Oktay Akbal, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sabahattin Batur
(Fotoğraflayan ve Evvel Fanzin’e Ulaştıran: Ümit Bayazoğlu)
*
Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Oktay Akbal, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sabahattin Batur
(Fotoğraflayan ve Evvel Fanzin’e Ulaştıran: Ümit Bayazoğlu)
*
Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Fazıl Hüsnü Dağlarca imzalı bazı kitaplar…
(Z. Yalçınpınar Koleksiyonu‘ndan)
*
(…)Dağlarca 1959 yılında İstanbul Aksaray’da Kitap Kitabevi’ni açar. Bu kitabevini açtıktan bir süre sonra kendini bir yere kapatılmış hisseder Dağlarca. Bu duygudan kurtulmak için, şiirle gündelik hayatı ve günceli birbirine yaklaştırma çabasının en somut ürünü olan ‘deneysel’ Karşı Duvar dergisini kurar.
Aynı zamanda Dağlarca’nın kullandığı bir eğitim aracıdır Karşı Duvar. Dergi, yayınevinin büyük vitrinine insan boyunda bir karton yerleştirip, üzerine günün konularıyla ilgili şiirler asmasıyla oluşur. 15 günde bir değiştirilen bu şiirlerin bulunduğu vitrin, geceleri de aydınlatılır.
Karşı Duvar, kısa bir süre içinde büyük ilgi toplar. Gece de aydınlatıldığından derginin önünde günün her saatinde okurlar bulunur. Memet Fuat, Türkiye’nin en çok okunan yayını olduğunu söyler bir konuşmasında.
Dağlarca’nın bir anısı, derginin gördüğü yoğun ilginin en güzel kanıtlarından biridir. Bir gün yaşlı bir adam uğrar kitabevine, “Ben ta Kadıköy’den geliyorum. Derginin üç gün önce değişmesi gerekiyordu, iki kez daha geldim, hâlâ değişmemiş” diyerek şaire sitemde bulunur. Dergiye yazıları yerleştiren kişinin hasta olduğunu, bu nedenle de geciktiğini söyleyen Dağlarca çıkacak sayının şiirlerini yaşlı adama verir. Yaşlı adamın sevinci, Dağlarca’yı çok mutlu eder.(…)
Semiha Şentürk
“Dağ gibi şiirleriyle Dağlarca”, Milliyet Gazetesi, 18 Kasım 2008
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Dağlarca” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Yukarıdaki fotoğraf 90′lı yılların sonunda Öküz Dergisi’nde yayımlandı.
Dağlarca ve Ece Ayhan, Kadıköy’de (Dağlarca’nın evine çok yakın olan Hayat Cafe’de buluşmuşlar.) Buluşma sakin ve olumlu geçmiş… Bu kareyi Hatice Meryem fotoğraflamış… (Zy)
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Ece Ayhan ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/ece-ayhan adresinden ulaşabilirsiniz.
Hadi dedi beni de yaz
Yaz kış arasınlar
Yazın da kışın da bulamasınlar
Yaz kış güneş değişir ya
Değişirken güneşlerde bulamasınlar
Yavaş yürüsünler isterim
Duyulmasınlar isterim
Anılarını çıksınlar insinler isterim
Okuyor gibi
Yazıyor gibi
Unutuyor gibi
Binyıl sonra bulunuyor gibi
Yurtdışına çıkıyor gibi
Gözleri ürküyle büyümüş gibi
Korkmasınlar isterim
Ne saymamışlar ki bugüne dek
Yıldızlar sayılmıştır
Yönler sayılmıştır
Denizler sayılmıştır
Dağlar sayılmıştır
Sevgililerin kirpikleri sayılmıştır
Yarışlarda atların varışları sayılmıştır
Erkeği eve dönmeyen kapılar sayılmıştır
-Siz kimsiniz
-Biz oranın basamaklarıyız
Kimse çıkmasın demeniz neden
Sözcüklerimiz birer güvercindir
Yalnız onlar çıkacaktır basamaklardan
Onlar en yukarda uçup dağılacak kötülüklere
Biri sizindir
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Orada Karanlık Olurum, YKY, 2007, s. 31-32
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA’YI SAYGIYLA ANIYORUZ…
Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Bundan üç sene evvel (15 Ekim 2008′de) 94 yaşında vefat eden Fazıl Hüsnü Dağlarca, yaşadığımız topraklarda yazılan şiirin ve imgeselliğin hakikat yolunda kuvvetlenmesini sağlayan en önemli/büyük şairlerden birisidir. (Bu nedenledir ki günümüzde, yozlaşmış edebiyat ortamından -ortalığından- nemalananlar ve Yeni Sinsiyet Tipolojisi tarafından pek sevilmez, anılmaz ve hatırlatılmaz!) Kalb, vicdan ve İmgelemin Özgürleşmesi yolundaki “şiirsel çevrimler”i düşündüğümüzde Dağlarca’nın 1940 yılında yayımlanan “Çocuk ve Allah” adlı kitabı tam bir eşik noktasıdır. Örneğin Ece Ayhan, yazılarının ve söyleşilerinin farklı farklı yerlerinde, bazen fazlasıyla olumlu bazen de hafif olumsuz bir bağlamda -ama defalarca- şunu tekrarlamıştır: “Dağlarca’nın ‘Çocuk ve Allah’ adlı kitabı ile Sait Faik’in ‘Alemdağ’da Var Bir Yılan’ adlı kitabından doğduk biz…”
Benim poetik kavrayışıma ve okumalarıma göre, şiir tarihimizin son 80 küsur yılının çevrimini belirleyen ve geleceğin poetikasına, imgelemin özgürleşmesi’ne yol açan isimler-eserler şöyledir:
-Nâzım Hikmet (835 Satır,1929)
-Fazıl Hüsnü Dağlarca (Çocuk ve Allah,1936)
-Sait Faik (Alemdağ’da Var Bir Yılan,1954)
-Oktay Rifat (Perçemli Sokak,1956)
-Turgut Uyar (Dünyanın En Güzel Arabistanı,1959)
-İlhan Berk (Mısırkalyoniğne,1962)
-Ece Ayhan (Bakışsız Bir Kedi Kara,1965 / Devlet ve Tabiat,1973)
90′lı yılların ortasından bugüne kadar Dağlarca’nın yaşamı ve poetikası sürekli eleştirildi, siyasal olarak olumsuzlandı. Bugün görüyoruz ki, mevcut olumsuzlama çabasını devam ettirenler “haksızlık ve liyakatsızlık” noktasında “Yeni Sinsiyet”le paydaş/yandaş olmuşlar… Çünkü Dağlarca, yazdığı tüm şiirlerde -tıpkı İlhan Berk, Ece Ayhan, Oktay Rifat, Turgut Uyar, Nâzım Hikmet gibi- İmgelemin Özgürleşmesi’nin imkânlarını aramış, patikaları bize işaret etmiş, poetikasını hep bu yönde -inatla- son nefesine kadar sürdürmüştür. Dağlarca’nın 1936′dan 2000′lere kadar yayımladığı şiir kitaplarının (‘Çocuk ve Allah-1936′ ile ‘İçimdeki Şiir Hayvanı-Norgunk-2007′ arasının) okunmasını, bu eserlerdeki poetikanın ve alan derinliğinin sezilmesini tüm sahici insanlara -şiire iştigal anlamında sonsuz- öneriyorum. Bir önemli önerim de; Şubat 2009′da yayımlanan “Beyaz” Dergisi-Dağlarca Özel Sayısı‘nın didik didik edilmesi, incelenmesi…dir.
Z. Yalçınpınar
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
…
Aç ölen balıkçıların ruhu,
Mavi daireler gibi genişler sahillere.
Ve bütün mesafelerin sonsuz düzlüğü yayılır,
Kayar, uzaklaşır, rüyaların geldiği yere.
Hâlâ yaşar, ilk intihar edenin suya teması,
Korkunun ve arzunun ve hiçbir şeyin olmadığı an.
Büyük fırtınalar yığılır uzaklarda,
Denizi seyredenlerin bıraktığı arzulardan.
…
Ve sen denizden gelen bunların hepsi
Sen ki anlamazsın benim kalbimden.
(s.158)
…
Denizler, ki gönlümün adasını çevirmiştir,
Denizler ki yüzer sükûnunda bir balık gibi şiir.
Hayatı ruha sular arkasından verir
O garip nebatlar gibi kalmak denizler arasında.
…
(s.66)
F. H. Dağlarca
“Çocuk ve Allah” adlı kitabından…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Görmek, karanlık yapraklar üstünde,
Gece kadar yaşıyan rüzgârı görmek.
(…)
Görmek, bir kör gibi içinden görmek,
Ellere değen manzaraları.
(…)
Uzaktan geçen bir sandal ki bembeyaz,
Bembeyaz görmek engini, bir ses kadar.
İçinde vücudunu hissederek
Görmek bir mezarı, herkes kadar.
(…)
1936
Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Çocuk ve Allah” adlı kitabından…
(…) Bir yazının örgüsüne giren kelimelerin bir kavram karşılığı olmaktan başka ayrı bir tarafları daha vardır. Her kelime bir kavramı temsil ettikten başka bir de heyecan verici, dokunaklı bir unsur taşır. Mesela “yuva” kelimesinde, anlamını aşan bir değer, bize dokunan bir yaraf bulunduğunu inkâr edebilir miyiz? Kavramlar donmuş kalıplardır. Halbuki bu kavramları karşılayan kelimeler çoğu zaman bu soğuk kalıpların etrafını canlı bir duygu, bir hatıra, bir esrar halesiyle çevirir. (…) Bu gerçeği bilmeyenler hiçbir zaman Mallarmé’nin, Valéry’nin, Gide’in, Proust’un sanatını anlamayacaklardır. (…) Dağlarca, kullandığı kelimeleri yalnız ve sadece biraz önce açıkladığımız değerlerine göre ele almakta, akla dayanarak değil, iç dünyasına uygun düşecek yolda birleştirmektedir. Böylece bize akıl dışı bir bilgi, bir hayat felsefesi, bulutlu ama çekici bir âlem sunmaktadır.
Çakırın Destanı, hayatın destanıdır; akıllı olmaktan değil, canlı olmaktan doğan hazları, korkuları, şüpheleri, sevinçleri anlatmaktadır. Bu kitapta, aklımıza dayanarak tanıdığımızı sandığımız çarşılar, pazarlar, satıcılar, insanlar, potin boyacıları, sabun kalıpları, kumaşlardaki resimler, hepsi bir canlının üzerinde uyandırabilecekleri acayip ve gerçek intibalarla tekrar ele alınmaktadır. (…) Kitabın değeri hakkında bir şey söylemek istemiyorum. İyi veya kötü. Bir sanat eseriyle karşı karşıya olduğumuzu anlasak, daha doğrusu anlasalar, bize yetecek.
Oktay Rifat
25 Şubat 1946 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden…


…
Bir nehir geçer evimin kenarından
Alır ışıklarını, lâmbamın, gider.
İçimde devam eder sabırsız
Ölülere ait düşünceler.
…
Ve olurdu vücudumuzdaki tarif edilmez çocukluk,
Nedense, daha uzun.
Uyanırdı karanlık hücrelerde,
Bütün yadigârlığı, ruhumuzun.
…
Susar şehri dolaşan,
Bütün sokaklar bana
(s.143)
…
gündüzlerden geçen uykular;
Denizler içre balık.
Sonsuz yalnızlığı kalbin
Bütün tarlalara aşinalık.
…
Evlerin gölgeleri evlere;
Akla gelen düşünceler ki garip.
Bilinmeyen güzel sulara dönmek
Gece vakti ağaçları bekleyip.
(s.113)
…
Yerine midir bu düşünmek,
Ki ölüme dair ve sonsuz.
Ve birleşir gecelerle birbirine
Bizim şahane uykumuz.
(s.147)
…
Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Çocuk ve Allah” adlı kitabından…
(Zafer Yalçınpınar Koleksiyonu‘ndan bir Dağlarca imzası…)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Meçhul Çocukların El İşi Vazifesi
Oturmuştuk büyük masanın etrafına,
Babam gazete okuyordu, biz ders çalışıyorduk.
Hesap vazifesini aceleyle yapıyordum,
Vardı benim içimde başka yolculuk.
Nihayet sıra geldi babamdan çekinerek,
Çıkardım el işi defterimi çantamdan.
Mektepte başladığım bir iş vardı nur gibi
Ki nur kesiliyordum aklıma geldiği an.
Masallar ve rüyaler gibi kalpler kesmiştim,
El işi kâğıtlarının birçok rengiyle.
Renklerin arasındaki sevgiyi anlayarak
Yapacaktım onlardan bir aile.
Birbirlerinden sonra çok güzel oldular,
Ellerim yanıyordu değdikçe onlara.
Kalpler, parlak, güzel ve bin hülyaya doğru,
Kalpler, yaşar gibi, rabbim ne manzara.
Ve nihayet dirseğimle dürttüm,
Çağırdım kardeşimi saadetime kadar.
O baktı ve hepsi baktı hayretle,
Kitapları terkedip hülyama karıştılar.
Artık el işi kâğıtları fazla mı parlıyordu,
Kalplerin zarif şekli daha mı incelmişti ne.
Annem bile çevirmişti başını,
Ilık odamızın bu tuhaf sessizliğine.
Ve babam birdenbire hissetti
Gözlüğünün üstünden süzdü halimizi.
Kızıyor gibiydi kitaplar bırakılmış,
Bana işaret verdi ablamın dizi.
Mavi damarları çıkmış kocaman elini,
Uzattı babam bize doğru gülerek.
Aldı defterimi ve seyretti tatlıca,
Başını sallarken dedi: güzel gerçek.
Fakat düşmüş bir tanesi, diye devam etti,
O zaman biz güldük yaramaz ve çılgın.
Beyaz kalbi görmemişti ne tuhaf,
Hayretimiz ve neşemiz üstündeydi hayatın.
Ve birgün bana baban öldü dediler,
Hissederken renkleriyle nasibim olan yurdu.
O el işini hatırladım, ağlayarak,
Acaba onlar da mı beyaz kalbi görmüyordu!
1938
Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Çocuk ve Allah” adlı kitabından…
Ayrıca bkz: Meçhul Öğrenci Anıtı
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.

Dağlarca’nın Ahmet Soysal’a emanet ettiği 34 yeni şiir… Fazıl Hüsnü Dağlarca sevgisi buluşturdu onları ilk defa. Bundan tam 27 yıl önce… Ve o buluşmadan Beyaz dergisi çıktı. Yayını 13 yıl sürdü Beyaz’ın… Şimdi, Dağlarca yok artık O’nun yokluğu Turgay Özen ve Ahmet Soysal’ı yeniden bir araya getirdi. Beyaz’ı Hayykitap künyesiyle yeniden yayımlıyorlar. Dağlarca’ya sevgilerinin son sözü olarak, özel bir sayıyla… “Bütün bu şiirleri bana, Dağlarca, üç dört seferde, dergilerde yayımlamam için verdi. Kısmet Beyaz’da yayımlanmalarıymış meğer” diyor kitabın sunuşunda Ahmet Soysal. Beyaz’ın özel sayısında Dağlarca’nın bu son şiirleri dağılmadan, bir toplam durumunda yayımlanıyor ve böylece “şairin şiirde vardığı son nokta ve bir bakıma şiir vasiyeti ortaya çıkmış oluyor.
Hayykitap, okurlarına, önümüzdeki aylarda Ece Ayhan ve İlhan Berk için de birer Beyaz Özel kitabı hazırlayacağını müjdeliyor…
Tanıtım yazısından…
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “DAĞLARCA” ilgilerininin tümüne http://evvel.org/ilgi/daglarca adresinden ulaşabilirsiniz.
Bildiğiniz gibi, Enver Topaloğlu’nun yayıma hazırladığı” Cumartesi Şiir Dergisi” internette dağıtılan hoş ve nahif şiir dergilerinden biridir. Fakat, daha önceden dağıtıldığı halde 36. sayısıyla beraber ”Puşt Ahali Edebiyat Platformu”na bu derginin dağıtılmaması, yollanmaması bana çok ilginç geldi. Ben de oturdum, dergiyi inceledim. Meğer işin içinde gene bizim Hz. Müptezel(Ali Enver Ercan) varmış: Cumartesi Şiir’in 36. sayısının giriş yazısında TYS’nin 21 Mart 2008 Dünya Şiir Günü’nde yaptığı aktivitelerden, TYS Halay Takımı’nın Şair F.H. Dağlarca’nın evini ziyaret etmesinden uzun uzun bahsediliyor… O günkü etkinlik tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Eh, işin içinde TYS ve Ali Enver Ercan olduğu için de Enver Topaloğlu’nun” Cumartesi Şiir Dergisi”ni “Puşt Ahali” üzerinden dağıtması, eskiden yaptığı gibi “Puşt Ahali”ye yollaması pek akıllıca olmazdı.
Şimdi, Tys’nin (Ali Enver Ercan ve halay takımı’nın) 21 Mart’taki “F.H. Dağlarca” ziyareti beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Beni asıl ilgilendiren bundan uzun zaman önce Enver Ercan’ın Dağlarca’yı başka bir iş için ziyaret edişidir. Bu konuyla ilgili yaygın olarak bilinen hikâye şöyledir;
Birgün Dağlarca’nın evindeki kombi ya da termosifon bozuluyor. Dağlarca, hemen bizim Ali Enver Ercan’ı arıyor ve evine çağırıyor. Kaynakçılık, termosifon ya da kombi tamiri işlerinden iyi anlayan Ali Enver Ercan, Dağlarca’nın evindeki bu tesisat bozukluğunu tamir ediyor. Dağlarca, Enver Ercan’ın bu konudaki becerisini gördüğünde şöyle diyor:
- Yahu Ali Enver Ercan, sen şair değil de tesisatçı olmalıymışsın…
Kişilik
En eski adamlar benzerdi hayvanlara
Örtünmeleri çok azdı
Görünürlerdi daha çok
Daha çok ayakları
Daha çok elleri vardı
Eski adamlar
Yalan söylemezdi aydınlığa karşı
Dediklerinden dönmezlerdi
O yedi yıldıza karşı
Ağu içerlerdi eski adamlar
Baş eğmemek için
Gerçeği yaşatmak için
Nedir bu mırıldanma
Eski adamlar hayvandı desene
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
İçimdeki Şiir Hayvanı, Norgunk Yayınları, s.13, 2007
Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel