May
31
2010
0

Nâzım Hikmet’in Defterleri’nden…

1938’de Nâzım Hikmet’in cebindeki
İşBankası acendasından bazı sayfaların görüntüleri…
(Memet Fuat, Nâzım Hikmet: Portreler, YKY, 2001, s.112)

*

May
31
2010
0

Sadece şiir. Başka hiçbir şey istemiyor canım. (Nâzım Hikmet)

(…)
(İlya) Ehrenburg, Nâzım’a sordu bu kez:
-Ya siz, Nâzım, neler yazıyorsunuz şu ara?
-Sadece şiir. Başka hiçbir şey istemiyor canım. Bir dönem geçirdim, birkaç yıl kadar süren, hemen hemen 1958’e kadar. Tek bir dize yazamaz olmuştum. Bitti bu iş diye düşünüyordum. Şimdi yitirdiğim bu zamanı telafi ediyorum.
-Evet, çok iyi anlıyorum sizi. Benim de birçok kez şiirle böyle bir şeyler geçti aramda. Kaprisli şeydir şiir.
(…)

Nâzım’la Söyleşi, Vera Tulyakova Hikmet
Çev: Ataol Behramoğlu, Cem Yayınevi, 1989

Bkz: http://urun.gittigidiyor.com/VERA-TULYAKOVA-HIKMET-IMZALI-NAZIM-039-LA-SOYLESI_W0QQidZZ17892622


May
31
2010
0

Kargaşa: 10.Yıl Özel Sergisi


Kargaşa 10
Yolu Karga’dan Geçenler
10. Yıl Özel Sergisi

10 yıl önce “Yukarıda boş bir salon var, niye orada sergiler düzenlemiyoruz,” fikri üzerine ilk olarak Kargaşa sergisiyle kapılarını açan KargART, artık gelenekselleşmiş sezon kapanış sergisi Kargaşa 10 için, özel bir seçki hazırladı. Yolu Karga’dan Geçenler 10 yıl boyunca KargART’ın ağırladığı sanatçılardan bir kısmının işlerine ev sahipliği yapacak bu yıl. 10 yıl öncesini düşünürsek, bağımsız bir sanat oluşumu için kaç yıl ömür biçerdik? Bağımsızlığı bir tarafa, 10 yılda yaptığı işlerle zaman içerisinde kelimenin gerçek anlamıyla sanat dünyamıza bir alternatif mekân kazandıran bir mekâna kaç yıl ömür biçerdik? Plastik sanatlar ile başlayan ilgi alanını performans sanatları, video art gibi bu disiplinlerde eğitim veren kurumların bile etkinlik üretmediği, üretmekte zorlandığı alanlara yayan; film gösterimleri, kısa film seçkileri, animasyon, sahne sanatları, müzik gibi alanlara atlayarak her geçen yıl faaliyet alanını geliştiren kendinden menkul bir organizmaya kaç yıl ömür biçerdik? Peki bu 10 yıl içerisinde birbiri ardına yeni mekânlar açılır ve maalesef kapanırken, hiç kimseye eyvallahı olmayan bir kurumun bünyesinden çıkan KargART’ın 10 yılda bir çekim merkezi haline gelmesini nasıl yorumlamalı? Soruların yanıtlarını size bırakıp işimize bakalım ya da… KargART kurulduğu günden beri genç sanatçıların ilk işlerini astıkları, gösterdikleri bir mekân olmayı istedi. Ağabeylik yapan danışmanları, zamanla KargART bünyesinde yetişen elemanları, bu elemanların ilgi alanları değişti. Ama genç sanatçılara, etkinlik alanı bulamayan sanatçılara sahip çıkma, destek olma algısı hiç değişmedi. 10larca kişisel ve karma sergi, 10larca gösteri, 10larca gösterim, yüzlerce etkinlik.
O kadar çok sanatçının yolu Karga’dan geçti ki 10 yıldır. Her birininin adını anmak çok uzun sürer. Her birini Kargaşa 10’a davet etmek de imkânsız. Bu nedenle kataloglarımızı, hafızalarımızı, veri tabanlarımızı sınayıp bir seçki hazırlamak zorunda kaldık. Bu sergide KargART’ın da kolektif işi olacak. Duvarlarımızdan birinde 800 isimlik bir gurur tablosu asıyor olacağız.
*
Kargaşa 10 – Yolu Karga’dan Geçenler Sergisi’nde işleriyle yer alan 32 sanatçı ise: Aysun Öner, Bahadır Dilbaz, Ceren Karaçayır, Ceyda Ildıroğlu, Çağla Cömert, Dağhan İş, Doğu Çankaya, Ece Kalabak, Elif Yıldız, Emrah Bekdikli, Erdal Kuruzu, Gökçe Birtan, Harun Antakyalı, Hülya Küpçüoğlu, Hüsnü Dokak, İbrahim Çiftçioğlu, Kaan Çaydamlı, Lale Altunel, Melike Kılıç, Meral Efe, Murat Sezer, Nezaket Tekin, Niyazi Selçuk, Olgu Ülkenciler, Özlem Gök, Özlem Uzun, Peri Demirbaş, Rafet Arslan, Seçkin Uysal, Serkan Taycan, Şenol Erdoğan ve Temur Köran.
*
Karga 14 yılda düştü kalktı, yandı yapıldı, içinden KargART ve kargamecmua’yı çıkarttı. Haziran ayında siz de yolunuzu KargART’tan geçirin. Anadolu yakasının bağımsızlığından ödün vermeyen en eski ve en kargaşalı sanat mekânına birlikte kadeh kaldıralım.
*
Açılış: 4 Haziran 2010, Cuma, Saat: 20:00
21:30 itibari ile Karga Kabinde: Deniz Benkal / tuz, Kaan Çaydamlı, Bahadır Dilbaz
*
Sergi 4-30 Haziran 2010 tarihlerinde (Pazartesi günleri hariç) her gün 13:00 – 20:00 arası gezilebilir.
*
Kadife Sokak No 16 Kadıköy İstanbul
www.kargart.org –     info@kargart.org
ph:0090 216 330 31 51    –   fax: 0090 216 346 55 46
Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar | Etiketler:
May
30
2010
0

Sesin Çekirdeği (Roland Barthes)

“Çalıntı” Müzik Kültürü Dergisi’nin Mart 1993 tarihli ilk sayısında yayımlanan “Sessin Çekirdeği” adlı yazıya http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/sesincekirdegi.jpg adresinden ulaşabilirsiniz. Sıkı kuramcı Roland Barthes’ın töze nüfuz eden bu yazısını Ogan Güner çevirmiş…

May
28
2010
0

491’e BEŞ!

491‘e BEŞ!

“Kilosu kaça gelir?”

http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491bes.pdf

*

Yokoluşlarının ağıtını yazan o kifayetsiz muhterislerle senin ilgilenmeyişinin 2010’daki  yüzüdür 491
DÖRTDOKUZBİR “Evvel Fanzin” cakasıdır ve Kadıköy tribidir.

491‘in tüm sayılarını http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/491.html adresinden indirebilirsiniz.

E-posta: dortdokuzbir@gmail.com

May
27
2010
0

Puslu Çizgi (Paul Celan)

Gözde puslu bir çizgi:
bakışların yarı
yolda görebildikleri bir kaybedilmişlik.
Eğrile eğrile gerçekleştirilen bir “asla”,
dönmüş geri.

Yollar, onların yarısı -ve en uzunları.
(…)
dilsiz ve titreşen bir ünsüz olarak
daha yabancı bir “daima” için.

Paul Celan
Çev: Danyal Nacarlı, Cumhuriyet Kitap, Sayı: 1058, 2010

May
26
2010
0

Kendini Anlatan: “Pancar”

“Pancar” ya da “Endüstri Devrimi Bitti” by Zy
(Esat Başak‘ı içtenlik dolu bir saygıyla selamlayarak…)

Ayrıca Bkz:
http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/kendinianlatan/kendinianlatan.html

May
24
2010
0

“Şiir, şairin dünyaya bakışındadır.” (İlhan Berk)

İlhan Berk‘in söyleşilerini birer  “poetika belgesi” olarak  çok önemli, sahici ve öğretici bulmuşumdur her zaman… Aşağıda,  YKY tarafından yayımlanan “Kanatlı At” adlı kitabın tüm baskılarında  (1. baskı 1994, 2. baskı 2005) yer almayan bazı önemli söyleşilerden çeşitli alıntılar bulunmaktadır. İlhan Berk’in kıyıda kalmış bu söyleşilerinden yaptığım bazı alıntıları (bazı sözlerini) birer buluntu olarak da değerlendirebilirsiniz. (Zy)

İlhan Berk: (…)Önce nedir gerçek şiir bunu bir yol düşünelim. Gerçek şiir, aslını ararsak, konuda değildir bir kere. Şairde şairin dünyaya bakışındadır, o kadar, beş altı yıl önce şiiri, şiir yapanın konu olduğunu ben de buz gibi söylerdim. Bugün iyi şiirin, gerçek şiirin konuyla ilgisi olmadığını söylüyorum. Şair için bütün mesele, eşyaya, dünyaya bakıştadır. Ben iyi şiiri, kötü şiirden, sadece, şairin eşyaya bakışıyla, metoduyla ayırırım. Ne demek şairin dünyaya, eşyaya, bakışı? Hayat ve dünya hakkında yanlış fikirler vermemek. (…) İyi, gerçek, ileri şiir konuda değildir hasılı. Sonra sanatçının sorumluluğu nedir? Dünyayı umutsuzluktan kurtarmak, yaşamayı güzel yapmak bence. Az şey mi bu?
(Yeditepe Dergisi, 7 Haziran 1953, Sayı:38)

İlhan Berk: (…)Beni şiirin kendisi ilgilendirir. Şiirin kendisi demek de yapısının gerektirdiği kuruluş nedenleridir. Bunlar da şiirin dışında değil içinde gelişirler. Uyumdan anladığım budur. Ya da uyum benim için şiirin yapısından başka bir şey değildir. (Ilgaz, 7 Ekim 1964)

İlhan Berk: (…)Söze dayanan şiire bağlıyız. Bizde şiir düzyazı ile birlikte düşünülür. Düzyazının bütün ilkelerini şiirden ister. Düzyazı gibi şiiri bağlamak ister. Biliyorsunuz, Sartre’ın dergisine, Les Temps Modernes’de, şiire yer vermemesini kimse anlayamamış, sonunda düzyazıyla, şiirin ilkelerinin ayrı ayrı şeyler olduğunu Sartre ortaya koymak gereğini duymuştur. Şiirin, düzyazı gibi bağlanamayacağını ilk o açık seçik yazmıştır. Şiir daha önce bir konuşmamda da söylediğim gibi, tek çizgilidir bizde. Bir iki ozanın koyduğu çizgi vardır. O çizgilere üşüşülmüştür. Bütün yeniliğin o iki çizgide olduğu sanılır. (…) Şenlikname şiirin kırk türlü yazılabileceğini gösteriyor. Kapalılığı, şiirin belli çizgilerine alışılmış, belli anlayışlar edinmiş kişiler için daha çok. Dünya şiirine açık olan biri için bir kapalılığı yoktur. Ben şiirin kırk türlü yazılabileceğine inandığım için, şiir yazmayı her gün yeni yeni öğreniyormuşum gibi bir tavır korum. Bu benim kendi yapım, kendi yöntemimdir. Buraya çok uzun yollardan geldim. Bir yığın çıkmaz sokaklardan döndüm, ama geriyi biliyorum. Geriye onun için bakmam.
(Yeditepe Dergisi, 9 Ocak 1973)

İlhan Berk’in söyleşilerinden…

Hamiş: Evvel Fanzin kapsamında yayımlanan tüm İlhan Berk ilgilerine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=ilhan-berk adresinden ulaşabilirsiniz.

May
24
2010
0

Turgut Berkes ve Karakutu Konseri (2 Haziran 2010)

Fotoğraf: Kemal Cengizkan
*

Turgut Berkes ve Karakutu Konseri
ve “All The Young Dudes” Jam Session

02 Haziran 2010 Çarşamba, 22:00 // KEMANCI

KARAKUTU
Turgut Berkes – Vokal
Berkant Çelen – Gitar
Emre Kula – Gitar/ Vokal
Ayça Sarıgül – Bas/ Vokal
Onur Başkurt – Davul

Ayrıca bkz: http://www.myspace.com/turgutberkes

Yaziyi gonderen in: Duyurular, Tartışmalar |
May
24
2010
0

Şiirlemek

21.
Şöyle söylemekle sanıyorum,  felsefeyle ilgili tutumumu özetlemiş oluyorum: Felsefenin aslında şiir olarak kurulması gerekir. Buradan da, bana öyle geliyor ki, düşüncemin ne denli şimdiye, geleceğe ya da geçmişe ait olduğu çıkar. Çünkü böylelikle, yapabilmek istediğini tam yapamayan biri olduğumu itiraf ediyorum.

Çevirenin Notu:
Şiir olarak kurmak: dichten. Birçok başka dilde olduğu gibi, Türkçe’de de tam karşılığı olmayan bir fiil: Şiirlemek(?!)

Ludwig Wittgenstein
Yan Değiniler, Çev: Oruç Aruoba, 6:45 Yay., 1999, s.23

May
24
2010
0

Buluntu: (Sakallı) Ece Ayhan Fotoğrafları

Ümit Bayazoğlu -sağolsun, eksik olmasın ve zaten sıkı adamdır ki- kişisel arşivinde yer alan ve daha önce yayımlanmamış, görülmemiş  bazı Ece Ayhan fotoğraflarını benimle paylaştı. Fotoğraflar aşağıdadır. (Zy)

Ece Ayhan, Yalıhan’da gençlerle birlikte…

*

Ece Ayhan ve Ümit Bayazoğlu… Oduncuda…

*

Ece Ayhan çalışıyor…

*

Hamiş: İşbu  fotoğraflar Ece Ayhan Web Sitesi‘nde yer alan “Efemeralar” bölümüne eklenmiştir.

May
24
2010
0
May
22
2010
0

Yığılmalar

F. Léger’in “Şehir” adlı eseri…

(…)Léger’in tabloları zaman dolu mekânlar hakkında daha derin bir şeyi düşündürür. Bu da her şeyden önce yığılmalardır. Colin Rowe ve Frederick Koetter tüm kentin bu şekilde, bir “kolaj kent” gibi yapılmasını düşündüler. Ama kolaj, öğelerin rastgele bir araya getirilip yapıştırılması değildir ve zaman dolu bir mekân da salt bir akıp gitme izleniminden, kullanıldıkça ortaya çıkan, kırılan, değişen ve berbat olan şeylerin kaydından daha öte bir şeydir. Baldwin’in, yazılarda bölünmüş zamana bir biçem vermesi gibi Léger de makine parçalarına birbirleriyle anlamlı bir ilişki kazandırdı. Sokakta biriken fiziksel öğelere de biçim vermek gereklidir. Sokağı, sokakta neler olup bittiğine, sokağın başından neler geçtiğine ilişkin kuru bir bilgiden daha heyecan verici bir deneyim olarak algılamamız, o mekânda zamana verilen biçimi algılamamızın sonucudur.(…)

Richard Sennett
Gözün Vicdanı (Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam)
Çev: Süha Sertabiboğlu- Can Kurultay, Ayrıntı Yay., 1999, s.202

May
21
2010
0

Hem her yerde, hem yüzeyde…

David Pears
“Wittgenstein”, Çev: Arda Denkel, Afa Yay., 1985, s.38

May
21
2010
0

Bir çağrışım…

“sürgün yeri burası” diyor
iki sokağın arasında
____________bir lamba

(…)

“sünger gibi çeker içine seni burada zaman” diyor
suların altında
_________bir masa
(…)

Çağrıştıran: Zy
Tamamlayan: Aylin Güven

May
19
2010
0

Uygar, zarif ve adaplı.

(…)Uygar, zarif ve adaplı. Bıçkınlığı kafa vurma hamlığından boks inceliğine vardıracak kadar zarif. Öncelikle de “iyi” bir insandı. İyi olmaktan başka çaresi olmadığı için iyi olanlardan değil, zekâsının tüm yeterliğine ve kıvraklığına rağmen iyi olmayı seçtiği için özellikle vurguluyorum bu yanını. Kuzgun, çok sevdiği ve çok sık kullandığı iki deyimle, “mübalağa cenk” bir yaşamı “kına gibi un” halinde öğüttü. “Soyut heykeller yaptı” diye yazıyor ansiklopedilerde. Soyut heykeller midir Kuzgun’un yapıtları? (…)
Belki de Kuzgun, en coşkun sevgiyi, en içten saygıyı beslediği annesini yüceltmek adına (…) belki bir ağıt diye yonttu tahtaları, biçimlendirdi çivileri, demirleri.
Malzemelerini seçimindeki nedenler nedir? (…)
Belki kendisinin de ömür boyu cevabını aramadığı bir yığın soru bıraktı ardında. Ancak, sanatçı olarak kimsenin tartışamayacağı bir gerçeği vardı.
“Adam”lık sanatının büyük ustasıydı Kuzgun.

Seçkin Selvi (Cılızoğlu)
Gergedan Dergisi, Sayı:17, 1988

May
19
2010
0

Kuzgun Acar’ın desen defterinden…

Kuzgun Acar’ın desen defteri’nden görüntüler…
(Fersa Acar Koleksiyonu)
İşbankası Kibele Sanat Galerisi Yay., 2004

Yaziyi gonderen in: Usta Beni Öldür! (AKSAK KOLAj) | Etiketler:
May
19
2010
0

Kuzgun Acar, Alberto Giacometti ve 1961 Paris Bienali

(…)1961’de, Paris Bienali’nin bilmem kaçıncı günü, bir Montparnesse gecesinde, Türk olduğumu ve sanatla kıyısından köşesinden ilgilendiğimi bilen büyük sanatçı Giacometti, yanıma yaklaşarak, “Bienalle’nin yontu ödülünü size verdik” dedi. İlkin hiçbir şey anlamadım. Benim, Bienal’de bir eserim yoktu. Sonra büyük usta, Akar ya da Aşar adında bir yontucu tanıyıp tanımadığımı sordu bana. (Fransızca, Kuzgun’un Acar’ını  böyle söylüyordu.) O zaman anladım. Ödülü “paslı çivilere” mi verdiklerini sordum. Evet, dedi.
Sonradan öğrendim ki, İtalyan asıllı Giacometti, onüç kişilik seçiciler kurulunun genel eğilimine (üyelerin büyük çoğunluğu, beş yapıtıyla Bienal’e katılan İtalyan Francesco Somaini adlı yontucuyu ödüllendirmek istiyorlarmış) karşı çıkmış ve büyük ödülün Kuzgun’a verilmesini sağlamış. Ertesi saah ilk işimi haberi Kuzgun’a telgrafla bildirmek oldu.(…)

Ferit Edgü
“Ölüm mü çaldı kapını Kuzgun, yoksa sen mi ölümün kapısını?”
Politika Gazetesi, 11 Şubat 1976

Hamiş: Evvel Fanzin’in tüm Kuzgun Acar ilgilerine http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=kuzgun-acar adresinden ulaşabilirsiniz.

May
19
2010
0

Nesnelerin yalnızlığı hakkında… (Giacometti’nin Atölyesi)

Alberto Giacometti, atölyesinde…
Fotoğraf:  Cartier Bresson

(…)
Bir kişiye, bir canlı varlığa, ne de doğal bir olguya yaklaşır gibi yaklaşılmaz sanat yapıtına —bilmeyen yoktur bunu herhalde?— Şiir, resim, heykel, birtakım niteliklerle incelenmek ister. Ama, şimdilik resimden bahsediyoruz.
Canlı bir yüz bile kendini öyle kolay ele vermez; ne var ki bu yüzün anlamını çözebilmek için, fazladan çaba göstermeye gerek yoktur. Bence, —rastgele söylüyorum— bence, önemli olan, bu yüzü yalıtmaktır. Eğer bakışım, bu yüzü, bu yüzün çevresindeki bütün her şeyden kurtarabilirse, eğer bakışım, (dikkatim), bu yüzün, dünyanın kendi dışında kalan bölümüne karışarak gitgide belirsİzleşen anlamlarla, kendini kaybedip sonsuza kaçmasını önleyebilirse, ve eğer, aksine, aracılığıyla bakışımın dünyadan ayırdığı bu yalnızlık ele geçirilebilirse, ancak o zaman, bu yüze, —ya da bu kişiye, bu insan ya da görüngüye— bu yüzün tek kendi anlamı akacak, kendi anlamı birikecektir. Bir yüz bilgisinin, eğer estetik olmak istiyorsa tarihsel olmayı reddetmesi gerekir demeye getiriyorum.
Resmi incelemek, daha büyük bir çaba, daha karmaşık bir işlem gerektirir. Yukarıda anlattığımız işlemi, bizim için ressam ya da heykeltraş gerçekleştirmiştir. Öyleyse bize, bütün olarak geri dönen şey, temsil edilen kişi ya da nesnenin yalnızlığıdır; bu yalnızlığı algılayabilmeniz, ya da onun bize dokunabilmesi için, mekâna ilişkin belli bir deneyimimiz olması gerekir; ancak, kesintisiz bir mekân değil, kesintili.
Her nesne, kendi sonsuz mekânını yaratır.
(…)
Nesnelerin yalnızlığı hakkında.
O— Bir gün, odamda, iskemlenin üstünde duran havluya bakıyordum; o an, her nesnenin, sadece yalnız olmakla kalmayıp bir de ağırlığı olduğu —ya da daha doğrusu— bir başka nesnenin üstüne abanmasını engelleyen bir ağırlıksızlığı olduğu izlenimini edindim. Havlu yalnızdı, o kadar yalnız ki, sanki iskemleyi çeksem bile yerinden kıpırdamayacaktı. Havlunun, kendine Özgü bir yeri, bir ağırlığı, hatta bir suskunluğu vardı. Dünya ne kadar hafifti, ne kadar hafif…
(…)
Bu nesnelerden bir çeşit dostluk bakıldığını, bu nesnelerin bize dost bir düşünce sunduklarını yazdım… Bu benim yaptığıma, gelişigüzel laf etmek denir. Aynı şeyi De Vermeer için söyleyecek olsaydım, doğru olabilirdi belki. Giacometti başka şey: Giacometti’nin boyadığı nesne, “daha insani” olabildiği, —kullanılabildiği ve insan tarafından sürekli kullanıldığı için— ya da insanın, en iyi, en yumuşak, en değerli suretine bürünebildiği için değil, aksine, “şu nesne” olduğu için, “nesneliğin” el değmemiş olanca masu­miyeti içinde, kendisi olduğu için heyecanlandırıp ferahlatıyor bizi. O nesne, yanında hiçbir şey olmaksızın. O, bütün yalnızlığı içinde.

Jean Genet
“Giacometti’nin Atölyesi”, Çev: Hür Yumer,  Metis Yay., 1990

Hamiş: “Alberto Giacometti kimdir?” diyenler http://tr.wikipedia.org/wiki/Alberto_Giacometti adresine bakabilirler.

May
19
2010
0

Varolma Eğilimi (E. M. Cioran)

İki yüzyıldan beri, her özgünlük klasikliğe karşıt olarak ortaya çıktı. Ona karşı tepki göstermeyen hiçbir yeni biçim ya da söylem yoktur. Tüm kazanımları toz duman etmek, modern düşüncenin başlıca amacı olmuş gibi geliyor bana. Sanatın hangi alanında olursa olsun , her tarz tarza karşı kendini gösteriyor. Bizzat kendimizin bilincinde olmamız, akıl kavramını, düzen, uyum kavramını yıkarken olur.(…) “Yetkinlik” artık bizi rahatsız etmiyor: Hayatımızın ritmi bizi ona duyarsız hale getiriyor. “Kusursuz” bir yapıt meydana getirmek için beklemesini bilmek, evrenin yerini alıncaya kadar bu yapıtın içinde yaşamak gerekiyor. Bir gerilim ürünü olmaktan uzaklaşan bu yapıt dinginliğin, yıllar boyu birikmiş bir enerjinin sonucudur. Ama kendimizi harcıyoruz, hemen hemen hepimiz böyleyiz; yaratıcılıktan uzak kalmayı beceremeyen, her önemsiz yapıt için, tüm yarım başarılar için yaratmanın otomatizmine kapılmış insanlarız. (s.121)
(…)
Her şeyi doğrulayıp geçenler: Onların hayatı—bir evet dizisi…  Gerçeğe ya da onlara öyle görünen şeye bütün gücüyle katılanlar, onlar her şeye razı olurlar ve bunu söylemekten hiçbir sıkıntı çekmezler. Açıklamadıkları ya da “olağan şeyler” arasına koymadıkları hiçbir anormallik yoktur. (…)
Başkaları adına, her zaman ki olumsuzlama, yani bir şeyi doğrulamak, sadece kafaları bulandırma iradesi değil, aynı zamanda kendi hakkında bir çaba, bir özveri de gerektirir: En küçük bir evet onlara neye mal olur! Ne yadsıma! Onlar bir evetin asla yalnız gelmeyeceğini, başka evetlerin de sırada olduğunu bilir: Nasıl düşüncesizce atılırlar buna? Yine de hayırın güvenli oluşu evete doğru kışkırtır onları. Herhangi bir şeyi doğrulama ihtiyacı ve merakı böyle doğmuş onlarda. (s.203)
(…)

Emil Michel Cioran,
Varolma Eğilimi, Çev: Kenan Sarıalioğlu, 2002, Gendaş Yay.

Ayrıca bkz:
http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=1156http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=578 /
http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=437 /   http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=184 / http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?p=9

May
17
2010
0

Sergi: “polikinik dilemma” (Hakan Kamışoğlu)

“polikinik dilemma – resimli görüngü”

by Hakan Kamışoğlu

27 Mayıs- 18 Haziran 2010
Ak Galeri
/ Altıpatlar Sok. No: 12 Çukurcuma-Beyoğlu
Açılış: 27 Mayıs 2010 / 18:00
*

Hamiş: Hakan Kamışoğlu’nun bazı çalışmalarının görüntülerine http://hakankamisoglu.blogspot.com ve http://polikinikdilemma-g34.blogspot.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.

May
17
2010
0

Rock’N’Roll Children (Ronnie James Dio)

(…)

Rock ‘N’ Roll Children / Alone again
Rock ‘N’ Roll Children /Without a friend
But they got Rock ‘N’ Roll

It was starting to rain / On the night that they cried forever
it was blinding with snow/ On the night that they screamed goodbye

They were lost in the dark / And they never returned
Just like somebody slammed the door/ On Rock ‘N’ Roll Children / Alone again
Rock ‘N’ Roll Children
Without a friend

Ronnie James Dio
(1942-2010)

*
R.I.P.

Bkz: http://www.ntvmsnbc.com/id/25095746/

May
16
2010
0

“Dilimi…”

“Dilimi…”

By Rad

May
16
2010
0

sessizlik döndü

(…)
sustun
sessizlik
döndü
yine bana doğru
(…)

Bahadır Dilbaz

May
15
2010
0

“Dost!” Hikâyeler (Vüs’at O. Bener)

Vüs’at O. Bener tarafından
Tarık (Dursun K.) ‘ya ithafen imzalı; “Dost?!

*

Hamiş: Kitabı bana ulaştıran sıkı sahaf
Korhan Akman’a çok teşekkür ederim. (Zy)

Ayrıca bkz; http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog/?tag=imzali

Altyapi WP Temadown Wp Tr Temayapim TheBuckmaker Cevirmen Otel