlerdeki gibi sayısal veriler ve ölçümlerle somutlanabilir olmadığından, jüri üyelerinin öznel algılarına dayalı yorumlarının eserin değerlendirilmesine etkisi yadsınamaz.

Bir şiir ile bir başka şiiri niteliksel olarak kıyaslamak, temelde bir atı diğeri ile hız üzerinden kıyaslamak ile aynı düzlemde, kapitalist ekonominin rekabetçi algısına koşuttur. Kaldı ki at yarışında, hız üzerinden iki atın kıyaslanmasının yarışı izleyenlerin öznel algısından bağımsız nesnel bir sonucu vardır, yani atlardan biri ötekini geçer ve izleyici öznelerden bağımsız olarak kıyaslama kendi sonucunu doğurur. Sanat eserinin “yarıştırılmasında” ise, idealize edilmiş bir yarışmada dahi, eserleri değerlendirenlerin öznel algısı kıyas mekanizmasına dâhil olacağı, hatta ağır basacağı için kıyaslamanın kendi nesnel sonucunu doğurmasından söz edilemez. Cengiz Gündoğdu’nun “Sanatta Star Sistemi” yazısında (Varlık Dergisi, Temmuz 1984) belirttiği gibi, kendi yapısı gereği sürekli kâr marjını arttırmayı hedefleyen kapitalizmin, mal olarak gördüğü sanat eserlerini “piyasada” palazlandırmak için ödül kavramını da araç olarak kullandığı, bilinen bir durumdur ki bunun “çok satan” roman türü düzlemindeki etkileri yıllardır görülmektedir. Şiir bugün “satan” bir yazınsal tür değil, dolayısıyla kapitalizm için kâr unsuru olarak roman kadar iştah açıcı değil. Bugün sadece yayınevlerinin (ne acıdır ki “solcu” geçinen kimi yayınevleri de dahil) şair üzerinden kâr elde ettiği, kitabın maliyetinin üstüne yüzde yüz kâr eklenip şairden alınarak şiir kitaplarının basıldığı bir “şiir kitabı piyasası” var ki bu da bir başka derinlikli bir tartışma konusu elbette. Bugün “satmayan” hatta “hiç satmayan “ yazınsal tür olan şiir, ilerde roman gibi “satan” bir tür haline gelirse, hiç şüphesiz kapitalizm, romanda olduğu gibi şiirde de ödül mekanizmasını, satışları arttırmak ve böylece yüksek kâr elde etmek için kullanacak, “piyasada çok satması muhtemel” şiir kitaplarına ödül verilmesi, belirleyici unsur olmaya başlayacak ve yazılan şiirlerin niteliği de bu ödüllere tabi şiir yazanlar tarafından “piyasaya” göre belirlenecektir. Bugün “rekabetçi” mantaliteyle kurulan ödül mekanizmasını reddetmeyen şairler de o koşullarda, şiiri “piyasa için üretilen meta” konumuna getiren tavra koşut davranacaklardır.

Mevcut durumun değişmesinin ilk adımı olarak, tüm şairlerin önce insan olarak kendi öz benliklerine ve şiire saygı gereği şiir ödülü kavramını toptan reddetmesi, böylece kendilerinin ödül talep eden olarak “ast”, ödül verenlerin de “üst” konumuna gelmesine, böylelikle aralarında insan onuruna aykırı olarak bir hiyerarşik yapı kurulmasına, bu sayede bir şiir erki mekanizmasının kurulmasına ve bunun, erki elinde bulunduranlar tarafından kişisel çıkar ve amaçlarına yönelik olarak kullanılmasına, şiirin poetik ve politik düzlemde muhalif tavrına aykırı şekilde yönlendirilmesine, sanat eserinin kapitalist ekonomi anlayışına koşut “rekabetçi” algıyla “yarıştırılmasına” itiraz etmeleri gerekmektedir.

Özcesi, ödül düzleminde şiir erkinin yıkılması, şiire ve insan onuruna saygı gereğidir.

Serkan Engin
Eliz Edebiyat Şubat 2011

1. bkz:  http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir

2. bkz: http://evvel.org/ilgi/yeni-sinsiyet

 

Kas
13
2011
1

Yeni Sinsiyet’e Karşı: “Sorular, sorular, sorular, sorular…” (11 Kasım 2011)

 

  1. 2005’ten bugüne, Enver Ercan ve kurduğu oligarşik düzen, hangi edebiyat yarışmalarına hangi jüri üyelerini seçiyor? Yarışmaları düzenlenleyen kurumlar ya da “aileler” ile Enver Ercan’ın arasındaki bağlayıcı ilişkiler (hukuk) nasıldır? Edebiyat yarışmalarında “Jüri Üyeliği” hizmeti karşılığında alınan bir bedel var mıdır? İşin içindeki/amacındaki paranın meblağı ne kadar? Bir yazar/şair, jüri üyeliği müessesesinde jürilik yaparak ya da yarışma organizasyonlarında yer alarak bir senede ne kadar bir yekün kazanır, nerelere turistik geziler gerçekleştirebilir? Anadolu’daki bir ilimizde (lafın gelişi olarak, örneğin Kastamonu’da) gerçekleştirilen bir edebiyat etkinliğinin bütçesi nasıl belirleniyor? Mevcut yekünü ve “gezi hakkını” kazanmak için -diğer mesleklerle karşılaştırıldığında- “yoğun ve yorucu çalışmak” gerekiyor mu? Jüri üyeleri, yarışmalara katılan eserleri -gerçekten- okuyorlar mı, -gerçekten- değerlendiriyorlar mı? Türk Edebiyat Tarihi, sözkonusu jüri oligarşisinin -kolaylıkla- kazandığı bazı menfaatler neticesinde özünü nasıl kaybediyor, Türk Edebiyat Tarihi’nin özü nasıl, kimler tarafından değiştirilmek isteniyor?
  1. Enver Ercan’dan önce Varlık Dergisi’nin editörü kimdi? Enver Ercan, Varlık Dergisi’ne nasıl editör oldu? Varlık Dergisi’ne şiir gönderen genç yazar ve şairlere hangi “keramet”leri öğütledi, öğütlüyor? Bir yayın koordinatörü olarak Enver Ercan’ın, Varlık’a eser gönderenlere karşı tavrı nasıldır? Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’in Varlık Dergisi’ndeki yönetsel konumu, tavrı ve söylemleri nasıldır?
  1. Doğan Hızlan ile Enver Ercan arasındaki bağın geçmişi nasıldır? Enver Ercan, Hürriyet Pazarlama’da “pazarlama elemanı” olarak çalışırken Doğan Hızlan’ın Hürriyet’teki pozisyonu/görevi neydi? Enver Ercan’ın elinden kim, nasıl tuttu? Enver Ercan’ı bir “kurtarıcı” olarak Varlık Dergisi’ne “kim”, “nasıl” yöneltti? Sözde kurtarılmış bir Varlık Dergisi’nin bugünkü yazar-şair tipolojisi ve edebiyat yayıncılığı tavrı nasıldır?
  1. İzmir’den endam göstermeye çalışan bazı şiir heveslilerinin Varlık Dergisi ile ilişkileri nasıldır?
  1. Hangi siyasal parti, 10-15 yıl boyunca, Varlık Dergisi’nin baş/lokomotif abonesiydi? Varlık Dergisi hangi siyasal partiden “abonelik”le destekleniyordu? Söz konusu siyasal partiyle taban tabana ters olan başka bir ideolojinin mutat yayın organı neden Varlık’a reklâm verir? Bu karşıtlıkta ve çelişkide neler gizlidir? Bu çelişkinin beslediği bir “Yayıncılık İstismarı” atmosferi, “karakter aşınması” var mıdır?
  1. Son 2-3 senedir Varlık Dergisi ile Zaman Kitap Eki arasındaki metinsel ve içeriksel ilişki nasıldır? Varlık Dergisi, içinde bulunduğumuz dönemin yozlaşı retoriğine nasıl kanalize oldu? Zaman Gazetesi, Varlık Dergisi’ne neden reklâm verir?
  1. 2000-2010 yılları arasında Varlık Dergisi oligarşisinde editör, düzeltmen, çevirmen ve koordinatör (junior seviyesinde birer edebiyat kâhyası) olarak çalışan şiir heveslileri kimlerdir? Zamanında kimlerden, hangi ödülleri almışlar? Edebiyat çevresinde hangi retoriği yaygınlaştırmakla görevlilerdi?
  1. Varlık Dergisi -sözde- “tarihsel önem”ine nasıl sahip oldu? 1940-1965 arası düşünüldüğünde “Dost”, “Yeditepe”, “Yeni Ufuklar”, “Yenilik”, “Seçilmiş Hikâyeler” ve “Türk Dili” gibi dergiler ile Varlık Dergisi arasındaki temel farklılık nedir? Tarihteki hangi statükocu oligarşi, Varlık Dergisi’ni nasıl desteklemiştir ve yönetmiştir? Varlık, mevcut statükocu tavrını hangi enstrümanlar aracılığıyla devam ettirmeye çalışmaktadır?
  1. Yaşar Nabi Nayır, bir editör ve yayıncı olarak hakikaten “çok önemli” miydi? Yeditepe Dergisi’nin editörü Hüsamettin Bozok ve çevresi hangi enstrümanlarla nasıl etkisizleştirilmiştir, unutturulmuştur?
  1. Komşu Yayınları’ndan çıkan ve sonrasında kapanan “Eşik Cini” dergisinin oligarşik çizgisi neydi? Nalan Barbarosoğlu kimdir? Kimlerden “danışmanlık” desteği aldı? Barbarosoğlu, hangi edebiyat yarışmalarında jüri olmuş, oluyor?
  1. YasakMeyve Dergisi’nde yayımlanan şiirleri kim, nasıl seçiyor?
  1. Geçmişte, 2000’li yılların ortasında İstanbul Uluslararası Tüyap Kitap Fuarı’na onur yazarı olarak seçilen ve “Tüyap Kitap Fuarı Onur Yazarlığı” kurumunu anlamsızlaştıran, içsizleştiren “köşe yazarı” kimdir? İtibarsızlaştırma yönündeki seçim bilerek mi yapılmıştır, bu seçimin içinde siyasal bir yönlendirme ya da erk uzantısı olmuş mudur?
  1. Enver Ercan ve Faruk Şüyun, 90’lı yılların başında Kadıköy Gençlik Kitabevi’nde hangi etkinlikleri düzenlediler?
  1. Feridun Andaç’ın bugünlerdeki duruşu, verdiği pozlar nasıldır?
  1. Edebiyat Turizmi’nin mucitleri kimler? İstanbul Şiir Festivali’ni kimler projelendirdi? Diğer festivalleri kimler, hangi kurumsal yapı aracılığıyla destekliyor, yönetiyor? Söz konusu etkinliklere katılacak konukları kimler, nasıl belirliyor? Yabancı konuklar hangi söylemlerle ve vaatlerle davet ediliyor? Bu organizasyonlara ilk kez kim onur konuğu oldu, kimler katılımcıydı? Bu festivallerin “şiire” hakiki bir katkısı oluyor mu? Bu festivallerin organizasyonundan nemalanan yan-müesseseler var mı?
  1. Türkiye’nin odak/konuk ülke olduğu  2008 Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı’na ülkemizden katılacak yazar, şair ve yayınevlerini kim belirledi? Yazarlar ve şairler hangi yayınevi sahipleri tarafından nasıl puanlandı ve listelendi? 2008 Frankfurt Kitap Fuarı’na katılan Türk Yayınevleri’nin çeviri/telif başarısızlığının maddi boyutları nedir? Fuara harcanan bütçe heba edildi mi? Enver Ercan, Zaman Kitap’a Frankfurt Fuarı öncesinde hangi açıklamaları yaptı?
  1. Kuru/derinliksiz/içsiz edebiyatın lideri Selim İleri, edebiyat dünyasına kimleri soktu, hangi yöntemlerle, kimleri, nerelerde piyasalandırdı? Selim İleri’nin piyasalandırdığı isimler hangi eserlerden, hangi intihalleri yaptı, yapıyor?
  1. Zafer Doruk’un oğlu Taner (Cin)Doruk kimdir? Hangi motivasyonla kimlere tehditvari konuşmalar savuruyor, kimleri korkutmaya çalışıyor? Hangi dizide oynuyor? Hangi retoriği kullanıyor? Yakın zamanda kimden, hangi ödülü aldı? Taner (Cin)Doruk’un babası Zafer Doruk, hangi edebiyat ödülünde jürilik yapıyor? Taner (Cin)Doruk kimle yüzleşmekten, nasıl kaçtı?
  1. Yayıncılık istismarlarının temel bileşenleri nelerdir? Hangi edebiyat heveslileri, hangi sözde editörler tarafından nasıl yemleniyor? Okuyucu bu durumun farkında mı? Okuyucu neler düşünüyor, neyi okumak zorunda kalıyor?
  1. Küçük İskender’in Varlık Dergisi’ndeki rolü/görevi nedir? Varlık Dergisi ve Enver Ercan, Küçük İskender’i nasıl görüyor? Küçük İskender’in Varlık Dergisi çevresine eklemlenmesine hangi olay neden oldu? Hangi olaylar Küçük İskender’i hâlâ Varlık’ta tutuyor?
  1.  Enver Ercan’ın 70’li yıllardaki özgeçmişinde yer alan önemli ifadeler nelerdir?
  1. TYS üyeliğimin askıya alınmasıyla sonuçlanan süreci (daha doğrusu “askılama işkencesi”ni) başlatan Salih Bolat kimdir? Salih Bolat hangi gerekçeyle benden şikayetçi oldu? TYS tarafından cezalandırılma sürecimi Enver Ercan nasıl yönetti? Bu dilekçeyi vermesini Salih Bolat’tan kim istedi? TYS’den bana hangi evraklar, hangi imzalarla gönderildi? Evrakların içeriği neydi? Ben suçlamalara nasıl karşılık verdim? TYS nasıl bir örgüttür, ne işe yarar? Edebiyat ödüllerinde ve jüri seçiminde TYS’nın rolü nedir? TYS üyeliğimin “askılanması” işkencesi daha ne kadar sürecek?
