Mar
30
2011
0

Fred ve Ginger


Fotoğraf: Ester Havlová

1992 yılında mimar Vlado Milunic ile mimar Frank Gehry’nin tasarladığı ve 1996 yılında yapımı tamamlanan binanın ismi Çekçe’de “Tančící dům”dur.  Prag’da “Dans Eden Ev” olarak anılan bu büro binası, 2. Dünya savaşı bombardımanları sırasında  hasar gören bölgelerden birinde bulunmaktadır. Yapı, şu anda Hollanda kökenli bir sigorta şirketinin genel merkezidir.

Broadway ve Hollywood sanatçıları olan ünlü Fred Asteire ve Ginger Rogers ikilisini anımsattıkları için Ekim 1992’deki ilk mimari sunuşta, binanın tasarımı “Fred ve Ginger” olarak adlandırıldı. Bina, halk arasında da Fred ve Ginger binası olarak bilinir. Yapıya verilen başka bir isim de “Sarhoş Ev”’dir.
İki bölümden oluşan bina yukarıya doğru genişleyen bir silindir, hemen yanında beli sıkılmış bir cam kuleden oluşur. Gehry, projede müziğe ilişkin duyguları, hareketi ve dansı içeren simgeleri binayla bütünleştirmeyi denemek istediğini belirtmektedir. Fred, sabit duran ve destekleyen güçlü ve egemen biçim, Ginger ise uçuşan kabaran tülleri ile dans eden, zarif ve dinamik biçimdir.

Derleyen: Sinem Yalçınpınar

Dans Eden Ev’in pencereleri

Mar
30
2011
0

Dağınıklar Kenti

12 Nisan 2011, Saat:13.30
Beyoğlu Sineması

Dağınıklar Kenti, ait/aitsiz, yurt/yurtsuz, kök/köksüz olmayı ince bir şekilde sorgulamaya ve didiklemeye açıyor. Bu coğrafya sancıyla kıpırdanmakta, kendini ve yerini arayan çocuklar doğurmaktadır. Dağınıklar Kenti’nde ev(ler), anahtarlar, kaçaklık, kayıp anne, hopper, yeni sorulara açılıyor. Ve bu sorular her şeyi reddeden, başka bir birey oluşu arzulayan bir zihnin karşısına, duygularıyla hareket eden, köşeye sıkışınca da aidiyeti arayan bir başka karakteri koyarak tecrübe edinmeye çalışılıyor. Uygar Asan’ın yeni minimal bağımsız çalışması Dağınıklar Kenti, sorular ve “oluş”lar üzerine bir ayrıntılar çalışması.

cast: sezgin cengiz&uygar asan set&afiş foto: cengiz güleryüz
yönetmen yardımcısı: aram dildar kostüm: anita sezgener ses: gökhan güçtekin & uygar asan sanat yönetmeni: gökhan güçtekin yazan & yöneten: uygar asan
yapımcılar: anita sezgener & uygar asan

Oyuncular;
sezgin cengiz, umur ozan, aslı turan,
tolga iskit, nurşin durmaz, alp giritli, özgür öksüz, sibel günsür, nilgün günsür
elif özsüt, hamza güzel, çağlar tüfekçi, cengiz güleryüz, umut altunordu, rıdvan algül,
remzi pamukçu, m. faruk denli, aram kılavuz, kenan varol

Bilet için bkz: http://web03.biletix.com/etkinlik/M412B/TURKIYE/tr

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar |
Mar
29
2011
0

Küreselleşme

(…)
Arp, müzisyenin canını alır.
Ateş donar.
(…)
Makineler insanları kullanır.
Herkes kendi işiyle uğraşır.
Her deli kendi konusuyla meşgul olur.
Hiç kimsenin yolu hiç kimseninkiyle kesişmez.
Herkes hiçbir yere doğru koşturur.
Karşılıklı duyulan korku hariç hiçbir ortak noktaları yoktur.
Hieronymus Bosch beş asır önce küreselleşmeyi resmetti, diyor John Berger.

Eduardo Galeano
“Aynalar”, Çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2009, s.114

Mar
28
2011
0

Türk Sinemasında Konuşmalar Üzerine Bazı Aykırı Notlar (Onat Kutlar)

Yeni Sinema’nın Ağustos 1967 tarihli 9. sayısında yer alan “Türk Sinemasında Konuşmalar Üzerine Bazı Aykırı Notlar” adlı eleştiri yazısının tam metnine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/turksinemasikonusmalar.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Yazıyı Onat Kutlar kaleme almış…

“İstanbul’un Kızları” adlı filmden bir sahne… (1964)
(Yapımcı-Yönetmen: Halit Refiğ)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yer alan tüm Onat Kutlar ilgilerine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?s=Onat+Kutlar adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
28
2011
0

Baharda (Oruç Aruoba)

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yer alan tüm Oruç Aruoba ilgilerine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=oruc-aruoba adresinden ulaşabilirsiniz.

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Mar
27
2011
0

Söyleşi: Tiyatro, Sinema ve Resim İlişkileri(1967)

Sinematek’in çıkardığı “Yeni Sinema” adlı derginin Haziran 1967 tarihli 7. sayısı, sinema ile diğer sanat dalları arasındaki ilişkileri inceleyen özel bir dosyaya ayrılmış. Dosyada tiyatro, sinema ve resim sanatı arasındaki ilişki, Onat Kutlar, Sezer Tansuğ, Özer Kabaş, Ömer Uluç ve Yılmaz Zenger’in katıldığı bir yuvarlak masa oturumu aracılığıyla incelenmiş. Bu yuvarlak masa söyleşisinin tam metnine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/tiyatroresim.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
25
2011
0

Hiçten doğan şiir…(İlhan Berk)

(…) Hiçten doğan şiire gelince, günümüz şiirinin ben en çok bu alanda geliştiğini sanıyorum; ya da ben bunu kendime daha yakın bulduğum için böyle diyorum. Buna Artaud’u, Cummings’i, Michaux’u, S.J. Perse’i ve daha birçoklarını örnek olarak alabiliriz. Bu üç ozan içinde, özellikle Artaud, hiç’i konu olarak alır. (…) Artaud için sözlük hiçbir şey anlatmaz, hiçbir şeyi göstermez. Sözlük onun için bir nesneyi gösteren, betimleyen bir araç değildir. Böylece sözlük onun için hiçbir değer birliği (équivalence), uygunluk (correspondance), simge, im (signe) sağlamaz. Hatta anlatmak imkânsızlığını bile sağlamaz. Hiçbir şey değildir sözcük. HİÇ. (A. Artaud, George Charbonnier)
Kısaca, Artaud için sözcüklerin bir çığlık anlamı vardır, başka hiçbir şey. Hiç’i büyütmek istemesi, elbette çığlıkla karşılanırdı. Nedir çığlık? Hem hiç hem her şey. Artaud’da sözcüklerin anlamlarının yitmesiyle bir çığlık biçiminde beliren hiç’i istemek, geçen yüzyılın sonunda Mallarmé’de konuyu silmek, Michaux’da belirsiz konu çizmek, usun dışına çıkmak biçiminde kendini göstermiştir. Michaux’nun koyduğu evrenin adı biliniyor yalnız, kendisi anlatılamıyor, yorumlanamıyor.(…) Sınır taşlarından onun evreninde olduğumuzu anlıyoruz. Michaux bu evrende pusulasız, haritasız, koltukdeğneksiz dolaşıyor.(Henri Michaux, René Bartelé)
(…)

İlhan Berk
Anlamsızlığın Anlamı, Yeni ufuklar, Nisan 1962, Sayı: 119

Mar
23
2011
0

Kapak: “Hiç” (Neyzen Tevfik)

Neyzen Tevfik’in “Hiç” adlı şiir kitabının kapak görüntüsü…
Kitabın bu baskısının 1910’lu yılların sonuna ait olduğu düşünülmektedir.
(Görüntüyü paylaşan sıkı sahaf Emin Nedret İşli’ye teşekkür ederiz.)

Yaziyi gonderen in: Buluntular (Efemeralar) |
Mar
23
2011
0

E. Bostancı’nın “Gölge Haramileri” Üzerine…

“Gölge Haramileri”
Egemen Bostancı

ASMA SANAT (22 Mart- 05 Nisan 2011)
Asmalımescit Şehbender Sokak.  Çiçek Han No:5/3
Tünel/Beyoğlu

“Haramiler ki artık kırkın üstünde sayıları” diyor Ece Ayhan bir şiirinde. Bugünlerde kuracak olsaydı bu dizeyi Ece Ayhan, sanırım şöyle ifade ederdi: “İnsanlar ki artık kötülükle yüzlediler kendilerini”
“Öküzlemeler” adlı uzun bir söyleşisinde ise “Tipolojiyi bilen kazanır” diyor Ece Ayhan. Oysa bugün, “tipolojiyi bilen, kaybeder insanlığını” diyebiliriz. Egemen Bostancı, tipolojiyi biliyor, muhteris tipolojisini tanıyor. Daha doğrusu “tanımış” bulundu bir kere. Farketti onları.
Sabah akşam, çeşitli vesilelerle, “İmgelemin Özgürleşmesi”nden bahsedip duruyorum, bilen bilir. İmgelemin özgürleşmesi şiirde olduğu gibi resimde de geçerlidir. Sıkı şiir olduğu gibi sıkı resim de vardır. Şairin evren tasavvuru tarihin salınımında ressamınkiyle kesişir. Aynı yerden indirgenmiştir çünkü. Tek fark dile getiriş biçimidir. Biri dizelerle sezdirir, diğeri çizgilerle, renklerle… Örneğin şair, “Lastik ayakkabıların dışına benzeyen bir surat” diyerek kötülemektedir. Ressam da böylesi bir tipolojiyi görür ve resmeder. Yani, sözsüz olarak, izleyiciye sezdirir. Çünkü resmetmek ve kurtulmak zorundadır bu tipolojiden, ifşa etmek zorundadır.
Peki, özgür bir ressamın günümüz insanlığında gördüğü şeyler nasıldır? Aslında soruyu şöyle çeşitlendirmemiz gerekiyor: Haramileşmiş bir topluluktaki portrelerin retoriği nasıl olur? Kıvrımları, kıvırışları, gençliği, yaşlılığı, fetbazlığı, sönmesi, parlaması, hırsı, dinginliği, iknası, suskusu nasıl olur? Böylesine ceberrut ve fetbaz bir topluluk nasıl ifade edilir özgür imgelemde? Ceberrutların ve fetbazların retoriği nasıl ifade edilir resim sanatında?
Egemen Bostancı, “gölge haramileri” serisiyle bu sorulara cevap veriyor. Evet, cevap aramıyor, cevap veriyor. Çünkü kendi evren tasavvuru için böyle yapmak zorundadır, onları ifşa etmek zorundadır.
Swankmajer, “Diyaloğun Boyutları”nda hangi tipolojiyi ifşa ettiyse, insanlığın gerçekliğini nasıl tersimlediyse -yani Swankmajer’in gerçeküstücülüğü, endüst-realitenin kötücüllüğünü nasıl tanımlıyorsa- Egemen de aynı yoldan gidip haramileşmiş bir insanlığın kötülük dolu retoriğini ve böylesi bir tipolojinin eşgallerini çıkarıyor.
Egemen’in Gölge Haramileri, “Kötülük Dayanışması” dediğimiz büyük resimden indirgenmiş bir portreler serisidir. Benim gözümde.
Öyle görüyorum.

Zafer Yalçınpınar

Hamiş: Egemen Bostancı’nın web sitesine http://kapalimetin.weebly.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
22
2011
0

E-Kitap: Bakmak (İlhan Berk)

Son olarak, İlhan Berk tarafından kaleme alınan “Türk Şiirinin Yapısına Bakmak” adlı uzun inceleme yazısının II. ve III. bölümü Bakmak‘a eklendi. (“Bakmak” adlı e-kitapta toparladığım İlhan Berk yazılarının tam listesi aşağıdadır.)

1962-65 ve 1975-1977 yılları arasında “Yeni Ufuklar” ile “Milliyet Sanat” adlı dergilerde yayımlanan bu inceleme yazılarının bütününü, imgelem, şiir dili, dize tekniği, doğu-batı şiiri gibi konular kapsamında çok değerli, İlhan Berk’in kendi poetikasına ilişkin ayrıntılı açıklamaları kapsamında ise örneklerle dolu ve aydınlatıcı bir derleme olarak görüyorum. Ayrıca, İkinci Yeni şiir akımının 1950’den günümüze uzanan imgesel yaklaşımındaki kökenleri, getirdiği yenilikleri ve oluşturduğu poetikanın gerekçelerini de İlhan Berk’in bu güçlü inceleme yazıları aracılığıyla kavrıyoruz.

Kitabın tamamına http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/ilhanberkbakmak.pdf adresinden PDF biçeminde ulaşabilirsiniz. (60 Mb.)

Mar
20
2011
0

1962: Anlamsızlığın Anlamı (İlhan Berk)

Yeni Ufuklar’ın Nisan 1962 tarihli 119. sayısında yayımlanan “Anlamsızlığın Anlamı” adlı İlhan Berk yazısına erişebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. İlhan Berk’in 1990 sonrası YKY’den yayımlanan poetika kitaplarına ve derlemelerine baktığımızda, “Anlamsızın Anlamı” başlığı altında yarım sayfalık birkaç  paragrafla karşılaşıyoruz. Ancak bu yazılar son derece fragmanvaridir ve şiir örneklerine, açıklamalara derinlemesine yer vermez. Yeni Ufuklar’da bulduğumuz söz konusu yazı ise sıkı bir “inceleme” boyutundadır(12 sayfa) ve bütünlüklüdür. Bu yazı İlhan Berk’in Mısırkalyoniğne ve sonrası izlediği poetika ile imgelem hakkında çok önemli veriler, alıntılar ve açıklamalar taşıyor. “Anlamsızlığın Anlamı”nın tam metnine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/anlamsizligin.jpg adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: “Anlamsızlığın Anlamı” adlı yazı İlhan Berk’in çeşitli dergilerde yayımladığı yazılardan oluşan “Bakmak” adlı e-kitaba eklenmiştir.

2. Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan İlhan Berk ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Mar
19
2011
0

Şiirin Dip Sularında (Sait Maden)

Sait Maden’in şiirsel çalışmalarının, kişiliğinin ve özgür imgeleminin “şiir” ile “hakikat” arasındaki görsel ilişkiyi derinlemesine sınadığını, tasarım felsefesindeki duyum ve algı unsurlarını cesurca araştırdığını düşünmekteyim. Sait Maden, Lorca’nın bütün şiirlerinin yanı sıra Baudelaire, Octavio Paz, P. Neruda, L. Aragon, P. Eluard, Mayakovski, Saint John-Perse, B. Cendrars gibi şairlerin şiirlerini dilimize aktarmıştır. Bununla birlikte, edebiyat tarihimizdeki çoğu dergi ve yayınevinin logo çalışması ile birçok önemli şiir kitabının kapak tasarımını gerçekleştiren Sait Maden’in, 21 Mart 2011 Dünya Şiir Günü için hazırladığı “Şiirin Dip Sularında” adlı poetik bildirisi aşağıdadır.

Hamiş: Sait Maden’in bu bildirisi, bana göre, denizaltı edebiyatı olarak ifade ettiğim derinliği, sahiciliği ve sıkılığı da imlemiş, birçok bağlamda onaylamıştır. (Zy)

Mar
19
2011
0

Sait Maden’in Logoları

Sait Maden’in tasarımını gerçekleştirdiği logolardan bazıları aşağıdadır:

Yaziyi gonderen in: Buluntular (Efemeralar) | Etiketler:
Mar
19
2011
0

Aslantepe’de bir heykel…

Aslantepe’de bir heykel: Alex de Souza

18 Mart 2011
Galatasaray: 1
Fenerbahçe: 2

Son not:
“KARA DERYALARDA BİR FENERSİN!”

Mar
18
2011
0

İmzalı: Haldun Taner

Haldun Taner tarafından Şadan Kamil’e ithafen imzalı “Tuş” adlı kitap…

Mar
17
2011
3

E-Kitap: BAKMAK (İlhan Berk)

İlhan Berk
“BAKMAK”

Dergilerdeki Yazıları (1962-65 ve 1975-77)

Hazırlayan: Zafer Yalçınpınar
Mart 2011

indir
(PDF/60 Mb.)
Güncelleme Tarihi: 22 Mart 2011

Mar
16
2011
0

bir tür sessizlik (Ayşe Güngör)

Sessizliğin, tüm bilgileri dışında bırakan bilgisine erişmek için çabalıyorum. Sessizlik, tüm bilgilerin son bulduğu noktanın bilgisi. Ben onun tüm bilgilerin hayaleti olduğunu varsaymak istiyorum. (…) Belki hayatımda ilk defa gördüğüm, ürkek bir dağ hayvanının gözlerine uzun süre bakarsam, görebilirdim sessizliği. Bu bana en yakın gözüken ihtimaldi.
(…)
Bir apartman boşluğu kadar sessizlik. Bir ev, bir oda kadar sessizlik. Sakınımlı bir insanın arzusundaki sessizlik. (…) Bir camın aniden kırılışının ardından gelen sessizlik. Sadece kendine bölünebilen bir sayı olan sessizlik. Rüzgârlı bir sessizlik. Bir düşün kırılma noktasındaki sessizlik. Söyleyecek çok şeyi olan insanlara karşı sessizlik. Bir heykelin kıskanılan sessizliği. Terk edilmiş bir şehir manzarasına karşı sessizlik.
(…)
Sustukça duruluyor, konuştukça bulanıyorum. Eğer kendimi tanımlayacak olsam, bir göl olduğumu öne sürebilirdim. İçimde neler olup bittigini bilmiyorum. Balıkların ne renk olduğunu, en çok ne tarafa yüzdüklerini, yosunların ne tarafa eğimli olduklarını bilmiyorum.
(…)

Ayşe Güngör
“zygiella notata”, sayı:2

Mar
15
2011
0

“Şahmeran” by Rella

“Şahmeran”

by Rella

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
Mar
15
2011
0

Zygiella Notata /2

“zygiella notata” adlı sıkı fanzinin ikinci sayısı yayımlandı.
Fanzinle ilgili bilgilere http://zygiellanotata.tumblr.com adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Mar
14
2011
0

Oyun: Zırhlı Kurt (Tarık Günersel)

Tarih masalsa bu diyarda,
has tarih olmalı masal da.

(…) 1993’te ustam Erol Keskin IV. Mehmed hakkında iki aktör bir aktris için piyes yazmamı önerdi. Yazmak 18 yılımı aldı. (…)
Tarık Günersel

Zırhlı Kurt 16 Mart’ta Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde başlıyor. Oyun hakkındaki detaylı bilgilere http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/zirhlikurt.pdf adresinde yer alan broşürden ulaşabilirsiniz.

Mar
11
2011
0

Mustafa Irgat ve Ece Ayhan

Mustafa Irgat ve Ece Ayhan
Fotoğraf: Doğan Kemancı
Evvel Fanzin’e ulaştıran: Eren Barış
Ayrıca bkz: Ece Ayhan Efemeraları

Evvel Fanzin’in omuzdaşlarından Metin Kızılcalıoğlu -eksik olmasın- 1993’de Ece Ayhan ile Mustafa Irgat tarafından gerçekleştirilen kısa bir söyleşinin pdf biçemini bize iletti. Söyleşi, önce Cumhuriyet Gazetesi’nde ardından da Ece Ayhan’ın YKY’den çıkan “Aynalı Denemeler” adlı kitabında yayımlanmış. (Zaten bu kitabı yayıma hazırlayan da Mustafa Irgat’tır.) Evvel Fanzin’in Ece Ayhan ilgileri kapsamına giren bu söyleşiye http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/siirimizkaradirabiler.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.

Hamiş: Metin Kızılcalıoğlu uzun zamandır Mustafa Irgat’a ilişkin bazı yazı, efemera ve eserlerin derlendiği arşiv çalışmasını içeren http://mustafairgat.blogspot.com adresini bana işaret edip edip duruyor. Haklı aslında… İçerisinde şahsen sevmediğim birçok zevatın yazısı, fikri, atıp tutması filan bulunmasına rağmen Mustafa Irgat üzerine hazırlanan bu siteye, arşive ve araştırmaya verilen emeği çokça önemsediğimi bildiririm. (Zy)

Mar
10
2011
0

2011’de Yerli Edebiyat

Karga Mecmua, Mart-Nisan 2011’de (47. ve 48. sayılarında) dosya konusu olarak “Yerli” üstbaşlığını  işliyor. Dosya kapsamında edebiyat, sinema, müzik, tiyatro ve çağdaş sanatlardaki “yerli” söylemini analiz etmeye çalışıyor. Karga Mecmua’nın Mart 2011 tarihli 47. sayısında yayımlanan “Yerli Edebiyat” soruşturmasına verdiğim cevaplar aşağıdadır:

Karga Mecmua: “Yerli” edebiyat denince aklınıza ne geliyor?

Zafer Yalçınpınar: Aklıma “yetiştiği, yeşerdiği dile özgü, yetiştiği dilin zihinselliğiyle ve bileşenleriyle olgunlaşmış, yaşamın imgesel imkânlarını, bütünlüğünü, coşkusunu, umudunu, şiirselliğini, mücadelesini ve insani hakikatini kısacası her şeyi, ama her şeyi yetiştiği dilde -yani yetiştiği yerde- arayan” bir edebiyat geliyor. Sonra da -nedense- tüm bunlar birden aklımdan uçup gidiyor. Hepsi bir yanılsamaymış, geçersizmiş ya da geçersizleşecekmiş gibi bir düşünce eşliğinde karamsarlığa kapılıyorum.

K.M.: Son 10 yılda “yerli” edebiyatta genel eğilimlerden bahsedebilir miyiz?

Z.Y.: Önce fotoğrafın geneline bir baykuş bakışı atalım ve neler var görelim…
Yeni Kapitalizm kültürüne eklemlenmeye ve kendini küresel pazarda alınıp satılan bir tüketim unsuru haline getirmeye çalışan, bu yönde mağazalaşan yerli(!?) edebiyat var; bu bir. Sivilleşmeye, sıkılaşmaya, sürüden çıkmaya, bağımsızlığını güçlendirmeye ve eşyadan çok insana benzemeye çalışan bir yerli edebiyat var; bu iki. Sosyal ve kültürel politikalar yoluyla toplumu (aslında topluluğu) yönlendirenlerin pompaladığı, belediyecilik araç ve gereçleriyle mankenleşen, bütçelenen, naz yapan, gerdan kıran bir yerli edebiyat var; bu üç. Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “biz” söylemleriyle cehalet alanını kalabalıklaştıran bir yerli edebiyat var; bu da dört. Birinci ve dördüncü tipolojinin niceliksel üstünlüğü ve kalabalığı aşikâr… Niteliksel olarak ise ikinci tipolojinin üstünlüğü, yalnızlığı, biricikliği aşikâr… Genel eğilimi, sanırım, niceliksel üstünlüğü olan birinci ve dördüncü tipoloji belirliyor. “Hileli bir demokrasi” gereği olarak filan… Bununla birlikte, bir “bezdiri” şeklini aldığından beri genel eğilimleri fazlaca umursamıyorum.

K.M.: “Yerli” kitap endüstrisinde bir gelişme var mı? Varsa gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.Y.: Sorunun çapı gereği, olsa olsa, endüstriyel gelişmeler vardır. Standartlaşma, azamileştirme, merkezileştirme filan… Bunların kahrediciliğinden “üçüncü dalga” konulu mecmuada bahsetmiştim. Şimdi, bir kez daha yüzleştirme beni bunlarla… Zaten her gün -belirli oranlarda- böylesi bir endüst-realite’ye maruz kalıyorum.

K.M.: “Yerli” edebiyat dışarıda nasıl algılanıyor?

Z.Y.: Başta ortaya koyduğum tipolojiler kapsamında cevap vermeye çalışayım. Birinci ve dördüncü tipoloji batıda “gelişmeye-kullanıma açık” olarak algılanıyor, doğuda nasıl algılanıyordur, bilmiyorum. Üçücü tipoloji batıda “otantik ve zayıf”, doğuda ise “batıcıl ve zayıf” olarak algılanıyor. İkinci tipolojinin ise dışarıda algılandığını düşünmüyorum.

K.M.: Türkiye’de hem sanatçı hem de okuyucu kitlenin popülerlik anlayışını nasıl buluyorsunuz?

Z.Y.: Bu meseleye “gerçeklik terörü” üzerinden bakmak gerekiyor… Bu bir “gösteri arzı ile seyirci talebi dengesi” meselesi oldu artık… Podyum, mikrofon, alkış, eyyam heveslileri ve böyle şeylere meraklıların sayısı arttı. Birisi -hiç düşünmeden- podyuma çıkar ve beline “Ben dünya güzeliyim” yazan bir kuşak takarak türlü pozlar verir. İzleyenler de -gene hiç düşünmeden- podyumdakini alkışa boğar. Ertesi gün bir komşunuz diğerine şöyle fısıldıyordur: “Dünkü dünya güzelini gördün mü… Ne harika şeydi!” Sonuçta, zihinselliğin zayıfladığı her yerde “popülerlik” güç kazanır. Aslında, popülerliğin spot ışıklarının altında gerçek bir “aydınlanma” yoktur. Koşutluğu devam ettirirsek, “komşu-okuyucu” okuduğundan aydınlanamaz haldedir ve bunun da farkında değildir.

Karga Mecmua, Mart 2011, Sayı:47

Mar
10
2011
2

“2010 Şiir Yıllığı” ve geç kalanların geyiği…

Bugünkü -10 Mart 2011 tarihli- Cumhuriyet Gazetesi’nin kültür-sanat sayfalarında 12 isim tarafından kaleme alınmış bir bildiriden bahsediliyor. Bildiride, YKY tarafından yayımlanan 2010 şiir yıllığına ve yıllığı hazırlayan Baki Asiltürk’e yönelik ağır eleştiriler, kınamalar filan dile getirilmiş. Baki Asiltürk’ün yıllığa girecek isim/şiir seçiminde önyargılı ve yanlı olduğu vurgulanmış.

Bildiriyi kaleme alan bu 12 isme hak veriyorum ancak, şimdi, yüksek sesle sormak lazım; bu 12 ismin aklı, beş senedir neredeydi? Bazı kifayetsiz muhterisler ve mutat zevatlar beş senedir sıkı/sahici şiiri yok sayarken, sahici şairlere “sessizlik suikastı” uygularken, biz zamanında (3 sene evvel) çeşitli platformlarda işbu haksızlığı bas bas bağırırken, bu kapsamda yıpratıcı mücadeleler verirken, Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin nemalanıcıları beş sene boyunca yavaş yavaş (tenceredeki kurbağa misali) Türk Şiiri’ni ele geçirmeye başlarken bu 12 ismin aklı neredeydi? Televizyon mu izliyorlardı, pazara mı gitmişlerdi… Yoksa sendikacılık, dernekçilik, yayıncılık filan mı oynuyorlardı?

Bu 12 isim, Baki Asiltürk’ün ve 2004 sonrasındaki YKY şiir çevresinin ne olduğunu, kimlerden oluştuğunu bilmiyorlar mıydı? Yıllık denen şeyin  “minik sahtekârların büyük seçkisi”ne dönüştüğünü bilmiyorlar mıydı? Zamanında Orhan Alkaya’nın, Engin Turgut’un filan başına gelenleri, yıllığa alınmayışına kızan Engit Turgut’a Baki paşanın verdiği o “arsız” cevabı filan hatırlamıyorlar mı? Neden “şimdi” akıllarına geliyor Baki Asiltürk’ü kınamak? Bu soruların cevabı basittir: Çünkü sıra bu 12 isme geldi. Anlaşılan, Baki Asiltürk bu 12 ismin bazılarını 2010 şiir yıllığında es geçmiş ya da gelecekteki yıllıklarda es geçeceğinin belirtilerini göstermiş olacak ki ancak şimdilerde sesi çıkmaya başlıyor bu 12 ismin… Böyledir bu işler, defalarca söyledik; “Susma, çünkü sustukça sıra sana gelecek!”

Bu “Şiir Yıllığı” konusu artık bir “geyik” oldu. Her sene aynı şeyleri ifade etmekten çok sıkıldım. Ama, sanırım, birilerinin şiir yıllığı işindeki gerçek amacı kavrayabilmesi için benim çeşitli tekrarlamaları yapmam gerekiyor; 5 Mart 2010’da kaleme aldığım “Yıllık Geyiği” adlı yazıya http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/i20.html adresinden ulaşabilirsiniz.

Zy

Mar
09
2011
1

1965: “Üç Örnek Ozan” ve “Türk Şiirinin Yapısına Bakmak” (İlhan Berk)


Fotoğraf: Z. Üçüncü

Daha önce, Yeni Ufuklar’ın Aralık 1964’te yayımlanan 151. sayısında İlhan Berk tarafından kaleme alınan “Türk Şiirine Bakmak” adlı incelemeyi Evvel Fanzin kapsamında paylaşmıştım. Geçenlerde, Yeni Ufuklar’ın diğer sayılarını tararken İlhan Berk’in başka inceleme yazılarıyla da karşılaştım. Derginin Ocak 1965 tarihli 152. sayısında yer alan “Üç Örnek Ozan” ile Mart 1965 tarihli 154. sayısındaki “Türk Şiirinin Yapısına Bakmak” başlıklı yazıları, İlhan Berk’in kaleminden çıkmış oldukça teknik ve önemli incelemeler olarak görüyorum. (Bilebildiğim kadarıyla bu yazılar İlhan Berk’in kitaplarında yer almamış…) Bu üç yazıyı bir arada düşündüğümüzde, İlhan Berk’in doğu-batı karşıtlığı eksenindeki şiirsel alanı kavrayışı ile Yunus Emre, Yahya Kemal, Ahmet Haşim ve Nâzım Hikmet gibi şairleri ele alış biçiminin hâlâ geçerli, tutarlı ve ilginç olduğunu görürsünüz. Ve bir anlamda, titrersiniz.
İlhan Berk’in 1964-65 yıllarında Yeni Ufuklar’da yayımlanan bu üç yazısına aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz;

Türk Şiirine Bakmak: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/turksiirinebakmak.jpg
Üç Örnek Ozan: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/ucornekozan.jpg
Türk Şiirinin Yapısına Bakmak: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/yapiyabakmak.jpg

 

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan İlhan Berk ilgilerinin tümüne http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel