May
16
2010
0

sessizlik döndü

(…)
sustun
sessizlik
döndü
yine bana doğru
(…)

Bahadır Dilbaz

May
15
2010
0

Dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantım var. (Vüs’at O. Bener)

(…)
Özcan Karabulut: “Dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantım var.” diyorsunuz Express dergisinde yaptığınız söyleşide. Az önce değindiniz, dilin müzik, müziğin dil haline getirilmesi nasıl bir şey, açar mısınız?

Vüs’at O. Bener: Bunu şöyle açıklayabiliriz: Birtakım şeyler sembollerden oluşuyor. Müziğin dili de öyle. Birtakım işaretler koyuyor, oradan sese ulaşıyoruz. Böylece müziği somutlaştırmış oluyoruz. Dil de öyle. Dilin de sözcükleri var. Sözcükleri ayrıştırdığımız zaman harfler çıkıyor ortaya. Bu harflerin yan yana gelişinden sesler oluşmuş oluyor. Dil ile müzik arasında her zaman bir bağ kurmaya çalışmışımdır. Onun için kakofoniden hep kaçınmışımdır. Yani dilin kendi özel iç müziği vardır. Bu, şiire de yansıyor. Yazıya da yansıyabilmeli kaygısıyla hareket ediyorum. Onun için “ağaç” dediğimiz zaman, Melih Cevdet’in deyimiyle hemen ağaç geliyor aklımıza. Demek ki sembolleri kullanıştan ileri geliyor. Ayrı ayrı sesler çıkması, müzikte de öyle değil mi? Senfoni yapıyor adam, bir sürü varyasyonları var bunların. Bunlar da, demek ki sembolleri şu veya bu şekilde kullanma suretiyle ortaya çıkarılan yapıtlar oluyor. Dilde buna özen göstermiş olduğumu varsayıyorum ben.
Çok uğraşmışımdır. Neden? Dilde kurallar konmuş, “a” dan sonra “e”, “e” den sonra “i” geliyor Türkçe’de. Ama bazı istisnalar da var: “Horoz”, burada iki tane “o” gelmiş. Şiirde de böyle oluyor. Yani iç ahenk. İster bunu uyaklı yaz, ister uyaksız olsun, iç ahenkle ilgisi var. Dili oluşturan harflerin birbiriyle çatışması, birbiriyle birleşmesi, ayrılması birtakım müzikler çıkarır. Richard Strauss’un Don Kişot‘u vardır. Onu dinleye dinleye, acaba dille, Türkçe’yle açıklayabilir miyim diye çok uğraştım.
(…)
Özcan Karabulut:
Express dergisindeki söyleşinizde “Önce tasarımlar var, yazıya dökülmesi uzun zaman alıyor, uyuyor konular..” diyorsunuz. Konuların uyuması da nasıl oluyor? Açıklar mısınız?

Vüs’at O. Bener: Kış uykusuna yatmış gibi bir şey. Bir çağrışımla ya da ona benzer bir olayla ya da bir davranış biçimiyle bu izlenim size doğru tırmanmaya başlıyor. Yazılmasına gerek duyulabilecek bir durum diye çıkıyor karşınıza. Düşsel olarak ara ara çıkıp geliyor. Sizi rahatsız ediyor. Doygunluk anlamında bir boyuta ulaşmamışsa yazamıyorum.
(…)

Vüs’at O. Bener’le Söyleşi
İmge Öyküler Dergisi, Sayı:4, 2005

Hamiş: Söyleşi’nin tamamına https://www.imge.com.tr/imgeoykuler/4/ozcan_karabulut_vusat_bener_soylesi.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

May
10
2010
0

Aforizmalar-2 (Johann Heinrich Fussli)

102. Öykünmeci, karşılaştırma ve beğeni gücünü kullanarak benzer olgunlukların dağınık öğelerini bir araya getirir; idealist, “tinin gözü” ile bakarak, olası olanı saptar, kişileştirir, somutlaştırır: biri tekil erdemlerin kip ve aşamalarına bağlıdır, diğeri zıtlık içermeyen her şeyi, bir kuraldışı yetkinlikler toplamı içinde birleştirir.
(…)
119. En iyileri yalnızca en iyiler temsil edebilir. Konusu tarafından soğurulan deha kendisini merkeze yerleştirir; tam bu noktada ışıldar, parıltılarını bu noktaya yansıtır: yetenek, kendine özgü becerikliliğiyle, henüz bir merkezde toplanmamış olan ışınları yönetmeye başlar ve bir ikincil güzellikler yığını oluşturur.
(…)
121. Armoni düzenler, melodi ortaya çıkarır.
(…)
126. Körü körüne uygulama, maymunun elindeki tıraş bıçağı gibi, güzelleştirmek isterken paramparça eder.
(…)
128. Bu daha önce de söylenmişti, ama yinelemek gerekir: arzu ve gücün oranları her zaman bakışımlı değildir. Arzunun zenginliği bazen sıradan ve sınırlı zihinlerde ortaya çıkar; bu durumda bütün büyük yetenekler uyuşukluk ve bitkinlik içinde dağılırlar.
(…)
152. Taklitçi, modelini üreten ilkeleri pek ender anlayabilir, kopyacı büyük bir olasılıkla hiçbir zaman anlayamaz.

Johann Heinrich FUSSLI
“Aforizmalar”, Çev: Cem İleri, Sel Yay., Geceyarısı Kitaplığı, 2001

May
03
2010
0

Aforizmalar (Johann Heinrich Fussli)

14. Taraf tutmayan deha, yolunu kaybetmiş bir ırmağa benzer: her şeyi yutar ve sonunda bir bataklığa dönüşür.
(…)
17. Beğeninin birincil işlevi ulamları tanımlamak, ikincisi ise yetkinliğin derecelerini kesinlemektir.
(…)
132. Tamamlamak, bir yapıtın tüm parçalarını dürüstçe bitirmiş olmaksa, bugüne kadar hiçbir sanatçı hiçbir yapıtı tamamlayabilmiş değildir. Tasarının ya da uygulamanın büyük bir bölümü, sanatçının sahip olduğu ya da sahip olduğunu sandığı bireysel yetkinlikle tamamlanır: renkçi, çizgilerden basit bir renk aracı yaratır; desenci, renkleri çizgiye bağımlı kılar; yüksek biçem ya da ışık-gölge ressamı ise bir etki yaratmak uğruna, her ikisini, hatta konuyu da, çiğner geçer.
(…)
181. Rafaello’da renk ifade aracıdır, Tiziano’da gerçeğin taşıyıcısı; Correggio ise rengi uyumun temeli olarak görür. İlki, kendisine direnen rengi pek ender yakalar –elinde tutmaya çalışır ama çoğunlukla ona gereken ilgiyi göstermez, ikincisi rengi kucaklar, kendi zorbalığına tâbi kılar ve akkor haline getirir; Renk, Correggio’ya sihirli bir varlık gibi boyun eğer.
(…)
192. Kim ki donmuş olmayan bir serinliğe sahiptir, gözleri yakmaksızın ışıl ışıl parlar ve renkleri hiç yıpranmamışçasına kusursuzdur; kim ki yapışkan olmadan sulu, içi boş olmadan gür ve geniş, kuru olmadan belirgin, parlak ve kıvamında, uçucu olmadan hafif ve hantal olmadan dolgundur, işte onu bir renkçi olarak selamlayabilirsiniz.

Johann Heinrich FUSSLI
“Aforizmalar”, Çev: Cem İleri, Sel Yay., Geceyarısı Kitaplığı, 2001

May
03
2010
0

491’e DÖRT!

491‘e DÖRT!

“Ödüldür; adamın pantolonunu düşürür.”

https://zaferyalcinpinar.com/491dort.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını https://zaferyalcinpinar.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

May
02
2010
0

Kriz

15.
Çok nazik olan toplumsal mekanizmanın gevşediği ve şaşaladığı kriz anlarındaki kadar vahşiliğimizi gösteren hiçbir şey yoktur. Böyle anlarda öğelerin ne yaptıklarını bilmeksizin ve birbirine bağlanamaksızın hareket ettikleri görülür. Burada bencil içgüdülerin baskısı altında toplumsal içgüdülerinin yerlerini bıraktıkları çok öğretici olan hallerden söz etmiyorum.
Vaktiyle çok tehlikeli ve enteresan bir kriz -bireysel menfaatlar, ahbaplıklar, kinler hakkında bir şey söylemiyorum- adalet kavramını, hakkında hüküm verilecek konuya ve genel olarak yetkeye saygıyı, yurt sevgisini, daha iyi ve geniş bir insanlık özlemini, hangi cinsten olursa olsun, hakikat uğrunda mücadele fikrini, zorunlu uylaşım duygusunu, idealleştirilmiş soyutlar sevgisini ve hayata imtiyazlar veren gerçekler kaygısını, hepsini, hepsini birden tehlikeye düşürmüştü. Bu yönsemeleri içlerinde taşıyanlardan herbiri kendi vicdanına (…) başvuruyordu. (…) Bir sürü faziletler ortaya çıkıyor, zihinleri şaşırtıyordu. Soyut olarak bunların aralarını bulmak mümkündü, fakat olay içinde bu  imkânsızlaştı.

Fr. Paulhan
La Morale de L’Ironie

Çev: Mehmet Naci Ecer, Remzi Kitabevi, 1969, s.116-117

Nis
30
2010
0

Nesnelerin Melodisi Üzerine Notlar (R.M. Rilke)

(…)
34.
Bu durumda stilize, yani gerçekle bağdaşmayan anlatımı, bir geçiş evresinin anlatım üslubu olarak görmekteyim; çünkü yaşama benzerlik gösteren ve bu “dışsal” anlamda “gerçek” olan oyunlar sahnede her zaman seyircilerin en çok beğenisini toplayacaktır. Ne var ki, böyle bir sanatın yolu da kendi kendini derinleştiren bir “iç gerçek” ten geçecektir: ilkel öğeleri bilip tanımak ve oyunda kullanmak. Bir ilk denemenin ardından kavranmış temel motiflerin daha bir özgürce ve inatla kullanılması öğrenilecek, böylece zamansal sınırlı gerçeğe yeniden yaklaşılacaktır. Ama öncekinden yine de farklı olacaktır bu gerçek.

35.
Ben, bu yolda çalışmalar yapılmasını zorunlu görmekteyim; çünkü uzun ve ciddi bir uğraş sonucunda tanınabilen ince duygular sahnenin gürültü patırtısı içinde başka türlü hiçbir vakit sesini duyuramayacaktır. Bu da üzücü bir şeydir. Belli bir tandansa yer vermeden ve vurgulamaya kaçılmadan yapılması durumunda yeni yaşam sahneden seyircilere iletilebilir, yani kendi içlerinden gelen bir dürtüyle ve kendi güçleriyle yeni, yaşamın jestlerini öğrenemeyen kişilere de bu yaşamın ne olup olmadığı gösterilebilir. Hani sahneden seyircilere belli bir inancın benimsetilmesi diye bir şey söz konusu değildir. Ama en azından seyirciler şunu öğrenebilir ki, zamanımızda hemen yanı başımızda varlığını sürdüren yeni yaşam diye bir şey vardır. Bu da insanı yeterine mutlu kılacak bir şeydir.

36.
Çünkü arka plandaki ezgiyi bir yol ele geçirmeye görsün, insanın bundan böyle konuşacağı sözlerde sıkıntıya düşmeyeceğini, kararlarını üzerindeki karanlığın yerini aydınlığa bırakacağını görüp anlaması nerdeyse bir din kadar önemlidir. Bir ezginin parçası olduğuna, bir başka deyişle belli bir konumu haklı olarak elinde bulundurduğuna, en küçük şeyin en büyük şey kadar değer taşıdığı kapsamlı bir yapıtta belli bir ödevi yerine getirdiğine ilişkin yalın bir kanı, tasa ve endişeden uzak bir güven duygusu içinde yaşatır insanı. Bilinçli ve rahat büyümenin ilk koşulu, sayısal fazlalığa kaçmamaktır.

37.
Bütün ikilem ve yanılgının kaynağı, aralarındaki ortak bağı insanların arkalarındaki nesnelerde, ışıkta, doğa parçasında, başlangıçta ve ölümde arayacakken kendi içlerinde arayamaya kalkmalarıdır. Bu da onların kendi kendilerini yitirip karşılığında ise hiçbir şey ele geçirememelerine yol açar. Birleşemedikleri için, birbirlerinin arasına karışıyorlar. İki kişi yan yana duruyor, ama ayaklarını yere sağlam basamıyorlar; çünkü her ikisi de gereken güçten yoksundur ve olduğu yerde sallanmaktadır. Birbirlerini karşılıklı desteklemeye çalışarak bütün güçlerini boşa harcıyorlar, dışa yönelik bir girişimden iz eser görülmüyor. 
(…)

Rainer Maria Rilke
Çev: Kamuran Şipal

Notların ilk 40 maddesinin tümüne  https://www.sivilsozluk.com/nesnelerin%20melodisi%20üstüne%20notlar.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
27
2010
0

Ham Söz, Has Söz (Maurice Blanchot)

Blanchot’nun “Ham Söz, Has Söz” adlı yazısı “şiir dili” ve “töz” arasındaki ilişkiyi “aydınlatmak” adına yazılmış en sıkı yazılardan biridir. İşbu yazının ilk Türkçe çevirisi 1979 yılında “Cehennemde Bir Mevsim” adlı derginin ilk sayısında yayımlanmıştır. Oğuz Demiralp’in sözkonusu çevirisine https://zaferyalcinpinar.com/blanchotvehassoz.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Maurice Blanchot

Nis
26
2010
0

Kitap: Çağdaş Sanat Manifestoları (Rafet Arslan)

MAYIS’TA…
Rafet Arslan – Çağdaş Sanat Manifestoları
6:45 Yayın

Nis
18
2010
0

Şiirin Gücü (İlhan Berk)

İlhan Berk

“Ben İlhan Berk’in Defteriyim”, Alkım Yay., 2004, s.194

Nis
15
2010
0
Mar
26
2010
0

Sanki yüzünün çirkinlikleriymiş gibi.

15. Filozoflar, çoğunlukla, bir kâğıda kurşunkalemleriyle gelişigüzel çizgiler çiziktirip, yetişkinlere “bu nedir?” diye soran çocuklara benzerler. İş şöyle olur: Yetişkin, sık sık, birşeyler çizip, çocuğa, “bu bir adam”, “bu bir ev” v.b. demiştir. Eh, şimdi de çocuk çizer çizgileri, sorar: “Peki, bu ne?”
(…)
71. Kişi yalan söylemiyorsa, yeterince özgündür.
(…)
87. Kendi üslubunun yanlışlıklarını kabullenmelisin.
Sanki yüzünün çirkinlikleriymiş gibi.

Ludwig Wittgenstein
“Yan Değiniler”, Çev: Oruç Aruoba, 6:45 Yayınları, 1999

Mar
24
2010
0

Sessizliğin Dilbilgisi

by Zy

***

by Rad

***

(…)
4.2 Tümcenin anlamı, olgu bağlamlarının varoluş ve varolmayış olanaklarıyla uyuşması, ve uyuşmamasıdır.
4.21 En yalın tümce, temel tümce, bir olgu bağlamının varoluşunu savlar.
(…)
5.552 Mantığı anlamak için gereksediğimiz “deneyim”, birşeyin böyle böyle olduğunun değil, olduğunun deneyimidir: oysa bu, işte, hiç de deneyim değildir.
Mantık, bütün deneyimden öncedir -birşeyin öyle olmasından.
Nasıl’dan öncedir, ne’den önce değil.
6.52 Öyle bir duygumuz vardır ki, bütün olanaklı bilimsel sorular yanıtlandığında bile, yaşam sorunlarımıza daha hiç dokunulmamıştır. Tabii o zaman da hiçbir soru kalmamıştır; yanıt da tam budur.
(…)
6.522 Dilegetirilemeyen vardır gene de. Bu kendisini gösterir, gizemli olandır o.
(…)
6.54 Benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki, beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür -onlarla-onlara tırmanarak- onların üstüne çıktığında. (Sanki üstüne tırmandıktan sonra merdiveni devirip yıkması gerekir.)
Bu tümceleri aşması gerekir, o zaman dünyayı doğru görür.
7. Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı.

Ludwig Wittgenstein
Tractatus’dan…
(Çev: Oruç Aruoba)

Ayrıca bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=sessizligin-dilbilgisi

Mar
24
2010
0
Mar
17
2010
0

Uyku, Gece (Maurice Blanchot)

Maurice Blanchot’un  “Uyku, Gece” adlı deneme yazısına https://zaferyalcinpinar.com/geceblanchot.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Berran Gelgün’ün çevirdiği bu deneme, Argos Dergisi’nin 1989’da yayımlanan 16. sayısında yer almıştır.

Ara
16
2009
0

Dünya olduğu gibi olan herşeydir.

by Edok

 

***

Motto: … ve kişinin bütün bildiği, gürültü-patırtı içinde kulağına çalınanlar değil, üç sözcükle söylenebilir.  (Kürnberger)
(…)
1 Dünya olduğu gibi olan herşeydir.
(…)
3.317 (…) Tümcelerin betimlenmesinin nasıl olup-bittiği, öze ilişkin değildir.
(…)
3.32 İm, simgede duyusal algılanabilir olandır.
(…)
3.322 İki nesneyi, aynı imle ama iki farklı  i m l e m e  t a r z ı y l a  imlememiz, hiçbir zaman bu nesnelerin ortak göstergesi olamaz. Çünkü im, isteme bağlıdır. Yani, iki farklı im seçilebilirdi; o zaman imleme tarzında ortak olan nerede kalırdı ki.
3.323 Gündelik dilde, sık sık, aynı sözcüğün farklı tarzda imlediği –yani, farklı simgelere bağlandığı- görülür, ya da, farklı tarzda imleyen iki sözcüğün, tümcede dışsal olarak aynı tarzda kullanıldığı.
Böylelikle, “dır” sözcüğü, tümleç olarak, eşitlik imi olarak ve varoluşun dilegetirişi olarak kullanılır; “varolmak”, “yürümek” gibi geçişsiz fiil olarak; “özdeş” de sıfat olarak kullanılır; “birşey” üzerine konuşuruz, ama, “birşeyin olup-bitmesi”nden de söz ederiz.
“Esmer esmerdir” tümcesinde –ilk sözcük bir özel isim, ikincisi bir sıfattır- bu sözcükler yalnızca farklı imlemlere sahip değildir,
bunlar  f a r k l ı   s i m g e l e r d i r .)

Ludwig Wittgenstein
Tractacus Logico-Philosophicus, Çev: Oruç Aruoba, YKY, 4.Baskı


Ara
09
2009
0

Gerçeklikler dille sınırlandırılamıyor…

By Rad

*

Gerçeklikler dille sınırlandırılamıyor. (1967)
(…)
Şiir imgeyle ‘kurulur’. Onsuz bir şey anlatılamaz. Felsefe de anlatılamaz, başka herhangi bir şey de anlatılamaz. (…) Sanatın özü sessiz çekilmesidir. Türkiye’de şiir sessiz çekilir.  (…) Şiir öylesine iyi örülmeli ki eklem yerleri, teğeller gözükmesin. Bir yapıda da karkas kendini göstermez. (1970)
(…)
Yalnız şu var ki, ustalıkla taşeronluğu, alıntıyla çalıntıyı birbirine karıştırmayacağız. Kimyaya çalışanlar bilirler, karbonun iskeletiyle elmasınki aynıdır. (1973)

Ece Ayhan

Kas
27
2009
0

Bildiri No.4 (Denizaltı Edebiyatı)

Bildiri No:4
(27 Kasım 2009)
Denizaltı Edebiyatı

_1. Yeni yer yoktur. (Oruç Aruoba)
__1.1.   Yerler bitmiştir.
___1.1.1.  Yeraltı bitmiştir.
___1.1.2.  Yeryüzü bitmiştir.
__1.2.  Yeni yol vardır.
___1.2.1.   Yol denizin altındadır.
_2. Şiir denizin altındadır.
__2.1.  Bir denizaltıdır.
___2.1.1.    Sait Faik bir denizaltıdır.
___2.1.2.    Oktay Rifat bir denizaltıdır.
____2.1.2.1.     İlhan Berk bir denizaltıdır.
___2.1.3.    Bilge Karasu bir denizaltıdır.
____2.1.3.1.     Oruç Aruoba bir denizaltıdır.
___2.1.4.    Ece Ayhan bir denizaltıdır.
____2.1.4.1.     Ben bir denizaltıyım.
_2.2.  Denizin altında “mülkiyet” yoktur.
_2.3.  Denizin altında basınç vardır.
___2.3.1.    Şiir, derinde çoğalır.
_3.Sıkı şiirde iktisat yoktur.
__3.1.  Rekabet yoktur.
___3.1.1.     Ödüllendirme sistematiği yoktur.
____3.1.1.1.      Ödüller insansızdır.
_____3.1.1.1.1.    Yükleniciler insansızdır.
_____3.1.1.1.2.    Düzenleyiciler insansızdır.
_____3.1.1.1.3.    Katılımcılar insansızdır.
_____3.1.1.1.4.    Takdimciler insansızdır.
_____3.1.1.1.5.    Jüri insansızdır.
____3.1.1.2.     Ödüller insansızlıktır.
_____3.1.1.2.1.   Şartnameler insansızdır.
_____3.1.1.2.2.   Şiltler ve plaketler insansızdır.
_____3.1.1.2.3.   Mikrofonlar ve masalar insansızdır.
_____3.1.1.2.4.   Ödül törenleri, kurdeleler, kuşaklar ve podyumlar insansızdır.
_____3.1.1.2.5.   Toplu fotoğraflar insansızdır.
__3.2.  Piyasa yoktur.
___3.2.1.    Pazar yoktur.
____3.2.1.1.    Paydaş yoktur.
____3.2.1.2.    Satıcı yoktur.
____3.2.1.3.    Müşteri yoktur.
____3.2.1.4.    Dağıtım yoktur.
____3.2.1.5.    Güvence yoktur.
____3.2.1.6.    Tedarikçi yoktur.
_____3.2.1.6.1.   Fatura yoktur.
_____3.2.1.6.2.  İade yoktur.
___3.2.2.   Projelendirme yoktur.
____3.2.2.1.    Zaman yönetimi yoktur.
____3.2.2.2.   Maliyet yönetimi yoktur.
____3.2.2.3.   Risk yönetimi yoktur.
_4. Şiir tek başınadır.
__4.1.  Tek başına yazılır.
__4.2.  Tek başına çoğalır.
___4.2.1.    Antolojiler ve yıllıklar insansızdır.
__4.3.  Tek başına keşif yapar.
___4.3.1.   Tek başına icraat yapar.
___4.3.2.   Dilin yapıtaşı sözcükler değildir.
___4.3.3.   Dilin yapıtaşı “im”lerdir.
____4.3.3.1.   İm tek başınadır.
____4.3.3.2.   Başkalarının derinliklerine tek başına ulaşır.
_5. Şiir, denizaltı iskelelerine yanaşır.

Zafer Yalçınpınar


Diğer poetik bildiriler için;

Bildiri No.3 (Füg): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=509
Bildiri No.2 (Masanın Ayakları): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=93
Bildiri No.1: (Vatoz’un Salınımı): https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=81

Kas
03
2009
0

Michel Foucault’dan “İktidar” ve “Bilgi”

*

*

Foucault’nun kavramlarından:  “İktidar” ve “Bilgi”,  seçen ve çeviren;  Oruç Aruoba… Tan Dergisi’nin 1982’de yayımlanan Foucault özel sayısında yer alan bu çeviriye https://zaferyalcinpinar.com/iktidarvebilgi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
22
2009
0

35 sene arayla Henri Michaux…

***

Bir Henri Michaux Deseni (1946)

***

Bir Başka Henri Michaux deseni (1981)

***

Eki
07
2009
0

Sessizlik

SESSİZLİK

Güller gibi duran eşya
Eşyada yaşayan diyar.

Ortalıkta bir yalnızlık,
Birisi kaybolmuş kadar.

Bir aynadan geçmiş sanki
Rüya gibi esen rüzgâr.

Beyaz bir fanus içinde
Yüzen ve yüzen balıklar!

1936

Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Çocuk ve Allah” adlı kitabından…

Eyl
28
2009
0

Kafka’nın Okunması (Maurice Blanchot)

1984’de Yazko Çeviri Dergisi’nin Kafka Özel Sayısı’nda yer alan “Kafkanın Okunması” adlı yazıya https://zaferyalcinpinar.com/kafkaninokunmasi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Maurice Blanchot’un yazısını Serdar Rifat Kırkoğlu çevirmiş…

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com