  1. TYS’nın yeni başkanı Mustafa Köz olayların neresinde durur, ne düşünür, nasıl durur? Kendisinin başkanlığından önceki dönemde -Enver Ercan’ın başkan seçilişinde- Mustafa Köz’ün rolü neydi? Enver Ercan’ın yönetimi döneminde Mustafa Köz’ün TYS’ndaki görevi neydi?
  1. Enver Ercan’ın genel başkan seçildiği 19-20 Mayıs 2007 tarihli  TYS Genel Kurulu’ndaki şaibeler nelerdi? Genel kurulun usulsüz olduğu iddisıyla kim TYS’na dava açtı? Davanın sonucu ne oldu? TYS’nın 2007 genel kuruluna ilişkin mahkeme kararı nasıldır? Kendisini eleştirenlere Enver Ercan, işbu konu hakkında hangi söylemlerle cevap verdi?
  1. Mevcut TYS üyeleri, TYS’nı nasıl görüyor? TYS bir “yazarlık-şairlik tescil merkezi” midir? TYS nasıl çalışıyor?
  1. “Düşle” İnternet Platformu’nun düzenlediği bir etkinlikte Enver Ercan, TYS için hangi acz ifadeleriyle birlikte hangi piyasalandırma çözümlerini önerdi?
  1. Kadavralaşmış yazar örgütleri var mıdır? Var ise bunların yönetim anlayışı, savunu söylemleri nasıldır? Üyelerine ve genç yazar-şairlere karşı davranış biçimleri nasıldır? Kadavralaşmış yazar örgütlerinin söylemleri ile eylemleri arasındaki büyük çelişkilerin nedenleri nelerdir? Hangi genç yazarlar hangi kadavra örgütlere hangi çözümsel önerilerde bulundu? Bu öneriler nasıl “sümen altı” edildi? Öneriler nasıl dışlandı?
  1. Başlangıçta, Şeref Bilsel edebiyat dünyasına kendini kabul ettirmek için hangi gazetenin kitap ekinde, ne tip yazılar yazdı? Şeref Bilsel, edebiyat kâhyalığı ve “üleştiri” denemelerine -bugünkü retorik arsızlığının temelini atmaya, şiir-şair değerlendirme yazıları yazmaya- ilk kez hangi edebiyat dergisinde başladı? Bu yazılardaki tavrı, yaklaşımı, söylemleri nelerdi? Şeref Bilsel’i kimler destekledi?
  1. Şeref Bilsel 2003 yılında yazdığı bir “değerlendirme” yazısında Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi ve yayıncıları için ne dedi, hangi övgüleri savurdu? Aradan iki sene geçtikten sonra, 2005 yılında, Şeref Bilsel,  Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi için ne dedi, hangi sövgüleri savurdu?
  1. Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi, özel bir Özge Dirik sayısı hazırladığında Şeref Bilsel, neden “Ölü edebiyatı yapıyorsunuz!” dedi? Hangi sövgüleri savurdu?
  1. 2-3 yıl boyunca Özge Dirik’i ve şiirlerini çeşitli sövgülerle dışlayan Şeref Bilsel, “Yasakmeyve” adlı derginin “Müntehir Şairler” sayısında neden Özge Dirik hakkında yazı yazmaya gerek duydu? Yeni Sinsiyet’in “fırsatçılık” ve “karakter aşınması” yaklaşımı nasıldır? Enver Ercan, Şeref Bilsel’in yazısını neden yayımladı?
  1. Artshop  Yayınevi tarafından, hatalarla dolu, özensiz, herhangi bir editöryal çalışma olmaksızın ve en önemlisi de Özge Dirik’in vasiyetini zerre kadar umursamadan basılan “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabın fikir babası kimdir? Artshop Yayınevi’ne Özge Dirik Şiirleri’ni yayımlaması yolunda kimler öneride bulundu?
  1. Artshop Yayınevi, “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabı yayımladıktan sonra hangi söylemlerle ve etkinliklerle işbu kitabı pazarlamaya çalıştı?
  1. Yeni Sinsiyet’in “Biz Söylemi”ndeki retorik arsızlığı ve karakter aşınması sistematiği nasıl çalışıyor, nasıl yaygınlaşıyor?
  1. Şeref Bilsel’in çelişkili ve tuhaf söylemlerinin nedenleri nelerdir?
  1. Cenk Gündoğdu ya da Özcan Erdoğan benzeri tiplerin Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ndeki önemi ve görevi nelerdir? Cenk Gündoğdu hangi gazetede “düzeltmen” olarak çalışıyor, bu gazetede hangi şairleri kimlere övüyor, Gündoğdu’nun öğrenim geçmişi, dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir? Özcan Erdoğan’ın dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir?
  1. Beni savcıya kim, hangi gerekçeyle ve delillerle şikayet etti?
  1. Şeref Bilsel, Cenk Gündoğdu ve Özcan Erdoğan üçlüsünün taşradaki yazar ve şairlerle ilişkileri nasıldır? Taşradaki şiir heveslileri hangi vaatlerle, nasıl yemleniyor?
  1. Şeref Bilsel ile Baki Ayhan T. arasındaki benzerlikler nelerdir? Yeni Sinsiyet’in paydaş/yandaş yelpazasinde (geniş meşrebinde) hangi yayınevleri, hangi kitaplar ve antolojiler yer alıyor? Yeni Sinsiyet’e nasıl biat edilir? Yeni Sinsiyet, hangi şiir kitaplarını piyasalandırmaya çalışıyor? Yeni Sinsiyet’in internetteki uzantıları kimler? Yeni Sinsiyet’in internet aktiviteleri ve kullandığı platformlar hangileri? Özcan Erdoğan’ın internet yayıncılığı bilgisi ve geçmişi nasıldır? İnternet’te hangi yazar ve şairler hangi mahlasları kullanıyorlar? Kim, kimi hangi araçlarla tehdit ediyor? Bu tehditlere ilişkin örnekler nelerdir?
  1. “Baki Ayhan T.” kimdir? Gerçek soyadı nedir? Baki Ayhan T., 80’li yıllarda neler yaptı, 90’lı yıllarda neler yazdı, 2000’li yıllarda neler yapıyor? Baki Ayhan T.’nin akademik hayatı ve çalışmaları nasıldır? Edebiyat öğrencileriyle akademik paylaşımları nasıldır?
  1. Şeref Bilsel ve Baki Ayhan T. hazırladıkları şiir yıllıklarında hangi dergilere ve isimlere yer veriyorlar? Yıllıkların kapsamında yer alan isimlerin, dergilerin, şiirlerin ve konu başlıklarının istatistiksel dağılımı nasıldır? Sözkonusu dağılım, hangi oligarşik ideolojinin kavramsal ve imgesel arkaplanına hizmet ediyor?
  1. Uzun yıllar boyunca Adam Yayınları için, ardından da Yapı Kredi Yayınları için şiir yıllığı hazırlayan M.H. Doğan’ın poetik ve politik görüşü nasıldı? M.H. Doğan’ın vefatının ardından YKY için şiir yıllığı hazırlamaya devam eden Baki Ayhan T.’nin poetik görüşü, bilgisi, sezgisi nasıl? Baki Ayhan T. hangi şairleri ve poetikayı tasfiye etmeye çalışıyor? Baki Ayhan T. ve planladığı tasviyeye karşı hangi eylemler gerçekleştirildi? Hangi gazetelerde hangi yazarlar ve şairler Baki Ayhan T.’ye karşı durarak ortak metinler imzaladı? Baki Ayhan T. kendisine karşı olan yazılara nasıl cevap vermeye çalıştı?
  1. “Üç Nokta” dergisinin yayımlanış amacı nedir? “Üç Nokta” dergisi hangi özel dosyalarla Türk Edebiyat Tarihi’nin yakın geçmişini biçimlendirmeye (daha doğrusu değiştirmeye) çalışıyor? Üç Nokta dergisinin “2000’li yıllar” konulu dosyasında kimler, neler yazdı? Dergide kullanılan retoriğin özellikleri nelerdir?
  1. Seyhan Erözçelik, 2009 yılında beni telefonla arayarak kimin “destur”unu/sözlü uyarısını iletti? Ne dedi?
  1. Enis Batur’un uzaklaştırılması sonrasında, Yapı Kredi Yayınları’nın görüntüsü nasıldır? Şiir ve edebiyat alanında hangi cemaatvari oligarşi, hangi masaları işgal ediyor? Yapı Kredi Yayınları, şiir ve edebiyat alanında itibar kaybetti mi?
  1. “Esrariler” kimdir? Günümüzdeki uzantıları kimler, oluşturdukları “ağ” nasıl çalışır?
  1. “Sıcak Nal” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyor? “Siyahi” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyordu? Bu iki dergi hangi görüşe hizmet ediyor?
  1. Haydar Ergülen ile Elif Şafak arasındaki tipolojik benzerlikler nelerdir? Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla yıldızı parlayan Haydar Ergülen, Radikal’in ardından BirGün’de oradan da Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya nasıl başladı? Haydar Ergülen’in Cumhuriyet Gazetesi’nden sonraki durağı neresi olacak? Haydar Ergülen neye, nasıl hazırlanıyor?

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne karşı dile getirdiğim bu sorular “devede kulak” misalidir. 2012 yılı içerisinde yayımlamak üzere yukarıdaki soruların cevaplarını ve diğer her şeyi ihtiva eden bir yazı dizisi (kitapçık) kaleme almaktayım. 2000’den 2011’e kadar edebiyat ortalığında gördüğüm, duyduğum, şahit olduğum her şeyi, tüm yaşadıklarımı, tüm duyumsadıklarımı, tüm içtenliğimle, sahiciliğimle, teker teker isimler vererek, olaylarla, şiirlerle ve belgelerle -acele etmeden- anlatacağım.

“İnsanlık Tarihi” devam ettiği sürece birileri çıkacak ve böylesi sorular sormaya, direnen yazılar yazmaya devam edecektir. Üstelik söz konusu karşı duruşu, direnişi ve haysiyeti hiçbir menfaat gözetmeden, aksine, karşı olduğu Yeni Sinsiyet’in melanet zevatları tarafından yaşamına ve ailesine zarar geleceğini “bile bile” sergileyecektir. Gelecekte kalemim, gözüm, kalbim benden alınsa da -ki bu acz içine düşmem muhtemeldir- başka birileri her zaman olacak; sahici edebiyat adına, hakikate uzanan kalb ile vicdan yolu adına çıkacak ve “şiir”i savunacak: Kaleminin ucundaki gözünü, kalbini ve vicdanını savunacak, dile getirecek. Çünkü “haklılığın inadı” diye bir şey vardır ve bu direniş bitirildiğinde -biterse eğer- “İnsanlık Tarihi” de (tarih de) bitmiş demektir. Ve o günlerde -hâlâ nefes alıp verebiliyorsanız, becerebilirseniz- kendinize “Ben bir eşya mıydım, yoksa, insan mıydım?” diye yüksek sesle sorun. Cevap veremeyeceksiniz, kendinize… Hatırlamayacaksınız. Cevap uydurmaya gerek de kalmamıştır:- zaten, biraz önce dedim ya, insanlık tarihi bitmiştir ve soru sormanın -düşünüyor olmanın- bir anlamı yoktur. Sorular dile gelmeyecektir. Tarih de şiir de…

Dile gelmeyecektir.

Zafer Yalçınpınar
11 Kasım 2011 / İstanbul

zaferyal@gmail.com
www.evvel.org
www.zaferyalcinpinar.com

 

Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/davali

Kas
09
2011
0

Kötülük Dayanışması üzerine… (Schopenhauer)

(…) Mevcut edebiyatımızın tümünün neredeyse yüzde doksanı halkın cebinden birkaç kuruş aşırmaktan başka bir hedef gözetmez ve bunu başarmak için yazar, yayımcı ve eleştirmen elbirliği edip güçlerini birleştirmişlerdir.

Arthur Schopenhauer 
Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine; Çev: Ahmet Aydoğan, Say Yay., s. 65

Hamişler:

Evvel Fanzin, Edebiyat ve Sanat Oligarşisi’ne Karşıdır!:
http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir

Yeni Sinsiyet’e Karşı Davamız Var!:
http://evvel.org/ilgi/davali

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler: ,
Kas
09
2011
0

Oğuzcan Önver’in Yüreği

Oğuzcan Önver, vicdanıyla yazıyor, vicdanıyla yaşıyor. Onun hakkında birçok şey söylenebilir ama esas olan şu: Oğuzcan Önver, haysiyetli davranıp (Yeni Sinsiyet çetesine paydaş/yandaş olmayıp) o çetenin gelecekte kullanacağı ve bu nedenle de şimdiden ödüllerle (cartla curtla, şunla bunla) yemlediği bazı mutat zevatları (misal, Taner Doruk’u filan) eleştirmekten çekinmedi, çekinmiyor. Oğuzcan Önver’in yüreğini, ilerlediği kalb ve vicdan yolunu hayranlıkla izliyorum. Siz de izleyin… (Zy)

Bkz: http://oguzcanonver.blogspot.com/2011/11/taner-cindorukun-56-sayfalk-7-liralk.html

Eki
30
2011
0

Şiirden Dergisi, “sahte” edebiyatçıları ürkütmeyi sürdürüyor…

Şiirden Dergisi’ne yine “sahte” edebiyatçılardan, “sahte” isimlerle saldırılar var (bu “sahte” ismin/isimlerin arkasına saklanan “vasat” “şair”lerin kimler olduğu artık biliniyor). Ahlaki bir duruşları olmayan, söylediğinin altına imza atacak, arkasında duracak cesaretten yoksun bu zavallı kişiler ya sanal ortamda “takma” isimlerle dergimize saldırıyorlar ya da isim vermeden dergiyi çıkaran şairlere ve dergiye hakaretler savuruyorlar. Şiirden dergisini itibarsızlaştırmaya yönelik bu nafile girişimleri gözümüzü kırpmadan izliyoruz.

Onları saman altından su yürütmeye, kötülük dayanışmalarına girişmeye zorlayanın dergimizin doğru bildiğini söyleyen, isim vererek eleştiren, iyiyi de kötüyü de işaret etme cesaretine sahip eleştirel yaklaşımı ve devrimci tutumu olduğunun farkındayız. Sırtını şiire, hakikate ve gençliğe dayamış olan Şiirden dergisi bu düzeysiz saldırılara, bu “sahte” edebiyatçılara ve vasat “şair”lere hak ettikleri yanıtı, dergiyi nitelik olarak her sayıda daha da ileriye taşıyarak, kararlılıkla vermeyi sürdürecektir. Okurlarımızın, destekçilerimizin, has ve hakiki şairlerin bundan hiç kuşkusu olmasın.

Has ve hakiki şiirin onurlu mevzisinden, kararlılıkla…

Kenan Yücel

Ayrıca bkz: http://www.kenanyucel.com/Site/index.php/poetk-kueltuer/7-iir-aktueel/160-kaittan-kuleler-coekerken-kenan-yuecel

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Eki
04
2011
0

“160. Kilometre” filan…

25 Temmuz 2011′de, “hızlı olmak” nedenselliğinin sonucunda sıkı dostlarımdan biri vefat etti. Ben, “hız”a ve hızın kadrajvari/endüstriyel nedenselliklerine karşıyım. Tüm endüstriyel zamanların içinde frene basmak ve anları -tekrardan- yakalamak gerekir. Asıl sarsıntı 160 kilometreyle giderken, köküne kadar frene basabilmektedir. E V V E L ‘in bilincinde bilinçlenmektir bu… Frene basmak eyleminin fiziksel yükü, mevcut hızların toplamına benim varlığımın/bedenimin ve frene basışımın yükü kadar “hız” ekler. Örneğin eski bir kitabı okumak, bir imgelemi tasavvur etmek, bin yıllık bir şiirin ilk dizesini kavramak bu frene basış duygusuna/duygudurumuna/eylemine benzer… Benzerdir.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar 

Hamiş: “Değişmez künklükte feodal” bir kafayla endüstriyel mezbahalara paydaşlaşmaya/yandaşlaşmaya çalışan tüm kifayetsiz muhterislere armağan olsun bu metin…

Eyl
29
2011
1

Ön-Hazırlık: “Okumalar, okumalar, okumalar…” (29/9/2011)

E V V E L’in sahici dostları ve sıkı takipçileri,

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne ve söz konusu tipolojinin enstrümanlarına karşı verdiğimiz mücadelenin önümüzdeki dönemde (Eylül 2011-Haziran 2012) çetinleşeceği haberini, 26 Eylül 2011 tarihinde E V V E L Fanzin sayfalarından ve sosyal medya platformlarından “herkese” duyurduk. (Bkz: http://evvel.org/yerden-goge-kadar-duyurulur-basliyoruz)

Geçtiğimiz on yılda peydahlanan yayıncılık ve edebiyat istismarlarına -haysiyetsizliğe, hilebazlığa, fetbazlığa, liyakatsızlığa, muhterisliğe, editör olmayan editörlere, şair olmayan şairlere, ödül olmayan ödüllere, dergi olmayan dergilere, yayınevi olmayan yayınevlerine- karşı çıkarak oluşturduğumuz cephede kendimizi içeriksel, eylemsel ve hukuksal açıdan “yerden göğe kadar haklı” gördüğümüzü, sahici edebiyatın ve sıkı şiirin savunusunda sonuna kadar mücadele edeceğimizi açıkça bildirdik. Önümüzdeki dönemde, Yeni Sinsiyet kavramı etrafında çeteleşenleri ve işbu çetenin icra ettiği hileleri, sahtekârlıkları, yayıncılık istismarlarını yaşanan olaylarla, belgelerle, sorularla, kavramlarla, analizlerle ve hepsinden önemlisi “isimleriyle” birlikte ifşa edeceğiz.

Bugüne kadar “Yeni Sinsiyet” üzerine yazdığım yazılarda kavramsal açıklamalara, çıkarımlara ve mevcut kötücül ortamın bilişsel ayrıntılarına yer vererek “Yeni Sinsiyet” başlığının çerçevesini işaret etmeye çalıştım. Şiir-şair-editör-yayınevi ilişkilerindeki hilelerin ve sahtekârlıkların ayrıntılarını, taraflarını, çeşitli yazışmaları, kurumları, belgeleri ve isimleri ifşa etmeyi pek düşünmedim. Ancak, bugünkü merhalenin geleceği biçimlendirişindeki ciddiyet, Yeni Sinsiyet çetesinin muhterisliği ve sergilenen haysiyetsiz tavırlar fikrimi (iyi niyetimi) değiştirdi. Önümüzdeki dönemde tüm arkaplanıyla birlikte işbu çetenin mensuplarının isimlerini, yaşanan olayların tarihlerini, taraflarını ve belgelerini, tanıklıklarını ve tavırlarını “ateşli bir sabır” eşliğinde, üşenmeden, tek tek ifşa edeceğiz.

Söz konusu ifşaat ve içerdiği tartışmalar, tanıklıklar, ayrıntılar, analizler, belgeler -yani her şey- “DAVALI” adını verdiğimiz E V V E L Fanzin başlığının altında derli toplu olarak yer alacak ve gelişmeler doğrultusunda sürekli güncellenecek. DAVALI başlığına her daim şu adresten ulaşabilirsiniz:

http://evvel.org/ilgi/davali

Yeni Sinsiyet tipolojisini, şiir ve edebiyat dünyasında yaşanan olayları, hileleri, aktörleri, ilişkileri ve bunlara karşı 2006 yılından beri verdiğimiz mücadelenin ayrıntılarını (yani önümüzdeki aylarda gerçekleştireceğimiz ifşaatı) doğru bir şekilde kavrayabilmeniz ve anlamladırmanız amacıyla bazı yazıları bir “Ön-Hazırlık” şeklinde okumanız çok faydalı olacaktır. Bu yazıları -kronolojik olarak- aşağıda dikkatinize sunuyorum:

İLK/TEPKİSEL YAZILAR (2008-2010)

1/ “Editörcülük Oynamak”
Şubat 2008, S Gazetesi(gaSte), Sayı:111
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i15.html

2/ “Damperli Ödül Furyası ve Saygınlık Cukkalamak”
Mayıs 2008, S Gazetesi(gaSte), Sayı:113
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i17.html

3/ “Şaircilik, Yazarcılık Oynayanlar ile Oynamayanlar”
Ağustos 2008, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i19.html

4/ “Yıllık Geyiği”
Mart 2010, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i20.html

 

YENİ SİNSİYET ÜZERİNE KAVRAMSAL YAZILAR (2010-…)

1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i21.html

2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i22.html

3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i23.html

4/ “Yerli Edebiyat Üzerine…”
Mart 2011, Karga Mecmua
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/k23.html

 

ÖZGEÇMİŞLER (…-2011)

1/ “Özgeçmiş”
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/d1.html

2/ “Edebiyat Geçmişime Baykuş Bakışı”
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/baykusbakisi.html

Haysiyetimiz ve “insan” oluşumuz, bizim en sahici gücümüzdür. Bana (bendenize) ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin E V V E L’e duyduğunuz inancı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan duruşunuzu “gözünüz gibi” korumanızı diliyorum.

Hepinizi hakikatin gönül ateşiyle, yani “ateşli bir sabırla” selamlıyorum.
Sahicilikle…

Zafer Yalçınpınar
29 Eylül 2011 / İstanbul

zaferyal@gmail.com
www.evvel.org
www.zaferyalcinpinar.com

Eyl
28
2011
1

Yerden göğe kadar duyurulur: “BAŞLIYORUZ!” (26/9/2011)

 

E V V E L’in sahici dostları ve sıkı takipçileri,

Bildiğiniz gibi 2006 yılının son aylarından beri “Yeni Sinsiyet” adını verdiğimiz bir tipolojiyle mücadele ediyoruz. Bu mücadele zaman zaman kişisel boyutlara indirgenmişse de aslında -parçaları/kişileri birleştirdiğinizde ve ayrıntıları dikkatlice incelediğinizde, görürsünüz ki- hakikat, sıkı şiir ve imgelemin özgürleşmesi yolundaki bir “kalb ile vicdan” mücadelesidir. Hangi vicdansız çeteye ve bu çetenin mutat zevatlarına, alçaklıklara karşı olduğumuz da tüm edebiyat ve sanat ortamınca (ortalığınca) biliniyor. Sözkonusu çetenin menfaatleri doğrultusunda biçimlendirdiği “Antoloji”, “Şiir Yarışması ve Edebiyat Ödülleri”, “Jüricilik”, “İçsiz ve Temelsiz Edebiyat/Sanat Etkinlikleri”, “Yayıncılık İstismarları”, “Turizm Faaliyetleri” ve “Üleştirmenlik” gibi enstrümanlarıyla da mücadele içindeyiz. Her fırsatta ve mekânda bağıra bağıra söyledik; “haysiyetsizliğe, hilebazlığa, fetbazlığa, liyakatsızlığa, muhterisliğe, editör olmayan editörlere, şair olmayan şairlere, ödül olmayan ödüllere, dergi olmayan dergilere, yayınevi olmayan yayınevlerine ve bunların “Yeni Sinsiyet” doğrultusundaki kullanımlarına, kısacası cehalete ve cehaletin amaçladığı melanet ortamına karşıyız!” Tüm bunlara “insanlık” adına karşıyız!

“İnsandan çok eşyaya benzeyen” ve “duvar saatleri gibi ahmak” olan bu çeteye karşı verdiğimiz mücadele, önümüzdeki dönemde (Eylül 2011-Haziran 2012 arasında) daha da çetinleşecek. Bu kapsamda, E V V E L Fanzin olarak gereken teknik tedbirleri aldık. Bilgilerimizi, verilerimizi, belgelerimizi ve arşivimizi, düzenledik, teknik becerilerimizi ve imkânlarımızı yeniledik. Kalb ve vicdan yoluna inanmayan “yalancı dostları” ve “kifayetsiz muhterisleri” etrafımızdan uzaklaştırdık. İçeriksel, eylemsel ve hukuksal olarak kendimizi bu mücadelede “yerden göğe kadar haklı” görüyoruz. Hakkımızı savunmak için de tüm varlığımızı (neyimiz, kimimiz varsa onu) ortaya koyarak savaşacağız.

Önümüzdeki dönemde hukuksal, kuramsal ve eylemsel olarak yeni dosyalar açacağız, yeni sorular soracağız, herkesi şaşkınlık içinde bırakacak ve sahte kanaatleri yıkacak ifşaatlarda bulunacağız. Her merciiye ve mertebeye bu ifşaatları taşıyacağız, ileteceğiz, edebiyat ortamındaki gölge oyunlarını, mevcut aktörlerin kim olduğunu ve ne yaptıklarını teker teker, sabırla anlatacağız. Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin yayıncılık dünyasında ve edebiyat ortamında çevirdiği sahtekârlıkları, pazarlıkları, fetbazlıkları, kirli ilişkiler ile üçkâğıtçılıkları, belgeler ve derinlemesine yorumlar aracılığıyla ifşa edeceğiz.

Ustam Oruç Aruoba’nın şu sözleri yaşamımın ve mücadelemin şiarı olmuştur:

“Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)savaşmakla geçecek. –Bu yüzden de, ulaşman gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:
Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken düzeyin altında kalman…
Ama savaşacaksın, gene de: sonuç her iki durumda da aynı olmayacak mı zaten – sen, zaten, ulaşman gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? –Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen) geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın –bu da boşuna olmayacak.”
(Oruç Aruoba, “De Ki İşte”, Metis Yayınları, 2001, s.44)

Haysiyetimiz ve “insan” oluşumuz, bizim en sahici gücümüzdür. Bana (bendenize) ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin E V V E L’e duyduğunuz inancı, hakikat yolundaki kalb ve vicdan duruşunuzu “gözünüz gibi” korumanızı diliyorum.

Hepinizi hakikatin gönül ateşiyle, yani “ateşli bir sabırla” selamlıyorum.

Sahicilikle

Zafer Yalçınpınar
26 Eylül 2011 / İstanbul

 

Önemli Not: Aşağıdaki adreslerde yer alan başlıkları, yazıları ve belgeleri dikkatlice incelemeniz, 2006 yılından bu yana verdiğimiz mücadelenin ayrıntılarını kavramanız ve hangi tipolojiyle, ne boyutta mücadele ettiğimizi anlamanız açısından çok önemlidir;

1-Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları
2-Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “Biz” Söylemi ve Retorik Arsızlığı
3-Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı
4-http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir
5-http://evvel.org/ilgi/lobut

 

Ağu
30
2011
0

Mücadelemizin Geçmişteki Envanteri (30 Ağustos 2011)

2006 yılından bu yana edebiyat ve sanat dünyasında oligarşik hareketlerle, muhterislerle ve haysiyetsizlikle mücadele ediyoruz.  (Eylül 2011 ile Haziran 2012 tarihleri arasında bu mücadele çetinleşecek…) 2006′dan bugüne kadar Yeni Sinsiyet tipolojisine, hilebazlara, fetbazlara karşı durarak açtığımız başlıkları, yaptığımız tartışmaları ve bazı ifşaatları aşağıda paylaşıyorum. Biliyorum ki bu envanter size biraz karışık gelecek… Endişelenmeyin; Eylül ayından itibaren her şeyi teker teker, sabırla, ayrıntılarla, yaşanan olaylarla, tanıklıklarlarla, yeni belgelerle ve özellikle de “isimler vererek”  yeniden -derinlemesine- ele alacağız.

Şimdilik, bu arşivi sadece bir hazırlık olarak düşünüp, kısaca gözden geçirmekte fayda var:

EDEBİYAT VE SANAT OLİGARŞİSİNE KARŞIYIZ!
http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir

LOBUTLAR:
http://evvel.org/ilgi/lobut

ENVER ERCAN:
http://evvel.org/ilgi/enver-ercan

 

 

Ağu
19
2011
0

Kâğıttan Kuleler Çökerken (Kenan Yücel) (19 Ağustos 2011)

Kenan Yücel de Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin farkına varanlardan… Kenan’ın “Kâğıttan Kuleler Çökerken” başlıklı yazısını dikkatlice okumanızı ve olan biteni görmenizi şiddetle öneriyorum… Kenan’ı yüreği ve sahiciliği için tebrik ediyorum.

Bkz: http://www.kenanyucel.com/Site/index.php/poetk-kueltuer/7-iir-aktueel/160-kaittan-kuleler-coekerken-kenan-yuecel

Ağu
09
2011
0

Yazında İktidar (O. Demiralp)

(…)
Genişleme sürecinde her yazarın ölümüne dek beklenmiyor, yaşarken gün görenler de var elbette. Ün kazanan her kişiye kara çaldığım anlamı çıkarılmasın. Sözüm, kentsoylu kalıplara yerleşen karşı-kentsoylulara değgin: diyelim, kurumlaşmış ödüller alarak. Ödül alan kişi, kurulu düzenin kurumlarından birine, statüsü gereği kendine açık olan tek kuruma “evet” diyerek seçkin olmağı benimseyecektir. Bir yazın ölçüsü, örneği olarak kurumlaşmağı, kitaplarının ödül aldığı için çok okunmasını da. Bir kapak konusu olacak, karşı olduğu bir düzen içinde başarılı insanlar safına yerleştirilmesini onaylayacaktır. Çağımızdaki ödüllü-ödülsüz ayrımı, usta-çırak ayrımına benzemez. Çağdaş yazar, bütünlükten yoksun bir dünyaya geldiği için bireysel ve tikeldir, ne el alır ne de verir, kendisi seçer.
Eski zaman adamının amacı yolda yetkinleşmek idi, konum değiştirmez, konumunda derişirdi. Yani bu tür bir kişi kendi kendisiyle yarışır. Ödül kurumu ise, toplumda seçkin olmak, ayırdedilmek için Yazın yolundan geçmektir. Yani günümüz yazarlarının çoğu, çizgisi ne olursa olsun, birbirleriyle yarışıyor. Sartre, Beckett, ayırdedilmeği reddetmişlerdir. “Şampiyon Yüzücü”nün (Kafka’nın bir öyküsü) durumuna düşmeği istememişlerdir.
(…)
Yazındaki iktidar, yazın dünyasına egemen olan anlayıştır bir bakıma. Yazarların elinden bu anlayış tutacak, ortak beğeniyi bu anlayış oluşturacak, okurları bu anlayış belirleyecektir. Başka bir deyişle, bu iktidar da kendince bir birlik kurmak ardındadır.
(…)
Ele geçirilmiş yazın. Çizili sınırlar ve koşullar içinde çalışıyor.
Kavga sınırda olmaktadır, demiştim. Yazmak kafa tutmaktır demeğe gelir bu. Elbette yazmanın işlevlerinden yalnızca biri. Ne ki, canlılığını koruması bakımından en önemlisi. Egemen söylevin kabul ettirmek istediği bakış ve düşünce biçimlerine karşı durmak, yazıyı bir toplumsal oruna varan yol değil dilsel bir serüven alanı olarak görmek, gelinen yeri ne denli parlak olursa olsun bir iktidar durağı yapmamak, kesintisiz yaşama sürecinde yazmadan yaşanamayacağı ölçüde çalışmak, yani en başta kendine kafa tutmaktır.
Her önemli yazar geçer bu yoldan. Belki hep ordadır, belki de belirli bir süre kalır. Çağının ya da daha sonraki çağın yazın anlayışı onu benimsediği daha doğrusu kendine kattığı anda biter yazarın kafa tutması. Ama, kenarda başkaları vardır.

Oğuz Demiralp
Yazı Dergisi, 1978, Sayı:1, s. 74-75

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Ağu
01
2011
0

Bir kez daha, yüksek sesle, ayağa kalkarak, insanlık adına bağırıyorum: “ÖDÜLLER İNSANSIZDIR!”

“(…)Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor. ” Ece Ayhan

Toplu Fotoğraftakiler;

Mikrofoncu/Yemleyen: Enver Ercan (sağdan birinci)
Plaketçi/Yemlenen: Taner Cindoruk (sağdan beşinci)
Yardımcı Oyuncu/Pozcu: Feridun Andaç (sağdan ikinci)

Ayrıca bkz: http://oguzcanonver.blogspot.com/2011/07/sairlere-oduller-verilecegini-duyunca.html

Şiir-edebiyat ödüllerine, jüriciliğe, üleştirmenliğe ve genel olarak da “ödüllendirme sistematiği”ne karşı olarak  binbir türlü yazı yazdık, sıkı duruş sergiledik. Gerek Evvel Fanzin’de gerekse de diğer platformlarda yıllardır dile getirdiğimiz bu hakikatler, yeni sinsiyetin nemalanıcıları tarafından özel bir haysiyetsizlikle ve yüzsüzlükle anlamazlıktan geliniyor her defasında… Bu nedenle -aşağıda yazılanlarda olduğu gibi- bazı şeyleri sürekli tekrar etmek zorunda kalıyorum. Ve ne yazıktır ki tüm edebiyat kâhyalarına, kifayetsiz muhterislere, üleştirmenlere, haysiyetsizlere ve üçkâğıtçılara aşağıdaki sözleri tekrar etmek, hatırlatmak gibi bir haysiyete/göreve sahibim… Böylesi bir yükü yüklendim, istemeden:

Hande Edremit:“Denizaltı Edebiyatı” adlı bildirinizde “Ödüller insansızdır.” diyorsunuz. Ece Ayhan da “Şairlere ödüller verileceğini duyunca, şunları düşündüm: Demek yasalar da yetmemiş, ölüm şairlerle toplu fotoğraf çektirmek istiyor.” demişti. Günlük hayatta da biraz bu şekilde var olmaya çalışıyoruz sanki. Fotoğraflarla önceden belirlenmiş bir sahneyi yaratmaya daha kötüsü yaşamaya çalışarak…

Zafer Yalçınpınar: Ödül konusu son derece karışık bir konu… Şimdi, her şeyi bir kenara bırakalım ve meseleye dil açısından bakalım: Bugün, “Ödül” dediğimiz anda imgesel olarak ödülü alan kişiyi ya da eseri değil “ödül sistematiği”nin kendisini ya da ödülün metasını işaret ediyoruz, yüceltiyoruz, ayrıcalıklandırıyoruz. Eskiden böyle değildi. Şimdilerde, rekabet, kazanmak, yarışmak, hırs, farklılık, üstünlük filan gibi şeyler doğrudan aklımıza geliyor. Ödüllendirme denen şey, Yeni Kapitalizm’in yönetim süreçlerinin içerisinde düşünüldüğünde bir “isteklendirme” türüdür ve iktidar heveslileriyle iktidar sahiplerinin buluştuğu bir podyumdur. Ödül, iktidarın, kendi iktidarını kuvvetlendirdiği bir araçtır. Ödüller sahici değildir. “Ödül Sistematiği” denen şeyden podyumu, ışıkları, jüriyi, ödülü takdim edeni, alkış seslerini, o kırıtışları, gazetelerdeki haberleri, duyuruları filan kaldırın, geriye ne kalır? Şiltler, plaketler filan kalır. Zaten, bu şiltler, plaketler filan birer “simge” değil midir? İmgelemi kuvvetli bir şair için “ödül” denen şeyin karşılığı böylesi bir “sıradan simge” olamaz. Çünkü ödül sistematiğinin demin saydığım bileşenlerinin hiçbiri de imgelemin özgürleşmesiyle bağlantılı değildir. Şairin ödülü sıkı şiir yazmak, yazabilmektir. Şairin ödülü; tüm baskılara rağmen özgür bakışını, imgeselliğinin biricikliğini kaybetmemektir. Derdi şudur şairin; töze nüfuz edebilmek, tözü imlemek… Şair, şiirinin sıkılığını, dizelerinin gücünü yarışmalarla, ödüllerle filan teyit ettiremez. Bakın, bugünün edebiyat ortalığını birazcık araştırdığınızda “ödülsüz” bir şair bulmakta zorlanırsınız. Herkesin bir yığın ödülü var yahu… Nerede kaldı bu adamların ayrıcalığı filan? Ama benim dediğim anlamda, yani imgelemin özgürleşmesi ve töze nüfuz edebilmek yönünde ödüllendirilmiş şair sayısı bir elimin parmaklarının sayısını geçmez. Bu nedenle “Ödüller insansızdır” dedim.

Ayrıca bkz: Damperli Ödül Furyası ve Saygınlık Cukkalamak

Evvel Fanzin, edebiyat ve sanat oligarşisine karşıdır:
http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?page_id=2683

Tem
15
2011
0

“O onursuz yaratıkları, çirkinliği, ilkelliği (…) kovalamamın iki temel nedeni var.” (Ece Ayhan)

“Eren Barış’ın yayıma hazırladığı ve 1982-84 yılları arasında Ece Ayhan’ın Akif Kurtuluş’a yazdığı mektupları kapsayan “Kardeşim Akif” adlı sıkı kitabı (Dipnot Yay., 2011) okumayanlar, Ece Ayhan ve geçmişi hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyorlardır.” diyebiliriz, rahatlıkla… (Zy)


18 Haziran 1982

Kardeşim Akif,

(…) O onursuz yaratıkları, çirkinliği, ilkelliği (…) kovalamamın iki temel nedeni var, biri 1981 Şubat’ı sonlarındaydı, Eceabat’ın Yalova Köyü, ben artık ister istemez Ankara’ya döneceğim, ama 35 kiloya düşmüş annemi köyde bırakmak istemiyorum, hiç param pulum, belirli ufak bir olanağım olmadığı için kadını bir kente Ankara’ya İstanbul’a götüremiyorum, bir çeşit umarsızlık, köyden de İstanbul’daki Ankara’daki eski arkadaşlara bir iş bulabilir miyim? diyedir yazdım ama hiç karşılık alamamıştım.. uzatmayayım, bir-iki gün sonra Ankara’ya döneceğim  Mülkiyeliler Birliği’ne, annem bana şunu demişti, aşağı yukarı aynen “ben de insanım, hakkımı hakkımızı yere koyma, onların arkasını bırakma..” ve bana (ben Zürih’deyken annem benim Çubuklu’daki evimde oturuyordu) bildiğim ama ayrıntısını bilmediğim bir-iki olayı da anlattı O. ve G. üzerine (o zaman ikisi de komşumuzdu); öteki de şu, biliyorsun kim kime dum duma bir garip ortamda yaşıyoruz, insanlığa aykırı şeylere, olumsuzluklara bile yazın çevresi de toplum da hiç aldırmıyor, benim zaman zaman ‘Mekik’, zaman zaman ‘temel nitelik’, zaman zaman da ‘kötülük dayanışması’ dediğim olguları biliyorsun, böyle bir ortamda temel niteliği, bu genel geçerliliği vurguluyorum ki, az ya da çok izler kalsın kalabilsin. Sen mektubunda son, güzel bir şey yazmıştın, ‘hafızayı beşerin nisyan ile malul’ olduğu üzere; bu toplumun temel bir niteliği de evet unutmaktır, ‘belleksiz bir toplumdur’ hem de her alanda da. Biliyorum ben bir başıma bellek yaratamam, ama sergilemeyi sürdüreceğim içyüzleri.
Gerçek tehlike insana en yakınlardan gelir hep gelmiştir tarihte de bugün de. Söylentilere ne inan, ne de güven, uzun gerçekler ortadadır ve apaçıktır. İşte o yüzdendir ki tüm Türkiye’de benim anladığım anlamda sanatla uğraşan beş-altı insan vardır o kadar, gerisi hep fasa fisodur.(…)

Ece Ayhan

Kardeşim Akif (Ece Ayhan’dan Akif Kurtuluş’a Mektuplar), Hazırlayan: Eren Barış, Dipnot Yay., 1.Baskı, 2011, s.45-46

 

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz. “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesi ise http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/bakissiz.html adresinde bulunuyor.


Tem
06
2011
0

Yazan Yöneten Oğuzcan Önver

Oğuzcan Önver adında genç bir dost var. Kişisel web sitesinden ilginç ve önemli lobutlar dağıtıyor hak edenlere… Oğuzcan’ın eleştirel yazılarına bir göz atmanızı şiddetle öneriyorum;

Bkz: http://oguzcanonver.blogspot.com/

Haz
19
2011
0

Ece Ayhan’ın “Aile Öfkesi”

Kitap-lık Dergisi, 2001 tarihli 48. sayısının “Vesika-lık” bölümünü Nurullah Ataç’a ayırmış. Şüphesiz, Ataç, şiirde sezgisellik ve dil devrimimiz adına edebiyat tarihimizdeki çok önemli bir isimdir. Ancak, benim bu dergide ilgimi çeken şey Ece Ayhan’ın Ataç hakkında kaleme aldığı yazıdır. Daha doğrusu Ece Ayhan’ın, Ataç üzerine düşünürken gam değiştirerek -garip ve atonal ve kendince- bir “aile öfkesi” haritası çıkarmasıdır. Ece Ayhan’ın kitaplarında yer almayan bu yazıdan önemli bir bölüme http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/eceatac.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

1. Hamiş: Ece Ayhan bu yazıyı ölümünden bir sene önce kaleme almış…

2. Hamiş: 12 Temmuz 2011 tarihine yaklaşırken, Ece Ayhan’ın kitaplarına girmemiş başka yazılarını da Evvel Fanzin kapsamında yayımlayacağız.

3. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
19
2011
0

“Cevap” olarak… (19 Haziran 2011)

Kuşların bana söylediğine/ilettiğine göre, Yeni Sinsiyet‘in nemalanıcıları, şiir simsarları ve edebiyat/sanat kâhyaları sağda solda vızıldamaya başlamış. Zafer Yalçınpınar‘ın ne iğrenç bir adam olduğu yönünde “dezenformasyon” uyguluyorlarmış, dedikodu döndürüyorlarmış. Kulaktan kulağa fısıldaşıp, iç içe iki kaşık gibi haysiyetsizce davranarak sağa sola beni kötülüyorlarmış, filan… Yıllardır aynı şey…
O muhterislere sözüm şudur:  “Devam edin!”
Ki biz de -tarihsel bir vazife olarak- aşağıdaki şiiri bir 80 sene daha size ithaf edelim;

CEVAP

(…)
Yala bal tutan beş parmağını
____________beş çürük muz gibi,
homurdanarak dolaş besili bir domuz gibi
Meydan senin…
___________mi dersin?

Hata edersin,
bizde o göz var mı baksana!!
Ben içirmek için sana
_________kendi kara kanını
bir ateş çemberi çevirdim dört yanını,
sağa git
____yok geçit,
sola git yok,
ileri
___geri
______yok.
Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok
bir akrep gibi intihar et…

Nâzım Hikmet

Haz
11
2011
0

Yaşar Nabi’nin Kartvizitleri ve Bir Tersimleme

Emin Nedret İşli’nin kartvizit koleksiyonculuğunu işaret etmişken, koleksiyonumda bulunan iki adet Yaşar Nabi kartvizitini de paylaşayım istedim. (Esasına bakarsanız, hoşuma gitti bu en önemli* editörlerimizden birinin  “saygılariyle teşekkür ve en iyi dilekleri…” )

* Burada kullandığım sıfattaki tersimlemeyi anlamak için bkz; “Canım kahve istemedi!” (Yaşar Nabi)

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel