Nis
13
2010
0

“Ece Ayhan’dan ABD’ye bakışsız bir zombi kara” (Barış Yarsel)

Poetry Scores taifesinin Ece Ayhan çağrışımlı ve atıflı olarak “Blind Cat Black” şeklinde adlandırdığı gerçeküstücü zombi filmi üzerine Barış Yarsel yazdı…
Bkz: http://www.futuristika.org/kultura/musiki/ece-ayhandan-abdye-bakissiz-bir-zombi-kara/

Nis
07
2010
0

491’e ÜÇ!

491‘e ÜÇ!

“2000’li Yıllar Yanlış Hayatın Doğru Yaşanamayışıdır.”

http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491uc.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Mar
19
2010
0

Sergi: “3 LOKMA; Cins/Rad/Lakormis”

Cins / Rad / Lakormis

19 Mart-13 Nisan 2010
6:45 gram

kadife sok. no.10/2
Kadıköy, İstanbul

Facebook Etkinlik Bağlantısı:  http://www.facebook.com/event.php?eid=393537916578

Mar
13
2010
1

Sanatın İnsan(sız)laştırılması

(…)Şimdi dikkat buyrulsun: Bu noktayı iyice aydınlatmamızda yarar var. Sanat yapıtının kimi zaman gönderme yaptığı ya da sunduğu insani olaylar karşısında mutlu olmak ya da üzülmek, gerçek sanatsal zevkten çok ayrı bir şeydir. (…)
Pek basit bir bakış açısı sorunudur bu. Bir cismi görebilmez için görme aygıtımızı belli bir biçimde ayarlamamız gerekir. Eğer görüş ayarımız yerli yerinde değilse, cismi doğru dürüst göremeyiz ya da tümüyle gözden kaçırırız. Okur bir pencere camının ardından bir bahçeye baktığımızı düşünsün. Gözlerimiz öyle uyarlanmıştır ki, görüş açımız camda durmayarak ötesine geçer, dalları, çiçekleri kucaklar. Bakışımızın hedefi bahçe olduğundan, görüş açımız ona yöneliktir,, camı hiç görmeyiz. (…) Ama sonra bir çaba gösterip bahçeyi seyretmekten vazgeçerek bakışlarımızı camda toplayabiliriz. O zaman bahçe gözümüzden kaybolur, ancak cama yapışmış gibi duran bazı karışık renk lekeleri görürüz. (…)
Geleneksel tabloda yer alan nesnelerle birlikte yaşamayı hayal edebiliriz. Bir alay İngiliz Gioconda’ya âşık olmuşlardır. Oysa yeni tabloda gösterilen şeylerle birlikte yaşamak olanaksızdır: Ressam onlardan yaşanmış gerçek görünümü çekip alırken, bizi alıştığımız dünyaya iletebilecek köprüyü yıkmış, gemileri yakmıştır. (…) Önceden  hiç hazırlığımız yokken, alışkın olduğumuz o nesneleri yaşayışımızdan farklı bir tutum oluşturuvermek durumunda kalırız; alışılmadık figürlere uygun düşecek yepyeni davranışlar yaratmamız gerekir. İşte o yeni yaşam, önce doğal yaşamımızı silip yok ettikten sonra icat ettiğimiz o yaşam, sanatı anlamanın ve zevkine varmanın ta kendisidir. Duygudan ve tutkudan yoksun değildir, ancak hiç kuşkusuz, o duygular ve tutkular bizim ilk ve insani yaşamımızın doğasını kaplayan ruhsal bitki örtüsünden çok ayrı bir bitki topluluğundandırlar. O nesne-ötesi şeylerin bizim içimizdeki sanatçıda uyandırdıkları ikincil coşkulardır.(Ultraismo’lardır.)(…)
Halk kitleleri sanır ki gerçeklerden kaçmak kolay şeydir, oysa dünyanın en güç işidir.(…) “Doğal”ın kopyası olmayan, yine de belli bir tözlüğü bulunan bir şeyi yapılandırmak sanatçıya çok yüce bir yeteneğin bağışlanmış olmasını gerektirir. (…) Eğer sınırlarını genişletme yolunda müthiş bir atılımla şahlanması olmasa, yaşamın pek önemi kalmazdı. (…)
Geçen yüzyılda şair olmayı isteyen ilk kişi Mallarmé oldu. Kendi söylediğine göre, “doğal gereçleri yadsıdı” ve insani hayvan ve bitki topluluğundan ayrı, ufak lirik nesneler oluşturdu. (…) Eğer bir kadından söz ediliyorsa o “hiçbir kadın”dı, eğer bir saat çalarsa “kadranda yer almayan saat”ti. (…) Ancak tek bir şey: gözden silinmek, buhar olup uçmak, lirik girişimin gerçek başkişileri olan sözcükleri havada tutan, kimin olduğu belirsiz bir sese dönüşüp yok olmak. O kimin olduğu bilinmeyen, dizesinin sesçil tabanından başka bir şey olmayan mutlak ses, çevresindeki insandan kendini soyutlamayı bilen şairin sesidir. (…)
Günümüzde şiir, eğretilemelerin yüksek cebiridir.
Eğretileme herhalde insanoğlunun elinde tutuğu en verimli güç olmalı. Etkisinin büyüklüğü neredeyse mucizeye yaklaşır ve tıpkı hastasının karnında neşter unutan dalgın bir cerrah gibi, Tanrı’nın yarattıklarından birini biçimlendirirken içinde unutmuş olduğu  bir yaratıcılık gerecine benzer.
Tüm öteki güçler bizi gerçeğin, zaten varolanın içine tutsak ederler. Yapabileceğimizin en fazlası bazı şeyleri başka şeylere katmak ya da çıkarmaktır. Yalnızca eğretileme kaçış yolunu açar bize ve gerçekte varolan şeyler arasında düşsel kayalıklar yaratır, tüy gibi hafif adalar yeşertir. (…) Bu yakınlarda genç bir şairin yapıtlarında okudum, yıldırım bir marangoz cetveliymiş, kışın yaprakları dökülen ağaçlar da gökyüzünü temizlemek için birer süpürgeymişler. Lirik silah böylece doğal nesnelere karşı harekete geçiyor, ya yaralıyor onları, ya da öldürüyor.
(…) Yeni sanatın birbirinden en uzak görünen biçimlerini birleştiren bağlantı bu işte. Eğretilemeyle gerçekliğin ötesine geçerken de, gerçekliğin içinde dolanmak diye adlandırabileceğimiz biçimde de, dışavurulan şey hep o aynı olaydır: gerçeklerden uzaklaşma, gerçeklerden kaçış. Şiirsel yücelişin yerini, doğal bakış açısının düzeyinin altına iniş de alabilir. Gerçekliği doruğuna çıkarmak için onu nasıl aşmak gerektiğinin –bu iş için büyüteç elde, yaşantının mikroskopik olaylarını izlemek yeter- en iyi örnekleri Proust, Ramon Gomez de la Serna, Joyce’dur. (…)
Önceleri eğretileme bir gerçeğin çevresinde yer alıyordu; süsleme, çerçeve ya da koruyucu örtü gibiydi. Şimdi işler tersine dönmüştür: Eğretilemenin, şiir dışı ya da gerçek destek olmadan silinerek yapılmasına çalışılmakta, eğretilemenin kendisi şiirsel nesne’ye dönüştürülmek istenmektedir. Estetik sürecin böylesine teryüz edilişi bir tek eğretileme işlemine özgü değildir, tüm düzlemlerde, tüm olanaklarla gerçekleştirilmektedir, hatta bugün yapılmakta olan her türlü sanatın ağırlıklı eğilimler olarak genel çehresi durumuna gelmiştir.

José Ortega y Gasset
“La deshumanización del arte”

1925

Mar
09
2010
0

491’e İKİ!

491‘e İKİ!

İNECEK KALMASIN…

Bkz: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491iki.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Şub
23
2010
0

Kınar Hanım’ın Tersleri

Ody Saban, “Sayfalarım – Aşk kitabı” , 1992
Karton üstüne akrilik, kolaj, karışık teknik, 32 x 58cm



KINAR HANIM’IN TERSLERİ

su yüzüne çiçekleniyor
kınar hanım’ın denizleri
çerçeveliyor kanlı ellerle dalgaları
ve tutuyor tüm gökyüzünün yapbozlarını
ölüler diplerde kökleniyor
sonunda büyük bir kitap yazılıyor
bir sayfadan diğerine doğru
ters ters gömüle gömüle
sonra kendinin akı akı akıcı bakışı
mısra bir çift ipek çorap üstünde
ıslanıp kurutulmuş sonradan boyanmış pamuktandır
halen kol altında tuttuğu ayrımın uçları
başı hep midesinde ilerler
bıktırır yosunlarla tutmuş unutulmayan anneliği
bir çift rakkas gibi
yeniden sevgililer sarı odada buluşurlar
gözlerden  yakın  ve nazarı hep değen o sapsarı
zincir zincir ellerle dalgalar
sualtına uzuyorlar

Zafer Yalçınpınar ve Ody Saban
22 Şubat 2010

Not: İşbu şiir Ody Saban ile Zafer Yalçınpınar tarafından birlikte yazılmıştır.

Şub
21
2010
0

“491”

*

491

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.
491‘i http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491.pdf adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

Sahicilikle/ Zafer Yalçınpınar

Şub
20
2010
0

Francis Picabia ve “391” ve bir ihtimal “491”

Francis Martinez Picabia hakkında çeşitli bilgilere ve 1917’de yayımlamaya başladığı “391” adlı derginin görüntülerine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/picabia391.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Duygusal Hamiş:
Bu karanlık, döneklik, arsızlık ve retorik dolu ikibinlerde “insan” olanın (insan olarak kalmayı başarabilenin) içinden  “491” adlı sıkı bir neşriyat çıkarmak geliyor. Ama işte, bu neşriyata -her anlamda ve görüngüde-destek olacak o sıkı taife nerde, hangi işlerle veya işsizliklerle uğraşıyorlar? İşimize ya da işsizliğimize değil de göğe bakacaktık hani? Kimbilir, belki yarın, belki de seneye…
Sonuçta, gelmeyecek olanı çağırıyorum;
“Ey 491! Ben burdayım, sen nerdesin?”
Hâlâ bekliyoruz ki zaten bekleyelim ve görelim, neler olacak…

Zafer Yalçınpınar

Şub
16
2010
0

Antonin Artaud’un Senaryoları

Artaud’un kaleme aldığı “Moğolistan Sınırındaki İki Ulus” ve “18 Saniye” adlı iki senaryoya http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/artaudsenaryo.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Uğur Ün’ün çevirdiği senaryolar Gergedan Dergisi’nin “Gerçeküstücülük Özel Sayısı(1987-6)”nda yayımlanmıştır.

Şub
16
2010
0

Dimensions of Dialogue (Jan Svankmajer)

Jan Svankmajer‘in 1982’de yarattığı gerçeküstücü şaheserdir ve iki bölüm halinde aşağıdadır…

1. BÖLÜM:

***

2. BÖLÜM:

Şub
16
2010
0

Perçemli Sokak

*

XVI

Hepsini yak lambaların
Yatacakmış gibi
Susadınsa bahçeye çık
Yağmur yağsın bütün gece
Uyu denize benze
Çarşafların değirmeninde undan beyaz

(…)
Yüzüne gözüne sür yanan lambamızın mürekkebini, işte şafak söküyor eşyalardan, kapıların ardında, baş aşağı, korkusuz. Güneş çukurlar açıyor yüzünde.  Yum gözlerini yarı yarıya, yağmurun ellerine yağdığını duyacak kadar. Bu takma gök hepimizin.
(…)

XXIX

Günler geçiyor baştan kara
Çaresiz duvarında sepetlerin
Hâlâ  o gemi hâlâ o balık
Gözlerimden tuttukları
Koca dolaplar gibi hurda
Aydınlıkla sürmeli pencereden
Eski huyları bunlar denizin
Yaslanmak ormana güneşle
Sulara kıl kadar yakın
Işıklı sürahiler içinden
Bütün merdivenlere kapalı
Dönen yuvarlağında elimin

OKTAY RİFAT
“Perçemli Sokak” adlı kitabından bazı bölümler…

Şub
15
2010
0

Kişi, kendi düzmece benliğinden sıyrılmalıdır.

Resimlerime, etkisi altında kaldığım ve beni gerçeğin dışına taşıyan bir şokun etkisiyle başlarım. Bu şoka, tuvalden sökülmüş küçük bir iplik, düşen bir su damlası, ya da bu masanın cilalı yüzeyinde parmağımın bırakacağı iz yol açabilir…
Böylece bir iplik parçası, çorap söküğü gibi çözüverir bütün bir dünyayı. Sözde ölü olan bir şeyden yola çıkarak, bir dünyaya gelirim. Ve ona bir isim koyduğumda, o dünya daha da canlanır. İsimlerimi, çalıştıkça, tuvalimde bir şeyi diğerine bağladıkça, yavaş yavaş bulurum. İsmi bulunca da, onun atmosferinde yaşarım. O zaman bu isim benim için yüzde yüz bir gerçeklik kazanır…  (…) Benim için tablonun adı, eksiksiz bir gerçektir.
Bir tuval stüdyomda yıllarca bitmemiş halde dursa, hiç aldırmam. Öte yandan yeni bir kafiye dizisi, yeni bir hayat, yeni canlılar başlatmaya yetecek kadar canlı bir başlangıç noktası taşıyan bir dolu tuvalimin olması, beni mutlu eder. (…)
Resme bakan biri, kişilerimde kendini tanırsa, ister beyaz olsun, ister siyah, güneyli ya da kuzeyli, ya zenci, ya Çinli; kendini öbür insanlardan ayıranı değil, onlara yaklaştıranı keşfeder. (…)
Ancak gerçek insan olmak için, kişi, kendi düzmece benliğinden sıyrılmalıdır. Kendi payıma ben, sınırlarla sosyal ve bürokratik geleneklerle kısıtlanmış bir toplumun malı olan İspanyol ressam Miro olmaktan vazgeçmek zorunda kaldım. Başka bir deyişle, anonimliği aramaya mecbur oldum.  (Paris, 1964)

Joan Miro
Gergedan Dergisi, Çev: Sevin Okyay, sayı:6, 1987

Şub
15
2010
0

Bir Üçüncü Gerçeküstücülük Manifestosu ya da Başka Şey İçin Ön Kavramlar (André Breton)

Gergedan Dergisi’nin 1987’de yayımlanan 6. sayısında (Gerçeküstücülük Özel Sayısı’nda) yer alan çeviriye http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/breton3.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Breton’un manifestosunu Ragıp Ege çevirmiş.

Şub
15
2010
0

Şarkıcı Güneşler (René Char)

Akıl almaz yitişler
Kestirilmez rastlantılar
Azbuçuk okkalı mutsuzluklar
Her boy felaket
Suda boğulan ve kömürleşen kıyametler
Bir cinayet gibi görülen intihar
Laf anlamaz yoz kişiler
Başlarına bir demirci önlüğü saranlar
Yüce naifler
(…)
Mapusane ortasında ebegümeci
Mapusane ortasında ısırgan
Mapusane ortasında yapışkanotu
Viranelerde sütlü incir
İflah olmaz suskun adamlar
(…)
Yabansı iş mumyalarının çevresinde ılık hava
hüküm sürüyorlar

René Char
Çeviren: Cemal Süreya

Şub
15
2010
0

Güneşin Alnında Gerçeküstücülük (René Magritte)

(…)
Hemen hemen her zaman sefil bir dünyayı aydınlatmaya yaradı diye güneşin ışığından çekinmek gerekmez. Zihinsel evrenin kendi içine çekilmişliğinde denizkızları, kapılar, hayaletler, tanrılar, ağaçlar, aklın bütün bu nesneleri yepyeni ve çekici çizgilerle canlı ışıkların yoğun hayatına kazandırılmış olacaktır.

(…)
Düzmece gizemlerin karanlığını ışıtmak ve tükenmiş bir geçmişle bağı koparmak üzere, “kara” mizahta hüzünlü ne varsa ona diyalektik bir eylemle karşı çıkıp, başlangıçta güneşi arzulamış olduğumuzu vurgulamak çok önemlidir. Bu kopuş ve aydınlatma zihinsel evren anlayışının zorunlu koşuludur.

René Magritte
(Gergedan Dergisi, Sayı: 6, 1987, Çev: Aydın Uğur)

Şub
14
2010
0

Söyleşi: “Resimlerim Dikenli Yollardan Geçer” (Ody Saban)

Ody Saban’la Selen Akçalı’nın gerçekleştirdiği ve 24 Ocak tarihli BirGün Gazetesi’nde yayımlanan, söyleşiye http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1264338146&year=2010&month=01&day=24 adresinden ulaşabilirsiniz.

Oca
27
2010
0

Görsel Şiir: “Güneşe İlahi” (Luciano Ori)

“Güneşe İlahi”, Luciano Ori

“Buluntu Şiir”, Haz: Levent Kavas, 6:45 Yayınları, 1996, s.74

Oca
16
2010
0

Jaques Prévert’in Kolajları (René Bertelé)

Milliyet Sanat Dergisi’nin 1980’deki yeni dizisinin 2. sayısında yer alan “Özgürlüğe Kavuşan Görüntüler” adlı yazıya http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/prevert.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.
René Bertelé’nin işbu yazısı,  j. Prévert’in kolajları üzerinedir…

Oca
05
2010
0

O taraçaların… (André Breton)

O taraçaların en üstlerinden biz kuşları daim büyüleyen sen
Her gece çiçekli bir dal yapan omuzlarından o kuşlar biz o canım
____arabanın kollarına
O kuşlarınız biz kıvılcımlardan daha parlak fışkıran bileğinden
O iç çekişleriyiz camdan heykelin o dirsekleri üzerinde kalkıp
____doğrulan uyurken biri
Gedikler açılan o pırıl pırıl yatağında
Gedikler ki oradan mercan ormanlarda o düzlüklerde geyikler  görünür
Sonra çırılçıplak kadınlar ta derinlerinde bir maden ocağının
Hatırlarsın sonra sen uyanır trenden inerdin

(…)

André Breton
(Çeviren: İlhan Berk)

Ara
30
2009
0

Açık Dilde Manifesto (Antonin Artaud)

(…)
İmge alanına ait olan, akıl yoluyla indirgenebilir, imgede kalmaya devam edebilir ya da yok edilebilir.
Yine de imgelerin bir mantığı vardır, imge yüklü canlılık dünyasında daha açık imgeler vardır.
Aklın ani coşumlarında, hayvanların çokbiçimli ve göz kamaştırıcı bir anıştırması vardır. Bu duyarsız ve düşünen toz, kendi içinden doğan yasalara göre düzenlenir; açık ya da engelli aklın ve bilincin alanı dışında.
(…) imgeler alanında düzgün konuşan Yanıltı ya da maddi hata, bilgi yanıltısından daha az var değildir; bu da yeni bir bilginin yaşam gerçekliğine nasıl inebildiğini ya da inmesinin ne denli gerekli olduğunu bir kere daha ortaya koyar.
(…)

Antonin Artaud

Çeviren: Erdoğan Kul

Hamiş: Metnin tamamına http://www.ussuz.com/2009/12/acik-dilde-manifesto/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Ara
21
2009
0

La Révolution surréaliste (1924-1929)

***

(…)Kendi bedenlerimizde yüzmemize izin verin,
ruhlarımızı ruhlarımıza terk edin. (…)

Antonin Artaud
La Révolution surréaliste, Sayı: 3, Nisan 1925

***

L. Aragon’dan A. Artaud’a mektup…

***

La Révolution surréaliste’nin yayımlanmış sayıları…

Ara
12
2009
0

Oktay Rifat’ın Resimleri

***

Cambaz

Sen eşikte, kedi ağaçta, bulut
Damda; gök, yarısı yeşil, yarısı
Sarı, iner denize, oyun başlar.
Hayvanlarım çıkar önce, üstü fil,
Altı kurt; değişir: balıkla geyik.
Kısarım gündüzümü; bir yarım ay,
Bir yıldız çadırı geceye dönük.
Sallanırım son ışık trapezinde,
Bir doğu, bir batı: Korkunç Perende.
(…)

OKTAY RİFAT

***

***

***

Kas
12
2009
0

Çöptür Bütün Yazılanlar (Antonin Artaud)

(…)
Sen değilsin asıl mesele, genç adam!
Hayır, sakallı eleştirmenlerdir benim üzerinde durduğum.
(…)

Antonin Artaud’un “Çöptür Bütün Yazılanlar” başlıklı metnine http://www.ussuz.com/2009/11/coptur-butun-yazilanlar/ adresinden (Ussuz’dan) ulaşabilirsiniz. Yazıyı Dr. Erdoğan Kul çevirmiş…

Eki
17
2009
0

Şairin Kanı

Apollinaire’nin Öldürülen Şair’inin Kapağı (1916 Baskısı)
*

«n’est pas du vrai sang
C’est du sang de bête
C’est du sang de tête
C’est du sang pensant
Jean »

Jean Cocteau’dan yaşlı dostu Andre Malraux’a imzalı… (1940)

*


Bérénice Abott’un “Jean Cocteau Portresi” (1927)

Powered by WordPress | Theme: Aeros 2.0 by TheBuckmaker.com