Mar
26
2014
0

Kült Neşriyat’tan Bir Manifesto

Kült Neşriyat taifesi, kolektif bir girişimle “Ölüler Üniversitesi” adında bir manifesto yayımlamış. Detaylara https://www.futuristika.org/kult-nesriyat-oluler-universitesi-manifestosu/ adresinden ulaşabilir ve manifestoyu pdf biçeminde indirip okuyabilirsiniz.

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler: ,
Mar
26
2014
0

10 yaşındaki Fenerbahçeli çocuğa saldırmak…

24 Mart 2014 tarihli Gaziantep-Fenerbahçe Spor Kulübü maçında, Fenerbahçe’nin Emenike ile attığı 2. golün ardından protokol tribünü karıştı. Gaziantep Ak Parti milletvekili Şamil Tayyar protokol tribününde bulunan 10 yaşındaki Fenerbahçe formalı bir çocuğun sevinci nedeniyle sinirlendi. Haberin tam metni için: https://www.turnusol.biz/public/haber.aspx?id=19210&pid=19

Mar
26
2014
0

Artemis Sahaf

20140323_131141

Kuzguncuk’un sahaf ve kitap kültürü macerasına bir mekân daha eklenmiş; Artemis Sahaf. Genç, sıkı ve dinamik bir ekip tarafından devam ettirilen bu sahaf dükkânının raflarında, şiir, edebiyat ve edebiyat eleştirisi odağı oldukça kuvvetli. Artemis Sahaf, çeşitli dönemlerde “Edebi Eserler” başlıklı -ve çok ilginç insanların buluştuğu- kitap mezatları da gerçekleştiriyor. Tüm kitap heveskârlarına -özellikle de şiir, edebiyat tarihi ve efemerası üzerine çalışan araştırmacılara- Artemis Sahaf’ı öneriyoruz. Artemis Sahaf’ın Facebook Sayfası şu adreste yer alıyor; https://www.facebook.com/pages/Artemis-sahaf/172441359618890

Hamiş:

“Kuzguncuk” dediğimizde, tabiî ki, Kuzguncuk’un kadim sahafı Bahadır Bey’i de vurgulamadan geçilmez: https://evvel.org/cok-yasa-kuzguncukun-sahafi

 

Mar
24
2014
0

Fanfaronade

Fanfaronade-731x1024

Fanfaronade: Caka satmak; boşa böbürlenmek;
küstah tavır ve davranışlar sergilemek; hava atmak.

Project Twins taifesi, 2011-2012 yıllarında İngilizce’nin kıyıda köşede kalmış, az kullanılan kelimelerini görselleştirerek bir illüstrasyon alfabesi yaratmış… Bkz: https://www.sanatblog.com/siradisi-kelimelere-resimli-sozluk/

 

Mar
22
2014
0

Kuzguncuk’un Kahraman Bostanı

20140323_125343

Kuzguncuk’un kahraman bostanını ve oradaki özgürlük düşünü ziyaret ettik. Özellikle ilkokul öğrencilerinin Kuzguncuk’un kahraman bostanı için çizdiği resimlerden oluşan sergi bizi çok etkiledi… Kuzguncuk’un kahraman bostanının hikâyesi şurada; https://www.kahramanbostan.org/kuzguncuklunun_bostan_mucadelesi.asp

20140323_125311

20140323_125324

Mar
21
2014
0

İstanbul Hepimizin

IstanbulSozlesmesi_mailBkz: https://www.istanbulhepimizin.org/

Mar
21
2014
0

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi’nde; SAİT FAİK ABASIYANIK

Taha Parla’nın genel yayın yönetmenliğini yürüttüğü, 1983 yılında Anadolu Yayıncılık kapsamında çalışmaları başlayan (ve danışman ekibinde Dr. Oruç Aruoba gibi çok sıkı isimleri barındıran) “Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi”nin 21 Kasım 1983 tarihli ilk fasikülünün kapak görseli “Abasıyanık, Sait Faik” odağıyla birlikte yayımlanmış. Ansiklopedide yer alan “Sait Faik Abasıyanık” başlığının tam metnine https://issuu.com/adabeyi/docs/ansiklopedisaitfaik adresinden ulaşabilirsiniz.

ansiklopedisaitfaik

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
20
2014
0

Afif Yesari’den Sait Faik’e…

20140221_121954

“En kuvvetli hikâyeci, Ustad Said Faik Abasıyanık’a
Hürmet, sevgi ve hayranlıkla… Afif Yesari, 949″
(Sait Faik Müzesi Arşivi’nden…)

Ayrıca bkz: https://evvel.org/fotograf-sait-faik-ve-afif-yesari-1945

*

Hamişler:

Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “İmzalı” başlıklı ilgilere ise https://evvel.org/ilgi/imzali adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
19
2014
0

Leopoldo Méndez’in Grafik Çalışmaları

Grafik tasarımına ilişkin buluntularıyla edebiyat efemerası kapsamında efsaneleşen “50watts.com” adlı web sitesi, Meksikalı sıkı tasarımcı Leopoldo Méndez’in 1927-1947 yılları arasında gerçekleştirdiği illüstratif çalışmalara odaklanan sıkı bir derleme hazırlamış. Bkz: https://50watts.com/Melodic-Incidents-of-the-Irrational-World

16-Leopoldo-Mendez

09-Leopoldo-Mendez

Written by in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Mar
19
2014
0

Edebi Eserler Mezatı (Artemis Sahaf, 23 Mart 2014)

artemismezat

Artemis Sahaf Edebi Eserler Mezatı
23 Mart 2014, saat: 13.30

İcadiye Cad. 86/B Kuzguncuk, İstanbul

Bkz: https://www.facebook.com/events/638493796200385

*

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
Mar
19
2014
0

E-Kitap: “Fanzin(ci)ler Konuşuyor” (Haz: Barış Akkurt)

Untitled-1
Yirmi dokuz pare, fanzin araştırması…
Barış Akkurt’tan sıkı iş…

*

Hazırlayan: Barış Akkurt
“Fanzin(ci)ler Konuşuyor”
Propaganda Yayınları
Mart 2014

Bkz: https://www.propagandayayinlari.net/fanzin.html

*

Mar
18
2014
0

Acı Köke Gazel (Federico García Lorca)

Bir kök var, acı.
Bir dünya var bin katlı.

Ellerin en küçüğü bile
Dağıtamaz suyun kapısını.

Nereye gidersin? nereye? nereye?
Bir gök var, penceresi binlerce,
-soluk yüzlü arıların kavgası-
Bir kök var sonra, acı.

Acı.

Tabanında acısı,
Yüzünün içinin,
Geceden yeni kopmuş
Gövdesinde sancısı.
(…)

Federico García LORCA
Çev: Bilge Karasu

Yeditepe Dergisi, 1 Aralık 1953, Sayı:50, s.5
Bilge Karasu, “Şiir Çevirileri”, Haz: Tunç Tayanç
Metis Yay., 2014, s.43

Mar
18
2014
0

#İyikiDoğdunAliİsmailKorkmaz

*

20 yaşındasın…
Yaşıyorsun, binlerce yıllık insanlıktan daha fazlasısın.
Düşlerinde özgür dünya var.
#İyikiDoğdunAliİsmailKorkmaz

*

Mar
16
2014
0

Saydamlık

(…)Bir başka deyişle, biraz uzak ve karışık şeylerle ilgilendiğimde, ortaya çıkarmak istediğim şey, ötelerinde bulunan ve apaçık mevcudiyetleri arkasında sakladıkları sır değil, onları bizden hem ayıran hem de bize bağlayan, onlardan kendi düşüncelerimiz, temsillerimiz, bilgimiz olmaksızın söz edebilmemizi sağlayan bu saydamlıktır. Dolayısıyla benim için yazının oynadığı rol araya mesafe koymak ve bu mesafeyi ölçmektir esasen. Yazmak bizi ölümden ve ölüden ayıran bu mesafeye yerleşmektir.(…)

Michel Foucault
Güzel Tehlike (Söyleşi, 1968), Çev: Savaş Kılıç, Metis Yay., 2013, s.54

Mar
16
2014
0

Bir “Toplumsal Mühendislik” Öyküsü (Cenk Saraçoğlu)

Sosyolojik açıdan tüm boyutlarıyla ele alınmış ve uzun süredir bize zarar veren, maruz kaldığımız “toplumsal mühendislik” faaliyetlerine ilişkin çok sıkı bir yazı… Cenk Saraçoğlu tarafından  kaleme alınmış. Yazının tam metnine https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akp-doneminde-insan-bir-toplumsal-muhendislik-oykusu-haberi-89388 adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
15
2014
0

ağıryüzlü

“ağıryüzlü”
foto by Zy

Heybeli Ada, 2014

Ayrıca bkz: kendini anlatan

*

Mar
13
2014
1

(Dr.) Fikret Ürgüp’ten Sait Faik’e Reçeteler (1952)

Untitled-1

Sıkı hikâyeci ve iç hastalıkları uzmanı Dr. Fikret Ürgüp‘ün 1952 yılında
Sait Faik’e yazdığıreçetelerden bazıları…
(Sait Faik Müzesi Arşivi’nden…)

*

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan “Sait Faik” başlıklı ilgilerin tümüne https://evvel.org/ilgi/sait-faik adresinden ulaşabilirsiniz.

Written by in: Buluntular (Efemeralar) | Etiketler: ,
Mar
13
2014
0

Kendini Anlatan: “Adanın Kış Geceleri”

 

*

“Adanın Kış Geceleri”
Heybeli Ada, 2014

Fotoğraflar: Z. Yalçınpınar

*

 

 

 

 

ayrıca bkz: kendini anlatan

*

Mar
11
2014
0

Berkin’im… Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

berk

Bkz: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/49423/Berkin_imizi_kaybettik….html

“Gezi Parkı direnişi sırasında ekmek almaya giderken, polisin attığı gaz bombasıyla başından vurulan Berkin Elvan, 269 gün süren yaşam savaşını kaybetti.

Berkin’in ailesi Twitter’dan, “Halkımıza: Saat 07.00 Berkin Elvan’ı evladımızı kaybettik. Başımız sağolsun” ifadeleriyle acı haberi duyurdu.”

Cumhuriyet Gazetesi, 11 Mart 2014

Mar
08
2014
0

“Bence ölümün alternatifi hayat değil, hakikat.” (Michel Foucault)

Michel Foucault: (…)Batı şüphesiz Mallermé’yle birlikte yazının kutsal bir boyutu bulunduğunu, başlı başına bir etkinlik olduğunu, geçişsiz olduğunu öğrendi. Yazı kendi kendisinden yola çıkılarak kurulur; bir şey söylemek için, göstermek için, öğretmek için değil, sırf orada olsun diye. Bu yazı, şu an için bir bakıma dilin varlığının adeta anıtıdır. Kendi yaşanmış deneyimim açısından, yazının bana kendini bu şekilde sunmadığını itiraf edeceğim. Yazıya karşı neredeyse ahlaki bir güvensizliğim olmuştur hep. (s.28)

(…)

Yazma zevkini keşfedebilmem için yurtdışına çıkmam gerekti. İsveç’e gitmiştim ve iki seçenek vardı önümde: Ya İsveççe konuşacaktım ki çok az biliyordum, ya da İngilizce ki onu da konuşmakta çok zorlanıyordum. Bu dilleri iyi bilmemem haftalarca, aylarca, hatta yıllarca asıl söylemek istediğimi söylemekten alıkoydu beni. Söylemek istediklerimin ağzımdan çıkar çıkmaz gözğmğn önünde kılık değiştirdiğini, basitleştiğini, adeta küçük, komik kuklalara dönüştüğünü görüyordum. (s.29)

(…)Cerrah uyutulmuş bedende lezyonu bulur, bedeni kesip diker, ameliyat yapar; bunların hepsi suskunluk içinde, sözün mutlak yokluğu içinde olur. Sarf ettiği sözler, teşhis ve tedaviyle ilgili kısacık değinilerden ibarettir. Hekim tek kelimeyle hakikati söylemek ve reçeteyi yazmak için konuşur. Hiç şüphe yok ki  sözün bu klinik tıp pratiğinde işlevsel olarak çok değersiz olması, üzerimde uzun süre etkili olmuştur, bundan on-on iki yıl öncesine kadar söz benim için hep hava civaydı. (s.31)

(…) Söylem, şeylerle aramızda duran ve onları görmemizi engellemeyen saydam bir film değildir sadece, olanın ve düşünülenin aynası değildir sırf. Söylemin kendi kıvamı, kalınlığı, yoğunluğu, işleyişi vardır. Ekonomik yasalar gibi söylemin de yasaları vardır. Anıtlar gibi var olur söylem, teknikler gibi, toplumsal ilişki sistemleri gibi var olur. (s.32)

(…) Bence ölümün alternatifi hayat değil, hakikat. Ölümün beyazlığı ve ataleti içinde bulunacak şey, kaybedilmiş hayat ürpermesi değil, hakikatin titiz konuşlanmasıdır. (…) Yazmak, esasen başta görmediğim bir şeyi sonunda bulmamı sağlayan bir işe girişmektir. Bir inceleme, kitap falan yazmaya başladığımda nereye gideceğini, nereye varacağını, neyin doğruluğunu göstereceğini bilmem gerçekten. Neyi göstereceğimi ancak yazma hareketim içinde keşfederim, yazmak adeta yazmaya başladığım anda söylemek istediğimi teşhis etmektir. (s.37-38)

Michel Foucault
Güzel Tehlike (Söyleşi, 1968), Çev: Savaş Kılıç, Metis Yay., 2013

 

Mar
08
2014
0

Şiir: “Heybeli’de Kış Mevsimi” (Z. Yalçınpınar)

heybelidekis

(…)

martılarla
yükleyip
evimizi
gemilerle
adaya
çektik

3/
Ey hatırlamasız!
“sorun neydi yahu?”

4/
tek derdimiz şöyle;
denize sarınmak istiyoruz biz
dört kez sarılmak denizle
artık kandıramazsın bizi
dragos’un gece kolyesiyle

5/
çünkü göz göze bir açıklıkta
tüm şehirlerin kapanına karşıyız
adalardaki ağaçlar gibi
birbirimize özgürce
____________bağlıyız
(…)

Zafer Yalçınpınar
7 Mart 2014, İstanbul

Hamişler:

1. Şiirin tam metnine https://zaferyalcinpinar.com/s108.html adresinden ulaşabilirsiniz.

2. Yalçınpınar’ın tüm şiirleri şurada yer alır: https://zaferyalcinpinar.com/siir.html

3. Fotoğraf:  Z. Yalçınpınar

Mar
04
2014
0

Tahayyül ve İmgelemin Özgürleşmesi Üzerine…

2013 yılının Şubat ayında, Poetika 2013 Odaklanmaları kapsamında Hande Edremit ile birlikte önemli bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Söyleşinin odağını “tahayyül ve imgelemin özgürleşmesi” olarak belirlemiştik. İşbu önemli söyleşiden konuya ilişkin bazı vital bölümleri, 2015’te tamamlamayı düşündüğüm büyük analize dair ipucu vermek açısından aşağıda paylaşıyorum:

Z.Y.: “(…)tahayyül etmeye yöneldiğimiz şeyin yol açacağı meseleler, sanıyorum, önünde sonunda, şairin şiirine olan uzaklığıyla ilişkilenecek gibi geliyor bana… Ama bir şairin poetikasındaki ya da işte poetikadaki ontolojisini nasıl tanımlarız, nasıl başlatırız? Üstelik de tahayyül gücüyle birlikte sürekli genişleyen, yenilenen bir alan derinliğini (ya da Wittgenstein’ın ifadesiyle söylersek—bir “özel dili”) düşündüğümüzde, şair nereye, ne kadar uzaklıktadır? Onun imgelemi, imgebirimlere ayrıldığında hangi imge veya dize nereye, ne kadar uzaktadır? Bu imgebirimler geçişken/geçişli midir? Bir merkez var mıdır, yok mudur? Bu sorular karmaşasına çözüm bulmak için değil de, en azından “imgelemin özgürleşmesi” kavramına “yön” bulmak için, önce, şu biricik soruya bakalım:  İmge uzayı ve şairin şiir(sel) eyleyişi, mevcut dilin “t” anındaki sınırları açısından “içrek” mi, yoksa “aşkın” mı? Habermas, Lavinas, Weber ve tabii ki Kant (Bkz: Saf Aklın Eleştirisi) gibi düşünürler, tahayyülün değişkenliğini ve klasik bilgi teorisinin tersine olarak imgelemin “özel bir aşkınlık” gösteren varlığını (ontolojisini) araştırmışlardır. Etika ile poetika farkının -belki de birinin diğerine tercihinin- sorgulanarak, didiklenerek geçtiği koca bir yüzyıl bile vardır düşünce tarihinde… Bu doğrultuda düşündüğümüzde “görme”nin “içrek” bir bilgi teorisine sabitlendiğini, “bakış”ın ise “aşkın” bir imgelem pratiğiyle devindiğini söyleyebiliriz. “Bakışımıza sahip çıkmalıyız” ifadesini, bunlardan biraz daha farklı olarak, ama gene de doğru noktaya işaret ederek, anti-emperyalist bir eksende söylemiştim. Çünkü poetika kendini sınırsız kılarken, kapitalist ve endüstriyel unsurlar da P. Bourdieu’nun bahsettiği simgesel metalar ekonomisi gibi araçları kullanarak hareket alanını sınırsız kılmaya çalışıyor. Basitçe sorarsak, endüstriyel düşüncenin dağıttığı ya da somutlaştırdığı simgeler veya simgesel metalar ekonomisi (en basitinden bilgi teknolojisinde Facebook, endüstriyel logolar, kurumsal kimlik ve dükkânlar, sinema endüstrisinin hikâyeleri, müzeleşmiş, vitrinleşmiş tarih, galerilerle biçimsizleşmiş plastik sanatlar, yaratıcılığı körelmiş ve ezber dolu bir aktivizm vb) bizim tahayyül gücümüzün özgürlüğünü, aşkınlığını kısıtlıyor ya da olumsuz etkiliyor mu sence?

(…)

Z.Y.: Simge -felsefedeki “logos” bağlamında düşündüğümüzde- aşkın bir özüt-biçim ya da sağaltım-biçim olmalıydı. Husserlci düşünceye yakın bir bilinç fazı olmalıydı. Ama bugün geldiğimiz noktada -bırak öncüllüğünü, simgenin bizatihi kendisi bile- çelişkilerle dondurulmuş şekilde içkin ve kaotik! Nasıl desem, “sınırlı kaos” gibi bir şey bu… İnsanın, ama sahici insanın, kendine ve kendine dair olan her şeye -kendini tahayyül etmeye de- mesafesi sorununu araştırmak isteyen biri, mutlaka, Maurice Blanchot’un “Son İnsan” adlı kitabını okumalı… “Son İnsan”daki yerlem değişimlerinin, sürekli bir “insanlık” imgelemi değişimlerine -formüllerine- de “vesile” ya da ne bileyim, bir “tetik” olduğunu fark edersiniz. Bana göre o kitap, “bakıştaki” değişkenliğin ve arılığın dünyadaki en önemli kılavuzudur. Bir “kim” sonsuzluğu, insanın kendisi ile kendine uzanan sonsuz yollar arasında -ve hiçbirinde- kimsenin ve hiçbir şeyin bulunmaması… Bu arı kutbu “Blanchotvari hümanizm ve hakikat” diye adlandırırsak, diğer uçta da -üzülerek söylüyorum ki- “Facebookvari hakikat ve işler güçler” filan var! Şimdi, bence, karmakarışık ettiğimiz uzamsal bileşenleri bir kenara bırakalım da şu zamansallık içeren soruya cevap arayalım birlikte: Bir imgenin kuruluşu (tahayyül edilişi) zihnimizde nasıl, ne zaman oluyor? Apansız bir şey mi bu imge, yoksa öncesi ve sonrası var mı?

(…)

Z.Y.: İnsanlığın zihnini düzlemsel olarak modellemeye çalışalım: Zihnimizi yatay eksende bir “yaşam” düzlemi -jilet gibi- kesip geçsin. Yaşam düzleminin üzerinde tüm gündelik veriler, bilindik nedensellik ilişkileri olsun -ne bileyim: iş, para, aile, eğitim, hesap, siyasa, şu, bu…  Bir de dikey eksende benim “poetika” ya da “imgelem” dediğim düzlem kessin zihnimizi… Bu dikey eksende de imgeler, kolaylıkla adlandıramayacağımız şeyler olsun, -ne bileyim; ara duygulanımlar(örneğin, sevgi ve öfke arasında bir duygu), nedensizlikler, ikinci yeni şiiri, atonal müzik, gayri resmi dünya tarihi, toplumsuzluk, rüyalar, dinler, mitolojiler… Bu iki düzlemin (poetika ve yaşam) kesiştiği yeri (ki bu yer bir çizgi olacaktır), şimdilik, “dil” olarak kabul edelim. Bu modelde, o dar dil çizgisi üzerinde düşünerek, düzlemler arasında çevirmeye çalıştığımız, anlama kavuşturmaya yöneldiğimiz her nokta herhangi iki düzlemden birinde kayıplara, mesafelere neden olacaktır. Bu durum çevrilemezliğin ilk ve bilindik senaryosu… Oysa kimse ikinci senaryoyu düşünmüyor; ikinci senaryo daha imkânsız bir “zamansallık veya fizik” ihtiva eder: Biz söz ettiğim bu çevirileri herhangi bir “t” anında, donuk ve durağan bir şekilde yaparız. Oysa düzlemler arasındaki muhtemel kesişimler, devinim halindedir (“t1″,”t2″,”t3”,…, “tsonsuz” gibi…). Düzlemler, görüngülerin fiziğine göre değişir ve sürekli hareket ederler. Bu ikinci senaryoda dil dediğimiz şey “sonsuzca” değişen ve eğrisel bir alan derinliği oluşturur, yani üçüncü ve yeni bir düzlem oluşturur. Bu devinimin riyaziyesi de fiziği de kimyası da henüz hesaplanamadı. Çünkü riyaziye de, fizik de, kimya da birer dildir! Şiir, bence nedir biliyor musun, hani ilk senaryoda düzlemlerin çevriminde yaşanan anlam kayıpları, anlam kaymaları vardı ya, o anlam kaymalarının dil çizgisine olan uzaklığından oluşan “hata”ların tümüdür. İşte buna “dördüncü” boyut diyebiliriz: Bu dördüncü boyut imkânı, bize, geleceği doğurur…”

Zafer YALÇINPINAR

Poetika 2013 Odaklanmaları’ndan…
Bkz: https://bit.ly/poetika2013
Şubat 2013

 

Mar
04
2014
0

intihar karası bir olay…

İntihar karası bir olay bu! Ey Ece! Seni hatırlıyoruz! İntihar karası devam ediyor! Eğer Ece Ayhan yaşıyor olsaydı, şu haberde yer alan intihar karası olayı mutlaka şiirlerinden birinde işlerdi: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/
46741/Bu_ilani_veren_anne_intihar_etti.html

Written by in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com