Bkz: https://www.archdaily.com/62689/favela-painting/
Hamiş: Jeroen Koolhas and Dre Urhahn’ın boyamaları bana “Renklem” kelimesini icat ettirdi. (Zy)
Bkz: https://www.archdaily.com/62689/favela-painting/
Hamiş: Jeroen Koolhas and Dre Urhahn’ın boyamaları bana “Renklem” kelimesini icat ettirdi. (Zy)
2 Haziran 2007′de vefat eden Şair Doğan Ergül’ü saygıyla anıyoruz;
(…)
burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz
taşladıkça taşıyor deniz
çocuklar oyunda hile yapan arkadaşlarına
ceza olarak bir parça bu denizden veriyorlar
akasyalar ve barbunlar bir aradalar
ortaçağ anlatıları satıyor uzun yol şoförleri
mola yerlerinde…
durup ay’a bakıyor kediler ve köpekler
dolunay akşamları…
mardinli bir gece istiyor aşıklar haftaiçleri
ve haftasonları italyan rönesansı hakkında konuşuyorlar…
mahalle bakkalı yaşlı adam boyuna bir ağacı yontuyor
anlıyoruz ki aşk soyunan bir şehirdir
Doğan Ergül
Aşkın ve Suların Öğleni, Babil Yayınları, 2005, s.84


491‘e BEŞ!
“Kilosu kaça gelir?”
https://zaferyalcinpinar.com/491bes.pdf
*
Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki yüzüdür 491…
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.
491‘in tüm sayılarını https://zaferyalcinpinar.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.
E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Fotoğraf: Kemal Cengizkan
*
Turgut Berkes ve Karakutu Konseri
ve “All The Young Dudes” Jam Session
02 Haziran 2010 Çarşamba, 22:00 // KEMANCI
KARAKUTU
Turgut Berkes – Vokal
Berkant Çelen – Gitar
Emre Kula – Gitar/ Vokal
Ayça Sarıgül – Bas/ Vokal
Onur Başkurt – Davul
Ayrıca bkz: https://www.myspace.com/turgutberkes
Ümit Bayazoğlu -sağolsun, eksik olmasın ve zaten sıkı adamdır ki- kişisel arşivinde yer alan ve daha önce yayımlanmamış, görülmemiş bazı Ece Ayhan fotoğraflarını benimle paylaştı. Fotoğraflar aşağıdadır. (Zy)


Ece Ayhan, Yalıhan’da gençlerle birlikte…
*

Ece Ayhan ve Ümit Bayazoğlu… Oduncuda…
*

Ece Ayhan çalışıyor…
*
Hamiş: İşbu fotoğraflar Ece Ayhan Web Sitesi‘nde yer alan “Efemeralar” bölümüne eklenmiştir.
Bkz:
https://surrealisteylemturkiye.blogspot.com/2010/05/cagdas-sanat-manifestolar-bilgi.html
https://cagdassanatmanifest.blogspot.com/

“polikinik dilemma – resimli görüngü”
by Hakan Kamışoğlu
27 Mayıs- 18 Haziran 2010
Ak Galeri/ Altıpatlar Sok. No: 12 Çukurcuma-Beyoğlu
Açılış: 27 Mayıs 2010 / 18:00
*
Hamiş: Hakan Kamışoğlu’nun bazı çalışmalarının görüntülerine https://hakankamisoglu.blogspot.com ve https://polikinikdilemma-g34.blogspot.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.

(…)
Rock ‘N’ Roll Children / Alone again
Rock ‘N’ Roll Children /Without a friend
But they got Rock ‘N’ Roll
It was starting to rain / On the night that they cried forever
it was blinding with snow/ On the night that they screamed goodbye
They were lost in the dark / And they never returned
Just like somebody slammed the door/ On Rock ‘N’ Roll Children / Alone again
Rock ‘N’ Roll Children
Without a friend
Ronnie James Dio
(1942-2010)
*
R.I.P.

Futuristika taifesi çok sıkı çalışıyor… Taife, Ece Ayhan’ın poetikasının kime/neye karşı olduğunu ve kimin/neyin yanında olduğunu anlatan sıkı bir çalışma yapmış… Futuristika’nın bu çalışmasından ve coşkusundan, “Blind Cat Black” adlı filmden ve Chris King’in tüm söylediklerinden ortaya çıkan şey şudur; “Ece Ayhan’ın şiirselliği evrenseldir!”
Futuristika’nın Chris King’le gerçekleştirdiği ropörtajı, işbu çalışma için hazırladıkları girizgâhla birlikte aşağıya alıntılıyorum. -Chris King’in “Bakışsız Bir Kedi Kara” çağrışımlı zombi filminden çeşitli görüntülere ve parçalara ise https://www.futuristika.org/kultura/edebiyat/chris-king/ adresinden ulaşabilirsiniz. – (Zy)
“SOLGUN VE ÖKSÜREN NALSIZ ATLARIYLA…”
Futuristika’da Chris King’in Poetry Scores tayfası olarak Ece Ayhan şiirlerinin çevirisi üzerinden yaptıkları müzik ve hazırladıkları zombi filminden bahsetmiştik. Bugün Futuristika! bünyesinde yayınlamaktan en çok mutluluk duyacağımız yazılardan biriyle ve Ece Ayhan’ın dizeleriyle şarkı söyleyen zombilerin görüldüğü filmin alıntılarıyla maceraya devam ediyoruz. Chris King, filmi yapmasına neden olan ruh halini anlattı. Filmin myspace sayfasında idoller/kahramanlar kısmında Orhan Veli ve David Bowie yanyana bulunuyor, bu durum bile, sevdiğimiz zihinlere güzel bir örnektir. Zafer Yalçınpınar sayesinde haberdar olduğumuz (1) ve internet sayesinde dostluğumuzu ilerlettiğimiz bu süreç sayesinde görüyoruz ki, Ece Ayhan, vefatının ardından bile sivil yaşamla üzerine yüksek sesle bildiğini okumaya devam ediyor. Ne mutlu ki, bu sesi dünyanın diğer tarafında bile duyanlar var.
Biz zaten neden varız? Sevgili Zafer’in “Yeni Sinsiyet” diye dikkat çektiği kitlesel sömürü kurnazlığına elden geldiğimizce “Kahrolsun Yeni Sinsiyet!” demek için. Futuristika’nın ünlemi budur, “Haramiler ki kırkın üstünde sayıları” onlar bizim her daim karşı çıkacaklarımızdır. Ece Ayhan’ın zombileri ise, dostlarımız. İnsanlara karşı zombileri destekliyoruz, insan olduklarını sanıp sinsiyet toplumunun araçları olanlara karşı, zombileştirilenlerin ayağa kalkmasını savunuyoruz. Röportajın hemen ardından, Ece Ayhan’ın dizelerinden yaratılan şarkıyı söyleyerek “ayağa kalkan” zombileri savunuyoruz.Barış Yarsel – Futuristika!
Futuristika: Zombi filmlerini seviyoruz, sessiz filmleri seviyoruz, ama ilk defa bir sessiz zombi filmi yapıldığını duyduk. Bu film için, The Golem, Nosferatu gibi Alman ekspresyonist filmlerinden ilham aldınız mı?
Chris King: Öncelikle, izninizle aktarmak isterim; bu filmi çekerken ilk filmini yapmakta olan tümüyle amatör bir filmci olduğumu belirtmem gerekli. Aslında, özellikle Aaron AuBuchon, Chad Ivins ve Kevin Belford gibi tecrübeli sinemacılardan oldukça yardım aldım. Ama yine de benim hayal gücüm, benim projemdi ve yardım edenlerden hiçkimsenin filmim için çalışmalarını, yaptıkları en iyi iş olarak değerlendireceğini düşünmüyorum.
Bahsettiğiniz muazzam filmlerden ilham alışımızın kavranması ve nitelenmesi için tüm bunları söylüyorum. Olan şu ki, ben ilk dönem sessiz filmleri diğer tüm türlerden daha çok seviyorum. Bu yüzden “eski” sessizlerde gördüğümüz gibi konuşmaların olmadığı, sadece müziğin olduğu güncel bir film yapmak istedim. Aslında, sessiz de değiller bu eskiler; sadece konuşma, ”konuşkanlık“ yok. Hatta, canlı müzik eşliğinde gösteriliyorlardı. Bizim filmimiz de ”fon müziği şiir” olacak şekilde çekildi ve düzenlendi. Diğerleriyle beraber ben de, “Bakışsız Bir Kedi Kara“nın İngilizce çevirisinden harf be harf bu müziğin yazılmasında ve yapımında yer aldım.
Bu arada, buradan; yaşadığım yer olan St. Louis, Missouri’den bir video profesörü, Aaron AuBuchon, bana film için yardım etmeye karar verdiğinde, beni evine davet edip Robert White’ın “The Cabinet of Dr. Caligari”yi seyrettirmişti. Alman eksperyonist sessiz filmlerinden bir klasik. Bu filmin bizim için muhteşem bir sinematik örnek olacağı konusunda fikir birliğine varmıştık. Gerçi, sonuçta, benim amatörlüğüm ve film festivali için son teslim tarihi telaşım filmin kalitesini o kadar düşürdü ki, bu iki filmi aynı anda belirtmeyi düşünecek çok az kişi vardır.
F.: Zombi, çoğunlukla bir Amerikan kavramı. Bize göre Ece Ayhan zamansız ve mekansız bir şair. Şiirlerinde ezilenler, yolunu kaybedenler ve kenarda bırakılmışlar önemlidir. Bu filmin zombilerini benzer şekilde tarif edebilir miyiz? Yoksa sizin zombileriniz birer parti elemanları mı? Filmde onları nasıl tasvir ediyorsunuz?
C.K.: Hah! Seviyorum sizi! Filmden sadece birkaç küçük bölüm gördün, ama gerçekten filmi tanımlayıcı -neredeyse kazara oluşan- bir çıkarım yapabilecek kadar anlamışsınız.
Bakışsız Bir Kedi Kara filmi, fon müziği şiir olacak şekilde yapıldı.
Biraz açıklayayım… Murat Nemet-Nejat’ın “Bakışsız Bir Kedi Kara” çevirisinde kullandığı tekniği, sürrealist bir teknik olarak addediyorum. Bu nedenle, filmin, şiirin fon müziğinin biraz sürrealist bir estetiğe sahip olarak yapılmasını istedim. Ama yapılmasını hiç istemediğim bir şey; bugüne kadar seyretmiş olduğum sürrealist filmlerin bir taklidini yapmak olurdu. Ayrıca, sadece deneysel bir şey yerine, karmaşık bir öykü içinde birbirleriyle etkileşimde olan karakterlerin olduğu, hikaye anlatan bir film yapmak istiyordum.
Tüm bunlar üzerinde çalıştığımız zamanlardan bir nokta geldi ki, Aaron AuBuchon Zombie Squad’a ya da St. Louis’de her yerde zombiler olduğuna tesadüfi bir gönderme yaptı. Gerçekten öyle, ve benim hiçbir fikrim yoktu. Altı yıl önce St. Louis’e geri taşındığımdan beri, küçük bir çocuğu olan bir gazete muhabiriyim. Bu sebeple hayatım iş ve ev arasında gidip gelmek. Şehrimizde gelişmekte olan bu tarz -gayet ciddi hayatta kalma görüşleri ve kan bağışları gibi harikulade toplumsal etkinlikleri ile zombi kılığında ortalıkta koşuşturma keyfini harmanlayabilen Zombie Squad gibi- altkültürlerle ilgili pek bilgim yok.
Çalışırken elindekileri kullanman gerektiğine inanıyorum, ve burada, St. Louis’de zombilerin kesintisiz bir berekette olan doğal bir kaynak oldukları ortaya çıkmıştı. Tabi bende hemen, sayıca büyük topluluklar halinde, hem filmi de kalabalıklaştırmaya, hem de bir çeşit çok yönlü sürrealist efekt olarak, bu zombileri oyuncu yapma fikri oluştu.
Filmimde şiiri, genç bir oğlan yosmanın ya da transcinsel bir sokak çocuğunun hikayesi olarak okudum
Benim için gerekli olan bu mesaja olanak tanıdıktan sonra, zombiler ayrıca, şehrin ürkütücü yeraltındaki, ölümün kol gezdiği sokaklardaki yaşamı da sembolize etmeye yaradılar. “Bakışsız Bir Kedi Kara“, sürrealist ve imgesel bir şiir olarak, sınırsız sayıda yorumla kişiye göre değişebilir. Ama filmimde ben, çevirmenin şiiri, reşit olma yaşı gelen genç bir oğlan yosmanın -ya da transcinsel (kendini karşı cins olarak gören) bir sokak çocuğunun- hikayesi olarak okumasını izledim. Böylece, zombiler, kız ve erkek çocukları hırpalamakla tehdit eden tehlikeli üçkağıtçıları simgeliyorlar.
F.: Başka Türk şairlere ilgi duyuyor musunuz?
C.K.: Hem de çok. New York’ta yaşarken en iyi arkadaşım Defne Halman‘dı. Babası, Türk şiirinin İngilizce’ye çevrilmesinde en önemli figür olan Talat. S. Halman. Bu yolculuğa Murat’la, onun bana “Bakışsız Bir Kedi Kara“ çevrisini vermesiyle, çıktım aslında. Fakat Halman’lar (ve de sonra, yine Murat’ın) vasıtasıyla, daha fazla Türk şair tanıdım. Garip akımı şairlerinin (Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet) kısa şiirlerine müzik düzenledim, Defne Halman’la beraber Orhan Veli’nin tüm şiirlerini İngilizce’ye çevirdik.
F.: Ece Ayhan’ın iç dünyasıyla tanıştıktan sonra hayatınızda nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz?
C.K.: Murat, “Bakışsız Bir Kedi Kara“yı bana verdiğinde, kitap yepyeniydi, bir kitap eleştirisinin satacağı tek zamandı aslında. New York’tan mükemmel bir dergi olan The Nation için eleştiriyi hazırlayacak kadar şanslıydım. Yazım Türkçe’ye de çevrildi ve basıldı; inanılmaz ama kızı bizi tanıştırdığında Profesör Halman beni zaten bu eleştiri yazımdan tanıyordu.(2) O yazıda, “Bakışsız Bir Kedi Kara“nın bugüne kadar okuduğum en kederli kitap olduğunu düşündüğümü söylüyordum. Hala aynı fikirdeyim. Şiir bana, hayal kırıklığı, hüsran, yabancılaşma, iletişimde başarısızlık, imkansız aşk ve sekse karşı pek çok imge, renk ve ruh hali verdi. Bir aile kurmaya başlayıp yerleşmeden önce, hayatım bir rock müzisyeni olarak bazen çok pervasız ve tehlikeli idi, ve “Bakışsız Bir Kedi Kara“, o yıllara dönüp bakmamda bana yardımcı olan bir prizma. Bana daha önceden sahip olmadığım bir kelime haznesi veriyor.
F.: Tahmin ederim, Türkçe kişi isimlerinin çoğunluğunun hemen hemen tam bir anlamı olduğunu çoktan biliyorsunuzdur. “Ece”, “Kraliçe, Yüce, Lider” anlamlarına geliyor; eski, öz Türkçe bir kelime. Sizin soyadınız “Kral”. Tesadüfleri seviyoruz ki aslında pek de inanmıyoruz; hayatta her şey kişilerin bilinçli ya da bilinçsiz seçimleri ile gerçekleşiyor. Bu karşıt eşleme hakkında nasıl hissettiniz/hissediyorsunuz?
C.K.: Gerçekten, büyülendim. Nutkum tutuldu. (Bu cevabı yazılı olarak veriyorum, ama derin bir manada kelimelere dökemeyecek haldeyim.) İsmi hakkında bunları bana daha önce söyleyen olmadı. Şimdi, müziğini düzenlediğim şiirin bir parçası olan ”Bir kraliçedir oğlum kanatlarını açmış...” dizesinin, şairin adına kelime oyunu olduğunu anlıyorum. Fakat, Kraliçe şair ve Kral filmciyi benzetmek bizi filme ve filmin konseptine geri getiriyor.
Murat’ın şiirin bir erkek çocuk ya da bir transcinsel fahişe hakkında olması fikrini izleyerek, bunu iki başrol oyuncusuyla dramatize etmek istedim; bazen kendisini erkek çocuk olarak tanıtan çetin bir kız çocuğu ve bazen kendisini kız çocuğu olarak tanıtan, bir kız çocuğu sanılabilecek güzellikte bir erkek çocuğu. Bu, güzel erkek çocuğunun makyaj testi (kendi fikrine göre) başarısız olunca ve kız çocuğu olarak çirkin görüneceği sonucuna varınca, pek iyi sonuç vermedi. Böylece daha sert görünüşlü bir erkek aktörde karar kıldık ve oyuncunun daha kaba görünüşü ve daha keskin enerjisi nedeniyle bu ikilikle farklı yöntemlerle oynamak durumunda kaldık. Aklımdakinden çok farklı bir film olmasına yol açıldı, ama yine de sonuçta ortaya çıkandan memnunum.
1-Nilgün Kahraman’ın ortaya çıkardığı Ece Ayhan fotoğrafı Zafer Yalçınpınar’ın Ece Ayhan efemeralarından alınmıştır
2-Söz konusu yazı Zafer Yalçınpınar’ın katkısıyla buradan okunabilir.
İşbu söyleşi https://www.futuristika.org/kultura/edebiyat/chris-king/ adresinden alınmıştır.
Bkz: https://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=139100

Proje, eşit ölçekte, bir multimedya instalasyonu, sahne sunumu, açık veri tabanı ve atölye çalışması olarak tasarlanmıştır ve sanatçının geçtiğimiz 10 yıl içerisinde İnternet’ten derlediği 250.000’in üzerinde belgeden (metinler, işitsel dosyalar, videolar vs.) oluşmaktadır.
Bkz: https://www.danielandujar.org/2010/03/17/daniel-garcia-andujar-postkapital-arsiv-1989-2001/
Bkz: https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/postkapital-istanbul-da-haberi-27128
***
SEDAT YAZICI RİVA EĞİTİM, KÜLTÜR VE SANAT VAKFI
Ayvansaray Caddesi No: 33 Balat 34087 İstanbul
T: 0212 621 12 47 / 0212 523 19 18
Bkz: https://www.rivavakfi.org/opal_balat.html

Türkiye Yazarlar Sendikası’nın 19-20 Mayıs 2007’de yapılan ve mahkemeye verilen kongresi iptal edildi.
TYS’nin üç yıl önceki Genel Kurul’u, yetersayı olmadığı halde, Sadık Albayrak, Yetkin Aröz ve Seyyit Nezir’in “otuz kırk üyeyle Genel Kurul’u açmanın hukukdışı olduğu” yönündeki uyarılarına rağmen, Başkan Enver Ercan tarafından başlatılmıştı. “CHP taktikleri burada sökmez” diyen TYS yöneticileri daha sonra Genel Kurul’a gelmeyen ikiyüze yakın yazarın yerine imza atarak tutanaklarda yetersayı sağlanmış gibi göstermişlerdi. Bunun üzerine Yetkin Aröz ve Seyyit Nezir mahkemeye başvurarak Kongre’nin iptalini istemişlerdi.
İstanbul 3. İş Mahkemesi’nin 2008 / 335 Esas ve 06.05.2010 tarihli 7. celsesinde Yargıç M. Zeki Ayhan, “Genel Kurul’un sonuçlarının iptaline” karar vermiştir.
Sadık Albayrak, Yetkin Aröz ve Seyyit Nezir, konuyla ilgili açıklamalarında, “Türk hukukunun siyasallaşarak yarılmasında TYS yönetiminin de öncü payı olduğunu” belirterek, “sonunda yazar örgütüne yakışan bir Genel Kurul’un önündeki engellerin kalktığını” belirtmişlerdir. Seyyit Nezir, daha sonra, “Ülkemizde hukuka saygının en çok gereksinildiği bir dönemde, TYS yönetimi yazar örgütüne yakışmayan tersine bir örnek oluşturmuş, hukuku çiğneyenleri cesaretlendirmiştir.” diyerek şunları söylemiştir: “TYS yönetiminin hukuk dışı uygulamaları, Türkiye’de 3 yıldır olan biten karşısında, kurucusu Aziz Nesin’in kemiklerini sızlatırcasına, yazar örgütünün saf dışı bırakılması sonucunu doğurmuş, yazarlar susmak zorunda kalmıştır. Ancak her türlü hukuksuz girişim ve uygulama gibi, bu da cezasız kalmayacaktır. Türkiye’de yargıçlar var.”
İLETİŞİM İÇİN:
Sadık Albayrak: 0537 240 55 54
Yetkin Aröz: 0532 435 55 32
Seyyit Nezir: 0536 962 12 58
*
İptal Edilen TYS Kongresi’nin Gerekçeli Kararı Açıklandı…
Bkz: https://edebiyatodasi.net/news_detail.php?id=3747
*
TYS Genel Kurulu’nun iptal edilişine ilişkin çeşitli/karşılıklı açıklamalara https://www.edebiyatodasi.com/news_detail.php?id=3702 adresinden ulaşabilirsiniz.
*
491‘e DÖRT!
“Ödüldür; adamın pantolonunu düşürür.”
https://zaferyalcinpinar.com/491dort.pdf
*
Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki yüzüdür 491…
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.
491‘in tüm sayılarını https://zaferyalcinpinar.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.
E-posta: dortdokuzbir@gmail.com


Mtaär
Yerel İllüstratörler 02
07.05.2010 – 06.06.2010
Sergi Açılışı : 7 Mayıs Cuma / 19:00 / Mtaär
Açılış Partisi : 21:00 / Arkaoda (DJ’ler : Deform / Gözen Atila)
Mtaär, açılışının ilk yıldönümünü Yerel İllüstratörler o2 sergisiyle kutluyor!
İlki geçtiğimiz yıl gerçekleşen Yerel İllüstratörler sergi serisi, Türkiye’de illüstrasyon yapan genç isimleri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Serginin ikinci ayağı 7 Mayıs’ta yine Mtaär’da açılacak.
20 genç ve yaratıcı ismin eserlerinden oluşan sergi, illüstrasyon kültürünün Türkiye’deki yansımalarını görmek isteyenler için 6 Haziran’a kadar açık olacak.
Katılımcılar
Sadi Güran, Merve Morkoç, Ufuk Can, Ada Tuncer, Evre Başak Okumuş, Ozan Küçükusta, Şerif Karasu, Gizem Vural, Gökçe Akgül, Elif Yıldız, Berat Pekmezci, Ethem Onur Bilgiç, Yavuz Öztürk, Seher Kış, Sedat Girgin, Ahmet Özcan, Mete Yafet, Sadi Tekin, Zeynep Özatalay, Yasemin Ezberci
Mtaär
Adres : Şair Latifi Sok. 27/A Moda / KADIKÖY
Fotoğraf: İsmail Şahin
*
Görüntüler için bkz: https://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/1-mayis-2010dan-kareler-haberi-27670

BAKINIZ:
https://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/1-mayis-tum-turkiyede-kutlandi-haberi-27674
https://www.ntvmsnbc.com/id/25089075
https://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=136218&kw=Y%FCzbinler+Taksim%27de+
https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=994385&Date=01.05.2010&CategoryID=77
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14585947.asp?gid=373
Peki, 1 Mayıs 2008 nasıldı?
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?p=325
1 Mayıs 1977’de ne oldu?
Bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanl%C4%B1_1_May%C4%B1s
Meydansız’lık nedir?
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/blog/?tag=meydansiz
Bkz: https://zaferyalcinpinar.com/baykusbakisi.html
(…)
“Yeni Sinsiyet” olarak adlandırdığım tutum ve tavırların, 2010 yılıyla birlikte belirginleştiğini, kavramlaştığını ve geniş kitlelere yayıldığını görüyorum. Şimdilerde, garabet ortamının yerini cehalet ortamına bırakmasının ardından, kendine saraylar kurmaya çalışan o “muhteris tipolojisi” kabul görmeye, geçerlik kazanmaya başladı. Hakikatten uzaklaşmış ve -evet- böylesine “kötüleşmiş” bir ortamda “edebiyat” dediğimiz şey, sahici özeliklerini, birleştiriciliğini, canlılığını, yaşamla olan organik bağlarını, evrenselliğini ve tüm şiirselliğini hızla kaybediyor. Yani, fetbazların imtiyaz, gaddarlık ve iktidar yandaşlığı doğrultusunda karakterize olduğu günleri yaşıyoruz artık… Tüm bunlara rağmen, 2010’un Ocak ayında yayımlamaya başladığım 491 adlı neşriyat, ortamdaki mevcut kötülüklerin bende yarattığı hicap duygusundan sıyrılışımın ve tüm bunları elimin tersiyle bir kenara itişimin, yani, verili cehalet ortamını, cehalet tipolojisini kabul etmeyişimin en önemli örneğidir. Diğer örnekler ise “Adabeyi” adlı uzun öykümü yazmaya devam etmem ve yeniden, özenle, sessizliğin dilbilgisini incelemeye koyulmamdır.
Öncesi için bakınız: https://zaferyalcinpinar.com/baykusbakisi.html
Bkz: https://www.ntvmsnbc.com/id/25085957/
Şair Jose Emilio Pacheco, Cervantes Ödülü’ne layık görüldü.
Alcala Üniversitesi’nde düzenlenen ödül törenine giderken Pacheco’nun pantolonu kaydı. Bastonunun bırakan ünlü şair, pantolonunu düzeltti. Pacheco’ya ödülü İspanya Kralı Kral Juan Carlos verdi. Törende Kraliçe Sophia ve Başbakan Jose Luis Zapatero da bulundu.
![]()
Aşağıda bağlantılarını verdiğim “köşe yazarlar”ın çeşitli “köşebaşı yazıları”ndan görülüyor ki Ece Ayhan’ı bilmeyenler, anlamayanlar ve doğru okuyamayanlar Ece Ayhan hakkında konuşmak işine soyunmuş… Zamanında benzer eğilimler Nâzım Hikmet’in ismi üzerinde de denenmişti.
Fakat gerçek şudur ki Ece Ayhan’ın ismini çeşitli çıkarlarına alet edenler, pek bir şey beceremeyecekler, tıpkı Nâzım Hikmet’in ismi üzerinde bir şey beceremedikleri gibi… Bu numaraları artık kimse yemez. Sözkonusu tipolojiye -basitçe- şu söylenebilir:
“Ece Ayhan, her türlü iktidara ve gaddarlığa karşıydı. Bugün, Ece Ayhan’ın adını -çıkar amacıyla- ağzına dolayanlar, müesses gaddarlığın ve müesses ölümün ta kendisidir. Bu tipolojinin en iyi bildiği ve uyguladığı şeyler de şunlardır: Haysiyetsizlik, arsızlık, fırsatçılık, gaddarlık ve -evet- fetbazlık…”
Ben bu tipolojiyi “Yeni Sinsiyet” olarak tanımlıyorum.
Bakınız:
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14461226.asp
https://www.aksam.com.tr/2010/04/19/yazar/17118/atilgan_bayar/ece_ayhan_okuyan_ikinci_basbakan.html
https://www.stargazete.com/pazar/yazar/haydar-ergulen/karasin-ucbeyi-ece-ayhan-257282.htm
Yazar ve şair olamayıp “Kahvaltılık” olanların isimleri şöyle:
Adnan Özer, Ahmet Bilgili, Ahmet Kot, Ahmet Turan Alkan, Alev Alatlı, Altan Tan, Atilla Maraş, Ayşe Kulin, Bejan Matur, Belma Akçura, Beşir Ayvazoğlu, Cahit Koytak, Doğan Hızlan, Ebubekir Eroğlu, Elif Şafak, Etyen Mahçupyan, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Feridun Andaç, Gani Müjde, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, İskender Pala, Kemal Sayar, Kürşat Başar, Leyla İpekçi, Mario Levi, Mehmet Metiner, Mehmet Ragıp Karcı, Muhsin Kızılkaya, Murat Menteş, Mustafa Akyol, Müge İplikçi, Necef Uğurlu, Nur Yaycıoğlu, Rasim Özdenören, Refik Erduran, Roni Margulies, Sadık Yalsızuçanlar, Sait Zerevan, Sefa Kaplan, Selahattin Yaşar, Selçuk Altun, Sevinç Çokum, Şule Yüksel, Turgay Nar, Ülkü Tamer, Ümit Fırat, Vivet Kanetti Uluç, Yavuz Bahadıroğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yılmaz Karakoyunlu, Yıldız Ramazanoğlu…
Kahvaltılıklar‘la ilgili haberlere şu adreslerden ulaşabilirsiniz:
https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/basbakan-yazarlarla-bulustu-haberi-27002
https://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=131956
Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com