Haz
10
2010
0

Yitiksiz (Turgut Uyar)

Bkz: http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=2245

Biliyorsunuz bütün kapıları omuzladım
Kimini açtım kimini açamadım
Bütün gemileri dolaştım limanlarda
Hepsi rıhtımlara bağlıydılar
Bütün adalar yitikti

Turgut Uyar

Haz
09
2010
0

Yedinci Yıl

“Sonrasızlık” adıyla yola çıkıp Ağustos 2009 itibariyle adını “Evvel” olarak  değiştirdiğim ve şu an okumakta, takip etmekte bulunduğunuz bu büyük betiği (aksak kolajı) yayımlamaya/oluşturmaya başlamamın üzerinden tam yedi yıl geçmiş…
Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi günlerinin ardı sıra Sonrasızlık Fanzin’i, Puşt Ahali Edebiyat Platformu’nu, Puşt Ahali Tarifesi’ni (P.A.T!’ı), 491’i, poetik bildirileri, Taş Uçak’ı, görsel işleri, değinileri, duyuruları, anlatıları, şiirleri, dizeleri, ifşaatları, lobutları, buluntuları, efemeraları, Ece Ayhan, İlhan Berk, Kuzgun Acar, Kerim Çaplı, Yavuz Çetin, Sait Faik, Oruç Aruoba gibi hususi ilgileri,  alıntıları, etkinlikleri, tartışmaları, incelemeleri, kitapları, Kadıköy’ü, söyleşileri, izlenimleri, deneyimleri, sahafları, e-kitapları, dergileri, sokak sanatını, dilbilimi, paylaşımları, mücadeleleri ve tüm bunların etrafında yer alan insanları (ve aksine insan olamayanları, o muhterisleri) kısacası her şeyi -ama her şeyi- aklıma getirdiğimde sözkonusu yedi yıl bana yetmiş yıl gibi geliyor…
Bu kalabalık beni yoruyor ama mutsuz etmiyor. Aksine umut veriyor, zinde tutuyor… Ve bu yükün insanı insan eden akkor sahiciliğini yaşamım boyunca taşımaya, çoğaltmaya devam edeceğim.
Sonuçta, ölene kadar yazmaya kararlıyım, ama bunu kimseye önermiyorum. (Zy)

“Aksak Kolaj Nedir, Niyedir?”
ya da
“Tarihçe”

Çünkü,

bu kadar retoriğe ve kozmopolit yaşama karşın çelişkisiz bir bütün olmak çok zor artık. Bunu kabul etmeliyiz. Günümüz metinlerinde dizge, kurgu ve kronoloji yavaş yavaş değerini, işlerliğini yitiriyor. En başta bunu hissettim. Sonra da kendimi şurada buldum;  “çağrışımlar” ve “yan anlamlar”la ilerleyen, anlatmak yerine sezdirmeyi yeğleyen, “öncesi” ile “sonrası” yitmeye yüz tutmuş, nedensellik, planlama ve mühendislik güdüsü  azaltılmış -hatta yok edilmiş- bir şeyler (betik) oluşturulmalı… Ancak tümüyle de saçmacılık oynayamayız; yani “aksak” da olsa üç aşağı beş yukarı bir tını, bir duruş olmalı, sezdirilmeli… “Parçalar” olmalı ve araya “sus”lar konmalı… Bu garip betik, hangi edebiyat akımından ya da yazınsal türden, hangi eserden olursa olsun sadece fragmanlar tarafından oluşmalı… Metinler ve onların oluşturduğu kolaj, İlhan Berk’in deyişiyle “bir cehennem provası” gibi işlenmeli, seçilmeli… Bir adım daha ileri giderek, oluşturulan bu kolajın fragmanları da aksamalı, serbestleşmeli, yeni metinlerle, geribildirimlerle ve kesitlerle büyümeli, stokastik süreçler gibi, bir sarhoşun bir çizgi doğrultusunda yürümesi -aslında yürüyememesi- gibi ilerlemeli ve bütününe bakıldığında atonaliteye benzer bir şeylere(betik) ulaşılmalı…
İşte okuduğum, dinlediğim ve yazdığım metinlerin  arasından tuttum, “parçalar” aldım. Bunlar benim “yazın” sezgilerime ve  kafama  göre güzel “şey”ler; deyişler, söylemler, olaylar, dizeler, tümceler, haberler, karakterler… Sonra da onları buraya -bu blog sitesine- kaydettim. Aynı zamanda benim için büyük bir “alıntı defteri” varoldu. “Aksak Kolaj” fikri böyle çıktı; bir büyük “betik” oluşturmanın coşkusu –belki de özgürlüğü- tüm bunlar…  Ve bir akıl karışıklığı, bir yandan da “kayıt altına alma güdüsü”…
Daha önce (2003-2006) bu işi “sonrasızlık” adında basılı bir fanzin yayımlayarak gerçekleştiriyordum. Fanzin İstanbul/Kadıköy’de 100 adet basılıyor ve dağıtılıyordu. 2006′da internet üzerindeki yeni teknolojiyle (blog sistemiyle) birlikte  “sonrasızlık” adını verdiğim/dikiş attığım bu “aksak kolaj” daha büyük, sınırsız ve işlek hale geldi… Geribildirimlerin, yan metinlerin, açılımların da eklenebileceği bir “cehennem yeri” oldu.
Olsun da.

