Kas
14
2017
--

“İstanbul Kitap Fuarı neden İstanbul’da değil?” (Orhan Gökdemir)

Orhan Gökdemir, TÜYAP Kitap Fuarı’na ve konumuna dair sıkı bir eleştiri yazısı kaleme almış… Yazının tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/yasli-bir-cahilin-fuar-anilari-217031 adresinden ulaşabilirsiniz.


Eki
20
2017
--

Taylan Kara, edebiyat ödüllerinin ‘Utanmazlık Büstleri’ni ifşa ediyor…

Yıllar boyunca yaşananlara baktığımızda, Türkiye’de üleştirilen edebiyat-şiir ödüllerinin (hem düzenleyiciler hem seçiciler hem de katılımcılar için) “Utanmazlık Büstleri” olduğunu görürüz. Tekrar etmekte fayda var: “Ödüller insansızdır!” Yıllardır envanterini tutuyoruz bu insansızlığın… (Şuradan takip edebilirsiniz: http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir)

Taylan Kara, soL portal’da yer alan 20 Ekim 2017 tarihli yazısında edebiyat ödüllerinde endam eden ‘Utanmazlık Büstleri’ni bir kez daha analiz ediyor ve çok önemli bir soru soruyor: “Bir hâkim, “ben dava dosyalarını okumadan karar veriyorum” deseydi ne düşünürdünüz?” Taylan Kara’nın sunduğu eleştirinin tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/zeynep-oralin-itirafi-piyasa-edebiyati-sahtekarliklari-ve-utanmazlik-214092 adresinden ulaşabilirsiniz.



Eki
14
2017
--

‘Dağlarca’nın Haysiyeti’ bizim meşru direnişimizdir! (Zafer Yalçınpınar)

2000’li yılların başına kadar edebiyat-şiir ödülleri mütevazı ve gösterişsiz birliktelikler olarak düşünülüyordu. Yazar ve şairler birincil olarak ‘ödül kazanmayı’ düşünmez, varoluşunu, şiirini ya da edebiyatını ‘ödül kazanmak’ üzerinden biçimlendirmezdi. Şair ve yazar için ‘ödül kazanmak’ olsa olsa nahif bir teyitti.  Bu çeşit bir nahif varoluş nedeniyle de ödüller Türkiye’deki edebiyat geleneğinde belli bir oranda saygın, düzgün veya geçerli bir konumlandırmaya sahipti. Ancak, 2003-2006 döneminde, edebiyat-şiir ödüllerinin organizasyonu bir tür masonik yapının eline devredildi. Sorosçu ve ‘sinsi’ bir adamın ‘örgütlemesi’yle hareket eden oligarşi, 2006 itibariyle ortaya çıkıp “Bundan sonra Türkiye’de edebiyat-şiir konularında ödül dağıtma işi bizden sorulur!” demeye başladı. Bir tür çeteleşme yaşandı ve liyakat esaslı olması gereken ödüller, birdenbire çıkar esaslı işleyen, ticari karşılığı olan ve statü dağıtmaya yarayan bir ‘sistematiğe’ bağlandı.

2015’e geldiğimizde, bir mırıldanma başladı: Çoğu insan Türkiye’de edebiyat ve şiir ödüllerinin ne kadar hakkaniyetsiz, ne kadar liyakatsiz ve sonuçta da ne kadar ‘anlamsız’ olduğunun farkına vardı. Sayılar ortadaydı artık! Günümüzde, işbu kifayetsiz muhterisler, utanmadan, sıkılmadan, tüm şaibelerde vites artırıp, yalan sarmallarına dolanıp, her türlü ahlaki ve ideolojik duruşu yok sayıp -tıpkı siyasal iktidarın diğer sahipleri gibi- bir yol izlemeye karar verdiler: “Hesap vermemek için hesabı büyütmek!” Günümüzdeki durum, maalesef, bundan ibarettir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk Şiiri’nin en büyük isimlerinden biridir: Poetikası vatan, ulus, özgürlük, bayrak ve emek kavramlarının yurtseverlik bileşkesinde buluşan evrensel imgesinin devamıdır, belirleyicisidir ve belki de geleceğidir. Yurtsever ve sosyalist düşünceyi birbirini tamamlayan -ayrılmaz- bileşenler olarak gören Louis Aragon, “Parti’m Fransa’nın renklerini verdi bana” diyerek ulusal bayrağı sahiplenmekle nazizme karşı nasıl bir Fransız direniş ruhu oluşturduysa bir benzerini Fazıl Hüsnü Dağlarca savunmuştur.

Yurtseverlik ve sosyalizm, Seçici Kurul sözcüsü Ataol Behramoğlu’nun poetikasında birbirini öteleyen kavramlar olarak tanımlanıyor. Bu aşamada tartışma, ödül hattının çok ötesinde bütün maddi ve manevi değerlerin satıh olarak savunmasına dönüşmüştür. “Dağlarca’nın Haysiyeti” bizim meşru direnişimizdir. Dağlarca’nın kuşatılmasına karşı ölene kadar direneceğim. Ben öldükten sonra da “Dağlarca’nın Haysiyeti”ni dostlarım ve haysiyetli okurlar üstlenip direnecektir. Bunu herkes böylece bilsin.

Zafer Yalçınpınar
15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi


Önemli Not: 8-15 Ağustos 2016 tarihleri arasında Aydınlık Gazetesi’nin Kültür-Sanat sayfalarında yayımlanan ‘2. Dağlarca Şiir Ödülü’ soruşturmasının tam metnine http://bit.ly/daglarcasorusturma2 adresinden pdf dosyası biçeminde ulaşabilirsiniz. 2015‘te (Dağlarca Şiir Ödülü’nün ilk yılında) Üvercinka Dergisi çevresince gerçekleştirilen diğer eleştirel soruşturma da http://bit.ly/sorusturma adresinden okunabilir.


daglarcadirenisimizdir

15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi’nden…


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
13
2017
--

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Haysiyetimizdir! 15 Ekim’de Kalamış Parkı’nda buluşuyoruz!

Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca‘yı ölüm yıldönümü olan 15 Ekim 2017 Pazar günü Kadıköy’de anmak ve Beşiktaş Belediyesi tarafından üç yıldır düzenlenen Dağlarca Şiir Ödülü‘ndeki çelişkili, yakışıksız tavırları eleştirmek için Kadıköy-Kalamış Parkı‘nda, saat 16.00‘da Dağlarca Heykeli’nin önünde buluşuyoruz!


Bilindiği gibi, iki yıldır Beşiktaş Belediyesi tarafından Belediye Başkanı Murat Hazinedar‘ın himayesinde (!)  “Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü” düzenleniyor… Geçtiğimiz yıllarda bu ödülün her aşamasındaki çelişkili ve saygısızlık içeren tutumlara dair çeşitli eleştirel edebiyat soruşturmaları yayımlandı. Gelen tüm eleştirilere rağmen Beşiktaş Belediyesi, büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın vasiyetini çiğneyerek bu yarışmanın üçüncüsünü düzenlendi. Mevcut hakkaniyetsiz ödüle karşı oluşturduğumuz eleştirel soruşturmaların tüm boyutlarıyla irdelenmesi ve önemsenmesi gerektiğini, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Türk Şiiri’nin ve Türk Dili’nin korunmasının bir haysiyet meselesi olduğunu düşünüyoruz! Eleştirel soruşturmaların tam metinlerini aşağıdaki adreslerden okuyabilirsiniz:

2015: http://bit.ly/sorusturma
2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/daglarca

Eki
11
2017
--

Fazıl Hüsnü Dağlarca Haysiyetimizdir! 3. Dağlarca Şiir Ödülü’ne Karşıyız!

Bilindiği gibi, iki yıldır Beşiktaş Belediyesi tarafından Belediye Başkanı Murat Hazinedar‘ın himayesinde (!)  “Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü” düzenleniyor… Geçtiğimiz yıllarda bu ödülün her aşamasındaki çelişkili ve saygısızlık içeren tutumlara dair çeşitli eleştirel edebiyat soruşturmaları yayımlandı. Gelen tüm eleştirilere rağmen Beşiktaş Belediyesi, büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın vasiyetini çiğneyerek bu yarışmanın üçüncüsünü düzenlendi. Mevcut hakkaniyetsiz ödüle karşı oluşturduğumuz eleştirel soruşturmaların tüm boyutlarıyla irdelenmesi ve önemsenmesi gerektiğini, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın, Türk Şiiri’nin ve Türk Dili’nin korunmasının bir haysiyet meselesi olduğunu düşünüyoruz! Eleştirel soruşturmaların tam metinlerini aşağıdaki adreslerden okuyabilirsiniz:

2015: http://bit.ly/sorusturma
2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2

 


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “Fazıl Hüsnü Dağlarca” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
04
2017
--

“Ödül Bekleyen Şair”


“Ödül Bekleyen Şair” (Temsili)

Bkz: http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir

(Fotoğraf: Zy)


Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Eki
02
2017
--

Eleştiri Dosyası: “BUGÜNÜN EDEBİYATI” (Hazırlayan: Koray Sarıdoğan)

EVV3L’in dostlarından Koray Sarıdoğan, “KalemKahveKlavye” adlı edebiyat platformu kapsamında oylumlu ve kuvvetli bir eleştirel dosya hazırladı. Bugünün Edebiyatı‘nı -içerdiği tüm kandırmacalar ve sinsi piyasa bileşenleriyle birlikte- masaya yatıran dosyadaki tüm yazı, analiz ve söyleşilerin harfiyen/dikkatlice okunması gerektiğini vurguluyor, bu dosyanın bütünsel söylem açısından doğru noktalara nüfuz ettiğini, sahici-büyük eleştiriler ve analizler taşıdığını düşünüyoruz. Bu dosyayı okuyan her yayıncının içinde bulunduğu pozisyonu değerlendirmesi gerekiyor.

Dosyada yer alan tüm katılımcılara ve tüm materyale http://bit.ly/bugunedebiyat adresinden ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar dileriz!

Sahicilikle
Z. Yalçınpınar


Hamişler:

1/ ‘Bugünün Edebiyatı’ dosyasına ‘Yeni Sinsiyet’in Arz Fazlası: Edebiyat Endüstrisi 2.0’ başlıklı yazımla katıldım.

2/ Önümüzdeki günlerde dosyanın ikinci episodu da yayımlanacak…

3/ Ayrıca bkz: EVV3L taifesi, Edebiyat ve Sanat Oligarşisine Karşıdır!


Eyl
16
2017
--

“Boş Bidonlar” Hikâyesi

Nihat Genç, 9 Eylül 2017 tarihinde OdaTV’de yayımlanan “Kim bu ajan edebiyatçılar” başlıklı yazısının son paragraflarında şöyle demiş:

(…)

Edebiyatçı ya da yazar olabilmeniz için ‘özne’ olmanız lazım. Nesneler, keresteler, masalar, takılıp çıkartılan aletler, edebiyat yapamaz. (…)

Bir yığın kullanılmış yazar işte, çürüyerek, küflenerek, paslanarak gidecekler ve bu zehirli atıkların çöpleri de hem çevreye hem de bizlere yine dert olacak.

‘Sivil Örümceğin Ağı’ kitabının girişinde anlatılır, Amerika 60’lı yılların sonlarına doğru Türkiye’ye mühimmat yardımı yapar, ancak şartları var, bu yardımları kullanabilirsin ama kendi malın sayamazsın, diye… Amerika yardım şartlarını sayarken, hatta der, mühimmatlarımı kullanılıp boşa çıkan boş bidonları dahi malın sayamazsın, o boş bidonlar dahi Amerika’nın malıdır, diye şart koşar…

Evet, Amerika, şartnamene harfiyen uyuyoruz:

‘Boş bidonların burada!’

 

Eyl
12
2017
--

Edebiyat İktidarı’nın Son 10-15 Yılına Dair Üç Sahici İnceleme

Nihat Genç ile Ahmet Yıldız tarafından kaleme alınan ve geçtiğimiz günlerde yayımlanan aşağıdaki üç önemli yazıyı mutlaka okumanız gerekiyor… Bu yazılarda son 10-15 yıldır hükümdarlık süren edebiyat-kültür-sanat iktidarı/oligarşisi ayrıntılarıyla anlatılıyor. Bu yazılarda anlatılanların hepsi de doğru analizlerdir ve gerçektir. Bu yazılarda anlatılanlar dağlar kadar açık ve görünür gerçeklerdir. Keşke böyle olmasaydı, çok üzülüyorum, ama aşağıdaki yazılarda anlatılan kişilerin, olayların, kuruluşların ve benim “yeni sinsiyet” olarak tanımladığım tipolojinin kültür-sanat ile düşünce alanına taşıdığı şeytansı kötülük kodları gerçektir! Bu üç önemli incelemeyi mutlaka okumanız gerekiyor:

1/ Nihat Genç: “Kim bu ajan edebiyatçılar!”
2/ Nihat Genç: “Tam 3 karılı edebiyat imamını yazacaktım ki…”
3/ Ahmet Yıldız: “Mühür Dergisi Söyleşisi”


Daha fazlası da şurada: http://evvel.org/evvel-fanzin-tum-edebiyat-kahyalarina-karsidir


Eyl
10
2017
--

‘Neoliberalizm’in Kötü Yolu’ (Z. Yalçınpınar)

Üvercinka Dergisi, Eylül 2017, Sayı: 35
Yazının tam metnini okumak için: http://bit.ly/kotuyol


Hamiş: Zafer Yalçınpınar‘ın tüm inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
08
2017
--

“Kültür-Sanat Dergiciliği’nin Hızlı Tüketim Pazarı’na Dair Kısa ve Zorunlu Bir Bakış” (Zafer Yalçınpınar)

Emrah Serbes ile Enver Aysever arasında edebiyat ve kültür-sanat dergiciliği söylemleri üzerinden yaşanan son tartışmaları/rezaleti gördüğümde, 2011 sonrası zuhur eden ‘Ot’, ‘Kafa’ ve benzeri popülist yayınlar hakkında iki çift laf etmek, bununla birlikte kültür-sanat dergiciliği alanındaki kapitalist vahşete nasıl maruz kaldığımızı irdelemek zorunluluğu doğdu.

Her şeyden önce, söz konusu ‘Ot’, ‘Kafa’ ve benzeri yayınların konumlandırıldıkları alanı iktisadi/ticari açıdan doğru tanımlamak gerekiyor. Bu oluşumların fikir babası, 90’ların ortasından 2000’lerin ortasına kadar etkili olan ‘Öküz’ dergisi (ve sonrasında da) ‘Hayvan’ dergisidir. Bu iki dergi, o dönemlerdeki mizah/karikatür dergiciliğinin uzantısı olarak var olmuşlardır. Öküz dergisi, Leman dergisiyle aynı ekip tarafından çıkarılan, aynı grafik ve mizanpaj formatını uygulayan, aynı kâğıt kalitesinde üretilen, aynı dağıtım ağını kullanan ve tabiî ki %80-%90 oranında aynı okuyucu kitlesine hitap eden, bütün bu nedenlerle de üretimsel sabit maliyetler açısından tüm birim maliyetlerini düşürerek kârlılık oranını arttıran oluşumlar olarak tasarlanmışlardır: Bu dergiler, kültür-sanat dergiciliğinin ticarileşmesi açısından ilk endüstriyel buluşlardır, diyebiliriz. Bununla birlikte, Öküz dergisini 2011 sonrası popülist edebiyat ve kültür-sanat dergileriyle kıyasladığımızda gerek yazar kadrosu gerekse de irdelenen konular çerçevesinde çok daha cesur ve ‘gönülden güçlü’ oluşumlar olarak da düşünebiliriz. (Misal; Öküz dergisi kadrosunda Ece Ayhan’ı ve Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı bulundurabilmiştir.)

2011 sonrasında zuhur eden popülist dergilerin girişimcileri, işbu kültür-sanat dergiciliğini tamamiyle ticari bir iş modeli olarak görmekte, müdahil oldukları (faaliyet gösterdikleri) edebiyat/kültür-sanat alanının sosyal coğrafyayı kuvvetle etkilemesini, insanların zihinselliğini değiştirmesini, düşünce ve dil dünyasının biçimlenişini filan umursamamaktadır. Maruz kaldığımız en olumsuz etki; editöryal umursamazlıktır. Popülist dergilerin mevcut paydaşları, tuhaf ön-kabuller, doğru bilinen yanlışlar ve neo-liberal çeşitlemeler sunarak çıkardıkları dergiyi ticari iş modellerinde yer alan bir “ürün” gibi tasarlamakta ve pazarlamaktadır: Yani, söz konusu dergiler doğumundan, başlangıcından itibaren popülisttir zaten… Bu yeni popülist dergilerin içeriği güçlendirmek, tarihsel-sosyal gerçekleri ortaya koymak, edebiyat dünyasını geliştirmek, değerler sisteminin ya da kültür-sanat alanının dilsel/imgesel varoluşunu yenilemek, tahayyül gücünü arttırmak gibi ulvi uğraşıları veya hedefleri yoktur. Tamamıyla girişimci psikolojisinin etkisi altında, ROI(yatırımın geri dönüş hızı) kafasıyla sağdan soldan her türlü görünür karakteri toplayarak derme-çatma değişken kapsamlar, çizimler, etiketler, kapaklar, reklamlar -dahası penye t-shirtler, damgalı kahve fincanları, posterler, kafeler- ve hatta havlular, konaklama-eğlence tesisleri ve plajlar oluşturmuşlardır.

Üzülerek söylüyorum ki bu tuhaf ticari görüntü edebiyat, kültür-sanat dergiciliğinden çok 90’lardaki “Hey Girl” ya da “Blue Jean” gibi dergilerin mizacını anımsatıyor bana… ‘Ot’, ‘Kafa’ benzeri oluşumların (mevcut yapısıyla, yazarlarıyla, yöneticileriyle ve tüm bu tuhaf girişim zihniyetiyle birlikte) FMCG (Fast-Moving Consumer Goods) pazarında satılan mallara özdeş olduğunu anlamak için daha neyin bilinmesi gerekiyor?! Süpermarket raflarında her gün gördüğünüz, kapitalizmin yaygın pazarlamacı mizacını yüklenen ve dahası çevreyi öldüren -bile isteye ‘çevreyi kirleten’ demiyorum- endüstriyel mallar yetersiz mi kaldı? O mallar yetmediyse, Elif Şafak’lar, Orhan Pamuk’lar filan var… Yoksa, onlar da mı yetmedi kapitalizmin hızlı tüketicilerinin kaprislerine? Hemen hemen her şeyden sıkılıyor olmalı ulusal ve uluslararası düşünce gezintilerini seven turistik kahkahaçiçekleri ile yeni yetmeleri!

Şunu aklınıza mıhlayın: Edebiyat ve kültür-sanat olarak tanımladığımız imgesel alan derinliği, sizin sevdiğiniz deterjan, şampuan, emülsifiye et veya kedi maması  gibi hızlı tüketim mallarının pazarlandığı süpermarketlerin sığ sularına benzemez. Bu türden bir benzeşimin tohumlarını atmaya çalışanlar ve paydaşları başarısız olmaya mahkûmdur. Çünkü edebiyat, şiir ve dil; insanlığın kalb ve vicdan yolundaki hakikat arayışıdır. Bu anlam-arayış da insanlık tarihi kadar süreğendir. Edebiyatın, felsefenin, dilbilimin, sanatın ve şiirin sıkılığı, haysiyeti ve sahiciliği, piyasa ekonomisinin 100-130 yıllık ana malcılarının ya da 30-35 yıllık hızlı tüketimsel süpermarket pazarlaması tarihinin yalanlarını ezer, geçer. Belki de, yaşadığımız coğrafyanın kadim haysiyeti, maruz kaldığımız yalanları çoktan ezip geçmiştir bile…

Sahicilikle,
Zafer Yalçınpınar
8 Eylül 2017

Ayrıca bkz: “EVV3L ve taifesi, edebiyat ve kültür-sanat kâhyalarına karşıdır!”


Hamişler:

1/ Yazının pdf dosyası biçemine http://bit.ly/FMCGdergileri adresinden ulaşabilirsiniz.
2/ Z. Yalçınpınar’ın tüm inceleme yazılarını http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden okuyabilirsiniz.

Ağu
29
2017
--

HAZIRLANIN: Edebiyata Devlet Teşviği Kıskacı ve Güdümlü Edebiyat tartışmaları yeniden başlıyor!

Hazırlanın! 2014 yılında #kimbuyazarlar sloganıyla entelektüel bir direnişe dönüşen “edebiyat eserlerine devlet teşviği” kavgası yeniden başlıyor. Kültür Servisi‘nden Aslı Uluşahin‘in haberine göre Numan Kurtulmuş yönetimindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yeni bir yönetmelik yayımlanmış ve “edebiyat eserlerine” ikinci kez destek verileceği açıklanmış: http://kulturservisi.com/p/edebiyata-devlet-destegi-tartismasi-sil-bastan

Eh, vaziyet, niyet, ahval ve şerait böyle ise; biz de EVV3L ve takipçileri olarak “fon yönetimi” ile oluşturulmaya çalışılan “güdümlü edebiyat”a  karşı tekrardan sağlam bir duruş sergilemek için hazırlanıyoruz!

2014 yılındaki tüm tartışmaları http://evvel.org/gudumlu-edebiyata-hayir-demek-icin-sorunuz-kimbuyazarlar adresinden okuyabilirsiniz!

Ağu
17
2017
--

Üvercinka Dergisi’nin 34. sayısı yayımlandı…

Üvercinka Dergisi‘nin Ağustos 2017 tarihli 34. sayısı yayımlandı.

Derginin 34. sayısına ilişkin olarak ODATV kapsamında yer alan bir habere
http://odatv.com/selim-ileri-kavgasi-bitmedi-1208171200_m.html

adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Tem
31
2017
--

Oğuz Atay’a saygısızlık etmeyin!

Oğuz Atay‘ın mezar taşının bu görüntüsü çok üzücüdür! Oğuz Atay’ın ailesi mezar taşına bir şeyler yazmayı düşünmemiş, Oğuz Atay’ın kendisi böyle bir şey vasiyet etmemiş, dahası koskoca edebiyat tarihi ve aktörleri böyle bir eylem düşünmemiş… Ancak, yeniyetmelerden birkaçı kalkıp/duygusallaşıp kafasına göre (ki bence ‘lirik’ bile değil o yazılan şeyler) canının istediği gibi Oğuz Atay’ın mezar taşına yazı sıkabiliyor! Şunun anlaşılması elzemdir: ‘Oğuz Atay bir hippi ya da hipster değildi!’ Oğuz Atay’ın mezar taşına yapılan bu yazılamalar tam bir sorumsuzluk, ahlâksızlık ve dahası ‘saygısızlık’ örneğidir! Nokta.” (Zy)

Güncelleme: “30/07/17 Pazar akşam saatlerinde gerçekleştirilen ziyarette mezar taşının temizlendiği görülmüştür.”

Güncelleme: “31/07/17 Pazartesi BirGün Gazetesi Haberi: http://www.birgun.net/haber-detay/oguz-atay-in-mezari-eski-haline-getirildi-172372.html


Hamiş: 15 yıl önce kaleme aldığım ve Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi’nde yayımlanan ‘Tutunamayan İnsanın İzinde Yürüyen Roman’ başlıklı inceleme yazıma http://zaferyalcinpinar.com/i2.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
15
2017
--

#15Temmuz

#15Temmuz, 2000’lerin başından günümüze uzanan fetbaz tipolojinin tepe noktalarından biridir! 15 Temmuz, Neoliberalizm’in veya #YeniSinsiyet‘in Kötü Yolu’dur!


Yeni Sinsiyet Tipolojisi Üzerine Kavramsal Yazılar:

1/ “Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları”
12 Nisan 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i21.html

2/ “Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin ‘Biz’ Söylemi ve Retorik Arsızlığı”
26 Eylül 2010, BirGün Gazetesi
Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i22.html

3/ “Yeni Sinsiyet’in Seçkinlik Arayışı”
Ocak 2011, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i23.html

4/ “Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi”
11 Kasım 2012, Bkz: http://zaferyalcinpinar.com/i29.html

5/ “Yeni Sinsiyet’in Haksızlık Yordamı”
1 Haziran 2014, Bkz: http://bit.ly/haksizlik

6/ “Yeni Sinsiyet’in Kokmuş Tuz Çeşitlemesi”
11 Mayıs 2015, Bkz: http://bit.ly/kokmustuzcesitlemesi

7/ “Yeni Sinsiyet’in Yağmacılığı”
1 Eylül 2016, Bkz: http://evvel.org/yeni-sinsiyetin-yagmaciligi-1-eylul-2016

8/ “Neoliberalizm’in Kötü Yolu”
30 Haziran 2017, Aydınlık Gazetesi
Bkz: http://bit.ly/kotuyol


Tem
14
2017
--

Anons: “34 TUNCA 18… Ticari! Bekleme yapma, sağdan devam et!”

Bugünkü yazısında Tunca Arslan, “Selim İleri” meselesi kapsamında bana giydirmeye filan çalışırken mıy mıy mıy, vıdı vıdı etmiş, kırıtmış, gevelemiş ve işi “Selim İleri çok tatlı, çok şeker bir edebiyatçı ama… Niye Selim’i sevmiyorsunuz yahu?” demeye kadar düşürmüş. Bu duruma gülsem mi, ağlasam mı bilmiyorum. Böylesi zayıf, zorlama söylemlere ve hakikati yadsımak için kullanılan ‘kendi kendini doğrulayan savcı’ tipi bilişsel uyumsuzluk yöntemlerine artık cevap verme gereğini duymuyorum.

Anons: “34 TUNCA 18… Ticari! Bekleme yapma, bekleme yapma, sağdan devam et!”

Sahicilikle,
Z. Yalçınpınar

Tem
01
2017
--

“Neoliberalizm’in Kötü Yolu”


Pierre Bourdieu’nun geçtiğimiz günlerde dilimize çevrilen “Neoliberalizm’e Karşı Ateşler” adlı kitabındaki püf noktaları kültürel sermaye kuramı kapsamında ele aldığımızda ve işbu hakikatleri David Harvey’in geniş kapsamlı iktisadi ve tarihsel tanımlamalarıyla birlikte incelediğimizde, neoliberalizmin kültür-sanat alanında yürüttüğü sinsi manevraları son derece açık bir şekilde görmek mümkündür.

Kültür-sanat alanında çağdaşlık, güncellik, evrensellik ve ulusallık gibi öz-saygı(haysiyet) kavramlarını ve öz-saygının(haysiyetin) önündeki engelleri fark etmek için, bu kavramları sinsi bir şekilde -dip dalga, dip ses, üst akıl ya da gizli el olarak- değiştirmeye çalışan neoliberal politikaların ‘girişimci tipolojisi’nden bahsetmek gerekiyor. Çünkü neoliberal odaklar, son 10 yılda, girişimcilik ve kalkınma retoriğini kullanarak, bulunduğumuz coğrafyanın siyaset söylemini, bilim ve düşünce dünyasını, yayıncılık ile gazetecilik sektörleri üzerinden algısal olarak değiştirmek için yüklü yatırımlar gerçekleştirdiler.

Tarihe baktığımızda, Şili’den günümüze, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar neoliberalizmin aynı yöntemi ve söylemi kullandığını anlarız: Neoliberalizm, toplumların ve toplumsal etki alanlarının ‘özgürlük algısı’nı yönetmeye soyunmuştur. Neoliberal odaklar, yönlendirilen, sinsice biçimlendirilen toplum algısının hakikatin önünde yer almasını sağlayarak vahşi kapitalizmin piyasa, üretim ve ürün koşullarının yenilenmesini, sürdürülebilirliğini mümkün kılmaya çalışmaktadır. Üstelik bu kötücül yöntemi ‘rızanın inşası’ ile yürütmektedirler. 1980’ler sonrasında toplumun algısı pazarlama, promosyon, ödüllendirme sistematiği ve halkla ilişkiler aygıtlarıyla yönetilmiştir. 2000’ler sonrasında ise stratejik planlama, kurumsal sosyal sorumluluk ve düşünce kuruluşları aracılığıyla neoliberal yanılgının ve kötücüllüğün yaygınlaşmaya başladığını görürüz.

2002 sonrasında ülkemizde faaliyete başlayan ve sayısı 60’ı bulan stratejik düşünce kuruluşlarını (think-tank’leri) saymazsak, yayıncılık sektörü ve bu sektörün yönetsel kuruluşları (falanca birlikleri, odaları, STK’ları) neoliberal yansımaların en yaygın olduğu kültür-sanat alanıdır. Yayıncılık sektöründe niteliğin son derece azaldığını -sıfıra yakınsadığını- buna karşın niceliğin 20-30 misli arttığını görüyoruz. Bugün yayınevleri ve kitaplar sayısal olarak kitap fuarlarına sığmayacak kadar fazlalaştı. Popüler dergiler ve süreli yayınlar gazete bayilerine, raflara, kitabevlerine sığmıyor. Her hafta, her gazetenin kitap eki sayfalar dolusu kitap tanıtımında bulunuyor. Neoliberal kesime baktığımızda; mikrofon arkasından ve kamera önünden poz kesmeyen, ödülsüz, parasal desteksiz, devlet yardımından mahrum, şilt ve plaketlerle onurlandırılmamış yazar-şair kalmadı neredeyse! Peki, sonuç? Bu arz fazlası nelere neden oldu? Söz konusu niceliksel artışa rağmen ülkemizin fikir, kültür ve sanat atmosferinin özgürleştiğini veya geliştiğini söyleyemeyiz. Aksine, kültür-sanat atmosferi ‘kurşun gibi ağır’ ve ‘boğucu’ bir gericilik ile dinsel istismar ablukasının içine düşmüştür. Mevcut çelişkili durum, uzmanlığın ve liyakatin olmadığı sahte hastaneler, sahte ar-ge merkezleri, sahte fabrikalar ve çakma üniversiteler gibi ‘içi boş’ bir görüntü vermektedir. Kültür-sanat alanındaki nitelik eksikliğinin nedeni; birikimle, araştırmayla, gayretle, emekle ve sabırla elde edilmemiş kazançlardır. Amaçsızlık, bağlamsızlık, yanılgı ve kapitalist heves dolu girişim psikolojisiyle güdülenen kalkınma retoriği, kültür-sanat alanının niteliksel değerini ablukaya almıştır. Yayıncılık alanındaki niceliksel artışın nedeni; kifayetsiz ve liyakatsiz muhterislerin (ki neoliberal odaklar bu tipolojiyi ‘kullanışlı ahmak’ olarak tanımlar) karanlık, sinsi ve ‘gizli el’lerle yurtsever, çağdaş ve evrensel değerleri yıkmak için ‘işgal/vurgun işbirliği’ sağlamasındandır. Bu olumsuz/kavuşmaz şartlar altında yurtsever, çağdaş ve ilerici insanların kültür-sanat alanında neoliberalizm tarafından peydahlanan nev-i zuhûr kuşağa dikkat etmesi, bu karanlık ve yıkıcı kesimle hiçbir konuda işbirliği içine girmemesi, sahte girişimcilere/kalkınmacılara karşı dik durarak kültür-sanat alanındaki ‘birikmiş emekler’ ile ‘evrensel değerleri’ koruması gerekiyor.

Son olarak, 9. Kadıköy Kitap Günleri (Haziran 2017) sırasında yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Biraz önce bahsettiğim neoliberal tipolojiden bir ‘erkek’ yazar, yurtseverlerin standında imza günü gerçekleştiren bir ‘kadın’ yazarın küçük kızıyla fuar alanında tesadüfi olarak karşılaşıyor ve küçük kıza diyor ki; “Annen kötü yola düştü!” Bu söz ve tavır beni çok kızdırdı. O ‘erkek’ yazara -insanlık adına- buradan cevap vermek zorundayım: “Kötü yol senin haysiyetsizliğindir! Kötü yol, neoliberalizmin gönüllü köleliğidir! Kötü yol, neoliberalizmin türevi olan nev-i zuhûrların Türkiye’yi parçalamak için yürüttüğü işbirliğidir!” Nokta.

Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Gazetesi Kültür-Sanat Sayfası, 30 Haziran 2017


Hamişler:

1/ Yazının ‘pdf’ biçemine http://bit.ly/kotuyol adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
30
2017
--

‘Aydınlık Kitap’ kendinde mi? (Zafer Yalçınpınar)

 

Bugünkü (30 Haziran 2017 tarihli) Aydınlık Gazetesi Kitap Eki’nin (Sayı: 269) kapağında Selim İleri’nin suratını görünce şöyle düşündüm: “Aydınlık Kitap kendinde mi?” Üstelik, Selim İleri’nin kapaktaki fotoğrafının yanında büyük puntolarla şu yazıyordu: “Edebiyatın ve sanatın kurtarıcılığına hâlâ inanıyorum.” Selim İleri’nin ağzından çıkan bu sözü okuduğumda, nasıl desem bilmiyorum ama “Şaşırdım, son derece üzüldüm, kızdım, kalbim kırıldı, Aydınlık Kitap kapsamındaki tüm emeklerimin boşa gittiğini hissettim.”

2016 yılı süresince Aydınlık Kitap kapsamında birçok inceleme yazısı kaleme aldım.  Aydınlık Kitap’ın 2017’nin başında editöryal ekibi değişti. Bu değişimde Aydınlık Kitap’tan -kibarca ve ustaca bir operasyonla; yazılarım editörya tarafından reddedilerek, bekletilerek- tasfiye edilmiştim. Aydınlık Kitap’ın ve çevresinin 5 yıllık birikmiş emeğine saygımdan, bu duruma fazlaca ses çıkarmamış, çok toz kaldırmadan durumu kabullenmeye ve duruma tahammül etmeye çalışmıştım. (Bakınız: http://evvel.org/aydinlik-kitap-ekine-veda)

Fakat bu son hamle; ‘Selim İleri’nin Aydınlık Kitap kapsamında kendi karanlığını aklamaya çalışması’ ve ‘Ferhan Bayır’ın bu duruma aracı olması’ tahammül edilecek, yenir yutulur bir şey değil! Çünkü bu ‘büyük hata’ya tahammül edip ses çıkarmazsak, yarın öbürsü gün Elif Şafak’ı veya Hilmi Yavuz’u ve hatta başka Zaman Gazetesi yazarlarını Aydınlık Kitap’ın kapağında görebiliriz!

Ferhan Bayır‘a ve Aydınlık Kitap’ın yeni editöryasına yüksek sesle soruyorum:

“Siz kendinizde misiniz?!”

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar



Hamiş: Yalçınpınar’ın inceleme yazılarına http://zaferyalcinpinar.com/inceleme.html adresinden, tüm kitaplarına ve özgeçmişine http://zaferyalcinpinar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
18
2017
0

‘Ödüllendirilmiş Şairler’ ve ‘Joachim Raphaël Boronali’ için… özel bir şiir…

JoacimRafaelBoronali

İtalyan fütürist ressam Joachim Raphaël Boronali‘nin
“Ve Adriyatikte Uyuyan Güneş” adlı eseri…



Joachim Raphaël Boronali
(Ödüllendirilmiş şairlere ithafen…)

doğayı anlatan bu ellerim hiç titremiyor
rakiplerimin tarihini
_________ve beceriksizliğini yok ettim
büyük şairlerin bile yazamadığı gerçekleri
___________________ben resmettim
“Ve Adriyatik’te Uyuyan Bir Güneş” gibi
yükselmeye hazır övgülerim
______________başarılarım
herkes biliyor ben büyük bir insanım

Ve ateşin gücüne sahibim
manşetlere taşıyın beni
bu ülkedeki vicdanın kardeşliğiyim
daha fazla kutlamayla yıkayın beni
ben gerçeğin mucidiyim
muhalefetin ta kendisiyim
_____________sevgilinizim
sanatın başarı ağacı
kokteyllerin ve açılışların amacı
ödül törenlerinin ve köşe yazarlarının baş tacı
papyonların ve bin yıllık ritüellerin anlamıyım
Joachim Raphaël Boronali’nin hayatıyım
bendeniz

Zafer Yalçınpınar
Aralık 2015


1/ “Joachim Raphaël Boronali kimdir?” diyenler için bkz; http://evvel.org/joachim-raphael-boronali-kimdir

2/ “Joachim Raphaël Boronali” adlı şiirin pdf biçemine http://bit.ly/boronali adresinden ulaşabilirsiniz.

3/ Yalçınpınar’ın tüm şiirlerine http://bit.ly/zypsiir adresinden ulaşabilirsiniz.

4/ “Yalçınpınar da kimdir?” diyenler için bkz; http://bit.ly/zykimdir

Haz
16
2017
--

Taylan Kara çok sert: “Piyasa Edebiyatına Karşı Ön Yargı Listesi”

Taylan Kara, sert bir eleştiri kaleme almış. Piyasa Edebiyatı-Edebiyat Piyasası’na karşı kullanışlı olabilecek ön yargılardan söz etmiş… Taylan Kara’nın eleştirel listesinin tam metnine http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/bok-10-piyasa-edebiyatina-karsi-yargi-listesi-200046 adresinden ulaşabilirsiniz.


Önemli Not: Taylan Kara’nın edebiyat oligarşisine dair gerçekleştirdiği analiz ve eleştirilerin bazılarına http://evvel.org/?s=Taylan+Kara adresinden ulaşabilirsiniz.

Kas
26
2016
--

“ECE AYHAN ÇAĞLAR” HAKKINDA BİLİNMEYENLER (Zafer Yalçınpınar, 12 Temmuz 2016, Aydınlık Gazetesi)

1970eceayhan

“1970’li yıllarda Ece Ayhan”


‘İkinci Yeni’ şiir akımının ağababası Ece Ayhan Çağlar, 14 yıl önce bugün -12 Temmuz 2002 tarihinde- vefat etti. ‘Sıkı şair’ Ece Ayhan, 1950’li yıllarda kaleme aldığı ilk şiirlerinden başlayarak 1990’ların sonuna kadar uzanan yarım yüzyıllık edebiyat serüveninde Türk dilinin bilişsel sınırlarını zorlayıp ‘imgesel alan derinliği’ni genişleten ve sonuç olarak da Türkçe’nin tahayyül gücünü (imgelemini) özgürleştiren özel bir “şiir dili” kurmuştur. Bir anlamda, dili kırmış ve dilin imkânlarını arttıracak yapısöküm yöntemlerini yürürlüğe sokmuştur. Kendisinin ‘sıkı şiir’ olarak tanımladığı bu dilin motifleriyle birlikte iktidarın tarihsel ve süreksel gaddarlıkları ifşa edilmiş, iktidarın her biçimine karşı ‘sivil bir duruş’ sergilenmiştir. Ece Ayhan’ın poetikası, ‘kötülük dayanışması’na karşı ‘haklılığın inadı’nın yüklenerek herkes için ışıldayan ‘iyi bir güneş’i imgeler ve tahayyül eder. Ece Ayhan karamsardır, ancak onun karanlığı akkor bir karşıtlık içerir: Kömürün -zamanla, tarihsel ve kimyasal olarak- elmasa dönüşmesi gibi…

Ece Ayhan’ın yaşamını ve maruz kaldığı durumları araştırmak şiirlerinde imlediği tarihsel olayları araştırmak kadar karmaşık bir gayrettir. Elde ettiğiniz her yeni “buluntu” Ece Ayhan’ın yaşamını ve duygudurumlarını anlamak yolunda kolaylık sağlayacağına araştırıcıyı daha karmaşık bir dolambaca sürükler. Bununla birlikte, Ece Ayhan’ın yaşamının bir kent efsanesine ve tuhaf söylencelere dönüştürülerek popülerleştirilmiş olması araştırıcının belirgin bir kestirime ulaşmasını katbekat zorlaştırır.

Geçtiğimiz bir yıllık süre zarfında Ece Ayhan’ın yaşamındaki “bulanık” ve “belirsiz” olaylardan bazılarının bütün bütün olmasa da biraz daha aydınlandığını söyleyebilirim. Belirsizliklerin azalmasında Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı mektupların Noktürn Yayınları tarafından “Hoş Çakal Hoş Tilki” adıyla Eylül 2015’te yayımlanmasının payı büyüktür. Ece Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı 1 Eylül 1977, 12 Şubat 1978, 14 Mart 1978, 8 Nisan 1978 tarihli mektuplarda açıkladığı olaylar, sanırım, bu açıdan en önemlileri…  Söz konusu mektuplar Ece Ayhan’ın Zürih’teki beyin ameliyatlarına, tedavi sürecine ve bu süreçte Ece Ayhan için sanatçılar tarafından İstanbul’da toplanan yardım paralarına (yardım fonuna) ilişkin çeşitli bilgiler, isimler, suçlamalar ve hukukî girişimler (adalet arayışları) içeriyor. Aynı zamanda bazı arkadaşlarının ve bazı avukatların Ece Ayhan’ı nasıl zor bir durumda -düşüşte- bıraktığını, o dönem Ece Ayhan hakkında nasıl bir kara propagandanın kimler tarafından yürütüldüğünü, Ece Ayhan’a uygulanan birçok haksızlığın ve insafsızlığın nasıl örtbas edildiğini, çoğu -sözde- arkadaşının Ece Ayhan’a nasıl sırt çevirdiğini ve nasıl kaçıştığını da gösteriyor… Söz konusu mektuplarda anlatılan olaylar, Ece Ayhan’ı “bir insan topluluğunda yaşamadığı” sonucuna çıkarıyor ve bu “kara gerçek”, Ece Ayhan’ın tüm hayatını geri dönülmez bir şekilde etkiliyor. “Hoş Çakal Hoş Tilki” adlı kitapta yer alan 12 Nisan 1978 tarihli mektubunda şöyle diyor Ece Ayhan: “(…)böyle her şeyin ucundayken bir kişinin içyüzünü açıklamayacaktım, öylesine Doğrucu Davut’luk fazla kaçtı. İnsanların hepsinin göründüğü gibi insancıl olmadıklarını bilmem gerekti.(…)”

Ece Ayhan’ın yaşamına ilişkin ikinci önemli buluntuyla Gezegen Sahaf (Sedat Yardımcı) tarafından Taksim-Aslıhan Pasajı’nda 26 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirilen kitap ve efemera müzayedesinde karşılaştım. Açık arttırmaya çıkan eserler arasında avukat ve yazar Demir Özlü’nün arşivindeki 1970-80’li yıllara ait bazı hukuki belgeler ile mektuplar yer alıyordu. Açık arttırmaya katılan genç şair Uğur Yanıkel’le birlikte belgeleri inceledik. Belgelerin arasında 1975 yılında 12 yaşındaki oğlunun velayetini almak için Ece Ayhan’ın açtığı dava sürecine ve temyizine ilişkin hukuki dilekçeler, karar belgeleri, notlar ve özel bir mektup bulunmaktaydı. Bu mektup ve belgelerde Ece Ayhan, bir dini tarikat mensubundan bahsediyor ve oğlunun velayetini kaybetmesinde bu tarikat mensubunun rolünü anlatıyordu.

gsmuzayede3

Ece Ayhan’ın yaşamına ilişkin üçüncü önemli bilgi seti, Üvercinka Dergisi’nin Haziran 2016 tarihli 20. sayısında yayımlandı. 1965-66 yıllarında Denizli’de Halkevi başkanlığı görevini yürüten Abdurrahim Sercan, Ece Ayhan’ın Denizli-Çardak İlçesi Kaymakamı olduğu dönemde yaşanan olayları açık yüreklilikle Üvercinka Dergisi’nde kaleme almış. Ece Ayhan’ın başına gelenleri şöyle anlatıyordu Abdurrahim Sercan: “Şairliğini daha sonra tanıdığım Denizli Çardak Kaymakamı Ece Ayhan, devamlı halkın içinde, onların sorunlarını dinleyen ve çözmeye çalışan, genç, devrimci ve yurtsever kişiliğiyle görev yapıyordu. Bir gün Çardak kasabasının Bozkurt nahiyesini gezerken dikkatini çeken bir olay yaşanır. (…) Olayın üstüne gitmeye karar verir. Gider de… Ama aradan çok zaman geçmeden Ece Ayhan’a yönelik saldırılar ve iftira kampanyası başlar. (…) Bir akşamüstü kaymakamlık, gerici yobazlar tarafından basılır, Ece Ayhan darp edilir, birçok hakarete uğrar. Olay büyümeden güvenlik güçleri tarafından önlenir. (…) Zamanın hükümeti, Ece Ayhan’a görevinden el çektirir. Olayların ulusal basında çıkması önlendiyse de, sanırım bazı yerel gazetelerde (‘Yeşil Çivril’ gibi) haberin çıkması özellikle sağlanmıştı.”

buluntu1

“12.07.1968 tarihli Milliyet Gazetesi’nden…”

Abdurrahim Sercan’ın Üvercinka Dergisi’ndeki yazısında anlattıkları, Ece Ayhan ile aynı dönemde (Darende’de) kaymakamlık yapan Erdoğan Alkan’ın Varlık Dergisi’nde (Eylül 2002, Sayı: 1140) Ece Ayhan’ın ağzından aktardığı bilgilerle örtüşüyor ve birbirlerini tamamlıyor.

Sonuçta, ben, Uğur Yanıkel ve birkaç arkadaşım Ece Ayhan’ın yaşamını araştırmaya devam ediyoruz. Sıkı şair Ece Ayhan’ın yaşamındaki ‘kara gerçek’leri bulmak, aydınlatmak ve Ece Ayhan’ın temsil ettiği ‘haklılığın inadı’nı anlamak için ömrümüz yeter mi bilmiyorum… Ama elimizden gelen gayreti göstereceğimizden hiç şüpheniz olmasın.

Sahicilikle
Zafer Yalçınpınar
Aydınlık Gazetesi, 12 Temmuz 2016


Hamişler:

1/ Yazının pdf biçemine http://bit.ly/eceayhanbilinmeyenler adresinden ulaşabilirsiniz.

2/ EVV3L  kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin indeksine http://bit.ly/eceindeks adresinden, “Bakışsız Bir Kedi Kara” adlı Ece Ayhan web sitesine ise http://zaferyalcinpinar.com/bakissiz.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
15
2016
--

“2. Dağlarca Şiir Ödülü” Sahibini Buldu!

aydinlik2daglarca

15 Ekim 2016, Cumartesi
Aydınlık Gazetesi Kültür-Sanat Sayfaları’ndan…


Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşı durmak amacıyla gerçekleştirilen eleştirel soruşturma ve analizlere şu adreslerden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz:

2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2
(8-15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi)

2015: http://bit.ly/sorusturma
(Eylül 2015, Üvercinka Dergisi)


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/daglarca

Eki
14
2016
--

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Haysiyetimizdir! 15 Ekim’de Kalamış Parkı’nda buluşuyoruz!

daglarca3

Büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca‘yı ölüm yıldönümü olan 15 Ekim 2016 Cumartesi günü Kadıköy’de anmak ve Beşiktaş Belediyesi tarafından iki yıldır düzenlenen Dağlarca Şiir Ödülü‘ndeki çelişkili, yakışıksız tavırları eleştirmek için Kadıköy-Kalamış Parkı‘nda, saat 15.00‘da Dağlarca Heykeli’nin önünde buluşuyoruz!

Facebook Etkinlik Bağlantısı: http://www.facebook.com/events/356767927988837


Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiir Ödülü’ne karşı durmak amacıyla gerçekleştirilen eleştirel soruşturma ve analizlere şu adreslerden -pdf dosyası biçiminde- ulaşabilirsiniz:

2016: http://bit.ly/daglarcasorusturma2
(8-15 Ağustos 2016, Aydınlık Gazetesi)

2015: http://bit.ly/sorusturma
(Eylül 2015, Üvercinka Dergisi)


Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/daglarca

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com