Oca
18
2012
0

“Ben sana ne söyledimse düşüncelerin için söyledim sözlerin için”

***

Ben sana ne söyledimse bulutlar için söyledim
Ben sana ne söyledimse denizin ağacı için söyledim
Her dalga için ayrı ayrı yapraklardaki kuşlar için
Gürültünün çakıl taşları için
Tanıdık eller için
Sırasında yüz ya da manzara olan göz için
Uykudur sağlayan ona gökyüzünün renginin
İçilmiş gece için
Sokakların parmaklıkları için
Boşluğa açık pencere için bir ak alın için
Ben sana ne söyledimse düşüncelerin için söyledim sözlerin için
Bütün okşamalar bütün inançlar için sürüp giden.

Paul Eluard
“Ağızda Bir Sevi”, Çev: Sabahattin K. Aksal, De Yayınevi, 1964, s.27

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
12
2012
0

“Gerçeğin gerçekliğine dair…” (N. Abacıoğlu)

Nurettin Abacıoğlu’nun “Gerçeğin gerçekliğine dair…” başlıklı yazısına http://haber.sol.org.tr/yazarlar/nurettin-abacioglu/gercegin-gercekligine-dair-50401 adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “3. Dalga” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/3-dalga adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
10
2012
0

Çeşme (Robert Desnos)

Bir kırık çeşme yaşamını anlattı bana
Hep ıslak hep ağlamaklı
Bir de korkunç öyküsünü suyun
Topraktan çıktığında
Taşıdığı dev balıkları
Falan filan
Öyle güllük gülistanlık değil
Kırık bir çeşmenin yaşamı

Robert Desnos
“Seni Öylesine Düşledim”, Çev: Eray Canberk, İyi Şeyler Yay., 1992

Eki
22
2011
0

DADA, iki çözüm öneriyor…

(…)
DADA iki çözüm öneriyor:
BAKIŞLARA SON!
SÖZLERE SON!
Artık bakmayın!
Artık konuşmayın!

Tristan Tzara

Eki
17
2011
0

DADADArkaoDADA (21 Ekim 2011)

21 Ekim 2011 Cuma
Kadıköy’de, Arkaoda…
DADADA…

 

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “dada” ve “gerçeküstücülük” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
06
2011
0

“bir çakıl taşı ısınır içimde…” (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun aile koleksiyonunda yer alan bazı eserlerden bütünlenen Bedri Rahmi Eyüboğlu 100. Yıl Sergisi, 4 Ekim’de Caddebostan Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda açıldı.

Sergiyi gezdiğimde, Bedri Rahmi’nin eserleriyle işlediği ya da içine karıştığı  “imgelem”in özgür ve olabildiğince zeki bir “alan derinliği”ni nazar ettiğine, Bedri Rahmi’nin her bir eserinin, eriştiği imgelemi candan bir şekilde savunduğuna tanık oldum. Sözkonusu tanıklığın ardından da zekâyla, batıyla, doğuyla, heterodoksiyle, Anadolu’yla ve zihnimde varoluşsal değeri olan her şeyin sıcaklığıyla (örneğin deniz, örneğin toprak, örneğin İstanbul, örneğin şiir…) birleşmiş, her şeye yüklenmiş çok önemli bir “Bedri Rahmi Estetiği”nin bilincine, onun kalb atışlarına varmaktan gurur duydum. Üstelik aynı güç ya da zekâ Bedri Rahmi’nin eserlerinin biçeminde ve malzemesinde de hemen kendini gösteriyordu. “Yaşamak coşkusu” diyebileceğim bu garip hissiyatın, Bedri Rahmi’deki ritmine hayran kaldım…

Sonuçta, 100. Yıl Sergisi’ni Bedri Rahmi’nin aşağıdaki dizelerini dilinize dolayarak gezmenizi dilerim:

“seni düşünürken
bir çakıl taşı ısınır içimde

Zafer Yalçınpınar
6 Ekim 2011

Hamiş: 100. Yıl sergisinde Bedri Rahmi’nin çalışma odasından ve yaşamında kullandığı eşyalardan oluşan bir “yerleştirme” de bulunuyor… Ama sergide beni sonsuz etkileyen eser, Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı tablosuydu.

Bedri Rahmi’nin “İstanbul” adlı eserinden bir ayrıntı…

 

Eyl
21
2011
0

Hakan Kamışoğlu’nun Anatomi Atlası

Hakan Kamışoğlu, 90’ların ortasından bu yana  Polikinik Dilemma kapsamındaki çalışmalarını, sergilerini ve eserlerini takip ettiğimiz sıkı bir Evvel Fanzin dostu… Bu tanışıklığın yanı sıra 491‘e de ilk sayılarından beri destek veriyor, yazıyor, çiziyor, imliyor… Geçenlerde,  Swankmajer’in yaklaşımını ve tekniğini anımsatan sıkı bir video çalışmasını bizlerle paylaştı. Kamışoğlu’nun “yapıbozum/söküm ve yeniden yapılanma” öğelerini imlediği “Anatomi Atlası” adlı dijital kolajına http://zaferyalcinpinar.com/anatlasi.mp4 adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
18
2011
0

Sait Faik için Yeditepe Dergisi (1 Haziran 1954)

Sait Faik’in vefatının ardından Hüsamettin Bozok yönetimindeki Yeditepe Dergisi, 1 Haziran 1954 tarihli 62. sayısını Sait Faik’e ayırmış. Dergide ilginç bulduğum bazı kupürleri-örneğin Zahir Güvemli’nin Sait Faik’e ilişkin anılarını- yukarıda paylaştım.  Bunların dışında, Ercüment Tuncalp tarafından kaleme alınmış olan “Sait Faik ve Sürrealizm” başlıklı yazı, gözüme çarptı. İşbu yazının tam metnine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/saitfaiksurrealizm.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. (Zy)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=sait-faik adresinden, “Yeditepe Dergisi” ilgilerine ise http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=yeditepe-dergisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
09
2011
0

Artaud Tiyatrosu Üzerine… (Marianne Kesting)

Marianne Kesting
Yazko Çeviri, Sayı: 4, Ocak Şubat 1982, Çev: Ahmet Cemal, s.121

 

Hamiş:  Artaud’a ilişkin olarak Evvel Fanzin’de yayımlanan şu yazılara da bakmanız yerinde olacaktır:

Eyl
04
2011
0

Jean Dubuffet’in görüngüsünde yaşamak…

Günümüzdeki “bezdiri-baskın” yaşam ile “her parçasında amorflaşan kaotik bir tipoloji”yi düşündüğümde, kendi kendime şöyle demişim;  “Nasıl da Jean Dubuffet‘in görüngüsünü gerçek kılıyoruz, ister istemez…” (Zy)

Jean Dubuffet’in “Delegasyon” adlı eseri…

*

“Aile Yaşamı”, 1936

*


“Şapkadaki Eğreltiotu”, 1953

*

Milliyet Sanat Dergisi’nin 30 Kasım 1973 tarihli 56. sayısının kapak görüntüsü.

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Gerçeküstü” başlıklı ilgilerin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Tem
28
2011
0

BozcaDADA

“BozcaDADA” by Z. Yalçınpınar, Temmuz 2011, Bozcaada

“BozcaDADA” by Z. Yalçınpınar, Temmuz 2011, Bozcaada

Ayrıca Bkz: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/kendinianlatan/kendinianlatan.html

May
29
2011
0

Biraz da DADA: “Merz”


“MERZ”, Kurt Schwitters’ın Almanya-Hannover’da 1923-1932 yılları arasında çıkardığı dadacı bir dergidir. Schwitters, “MERZ” adlı dergisini ve bu bağlamda oluşturduğu tekniğini “her şeyi kullanmanın ilkesi” olarak tanımlar. Dada’nın ayrıksı isimlerinden olan Schwitters’ın dergisi Dada akımının etkisini kaybettiği bir dönemde yayımlanmaya başlamıştır.

1915’te F. Picabia’nın akıma katılmasıyla “karşıtlık” ruhu hızlanan Dada’nın, 1920’de “Uluslararası Dada Fuarı”yla zirveye ulaştığı, Winter Birahanesi rezaleti sonrası Max Ernst’ün çekip gitmesiyle, 1922 yılı dolaylarında kendi sonunu açıkladığı düşünülmektedir. 1922’de Bauhaus’ta Hans Arp ve Tristan Tzara, Dada üzerine ağıtvari bir söylev çekerler. Bu söylev sonradan MERZ’de yayımlanmıştır.


Merz Konstrüksiyonu’nun 1933 yılındaki görüntüsü.

Schwitters, o dönemlerdeki en sıkı ve etkileyici eserini 1920’de vermiştir. Evinin içini ve dışını garip malzemelerle kaplayıp adını da “Merz Konstrüksiyonu” koymuştur. “Merz” düşüncesi 1.Dünya Savaşı’nın ardından Schwitters’ın akademide öğrendiği her şeyin işlevini kaybetmesi sonucu oluşmuştur. Savaşın yıkıntı parçalarından, kayıplardan ve acılardan ortaya çıkardığı bileşkelere “MERZ” adını verir. (Merz Konstrüksiyonu, 1943’te bir İngiliz hava saldırısı sırasında yıkılmıştır.)

Zy

MERZ adlı derginin bazı sayıları şu adresten incelenebiliyor: http://sdrc.lib.uiowa.edu/dada/merz/index.htm

Ayrıca bkz: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=5593

May
29
2011
0

Artaud’dan Louis Broder’e; “Öfke” üzerine…

 

Antonin Artaud’tan Louis Broder’e ithafen yazılmış bir mektup… (1946)

Mektupta Artaud, “öfke duygusunun -zamanla keşfedilen- antik bir gizem olduğundan” ve “insanın kendi korkunç doğasını keşfetmesinden” bahsetmektedir.

Hamiş: Artaud’un kaleme aldığı “Moğolistan Sınırındaki İki Ulus” ve “18 Saniye” adlı iki senaryoya http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/artaudsenaryo.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Uğur Ün’ün çevirdiği senaryolar Gergedan Dergisi’nin “Gerçeküstücülük Özel Sayısı(1987-6)”nda yayımlanmış…

Ayrıca, Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Artaud ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?s=artaud adresinden ulaşabilirsiniz.

May
26
2011
0
May
13
2011
0

Biraz da DALİ…

Salvador Dali’nin Giyom Tell deseni… (1932)

S. Dali ve Gala tarafından kaleme alınmış, Paul Eluard ile Andre Breton’a gönderilmiş mektup… Bu mektupta Dali’ler, gerçeküstücü düşüncenin/manifestonun etkinliğine ve haklılığına dair övgü dolu sözleri A. Breton ile P. Eluard’a iletmektedir. (1936)


 

Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “gerçeküstücü” ilgilerin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

“İmzalı” ilgiler ise http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=imzali adresinde yer almaktadır.

May
06
2011
0

Biraz da DADA…

1916’da yayımlanan ve uluslararası dadaist çağrı metinlerinin bulunduğu bu kitapçığın kapak tasarımı Hans Arp’a aittir. CABARET VOLTAIRE, içerisinde “Dada” ifadesinin geçtiği ilk dadacı yayın olarak kabul edilir. Fransızca, Almanca ve İtalyanca metinlerin bulunduğu kitapçıkta Huelsenbeck, Janco, T. Tzara, Hugo Ball, G. Apollinaire, Hennings, Van Hoddie, V. Kandinsky, Marinetti, Blaise Cendrars ve Cangiullo’nun betikleri yer almaktadır. Kitapçıktaki çizimler ise Hans Arp, Picasso, Modigliani, Oppenheimer, Janco, Hennings ve Van Rees’e aittir. Hugo Ball’un edisyonuyla yayımlanan kitapçıktan 500 kopya basılmıştır.

1915’in sonuna doğru Félix Vallotton’un kapak tasarımıyla yayımlanan CHEMAREA (Çağrı) adlı uluslararası derginin ilk sayısıdır. Dada öncesi hazırlık betiklerinin yer aldığı bu avangard dergiden 500 kopya basılmıştır.

Tristan Tzara Bükreş’te, Romen Gazeteciler Birliği’nde… (1946)
(G. Dinu arşivinden…)

Hamiş:  “Dada” akımı üzerine Jean-Jacques Thomas tarafından 2007 yılında kaleme alınmış ve özellikle göstergebilimsel açıdan çok sıkı, derli toplu olan bir inceleme yazısının tam metnine (İngilizce olarak) http://www.ieeff.org/dadafinal.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
19
2011
0

Sergi: “Yüzükoyun/Prone” (Merve Morkoç)

‘Yüzükoyun / Prone’
Merve Morkoç (lakormis)
21 Nisan-21 Mayıs 2011 / GALERİST

“(…)Rüyaların hiçbir zaman tam olarak hatırlanamaması ve zihinde kalanların görülen rüyaların parçaları olmaları, Merve Morkoç’un “Yüzükoyun / Prone” sergisinin ana fikrini oluşturmaktadır. Sanatçı, izleyicilere her bir  odada  yirmişer dakikalık “REM (Rapit Eye Movement)”ler yaşatmak istemektedir ve her odada bulunan eserler bütünlük içerisinde  parçalara ayrılmıştır.(…)”

Açılış: 21 Nisan 2011, 19.00–21.00

GALERİST Galatasaray
İstiklal Caddesi Mısır Apt. 163/4, Beyoğlu, İstanbul
http://www.galerist.com.tr

http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/mmorkoc.jpg
Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler: ,
Mar
25
2011
0

Hiçten doğan şiir…(İlhan Berk)

(…) Hiçten doğan şiire gelince, günümüz şiirinin ben en çok bu alanda geliştiğini sanıyorum; ya da ben bunu kendime daha yakın bulduğum için böyle diyorum. Buna Artaud’u, Cummings’i, Michaux’u, S.J. Perse’i ve daha birçoklarını örnek olarak alabiliriz. Bu üç ozan içinde, özellikle Artaud, hiç’i konu olarak alır. (…) Artaud için sözlük hiçbir şey anlatmaz, hiçbir şeyi göstermez. Sözlük onun için bir nesneyi gösteren, betimleyen bir araç değildir. Böylece sözlük onun için hiçbir değer birliği (équivalence), uygunluk (correspondance), simge, im (signe) sağlamaz. Hatta anlatmak imkânsızlığını bile sağlamaz. Hiçbir şey değildir sözcük. HİÇ. (A. Artaud, George Charbonnier)
Kısaca, Artaud için sözcüklerin bir çığlık anlamı vardır, başka hiçbir şey. Hiç’i büyütmek istemesi, elbette çığlıkla karşılanırdı. Nedir çığlık? Hem hiç hem her şey. Artaud’da sözcüklerin anlamlarının yitmesiyle bir çığlık biçiminde beliren hiç’i istemek, geçen yüzyılın sonunda Mallarmé’de konuyu silmek, Michaux’da belirsiz konu çizmek, usun dışına çıkmak biçiminde kendini göstermiştir. Michaux’nun koyduğu evrenin adı biliniyor yalnız, kendisi anlatılamıyor, yorumlanamıyor.(…) Sınır taşlarından onun evreninde olduğumuzu anlıyoruz. Michaux bu evrende pusulasız, haritasız, koltukdeğneksiz dolaşıyor.(Henri Michaux, René Bartelé)
(…)

İlhan Berk
Anlamsızlığın Anlamı, Yeni ufuklar, Nisan 1962, Sayı: 119

Mar
23
2011
0

E. Bostancı’nın “Gölge Haramileri” Üzerine…

“Gölge Haramileri”
Egemen Bostancı

ASMA SANAT (22 Mart- 05 Nisan 2011)
Asmalımescit Şehbender Sokak.  Çiçek Han No:5/3
Tünel/Beyoğlu

“Haramiler ki artık kırkın üstünde sayıları” diyor Ece Ayhan bir şiirinde. Bugünlerde kuracak olsaydı bu dizeyi Ece Ayhan, sanırım şöyle ifade ederdi: “İnsanlar ki artık kötülükle yüzlediler kendilerini”
“Öküzlemeler” adlı uzun bir söyleşisinde ise “Tipolojiyi bilen kazanır” diyor Ece Ayhan. Oysa bugün, “tipolojiyi bilen, kaybeder insanlığını” diyebiliriz. Egemen Bostancı, tipolojiyi biliyor, muhteris tipolojisini tanıyor. Daha doğrusu “tanımış” bulundu bir kere. Farketti onları.
Sabah akşam, çeşitli vesilelerle, “İmgelemin Özgürleşmesi”nden bahsedip duruyorum, bilen bilir. İmgelemin özgürleşmesi şiirde olduğu gibi resimde de geçerlidir. Sıkı şiir olduğu gibi sıkı resim de vardır. Şairin evren tasavvuru tarihin salınımında ressamınkiyle kesişir. Aynı yerden indirgenmiştir çünkü. Tek fark dile getiriş biçimidir. Biri dizelerle sezdirir, diğeri çizgilerle, renklerle… Örneğin şair, “Lastik ayakkabıların dışına benzeyen bir surat” diyerek kötülemektedir. Ressam da böylesi bir tipolojiyi görür ve resmeder. Yani, sözsüz olarak, izleyiciye sezdirir. Çünkü resmetmek ve kurtulmak zorundadır bu tipolojiden, ifşa etmek zorundadır.
Peki, özgür bir ressamın günümüz insanlığında gördüğü şeyler nasıldır? Aslında soruyu şöyle çeşitlendirmemiz gerekiyor: Haramileşmiş bir topluluktaki portrelerin retoriği nasıl olur? Kıvrımları, kıvırışları, gençliği, yaşlılığı, fetbazlığı, sönmesi, parlaması, hırsı, dinginliği, iknası, suskusu nasıl olur? Böylesine ceberrut ve fetbaz bir topluluk nasıl ifade edilir özgür imgelemde? Ceberrutların ve fetbazların retoriği nasıl ifade edilir resim sanatında?
Egemen Bostancı, “gölge haramileri” serisiyle bu sorulara cevap veriyor. Evet, cevap aramıyor, cevap veriyor. Çünkü kendi evren tasavvuru için böyle yapmak zorundadır, onları ifşa etmek zorundadır.
Swankmajer, “Diyaloğun Boyutları”nda hangi tipolojiyi ifşa ettiyse, insanlığın gerçekliğini nasıl tersimlediyse -yani Swankmajer’in gerçeküstücülüğü, endüst-realitenin kötücüllüğünü nasıl tanımlıyorsa- Egemen de aynı yoldan gidip haramileşmiş bir insanlığın kötülük dolu retoriğini ve böylesi bir tipolojinin eşgallerini çıkarıyor.
Egemen’in Gölge Haramileri, “Kötülük Dayanışması” dediğimiz büyük resimden indirgenmiş bir portreler serisidir. Benim gözümde.
Öyle görüyorum.

Zafer Yalçınpınar

Hamiş: Egemen Bostancı’nın web sitesine http://kapalimetin.weebly.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
26
2011
0

Canım Kızım, Gördüğüne Sakın İnanma! (Mete Sancaktaroğlu)

Mete Sancaktaroğlu’nun “Gördüğüne İnanma!” başlıklı sergisini dün ziyaret ettim. Sancaktaroğlu, kitle medyasının bilindik fenomenlerini defter sayfalarında redakte ediyor. Sıkı bir “görüngü eleştirisi” olarak içselleştirdiğim bu sergiden çok etkilendiğimi de özellikle söylemeliyim. Sergide,  kitle medyasından alınmış kupürler ve söylemler, “gerçek” düzlemine getirilmek adına defter sayfalarına mıhlanmış. Sancaktaroğlu, kitle medyasına hâkim görüngülerin emeğe, adalete, gerçeğe, sanatsal imgeye, şiirselliğe ve ideolojik bilgiye olan uzaklığını eserleriyle eleştirel bir biçimde düzeltiyor. Ben, Sancaktaroğlu’nun defterlerini, 2000’lerde öne çıkarılan ve kitlelere tüketim unsuru olarak sunulan çeşitli bileşenlerin hem tipolojik hem de sosyolojik bir “söylem analizi” olarak okuyorum ve bu kapsamda sergiyi ziyaret etmenizi öneriyorum. Sergi, 9 Mart’a kadar Kadıköy – KargART’ta devam edecek… (Zy)


Şub
15
2011
0

İkinci Yeni ve İmgelemin Özgürleşmesi (Z. Yalçınpınar)

Başlarken, “İkinci Yeni” şiirinin günümüzdeki işlerliğini ve imgesel akışkanlığını araştırdığımız bu ankete katılanlara müteşekkir olduğumu ifade etmek istiyorum. İkinci Yeni’nin imgeselliğinin uzam içerisindeki salınımı ile hem okuyucu, hem de yazar-şair nesilleri boyunca süren içselleştirilme veya dışlanma biçimleri benim için her zaman bir merak, ardından da araştırma gayreti olmuştur, olacaktır. Farklı kuşaklardan farklı katmanların İkinci Yeni’nin imgesel devinimine olan inancı, İkinci Yeni şairlerinin işaret ettiği “evren tasavvuru”na her geçen gün daha hızlı bir şekilde yakınsadığımızı doğrulamaktadır.

Türk şiirinde İkinci Yeni, imgelemin özgürleşmesine odaklanan tek şiir akımıdır. Dilin yapıtaşının sözcükler olmadığı “hakikati”, İkinci Yeni akımının şiirselliğiyle birlikte edebiyatımıza mıhlanmıştır. İmgelemin özgürleşmesi yönündeki bir tasavvur, sözcüklerin belirli bir ‘t’ anındaki sözlük anlamının ön-kabulüyle ya da sözlü kültürün “zihinsellik taşımayan” dolaşımına odaklanarak gerçekleşemeyecektir. İkinci Yeni şairlerinin (hepsinin) bu durumu fark ettiği aşikârdır. İkinci Yeni’ye göre dilin yapıtaşı “imge”dir.  İkinci Yeni şairleri, “anlam”ın ve duygu durumların dil içerisindeki özgürlüğünü imgesel bir mesele olarak ele almışlardır. Özgür imgelem dediğimiz şey, anlatı derlemlerini ancak ve ancak şiirsel uzamda oluşturur. Şiir dili, özgürlüğün belirleyicisi ve ateşleme mekanizmasıdır. İkinci Yeni şairleri şunu söyler gibidir: Özgür olmayan bir dille özgür olan bir imgelemi işaret edemezsiniz. “Anlam”ın İkinci Yeni şiirlerinde yer alan biçemi, denizin karanlığındaki bir çakarın yanıp sönen ışığına benzer.  Bu aksak yapısı sezgisel ve devasa bir özgürlük alanı (alan derinliği) içerisinde kendisini kurgulamasından, yoğurmasından kaynaklanmaktadır. İkinci Yeni’nin imgesel imkânları “şiirin her yerde olduğu, olabileceği” öncülü üzerine kuruludur. İkinci Yeni’nin poetikası, her taşın altına bakmaktadır. Aksak anlam, sezgisel alan derinliği ve imgenin özgürlüğünü gözetmek gibi nedenlerle İkinci Yeni şairleri, dizelerinin çoğunu şiirsel diyebileceğimiz -uçsuz bucaksız, sınırsız- “imgesel önermeler” dizgesi şeklinde anlamdan bağımsız, çağrışımlarla parçalı bir şekilde yazmışlardır. Temelde, “güvercin curnatası” da “anlaşılmayacak olan kanatsızlık” da “ağır olan ve uçamayan bay düzyazı” da “perçemli sokak” da “taş uçak” da bu önermelerin imgesel özgürlüğünü işaret eder. (Bu noktada şiir ve felsefe ilişkisi açısından, Wittgenstein’a ait şu iki söylem önem kazanıyor: 1-Gerçeğin yapısını dilin yapısı belirler. 2-Felsefe, şiir diliyle kurulmalıydı.)

Türk şiirinin Sanayi-i Lafziye’den kurtulup özgür imgelem yoluna yönelmesinde, İkinci Yeni’nin sezgisel alan derinliğinin, imgeyi dilin yapıtaşı olarak görmesinin ve “evren tasavvuru”nu biçimlendiren şiirsel önermelerin tek bir “kırılma noktası”nda birleşmesi, devasa bir önem taşımaktadır. Yazının başından bu yana ifade etmeye çalıştıklarımla koşutlayarak şunu söyleyebilirim:— Eğer biri çıkıp, Türk şiirinde, İkinci Yeni akımını ve imgeselliğini yok sayıyorsa, o kişinin imgeleminin özgür olmadığı ya da imgelemin özgürlüğüne karşı olduğu aşikârdır. Bu durum (biçim, söylem açısından değil de muhteva ve töz açısından bakıldığında) o kişinin, günümüzde, şiir yazamayacağını ve hatta yazılan “yeni” şiirleri de okuyamayacağını gösterir.

İkinci Yeni poetikasının günümüzdeki işlerliği, günümüz şairleriyle İkinci Yeni şairlerinin etkileşimi gibi karmaşık bir konuyu biraz olsun aydınlatabilmek için sorduğumuz sorulara, her kesimden ilginç cevaplar geldi. Gelen cevapları ve ankete katılanların konuya yaklaşım biçimlerini niteliksel olarak incelemeye, tüm söylemlerin özüne nüfuz etmeye, onları kavramaya çalıştım önce… Ancak özellikle de “poetika” söz konusu olduğunda -tüm gayretlerime rağmen- nitel ve nicel yaklaşımların çoğu geçersiz bir biçim alıyor. Bunun nedeni cevapların bulanık olması ya da soru tasarımlarının eğri/tutarsız olması değil. Bu analitik zorluğun kök nedeni; İkinci Yeni şairlerinin kullandığı imgesel imkânların ve anlatı yerlemlerini kurdukları sezgisel alan derinliğinin ancak (sadece) kendisine benzeyen bir sezgisellik ya da imgesellik aracılığıyla “dile getirilebilir” olmasıdır. Bu durum -İkinci Yeni’yi yok sayanları da kapsayacak kadar ilginç bir biçimde- İkinci Yeni’nin “yaşadığının”, “yaşayan dili etkilediğinin” ve “geleceğe uzandığının” en basit kanıtıdır. (Örneğin Ece Ayhan’ı ve Turgut Uyar’ı eleştirmeye ya da incelemeye çalışanların bir anda bu iki şairin imgesel diliyle konuşmaya, yazmaya başladığını, o dilin sezgisel alan derinliğinde kaybolduklarını görürüz çoğunlukla.) Zaten, modern şiirde de böylesi bir kısıt vardır: Bir müzisyenin bestesini -kolaylıkla olmasa da- eleştirel yazı dili aracılığıyla ele alabilirsiniz, bir ressamın tablosu, bir sinema filmi de yazı dili aracılığıyla düşünülebilir, eleştirilebilir ancak bir şiir akımı “yazı dilinin eleştirel retoriği”yle incelenemez. Hele hele “imgelemin özgürlüğü” yönünde biçimlenen devasa bir “evren tasavvuru” olarak İkinci Yeni’yi, “mantıksal düzyazı dilinin coşkusuz sınırları”nda incelemek ya da niceliksel bir “sayı/oran/sıklık” durağanlığında tartmak mümkün değildir. İkinci Yeni’yi “unsurlarına ayırmak” gibi bir endüstriyel yapısalcılığın da bugüne kadar bize tutarlı sonuçlar vermediği -yani tutmadığı- aşikârdır.

Sonuçta, İkinci Yeni şiirini “bir sokağın çıkmazlığı” düzleminde -böylesi bir aptallıkla- incelememek, aksine, İkinci Yeni’yi bir özgürlük düzleminin alan derinliği olarak görmek bana kıvanç veriyor. Her zaman şunu söylerim:— İkinci Yeni, işimize bakmak değildir; ‘göğe bakmak’tır. Bu yüzden anket cevaplarına ilişkin izlenimlerimi okuyucuya -kolaylıkla tüketeceği- ‘çıkarımlar’ olarak sunmamaya karar verdim. Çünkü anket sorularına verilen cevapların bütününü okuyan başka birisi farklı çıkarımlara ulaşabilir, farklı şeyler sezebilir. Tıpkı İkinci Yeni şiirinde, şairlerinde olduğu gibi… Üzerinde karar kıldığım ve anket sonuçlarıyla birlikte dile getirmek istediğim tek bir “görgü” var:—

“İkinci Yeni şiir akımı imgelemin özgürleşmesi yolunda geleceğe uzanmaktadır. İkinci Yeni’nin imlediği ‘evren tasavvuru’nu,  geleceği biçimlendirme gücüyle birlikte düşündüğünüzde, onun diğer her şeyden daha canlı olduğunu görürsünüz.”

Zafer Yalçınpınar (Zy)
13 Şubat 2011, Pazar Sabahı

Hamiş: İkinci Yeni Şiir Akımı 2011 Anketi’ne verilen yanıtlara http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/ikinciyeni2011.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Şub
13
2011
0

Ernst Bloch’dan…

Ernst Bloch adına  inşa edilen “İlke ve Anıt” heykeli…

Tan Dergisi’nin Eylül 1982’de yayımlanan 5. sayısında Ernst Bloch‘dan sıkı metinlere/fragmanlara rastladım.  Experimetum Mundi’den bazı önemli metinler (prelüdler) ile “Utopia ve Madde” adlı konferans episodunu Oruç Aruoba çevirmiş… Metinlere http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/bloch.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: “Ernst Bloch kimdir?” diyenler şu adrese bakabilirler; http://tr.wikipedia.org/wiki/Ernst_Bloch

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com