 

Not: “Sonrasızlık Fanzin”, Ağustos 2009′da adını “Evvel” olarak değiştirmiştir.

 

Vurgu Hamişi:
Kısacası, tüm dediklerim bir yana, büyük bir “betik” oluşturmak düşüncesinin coşkusu yüzünden oldu her şey.

*

Zafer Yalçınpınar (2003-2010)

Haz
07
2010
0

Ey nesneler deniziyle aramdaki solungaçlar…

Deniz, aşkta yaşanana benzer bir kendini aşmadır… Tıpkı sürrealist gibi, tıpkı “Aşk, önce, insanın kendi kendisinden çıkmasıdır” diyen Aragon gibi,  Saint – John Perse de aşkı, insan ile eşyaların ve tarihin tümünün arasında bir aracı (médiateur) bir dolayım (médiation) olarak görür:

“Ey nesneler deniziyle aramdaki solungaçlar…”  (S.J. Perse)

Roger Garaudy
“Gerçeklik Açısından Saint-John Perse”

Haz
07
2010
0

İnadına…

(…)
dinleyin lütfen beni sonsuzluk ve kargalar!
kasırgalar bitmez ıslak hayatlarda
umut
yokolsada
dinmeyecek
sabahsız barikatların erekte çocukları
gelecek kayıp olsa da direnilecek
hayat ya da hiç uğruna
hiç olmadı inadına…

sarhoşluğun gücünü kuşanarak
boşlukta çınlarken dostların sesleri
zulmün tepesine binecek
Lepistes’in sol kroşesi!

Rafet Arslan
Çağdaş Sanat Manifestoları, 6:45 Yay., 2010, s.78

Haz
06
2010
0

Yaz gibi bir yarı-saydamlık

(…)
Baudlaire’in ilk davranışı bir şey üzerine eğilmiş bir adamın davranışıdır. Nergis gibi, kendi üzerine eğik. Keskin bir bakışın delip geçemediği tek bir apansız bilinç (conscience immédiate) yoktur onda. Bizim gibi kişilere, bir evi ya da ağacı görmek yetiyor; onları incelemeye pek daldığımızdan, kendimizi unutup gidiyoruz. Baudelaire kendini hiçbir zaman unutmayan adamdır. Görürken de bakar kendine o, baktığını görmek için bakar; kendi ağaç, ev bilincidir onun gözlediği ve nesneler ona ancak bu bilinç aracılığıyla, sanki onları bir cep dürbününden görüyormuş gibi, daha solgun, daha küçük, daha az dokunaklı görünürler. Bu nesneler, bir okun bir yolu, bir işaretçiğin bir sayfayı gösterdiği gibi, birbirlerini göstermezler hiç; ve Baudelaire’in aklı da hiçbir zaman karmaşıklığında yitirmez kendini. Onların ilk görevi, tersine, bilinci kendi üzerine çevirmektir. “Eğer yaşamama, varolduğumu ve ne olduğumu duymama yardım ediyorsa, benim dışımdaki gerçeğin ne olduğunun ne önemi var!” diye yazar. Ve sanatın da kaygısı, bu nesneleri bir insan bilincinin katları arasında katları arasında göstermek olacaktır ancak; çünkü L’art Philosophique (Felsefi Sanat) adlı yapıtında şöyle diyecektir: “Çağdaş görüşe göre katkısız sanat nedir? Hem nesneyi, hem de özneyi, hem sanatçının dışındaki dünyayı, hem de sanatçının dışındaki dünyayı, hem de sanatçıyı kavrayan telkin verici bir büyü yaratmaktır bu.” Öyle ki, “dış dünyanın pek az gerçek oluşu üstüne bir konuşma”yı kolaylıkla yapabilecektir bu yüzden. Bahaneler, yankılar, ekranlar, nesneler kendi başlarına değerli değildirler ve onları görürken kendini gözleme fırsatını Baudelaire’ye vermekten başka görevleri yoktur.
Ta başından beri, Baudelaire  ile dünya arasında, bizde bulunmayan, bir uzaklık var; nesnelerle onun arasına hep, birazcık nemli, birazcık fazla kokulu, sıcak bir hava dalgalanması gibi, yaz gibi bir yarı-saydamlık girecektir.
(…)

