Oca
31
2012
0

“Görüntünün Morfolojik Metaforu” (Necmi Karkın)

(…) Görme nesnesine, algıda yapılan estetik müdehale onun natürel varlığını, zihinsel süreçler içinden geçerek alışılmadık ya da ütopik gerçeğe dönüşecektir. Natürel olan nesne, dışını sarmalayan hava dokusu ve uzamıyla birlikte algılama kavramı içinde kendini somutlayacaktır. Görüntüye yapılan estetik müdehale, bireyin içsel reaksiyonlarına göredir. Görüntünün anlamını sorgulamak üzere yaptığımız yapısal değişim maddenin sanat için yeniden çoğaltılması ya da yalıtılmasını gerektirir.
Sanat, bilince biçim kazandıran görüntüye tanık olma aracı olarak, tekil olanın nesnelliğe açılımıyla insanlık bilincinin biçimsel dramını sahneleyebileceğimiz bir alandır. Bu alan her çağda insanın içkin olan yapısal çelişkilerini çözümleyen tinsel tasarımı, seyredebileceğimiz görüntülere dönüştürür. (…)

Necmi Karkın
“Sanatta Anamnesis Sarsıntıları”, De Ki Yay. 2009, s.71

Oca
31
2012
0

Şiirsel Yük

(…)
Nâzım Hikmet’in önemi şurda: Bir devrim düşüncesini toptan üstlenmiş ve sonuna kadar götürmek cesaretini göstermiştir. Öte yandan şiirinde -anlatımında, kullandığı imgelerde, dil tutumunda- düşüncesinin, hayatının, varoluşunun karşılığını bulmuştur. Başka şairlerde görmeye alıştığımız, düşüncenin süs ve biçim olarak, iğreti olarak serpilişi, fikrin biçim cilveleri ve anlam oyunları halinde kalıp sırıtışı yoktur onda. Düşünce biçimsel olarak değil, yapısal olarak yerleşir Nâzım Hikmet’in şiirine. Tümdengelmez onda düşünce. Daha çok hayatın verilerinden çıkışını yapar. (…)
Nâzım Hikmet şiirini hayatıyla tam doğrulamış bir şairdir. Ama daha önemlisi, hayatını şiiriyle eksiksiz bir planda doğrulamayı da bilmiştir. Siyasal tutumdaki birçok şairin aksine, devrim düşüncesiyle şiirsel yük müthiş bir bütünlenme içindedir onda. Ve bu bizim şiirimizde Nâzım Hikmet’e kadar rastlanmayan, dünya şiirinde de seyrek rastlanan bir özelliktir. Şiirsel onur yiğitlik tavrıyla bir arada gider Nâzım Hikmet’te. Şiirin en büyük deneylerinden biri.

Cemal Süreya
“Yazdık Nâzım Nâzım Diye”, Haz: Zühtü Bayar, Günel Altıntaş, Soyut Yay., Mayıs 1974, s.30

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Nâzım Hikmet ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Oca
31
2012
0

Gerçekliğin yalnızlık Yanılsaması

Sanatsal gerçekliğin belirlenmesinde bizi yanılsamaya götüren nedir? Bizi buna sorumlu kılan şey, tekil ve öteki belirlenimler değil, yalnızlık kavramının belirlenişine neden olan gerilim noktalarıdır. (…)
“Her şey yitirildiği için, her şeyin yeniden var edilmesi gerekir çoğu zaman” diye Baudelaire’yi, gerçekliği garanti eden her yeni imaj türünü benimsemek suretiyle ve bunun kesinlikle gerçeğin imajı olmadığının başkaları tarafından deklare edilmesine olanak vermeden sanattaki gerçekliğin idollerini yaratarak onaylayabiliriz.
(…)

Necmi Karkın
Artist Dergisi, Mart 2007

Oca
30
2012
0

Yazmak…

Aralıksız yazmak, toprağı kazmak gibi yorar insanı. (Robert Walser)

*

Oca
30
2012
0

“Sabahattin Ali” Sergisi (3 Şubat- 3 Mart 2012)

3 Şubat- 3 Mart 2012
Caddebostan Kültür Merkezi (CKM)

Küratör: Sevengül Sönmez

“Sergi, Türk edebiyatının en büyük yazarlarından Sabahattin Ali’nin yaşamöyküsüne eşlik eden fotoğraflar, belgeler ve eşyalardan oluşmaktadır. Kısa yaşamına çok sayıda eser sığdıran, eserleriyle önemli değişiklikler yaratan Sabahattin Ali edebiyatın dışındaki diğer sanat dallarıyla da yakından ilgilidir. Sinema, tiyatro, opera, resim ve özellikle de fotoğraf onun edebiyatında da oldukça etkilidir. Hem fotoğraf çekmeyi, hem de çektirmeyi seven Sabahattin Ali’den geriye kalan fotoğraflar, sadece onun yaşamına değil, Cumhuriyet’in 10. yılından sonraki Türkiye’sine de tanıklık etme fırsatı veriyor.

Ailesi tarafından oldukça zor koşullara rağmen saklanan kişisel belgeleri, mektupları, eserlerinin müsveddeleri vb. de onun edebiyat serüvenine kılavuzluk etmekte, aynı zamanda kişiliği hakkında ipuçları taşımaktadır.”

Bkz: http://www.ykykultur.com.tr/etkinlik/?id=400

Oca
30
2012
0

Unica Zürn’ün Çizimleri

Unica Zürn (1916-1970)
Çizimlerinden örnekler…

Oca
28
2012
0

“Zamana mekân, mekâna da zaman katmak için çok uğraşırım…” (Theo Angelopoulos)

“Film çekerken hiçbir şeyi zorlamam… Zamana mekân, mekâna da zaman katmak için çok uğraşırım… Çekim sırasında soluk alıp vermeye zaman tanırım”

Theo Angelopoulos

Hiçbir zaman, hiçbir yerde eksik olmasınlar “Aylak Adamız” taifesi, 1999 yılında Gabrielle Schulz tarafından gerçekleştirilen ve Theo Angelopoulos’un şiirsel sinema diline odaklanan önemli bir röportajı tekrardan yayımladı. Röportajın tam metnine http://www.aylakadamiz.com/archives/8510 adresinden ulaşabilirsiniz.


Oca
27
2012
0

Kar Yağışı

Kar yağıyor, gökyüzü ne kadar yağdırabilirse artık, o kadar yağdırıyor karı ve gökyüzü hatırı sayılır miktarlarda kar yağdırabilir. Bitmek bilmiyor, ne bir başı var ne de sonu. Bir gökyüzü kalmadı artık, her şey gri beyaz bir kar yağışı. Artık bir hava da yok, hava tepeleme karla dolu. Bir toprak da yok artık, toprak karla ve yine karla örtüldü. Çatılar, caddeler, ağaçlar kar altında kaldı. Her şeyin üzerine kar yağıyor ve bu anlaşılabilir bir şey; çünkü kar yağdığı zaman, anlaşılabileceği gibi, istisnasız her şeyin üzerine yağar. Her şey karı taşımak zorunda, sabit cisimlerin yanı sıra, sözgelimi araba gibi hareket halindeki cisimler de; menkul değerlerin yanı sıra, gayrimenkuller de, arazilerin yanı sıra, taşınırlar da, blokların, direklerin ve kazıkların yanı sıra, yürüyen insanlar da. Kar dokunmadık tek bir köşecik bile bırakmadı, evlerin, tünellerin ve mağaraların içinde kalanlar dışında. (…)

Robert Walser
“Gezinti”, Çev: Cemal Ener, Can Yay., 2011, s. 109

Oca
26
2012
0

Sessizliğin İçinde…

CHIHARU SHIOTA‘nın “Sessizliğin İçinde” başlıklı
yerleştirme çalışmalarından örnekler…

CHIHARU SHIOTA’nın kişisel web sitesine
http://chiharu-shiota.com/
adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sessizliğin Dilbilgisi” başlıklı ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/sessizligin-dilbilgisi adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
26
2012
0

“Şiir üstüne” (Hermann Hesse)

“Düşler” dergisinin 1991′de yayımlanan ilk sayısında Hermann Hesse’nin “Şiir Üstüne” bir denemesi yer alıyor. İlker İlgiz’in çevirisini gerçekleştirdiği işbu deneme yazısının tam metnine  http://zaferyalcinpinar.com/hessesiirustune.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
25
2012
0

Şiirselliğin usta yönetmeni Theodoros Angelopoulos, trafik kazasında yaşamını yitirdi.

 Angelopoulos’un “Ağlayan Çayır” adlı filminden bir görüntü…

*

Dün akşam saatlerinde Pire Drapetsona otoyolunda, ”Öteki Deniz-The Other Sea” adlı yeni filminin çekimi sırasında bir motosikletin çarptığı Theodoros Angelopoulos, olay yerinden ambulansla Faliro’daki bir hastaneye götürüldü.

Yoğun bakıma alınan ünlü yönetmenin, hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi.

Bkz: http://www.ntvmsnbc.com/id/25316573/

Oca
25
2012
0

Yağmur Müzisyeni

Almanya’nın Dresden kentinde -öğrenci bölgesi kapsamında- yer alan “Neustadt Kunsthofpassage” adlı apartmandaki yağmur oluklarının tasarımı, kuvvetli yağmurlarda değişik melodilerin oluşmasını sağlıyor.  Bina, Christoph Roßner, Annette Paul, ve Andre Tempel tarafından tasarlanmış.

Oca
24
2012
0

Robert Walser’in Bazı Betikleri

Halil İbrahim Bahar’ın yayımladığı “Soyut” adlı derginin 30 Ocak 1971 tarihli 33. sayısında Robert Walser’e ait bazı betiklere/anlatılara rastladım. Sezer Duru tarafından çevirisi gerçekleştiren “Öke”, “Yeryüzü” ve “Saç Kestirme” başlıklı bu üç betiğin henüz Türkçe’de yayımlanan Robert Walser kitaplarında yer aldığını sanmıyorum. Betiklerin tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/walseroykuleri.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. (Zy)

Hamiş: R. Walser’in bu ilginç betiklerini bana ulaştıran Soyut Sahaf’tan Derya Aydedim‘e çok teşekkür ederim.

Oca
24
2012
0

Masist Gül ve Kaldırım Destanı

Masis Gül’ün Kartviziti

*

“Masist Gül (1947-2003) güçlü fiziği ile 300’ü aşkın yesilçam filminde rol almış bir oyuncuydu. Pek fazla bilinmeyen yönüyle de olağandışı bir sanatçıydı. Kendini ‘amatör kahırkeş sanat uzmanı’ olarak tanımlayan Gül, şiir, resim, kolaj, bakır üstüne çizim işlerinin yanısıra 80’li yılların başında Kaldırım Destanı – Kaldırımlar Kurdunun Hayatı adını verdiği ‘aylık mecmua’ biçiminde 6 kitaplık bir dizi tasarladı. İlk kez 2006 yılında Bent serisi kapsamında tıpkı basım yoluyla çoğaltılan bu el yapımı kitaplarda, Gül, 1905 ile 1978 yılları arasında yaşayan Kaldırım Fahri adlı bir kabadayının şiddetli ve sert yaşam hikayesini çizgi roman tarzında resmetti.

Kaldırım Destanı-Kaldırım Kurdunun Hayatı’nın orijinalleri ve sanatçının diğer özgün çizim, yazı, defter ve fotoğraflarından oluşan masist gül arşivi ilk olarak 25 mayıs – 25 haziran 2006 tarihleri arasında BAS’da sergilendi. Ardından Etablissement d’en face, Brüksel ve 5. Berlin Bienali kapsamında Schinkel Pavillon’da gösterildi. Kaldırım Destanı – Kaldırımlar Kurdunun Hayatı’ nın tıpkı basımı olan Bent 001, aralarında Macba, Consorci del Museu d’art Contemporani de Barcelona, Centre Pompidou, Bibliotheque Kandinsky, New York Museum of Modern Art’ın bulunduğu birçok kurumsal ve özel koleksiyon ve kütüphanede yer almaktadır.” (BAS‘ın Tanıtım Metni’nden…)

Ayrıca Bkz: http://evvel.org/masist-gul-sergisi-8-eylul-8-kasim-2011

 

“Kaldırım Destanı’nda Kaldırım Kurdunun Hayatı”
(Yazının okunabilir büyük biçemine ulaşmak için tıklayınız)

 

Oca
23
2012
0

“Seni Sefiller’in yazarı yaptık, daha ne istiyorsun.” (Hayalet Oğuz)

Bülent Oran’ın anlattıklarından:
(…)
Bülent Oran’ın anlattıklarına bakılırsa Oğuz, kitap çevirirken kimi zaman aklına geldiği gibi giderdi. Bir gün Sefiller’i çeviriyordu. Çok işi çıktığı iin Bülent Oran’a “Şuna devam et bir iki sayfa yaz…” dedi.
Bülent Oran itiraz etti: “Ben dil bilmem. Nasıl olacak bu?” Oğuz ısrar etti: “Ne olacak canım. Sen Sefiller’in öyküsünü bilmiyor musun? Bak şurada kalmışım, oradan sürdür biraz. Yaz bir şeyler.” Bülent Oran söyleneni yaptı. Oğuz pek beğendi yazıyı. “Çok güzel edebiyat yapmışsın. Aferin. Hadi şurdan bir kadeh içki ısmarla! dedi. Bülent Oran şaşırdı: “Yahu hem yazı yazdırıyorsun hem de üstüne içki ısmarlatıyorsun. Olur mu bu? deyince Oğuz’un yanıtı hazırdı: “Seni Sefiller’in yazarı yaptık, daha ne istiyorsun.”
(…)

Ömer Uluç’un anlattıklarından:
(…)
Hayalet Oğuz çeviriler yaparak, kimi zaman halk tipi kitaplar yazarak geçiniyordu. Özellikle dizi kitaplar yayınlayan yayınevlerini severdi ve her zaman bir diziye başlayınca daha çok iş çıkacağını düşünürdü. Bir gün elinde “Radyo Nasıl Yapılır?” diye İngilizce bir kitapla geldi ve Ömer Uluç’tan yardım istedi. İçinde bol teknik desen bulunan bir kitaptı. Ömer Uluç bu kitap için şu yorumda bulunuyor: “Birisi o kitapla radyo yapmaya kalksa belki radyo değil traktör çıkardı ortaya yahu…”
(…)

Burhan Tekinliğ’in anlattıklarından:
(…)
Oğuz’un özellikleri vardır. Örneğin hiç evi olmamıştır. Hep bir yerlerde konuk olarak kalır. Ama şunu söyleyeyim. Örneğin evine bir misafir getirirsin, adam seni rahatsız eder. Üç gün sonra çıkıp gitsin diye bakarsın. Oğuz’da ise böyle bir şey hiç olmamıştır. Adamın evde olup olmadığını bile anlamıyorsun. Bunu bir sanat haline getirmişti. Oğuz’un evde kaldığını hiç hissetmezsin. Kaldığı odayı her zaman tertemiz bırakır. Hayatında valiz taşıdığını da görmedim. Bir çantası vardı omzuna asardı o kadar. Her zaman şık ve özenli giyinirdi. Onu hiçbir gün pasaklı bir halde görmedim. Evet evde kaldığı sürece hiçbir rahatsızlık hissetmezsin ama ayrıldığı zaman yokluğunu duyarsın. Böyle bir adamdı Oğuz. Bir ayaklı kütüphaneydi. Müthiş geniş bir kültürü vardı.
(…)
Oğuz, Diyarbakır’da köyleri olduğunu söylerdi. Bunu tam olarak anlayamadık hiçbir zaman. Ama bir ara Taksim Belediye Gazinosu’na giderken kendimize bir oyun bulduk. Biz kendi aramızda para topluyor ve bunu Oğuz’a veriyorduk. Hesapları o ödüyordu. Bu arada onun bir Diyarbakır Ağası olduğunu yaydık. Orada İlham Gencer piyano çalıyor ve şarkı söylüyordu. Yılmaz Duru ile birlikte şovları vardı. Programı sırasında kapıdan giren önemli kişileri tanıtırdı. Önde Hayalet Oğuz ağzında sigara biz de arkasında, girdiğimizde “Diyarbakır’ın en zengini Oğuz Halûk beyefendi teşrif ettiler…” diye anons yapmaya başladı. Oğuz da bundan çok keyif alıyor ve gerçek bir ağa gibi yürüyüp çevreye selam verip oturuyordu.
(…)
Eskinden tüberküloz geçirmişti galiba. Ölümü ani oldu. Cenaze namazı Şişli Camii’nde kılındı. Avlu şık insanlarla doluydu. Bir ramazan günüydü ve herkes sigara içiyordu. Hoca anons yaptı “Ramazan günü sigara içilir mi?” diye. Zincirlikuyu’da mezarının başında hoca anasının adını sorunca bir sessizlik oldu. Kimse bilmiyordu anasının adını. Dürnev Tunaseli bozdu sessizliği “Havva” diyerek. Böylece hoca onu toprağa verdi. Mezarının üstü çiçek doldu bir anda.

“O Pera’daki Hayalet”
Oğuz Halûk Alplaçin’in (Hayalet Oğuz) İnanılmaz Yaşamöyküsü ve Yapıtları
Hazırlayan: Sezer Duru-Orhan Duru, YKY, 3. Baskı, Şubat 2011

Oca
23
2012
0

Hayalet Oğuz (Tezer Özlü)

Biz yıllardır bu kentte yaşıyoruz. İçimizde ömrü bitenler oldu. Onları oldukça eğlentili törenlerle gömdük. Bu törenlerden ağıt ve içtenlik yönünden en ağır basanı Hayalet Oğuz’un cenaze töreni oldu. Oğuz, İstanbul’da yaşadı. Oğuz bir dönemi yaşadı. Yeryüzünde belki de hiç kimsenin yaşayamadığı gibi. Tek bir sandalye sahibi olmadı. Bir-iki giysisi temizleyicide durur, kirlenince yenilerini satın alır, iç çamaşır ve çoraplarını en yakın çöp tenekesine atardı. Ev almadı, ev kiralamadı, eşya almadı, eşya tamir ettirmedi, belki de tek bir mobilya mağazasına girmedi. Pasaport almadı, karı almadı, karı boşamadı, kimseyi gebe bırakmadı, resmi dairelere girip çıkmadı.

Bir kez bir kadın parmağına yüzük takıp:

-Oğuz, sen benim nişanlımsın, dediyse de, Oğuz kadının başkalarıyla yatıp kalkmasına hiç ses çıkarmadı. Kimseye baskı yapmadı, canlı ya da cansız hiçbir şeye malı gözüyle bakmadı. Nişanlı geldiği gibi gitti. Bu da Oğuz’u ne sevindirdi, ne de üzdü.

Oğuz’u, ilkokulu bitirdiğim yıl Fatih’teki evimizin balkonundan ağabeyimin odasına bakınca görmüştüm. İncecik bir adam, yatakta uyuyordu. Zayıflıktan ölmüş gibiydi. Yüreğim burkuldu. Anneme koştum:

Anne, içeride yatan adam zayıflıktan ölecek, dedim. Oğuz, 21 yıl sonra, 1975 Eylül ayında öldü. 21 yıl süreyle birbirimizi çok sık gördük. Aynı evlerde yaşadık, aynı çevrelerde dolaştık. Aynı kitapları okuduk. O, özellikle yeni çıkan telif kitaplarını ilk günden edinirdi. Ya yazar ona vermiş, ya da Oğuz satın almıştı bile.

Okuyayım, sana bırakırım, derdi.

Ya da en ilginç, en olmayacak satır ve sayfaları bulur, yüksek sesle bana okur, kitabın özünü bir iki dakikada ortaya koyuverir, arkasından bir de şakasını yaptıktan sonra, kitabı bırakır giderdi.

Çoğunlukla da elinde bir İngilizce polisiye roman bulunurdu. Türkçeye çeviri ve derleme olarak yüze yakın kitap kazandırmıştı. Adını hiçbir zaman çevirmen, yazar, ozan, şunu yaptı, buna çalışıyor, bunu hazırlıyor… gibilerden kullanmadı. Yazın çalışmalarında tam bir fabrika işçisiydi. Sığınabileceği bir köşede çalışır, çalışması bitmeden kazanacağı parayı çekmiş, bitirmiş, sayfalarca çeviri bedeli de borçlu kalmış olurdu. Yüzlerce film senaryosu yazdı Yeşilçam’a. Bunların tümünün adını bile bilmez, filmleri de görmemiştir. Parasını alınca da dar paçalı bir blucin, bir kazak, bir montgomeri ya da mevsime göre yeni bir gömlek satın alırdı.

İyi bir yemek yer, ardından Kulis, Papirüs gibi barlara uğrar, barmenlere önceki içki borçlarını öder, yanındakilere içki ısmarlar, oracıkta rastgeldiği bir iki dostuna:

-Şu paramı saklayıver, sonra senden isterim, hepsini bitirmeyeyim, der, belki o gece Klüp 12’de bir şişe viski açtırır, geceyi bir bar kadınının yanında, kadına dokunmadan sızarak geçirir, ertesi gün bir Bafra sigarası alacak parası kalmadan, gene Taksim-Beyoğlu çevresinde yaşamına başlardı.

Kurbağa bacağı, mantar turşusu gibi garip yiyecekler severdi. Beyoğlu’na gelen ilginç filmleri de ilk gören o olurdu. Çok ender insanda rastlanan bir zekası vardı. Ölmeden beş gün önce Bulvar kahvesinde oturuyorduk. Oğuz: E.’ye uğradım. Sen benden daha önce gebereceksin, çok seviniyorum dedi, diye gülerek anlattı. Hepimiz gülüştük. İnsanın, kendi ölümü üzerine, ölmeden dört gün önce şaka yapabilmesi üstün bir zekanın bile işi değil. Ölmeden dört gün önce, insanın hastaneye tıraşlı bir yüzle gitmesi için, Cağaloğlu’nda para araştırması inanılır gerçek değil.

Biz hep ‘Hayalet ölmez’, diye düşünüyorduk. Onu, Heybeliada sanatoryumuna götürmedik bile. Son yemeğimizi Degüstasyon’da yedik. Salçalı bir dana söylemiş: Ağzının tadını bilen ağabeyin de, hep bu soslu danayı yer burada, demişti. Ben de arsızlıkla onun soslarına ekmek batırmış, bir ay Heybeliada’da dinlen, sakın İstanbul’a inme, biz gelir seni görürüz, demiştim. Erken çıkmıştık lokantadan. İstiklal Caddesi kalabalıktı gene. Havasız ve pisti her zamanki gibi. Oğuz heyecanlı idi. Sanki önemli bir olay onu bekliyordu. Erken yatmak, bir an önce hastaneye gidip, yerine uzanmak istiyordu. Ama bu gidiş hastaneye, ölüme falan değil de, hiç çıkmadığı bir Avrupa yolculuğu, ya da sevdiği bir kadınla buluşacağı sabahı bekleyiş gibiydi.

-Senin de Celal Sılay için yazdığını okudum, dedi.
-Meraklanma, senin ölüm yazını da kaleme alıyorum, dedim.

Gülüştük.

Tünel’e doğru yürüyecekti. Otuz yıldır yaşadığı bu caddede son yürüyüşü olacaktı bu, yorgundu. Ağabeyimin evinde uyuyacaktı, yanında pek tanımadığı bir üniversiteli genç kalacaktı. Bu çocuk onu sabah Ada vapuruna bindirecekti. Ve Oğuz dört gün sonra akciğer kanserinden boğularak ölecekti. Kırk altı yaşında ve kırk altı kilo olarak.

Oğuz öldükten birkaç gün sonra şunları yazmaya çalışmıştım: Sevgili Oğuz İstanbul kentini bu Eylül ayı bıraktı. 3 Eylül 1928’de doğdu. 17 Eylül 1975’de öldü. 1.73 boyunda, 46 kilo idi. Şişli camisi avlusuna tabutunu dört kişi hafif bir çanta taşır gibi getirdi. O zaman tabutun içinde onun yattığına kuşkum kalmadı.

Oğuz’un çok güzel, neredeyse kitap adı gibi ‘Eğlentili Bir Gömme Töreni’ oldu. Mezarına sahip çıkacak bir hısmı bulunamadı. Yanına kimse gömülmesin, mezar cemaatın olmasın diye, tapusu Sinematek Derneği adına çıktı. Oğuz’un çok güzel bir mezarı oldu. Üzerine açık leylek rengi kır çiçekleri diktik. Mezarlıklarda ekmek paralarını çıkaran çocuklar da bol su döktüler. Toprak canlandı. Güzel koktu. Çelenklerini üstüste yığdık. Çocuklar gene diri gonca gülleri suladı. Görevimiz bitmişti.

Otuz kadar yakın dostu Krepen Pasajı’ndaki Neşe Meyhanesinde oturup, onun anısına yedik, rakı içtik, üstelik iştahla yedik. Akşamüstü aşuresi bile pişip geldi.

Beyoğlu’ndan uzaklaşırken biraz sarhoş ama çok üzgündüm.

Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı. Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi.

Yatma saati geldiğinde bir yere kıvrılıp uyuyuverir, sabah yanına erken saatte bile gelinse, hemen bir espri yapardı:

-Ne o, sahura mı kalktın?

Kimsenin görmesine olanak vermeden hemen giyiniverir, azalmış saçlarını özenle tarar, kolonya sürer, bir bardak çayını kendi koyup, Bafra sigarasına başlardı.

Oğuz, yanında kaldığı dostlarına aldığından çok daha fazlasını verdi. Dostluk, güleryüz gösterdi onlara. Akıllıca yapılmış şakaları ve bulunmaz kişiliğiyle öylesine yeri doldurulamaz bir insandı ki, onu tanımış, onunla birlikte günler, geceler geçirmiş olmayı, erişilebilecek mutlulukların en büyüklerinden sayıyorum.

Balıkpazarı meyhaneleri, Beyoğlu lokanta ve gece kulüpleri, kahveler, Nazmi, Kaptan ve ender olarak gittiği birkaç taşra kentinde geçen bu kısa yaşam, boyutlarına yeryüzünde herkesin erişemeyeceği bir yaşamdı.

Ölümünden altı ay kadar önce, yağışlı bir günde bana küçük bir valizini getirdi. Yıllardır hiç açılmamış. Afrika Han’da, Bülent Oran’da kalmış bir valiz içinden iki taş baskısı örtü çıktı. Yepyeni, onları bana verdi.

-Bunları bir kızla birlikte almıştık, dedi.

Kadının güzelini bilir, bu kadınlara annesi, arkadaşı ve aynı zamanda sevgilisiymiş gibi bakardı. Valizden ayrıca; yedi sekiz yıldır kullanılmamış bir diş fırçası, çoğu bitmiş bir İpana diş macunu, Yüksel Arslan ve Ömer Uluç’la bir fotoğrafı, gene arkadaşlarıyla Bebek’te lokantada bir fotoğrafı, film çalışması yaparken bir fotoğrafı, temiz iki beyaz cin pantolon, fayans üzerine basılmış antik bir oto resmi, kirli çorap ve kirli çamaşır, bir iki ozanın adına imzaladığı kitap, bir iki kolej kitaplığından alınma İngilizce ekonomi kitabı çıktı… hepsi bu, işe yararlarını bana verdi, gerisini attı.

Son olarak kaldığı ağabeyimin evinde, ölümünden sonra şunlar ilişti gözüme: Hastaneye getirmemizi istediği ve temizlettiği pantolonunun üzerinde Türkiye Cumhuriyeti 1960 Anayasası duruyordu. İngilizce bir polisiye romanını yarısına kadar okumuş, kaldığı yeri işaretlemişti, ağabeyimin telefon defterine en çok çalıştığı Yalçın Ofset’in telefon numarasını yazmıştı. Bunun dışında eski gocuğu, hiç yayımlanmamış bir iki şiiri, yazlık ayakkabıları ve şöyle bir not: daktilo otelde, gömlek temizleyiciden alınacak… Ayaspaşa’dan Levent’e… Levent’ten Ayaspaşa’ya… vb.

Yolları araç ve garip bir insan kalabalığının karşıdevrim gibi sardığı İstanbul’u ‘Katmandu’ya benzetiyor, son aylarında: ‘Artık gerçekten yaşamak istemiyorum, hiç tadı yok’, diyordu. Ama bunu söylerken soyut bir bunalımı dile getirmiyordu. Oğuz, bunalan bir insan değildi. Onun akıl ve mantığı bu tür gereksizlikleri çoktan aşmıştı. Hiçbir zaman,

-Sıkıldım, acıktım, uykusuzum, yorgunum, bile demedi.

Akciğer kanserine yakalandığını bilmedi, yakınmadı da,

-Solurken ciğerlerim acıyor, uyutmuyor beni, demekle yetindi.
-Çok hastayım, demedi. Doktorun terimini kullandı: ‘Çok hastaymışım’, dedi.

Her anlamda olumsuzlaşan İstanbul’u artık istemiyordu ve ölümü de öylesine umursamıyordu ki… hani;

-Beyoğlu’nun tadı kalmadı, artık öteki dünyaya gidelim, der gibi. Ve ölmeden dört gece önce Degüstasyon’un kapısı önünde karşılaştığımız Ali Poyrazoğlu’nun yanağından makas alıyor,

-Tatlıhayat kurbanları gene nereye? diye takılıyordu.

Tezer Özlü, 1976
Eski Bahçe Eski Sevgi’den…

Oca
23
2012
0

“Egon Schiele” kimdir?

1918’de, 28 yaşında vefat etmiş Avusturyalı bir ressam… Portre ve figuratif resim alanında fırçası/çizgisi/hatları Egon Schiele’den daha güçlü birilerini bilmiyorum, görmedim şimdilik… Egon, 1. Dünya Savaşı’ndan sağ kurtulmayı başarsa da savaşın getirdiği sefaletin uzantısı olan İspanyol gribinden kurtulmayı başaramamıştır.

Egon Schiele’nin biyografisine http://tr.wikipedia.org/wiki/Egon_Schiele adresinden, bilinen eserlerinin tümüne de http://www.egon-schiele.net/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Zy

 

Oca
23
2012
0

Bağımsız ve Birlikte: “İkametgâh Kadıköy”

KargART’tan Taypun Polat ile “İkametgâh Kadıköy” projesi üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşinin tam metnine http://evvel.org/soylesi-tayfun-polatla-ikametgah-kadikoy-uzerine adresinden ulaşabilirsiniz.

 

KATILIMCILAR:

ASFALT :
Rafet Aslan, Cins, Orhan Cem Çetin, Sadi Güran, Hüma İnceören, Ahmet Doğu İpek, Funda Karadağ, Şerif Karasu,Mustafa Karasu, Melike Kılıç, Bahar Kocaman, Başak Mangör, Güneş Oktay, Sümer Sayın, Nilhan Sesalan, Kemal Tufan, Ada Tuncer

HUSH GALLERY :
Ahmet Can Mocan, Ali Çetin, Ayşecan Kurtay, Barasinga, Baysan Yüksel, Billur Melis Koç, Çağdaş Şahin, Çetin Keçeci, Dicle Erver, Eda Gecikmez, Funda Gürel, Hikmet Tanur, Iwan Onur Gülecek, Kıvılcım Harika Seydim, Levent Kopuz, Mehmet Selçuk Bilge, Melisa King, Merve Akyel, Muhittin Eren Sulamacı, Muninn, Okan Dirim, Onur Çiftçi, Özge Şenoğul, Reyhan Özdilek, Serap Gecü, Serkan Çalışkan, Serkan Türk, Sibel Kocakaya, Simin Yıldız, Süyümbike Güvenç, Tuğçe Şenoğul, Yaşar K. Canpolat, Zeynep Aktaş

PİHA KOLLEKTİF SANAT :
Nazan Azeri, Şahin Başar, Erim Bikkul, Didem Dayı, Taşkın Esin, Mürteza Fidan, Gaye İnal, Kurucu Koçanoğlu, Ekin Onat, Mehmet Öğüt, Arzu Parten, Hilal Polat, Çağrı Saray, Hande Şekerciler, Füruzhan Şimşek, Yavuz Pelin Turgut, Ercan Vural, Arda Yalkın

İSTANBUL HATIRASI FOTOĞRAF MERKEZİ :
Yılmaz Yaşar Babür, Engin Güneysu, Dağhan İş

KargART :
Gaye Su Akyol, Özgül Arslan, Gökçe Birtan, Doğu Çankaya, Peri Demirbaş, Ercan Elmacı, Kardelen Fincancı, Ceyda Ildıroğlu, İnsel İnal, Ece Kalabak, Defter Kazıyıcıları Koop., Erdal Kuruzu, Hülya Küpçüoğlu, Babek Sobhi, Merve Şendil, Burak Şentürk, Ayça Telgeren, Ercüment Usluer, Simge Zilif & Onur Çiftçi

Ayrıntılı Etkinlik Programları ve İletişim İçin:

facebook.com/ikametgahkadikoy
ikametgahkadikoy.blogspot.com
ikametgahkadikoy@gmail.com

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Kadıköy ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/kadikoy adresinden ulaşabilirsiniz.

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Oca
22
2012
0

Les Heyénes (Fikret Mualla)

Fikret Mualla’nın “Çakallar” adlı desenlerinden…
(Mualla’nın bu desenleri, Ferit Edgü tarafından 1977 yılında
“Çakallar” adlı bir albümde -Ada Yayınları- toplanmıştır.)

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “İmzalı” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
22
2012
0

Nâzım Hikmet ve Suat Derviş

Vefatından bir yıl önce (1962’de) Nâzım Hikmet ve Suat Derviş Fransa’da bir konferansta birlikte… (Fotoğraf, Lütfi Özkök ve Ali Müstecaplıoğlu arşivindendir.)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Nâzım Hikmet ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/tas-ucak adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
22
2012
0

Şiir: Anlam Yontucu (Z. Yalçınpınar)

(…)
suskuyla incelen kış ağaçlarının arasından çıkıyoruz
bir gece topluyoruz kendimizi nasılsa konuşmak için

(…)

Z. Yalçınpınar

Şiirin tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/s97.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
22
2012
0
Oca
21
2012
0

Bedri Rahmi Röportajı (1964)

Bedri Rahmi’nin Bir Deseni…
Yelken Dergisi, 1964

Yelken Dergisi’nin Şubat 1964’te yayımlanan “Resim Özel Sayısı”nda Gürol Sözen tarafından Bedri Rahmi ile gerçekleştirilmiş bir röportaja rastladım. İşbu röportajın tam metnine http://zaferyalcinpinar.com/bedrirahmiroportaj.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan Bedri Rahmi ilgilerinin tümüne http://evvel.org/ilgi/bedri-rahmi adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
21
2012
0

Kitap: “Yaşadım” (Bedri Rahmi)

Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Yaşadım”
Şiir ve Desenler, Ada Yayınları, 1977

*

Kitabı, koleksiyonuma ulaştıran Aydedim Sahaf’a çok teşekkür ederim. (Zy)

*

Bedri Rahmi’nin “Bedri ve Eren” desenlerinden biri…

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “imzalı” ilgilerin tümüne http://evvel.org/ilgi/imzali adresinden, Bedri Rahmi Eyüboğlu ilgilerine ise http://evvel.org/ilgi/bedri-rahmi adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
20
2012
0

Octavio Paz’da “Şiir Dili”

“Düşler” dergisinin 1991’de yayımlanan ilk sayısına göz gezdirirken Octavio Paz’ın poetikası üzerinden “Şiir ve Okur” konusunun irdelendiği sıkı  bir inceleme yazısına rastladım. Octavio Paz’ın şiirlerinin (şiir dilinin) yöneldiği “okur” durumunu tanımlamaya, “poetika-şair-okur” coğrafyasını “dilsel” açıdan anlamlandırmaya, Paz’ın şiir dilinin ve yönelimlerinin başarısını değerlendirmeye çalışan bu sıkı inceleme yazısı, Ruth Needleman tarafından kaleme alınmış. Çevirisini Ömer Saruhanlıoğlu’nun gerçekleştirdiği yazının tam metnine  http://zaferyalcinpinar.com/octaviopazsiirokur.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Octavio Paz ve poetikasıyla ilgilenenlerin aşağıdaki başlıkları incelemelerinde de büyük fayda var;

Octavio Paz Şiirlerinde Taş ve Su İmgelemi (Elsa Dehennin)

Şiir Neden Söz Eder? (Octavio Paz)

Ayrıca bkz: http://evvel.org/?s=octavio+paz

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel