23 Mart- 4 Nisan 2013 tarihleri arasında KargART’ta (Kadıköy) icra edilen “Ben Ölümü Eskittim, Geliyorum” adlı sıkı sergiden imgelerle oluşturulmuş özel bir video; Eda Gecikmez yaratmış…
23 Mart- 4 Nisan 2013 tarihleri arasında KargART’ta (Kadıköy) icra edilen “Ben Ölümü Eskittim, Geliyorum” adlı sıkı sergiden imgelerle oluşturulmuş özel bir video; Eda Gecikmez yaratmış…
31 Ekim- 2 Kasım 2013
Halikarnas Balıkçısı Sempozyumu, BODRUM
Bkz: www.ulusalhalikarnasbalikcisisempozyumu.com
*
Bülent Kale, “newala qasaba” adlı mekânında sıkı meselelerin altını çizmeye, alıntılar ve buluntular sunmaya devam ediyor: En son, Sait Faik tarafından 26.10. 1947 tarihli Yedigün Dergisi’nde kaleme alınan “d grubu eleştirisi”ni paylaşmış…

“D Grubu” döneminde Abidin Dino’nun bir çizimi…
(…)
Böyle bir grup, bilmem ilk zamanlarında müşterek birtakım düşüncelerden, yahut paylaşılmış bir resim anlayışından mı doğmuştu? Ama sanmıyorum. Çaresizlikten, çok sevdikleri bir sanattan bir gün; «Usandım. Allah kahretsin boyayı da, fırçayı da, tuvali de!» dememek için hiç de fena olmamış. Bugünkü müthiş kalabalık, doğru dürüst resim seyredilemiyecek kadar kalabalık o günkü ağacın yemişidir.
Ama «d» grubu diye bir şey yoktur. Hem olmamalıdır da. Bu iyi ile kötünün, sakinle delinin, dâhi ile kalpazanın, sıcakla soğuğun bir aradalığı, resmi sevenler, onu benim gibi yarım yamalak anlayanlar için de zararlı. Böylece iyiyi kötüyü karıştırmak tehlikesi çoğalıyor. Hangi resmin iyi hangi resmin kötü olduğunu söyleyecek değilim. Hani onu pek anlayana da rastlamadım. Pek anlayışlı geçinen bir sanat münekkidi bir gün koç resmi önünde bana:
«— İnsana tos vuracak gibi; ne güzel resim değil mi?» demişti.
Vapur resmi düdük öttürecekmiş gibi, kadın resmi sizi sevecekmiş gibi, gurup resmi — ayyaş iseniz — tam vakti kerahet olduğunu haber verir gibi olduğu için mi güzeldir?
Neyse geçelim bunları… Adım atılmıyor salonda. Bir köşede tiyatro artistleri, ötede konservatuvar mensupları, operacılar, kemancılar, viyolonselciler, genç şairler, genç şairler, profesörler, talebeler; anlayışları, giyinişleri, salonlarıyle meşhur hanımlar, ecnebiler, gazeteciler, şehrin maruf simaları hep oradaydı. Resimler de oradaydı. Ama zavallı ressamlar kaybolup gitmişlerdi. Kimleri görmek istemezdim. O müthiş parmakları yapan eli sıkmak isterdim. Canım Abidin, neredesin?
1900 bilmem kaçta yalnız başlarına kalırlarsa bir şey yapamıyacaklarını anlayan altı kişi birleşmişler, resim hayatında bu dördüncü teşekkül olduğu için ismini «d» grubu koymuşlar. Gayeleri halka resmi sevdirmek, kendinden evvelki yarı san’atkârları susturmak. Sonra sonra sayıları artmış, o gün için ezberlenmiş, donmuş telâkkileri yıkan bir hamle ile çalışmışlar. Bugünün belli başlı ressamları haline gelmişler ama o günkü hız da kalmamış. İçlerinden birkaçı müstesna, fazla efendileşmişler. Evet ustalaşmışlar.
On dokuzuncu asır sonu Fransasının o şaşırtıcı Gauguin’lerinin, Cézanne’larının, Utrillo’larının, bu bugünkü Picasso’lara Matisse’lere ulaştıran san’atını elbette benden iyi anlamış olan bugünkü Türk ressamları neden Çallılaşmak üzereler? Galerinin bir çok resimlerinde bir yerine yerleşme, bir «acaba ileri mi gidiyorum» diyen, «aman rahatımı bozmıyayım» diyen bir hal var. Halbuki resim, hayır ressam, bugün herhangi bir D. Parti mebusundan daha ateşli olmalı değil mi? Bu nereden geliyor? Onu araştıracak değilim. Sonra kendimize bakıp fazla konuşmak da işime gelmiyor. Onlar yine bizden iyi! Hiç olmazsa birbirlerinin kıymetini biliyorlar.
Çoğu Türk halkını, belki de şu salona gelemiyecek, geldiği zaman da hayretle, şaşkınlıkla, ama saygı ile resimlere bakacak olan Türk halkını seviyorlar artık. Mevzularının çoğu halk, Türk halkı. İyi, güzel! Yalnız bir şey eksik. Coşkunluk gibi bir şey, hattâ biraz acemilik gibi bir şey, — elleri müstesna — kafalarını, içlerini veriş eksik. Ressamlarımızın iyi gözleri var. İleri kabiliyetleri var. Ama rahatı da sükûnu da bir sevişleri var ki… Bir gün fethe çalıştıklarının bugün esiri olmaları fena tarafları. Anlaşılmıyacaklarından korkuyorlar sanki de pek anlayışlı, pek üstat gözüküyorlar. Bazı resimler insana: «Aman kravatım yana kaçtı, olmaz, sonra serseri derler, olmaz!» diyor…
(…)
Sait Faik
Yedigün Dergisi, 26.10. 1947Bkz: https://newalaqasaba.wordpress.com/2013/04/14/sait-faik-d-grubu-sergisi-ve-resim-uzerine/
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.
“Yolda’nın getirdiği şöhretten bunalan Jack Kerouac’ın Lawrence Ferlinghetti’nin Kaliforniya’nın Big Sur yöresindeki kulübesinde geçirdiği günlerden yola çıkan ve Beat tayfasını bir araya getiren Big Sur, bir kuşağın kendiyle hesaplaşmasını ve yazarın ilerleyen yaşamındaki iniş ve çıkışları konu alıyor.
Alter egosu Jack Duluoz’un gözünden, yaşlanmakta olan bir yazarın çevresindekilerin beklentilerini karşılamak ile kendi hasletlerinin peşinden gitmek arasında kalışını müthiş bir coşku ve samimiyetle, çekince gütmeden kaleme alıyor Kerouac. Big Sur, Kerouac için hem bir sığınak hem de bir dehşet yuvası haline geliyor ve yazar, tüm korkularıyla, burada geçirdiği günlerde yüzleşiyor, hayatıyla burada hesaplaşıyor.”
Daha önce OT Dergisi’nin ilk iki sayısı hakkındaki olumsuz görüşlerimi açıkça ifade etmiştim. Şimdilerde, OT Dergisi kafasıyla (benzer baskı çözümleriyle ve sağdan soldan iskambillenmiş ünlülerden oluşan bir kadroyla) bir başka dergi daha yayımlanmış: DEVE Dergisi…
OT Dergisi’ne haksızlık olmasın diyedir, Deve’nin “kötülüğü”nden de bahsetmek gerekiyor. OT Dergisi için “sıfıra sıfır, elde var sıfır” dedik. DEVE Dergisi için ise -rahatlıkla- “fasülyenin faydaları” diyebiliriz.
Gerçekten anlamıyorum; gazetelerde ya da edebiyat ortalığında ünlenmiş iskambillerden bir “kültür dergisi yamamak” ve “fasülyenin faydalarından” bahsetmek, kötü şiirler yayımlamak fikri neden ve nasıl bu kadar popüler oldu?
Okuyucudan olsa gerek…
Gözüm uyku tutmuyor Georgia
Geceye oklar atıyorum Georgia
Bekliyorum Georgia
Düşünüyorum Georgia
Korlar kar gibi Georgia
Karanlıklar komşum benim Georgia
Bütün ama bütün sesleri dinliyorum Georgia
Yükselen, uçup giden dumanları görüyorum Georgia
Bak işte köşe bucak koşuyorum Georgia
(…)
Bulutlar alçalmış neredeyse düşecekler Georgia
Kollarım açık Georgia
Gözlerim kapanmıyor Georgia
(…)
Bekliyorum seni
Georgia.
PHILIPPE SOUPAULT
Çev: T. Saraç
“Ünlü post-Marksist felsefeci Antonio Negri, MonoKL Yayınları’nın Bakırköy Belediyesi ile ortaklaşa düzenlediği uluslararası konferans kapsamında İstanbul’a gelecek. Negri, 27-28 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek “Yeni Özgürlük ve Özne Biçimleri” konferansına katılacak.
Michael Hardt ile birlikte 2000 yılında yayınlanan “İmparatorluk” adlı kitaplarında küresel egemenliğin yeni biçimini tanımlayan Antonio Negri, dünya çapında bir etki yaratmışlardı. Bu kitaplarında sosyalist kuramda da köklü bir paradigma değişikliği öneren ve bunun teorisine girişen Hardt ve Negri, emperyalizm teriminin artık durumu açıklayamadığını, bunun yerine ulus-devletler kadar ulusüstü kurum, şirket ve STK’ları da içeren, her yere yayılan bir emperyal ağın var olduğunu savundular. Bu yeni egemenlik biçimini, düşmanı ve alanı belirsiz, sürekli bir küresel savaş hali olarak da anlatan Hardt ve Negri, bu durumun yaşamın her alanına yayılıp, demokrasinin süresiz askıya alınmasına zemin hazırladığını ve “Küresel bir Apartheid” düzenine girildiğini anlatmışlardı.
Bkz: https://www.cnnturk.com/2013/kultur.sanat/diger/04/11/negri.istanbula.geliyor/703843.0/index.html
Koltukname taifesi gene ilginç bir şeyler yakalamış… Sanatçıların Moleskine’leri…
Bkz: https://koltukname.com/2013/04/11/haftanin-eglencesi-sanatcilarin-moleskine-defterleri/
Fenerbahçe Spor Kulübü Profesyonel Futbol Takımı, S.S. Lazio’yu eleyerek
UEFA Avrupa Ligi’nde yarı finalist oldu.
*
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe Spor Kulübü” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
(…) Fransız Sinematek Derneği’ni kuran ve 1960’ların başında 50 bin filmlik büyük arşivi yaratan Henri Langlois’nın görevden alınmasına karşı yapılan eylemler o yılların Fransa’sında büyük bir aydın ve sanatçı dinamiğini de iktidara karşı harekete geçirmişti. Emek sinemasının kapatılmasına karşı oluşan tepki ve göstericilere polisin sert bir şekilde müdahale etmesi de Türkiye’nin gündemine oturdu. (…)
Hakkı Başgüney’in 9 Nisan 2013 tarihli soL gazetesi’nde yayımlanan yazısının tam metnine https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/langlois-olayi-ve-emek-sinemasi-haberi-71182 adresinden ulaşabilirsiniz.
“Bekir Akbaş resim koleksiyonunun ana başlıklarından birini oluşturan Abidin Dino desenlerinin büyük bir kısmı bu katalogda derlenmiş. Sadece kendilerine has hikâyeleri olan desenlerin, yüz desenlik büyük hikâyeye, yüz yıllık uzun ömre uyum sağlamaları esas alınarak, yöntemi tematik ya da kronolojik olmayan değerli bir sergi kitabı bu…” (Tanıtım Metni’nden…)
Bkz: https://www.rob389.com/Abidin-Dino-Y%C3%BCzy%C4%B1l/dp/tr/11/9789757529293
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Abidin Dino başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/abidin-dino adresinden ulaşabilirsiniz.
Akşamlar! Akşamlar! Bir tek sabah için nice akşamlar!
Dağınık adalar, dökme bedebler, kabuklar!
Bir ikin bin uzanıyor yatağına kişi, kaçınılmaz bir bozulma!
Yaşlılık, gece lâmbası, anılar: hüznün arenaları!
Gereksiz armalar, iskelenin yavaş yavaş sökülüp atılması!
Böylece, daha şimdiden sepetliyorlar bizi!
İtilip kakılmış! İtilip kakılmış olarak çekip gitmek!
İnişin kurşunu, arkada sis…
ve Bilememiş olmanın o soluk çizgisi.
Henri MICHAUX
Çev: T. Saraç
BİR+BİR Dergisi’nin Nisan 2013 tarihli 21. sayısında, “Toplumun Şehircilik Hareketi” adında bir kolektif, “sıkı sanatı” biçimlendiren en önemli “imge-yaşamsal” tehlikeyi “Sahte Katarsis” kavramı dolayımında/aracılığıyla incelemiş. Rahatlıkla, 2007 sonrasının sanatsal salınımına -özellikle de bienallere ya da alternatif sanat hareketlerine- ilişkin okuduğum en önemli inceleme yazılarından biri de bu yazıdır, diyebilirim… “Sanat, siyaset ve bienal: Sahte katarsis” başlıklı yazının tam metnine https://birdirbir.org/sanat-siyaset-ve-bienal-sahte-katarsis/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Hep
Daha uzaklara gideceğiz biz hiç ilerlemeden
Ve gezegenden gezegene
Ağıntıda ağıntıya
Bin üç kuyruklu yıldızın Don Juan’ı
Yeryüzünden bile kıpırdamadan
Yeni güçler ardında koşuyor
Önemseyerek hayaletleri
Ve unutuluyor bunca evren
Kimler bu büyük kâğıt helvacıları
Kim unutturabilecek bize peki şu ya da bu parçasını
_______________________________yeryüzünün
Nerde bir kıtanın unutuluşunu borçlu olacağımız Christophe Colomb
Yitirmek
Ama gerçekten yitirmek
Buluşa yer bırakmak için
_______________Yitirmek
Yaşantıyı Utkuya erişmek için
Guillaume APOLLINAIRE
Çev: Tahsin Saraç
fitnecilere, nifakçılara, tertipçilere
yalancılara ve fırsatçılara
kara denizlere…
adını kazıyacağız
haklıyız, kazanacağız!
*
(…) sevdamız / büyüyor omuzlarımızda (…)
birgün girsek biz mezara/ gözümüz kalmaz arkada
evlâdıma miras bu sevda! (…)
*
Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Fenerbahçe” ilgilerinin tümüne https://evvel.org/ilgi/kara-deryalarda-bir-fenersin adresinden ulaşabilirsiniz.
BOĞA
Ölümünde hiç gece olmaz senin
Bağıran karanlıklarla çevrili
İki ucu enk güneş.Sevideki yabanlık, kılıçtaki gerçek
Birbirini hançerleyen çift, çiftler arasında biricik.Réne Char
Çev: Tahsin saraç
(…)

Stefan Zweig
“Bir Kalbin Ölümü”, Çev: Salâh Birsel,1954, s.45-46

Doris Salcedo
“Şiirsel Adalet”, 8. Uluslararası İstanbul Bienali Kataloğu, 2003
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com