J.P. Sartre
Baudelaire, Çev: Bertan Onaran, De Yayınevi, 1964, s.11-12

Haz
06
2010
0

“Hafıza” Üzerine Değiniler

(…)

Latife Tekin’in “Unutma Bahçesi” adlı romanı geliyor aklıma… Romandan bir bölüm:
“(…) Bomboş unutabilsek, unutmadan yanayım ben… Ama unuttukça insanın anıları çoğalıyor.
“Unutarak hafiflediğimiz söylenemez o zaman, yani uçulmuyor öyle unutarak, kuşlar gibi” demiştim.
“Doğru, kuşlar gibi uçulmaz, balıklar gibi uçulur, anıların derinliklerinde” demişti. (…)”

Ustam Oruç Aruoba ise şöyle demişti: “Anlam sonradan gelir.”
Sonuçta, anlama ulaşmak için, anlam geldiğinde onun geldiğinin farkında olmak için “hafıza”ya ihtiyacımız var.

Zafer Yalçınpınar

Hamiş: Yazının tam metnine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/k20.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
05
2010
0

Yüzlerin Kesişmediği Yerde

(…)
peki biz bu dünyanın neresindeyiz?
yineliyorum bu soruyu kendime
________________________ine
__________________________ine
madem yüzlerin kesişmediği bir yerdeyiz
bütün taraflar gerçek taraflarına geçsin
(…)

Zafer Yalçınpınar

Hamiş: Şiirin tamamına http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/s82.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
03
2010
0

Oza (Andrey Voznesenski)

IV

Yıkıyoruz kendimizi böylesine duygusal olmakla
Söküp atmalı mı bu yüreği bademcikler gibi

Ey altın sesli flütçü, o doyumsuz şiirin, o sesin
Hırçın sularıyla bir barajın, alabalıklar gibi ölmesin!

(…)
Neden dolarız öyleyse hıncahınç Luzhniki’ye
Ve bir iskorbüt ilacıymış gibi sarılırız şiire
Tomurcuklar gibi açarken yüreklerimiz utanarak?…
Robotlar,
____robotlar,
________robotlar,
Sözümü kesiyorlar.

Bir sürü makine adam
Dizilmiş otomatların önüne
Atıyorlar deliklerden paraları
Alıyorlar önlerine ne düşerse.

Zaman yok düşünmeye artık
Doldurur gibi konserve kutularına
Brüt ve net. Bürolara tıkıldık
Zaman yok artık insan olmaya.
(…)

Andrey Voznesenski
Oza, Çev: Turgay Gönenç,  Ada Yay, 1986

Haz
02
2010
0

Bir “Renklem” Olarak “Favela”

Bkz: http://www.archdaily.com/62689/favela-painting/

 

Hamiş: Jeroen Koolhas and Dre Urhahn’ın boyamaları bana “Renklem” kelimesini icat ettirdi. (Zy)

Haz
02
2010
0

Taşladıkça taşıyor deniz… (Doğan Ergül)

2 Haziran 2007′de vefat eden Şair Doğan Ergül’ü saygıyla anıyoruz;

(…)

burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
taşladıkça taşıyor deniz
çocuklar oyunda hile yapan arkadaşlarına
ceza olarak bir parça bu denizden veriyorlar
akasyalar ve barbunlar bir aradalar
ortaçağ anlatıları satıyor uzun yol şoförleri
mola yerlerinde…
durup ay’a bakıyor kediler ve köpekler
dolunay akşamları…
mardinli bir gece istiyor aşıklar haftaiçleri
ve haftasonları italyan rönesansı hakkında konuşuyorlar…
mahalle bakkalı yaşlı adam boyuna bir ağacı yontuyor
anlıyoruz ki aşk soyunan bir şehirdir

Doğan Ergül
Aşkın ve Suların Öğleni, Babil Yayınları, 2005, s.84

Haz
01
2010
0

The Wall, yeniden, zamanında…

Roger Waters Pink Floyd mirasını yaşatmaya devam ediyor. Londra’da yaptığı basın açıklamasına göre Waters, The Wall‘u yeniden sahnelere taşımaya karar verdiğini açıkladı.
Orjinal söz ve müziğe sadık kalınacağı bu yeni yorumdaki söylemler, artık daha politik ve daha küresel konulara değinecek. En son 1980’de Verlin’de sahnelenen The Wall, orjinalinde Pink karakteri üzerinden savaşın, dönemin getirdiği yabancılaşmanın getirdiği sorunlarına değiniyordu. Şimdi ise karakterle sağlanan bireyselliği dünyayı saran sorunları ön plana çıkaracak. Son dönemin büyük yaraları Irak ve Afganistan savaşlarıyla özellikle paralellik kurulacak. (…)
İpek Burcu Şaşmaz(Avaz Avaz Dergisi)

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com