Ağu
21
2015
0

Banksy’den Disütopya Sergisi: “DISMALAND”

dismaland3

dismaland4


İngiltere’nin “North Somerset” adlı bölgesinde
Banksy’nin disütopya temalı sıkı sergisi “DISMALAND” açıldı!

Bkz: http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/
banksyden-sira-disi-bir-sergi-parki-dismaland-127041

Bkz: http://onedio.com/haber/banksy-terk
-edilmis-binayi-sergiye-cevirdi-569204
Bkz: http://www.thisiscolossal.com/2015/08/dismaland/
Bkz: http://mashable.com/2015/08/20/banksy-dismaland-vine-tour/


dismaland1

dismaland2


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sokak Sanatı” ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/duvarda adresinden “Gerçeküstü” başlıklı ilgilere ise http://evvel.org/ilgi/gercekustu adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
01
2015
0

“Hakikati Yazmanın Güçlükleri” (Bertolt Brecht)

(…)

Yazar hakikati yazmak zorunda; burası açık; yazar hakikati saklamaya çalışmamalı, onu gizlememeli ve hakikate uymayan hiçbir şey yazmamalı. Güçlülere boyun eğmemeli, güçsüzleri aldatmamalı. Güçlülere boyun eğmemek şüphesiz çok güçtür; güçsüzleri aldatmak ise çok kazançlı bir iştir. Mülk sahiplerinin hoşuna gitmemek demek, ömür boyu mülk edinememek demektir. Harcanan emeğin bedelini ödemekten kaçınan, emeği de yadsır; güçlüler arasında ün kazanmayı geri çeviren ise, bu koşullar altında, hiç ün kazanmaz, hiç övülmez. (…) Şu kişi hakikati dile getiriyor dendiğinde birkaç kişinin ya da birçok kişinin ya da tek bir kişinin başka bir şey söylediği, yalana baş vurduğu, yuvarlak sözler gevelediği anlaşılır. Hakikati söyleyen ise, pratik, somut, yadsınmaz, söylenmesi gereken bir şeyi dile getirmiştir. (…)

(…) Hakikat elle tutulabilir, ölçülebilir, var olan bir şeyse, ona ulaşmak biraz çabayı, araştırmayı gerektiriyorsa, hakikat diye bir şeyi tanımazdan gelirler o zaman; kafalarını bulandıracak hakikate boş verirler. Bunlar, hakikate şöyle bir dokunup geçen bir şeyleri geveleyen, yüzeyde kalmış, derine inmeyen kişilerdir. İşin kötüsü: Hakikatten haberi yoktur bunların.

Her alanda gizlenen, örtbas edilmeye çalışılan hakikati yazmak güç iş olduğundan, birçoğu için hakikatin yazılması ya da yazılmaması yalnızca bir namus sorunundan ibarettir. Hakikati yazmak için bir tek yürekli olmanın gerektiğini sanırlar. İkinci güçlüğü ise hep unuturlar. Bu ikinci güçlük hakikati bulabilmektir. Hakikati bulmanın kolay bir iş olduğunu kimse söyleyemez.

Öncelikle, hangi hakikatin söylenmeye değer olduğunu bulup ortaya çıkarmak, işte bu, sanıldığı gibi kolay değildir. Örneğin, dünyanın en uygar sayılan ülkelerinden biri, günümüzde en aşağılık bir barbarlığın içine batmış durumda. Bu durumu gören herkes, en korkunç, en canavarca araçlarla yürütülen iç savaşın, bir gün, dünyayı belki de bir yıkıntı yığınına çevirecek bir savaşa dönüşeceğini biliyor. Bunun bir hakikat olduğu kuşku götürmez. Ama bunun yanında başka hakikatler de var. Sözgelimi, koltuklar oturmaya yarar, yağmur gökten yağar türünden hakikatler. Bunlar da yanlış değil. Birçok yazar, bunlara benzer hakikatleri yazıyorlar. Bunlar, batmakta olan bir geminin duvarlarına natürmortlar çizmeye çalışan ressamları andırıyorlar. Belirttiğimiz ilk güçlük, onlar için geçerli değil, buna aldırdıkları yok ama vicdanları da rahat. Resimlerini güçlülere aldırmayarak çiziyorlar. Ama ezilenlerin çığlıklarıyla da ilgilenmiyor, bundan etkilemiyorlar. Seçtikleri davranış biçiminin anlamsızlığından kendilerini de etkiliyor, “derin” bir karamsarlığa kapılıyorlar. Karamsarlığa kapılıyorlar kapılmasına ama çok iyi fiyattan satıyorlar karamsarlıklarını; ustalık sıfatının gerçek sahipleriyse bu karamsar sahte ustalara gösterilen ilgiyi görmüyor, ürünlerini satamıyorlar bile. İşte bundan dolayı, bu karamsarların dile getirdiği hakikatlerin, koltuklarla ya da yağmurla ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz hakikatlere benzediğini hemen görmek kolay olmuyor. Kolay olmuyor,  çünkü bambaşka biçimde, sanki önemli hakikatlermiş gibi çıkıyorlar ortaya. Çünkü sanatın, sıradan bir şeyi önemli kılmak olduğu sanılıyor. Ama yakından bakılacak olursa, bu karamsarların sadece şunu söyledikleri anlaşılır: “Koltuk, koltuktur,” ya da «hiç kimse yağmurun gökyüzünden yeryüzüne yağmasını engelleyemez.» (…)

(…) Hakikat, sonuçları için dile getirilmelidir; çünkü hakikatten çıkarılacak sonuçlar, tutumları belirler. (…)

(…) İnsanların içine düştükleri kötü durumlar konusundaki hakikatler yazılmak isteniyorsa, önce o durumları yaratan önlenebilir nedenler ortaya çıkarılmalıdır. Ancak önlenebilir nedenler ortaya koyulduktan sonra kötü durumlarla savaşılabilir. (…)

(…) Çağımızda da halk yerine sınıflar, toprak yerine mülkiyet sözcüklerini kullanan kişi, birçok yalana aracılık etmekten kurtulur. O sözcüklerin (değiştirilmesi gerekenlerin) kişiyi uyuşturucu, tembelleştirici, yani mistik özelliklerini ortadan kaldırmış olur. Halk sözcüğü, belirli bir birliği ifade ediyor ve ortak çıkarları akla getiriyor; bu nedenle bu sözcük, yalnızca birden fazla halkın söz konusu olduğu durumlarda kullanılabilir, çünkü ancak o durumlarda çıkarların ortaklığından söz edilebilir. Bir toprak parçası üstünde yaşayan sınıfların çıkarları ise farklıdır ve genellikle de bu çıkarlar birbirleriyle çelişir; işte bu hakikat hep gizlenmeye çalışılan bir hakikattir. Toprak deyip de, tarlaları anlatan, tarlaların kokusunu ve rengini uzun uzadıya dile getirerek burun ve göz zevklerine seslenen yazar, egemenlerin yalanlarını desteklemiş olur; çünkü söz konusu olan ne toprağın verimliliğidir, ne de insanlardaki toprak sevgisi ve çalışkanlıktır; gerçekte önemli olan, tahıl fiyatları ve tarlada çalışanın emeğine ödenen ücrettir. Topraktan kazanç sağlayanlar, kızgın güneş altında buğday üretenler değildir; toprak kokusunu tanıyan yoktur borsalarda. Borsaların kokusu bambaşkadır. (…)

Bertolt Brecht, 1935


 

“Hakikati Yazmanın 5 Güçlüğü” başlıklı işbu yazının tam çevirisi, O. Duru’nun (1975 yılındaki)  ve Mehmet Tim’in (1977 yılındaki) özet çevirilerinden faydalanılarak Gülseren Işıklı tarafından gerçekleştirilmiştir. Yazının tam metnine http://issuu.com/karazindergi/docs/karazin2/5?e=15698668/11540310 adresinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca bkz: http://www.sanatcephesi.org/SC/168/hakikati_yazmada_bes_gucluk/

May
24
2015
0

Konferans: “On Yedi Çelişki ve Kapitalizmin Sonu” (David Harvey)

harveyafis

26 Mayıs 2015, 17:30
Mimar Sinan G. S. Ü.
Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu


Ayrıntılı program için: http://www.selyayincilik.com/duyuru.asp?id=58


Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Nis
12
2015
0

Göğe Uzanan Bir İşgal Gökdeleni: “Torre David”

gogeuzanan2

kot0.com taifesinden Gupse Korkmaz, ilginç bir konuyu bulmuş, incelemiş: Venezuela-Caracas’ta bir işgal gökdeleni… “Göğe Uzanan Bir İşgal Evi” başlıklı yazının tam metnine http://kot0.com/goge-uzanan-bir-isgal-evi-torre-david adresinden ulaşabilirsiniz.

gogeuzanan1

Oca
03
2015
0

Thomas Piketty, Legion d’Honneur unvanını reddetti.

tpiketty

“21’inci Yüzyılda Kapital kitabının yazarı Fransız iktisatçı Thomas Piketty, Fransa’nın en bilindik madalyası olan Legion d’Honneur’ü (Onur Lejyonu) “Devletin görevi kimin onurlu olduğunu belirlemek değil” diyerek reddetti.”

Bkz: http://haber.sol.org.tr/dunya/thomas-piketty-legion
-dhonneuru-reddetti-104385

Bkz: http://zete.com/thomas-piketty-legion
-dhonneur-nisanini-reddetti/

Bkz: http://onedio.com/haber/fransiz-ekonomist
-piketty-legion-d-honneur-u-reddetti-429277


Kas
19
2014
0

E-Kitap: “Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme” (Ulus Baker)

ulusbaker

“Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme”
Ulus Baker

Kendi Yayınları, Ekim 2014
Bkz: http://goo.gl/vgkeSi

*


Hamiş: EVV3L kapsamında yayımlanan “E-Kitap” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/e-kitap adresinden ulaşabilirsiniz.

