Eki
20
2009

Kedilerin Yön Bulması (Julio Cortazar)

Alana ve Osiris bana bakınca, en ufak bir ikiyüzlülük, ya da, gizlilikten yakınamam. Dosdoğru yüzüme bakıyorlar; Alana ve mavi ışığı, Osiris ve yeşil ışını. Birbirlerine de aynı şekilde bakıyorlar; Alana Osiris’in siyah sırtını okşuyor, o da süt kabından burnunu kaldırıyor ve tatmin olmuş bir biçimde miyavlıyor. Kadın ve kedi benden ayrı, okşamalarımın yakalayamadığı alanlarda iletişimde bulunuyorlar. Osiris üzerinde bir otorite kurmaktan çoktan vazgeçtim; iyi arkadaşız, bununla birlikte aramızda aşılamayacak bir uzaklık var. Ama, Alana karım ve uzaklık bir başka. Bana baktığında, ve bana gülümsediğinde, Osiris gibi yüzüme doğruca baktığında, ya da, hiçbir şey gizlemeden konuştuğunda – her davranışında ve herşeyde kendini vererek, aşkta da nasıl veriyorsa; tüm bedeni de gözleri gibi olduğunda, mutlak bir bağış, kesintisiz bir karşılık, onun göremediği bir gölge düşüyor mutluluğuma.
Şaşılacak şey, Osiris’in evrenine doğruca girmekten vazgeçmeme karşın, Alana için olan aşkım, böyle tekdüze biçimde sonuçlanmış bir anlaşmayı kabul etmiyor : her zaman için bir çift olmak, gizemsiz bir yaşam. Bu mavi gözlerinin ardında başka birşey var, bu sözcüklerin, sızlamaların, sessizliklerin altında başka bir evren soluk alıyor. Bunu ona hiç söylemedim, bunca günün bunca yılın üzerinden geçtiği bu mutluluk yüzeyini kıramayacak kadar çok seviyorum onu. Kendi kafama göre anlamaya, keşfetmeye çalışıyorum. Gözetlemeden, kuşku duymadan izliyorum onu. Yaralanmış çok güzel bir heykeli, bitmemiş bir metni, yaşam penceresine yazılmış bir gökyüzü parçasını seviyorum.
Bir ara müziğin beni Alana’ya götürebilecek bir yol olduğunu sandım; ona, Bartok, Duke Ellington, Gal Gorta’nın plaklarını dinlerken baktığımda, duyarsız bir saydamlık beni onun yerine yerleştiriyordu; müzik onu değişik bir biçimde soyuyordu, onu daha da Alana yapıyordu, çünkü Alana doğruca yüzüme baktığında benden hiçbir şey gizlemeyen bir kadın olamazdı. Alana’ya karşı, Alana’nın ötesinde, onu daha iyi sevebilmek için arıyordum; ve başlangıçta müzik bana başka Alanalar gösterdiyse de Rembrandt’ın bir gravürünün önünde onun daha da değiştiğini gördüm: gökyüzünde bir bulut oyununun ansızın gölgelerin yerini değiştirdiği, ışıkların görüntü aydınlığa kavuşturduğu gibi. Resmin Alana’yı kendi kabuğunun dışına çıkardığını duydum, bir anlık bir değişim mı – Alana’dan Alana”ya giden, görünmesiyle yitmesi bir olan bu düşü – ölçebilen tek izleyici olarak. Gönüllü aracı Keith Jarrett, Beethoven, ve Annibal Troilo ona yaklaşmama yardımcı olmuşlardı. Ama bir gravürün, ya da, tablonun önünde Alana kendi olduğunu sandığı kişiden daha da ayrılıyor, bir an için düşsel bir evrene giriyordu. Bilmeden kendi dışına çıkıyordu, bir resimden diğerine giderek, onları yorumlayarak, ya da, susarak. Kraliçelerin, asların, maçaların, sineklerin, Alanaların birbiri ardına geldiğini gören, dikkatli ve temkinli ve biraz geride durup onu kolundan tutan biri için her yeni izlemenin yeniden dağıttığı bir iskambil oyunu..
Osiris ile ne yapabilirdim ki? Sütünü vermek ve tatmin olmuş siyah topaca saygı duymaktan başka. Ama Alana’yı, dün yaptığım gibi resim sergisine götürebilirdim; bir kez daha aynalar ve kara odalar tiyatrosuna tanık olmak ve tuale gerilmiş imgelerin başka bir imgeye-girişte sigarasını söndürdükten sonra üzerinde pislenmiş bir kot pantolon ve kırmızı gömlekle tablodan tabloya geçen, bakışının tam istediği aralıkta duran, ara sıra yanıma gelip bir yorum yada, bir karşılaştırma yapmamı isteyen Alana- karşı durmalarını görmek için. Buraya tablolar için geldiğimden, ve onu biraz geriden, ya da, yanından izleyen bakışımın kendi bakışıyla hiçbir ilgisi olmadığından kuşkusu olamazdı. Alana tablodan tabloya düşünceli bir şekilde geçerken çok değişiyordu.  Gözlerimi kapatmak,  ve onu kollarımın arasında sarıp taşkınlık yapmak, sokakta delice bir yarışa götürmek istiyordum. Bunu yapmamak için acı çektiğimi hiçbir zaman bilmeyecekti. Bulgusunda ve eğlencesinde rahatlığı bulurken, duraklamaları ve durgunlukları gerilimine ve susuzluğuma yabancı, benimkinden ayrı bir zamana yazılıyorlardı.
Şimdiye dek herşey yalnızca belirtiydi; müzikte Alana, Rembrandt önünde Alana. Ama bekleyişim artık çekilmez olmuştu. Sanat Galerisine gelişimizden beri, Alana kendini resimlere vermişti: bukalemunun korkunç saflığıyla bir durumdan diğerine geçiyordu: uygun zamanı gözetleyen bir izleyicinin onu, duruşunda, başının eğikliğinde, ellerini ya da, dudaklarının deviminde izlediğini, ve her yeni durumun tüm oyun bitene dek birbiri ardına masaya düşen iskambil kağıtları gibi Alana’nın Alana’yı kapattığını bilmeden. Alana’nın yanında, Galerinin duvarları boyunca ilerlerken, onun kendini bir resme verdiğini gördüm; Alana tabloya bakıyordu. Ben de tabloya bakıyordum. Sonra da bana bakıyordu, ve gözleri böylece değişmeyi yakalayan bir üçgeni çoğaltıyordu. Onu bir an için çevreleyen değişik bir ayla, yerini bir yenisine bırakıyordu; en son en gerçek çıplaklığa götürene dek. Bu birbirine geçişin nereye dek yineleneceğini, her ikimizin de arzusunu yerine getirecek bir bileşime kaç yeni Alana’nın beni götüreceğini önceden kestirmek olanaksızdı. Onu bir içki içmeğe götürmek istediğimi söylemeden önce yeni bir sigara yakan, ve hiçbir şeyden kuşkulanmayan Alana, ve uzun arayışımın en sonunda sonuçlandığını ve sevgimin bundan böyle görünür ile görünmeyeni ayırdedebileceğini, kapalı kapılardan yasak geçitlerden çekinmeksizin Alana’nın açık bakışını kabul edeceğini bilen ben. Bırakılmış bir kayığın ve ön planda kayalıkların bulunduğu bir resmin önünde Alana’nın yeniden durgunlaştığını gördüm; ellerinin görünmeyen bir dalgalanışı, onu sanki gökyüzünde yüzermiş gibi gösteriyordu. Sanki büyük denizleri, enginlerde bir kaçışı arıyordu. Ağaçların geçişini yasaklayan, ucunda maça desenleri olan parmaklıkların bulunduğu bir resmin onu ürküttüğünü görmek beni şaşırtmadı; başka bir yansıma noktası arıyor gibiydi; ve ansızın tablodan uzaklaşması, kabul edilemeyecek bir sınırlanmanın yadsınışı. Kuşlar, sualtı canavarları, sessizliğe açılmış, ölümün bir benzerinin içeriye girmesine göz yuman pencereler… her yeni resim, Alana’nın bir önceki rengini silerek, onu kaplıyordu: özgürlüğün, uçuşun ve büyük mekanların titreşimlerini ondan çekerek, geceyi ve hiçliği yadsıyışını, güneşin yörüngesinden kaynaklanan arzusunu, anka kuşunu andıran ürpertici çevikliğini olumlayarak. Beklediğim şeyin gerçekleşmesinin yüzümde yapacağı göz kamaştırıcı etkisini gördüğünde, soru dolu şaşkınlığı ve bakışının altından kalkamayacağımı bildiğim için, Alana’nın biraz gerisinde duruyordum. Çünkü bu arzu aynı anda bendim, benim tasarımdı. Alana benim yaşamım. Alana istemiş olduğum bir şey ve kuru bir yaşamın benden esirgediği bir armağan, işte en sonunda, en sonunda, bu andan başlayarak ve bu anda. Alana ve ben. Onu kollarımın arasında çıplak tutmak, onu, aramızda herzaman, herşeyin apaçık olacağı, herşeyin söylenebileceği bir biçimde sermek, ve yabancısı olmadığımız bu bitmeyen aşk gecesinden en sonunda yaşamış ilk şafağının doğmasını isterdim.
Sonunda Galerinin sonuna geldik. Çıkış kapısına doğru yaklaşıyordum, sokağın havasının ve ışıklarının Alana’nın beni tanıdığı biçime sokmasını bekleyerek başımı dışarıya doğru çevirdim. Alana’nın başka izleyicilerin, şimdiye dek görmemi engellediği bir tablonun önünde durduğunu gördüm. Bir pencere ve kedi imgesinin önünde uzun süre kımıldamadan durmuştu. Son bir değişiklik onu, diğerlerinden ayıran ve tualde onun yitmiş bakışını aramaya çalışan benden açıkça ayıran ağır bir heykel yaptı. Kedinin Osiris’e benzediğini gördüm. Pencere duvarının bizim de görmemizi engellediği uzaktaki bir şeye bakıyordu. Kedinin kımıldamadan oraya bakmasındaki durgunluk, yine de ona bakan Alana’nınkinden daha azdı. Üçgenin kırıldığını duyar gibi oldum; Alana bana doğru başını çevirdiğinde üçgen artık yoktu. Alana ve Osiris’in ne zaman yüzüme dosdoğru baktılarsa gördükleri, onlardan başka kimsenin göremeyeceği, ve şimdi ikisinin pencerenin ötesinde baktıkları yerde kurulmuştu.
Julio Cortazar

Çeviren: Engin Soysal

Yorum yapılmamış »

RSS feed for comments on this post. TrackBack URL


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com