Eki
25
2014
0

Kamusal İnsanın Çöküşü ve Yeni Kapitalizm Kültürü

Richard Sennett’ın çalışmalarını “Sosyoloji’de Yakın Dönem Gelişmeler” çerçevesinde ele alan derli toplu -ve önemli- bir yazıya http://sozriko.blogspot.com.tr/2014/10/richard-sennett.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Eyl
24
2014
0

Büyük Yolculuk’tan…

(…)

calisma

(…)

Jorge Semprun
“Büyük Yolculuk”
Çev: Nedim Gürsel, 2. Baskı, 1985, Can Yay., ss.158-159

Eyl
16
2014
0

Kavga

kavgayı
“insan olmak”
üzerinden yapacaksak
sen beni döversin sevgilim

Tekin Deniz

Ağu
11
2014
0

Fragman: Kapitalizmin Yarattığı “Cehennem”

Bağımsız Sinema Merkezi, “Kapitalizmin Yarattığı Cehennem” filminin fragmanını yayınladı. – See more at: http://www.bagimsizsinema.org/cehennemin-fragmani-yayinlandi/#sthash.4dldcciM.dpuf
Bağımsız Sinema Merkezi, “Kapitalizmin Yarattığı Cehennem” filminin fragmanını yayınladı. – See more at: http://www.bagimsizsinema.org/cehennemin-fragmani-yayinlandi/#sthash.4dldcciM.dpuf

“Red!” ve “Artık Yeter!” adlı çalışmalarıyla tanınan
Bağımsız Sinema Merkezi’nin “Cehennem” adlı yeni belgesel fragmanı yayınlandı.
Bkz: http://www.bagimsizsinema.org/cehennemin-fragmani-yayinlandi


Tem
20
2014
0

Futuristika: “Manifestolar, akımlar, yazarlar üzerine…” (Gilles Deleuze)

Futuristika taifesi, Gilles Deleuze’den çok önemli bir uzgörü paylaşmış; Deleuze’ün 1977’de işaret ettiği tehlikelerin bugün tam da ortasındayız, içinde yüzüyoruz diye düşünmeden edemiyor insan(lık)… Bkz: http://www.futuristika.org/gilles-deleuze-manifestolar-akimlar-yazarlar-uzerine/

Uzunca bir süredir edebiyat ve hatta diğer sanatlar, ‘ekoller’ halinde örgütleniyorlar. Ekoller ağaç-görünümlü yapılardır.. Ve daima dehşet vericidirler: her zaman hep bir Papa, manifestolar, temsilciler, avangardist  bildiriler, mahkemeler, aforozlar, küstahça ani politik döneklikler ortalıkta arz-ı endam eder.. Ekollerin en kötü yanları, (bunu çoktan hak etmiş) müritlerinin kısırlaştırılması değildir yalnızca, kendinden önce ve kendileriyle birlikte varolan her şeyi ezip boğmaları ve yok etmeleridir- Sembolizm 19.yüzyıl sonundaki o müthiş zengin şiirsel hareketi nasıl boğduysa, Sürrealizm uluslararası Dada hareketini nasıl ezdiyse…Artık bir ekolden olmak için bir bedel ödenmiyor fakat ekoller kapkaranlık bir örgütlenmenin faydasına çalışıyor: bir nevi marketing yani çıkarların, kârın, menfaatin oynaklığı.. Ve artık kitaplarla hiç bir alaka tesis edilemez, ama gazete makaleleri, televizyon programları, tartışmalar, gizli oturumlar, varlığı gerekli bile olmayan kitaplar üzerine yapılan yuvarlak masa toplantılarına kayar bu ilgi. Bu acep Mc Luhan’ın kehanet ettiği ‘kitabın ölümü’ müdür? Burada karşımızda karmakarışık bir fenomen duruyor: her şeyin ötesinde sinema ve belirli boyutta gazete, radyo ve televizyon, yazarlık işlevini sorgulamada güçlü öğeler olmuşlar ve artık yazarlığa duhul olmayan -en azından potansiyel olarak- yaratılıcılıkları  ortaya çıkarmışlardır.

Fakat yazının kendisi, yazar işlevinden kendini kurtarmayı öğrendiği ölçüde yazı kendisini periferide yeniden kurar ve radyo, televizyon, gazete ve hatta sinema (cinéma d’auteur)  karşısında itibarını yeniden kazanır. Aynı zamanda gazetecilik, gündemi ve olayı gittikçe artan bir şekilde yarattığı mühletçe gazeteci kendisini yazar olarak bulur ve itibardan düşmüş bir işleve (yazarlığa) hakikatini iade eder. Basın ve kitap arasındaki güç ilişkileri bütünüyle değişmiştir, yazarlar ve aydınlar gazetelerde çalışmaya başlamışlar ya da bir tür kendi kendilerinin gazetecileri olmuşlar, mülhakatçıların, mülahazacıların, sunucuların-programcıların uşakları haline gelmişlerdir: yazarın gazetecileşmesi; el etek öpen yazarı bu hale getiren radyo ve televizyonların soytarılık numaraları. Dolayısıyla bugün eski moda ekoller ‘marketing’in imkanlarıyla yer değiştirmiştir. Bu yeni durum André Scala tarafından çok iyi bir şekilde tahlil edilmiştir. Yani sorun yalnızca yazmak için değil; ama ayrıca sinema, radyo, televizyon, ve hatta gazetecilik için yaratıcılık ve üretkenlik mefhumlarını daima yenilenen bir yazarlık mefhumundan kurtarmaktan mürekkeptir. Bunun yazar için mahzuru, kurulu iktidarda, baskın anlamlar dizgesinde, bütün bu üretilmiş söylemlere tabi olan sözcelemlerin öznelerini biçimlendirmek, kendini tanıtmak ve onaylatmak, bir başlangıç ve hareket  noktası yaratmaktır: “(muktediratımda) Ben…olarak”. Yaratıcılık mefhumu bundan bütünüyle ayrıdır; ağaç-görünümlü değildir, rizomdur (köksap), onaylanan-kabul görenin tamamen dışındadır: Aralıklarda, arakesitlerde, kesişen çizgiler, tam ortada kesişen noktalar boyunca ilerler: Özne yoktur, fakat kolektif olarak düzenlenmiş bir sözcelem vardır; belirteçler yoktur yerine müzik-yazı-kuram-ses-görüntü ve onların yansımaları birbiri içine geçmeleriyle hareket eden bir topluluk-kolektifte vardır. Orada bir müzisyenin yapıp ettiği başka bir yerde bir yazarın işine yarayacaktır, bir bilim adamı bütünüyle farklı bir rejimi harekete geçirir, bir ressam bir fırça darbesiyle bir sıçramaya neden olur: Bu ilgi alanları arasındaki karşılaşmalar değildir yalnızca her ilgi alanı kendi içinde karşılaşmalar üretmiştir: tüm bu perde aralıkları (intermezzolar) yaratımın kendisidir. Bu, ortak bir projede ne konunun uzmanlarının aralarındaki bildik bir tartışma ne de önceden tasarlanmış bir tür disiplinlerarası konuşmadır. Şüphesiz yeni marketing ve eski ekollerin bizim bütün bu olanaklarımızı tüketmeye güçleri yetmeyecektir; her şey kendini yeniden başka bir şekilde kuruyor, yeniden başka bir yerde üretiyor. Konuşturulmayanların, susturulanların dilsizliği  ve yaratıcılık arasındaki bu bağları kuracak, üretim gruplarını harekete geçirecek, gazeteler, televizyonlar ve radyoların uşağı olmayı reddedecek aydınlar, yazarlar ve sanatçıların bir yasası olmalı. Bu asla zavallılar, kurbanlar, işkence ve zulüm görenler adına konuşmak değildir, bütün bu şeylerin ötesinde yaşayan bir çizgi, kırık bir çizgi yaratmaktır. Ne olursa olsun en azından aydınların dünyasında, ekol yaratan bir yazar olmak isteyen ya da narsistik filmleri, röportajları, yayınları ve ruhi durumlarını-şimdiki utançlarını- dayatan ‘marketing’e duhul olmuş ya da tüm bunların hayalini kuran, hayal etmeyip bizatihi yapan yazarları ayırt etmek, işaret etmek gereklidir. Usta ya da mürit olarak aydın, orta sınıf ya da kıdemli bir memur olarak aydın: işte karşımızdaki iki tehlike budur… (1977)

Gilles Deleuze
Çev: Ege Berensel

Tem
10
2014
0

LE KAPİTAL 2.0: Bir Piketty Eleştirisi (Can Başkent)

“Thomas Piketty’in orijinal Fransızca edisyonu 2013’te, daha çok ses getiren İngilizce edisyonu 2014’te yayınlanan “21. Yüzyılda Anapara” (Le Capital au XXIe siècle) adlı kitabı, gelir dağılımındaki adaletsizlik ile anapara ve servetten elde edilen gelirin yüzyıllar boyunca nasıl arttığı gibi günümüzün sosyopolitik yapısını bilfiil ilgilendiren sorunları analitik bir şekilde inceleyerek berraklaştırmaya ve basitleştirmeye; getirdiği çözüm önerileriyle de bu basitliği muhafaza etmeye çalışan kapsamlı bir kitap.”

Can Başkent’in eleştirel yazısının tam metnine http://canbaskent.net/politika/108.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Tem
08
2014
0

Bilişsel Uyum Mekanizmaları-1 (Nikos A. SALINGAROS)

(…)Solomon Asch (Asch, 2003; 2004), bir kişinin, akranlarının baskısı nedeniyle, kendi algılarına güvenmemeye ve bunun yerine yanlış bir inanışı benimsemeye hazır olduğunu bir dizi klasik deneyle göstermiştir. Deneylerden birinde denekler taraflı bir grup görüşüyle tutarlı bir biçimde yanıltılırlar. ve bir çizginin diğerine göre uzunluğunu daima yanlış bildirirler. İnsanlar, her ne olursa olsun, çoğunluğun görüşünü benimserler. Grup inanışına uyum, kişinin kendi duyum organlarından güçlüdür. Tabii, bu deneylerde grubun diğer üyeleri özellikle seçilmiş ve denekleri kasten yanıltmaları istenmiştir, ama deneklerin uzunluklarını karşılaştırmaları istenen çizgiler arasındaki fark herkesin rahatlıkla görebileceği kadar açıktır. Stanley Milgram bu uyum sağlama etkisini doğrulayan farklı deneyler gerçekleştirmiş (Milgram, 1961) ve ardından, daha da geliştirilmiş bir kurgu ile bu ilk bulguların kapsamı genişletilmiştir (Berns vd., 2005).

Sözde anketçilerin birtakım düzmece sorulara gayet açık ve net yanıtlar almaları, otorite algısı ve uyum baskısının yanılgıları nasıl geçerli kıldığını göstermiştir. Öğrenciler hayali yerlerle, olmayan yasa maddeleriyle, varolmayan siyasetçilerle ilgili soruları seve seve cevaplandırmışlar; hatta, o hayali yerlerin yolunu tarif ettikleri bile olmuştur (Prasad vd., 2009). Soruları cevaplandıran kişiler, varsayılan bir otoritenin soru sorma eylemini (bu sözde anketçiler yasal bir iş yaptıklarından kuşku duyulmamasını sağlayacak her şeyi hazırlamışlardır) yanlış algılamışlar ve o otoriteyi sorgulandıkları konuların gerçekten varolduğuna kanıt olarak değerlendirmişler. Bunlar, daha da ileri giderek, konulardan habersiz kalmış duruma düşmemek ve dolayısıyla herkesin paylaştığı bilgilere sahip olmadıklarından “grup” dışı görünmemek için, hayal ürünü açıklamalar uydurmuşlar. Bir başka araştırmada, yetişkin kişilerin öğrencilik yıllarında deri üzerinde yaptıkları bir tıbbi deneyle ilgili bazı ayrıntıları hatırlamaları istenmiş (Mazzoni & Memon, 2003). Böyle bir deney asla gerçekleşmemiş olduğu halde, denekler bu hayali deneyle ilgili ayrıntılı ve inandırıcı anılar uydurmuşlar.

(…)

II. Dünya Savaşı sonrası Stanley Milgram, hazırladığı deneylerle, savaş sırasında yaşanan vahşeti izah etmek için psikolojik bir temel keşfetmeye çalışmıştır. Araştırmacılar bu deneylerde sıradan, aklı ve zekâsı yerinde insanları, kendilerine emredildiği zaman çok kötü şeyler yapıp yapamayacaklarını görmek için, tereddütlü durumlara sokarlar. Sonuçlar korkutucudur: Evet, tamamen normal insanlar canavarlara dönüştürülebilir. Bu çok zor bir şey değildir. Deneklerin verilen emirlere uyarak çok feci şeyler yapmaları için, onları yetkili kılan sözde bir güç sistemi yeterlidir.

Milgram’ın deneylerinde bazı kişilere öldürücü düzeyde elektrik şokları vermeleri deneklere emredilir, onlar da bu emre uyarlar (Milgram, 2004). Şok verme eylemini gerçekleştiren denekler aslında elektrik akımının kesik olduğunu bilmezler ve kendisine şok verildiği zannedilen kişi de şokun etkisiyle çığlık atma rolü yapan bir oyuncudur. Aslına bakılırsa bu deneyden, yüzeysel bir değerlendirmenin ötesinde çok daha korkunç sonuçlar çıkar. Denekler bunların üniversite ortamında gerçekleştirilen laboratuvar deneyleri olduğunu biliyorlardı ama yine de insan ahlakının temel unsurlarına aykırı emirlere itaat etmişlerdi. Gerçek hayatta ise emirleri veren güç sistemi çoğu zaman deneklerin yaşam hakkını da elinde tutar ki bu, emirlere karşı herhangi bir itirazda bulunma olasılığını çok çok azaltır. Milgram’ın bu klasik deneyleri onlarca yıl sonra da yinelenmiş ve ne acıklıdır ki, benzer sonuçlar elde edilmiştir (Burger, 2009).

(…)

Uyum sağlama mekanizması, insanları yanlış bilgileri ve irrasyonel inançları kabullenmeye yönlendirir; ve bu aynı mekanizma, normal bir insanın, akranlarının baskısıyla ya da varsayılan bir otoritenin doğrudan emirleri doğrultusunda diğer insanlara çok feci şeyler yapmasına neden olabilir. Bütün bu birbirleriyle ilintili ama ayrı ayrı eylemlerde, bizim o çok umut bağladığımız özdenetim yeteneğimiz erir kaybolur. İnsanlar bir grup inancını benimsemeden önce oturup düşünmezler; kanıtları önlerine koyup, o inancın arkasındaki mantığın tutarlı olup olmadığını sorgulamazlar, tıpkı bir reklamda izlediklerini kabullendikleri gibi benimserler. Yetkililer ya da toplum, utanç verici bir eylem gerçekleştirmelerini talep ederse onlardan, genel ahlak kuralları ve şefkat duygusunun kazandırdığı bilincin yansıması olan öz ahlaki değerleri bir çırpıda silinir. (…)

Nikos A. SALINGAROS
“Bilişsel Uyumsuzluk ve Uyumsuz Mimari: Doğruları Yadsımak İçin 7 Taktik”
Çev: Yavuz Oymak, DOXA, Ocak 2014, Sayı: 11, ss. 101-104


Ayrıca bkz: http://evvel.org/dogrulari-yadsimak-icin-7-taktik-nikos-a-salingaros

Haz
07
2014
0

Önemli Değerlendirmeler / Bahar 2014 / Alain Badiou, Slovaj Žižek

Slavoj Žižek (6 Mayıs 2014)

“Süpergüç-sonrası kapitalist dünya düzenini kim denetleyebilir?
Bkz: http://yersizseyler.wordpress.com/2014/05/09/superguc-sonrasi-
kapitalist-dunya-duzenini-kim-denetleyebilir-slavoj-zizek/


Alain Badiou (23 Nisan 2014)

“Şimdiki bir zaman yenik sayılır – kalabalık kendini ilan etmezse”
Bkz: http://yersizseyler.wordpress.com/2014/04/23/simdiki-bir-zaman-
yenik-sayilir-kalabalik-kendini-ilan-etmezse-alain-badiou/


Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “3. Dalga” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/3-dalga adresinden ulaşabilirsiniz.

Haz
05
2014
0

Neoliberal Öznel İmgelerin İki Katmanlı Reddi

(…)

Nüfusun çoğunluğu açısından ekonomik bir özneye dönüşme (“insan sermayesi”, “kişisel girişimci”), sanki bütün bunlar bir şirketin nihai kâr-zarar hanesinin bir parçasıymışçasına, maaş ve gelirlerdeki azalma, iş güvencesizliği, işsizlik ve yoksulluğu yönetme talebinden öte bir şey değildir. Ve kapitalizm, tekrarlanan “finansal” bozgunların yarattığı krize daha da battıkça, giderek artan oranda bilgi ve veri toplumu ile görkemli özneleştirmelerine (bilişsel işçiler, simge manipülatörleri, mücadeleci yaratıcılar ve kazananlar) dair retoriğini terk etmektedir. Kriz, borcu ve boyun eğdirme kiplerini, yani borçlu insanı öne çıkarır.

Kredi ve finans aracılığıyla herkesin zenginleşeceğine dair vaatler bir kez çökünce, geriye kalan tek politika sadece kreditörlerin, yani sermaye “varlıklarının” sahiplerinin korunması olur. Özel mülkün merkezîliğini onaylamak adına, “üretim” ve “öznellik üretimi” arasındaki bağlantı, borç ve borçlu insan temelinde oluşturulur. Borç ekonomilerinde, sermaye her zaman bir özneleştirme noktası işlevi görür; ancak bu, yalnızca bazılarını “kapitalistler”, ötekileri “işçiler” olarak değil, aynı zamanda “kredi verenler” ve “borçlular” olarak imlemek amacıyla yapılır. Borçlu insanın negatif bir özneleşme süreci tecrübe ettiği açıktır; borçlu insan -sürekli peşlerinde koşulsa da- bilgi, etkinlik ve hareketlilik akışlarının, salt baskıcı ve geriye giden bir özneleştirmeye vardığı bir durumun semptomudur. Bu artık bir yenilikçilik, yaratıcılık, bilgi veya kültür meselesi değil, vergi vermeyi reddederek “refah devleti”nin faydalarından cömertçe beslenen sermaye sahiplerinin toplumun diğer kesimlerinden “ayrılması” meselesidir. Bunun sonucunda, üretim kavramının çok net olmasından, “finansal krizin” sırf ekonomik bir kriz değil; aynı zamanda her bireyi bir iş sahibi, bir işletme, bir hissedara dönüştürmeyi arzulayan ve ABD’de ipotek teminatlı menkul kıymetlerin çöküşüyle mutlak bir başarısızlığa uğrayan neoliberal yönetişimin bir krizi olduğu sonucu çıkarılabilir. Ekonomik başarısızlık ile iş sahibi, hissedar ve girişimcinin öznel imgelerinin üretimindeki başarısızlık arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu başarısızlıkların kökeni, neoliberal öznel imgelerin iki katmanlı reddinden kaynaklanır: “insan sermayesi”ne dönüşmenin reddi ve krizle birlikte “borçlu insan”a dönüşmenin reddi.

(…)

Maurizio Lazzarato
“Mevcut Krizde İtaatsizlik ve Politik Özneleştirme”

Çev: Nâzım Hikmet Richard Dikbaş


İşbu yazının tam metnine http://saltprogramlar.blogspot.com.tr/2014/06/mevcut-krizde-itaatsizlik-ve-politik.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
12
2014
0

Sanal Dünya Sokağı Dolduruyor (Foti Benlisoy)

Paolo Gerbaudo, “Twitler ve Sokaklar” adlı kitabında, Facebook ve Twitter kullanımının yeni eylem biçimleri ile sosyal medya arasındaki ilişkisini irdeliyor. Foti Benlisoy’un işbu kitap hakkındaki önemli yazısına http://kitap.radikal.com.tr/Makale/sanal-dunya-sokagi-dolduruyor-395473 adresinden ulaşabilirsiniz.

Nis
04
2014
0

Sergi // “Öğrenilmiş Çaresizlik: Otorite, İtaat ve Kontrol Üzerine” // 10 Nisan-24 Mayıs 2014 (Begsen & Bergsen Galeri)

Öğrenilmiş Çaresizlik: Otorite, İtaat ve Kontrol Üzerine sergisi Begsen & Bergsen galerisinde 10 Nisan’da başlıyor. Işın Önol’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, farklı disiplinlerden gelen Fatih Aydoğdu, Burçak Bingöl, Teresa Henriques, Olivier Hözl, Berat Işık, Gözde İlkin, Julia Oldham, Pınar Öğrenci, Yasemin Özcan, Sevim Sancaktar, İrem Tok, Pınar Yoldaş ve Maja Vukoje‘nin ortak ürünlerinden oluşuyor. Sanatçılar insanların kendilerine dayatılan eğitim, aile , din, politika, kent yapılanması, cinsiyet ve medya gibi manipulatif normlara karşı çaresizliğini anlatıyor. Gayrettepe’de bulunan Bergsen & Bergsen galerisinde sergiyi 24 Mayıs’a kadar ziyaret edebilirsiniz. (Basın Bülteni’nden…)

 

Mar
16
2014
0

Bir “Toplumsal Mühendislik” Öyküsü (Cenk Saraçoğlu)

Sosyolojik açıdan tüm boyutlarıyla ele alınmış ve uzun süredir bize zarar veren, maruz kaldığımız “toplumsal mühendislik” faaliyetlerine ilişkin çok sıkı bir yazı… Cenk Saraçoğlu tarafından  kaleme alınmış. Yazının tam metnine http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akp-doneminde-insan-bir-toplumsal-muhendislik-oykusu-haberi-89388 adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
15
2014
0

Sansürsüz İnternet Temel Bir İnsan Hakkıdır!

Sansürsüz İnternet için; “Kullanıcı Hakları Bildirgesi”

  1. İnternet’e erişim temel bir haktır.
  2. Devlet gerekli yasal düzenlemeler ve icra organlarıyla bu hakkı güvence altına almakla yükümlüdür.
  3. İnternet’e erişim için gerekli olan altyapı teknolojilerinden, mümkünse ücretsiz ya da olabilecek en az bedeller karşılığında faydalanabilmek herkesin hakkıdır.
  4. Ulusal/fiziki sınırların olmadığı, evrensel bir ortam olan internette kullanıcılar, hiç bir sınıfsal, ulusal, kültürel, cinsel, dinsel vb. ayrımlar gözetilmeksizin eşittirler.
  5. İnternet’in etkin bir biçimde kullanılabilmesi için gerekli güncel bilgileri temel eğitim sisteminin bir parçası haline getirmek bir kamu sorumluluğudur.
  6. İnternet için kurulan altyapılar şeffaf olmalıdır. Bu sistemler için kullanılan donanımsal/yazılımsal teknolojiler ile bu yapıları kuran/işleten, özel/kamusal kuruluşlar kullanıcıların denetimlerine açık olmalıdır. Şeffaflık yurttaşın temel hakkı, kamusal düzenleyici ve hizmet sağlayıcıların ödevidir.
  7. Kullanıcıların seçimlerine saygı, İnternetin hem sosyal açıdan hem de teknik açıdan özgürce gelişebilmesi için ağ tarafsızlığı, altyapı ve hizmet sağlayıcılar için zorunlu bir ilkedir. Ağ tarafsızlığı, altyapı ve hizmet sağlayıcılarının farklı içerik ve uygulamalar arasında ayrımcılık yapamayacağı anlamına gelir. Ayrıca kullanıcının her ekipmanı, içeriği ve hizmeti, hizmet sağlayıcının herhangi bir müdahalesi olmadan kullanabilmesini mümkün kılar. Tarafsız internet erişimi her kullanıcının hakkıdır.
  8. İnternet bugün, düşünce ve ifade özgürlüğünün gerçekleştiği öncelikli iletişim alanı haline gelmiştir; aynı şekilde, müdahale edilmeden, sansürlenmeden bilgi edinme ve haber alma hakkının özgürce kullanılabildiği en önemli platformdur. Dahası, internet herkesi bir yayıncı haline getirmekte, bu yönüyle iletişimi demokratikleştirmekte ve kamu yararının ortaya çıktığı ayrıcalıklı iletişim ve etkileşim platformuna dönüşmektedir. İşte bu yüzden, internetin evrenselliği, bütünlüğü, açıklığı ve çok sesliliği korunmalıdır.
  9. İnternet insani etkileşim ve sosyal ilişki için temel bir platform haline gelmiştir. Bu durum, internet erişimini en az seyahat özgürlüğü kadar temel bir insan hakkı haline getirmektedir. Bugün bir insanın seyahat özgürlüğü engellenemeyeceği gibi, internet erişimi de engellenemez.
  10. İnternet, sadece bir iletişim alanı değildir; o bir etkileşim alanıdır. Bu da interneti örgütlenme özgürlüğünün asli parçası haline getirmektedir. İnternet bugün insanların örgütlenmek, demokratik bir biçimde katılımda bulunmak, tepki ve protestolarını demokratik bir biçimde ifade etmek için kullandıkları en önemli platform haline gelmiştir. Bu yüzden internete erişim hakkı, örgütlenme hakkının asli bir parçasıdır ve kısıtlanması demokratik hakların ihlali demektir.
  11. İnternetin gayri-merkezi, tarafsız, sınır-aşan ve etkileşimli doğası, onu düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün asli parçası kılmaktadır. İnternete devlet denetimi ve gözetimi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerdir. Özgür ve sınırsız bir İnternet her kullanıcının hakkıdır. İnternet erişim hakkının korunması, temel haklar olan düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün korunmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Dünyayı izleyebilen, kendi adına seçimler yapabilen geniş görüşlü fertler olabilmek için sınırsız ve özgür internet erişimi elzemdir.
  12. Düzenleyici yasalar, sansür ve yasakları değil, hak ve özgürlükleri öncelemelidir. Suçla mücadele, çocuk ve aileyi korumak, terörizm gibi konjoktürel, muğlak, evrensel olmayan sebeplerle gerçekleştirilen erişim engellemeleri, kelime yasakları, merkezi filtrelemeler vb. yasak ve yaptırımlar sansürdür. İnternet’te sansür İnternet kullanıcılarının bilgiye erişim hak ve özgürlüğünü ihlal eder. Sansürsüz İnternet her yurttaşın hakkıdır.
  13. İnsanlar şeffaf yasal zorunluluklar olmadığı sürece İnternet ortamındaki faaliyetleri nedeniyle kimliklerini açıklamaya zorlanamazlar. Anonim olmak her kullanıcının hakkıdır. Temel bir hak olan mahremiyet hakkı internet üzerinde yasal güvence altında olmak zorundadır.
  14. İnternet kullanıcılarının kişisel verilerinin gizliliği esastır. Kullanıcılar, bu verilerinin hangi amaçlarla toplandığı ve nasıl kullanıldığını bilmek, buna itiraz etmek, kişisel verilerinin silinmesini, yok edilmesini istemek hakkına sahiptir.

Bkz: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Kullanıcı_Hakları_Bildirgesi

Ara
05
2013
0

“İnsan tektir, hürdür. Dizginlenmemelidir” (Ali İsmail Korkmaz)

“soL gazetesinden Elif Örnek ‘in haberine göre eşyaların arasından, Ali İsmail’in imzası bulunan ve el yazısıyla kaleme aldığı “Her düzen kendi isyancısını oluşturur” başlıklı bir yazı çıktı. Ağabey Gürkan Korkmaz’ın “Bir ödev için hazırlamış olabilir, belki de sadece düşüncelerini ifade etmek istedi” dediği yazıda Ali İsmail, düzeni konuşarak, tartışarak ve nihayetinde anlaşarak değiştirenlerin olmadığından bahsediyor.”

Ali’nin yazısının tam metnine http://www.baskahaber.org/2013/12/ali-ismail-korkmaz-bilinmeyen-bir-yazs.html adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Ara
01
2013
0

Deneysel Toplumsal Organizasyon Modelleri

(…)

tarama0005(…)

Gökhan Kodalak
“Gezi ve Yeni Çevre Tahayyülleri”
Direnişi Düşünmek (2013 Taksim Gezi Olayları), Monokl Yay., 2013, s. 131

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel